Beşinci Sure - Baltacioglu - 5. Sayfa
Beşinci Sure
MAİDE SURESİ
Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım
Ey inananlar! Sözleşmelerinizi yerine getirin. Davar size helal kılındı. Yalnız ihramlı iken avladıklarınız, bir de Kitap’ ta yazılı olanlar değil. Çünkü Allah nasıl dilerse öyle yargılar.
Ey inananlar! Allah’ın törenlerine, vuruşma haram olan aya, Kabe’ye gönderilen kurbanlara, kurbanların gerdanlıklarına, Çalaplarının bol vergisini dilemek üzere Beyt-i Haram’a gelenlere karşı sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktıktan sonra da artık avlayın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyduğu için o ulusa karşı duyduğunuz tiksinti sakın, sizi taşkınlığa sürüklemesin. Olgunlukta, sakınırlıkta birbirinize yardım edin. Günah işlemekte, sınırları aşmakta biribirinize yardım etmeyin. Allah’tan sakının. Çünkü Allah’ın azabı çok ağırdır.
Ölü, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilmiş, boğulmuş, bir yanına vurularak öldürülmüş, yuvarlanarak ölmüş, süsülmüş, canavar parçalayıp ölmüş hayvanlar size haram edilmiştir. Yalnız canı çıkmadan kestikleriniz haram değildir. Dikili taşlar üzerinde kesilenler, fal oklarıyla kısmet aramak da haram edilmiştir. Bunların hepsi yoldan çıkmadır. Bugün Allah’ı tanımayanlar sizin dininiz karşısında umutsuzluğa düşmüşlerdir. Artık onlardan ürkmeyin. Benden ürkün. Bugün ben sizin için dininizi olgunlaştırdım. Size karşı olan iyiliklerimi sonuna erdirdim. Sizin için din olarak İslam dinini seçtim. Artık herkim açlık sıkıntısı içinde bulunacak olursa günah işlemeyi düşünmiyerek onlardan yiyebilir. Çünkü Allah yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.
Kendilerine nelerin helal kılındığını sana sorarlar. De ki: “Bütün arı nesneler, bir de Allah’ın size öğrettiği gibi yetiştirdiğiniz avcı hayvanların tuttukları size helal kılınmıştır. Onları yerken Allah’ın adını anın. Allah’tan sakının. Çünkü Allah hesabı çabuk görür.”
Bugün size bütün arı nesneler helal kılınmıştır. Kendilerine Kitap verilenlerin yiyeceği size, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. İnanan kadınlardan hür olanlar sizden önce Kitap verilenlerden hür olan kadınlar kalınlarını vermek, onlarla yoz yaklaşmada bulunmamak, onları sevgili tutmamak üzere size helaldir. Herkim inanmaktan kaçınırsa doğrusu onun bütün iyilikleri boşa gider. O kimse öbür dünyada da kendine yazık etmiş olur.
Ey inananlar! Namaza duracağınız sırada yüzünüzü, dirseklerinize kadar da ellerinizi yıkayın. Başınızı sığayın. Topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Su dökünmek gerekince de iyice arının. Eğer hasta iseniz, ya yolda iseniz, ya içinizden biri ayakyolundan geliyorsa,ya da kadınlara yaklaştınızsa su da bulamadınızsa elinizi arı bir toprağa vurup onunla yüzünüzü, ellerinizi sığayın. Allah size güçlük çıkarmak istemez. Belki sizin arınmanızı, size olan iyiliğini sonuna erdirmeyi ister., şükredesiniz diye.
Allah’ın size olan bunca iyiliğini, “İşittik, boyun iğdik” dediğiniz gün sizi andınıza bağlamak için yaptığı antlaşmayı anın. Allah’tan sakının. Çünkü Allah içinizde olanları bilicidir.
Ey inananlar! Allah için direnin, tanıklık ederken de doğruluktan ayrılmıyan kimseler olun. Bir ulusa karşı duyduğunuz iğrenti sakın sizi iğriliğe sürüklemesin. Hep doğru davranın. Sakınırlığa en yakın olan durum budur. Allah’tan sakının. Çünkü Allah bütün işlediklerinizden bilgilidir.
Allah inanıp da iyilik eden kimselere söz verdi: onlar için yarlıgama, pek büyük bir karşılık vardır.
Allah’ı tanımayıp da ayetlerimizi yalan sayanlara gelince bunlar alevli ateş içinde olanlardır.
Ey inananlar! Allah’ın size karşı olan bunca iyiliğini bir düşünün. Günün birinde bir ulus size el atmıya kalkışmıştı da biz onların ellerini sizin üzerinizden çektirmiştik. Allah’tan sakının. İnananlar yalnız Allah’a dayansınlar.
