Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - 6. Sayfa - Baltacioglu

 

 

Altıncı Sure

EN'AM SURESİ

 

Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.

 

Övülmek yalnız Allah’a yaraşır. O Allah ki yerleri, gökleri yarattı, karanlıkları, aydınlıkları var etti. Sonra, bir de tanımıyanlar kendilerini çalaplarıyla bir tutmaya kalkışıyorlar.

O Allah ki sizi balçıktan yarattı. Sonra da sizin yaşamınıza bir son biçti. Adı konmuş olan bu son ise Onun katındadır. Sonra siz yine de işkilleniyorsunuz.

Yerlerde de, göklerde de Allah Odur. O sizin içinizi de bilir, dışınızı da. Bütün işlediklerinizi de yine O bilir.

Onlara çalaplarının belgelerinden bir belge gelsin de onlar bundan yüz çevirmesinler olmaz.

Doğrusu onlar kendilerine gelen doğruyu yalan saymışlardır. Ancak, eğlendiklerinin ne olduğu yarın kendilerine öğretilecektir.

Görmüyorlar mı ki biz onlardan önce yetişen nice toplumları yok ettik. Biz onları yeryüzüne sizi yerleştirdiğimizden daha iyi yerleştirmiştik. üzerlerine gökten bol bol yağmur yağdırmıştık. Ayaklarının altında akan ırmakları da var etmiştik. Ancak günahlarından dolayı onları yine de yok ettik. Onlardan sonra da yerlerine başka toplumlar var ettik.

Sana yazılı bir kitap gönderseydik, onlar da onu elleriyle tutsalardı, Allah'ı tanımıyanlar yine de şunu diyeceklerdi: “Gerçekten bu olsa olsa apaçık bir büyüdür.”

Şöyle derler: “Allah ona bir melek gönderseydi.” Eğer Biz bu meleği göndermiş olsaydık kesenkes iş bitirilmiş olurdu, onlara da göz açtırılmazdı.

Eğer Biz bir melek gönderseydik onu insan biçimine sokardık da ne de olsa onları şüpheleriyle başbaşa bırakırdık.

Doğrusu onlar, senden önceki elçilerle de eğlendiler de içlerinden eğlenenleri o eğlendikleri kuşatıverdi.

De ki: “Yeryüzünde bir dolaşın da elçilerimizi yalancı yerine koyanların sonu nice oldu bir görün.”

De ki: “Yerlerde, göklerde ne varsa kimindir?” De ki: “Allah'ındır.” Allah esirgeyicilik işini kendi üzerine almıştır. Hepinizi kıyamet günü kesenkes derleyecektir. Bunda şüphe yoktur. O kimseler ki kendilerine yazık etmişlerdir, artık onlar inanmazlar.

Gecenin, gündüzün içinde barınan ne varsa hepsi de Allah'ındır. Allah işiticidir, bilicidir.

De ki: “Yerleri, gökleri yaradanı bırakıp da bir başkasını kendime koruyucu edinir miyim ben? Başkalarına yedirip de kendi yemiyen Odur.” De ki: “Gerçekten bana Allah'a bağınanların ilki sen ol, sakın Allah'a eş koşma” diye buyruldu.”

De ki: “Eğer ben çalabıma karşı ayaklanacak olursam ulu günün azabından besbelli ki korkarım.”

O gün her kim azaptan alıkonulacak olursa gerçekten Allah onu esirgemiştir. Açıktan açığa erim işte budur.

Eğer Allah'tan sana bir kötülük gelirse onu Ondan başka giderecek olan yoktur. Eğer sana bir iyilik gelirse bilki Allah'ın gücü her nesneye yeticidir.

Allah kullarının üzerinde kendi başına buyruktur, doğruyu bildiricidir, bilgilidir.

De ki: “En büyük tanık kimdir?” De ki : “Benimle sizin aranızda tanık olan Allah'dır. Bu Kur'an benim gönlüme bildirildi ki sizi, onu işitenleri sakındırabileyim. Allah'tan başka tanrıların var olduğuna siz mi tanıklık ediyorsunuz? “De ki: “Ben tanıklık etmiyorum.” De ki: “Gerçekten, O bir tek Allah'tır. Doğrusu ben eş koşanlardan uzağım.”

O kimseler ki kendilerine Kitap verilmiştir, onu öz oğullarını nasıl tanırlarsa öyle tanırlar. O kimseler ki kendilerine yazık etmişlerdir, artık onlar inanmazlar.

Allah'a karşı yalan söyliyenden daha kıyıcı kim olabilir? Gerçekten bu kıyıcılar onmıyacaklardır.

O gün hepsini bir araya derliyeceğiz. Sonra da eş koşanlara diyeceğiz: “Nerede o sizin kuruntusunu ettiğiniz eşler?”

Sonra onların kaçamak olarak söyliyebilecekleri ancak şu olacaktır: “Ey çalabımız! Sana and olsun ki bizler sana eş koşmadık.”

Bak, kendilerini zorlayıp nasıl da yalan söylediler. Allah’a karşı eş koştukları putlar kendilerinden nasıl da uzaklaştılar.