Doğrusu Allah İsrailoğullarından söz aldı. Biz içlerinden on iki kişiyi baş yaptık. Allah onlara şöyle buyurdu: “gerçekten ben sizinle birlikteyim., eğer yalvarıya durur, zekat verir, elçilerime inanır, onlara yardım eder, onların gücünü artırır, Allah için iyilik işlerseniz Ben de sizin kötülüklerinizi örterim, kesenkes sizi içlerinden ırmaklar akan Cennet’e sokarım. Artık bundan sonra içinizden herkim Beni tanımazlık edecek olursa işte o kimse doğru yoldan sapmış olur.”
Onlar antlaşmalarını bozdukları için Biz de onlara lanet ettik. Onların yüreklerini katılaştırdık. Onlar Kitap’taki sözleri yerlerinden oynattılar. O sözlerle verilen öğütlerden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı bir yana, senin onlardan göreceğin hep aldatıcılık olacaktır. Yine de sen onları bağışla. Onların suçlarından vazgeç. Çünkü Allah iyilik edenleri sever.
“İşte biz hırıstiyanız” diyenlerden de söz aldık. Ancak onlar da kendilerine verilen öğütlerden pay almayı unuttular. Biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek bir düşmanlık, hınç soktuk. Yarın Allah uydurduklarının ne olduğunu onlara gösterecektir.
Ey Kitap’lılar! Doğrusu Kitap’la gizlediklerinizin bir çoğunu size açıkça anlatan, birçoğunu da yüzünüze vurmadan geçen elçilerimiz geldi. Doğrusu size Allah’tan bir ışık geldi, apaçık bir kitap geldi.
Allah bu Kitap’la kendi dileğine uyanları esenlik yollarına iletir. Karanlıkta kalanları da kendi uygunuyla doğru yola iletir.
“İşte Allah, Meryemoğlu Mesih’tir” diyenler gerçekten Allah’ı tanımaz oldular. Onlara de ki: “Öyleyse Allah Meryemoğlu Mesih’i, onun anasını, yeryüzünde ne varsa hepsini yoketmeyi dilerse Allah’ı bundan kim alıkoyabilir? Yerlerde, göklerde, ikisinin arasında ne varsa hepsinin hakanlığı Allah’ındır. Onun gücü her nesneye yeticidir.”
Yahudiler, hırıstiyanlar derler: “Biz Allah’ın oğullarıyız, sevgilileriyiz.” De ki: “öyledir de günahlarınızdan dolayı ne diye sizi azaba uğratıyor?” Yok, siz Onun yarattığı insanoğullarısınız o kadar. Allah kimi dilerse onu yarlıgar, kimi dilerse onu da azaba uğratır. Yerlerin, göklerin, ikisinin arasında ne varsa hepsinin hakanlığı Allah’ındır. Sonunda ancak Ona dönülecektir.
Ey Kitap’lılar! Peygamberlerin ardı arkası kesildiği bir sırada işte size gerçeği açıkça anlatan elçimiz geldi, “bize müjdeleyici, öğütleyici gelmedi” demiyesiniz diye. İşte size müjdeleyici, uyarıcı olan geldi. Allah’ın gücü her nesneye yeticidir.
Bir gün Musa ulusuna şunları demişti: “Ey benim ulusum! Allah’ın size karşı olan bunca iyiliğini bir düşünün: içinizden peygamberler gönderdi, içinizden hakanlar yetiştirdi, kimseciklere vermediklerini size verdi.
Ey ulusum! Allah’ın size yasadığı kutsal toprağa girin. Sakın korkup da geri dönmeyin. Yoksa kendi kendilerine yazık edenlere dönersiniz.”
Dediler. “Ey Musa! Gerçekten orada bir takım zorbalar var. İşte, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyiz. Onlar oradan çıkarlarsa biz de ne olursa olsun oraya gireriz.”
Korkanlar arasında Allah’ın iyilikte bulunduğu iki er dedi: “onların üzerine kapıdan yürüyün. Bir yol içeri girdiniz mi, ne de olsa onları yenmiş olursunuz. Eğer inanıyorsanız Allah’a dayanırsınız.”
Dediler: “Ey Musa! Doğrusu onlar orada bulundukça sonuna kadar biz oraya girmeyiz. Haydi sen, çalabınla birlikte git de vuruş. Biz ne olursa olsun burada kalacağız.”
Musa dedi: “Ey çalabım! Doğrusu ben kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık sen bizi bu karıştırıcılar takımından ayır.”