İçlerinde senin okuduğunu dinleyenler vardır. Biz onların yüreklerini katılaştırdık, kulaklarını da tıkadık, senin okuduklarının anlamasınlar diye. Onlar bütün belgelerimizi görecek olsalar bile yine de onlara inanmıyacaklardır. Bukadar da değil, onlar seninle çekişmeye de gelirler. İnanmıyan bu kimseler şunu derler: “Bunlar olsa olsa eski çağların masallarıdır.”

Onlar herkesi Kur'an dinlemekten alıkoyarlar, kendileri de ondan uzaklaşırlar.Onlar böylelikle yalnız kendilerini tüketmiş olurlar. Yine de bunu ayırt edemezler.

Ateşin karşısında bırakılınca: “Oh! Ne olurdu, gerisin geriye gönderilseydik de Allah'ın belgelerini yalan saymasaydık, böylelikle inanan kimseler olsaydık” dediklerini bir görseydin.

Besbelli ki eskiden beri gizledikleri kötülükler karşılarına dikildi de ondan. Yoksa onlar gerisin geriye gönderilseler bile yine de kendilerine yasak edilen kötülükleri işlemiye başlıyacaklardı. Çünkü gerçekten onlar yalancı kimselerdir.

Dediler: “Biz insanlar yalnız bu dünyada yaşıyacağız. Öldükten sonra dirilmiyeceğiz.”

Çalaplarının karşısına çıkarıldıkları gün sen onları bir görseydin. Çalapları: “Nasıl, doğru muymuş” buyurur, onlar da “Çalabımıza and olsun ki evet” derler. Çalapları buyurur: “Öyleyse tadın şimdi azabı. Çünkü sizler Allah'ı tanımaz kimselerdiniz.”

Gerçekten o kimseler ki Allah'a kavuşmayı yalan saydılar, doğrusu onlar kendilerine yazık etmişlerdir. Kıyamet günü birdenbire gelip çatınca, günahlarını sırtlarına yüklenip derler: “Orada işlediğimiz suçlardan dolayı yazıklar olsun bize.” Bakın o yüklendikleri yük ne ağırdır.

Dünya yaşayışı yalnız bir oyalanmadır, o kadar. Öbür dünya evi ise sakınanlar için yeydir. Yine de aklınız yatmıyor mu?

Doğrusu biz biliyoruz ki onların söyledikleri seni kaygılandırmaktadır. Ancak onlar seni yalancı yerine koymakla kalmıyorlar, belki onlar Allah’ın belgelerini de yoğumsıyorlar.

Doğrusu, senden önceki elçilerde yalancı yerine konulmuşlardı. Onlar ise kendilerine yardımınız erişinceye kadar yalancı sayılmıya, üzülmeye katlandılar. Allah'ın sözlerini kimse değiştiremez.doğrusu bu elçiler üzerine sana bilgi verildi.

Onların senden yüz çevirmeleri sana ağır gelince bu sefer sen, eğer gücün yetmiş olsaydı, yeri oyarak yada gökyüzüne merdiven kurarak onlara belge göstermek isterdin. Ancak Allah da dilemiş olsaydı, onların hepsini doğruluk yolunda toplardı. Sakın kendini bilmez olmıyasın.

Gerçekten, çağırıya gelenler yalnız kulağı işitenlerdir. Ölülere gelince, onları ancak Allah diriltecektir. Sonra onlar yine Allah'a döndürüleceklerdir.

Derler: “Ne olurdu Allah'tan ona bir belge gönderilseydi.” De ki: “Gerçekten Allah belge göndermiye gücü yeticidir. Ancak, onların pek çoğu bunu bilmezler.”

Yeryüzünde bütün yürüyen hayvanlar, gökyüzünde uçuşan bütün kuşlar da sizin gibi topluluklardır. Kitap'ta hiçbir nesneyi eksik bırakmış değiliz. Sonra hepsi de çalaplarına derleneceklerdir.

O kimseler ki belgelerimizi yalan saydılar, onlar karanlıkta kalmış olan sağırlar, dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu yoldan çıkarır, kimi de dilerse onu doğru yol üzerinde bulundurur.

De ki: “Eğer doğru sözlü kimselerseniz söyleyin bana. Allah'ın azabı size erişince ya da kıyamet günü gelince, Allah'tan başkasına mı yalvaracaksınız?”

besbelli ki Ona yalvaracaksınız. O da dilerse sizi kurtulmak istediğiniz sıkıntıdan kurtaracak, siz de Ona eş koştuklarınızı artık unutacaksınız.

Doğrusu Biz senden önce nice topluluklara elçiler göndermiştik. Onları sıkıntıya, zarara uğrattık, yakarsınlar diye.

Biz onların başlarına bir sıkıntı getirince onlar da yakarmalı değil miydiler? Ancak onların yürekleri katılaşmış, işledikleri suçları Şeytan da onlara güzel göstermiştir.

Bundan ötürü onlar kendilerine verilen öğütleri unuttular. Bunun üzerine Biz de onlara bütün varlık kapılarını açtık. Kendilerine verdiğimiz varlıklarla genleştikleri bir sırada da onları birdenbire çarptık. Onlar da umutsuzluğa düştüler.

İşte böylelikle kıyıcılık edenlerin kökü kurutulmuş oldu. Övülmek yalnız Allah'a yaraşır. O Allah ki bütün varlıkların çalabıdır.