Allah buyurdu: “İşte orası onlara kırk yıl haram kılındı. Onlar ortalıkta şaşkın şaşkın dolaşacaklardır. Artık sen de bu karıştırıcılar yüzünden tasalanma.”
Onlara Adem’in iki oğlunun olaycasını doğru olarak anlat. Onlar Allah’a birer kurban sunmuşlardı da yalnız birinin ki onanmıştı, öbürününki onanmamıştı. Bunun üzerine biri ötekine şöyle demişti: “Ne olursa olsun, ben seni öldüreceğim.” Öbürü demişti: “Allah yalnız sakınanların kurbanını onar.”
“and olsun ki eğer sen beni öldürmek için elini kaldıracak olursan sana elimi kaldıracak değilim. Çünkü ben bütün varlıkların çalabı olan Allah’tan korkarım.”
“çünkü ben dilerim ki sen benim günahımı da kendi günahınla birlikte yüklenesin de cehennemlik olasın. İşte kıyıcıların cezası budur.”
Bunun üzerine o, benliğine uyarak kardeşini öldürdü. Böylece kendine yazık etti.
Bunun üzerine Allah bir karga gönderdi. Karga, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşiyordu. Dedi: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da mı olamadım? Kardeşimin ölüsünü gömmek de mi elimden gelmedi?” Artık o ettiğine yanıyordu.
İşte bunun için İsrailoğullarına şunu yasadık: “işte herkim bir kimseyi haksız yere öldürecek olursa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Herkim de bir kimsenin canını kurtaracak olursa bütün insanların canını kurtarmış gibi olur. Meğer ki bunu ödeşme, ya da ortalıkta kargaşa çıkarma karşılığı olarak yapmış ola. Doğrusu onlara elçilerimiz apaçık belgeler getirmişlerdi. Onlardan bir çoğu bunun ardından yine de ülkede taşkınlık ettiler.”
Gerçekten, Allah’a, elçilerine karşı savaşanların, ülkeyi karıştırmaya çabalıyanların cezası ya öldürülmek, ya asılmak, ya elleriyle ayakları çaprazvari kesilmek, ya da ülkeden sürülmektir. İşte bu onlar için dünyada bir alçalmadır. Öbür dünyada da onlar için pek büyük bir azap vardır.
Ancak bu, siz onları yakalamadan önce tövbe edenler için değildir. Bilin ki gerçekten Allah yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.
Ey inananlar! Allah’tan sakının. Ona yaklaşmak için yol arayın. Onun uğrunda savaşın ki onasınız.
İşte o kimseler ki tanımazlar, işte onlar yeryüzünde ne varsa hepsi de onların olsa, bir o kadarını da üzerine koysalar da kıyamet gününün azabından kurtulmak için bütün bunları elden çıkaracak olsalar, yine de bunlar onlardan alınmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır.
Onlar ateşten çıkarılmak isteyecekler, ancak oradan çıkarılmayacaklardır. Onlar için sürekli bir azap vardır.
Erkek olsun, kadın olsun hırsızların ellerini kesin. Bu da işlediklerine karşı Allah’tan ceza olarak. Allah erklidir, doğruyu bildirendir.
Ancak herkim kıyıcılık ettikten sonra tövbe edip kendini düzeltirse, ne de olsa Allah onun tövbesini onar. Çünkü Allah yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.
Bilmez misin ki gerçekten yerlerin, göklerin hakanlığı Allah’ındır. O kimi dilerse onu azaba uğratır, kimi dilerse onu da yarlıgar. Allah’ın gücü her nesneye yeticidir.
Ey elçi! O kimseler ki gönülleriyle inanmayıp da ağızlarıyla inandık diyenlerden olup da tanımazlık yolunda seğirtirler, bir yahudi olanlardan o kimseler ki yalana kulak asarlar, sana uymıyan bir ulusa casusluk ederler, sözlerin yerlerini bile bile değiştirirler, “Eğer size bunu verirlerse alın. Bunu verirlerse almaktan çekinin” derler, sakın onlar seni kaygılandırmasın. Allah herkimi sapkınlığa uğratmayı dilerse sen Allah’ı bundan alıkoyamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah onların gönüllerini arıtmamayı dilemiştir. Onlar için dünyada alçalma, onlar için öbür dünyada pek büyük bir azap vardır.
Onlar yalana kulak asıcı, haram yiyici kimselerdir. Eğer onlar sana gelecek olularsa onların aralarını yargılarsın, ya da onlardan yüz çevirirsin. Eğer yüz çevirecek olursan, sana hiçbir zararları dokunamaz. Eğer aralarını yargılarsan doğrulukla yargıla. Gerçekten Allah doğruları sever.
Gerçekten Tevrat yanlarında, Allah’ın yargısı da onun içinde iken, nasıl olurda sana yargılanmak isterler, sonra da arkalarını dönerler? Bunlar inanan kimseler değildirler.
İşte Tevrat’ı Biz bildirdik. Tevrat’ın içinde doğru yol, ışık vardır. Allah’a kendini veren peygamberler yahudileri onunla yargılarlardı. Nasıl ki, din bilginleri, danışmanları da Allah’ın Kitap’ından belledikleri yargılarla yargılarlardı. Hepsi de onun doğruluğuna tanık oldular. Öyleyse siz insanlardan korkmayın, Benden korkun. Benim ayetlerimi az bir değere değişmeyin. Herkim Allah’ın bildirdiği Kitap’la yargılamazsa o, Allah’ı tanımaz olur.
Biz Tevrat’ta gerçekten cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle, bütün yaraları da ödeşmeyi onların boyunlarına borç yazdık. Herkim hakkından geçecek olursa onun günahları silinir. Herkim Allah’ın bildirdiği Kitap ile yargılamazsa, işte bu gibiler kıyıcı kimselerdir.
Peygamberlerin izleri üzerinden Meryemoğlu İsa’yı, kendinden önce gönderilen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. İsa’ya içinde doğru yol, ışık bulunan İncil’i, kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı, sakınanlar için de doğru yolu gösterici, öğüt olarak verdik.
Kendilerine İncil gönderilenler Allah’ın onun içinde bildirdiği yargılarla yargılasınlar. Herkim Allah’ın bildirdiği yargılarla yargılamazsa işte bu gibiler karıştırıcı kimselerdir.
Biz sana da Kitap’ı doğru olarak, kendinden önce gelen Kitap’ı doğrulayıcı, onun için tanık olarak gönderdik. Öyleyse sende onların arasını Allah’ın bildirdiğine uygun olarak yargıla. Sakın sana gelen doğru Kitap’tan ayrılıp da onların dürtülerine uyma. Biz sizin herbiriniz için bir yol, bir yordam varettik. Eğer Allah dileseydi hepinizi bir tek topluluk yapardı. Ancak, Allah sizleri, verdiği bu yollar, yordamlar ile sınamak istedi. Öyleyse iyilik etmekte birbirinizle yarışın. Hepiniz de Allah’a döneceksiniz. Allah size üzerinde anlaşamadıklarınızı bildirecektir.
Onların arasını, Allah’ın bildirdiği yargılar ile yargıla. Sakın onların dürtülerine uyma. Onlardan kaçın ki Allah’ın sana bildirdiklerinin bir nicesinden seni saptırmasınlar. Eğer yine de yüz çevirecek olurlarsa bilesin ki bir takım günahlarından dolayı Allah’ın onların başına getirmek istediği bir kötülük vardır. Çünkü insanların bir çoğu ne de olsa karıştırıcıdırlar.
Yoksa onların aradıkları puta tapılan çağların yargısıyla yargılanmak mıdır? Kanasıya inananlar için Allah’tan daha güzel yargılayıcı olur mu?
Ey inananlar! Yahudileri de, hırıstiyanları da kendinize koruyucu edinmeyin. Onlar ancak birbirlerini korurlar. İçinizden herkim onları kendine koruyucu edinecek olursa, gerçekten o da onlardan olur. Çünkü Allah kıyıcılara yol göstermez.
Onun için görürsün, o içi bozuk olanlar onlara doğru seğirtirler: “Bize bir kötülük gelmesinden korkuyoruz” derler. Belki Allah yengi kazandırır, ya da kendiliğinden durumu değiştirir de, onlar içlerinde gizleyip durduklarından dolayı pişman olurlar.
İnananlar derler: “Ne olursa olsun sizinle l birliği edecekleri üzerine Allah’a büyük büyük and içenler bunlar mı?” Bütün onların işledikleri boşa gitti. Böylece onlar kendilerine yazık etmiş oldular.
Ey inananlar! İçinizden herkim dininden dönecek olursa Allah bu gibilerin yerine sevdiği, kendisini de seven bir ulusu getirecektir. Bunlar inananlara karşı çok alçak gönüllü, Allah’ı tanımıyanlara karşı da çok sert olacaklardır. Allah uğrunda savaşırlar, kınayıcıların kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın öyle büyük bir vergisidir ki kime dilerse ona verir. Allah her nesneyi kaplayıcıdır, bilicidir.
Gerçekten sizin yardımcınız yalnız Allah’tır, Onun elçileridir, bir de inanan kimselerdir ki namaz kılarlar, zekat verirler.