De ki: “söyleyin bana, eğer Allah sizin kulağınızı sağır, gözlerinizi kör eder; yüreklerinizi de katılaştıracak olursa Allah'dan başka hangi tanrı onları size gerisin geriye verebilir? Bak, Biz belgelerimizi evire çevire nasıl da açıklıyoruz. Sonra yine de yüz çeviriyorlar.

De ki: “Söyleyin bana Allah'ın azabı size birdenbire, ya da önceden belli olarak gelseydi, kıyıcılar takımından başkası mı yokedilmiş olurdu?”

biz peygamberleri yalnız birer müjdeleyici, uyarıcı olarak göndermişizdir. Böyle olunca, herkim inanır, kendini düzeltirse artık bu gibiler için korku yoktur. Onlar kaygılanacak da değildirler.

O kimseler ki belgelerimizi yalan saydılar, karıştırıcılıklarından dolayı azaba uğrıyacaklardır.

De ki: “Ben size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum. Ben görünmiyeni bilirim de demiyorum. Ben size, işte ben meleğim de demiyorum.gerçekten ben ancak Allah'ın gönlüme bildirdiği ne ise yalnız ona uyarım.” De ki: “Gören ile görmiyen bir olur mu? Yine de aklınız yatmıyor mu?”

çalapları yönünden derlenmekten korkanları sen Kur'an ile uyar. Onların Allah'tan başka ne koruyucusu, ne de kayırıcısı yoktur. Sakınsınlar diye.

Sabah, akşam çalaplarına yalvarıp Ona kavuşmayı dileyenleri sakın yanından kovma. Onların hesabı senden sorulmaz. Senin hesabın da onlardan sorulmaz. Eğer onları kovacak olursan kıyıcılık etmiş olursun.

Biz insanların kimini kimi ile sınadık, “aramızda Allah'ın iyiliklerini esirgemediği kimseler bunlar mı” desinler diye. Kendisini övenleri çok iyi bilen, Allah değil midir?

Belgelerimize inananlar sana gelince: “Esenlik size” de. Çalabınız esirgeyiciliği kendi üstüne almıştır. Sizden herkim bilmezlikten dolayı bir kötülük işleyecek olur, sonra da tövbe eder, kendini düzeltecek olursa, işte Allah yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.

İşte biz belgelerimizi böyle uzun uzadıya açıklarız ki suçluların tuttukları yol seçilsin diye.

De ki: “Gerçekten sizin Allah'ı bırakıp da taptıklarınıza tapmam bana yasak edilmiştir. Ben sizin dürtülerinize kapılmam. Çünkü gerçekten sapkınlığa düşmüş olurum,doğru yolu tutmuş olamam.”

De ki: “Gerçekten ben de çalabımın bildirdiği apaçık bir belge var Siz ise bu belgeyi yalan sayıyorsunuz. Çarçabuk olmasını istediğinizi yapmak benim elimde değil. Ne de olsa yarlıgayacak olan yalnız Allah'tır. Doğruyu bildiren de Odur. Ayırt edicilerin yey olanı da Odur.

Dedi: “eğer çabuk olmasını istediğiniz benim elimde olsaydı, bu iş benimle sizin aranızda çoktan olup biterdi. Ancak kıyıcıları en iyi bilen Allah'dır. “

Görünmezlerin anahtarları Onun yanındadır. Görünmezi bilen yalnız Odur. Karada, deniz de ne varsa O bilir. Onun bilgisi olmadan düşen bir tek yaprak yoktur. Yerin karanlıkları içinde tek bir tane, yaş, kuru hiçbir nesne yoktur ki Kütük'te apaçık yazılı bulunmasın.

Geceleyin sizi ölü gibi uyutan, gündüzün sizin kazandığınızı da bilen Odur. Sonra sabahleyin sizi kaldıran yine Odur. Yazılı olan süreniz sonuna erinceye kadar bu böyle olacaktır. Sonra döneceğiniz yer yine O olacaktır. Sonra da her ne işledinizse size bildirilecektir.

Allah'ın kulları üzerindeki erki sonsuzdur. O size gözleyiciler gönderir. İçinizden birine ölüm erişince de elçilerimiz hiç şaşmazlar, onun canını alırlar.

Sonra bunlar kendilerinin gerçek koruyucusu olan Allah'a döndürüleceklerdir. Bilin ki yargılıyacak olan yalnız Odur. En çabuk hesap gören de Odur.

De ki: “Sizi denizin, karanın karanlıklarından kurtaran kimdir?” “Bizi bundan kurtaracak olursan biz de Sana şükrederiz” diye kendisine gizlice yalvardığınız işte Odur.

De ki: “Sizi bundan da her türlü sıkıntıdan da kurtaran Allah'tır. Yine de siz Ona eş koşuyorsunuz.

De ki: “Size başınızın üstünden olsun, ayaklarınızın altından olsun azap göndermiye, gücü yeten Odur. Ya da sizi parçalara ayırıp kiminizi kiminizin hıncına uğratmıya gücü yeten Odur. Bakın, Biz belgelerimizi nasıl da evire çevire açıklıyoruz, anlasınlar diye.”

Senin ulusun Kur’an’ı yalan saydı. Oysaki doğrudur. Onlara: “Ben sizin gözeticiniz değilim” de.