Herkim Allah’ı, Onun elçisini, yada inananları kendine koruyucu edinecek olursa bilsin ki yengiyi kazanacaktır. Bu gibiler Allah’tan yana olanlardır.
Ey inananlar! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi, eğlence, oyun yerine koyanları, Allah’a inanmıyanları sakın kendinize koruyucu edinmeyin, Allah’tan sakının, eğer inanıyorsanız.
Siz onları namaza çağırınca onlar bu çağrıyı eğlence, oyun yerine koyarlar. Besbelli ki bu, aklı yatmıyanlar takımı olmalarındandır.
De ki: “Ey kitap’lılar! Biz Allah’a, bize bildirilene, bundan önce bildirilenlere inanıyoruz, siz bizi yalnız bunun için yadırgıyorsunuz öyle mi? Gerçekten sizin pek çoğunuz karıştırıcı kimselersiniz.”
Onlara de ki: “Allah’ın katında suç olarak bundan daha kötüsünü size bildireyim mi? Bunlar Allah’ın lanet ettiği, öfkelendiği kimse ile içlerinden maymuna, domuza döndürdüğü kimseler, bir de Tağut’a tapanlardır. İşte bunlar, yerleri çok kötü, yolları da doğru yoldan çok ayrılmış kimselerdir.”
Onlar sizin yanınıza gelince: “Biz inandık” derler. Doğrusu onlar Allah’ı tanımaz olarak gelirler, tanımaz olarak giderler. Allah ise onların bütün gizlediklerini çok iyi bilendir.
Görürsün, onlardan bir çoğu günah işlemekte, düşmanlık etmekte, haram yemekte biribirleriyle yarışırlar. Onların yaptıkları iş ne çirkindir.
Ne olurdu, onların din bilginleri, din danışmanları onları iğri sözden, haram yemekten alıkoysalardı. Onların yaptıkları iş ne çirkindir.
Yahudiler: “Allah cimridir” dediler. Böyle dedikleri için onların dilleri tutulsun. Onlara lanet olsun. Yok, Allah vergisi bol olandır. Allah kimi dilerse onu geçindirir. Çalabından sana bildirilen Kur’an onlardan bir çoğunun taşkınlığını, tanımazlığını ne de olsa artırıyor. Onların arasına son güne değin sürecek olan bir düşmanlık, bir soğukluk soktuk. Onlar savaş ateşini yaktıkça Allah onu söndürdü. Onlar ortalıkta karışıklık çıkarmak için seğirtirler. Allah ise karıştırıcıları sevmez.
Eğer kendilerine Kitap verilenler inanmış, sakınmış olsalardı, Biz de onların kötülüklerini ne olursa olsun örterdik, onları dirlikli cennetlere sokardık.
Bir de eğer onlar Tevrat’a, İncil’e, çalaplarından kendilerine bildirilenlere dört elle sarılsalardı, yerin üstündeki, altındaki azıklardan bol bol yiyeceklerdi. Onların arasında kendini bilen bir topluluk da vardır. Ancak bir çoğunun yaptıkları ne çirkindir.
Ey elçi! Çalabının sana bildirdiğini sen de onlara eriştir. Eğer bunu yapmazsan elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Çünkü Allah tanımazlar takımını doğru yola iletmez.
De ki: “Ey kendilerine Kitap verilenler! Siz Tevrat’ı, İncil’i Allah’ınızdan size bildirileni yerine getirmedikçe sağlam bir yere tutunmuş olmazsınız.” Çalabından sana bildirilen Kur’an onlardan birçoğunun taşkınlığını, tanımazlığını ne de olsa artıracaktır. Onun için sakın Allah’ı tanımıyan bu kimseler seni bezdirmesin.
İşte, inananlarla yahudilerden, sabiilerden, hırıstiyanlardan herkim Allah’a,son güne inanır da iyilik işlerse artık bu gibiler için korku yoktur, onlar kaygılanacak da değildirler.
Gerçekten Biz İsrailoğullarından söz aldık. Onlara elçiler de gönderdik. Onlar ise benliklerini okşamıyan bir gerçek getiren nekadar elçi geldiyse bir takımını da öldürmüşlerdi.
Onlar öyle sandılar ki başlarına kara gelmiyecektir. Kör oldular, sağır oldular! Sonra Allah onların tövbelerini onadı. Sonra içlerinden birçoğu yine kör oldular, sağır oldular! Allah onların bütün işlediklerini görücüdür.
Doğrusu o kimseler ki: “Allah Meryemoğlu Mesih’in kendisidir” dediler, onlar gerçekten Allah’ı tanımaz oldular. Oysaki Mesih şunu demişti: “Ey İsrailoğulları! Benim çalabım, sizin de çalabınız olan Allah’a tapın. Çünkü herkim Allah’a eş koşacak olursa kesenkes Allah da ona Cenneti haram kılar. Onun varacağı yer ateştir. Kıyıcıların hiç bir yardımcıları yoktur.”
O kimseler ki: “Allah üçlerden biridir” derler, gerçekten Allah’ı tanımazlık etmiş olurlar. Oysa ki bir tek olan Allah’tan başka tanrı yoktur. Eğer bu söylediklerinden vazgeçmiyecek olurlarsa, içlerinden tanımazlık edenler acıklı bir azaba uğrıyacaklardır.
Onlar daha da Allah’a tövbe etmiyecekler, Onun yarlıgamasını dilemiyecekler mi? Allah yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.
Meryemoğlu Mesih yalnız elçidir, o kadar. Doğrusu ondan önce de bir takım peygamberler geldiler, geçtiler. Onun anası da özü sözü bir kadındı. İkisi de yemek yerlerdi. Bak, Biz onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra da bak, onlar gerçekten nasıl yüz çeviriyorlar.
De ki: “Allah’ı bırakıp da size ne zararı, ne de yararı dokunmıyanlara mı tapıyorsunuz? Oysa ki Allah işitici, bilici olandır.”
De ki: “Ey kitap’lılar! Haksız yere din sınırlarını aşmayın. Bir ulus ki bundan önce kendisi sapmış, bir çoğunu da saptırmış, doğru yoldan ayrılmıştır, sakın siz o ulusun dürtülerine uymayın.”
İsrailoğullarından olup da Allah’ı tanımıyanlar Davut’un, Meryemoğlu İsa’nın diliyle lanete uğradılar. Bu da onların ayaklanmalarından, Allah’ın sınırlarını aşmalarından ileri geliyordu.
Onlar biribirlerini kötülük işlemekten alıkoymazlardı. Gerçekten onların işledikleri ne çirkindi.
İçlerinden birçoğunu görürsün, Allah’ı tanımıyanları kendilerine koruyucu edinirler. Benliklerinin onları sürüklediği iş o kadar çirkindir ki Allah onları öfkesine uğratmıştır. Onlar her azap içinde kalacaklardır.
Eğer onlar Allah’a, peygamberine, ona bildirilene inanmış olsalardı, onları kendilerine koruyucu edinmezlerdi. Ancak, onların birçoğu karıştırıcı kimselerdir.
Göreceksin, gerçekten insanlar arasında inananlara karşı düşmanlıkta en çok ileri gidenler yahudilerle Allah’a eş koşanlardır. Gerçekten onlar arasında inananlara sevgice en yakın bulacağın kimseler “Biz hırıstiyanız” diyenlerdir. Çünkü onların içinde keşişler, rahipler vardır. Gerçekten onlar büyüklük taslamak istemezler.
Peygambere bildirileni dinleyince doğruyu tanıdıkları için onların gözlerinden yaşlar taştığını görürsün. Onlar derler: “Ey çalabımız! Biz inandık. Sen de bizi doğruyu tanıyanlar sırasına yaz.”
“Allah’a, bize gelen doğruya ne diye inanmıyalım? Çalabımızın bizi doğruluktan ayrılmıyanlar ile birlikte Cennet’e sokmasını ne diye ummıyalım?”
İşte bu söylediklerinden dolayı Allah da onlara karşılık olarak, içinden ırmaklar akan cennetler verdi. Onlar hep orada kalacaklardır. İyilik edenlerin karşılığı işte budur.
O kimseler ki Allah’ı tanımadılar, ayetlerimizi yalan saydılar, işte bunlar cehennemlik olanlardır.
Ey inananlar! Allah’ın size helal kıldığı o arı nesnelerden kendinizi yoksun bırakmayın, sınırları da aşmayın. Çünkü Allah sınırları aşanları sevmez.
Allah’ın sizin için helal, arı kıldığı azıklardan yiyin. Hem de kendisine inandığınız Allah’tan sakının.
Allah sizi gelişi güzel ettiğiniz antlardan dolayı sorumlu tutmaz. Yalnız bilerek, isteyerek ettiğiniz antlardan dolayı sorumlu tutar. Bu günahın örtülmesi için de çoluğunuza, çocuğunuza, yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak, ya giydirmek, ya da bir köle boşlamak gerek. Bunlara gücü yetmiyenler için üç gün oruç tutmak vardır. Bu, antdan dönme suçunun örtülmesi içindir. Antlarınızı tutun. İşte Allah ayetlerini size böyle açıklar, şükredesiniz diye.