Bütün bu bildirilerimin gerçekten bir günü vardır.sonra öğrenirsiniz.

Belgelerimizi çekiştirenleri görünce onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir. Eğer şeytanlar sana unutturacaklar olurlarsa hatırladıktan sonra sakın bir daha kıyıcılar takımıyla bir arada bulunma.

Onların sorumluluğunu yüklenmek sakınanlara düşmez. Ancak, onları öğütlemek var, sakınsınlar diye.

Dinlerini oyun, eğlence yerine koyanları, kendilerini dünya dirliği aldatmış olan kimseleri bırak. Sen yalnız onlara hatırlat ki kişi ettiğini bulur, ona Allah'tan başka koruyucu, kayırıcı yoktur, elinde olan bütün ödekleri ödese bile alınmaz. Onlar ettiklerini bulan kimselerdir. Onlar için kaynar bir su, acıklı bir azap vardır, tanımazlıklarından ötürü.

De ki: “Allah'ı bırakıp da bize ne yararı, ne de zararı dokunmıyanlara mı tapalım? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra izlerimiz üzerinden gerisin geriye mi dönelim? O şaşkın kimseler gibi ki Şeytan yeryüzünde onların aklını almıştır, arkadaşları gel bize diye kendisini doğru yola çağırmaktadırlar. “De ki : “Gerçekten doğru yol Allah'ın yoludur. Biz bütün yaratıkların çalabına bağınma buyruğunu aldık.

Namaz kılın sakının. Kendisine derleneceğiniz varlık Odur.

Yerleri, gökleri gerektiği gibi yaratan Odur. Bir gün “ol “der onlar da oluverir. Onun sözü doğrudur. Boru üfürüleceği gün de hakanlık Onundur. Görüneni, görünmezi bilen Odur. Doğruyu bildirici, bilgili olanda odur.

O gün İbrahim babası Azer'e dedi: “Sen putları kendine tanrı mı ediniyorsun? Gerçekten görüyorum ki sen de, ulusun da apaçık bir sapkınlık içindesiniz.

Böylece Biz İbrahim'e yerlerin, göklerin hakanlığını gösterdik, kesin bilgi edinsin diye.

Gecenin karanlığı üzerine çökünce İbrahim bir yıldız gördü. Dedi: “işte benim çalabım.” Yıldız batınca da dedi: “Ben batan şeyleri sevmem.”

Doğan ayı görünce dedi: “İşte benim çalabım!” Onun da battığını görünce dedi: “Doğrusu eğer benim çalabım eğer doğru yolu göstermezse besbelli ki ben sapkınlar arasına karışırım.”

Doğmakta olan güneşi görünce dedi: “İşte benim çalabım! Bu hepsinden de büyük.” Güneş batınca da dedi: “Ey ulusum! Gerçekten ben bütün eş koştuklarınızdan uzağım.

Gerçekten ben Allah'ı birleyici olarak yerleri, gökleri yaradanın kendisine yöneldim. Doğrusu ben Allah'a eş koşanlardan değilim.”

Ulusu onunla tartıştı. İbrahim onlara dedi: “Benimle Allah üzerine tartışmak mı istiyorsunuz? Oysaki Allah beni doğru yola iletmiştir. Allah'a eş koştuklarınızdan benim korkum yoktur. Meğer ki çalabımın bir dileği ola. Allah her nesneyi bilgisiyle kaplamıştır.yine de öğütlenmez misiniz?

Nasıl olur da ben sizin eş koştuklarınızdan korkarım ki gerçekten size hiçbir kanıt gönderilmemiştir. Yine de Allah'a eş koşmaktan korkmuyorsunuz. Şimdi biliyor musunuz, kendine güvenmekte hangi topluluk daha haklı oluyor? “

o kimseler ki inanırlar, inançlarını kıyıcılıkla bozmazlar, işte güvene kavuşacak olanlar onlardır, doğru yolu tutanlar da onlardır.

İşte İbrahim'e ulusu için verdiğimiz dayanaklar bunlardır. Allah kimi dilerse onu kat kat yükseltir. Çünkü, senin çalabın doğruyu bildiricidir, bilicidir.

Biz ona İshak ile Yakub'u bağışladık. Her ikisini de doğru yola ilettik. Bundan önce de Nuh'u, onun ölümünden sonra Davut'u, Süleyman'ı, Eyyüb'u, Yusuf'u, Musa'yı, Harun'u da doğru yola iletmiştik. İşte Biz iyilik edenlerin karşılığını böyle veririz.

Zekeriya, Yahya, İsa, İshak, hepsi de iyiliğe tapan kimseler idiler.

İsmail'i, Elyesu'u, Yunus'u, Lut'u, hepsini herkesten üstün kıldık,

onların babalarından, döllerinden, erkek kardeşlerinden kimini de öylece üstün kıldık. Onları seçtik, onları doğru yola ilettik.

İşte bu, Allah'ın doğru yoludur, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar eş koşmuş olsalardı bütün işledikleri iyilikler boşa giderdi.

İşte onlar kendilerine Kitap, doğrunun bilgisi, elçilik verdiğimiz kimselerdir. Eğer onlar bunları tanımayacak olurlarsa Biz de onların yerine tanımazlık etmiyecek bir ulusu koyarız.

Bunlar Allah'ın doğruluğa eriştirdiği kimselerdir. Öyleyse sen de onların yolunu tut. De ki: "Benim sizden karşılık beklediğim yoktur. Kur'an herkes için yalnız bir öğüttür o kadar."

Onlar Allah'ı değerince değerlendirmediler. Şöyle diyerek ki: “Allah insanlara hiçbir nesne bildirmiş değildir." De ki: "Öyleyse Musa'nın insanlara getirdiği Kitap'ı kim bildirdi? O Kitap ki insanlar için ışıktır, doğru yoldur. Siz onu yapraklar üzerine döküp gösteriyorsunuz. Çoğunu da gizliyorsunuz. Ne sizin ne de atalarınızın bilmedikleri size bildirilmiştir." "Onu bildiren Allah'dır" de. Sonra bırak onları oyunlarına dalsınlar.

İşte sana bildirdiğimiz bu kitap kutludur, kendinden öncekileri doğrulayıcıdır. Ana kent olan Mekke'yi, dolayındakileri uyarmak içindir. Öbür dünyaya inananlar Kitap'a da inanırlar. Onlar namazlarına bağlıdırlar.

Bir kimse ki Allah'a karşı yalan uydurur, kendi gönlüne hiçbir nesne bildirilmemişken “benim de gönlüme bildirildi" der, ya da Allah'ın bildirdiği gibisini ben de bildireceğim" der, ondan daha kıyıcı kim olabilir? Sen o kıyıcıları can çekişirken bir görseydin. Melekler kollarını uzatıp derler: “haydi canınızı verin. Bugün alçaltıcı bir azapla cezalanacaksınız. Çünkü siz Allah'a karşı doğru olmıyan sözler söylediniz. Onun belgeleri karşısında büyüklük tasladınız."

Doğrusu ilkin sizi nasıl yarattıksa yine öyle tek başınıza geldiniz. Size ne verdikse hepsini arkanızda bıraktınız. Gerçekten Allah'a eş diye kuruntusunu ettiğiniz kayırıcılarınızı şimdi yanınızda görmüyoruz. Gerçekten aranız açılmıştır. Kuruntusunu ettikleriniz görünmez olmuşlardır.

Gerçekten taneleri, çekirdekleri pörtleten Allah'tır. O ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır. İşte Allah böyledir. Öyleyse nasıl olurda siz Ondan yüz çevirirsiniz?

Tan yerini ağartan, geceyi dinlek, güneş ile ayı ölçek yapan Odur. Bütün bunlar erkli, bilici olanın yasasıdır.

O öyle bir var olucudur ki karalarda denizlerde yolunuzu bulmanız için yıldızları varetti. Biz belgelerimizi bilenler takımı için uzun uzadıya açıkladık.

Sizi tek özden var eden Odur. İşte sizin için bir durakla bir de barınak. Doğrusu Biz belgelerimizi Biz belgelerimizi kavrıyanlar takımı için uzun uzadıya anlatırız.

O öyle bir var olucudur ki gökten su indirdi. Sonra Biz bu su ile bitkilerin her türlüsünü türettik, onları yeşerttik, ondan da taneleri biribiri üzerine binmiş başaklar, hurma tomurcuğundan el yetişir salkımlar, biribirine hem benzer hem benzemez üzüm, zeytin, nar bahçeleri yetiştirdik. Herbiri yemişini verince, bir de olgunlaşınca onlara bir bakın. Gerçekten bunlarda inananlar takımı için kesin belgeler vardır.

Onlar cinleri Allah'a eş koştular. Oysaki cinleri de Allah yaratmıştır. Hiç bir bilgileri yokken Allah'ın oğulları, kızları var diye yalan uydurdular. Allah ise onların bütün anlattıklarından uzaktır, yücedir.

Yerlerin, göklerin türeticisi Odur. Nasıl olur da Onun çocuğu olabilir ki. Onun eşi yoktur. Her nesneyi O yarattı. Her nesne üzerinde gözetici olan da Odur.

Çalabınız olan Allah budur işte. Ondan başka tanrı yoktur. Her nesneyi yaratan Odur. Öyleyse Ona tapın. Her nesne üzerinde gözetici olan Odur.

Gözler Ona erişmez, O ise bütün gözlere erişir. O yumuşak davranıcıdır, bilgilidir.

Doğrusu çalabınızdan size gönül belgeleri geldi. Herkim bu gerçekleri görürse kendine iyilik etmiş olur. Her kim bu gerçeklere göz yumarsa yine kendine kötülük etmiş olur. Ben sizin gözcünüz değilim.

İşte Biz belgelerimizi böyle evire çevire anlatırız ki Allah'ı tanımıyanlar "senin bilgin var" desinler, Biz de bilenlere büsbütün açıklamış olalım.

Sen yalnız çalabının senin gönlüne bildirdiklerine uy. Ondan başka tanrı yoktur. Allah'a eş koşanlardan da yüz çevir.

Eğer Allah dileseydi, onlar böyle eş koşmazlardı. Biz seni onların üzerine gözcü koymadık. Sen onların üzerine gözetici de değilsin.

Allah'tan başkasına tapanlara sövmeyin. Sonra onlar da bilgisizliklerinden dolayı taşkınlık edip Allah'a söverler. Biz her topluluğun işlediklerini kendine güzel gösterdik. Onların dönüşleri çalaplarına olacaktır. Allah onlara bütün işlediklerini bildirecektir.

Onlar inançlarının bütün gücüyle Allah'a and ettiler ki eğer kendilerine bir belge gelecek olursa inanacaklardı. De ki: "Gerçekten belgeler Allah'ın katındadır. Daha anlıyamadınız mı?" gerçekten o belgeler gelse bile onlar yine de inanmıyacaklardır.

İlkin inanmış olmadıkları için, Biz de onların gözlerini gönüllerini yamuturuz da onlar ilkin nasıl inanmadılarsa yine de öyle inanmazlar. Onları kendi taşkınlıkları içinde gözleri kör olarak bırakırız.

Eğer gerçekten biz onlara melekleri gönderseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı, var olan bütün nesneleri de önlerinde toplasaydık, Allah dilemedikçe onlar yine de inanmazlardı. Ancak onların pek çoğu bunu bilmiyorlar.

Böylece Biz her peygambere insanlar, cinler arasından şeytanları düşman kıldık. Onlar da kurumlanmak için birbirlerine yaldızlı sözler gönderirler. Eğer Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse onları da uydurduklarıyla başbaşa bırak.

Şunun için ki öbür dünyaya inanmıyanların gönlü o sözlerle ağsın, o sözlerle kıvansınlar, kazanacakları günahları da varsın kazansınlar.

Ben Allah'tan başka yarlıgayıcı ister miyim hiç? Kitap'ı size uzun uzadıya bildiren Odur. Kendilerine Kitap verilenler çok iyi bilirler ki gerçekten bu Kitap çalaplarından dosdoğru olarak bildirilmiştir. Sakın sen bundan şüphe etme.

Çalabının sözü doğrulukça da, tüzlükçe de eksiksizdir. Onun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O işiticidir, bilicidir.

Eğer sen yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olursan onlar seni Allah'ın doğru yolundan saptırırlar. Onlar, ancak var sandıklarına uyanlar, yalnız yalan söyliyenlerdir.

Gerçekten, senin çalabın kendi yolundan sapanı en iyi bilendir. Doğru yolu tutanları en iyi bilen de Odur.

Artık üzerinde Allah'ın adı anılarak kesilenleri yiyin, eğer Onun belgelerine inanan kimselerseniz.

Allah size yenmesi haram olanları, ancak zor da kalınca yenebilecek olanları uzun uzadıya anlatmış iken Allah'ın adı anılarak kesilenleri siz ne diye yemezsiniz? Gerçekten onların bir çoğu bilmezlikten dürtülerine uyarak başkalarını ne de olsa saptıracaklardır. Gerçekten senin çalabın saldırıcıları en iyi bilendir.

Günahın açıkçasını da işlemeyin, gizlicesini de. Gerçekten onlar ki günah kazandılar, kazandıklarından ötürü cezalanacaklardır.

Üzerlerinde Allah'ın adı anılmıyanı yemeyin. Gerçekten bu bir suçtur. Şeytanlar sizlerle bunu çekişmelerini yoldaşlarının kafasına soktu. Onlara boyun eğecek olursanız gerçekten sizler Allah'a eş koşmuş olursunuz.

O kimse ki ölü idi, biz onu dirilttik, onun için bir ışık da varettik, insanlar arasında yürüsün diye. Bu kimse karanlıklar içinde kalan, oradan çıkamıyan kimse gibi midir? Böylece Allah'ı tanımıyanların işledikleri suçlar kendilerine güzel gösterilmiştir.

Bunun gibi, her kentte suçlu olan büyük adamları başa getirttik ki herkesi aldatsınlar diye. Oysa ki onlar kendi kendilerini aldatırlar, yine de bunu ayırt edemezler.

Kendilerine bir belge gelince derler: "Allah peygamberlerine verilenler gibisini bize de vermedikçe Biz de Ona inanmayız."Allah peygamberliği kime vereceğini herkesten iyi bilir. O kimseler ki suç işlediler, onlara Allah katından erişecek olan yalnız bir alçalma, dolanlarından dolayı da ağır bir azaptır.

Allah her kimi doğru yola iletmek dilerse onun gönlünü açar, kendini Allah'a versin diye. Sonra herkimi de sapkınlıkta bırakmak dilerse onun da gönlünü daraltır. Öyle ki sıkıntısından göklere yerinden fırlar gibi olur. Allah inanmıyanların üzerine işte böyle gönderir.

Senin çalabının doğru olan yolu işte budur. Biz belgeleri bütün incelikleriyle açıklamışızdır, öğüt alanlar takımı için.

Onlar için çalapları katında bir esenlik yurdu vardır. O çalap ki işlemekte oldukları iyiliklerden dolayı onların koruyucusudur.

O gün hepsini derleyip buyuracağız: “Ey cin sürüsü! İnsanların çoğunu elde ettiniz. “İnsanlar arasındaki gözeticileri de diyecekler: "Ey bizim çalabımız! Biz biribirimizden yararlandık. Bizim için biçtiğin sürenin sonuna erdik." Allah buyuracak: “sizin yeriniz ateştir. Hep orada kalacaksınız. Yalnız Allah'ın diledikleri değil." Çünkü senin çalabın doğruyu bildiricidir, bilicidir.

Böylece Biz kıyıcıların kimini kiminin üzerine çullandırırız, kazandıkları günahlardan dolayı.

Ey cin, ve insan sürüsü! Size içinizden belgelerimizi anlatan, sizi bu günümüzün geleceğini bildirerek uyaran elçiler gelmedi mi?" Dediler: “Biz kendimize karşı tanıklık ederiz." Dünya yaşayışı onları öyle aldattı ki gerçekten Allah'ı tanımaz olduklarına kendi kendilerine karşı tanıklık ettiler.

Çünkü gerçekten senin çalabın, insanlar hiç bir şey bilmezken illeri yoketmek istemez de onun için.

Herkesin işlediklerine göre katları vardır. Senin çalabın onların işlediklerinden bilgisiz değildir.

Senin çalabın varlıklıdır, esirgeyicidir. Eğer O dilerse sizi ortadan kaldırırdı. Sizden sonra yerinize dilediğini getirir. Nasıl ki sizi de başka bir ulusun dölünden var etti.

Gerçekten size önceden ne dendiyse o kesenkes olacaktır. Onun önüne geçemezsiniz.

Ey ulusum! Elinizden geleni yapın. İşte ben de yapıyorum. Artık dünya evinin sonu kime yarıyacağını öğreneceksiniz. Gerçekten Allah kıyıcıları ondurmıyacaktır.

Onlar Allah'ın yarattığı ekinden, davardan pay ayırıp da kendi kuruntularınca derler: “Bu, Allah için, bu da eş koştuklarımız için." Ancak eş koştukları için olan Allah'a erişmez de Allah için olan eş koştuklarına erişir. Ne kötü yargılayıştır bu.

Bunun gibi eş koştukları eş koşanların çoğuna çocuklarını öldürme işini güzel gösterdi, hem kendilerini yok etsinler, hem de dinlerini bozsunlar diye. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları yalanlarla başbaşa bırak.

Yine derler: “Bu davarlar, bu ekinler haramdır. Onları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Yük taşımaları haram olan davarlar da vardır." Onlar kimi davarları keserken Allah'ın adını anmazlardı. Bu da Allah'a kara çalmak içindi. Allah da bu kara çalmalarının cezasını verecektir.

Dediler: “Bu davarların karnındaki yavrular yalnız erkeklerimizin yemesi içindir. Kadınlarımıza haramdır. Eğer yavru ölü olarak doğacak olursa onu ortaklaşa yerler." Allah bu ayırt etmelerinin karşılığını verecektir. Çünkü Allah doğruyu bildiricidir, bilicidir.

O kimseler ki çocuklarını öldürürler, Allah'ın azık olarak verdiğini Allah'a kara çalarak haram sayarlar, onlar kendilerine yazık etmişlerdir. Gerçekten, onlar sapkınlığa uğramışlar, doğru yolu tutmamışlardır.

Öylesine Allah ki çardaklı, çardaksız bağları, tadları başka başka olan hurmaları, ekinleri, zeytinleri ve narları, birbirlerine hem benzer hem benzemez bir halde yarattı. Bunlar ürünlerini verince ürünlerinden yiyin. Onlar toplanınca da yoksulların hakkını verin. Sakın saçıp savurmayın. Çünkü O saçıp savuranları sevmez.

Yük taşıyacak, yünü alınacak davarları da Allah yarattı. Allah'ın size azık olarak verdiklerini yiyin. Şeytan'ın izleri üzerinden gitmeyin. Çünkü O sizin açıktan açığa düşmanınızdır.

Koyundan iki çift, keçiden iki çift, sekiz çift yarattı. De ki: “Allah iki erkeği mi, iki dişiyi mi, yoksa dişilerin döl yataklarındaki yavruları mı haram kıldı? Eğer doğru sözlü kimseler iseniz bilerek bildirin. "

deveden de iki sığırdan da iki çift yarattı. De ki: “Bunların iki erkeğini mi, iki dişisini mi, yoksa bu iki dişinin karınlarında taşıdıklarını mı haram kıldı? Allah bunları buyururken siz Onun yanın da mıydınız?" İnsanları bilgisizce azdırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan daha kıyıcı kim olabilir? Çünkü Allah kıyıcılar takımını doğru yola iletmez.

De ki: “benim gönlüme bildirilenler arasında yiyene yemesi haram kılınan yalnız ölü eti, akmış kan, domuz, ki o da gerçekten pistir, ya da Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen vardır. Ancak zorda kalıp da azıtmamak, aşkınlık etmemek üzere yiyenler için değil. Çünkü senin çalabın yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.

Biz Yahudilere bütün tırnaklıları haram kıldık. Sığırın, koyunun iç yağlarını da haram kıldık. Yalnız bunların sırtlarına, bağırsaklarına yapışık olanlar, ya da kemiklerinin arasında bulunanlar değil. Bu da azgınlıklarına karşılık olarak. Çünkü, Biz sözümüzü tutarız.

Eğer seni yalancı yerine koyacak olurlarsa onlara de: “Sizin çalabınızın engin bir esirgeyiciliği vardır. Ancak O, suçlular takımını ezmekten alıkonulamaz."

Allah'a eş koşanlar diyeceklerdir ki: “Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız Ona eş koşmazdık. Kendilerinden önce gelenler de böyle yalan saymışlardı da sonunda Bizim azabımızı tatmışlardı." De ki: “eğer sizin elinizde bir bilgi varsa onu bize çıkarıp gösterin. Gerçekten sizin ardından gittikleriniz ancak bir sanıdır. Gerçekten sizler yalan söyliyen kimselersiniz."

De ki: “Dayanağın en sağlamı Allah'ınkidir. Eğer O dileseydi, hepimizi de kesenkes doğru yola iletirdi."

De ki: “Gerçekten Allah bunu haram kıldı diye tanıklık edecek olan tanıklarınızı getirin. Eğer onlar tanıklık edecek olurlarsa sakın sen onlarla birlikte tanıklık etme. Hem de ayetlerimizi yalan sayanların, öbür dünyaya inanmıyanların dürtülerine uyma. Onlar putlarını çalaplarıyla bir tutarlar.

De ki: “gelin çalabınızın size haram kıldıklarını okuyayım: Ona hiçbir nesneyi eş koşmayın, ananıza babanıza iyilik edin, çocuklarınızı yoksulluk yüzünden öldürmeyin, onların da sizin de azığınızı verecek olan Biziz. Çirkinliklerin açıkçasına da, gizlicesine de yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı bir cana kıymayın. Haklı olursa başka. İşte Allah'ın size ısmarladıkları bunlardır, aklınız yatsın diye.

Öksüzün malına onun iyiliği için olmadıkça, o erginleşinceye kadar dokunmayın. Ölçü tartı işlerini doğru yapın. Herkese ancak gücü yettiği kadar yükleriz. Söz söylerken de doğruluktan ayrılmayın, yakınlarınız için de olsa. Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin. Onun size ısmarladıkları işte budur, öğütlenesiniz diye.

Gerçekten Benim doğru yolum işte budur. Öyleyse bu yolu tutun. Sakın başka yolları tutmayın. Çünkü öbür yollar sizi Allah'ın yolundan ayırırlar. Allah'ın size buyurdukları işte bunlardır, sakınasınız diye.

Yine Biz Musa'ya iyilik işliyenler için bir bütün olarak Kitap'ı verdik. Bu Kitap her nesneyi bütün incelikleriyle anlatmak, doğru yolu göstermek, esirgemek içindir, çalaplarına kavuşacaklarına inansınlar diye.

İşte bildirdiğimiz bu Kitap uğurludur. Öyleyse buna uyun. Hem de Allah'tan sakının ki esirgenmiş olasınız.

"Gerçekten bizden önce Kitap yalnız iki topluluğa bildirilmişti. Biz onların okuduklarından büsbütün bilgisizdik" diyecekler,

bir de: “Eğer bize Kitap bildirilmiş olsaydı biz de doğru yolu onlardan önce tutmuş olurduk" diyecekler. İşte size çalabınızdan apaçık bir belge, doğru yolu gösterici, esirgeyici de geldi. Artık Allah'ın ayetlerini yalan sayandan, bu ayetlerden yüz çevirenden daha kıyıcı kim olabilir? Onlar ki Bizim belgelerimizden yüz çevirdiler, yüz çevirdiklerinden ötürü onları en kötü bir azap ile cezalandıracağız.

Yoksa onlar kendilerine melekler gelecek, ya çalabın gelecek, ya da çalabının bir nice belgesi gelecek. diye mi bekliyorlar?Eğer bir kimse bu belgeler gelmeden önce inanmış, ya da bu inancıyla iyilik işlemiş değilse, onun o inancı onun işine yaramaz. De ki: “Bekleyin. İşte biz de bekliyoruz.”

Dinlerini parçalayıp herbiri ayrı bir bölük olanlar var ya, sen onlardan değilsin. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra onların yaptıkları kendilerine bildirilecektir.

Herkim bir iyilik işlerse ona onun on katı verilir. Herkim bir kötülük işlerse ona da onun ancak bir katı verilir. Onlara karşı kıyılmıyacaktır da.

De ki: “Gerçekten çalabım beni doğru yola iletti, dimdik ayakta duran bir dine, Allah’ı birleyici olan İbrahim’in dinine. O İbrahim ki Allah’a eş koşanlardan olmadı.”

De ki: “Benim tapmam da, tapkılarım da, dirim de, ölüm de bütün varlıkların çalabı olan Allah’ındır.

Onun eşi yoktur. Bana buyrulan gerçek budur. Ben kendini Allah’a verenlerin ilkiyim.”

De ki: “Her varlığın çalabı O iken Ondan başka çalap arar mıyım? Herkesin kazandığı yalnız kendinedir. Hiç kimse bir başkasının yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz çalabınızadır. Artık üzerinde çekiştiklerinizi O size bildirecektir.

Sizi yeryüzünde gelip geçenlerin yerine koyan, kiminizi kat kat üstüne yükselten Odur. Bu da sizi size verdikleriyle sınamak içindir. Çünkü senin çalabının cezası pek çabuk olur. Çünkü O kesenkes yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.”