Ey inananlar! Gerçekten şarap, kumar, putlar, fal okları şeytan işi olan iğrençliklerdir. Onun için bunlardan kaçının ki onasınız.
Şeytan’ın istediği, içki ile, kumar ile sizi biribirinize düşman etmek, biribirinize düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan, namazdan alıkoymaktır. Artık bunlardan vazgeçmiyecek misiniz?
Allah’a boyun eğin, Onun elçilerine de boyun eğin. Çekinin. Eğer doğrudan yüz çevirecek olursanız biliniz ki işte elçilerimize düşen, doğruyu apaçık bildirmektir, okadar.
İnanıp da iyilik işliyenlere haram kılınmadan önce yediklerinden dolayı suç yoktur. Elverir ki inanır, iyilik işler kimseler olsunlar, sonra yine sakınıp inansınlar, iyilik ede dursunlar. Allah iyilik edenleri sever.
Ey inananlar! Allah, ellerinizle tutacağınız, oklarınızla vurabileceğiniz bir avı yasak ederek sizi sınayacaktır, görmeden kendisinden korkanları ayırt etmek için. Artık herkim bundan sonra sınırları aşacak olursa bu gibiler için acıklı bir azap vardır.
Ey inananlar! Sizler hacda ihramda iken avlanmayın. İçinizden herkim tasarlıyarak av hayvanı öldürecek olursa, onun cezası Kabe’ye kurban olarak gönderilecek benzeri bir davarı kesmek olur. Böyle olduğunu içinizden iki doğru kimse kestirecektir. Ya günahı örtmek için yoksulları doyurmak, ya da bunun dengi olan orucu tutmak vardır. Bu da işlediği suçun acısını tatması içindir. Allah geçmişi bağışladı. Herkim bir daha böyle yaparsa Allah ondan öç alır. Allah erklidir, öç alıcıdır.
Deniz avı avlamak, bu avı yemek size helal kılındı. Bunlar sizlerin, yolda olanların gönenmesi içindir. Kara avı ise, ihramda bulunduğunuz sürece size haram kılındı. Kendi yanında derleneceğiniz Allah’tan sakının.
Allah Kabe’yi kutlu ev kıldı, hac ayını boynu bağlı, bağsız kurbanları da insanları kalkındırmak için var etti. Bu da şunu bilmeniz için ki yerlerde, göklerde ne varsa hepsini Allah bilir. Çünkü Allah her nesneyi bilicidir.
Bilin ki gerçekten Allah cezası ağır olandır, hem de gerçekten Allah yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.
Allah’ın elçilerine düşen, yalnız bildirmektir, o kadar. Allah sizin açığa vurduğunuzu da bilir, gizli tuttuğunuzu da.
De ki: “Kötü ile iyi bir olamaz, kötülerin çokluğu sizi şaşırtsa bile. Öyleyse ey aklı başında olanlar, Allah’tan sakının ki onasınız.
Ey inananlar! Öyle nesneler vardır ki eğer onlar size açıklanacak olsa gücünüze gidecektir. Sakın bunları sormayın. Eğer bunları Kur’an bildirilirken soracak olursanız size açıklanacaktır. Allah o sorularınızı da bağışlamıştır.
Gerçekten bunları sizden önce başka bir ulus da sormuştu. Sonra bu yüzden Allah’ı tanımaz olmuştu.
Allah ne Bahıyre, ne Saibe, ne asıyle, ne de Ham denilen hayvanlara inanın diye buyurmadı. Ancak tanımıyanlar Allah’a karşı yalan uydurdular. Onların pek çoğu aklı yatmayan kimselerdir.
Onlara: “Allah’ın bildirdiğine, elçisine gelin” denilince derler: “Atalarımızdan ne gördükse o bize yeter”. Ya ataları hiçbir bilgisi olmıyan, doğru yolu da tutmamış olan kimselerse?
Ey inananlar! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolu tuttuktan sonra sapkınlar size zarar veremezler. Hepiniz de Allah’a döneceksiniz. Yaptıklarınızı size O bildirecektir.
Ey inananlar! Sizin aranızdan birinin karşısına ölüm dikilince vasiyet sırasında yakınlarınızdan ya da içinizden iki doğru kişiyi tanık tutsun. Ya da yolcu iken ölümle karşılaşacak olursa sizden olmıyan iki kişiyi tanık tutun. Eğer onlardan işkillenecek olursanız bu iki kişiyi namazdan sonra alıkoyun da Allah’a şöyle and içsinler: “Yakınlarımız için tanıklık etmekten geri durmıyacağız, yoksa ne de olsa günah işlemiş oluruz.”
Eğer o iki kişinin günah işledikleri anlaşılacak olursa, onların yerine çiğnenmiş olan mirasçılardan iki kişiyi koyun da şöyle and içsinler: “Allah’a ant olsun ki bizim tanıklığımız onların tanıklığından daha doğrudur. Çünkü biz Allah’ın sınırlarını aşmadık. Eğer aşmış olsaydık besbelli ki kıyıcılık etmiş olurduk.”
Böylesi onların doğru tanıklık etmelerini, bir de ant içtikten sonra antlarının başkalarının antlarıyla geri çevrilmesinden korkmalarını daha çok sağlar. Allah’tan sakının da Onu dinleyin. Allah karıştırıcı takımını doğru yola iletmez.
O gün Allah bütün elçilerini toplayıp diyecek: “Onların ne kadarı size uydu?” Diyecekler: “Bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Çünkü görünmiyenleri çok iyi bilen yalnız sensin.”
Allah o gün buyuracak: “Ey Meryemoğlu İsa! Sana senin anana ettiğim bunca iyiliği bir düşün. O gün seni Cebrail ile pekitmiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara söz söylüyordun. O gün sana Kitap’ı, doğrunun bilgisini, Tevrat’ı, İncil’i öğretmiştim. O gün benim uygunumla çamuru kuş biçimine sokmuştun. Ona üfürünce de yine benim uygunumla o, kuş oluvermişti. Anadan doğma körü, alacayı Benim uygunumla diriltip mezardan çıkarmıştın. O gün İsrailoğullarının elini senin üzerinden çektirmiştim. O gün kendilerine apaçık belgeler getirmiştin. Bunun üzerine içlerinden Allah’ı tanımıyanlar: “Bunlar olsa olsa büyüdür” demişlerdi.
O gün Ben senin yardımcılarının gönüllerine bildirmiştim: “Bana da, elçime de inanın” diye. Onlar demişlerdi: “İnandık. İşte kendimizi Allah’a vermiş olduğumuza sen de tanık ol.”
O gün yardımcılar demişlerdi: “Ey Meryemoğlu İsa! Senin çalabının bize gökyüzünden bir sofra indirmeye gücü yeter mi?” O da demişti: “Allah’tan sakının, eğer inanan kimselersiniz.”
Dediler: “Biz istiyoruz ki o sofradan yiyelim de gönüllerimiz yatışsın. Hem de kesin olarak bilelim ki, sen bize doğru söylüyorsun. Bunun üzerine seni elçi tanıyalım.”
Meryemoğlu İsa dedi: “Ey çalabımız! Gökyüzünden bize bir sofra indir de, büyüğümüzden küçüğümüze kadar bir bayram olsun, hem de Senden bir belge olsun. Bizi azıklandır. Sen ki azıklandırıcıların yey olanısın.”
Allah buyurdu: “İşte Ben onu size indireceğim. Artık ondan sonra içinizden herkim Allah’ı tanımazlık edecek olursa kimseye çektirmediğim azabı ona çektiririm.”
O gün Allah buyurmuştu: “Ey Meryemoğlu İsa! İnsanlara: “Allah’ı bırakın da benimle anamı iki tanrı edinin diyen sen misin?” İsa demişti: “Seni ulularım. Hakkım olmıyan bir sözü söylemek benim için doğru olamaz. eğer ben o sözü söyledimse doğrusu onu Sen bilirsin. Gerçekten bende olanı Sen bilirsin. Ancak sende olanı ben bilmem. Çünkü görünmiyenleri en iyi bilen Sensin.
Sen bana ne buyurdunsa ben onlara yalnız onu söyledim. Benim de çalabım, sizin de çalabınız olan Allah’a tapın dedim. İçlerinde bulunduğum sürece de onları gözettim. Sen beni içlerinden alınca onları sakındıran yalnız Sen oldun. Her nesneyi gözeten sensin.
Eğer onları azaba uğratacak olursan onlar senin kullarındır da onun için. Eğer onları yarlıgayacak olursan Sen erklisin, doğruyu bildiricisin de onun için.
Allah buyurdu: “Bugün doğruların doğruluklarından yararlanacakları bir gündür. Onlar içinden ırmaklar akan cennetler vardır. Onlar hep orada kalacaklardır. Allah onlardan hoşnut oldu. Onlar da Allah’tan hoşnut oldular. Ulu ermişlik işte budur.
Yerlerin, göklerin, her ikisinde olanların hakanlığı Allah’ındır. Onun gücü her nesneye yeticidir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi