Kuran - 7. Sayfa - Baltacioglu
Yedinci Sure
A’RAF SURESİ
Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.
Elif, Lam, Mim, Sad.
Bu, sana bildirilen bir Kitap’tır. Onunla uyarasın, bir de inananlara öğüt olsun diye. Öyleyse sakın ona karşı içinde bir şüphe olmasın.
Çalabınızdan size bildirilen Kitap’a uyun. Ondan başka koruyuculara uymayın. Siz öğütleri ne kadar az tutuyorsunuz.
Biz nice kentleri yokettik. Azabımız onları ya geceleyin ya da gündüz uykuda iken gelip bastırmıştır.
Azabımız kendilerine erişince de çağrıları yalnız şu oldu. “Gerçekten biz kıyıcı kimselerdik.”
Kendilerine elçi gönderilenlere kesenkes soracağımız gibi, kendilerine gönderilen elçilere de kesenkes soracağız.
Onlara bütün yaptıklarını bilerek kesenkes anlatacağız. Çünkü Biz onların yanlarından ayrılmış değiliz.
O gün tartı yapılacağı doğrudur. Artık herkimin tartısı ağır gelirse işte bu gibiler onacaklardır.
Herkimin tartısı da yeğni olursa işte bu gibiler de belgelerimize kıymış oldukları için kendilerine yazık etmişlerdir.
Doğrusu Biz sizi yeryüzüne yerleştirdik. Orada sizin için geçimlikler de var ettik. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Doğrusu sizi yarattık. Sonra size biçim verdik. Sonra da meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. Onlar da hemen secde ettiler. Yalnız İblis secde etmedi.
Allah buyurdu: “Ben sana secde etmeni buyurmuşken seni bundan alıkoyan neydi?” Şeytan dedi: “Ben ondan üstünüm. Sen beni ateşten yarattın, onu balçıktan yarattın.”
Allah buyurdu: “Öyleyse Cennet’ten çık git. Orada büyüklük taslamak sana düşmez. Çık oradan. Çünkü sen alçağın birisin.”
Şeytan dedi: “Bana insanların derlenecekleri kıyamet gününe kadar önel ver.”
Allah buyurdu: “işte sana önel verildi.”
Şeytan dedi: “İşte Senin beni azgınlığa uğratmana karşı, and olsun ki ben de Senin doğru yolun üzerinde pusu kuracağım.
Sonra önlerinden, sağlarından, sollarından insanlara sokulacağım. Sen de onların pek çoğunu artık Sana şükreder bulamıyacaksın.”
Allah buyurdu: “Yerilmiş, kovulmuş olan sen çık buradan. And olsun ki onlardan herkim sana uyacak olursa Cehennem’i işte bütün sizlerle doldururum.
Ey Adem! Sen de, eşin de Cennet’e yerleşin. Dilediğiniz yerden yiyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa kıyıcılık etmiş olursunuz.”
Derken Şeytan ut yerlerini açmaları için onları dürttü. Hem de şunu dedi: “Çalabınız size bu ağacı yasak etti. Çünkü sizin melek olmanızı, ya da ölümsüz kalmanızı istemiyor.
Gerçekten ben her ikinizin de iyiliğini istiyorum.” Diye and içti.
Böylece ikisini de kandırıp baştan çıkardı. Ağacın yemişini tadınca ikisinin de ut yerleri açıldı. Cennet yapraklarını üstüste koyup örtünmiye başladılar. Çalapları onlara ünledi: “Ben size bu ağacı yasak etmemiş miydim? Ben size Şeytan sizin açıktan açığa düşmanınızdır dememiş miydim?”
Onlar dediler: “Ey çalabımız! Biz ne ettikse kendimize ettik. Eğer Sen biz yarlıgamazsan, bize acımazsan, bize yazık olacaktır.”
Allah buyurdu: “kiminiz kiminize düşman olun da öylece buradan gidin. Yeryüzünde sayılı güne dek sizin için hem barınacak yer hem de geçinecek nesne vardır.”
Allah buyurdu: “işte sizler orada yaşıyacaksınız, orada öleceksiniz, yine oradan çıkarılacaksınız.”
Ey Ademoğulları! Size ut yerlerinizi örtecek, sizi süsliyecek bir giyecek gönderdik. Sakınırlık giyeceği ise giyeceklerin yey olanıdır. Bütün bunlar Allah’ın belgeleridir, düşünesiniz diye.
Ey Ademoğulları! Şeytan ilk ananızın, ilk babanızın ut yerlerini göstermek için giyeceklerini sıyırıp onları Cennet’ten çıkarttığı gibi sakın sizi de azdırmasın. Çünkü o da, onun takımından olanlar da sizin onları göremiyeceğiniz yerlerden sizi görüyorlar. İşte Biz Şeytanları inanmıyanların yardakları yaptık.
Onlar çirkin bir iş işlediler mi: “Biz atalarımızdan böyle gördük. Allah da bize böyle buyurdu” derler. De ki : “Gerçekten Allah böyle çirkin işleri buyurmaz. Yoksa siz bilmediklerinizi Allah’ın üstüne mi atıp duruyorsunuz?”
De ki: “Çalabın , tüzlüğü buyurdu. Her secde yerine varınca Ona yönelin. Allah’ın dinine bağlı olarak açık yürekle yalvarın. O sizi yarattığı gibi yine O sizi kendine döndürecektir.”
Allah bir takımını doğru yola iletti. Bir takımı için de sapkınlığa düşmek gerekti. Çünkü bunlar Allah’ı bırakıp da şeytanları kendilerine koruyucu yaptılar. Üstelik bir de kendilerini doğru yolu tutmuş sandılar.
Ey Ademoğulları! Her secde yerine varışta süslerinizi de birlikte alın. Yiyin, için, yalnız saçıp savurmayın. Çünkü Allah saçıp savuranları sevmez.
De ki: “Allah’ın kulları için yarattığı süsü, arı azıkları kim haram kıldı? Bunlar dünya da yaşarken kıyamet gününe açık yürekle inanması içindir.” İşte Biz ayetlerimizi bilenler takımına böyle uzun uzadıya anlatırız.
De ki: “Gerçekten benim çalabımın haram kıldıkları açıktan açığa ya da gizlice işlenmiş çirkin işler, günahlar, haksız yere azgınlık etmek, hiçbir dayanak gönderilmemişken Allah’a eş koşmak, Allah üzerine bilmeden söylemektir.”
Her ulus için bir son vardır. Onun için bir son gelince, bu ne bir göz kırpması kadar geciktirilir, ne de öne alınır.
Ey Ademoğulları! Size içinizden elçiler gelip de belgelerimi anlatınca herkim sakınır da kendini düzeltecek olursa bu gibiler için hiçbir korku yoktur. Onlar kaygılanacak da değildirler.
O kimseler ki belgelerimizi yalan sayarlar, bunlara karşı büyüklük taslarlar, onlar ateşlik olanlardır. Onlar hep orada kalacaklardır.
Öyleyse, Allah’a karşı yalan uyduran, belgelerimizi yalan sayandan daha kıyıcı kim olabilir? Onlar Kütük’te yazılı olan paylarını alacaklardır. Elçilerimiz onların canlarını almaya gelince: “Hani, Allah’tan başka taptığınız putlar nerede?” diyecekler. Onlar da: “bizi bırakıp gittiler” diyecekler. Allah’ı tanımaz olduklarına yine kendileri tanıklık etmiş olacaklardır.
Buyuracak: “Sizden önce gelmiş geçmiş insanlar, cinlerle birlikte siz de ateşe girin.” Oraya her giren ulus kendi dindaşlarına lanet eder. Sonunda hepsi derlenip oraya varınca sonrakiler öncekiler için diyecekler: “Ey çalabımız! Bizi saptıranlar işte bunlardır. Sen bunlara iki kat azap ver.” Allah da buyuracak: “Hepinizinki de iki kat olacak. Ancak onu siz bilmezsiniz.”
Öncekiler de sonrakilere diyecekler: “Sizin bizden ne ayrılığınız ne ayrılığınız var ki? Öyleyse siz de kazandığınız günahların azabını çekin.”
O kimseler ki belgelerimizi yalan saydılar, onlara karşı büyüklendiler, onlara göklerin kapıları açılmıyacaktır. Onlar Cennet’e de giremiyeceklerdir, iğne deliğinden deve geçinceye kadar! İşte biz suçluların karşılığını böyle veririz.
Onlar için Cehennem altlarına döşek, üzerlerine de örtü olacaktır. Biz kıyıcıların karşılığını işte böyle veririz.
O kimseler ki inandılar, iyilikler işlediler, herkese ancak gücü yettiği kadar yüklenir, işte onlar cennetliktirler. Onlar hep orada kalacaklardır.
İçlerinde azap olarak ne duyuyorlarsa onu çıkarıp atacağız. Onların ayaklarının altından ırmaklar akar. Diyecekler: “Övülmek yalnız O Allah’a yaraşır ki bize bunları bağışladı. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi biz kendiliğimizden bu yolu bulamazdık. Doğrusu çalabımızın elçileri doğru olanla geldiler.” Onlara şöyle ünlüyecekler: “Gerçekten işlediklerinizin karşılığı olan Cennet işte budur.”
Cennetlikler de cehennemliklere şöyle ünliyecekler: “Çalabımızın bize söz verdiği karşılığın gerçek olduğunu gördük. Siz de çalabınızın size söz verdiği karşılığın gerçek olduğunu gördünüz mü?” Cehennemlikler diyecekler: “Gerçekten Allah’ın laneti kıyıcıların üzerine olsun.”
O kimseler ki insanları Allah’ın yolundan alıkoyarlar, o yolu iğriltmek isterler, onlar öbür dünyayı tanımıyanlardır.
Bu iki takım arasında bir örtü vardır. A’raf üzerinde de bir takım kimseler vardır ki onlar herkesi yüzünden tanırlar, cennetliklere: “Esenlik size” diye ünlerler. Bunlar Cennet’e girmemişlerdir, ancak oraya gireceklerini umarlar.
Gözleri ateşliklerden yana çevrilince de derler: “Ey çalabımız! Sen bizi kıyıcılar takımıyla bir arada bulundurma.”
A’raf kişileri yüzlerinden tanıdıkları kimselere ünlerler: “Gördünüz mü ne, o biriktirdikleriniz, ne de o büyüklenmeniz sizleri kurtaramadı.”
“Kendilerine Allah’ın esirgeyiciliği erişmeyecek diye and içtiğiniz kimseler bunlar mıdır? Size gelince siz Cennet’e girin. Sizin için korku yoktur. Kaygılanacak da değilsiniz.”
Ateşlikler Cennet’liklere şöyle seslenirler: “Üzerimize biraz su atın. Ya da Allah’ın size verdiği azıklardan bize de verin.” Onlar da derler: “Gerçekten Allah her ikisini de tanımıyanlara haram kılmıştır.”
O kimseler ki dinlerini oyun, eğlence yerine koydular, onları dünya yaşayışı aldatmıştır. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını unuttukları, belgelerimizi yoğumsadıkları için Biz de bugün onları unutacağız.
Gerçekten Biz onlara öyle bir Kitap gönderdik ki bölümlere ayrılmıştır, inananlar takımı için doğru yolu göstericidir, esirgeyicidir.
Yalnız onun sonunu mu bekliyorlar? Bu sonun geldiği gün bundan önce onu unutmuş olanlar diyecekler: “Çalabımızın elçileri bize doğru olanı getirmişlerdi. Şimdi bizi kayıracak kimseler var mıdır ki kayısın? Ya da gerisin geriye döndürülebilir miyiz ki orada işlediklerimizden başka türlüsünü işleyelim?” besbelli ki onlar kendilerine yazık edenlerdir. Kendi uydurdukları putlar da onlardan ayrılıp uzaklaşmışlardır.
Gerçekten sizin çalabınız olan O Allah’tır ki, yerleri, gökleri, altı günde yarattı, sonra da Egelik’de erk sürdü. gündüzü kendini sürekli kovalıyan gece ile örten de Odur. Güneş , ay, yıldızlar, hepsi de Onun buyruğuna baş eğerler. Bilesin ki yaratmak da, buyurmak da yalnız Ona vergidir. Bütün varlıkların çalabı olan Allah uludur.
Çalabınıza için için yalvarıp yakarın. Gerçekten O taşkınları sevmez.
Ortalık düzeltilmişken sakın onu karıştırmayın. Korkuyla, umutla yalvarın. Çünkü Allah’ın esirgeyiciliği iyilik edenlere çok yakındır.
Esirgeyiciliğinin öncüleri olarak yelleri müjdeleyici gönderen Odur. Sonunda bu yeller yağmurla yüklü olan bulutları kaldırırlar. Biz onları kuraktan ölmüş bir ülkeye süreriz. Derken o bulutlardan su indirir,ondan da her türlü ürünü çıkarırız. Ölüleri de böyle diriltiriz, öğütlenesiniz diye.
İyi ülkeler bitkileri çalabının uygunuyla bol bol yetiştirirler. Kötü olanlar ise pek az yetiştirirler. Biz şükredenler takımı için belgelerimizi işte böyle evire çevire anlatırız.
Doğrusu Biz Nuh’u ulusuna elçi gönderdik. Nuh şunu dedi: “Ey ulusum! Allah’a tapın. Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Çünkü ben o ulu günün azabına çarpılmanızdan korkuyorum.”
Ulusunun ileri gelenleri dediler: “Gerçekten biz seni besbelli ki açıktan açığa sapıtmış görüyoruz.
Nuh dedi: “Ey ulusum! Ben sapıtmış değilim, size öğüt veriyorum. Ben bütün varlıkların çalabı yönünden gönderilmiş bir elçiyim.
Size çalabınızın yollarını bildiriyorum. Sizin bilmediklerinizi çalabınız yönünden size bildiriyorum.
Niçin böyle şaşıp kalıyorsunuz, sizi sakındırsın, uyarsın da böylelikle esirgenesiniz diye içinizden bir kimseye çalabınızdan öğüt geldi diye mi?”
Bunun üzerine onu yalancı yerine koydular. Biz de onu, onunla birlikte bulunanları gemiyle kurtardık. Belgelerimizi yalan sayanları da suda boğduk. Çünkü onlar doğruyu görmiyen kimseler idiler.
Ad ulusuna da soydaşları olan Hud’u gönderdik. Hud dedi: “Ey ulusum! Allah’a tapın. Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Yine de sakınmayacak mısınız?”
Ulusunun ileri gelenlerinden inanmıyanlar dediler: “Gerçekten biz senin alık olduğunu iyice görüyoruz. Hem de yalancının biri olduğunu çok iyi biliyoruz.”
Dedi: “Ey ulusum! Bende alıklık yoktur. Ancak ben bütün varlıkların çalabı yönünden gelen bir elçiyim.
Ben size çalabımın yolladıklarını bildiriyorum. Hem de sizin için kendisine güvenilir bir öğütçüyüm.
Uyarılmanız için içinizden birinin eliyle çalabınızdan size öğüt gelmesine şaşıp kaldınız, öyle mi? Siz bir düşünsenize, Nuh ulusundan sonra O sizi onların yerine koydu. Sonra sizi boyca bosca gelişkin de kıldı. İşte Allah’ın bütün bu iyiliklerini anın ki onasınız.”
Dediler: “Sen bizi bir tek Allah’a taptırmak, atalarımızın taptıklarından alıkoymak için mi geldin? Eğer sen doğru sözlü kimse isen başımıza getireceğini getir bakalım.”
Dedi: “Gerçekten siz artık çalabınızın azabını, öfkesini gerektirdiniz. Allah onlar için hiçbir dayanak bildirmemişken sizin, atalarınızın taktığı bir sürü adlar üzerinde benimle çekişmeye mi kalkışıyorsunuz? Öyleyse bekleyin. İşte, ben de sizinle birlikte bekliyorum.”
Bunun üzerine onu da onunla birlikte olanları da kendi esirgeyiciliğimizle kurtardık. O kimseler ki belgelerimizi yalan saydılar, onlara inanmadılar, onların da kökünü kuruttuk.
Semut’a da soydaşları Salih’i elçi gönderdik. Salih dedi: “Ey ulusum! Allah’a tapın. Sizin için Ondan başka tanrı yoktur. Bakın size tanrınızdan bir açıklayıcı belge geldi. İşte bu, Allah’ın dişi devesi. Bu, sizler için bir belgedir. Bırakın onu da Allah’ın toprağında otlasın. Sakın ona kötülük etmeyin. Yoksa sizi acıklı bir azap çarpar.
Düşünsenize, Allah sizleri Ad ulusundan sonra onun yerine getirdi. Sizleri bu toprağa yerleştirdi. Sizler Onun ovalarında köşkler kuruyor, dağlarını oyup evler yapıyorsunuz. Öyleyse, Allah’ın iyiliklerini düşünün de taşkınlık edip ortalığı karıştırmayın.”
Ulusunun büyüklük taslıyan ileri gelenleri kendilerinden küçük gördüklerine dediler: “Gerçekten siz Salih’in çalabı yönünden gönderilmiş bir elçi olduğunu biliyor musunuz?” Onlar da dediler: “Doğrusu, biz onunla ne gönderildiyse ona inanıyoruz.”
Büyüklük taslıyanlar da dediler: “Gerçekten, bizler sizin inandıklarınızı tanımıyoruz.”
Bunun üzerine dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler. Böylece çalaplarının buyruğuna karşı gelmiş oldular. Bir de dediler: “Ey Salih! Eğer sen gönderilen bir elçi isen sözünü ettiğini başımıza getir de görelim.”
Bunun üzerine deprem onları öyle bir sarstı ki oldukları yerde yüzükoyun düşüp öldüler.
Bunun üzerine Salih onların yanından ayrıldı da dedi: “Ey ulusum! Gerçekten ben size çalabımın elçiliğini bildirdim. Size öğüt verdim. Ancak siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”
O gün Lut ulusuna dedi: “Sizden öncekilerden hiçbirinin yapmadığı o çirkin işi siz mi yapmak istersiniz?
Çünkü sizler kadınları bırakıp da ne olursa olsun erkeklere yanaşmak istiyorsunuz. Demek sizler azgın kimselersiniz.”
Ulusunun verdiği karşılık ancak şu oldu: “Kovun bunları yurdunuzdan. Çünkü bunlar arınma delisi kimseler!”
Bunu üzerine Biz de onu, geriye kalan karısından başka bütün kendinden olanlarla birlikte kurtardık.
Onların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki sen de gör işte suç işleyenlerin sonu nice oldu.
Medyen’e de soydaşları Şuayb’ı gönderdik. Dedi: “Ey ulusum! Allah’a tapın. Sizin için Ondan başka tanrı yoktur. Gerçekten, size çalabınızdan apaçık bir belge geldi. Artık kileyi, teraziyi doğru kullanın. Kimsenin hakkını yemeyin. Ortalık düzelmişken onu karıştırmayın. Eğer inanan kimseler iseniz. Böylesi sizin için yeydir.
Her yolun başına oturup da Allah’a inananları korkutup da Onun yolundan alıkoymayın. Hem de o yolun iğrilmesini istemeyin. Düşünün ki siz önce azlık idiniz, sonra sizi O çoğalttı. Bakın, karıştırıcıların sonu nice oldu.
Sizin bir kısmınız benimle birlikte gönderilene inanacak, bir kısmınız da inanmıyacak olursa, artık Allah’ın aramızı yargılamasına kadar bekleyin. Çünkü Allah yargıçların yey olanıdır.”
Ulusunun büyüklük taslıyan ileri gelenleri dediler: “Ey Şuayb! Seni de, seninle birlikte inananları da ilimizden ne olursa olsun çıkaracağız. Ya da siz ne olursa olsun bizim dinimize dönmelisiniz.” Dedi: “Ya biz bu dinden tiksiniyorsak?
Doğrusu Allah bizi bir defa ondan kurtardıktan sonra biz yine sizin dininize dönecek olursak Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Allah bunu dilemedikçe biz nasıl olurda Ona dönebiliriz? Bizim çalabımız bilgisiyle her nesneyi kaplayıcıdır. Biz kendimizi çalabımıza ısmarladık. Ey çalabımız! Bizimle ulusumuz arasında olanı Sen doğrulukla yargıla. Sen ki açıklayıcıların yey olanısın.”
Ulusunun Allah’ı tanımıyan ileri gelenleri dediler: “Eğer Şuayb’a uyacak olursanız bilesiniz ki kendinize yazık etmiş olursunuz. “
Bunun üzerine deprem onları öyle bir sarstı ki oldukları yerde yüzükoyun düşüp öldüler.
Şuayb’ı yalan sayanlar sanki yurtlarında barınmamış gibi oldular. Şuayb’ı yalan sayanlar kendilerine yazık etmiş oldular.
Bunun üzerine Şuayb onlardan ayrıldı da dedi ki: “Ey ulusum! Doğrusu, ben size çalabımın gönderdiklerini eriştirdi.size öğüt de verdim. Artık ben sizin gibi tanımazlar takımı için ne diye üzüntü çekeyim?”
Biz hangi ile bir peygamber gönderdikse oranın kişilerini darlığa, sıkıntıya uğratmışızdır. Bu da Allah’a yakarsınlar diyedir.
Sonra Biz kötülük yerine iyiliği koyduk. Onlar da bir gün gelip hepsini unuttular: “Bizim atalarımız da darlığın, bolluğun ne olduğunu bilirlerdi.” Dediler. Bunun üzerine onları hiç beklemedikleri bir sırada birden bire çarptık.
Eğer o illerin kişileri inansalar, sakınsalardı, Biz de yerlerin, gökleri bütün bolluklarını onların önüne sererdik. Ancak onlar, bunları yalan saydılar. Bunu üzerine Biz de onları ettiklerine karşılık olarak çarptık.
İl kişileri ne biliyorlar ki azabımız onları geceleyin uykuda iken gelip çarpmıyacak?
Ya da il kişileri ne biliyorlar ki azabımız onları gündüzün oyalanıp dururlarken gelip çarpmıyacak?
Yoksa onlar Allah’ın düzenleyiciliğine karşı korkusuz mudurlar? Allah’ın düzenleyiciliğine karşı korkusuz olanlar yalnız kendilerine edenlerdir.
Eski iyelerinden, yeryüzü kendilerine kalanlara şu gerçek belli olmadı mı ki eğer Biz dileseydik onları günahlarından dolayı çarpar, yüreklerini katılaştırırdık da onlar artık hiçbir şey duymaz olurlardı.
İşte o kentler ki sana olmuş bitmişlerini anlatıyoruz, gerçekten elçilerimiz apaçık belgelerle birlikte onlara varınca öteden beri yalan saydıkları bu belgelere yine de inanmadılar. İşte Allah, tanımazların yüreklerini böyle katılaştırır.
Biz onların pek çoğunu sözünü tutar kimseler bulmadık. Pek çoğunu da karıştırıcı kimseler olarak bulduk.
Sonra onların ardından Musa’yı belgelerimizle birlikte Firavun’a, ileri gelenlerine elçi gönderdik. Ancak onlar bu belgelere karşı kıyıcılık ettiler. Sen de gör işte o karıştırıcıların sonu nice oldu.
Musa dedi: “Ey Firavun! Gerçekten ben bütün varlıkların çalabı yönünden gönderilen bir elçiyim.
Bana yaraşan, Allah üzerine doğru olandan başkasını söylememektir. Doğrusu ben size çalabınızdan apaçık bir belge getirdim. Artık İsrailoğullarını bırak da benimle birlikte gelsinler.”
Firavun dedi: “apaçık bir belge getirdinse haydi göster onu, eğer doğru sözlü kimse isen.”
Bunun üzerine Musa değneğini yere bırakıverdi. Derken değnek göz göre göre yılan oluverdi.
Musa elini kaldırınca da eli bakanların gözüne parlak göründü.
Firavun ulusunun ileri gelenleri dediler. “İşte gerçekten bilgin bir büyücü bu!”
“O sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi siz ne diyorsunuz?”
Dediler: “Onunla kardeşini alıkoy da bütün kentlere toplayıcılar çıkar,
nekadar bilgin büyücü varsa hepsini sana getirsinler.”
Büyücüler Firavun’un yanına geldiler. Dediler: “Eğer biz onu yenecek olursak ne de olsa karşılığını göreceğiz, değil mi?”
Firavun dedi: “evet, hem de şüphesiz sizler benim yakınlarım olacaksınız.”
Onlar dediler: “Ey Musa! İlkin sen mi atarsın, yoksa biz mi atalım?”
Musa dedi: “Siz atın.” Bunun üzerine onlar da attılar. Herkesin gözünü boyadılar. Onları korkuttular. Pek büyük bir büyü meydana getirmiş oldular.
Biz de “Değneğini at” diye Musa’nın gönlüne bildirdik. Derken değnek bütün onların yalancı yılanlarını yutuverdi.
Böylece doğrunun ne olduğu anlaşıldı. Onların bütün yaptıkları da boşa gitti.
Artık orada yenilmişlerdi. Küçük düşüp geri döndüler.
Büyücüler de secdeye kapandılar.
Dediler: “biz bütün varlıkların çalabına inandık,
Musa’nın da, Harun’un da çalabı olana.”
Firavun dedi: “sizler benim uygunum olmadan Ona inandınız öyle mi? Besbelli ki bu, sizin kentte kurduğunuz düzendir. Kentin insanlarını dışarı çıkarmak için. Yakında ben size gösteririm.
Ne olursa olsun sizin ellerinizi, ayaklarınızı çaprazvari kestireceğim, sonra da ne olursa olsun sizin hepinizi birden astıracağım.”
Dediler: “öyle olunca hiç şüphesiz bizler de çalabımıza döneriz.
Çalabımızın belgeleri bize gelince biz onlara inandık. Sen de bizden yalnız onun için öç almak istiyorsun. Ey çalabımız! Sen bizim katlanma gücümüzü artır. Sen bizim canımızı Sana bağınan kimseler olarak al.”
Firavun’un ulusundan ileri gelenler dediler: “Musa ile ulusunu, bu yurtta karıştırıcılık çıkarsınlar, senden de, tanrılarından da yüz çevirsinler diye mi bırakacaksın?” Firavun dedi: “Erkek çocuklarını öldürürüz, yalnız kızlarını bırakırız. Gerçekten onlara karşı üstünlüğü ancak böyle sağlıyabiliriz.”
Musa ulusuna dedi: “Allah’tan yardım dileyin. Katlanın. Gerçekten yeryüzü Allah’ındır. Onu kullarından kime dilerse ona bırakır. Sakınıcıların sonu iyidir.”
Musa’nın ulusu dedi: “Sen bize gelmeden önce de, sen geldikten sonra da biz çok ezildik.” Musa dedi: “Olabilir ki çalabınız düşmanlarınızı yok eder de bu topraklarda sizleri onların yerine kor. Ondan sonra da sizin kendisine karşı nasıl davranacağınıza bakar.”
İşte, biz Firavungillere yıllar yılı kuraklık, ürün darlığı çektirdik, öğütlensinler diye.
Onlar iyiliğe kavuşunca: “Tam bize göre” derler, başlarına bir kötülük gelince de onu Musa ile onun yanındakilerin uğursuzluğuna verirlerdi. Bilesiniz ki gerçekten onların uğursuzluğu Allah’ın katından gelmedir. Ancak, onların pek çoğu bunu bilmezler.
Dediler: “Sen bizi büyülemek için hangi belgeyi getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz.”
Bunun üzerine Biz de onların üzerine su baskınını, çekirgeleri keneleri, kurbağaları, kanı gönderdik ki bunların herbiri ayrı bir belge idi. Onlar yine de büyüklük tasladılar. Onlar suçlular takımı idiler.
Üzerlerine kırlağan çökünce de dediler: “Ey Musa! Seninle olan andlaşmasına sığın da çalabına bizim için yalvar. Eğer bu kırlağanı üzerimizden kaldıracak olursa biz de kesenkes sana inanırız. Hem de İsrailoğullarını kesenkes seninle birlikte göndeririz.”
O gün Biz de kırlağanı onların üzerlerinden bir süre için kaldırdık. Sonunda sözlerinden döndüler.
Bunun üzerine onlardan öç aldık. Onları denizde boğduk. Çünkü onlar belgelerimizi yalan saymışlardı, hem de onlara karşı dalgıda kalmışlardı.
Biz bu bitkinleştirilmişler takımını Doğu topraklarının, Batı topraklarının kalıtçısı yaptık. Onları orada bolluğa kavuşturduk. Böylelikle verdiği o güzel söz onların katlanmaları yüzünden yerine geldi. Firavun’u da, ulusunu da, yaptıkları işleri, yükselttikleri yapıları da yok ettik.
İsrailoğullarına denizi geçirttik. Putlara tapan bir ulusun yanına vardılar, dediler: “Ey Musa! Bize de onların tanrıları gibi bir tanrı yapsana.” Musa dedi: “Gerçekten sizler kendini bilmez takımından imişsiniz.
Gerçekten bunların tuttukları yol çıkmaza varacak, bütün işledikleri de boşa gidecek.”
Yine dedi: “Ben sizin için Allah’tan başka tanrı mı ararım. Sizi herkesten üstün kılan da Odur.”
O gün sizi Firavungillerin elinden kurtarmıştık. Onlar size azapların en kötüsünü çektiriyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kızlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda çalabınız yönünden ulu bir sınama vardı.
Biz Musa’ya otuz gece için söz verdik. Sonra buna on gece daha kattık. Böylece çalabının ayırdığı vakit kırk geceyi buldu. Musa kardeşi Harun’a dedi: “Ulusumun işlerinde benim yerime geç. Onları düzelt. Sakın karıştırıcıların yolunu tutma.”
Musa kendisine ayırdığımız vakitte geldi. Çalabı ona söz söyledi. Musa dedi: “Ey çalabım! Bana kendini göster de Seni göreyim.” Allah buyurdu: “Nede olsa sen Beni göremezsin. Yalnız şu karşı ki dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse sen de Beni görürsün.” Musa’nın çalabı dağa görünür görünmez dağı parça parça etti. Musa da düşüp bayıldı. Ayılınca dedi: “Seni ulularım. Sana tövbe ederim. Ben inananların ilkiyim.”
Allah buyurdu: “Ey Musa! Ben seni sana verdiğim elçilik ödevleriyle, sana söz söyliyerek herkesten üstün kıldım. Sen de bu verdiklerimi al da şükret.”
Onun için levhalar üzerine öğütün her türlüsünü yazdık. Her nesneyi uzun uzadıya anlattık. Bunları sıkı tut. Ulusuna da buyur ki onları çok iyi tutsun. Ben size karıştırıcıların yurdunu göstereceğim.
Yeryüzünde boş yere büyüklenenleri belgelerimizden uzaklaştıracağız. Onlar bütün belgelerimizi görseler yine de inanmazlar. Doğru yolu görecek olsalar da o yolu tutmazlar. Sapkınlık yolunu görecek olurlarsa o yolu tutarlar. Bu da gerçekten onların belgelerimizi yalan saymalarından, onlara karşı dalgıda olmalarındandır.
O kimseler ki belgelerimizi, öbür dünyaya kavuşacaklarını yalan saydılar, onların bütün işledikleri iyilikler boşa gitmiştir. Onlar ettiklerinden başkasını mı bulacaklar?”
Musa’nın ardından ulusu süs takımlarıyla bir buzağı gövdesi yaptılar ki böğürür dururdu. Ancak hiç konuşmazdı, onlara doğru yolu da göstermezdi. Bunu görmüyorlar mıydı? Yine de onu tanrı edindiler. Onun için kıyıcı oldular.
Yanıldıklarını anladılar, sapkınlıklarını gördüler. Dediler: “Eğer çalabımız bizi acımaz, bizi yarlıgamazsa besbelli ki bize yazık olacaktır.”
Musa ulusuna dönünce kızgın, üzgün olarak dedi ki: “benden sonra benim yerime geçince ne kötü işler yapmışsınız. Allah’ın buyruğu çarçabuk gelsin mi istediniz?” Musa levhaları yere attı. Kardeşini de saçından tutup kendine doğru sürükledi. Harun dedi: “Ey anam oğlu! Gerçekten bu kimseler beni küçümsediler, öldüre yazdılar. Şimdi sende böyle yapıp da düşmanları sevindirme. Beni kıyıcılar takımıyla bir tutma.”
Musa dedi: “Ey çalabım! Beni de, kardeşimi de yarlıga. İkimizi de esirgeyiciliğinle kuşat. Sen ki esirgiyenlerin en esirgeyicisisin.”
İşte o kimseler ki, buzağıyı tanrı edindiler, çalaplarının öfkesine uğrayacaklar, dünya yaşayışında da alçalacaklardır. Biz kara çalıcıların cezasını böyle veririz.
O kimseler ki kötülük işlediler, sonra tövbe edip inandılar, gerçekten senin çalabın ondan ilerisini yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.
Musa, kızgınlığı geçip kendine gelince, levhaları aldı. Onların birinin üzerinde şu vardı: “O kimseler ki çalaplarından korkarlar, onlar için doğru yol ile esirgeme vardır.”
Musa buluşacağımız gün için ulusundan yetmiş kişi ayırdı. Bunlar bir depremle sarsılınca Musa dedi: “Ey çalabım! Eğer Sen dileseydin, onları da beni de daha önce yok ederdin. Aramızdaki alıkların ettiklerinden dolayı bizi de mi yok edeceksin? Doğrusu bu, olsa olsa Senin bir sınaman olacak. Sen bununla dilediklerini saptırıyorsun, dilediklerini de doğru yola iletiyorsun. Bizim koruyucumuz ancak Sensin. Sen bizi yarlıga, Sen bize acı artık. Sen ki yarlıgayıcıların yey olanısın.
Bu dünyada da, öbür dünyada da bize iyilikler yaz. Gerçekten biz Senin yolundayız.” Allah buyurdu: “Ben azabımı kime dilersem ona değdiririm. Benim esirgeyiciliğim her nesneyi kaplayıcıdır. Yarın Ben bu esirgeyiciliğimi o kimseler üzerine yazacağım ki onlar sakınırlar, zekat verirler, hem de o kimseler Bizim belgelerimize inanırlar.
O kimseler ki yanlarındaki Tevrat’da, İncil’de yazılı bulacakları o okuma yazma bilmiyen elçiye uyarlar, o da kendilerine uygun olanı buyurur, uygunsuzu yığar, iyi nesneleri helal, kötü nesneleri haram kılar, sırtlarından ağır yükleri, boyunlarından kangalları indirir, ona inananlar, onun erkini artıranlar, ona yardım edenler, onunla birlikte gönderilen ışığa doğru gidenler, işte onlar onan kimselerdir.”
De ki: “Ey insanlar! Gerçekten ben Allah’ın sizin hepinize gönderdiği bir elçiyim. O Allah ki yerlerin, göklerin hakanlığı kendinindir. Ondan başka tanrı yoktur. Dirilten de, öldüren de Odur. Öyleyse Allah’a, onun elçisine, okuma yazma bilmiyen peygamberine inanın. O peygamber ki Allah’a, Onun sözlerine inanır. Siz de ona inanın ki doğru yolu tutmuş olasınız.”
Musa’nın ulusundan bir topluluk vardır ki insanları doğru yola iletir, kendileri de tüzlükten hiç ayrılmazlar.
Biz İsrailoğullarını on iki oymağa, topluluğa ayırdık. Ulusu kendisinden su isteyince : “Değneğini taşa vur” diye gönlüne bildirdik. Derken taştan on iki pınar fışkırdı. Her oymak içeceği yeri bildi. Sonra onların üzerine bulutların gölgesini düşürdük. Onlara kudret helvası ile, bıldırcın da gönderdik. “Size verdiğimiz azıkların iyilerini yiyin.” Dedik. Onlar Bize kıymadılar, ancak kendi kendilerine kıymış oldular.
O gün onlara denilmişti: “Bu kente yerleşin. Onun neresinden isterseniz orasından yiyin. “Bağışla bizi” deyin. Kapısından da secde ederek girin ki yanıltılarınızı yarlıgayalım. Biz iyilik edenlere karşı iyiliğimizi artırırız.”
Ancak içlerinden o kimseler ki kendilerine söylenen sözü başkasıyla değiştirdiler, Biz de kıyıcılık ettiklerinden dolayı onların üzerine gökten kırlagan gönderdik.
Onlara deniz kıyısında ki kentin başına gelenleri sor: Onlar Cumartesi yasağını çiğnemişlerdi. Çünkü Cumartesi günleri balıklar küme ile gelirler, öbür günler gelmezlerdi. İşte Biz de bu karıştırıcılıklarından ötürü onları böyle sınadık.
O gün içlerinden bir topluluk şunu demişti: “Allah’ın kendilerini yokedeceği, yada azaba uğratacağı bir ulusa ne diye öğüt verip durursunuz?” Onlar da dediler: “Çalabımıza karşı yüzümüz olsun, onlar da sakınsınlar diye.”
Onlar kendilerine verilen öğüdü unutunca, Biz de onları kötülükten alıkoyanları kurtardık. Kıyıcıları da karıştırıcılıklarından ötürü azapların en zorlusuyla çarptık.
Böylece, kendilerine yasak edilenleri yapmakta direnip durunca Biz de onlara: “Alçak maymunlara dönün” dedik.
O gün senin çalabın kıyamet gününe değin onların üzerine kendilerini azabın en kötüsüne uğratacak olan kimseleri göndereceğini bildirmişti. Çünkü ne de olsa senin çalabın, suçun karşılığını çabuk verir. Çünkü O yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.
Biz onları bölük bölük edip herbirini bir yere dağıttık. İçlerinde iyi olanlar da vardı. Aşağılık olanlar da. Biz onları hem iyilikle hem de kötülükle sınadık, Bize dönsünler diye.
Onlardan sonra yerlerine geçenler Kitap’ın kalıtçısı oldular. Onlar bu alçak dünyanın geçici gönenmeliğini edindiler. Bir de “Allah bizi yarlıgayacaktır” dediler. Onlara buna benzer bir gönenmelik daha gelse onu da alırlar. Allah’a, Onun elçisine doğru söyliyecekleri için kendilerinden Kitap’a göre söz alınmış değil miydi? Oysaki bu Kitap’ta olanları okuyorlar. Sakınanlar için öbür dünya evi yeydir. Artık aklınız yatmıyacak mı?
O kimseler ki Kitap’a sımsıkı sarılırlar, namaz kılarlar, işkilsiz Biz bu iyilerin karşılığını yitirmeyiz.
O gün Biz dağı gölgelik gibi üzerlerine kaldırmıştık. Onlar da gerçekten dağ başlarına yıkılacak sanmışlardı. Biz de demiştik: “size verdiğimizi sımsıkı tutun. İçindekileri düşünün ki sakınmış olasınız.”
O gün çalabın Ademoğullarının soyundan yetiştirdiği dölleri kendilerine tanık tutup demişti: “Ben sizin çalabınız değil miyim? Onlar da : “Evet çalabımızsın. Biz buna tanığız.” Bu da kıyamet günü bizim bundan bilgimiz olmadı dememeniz içindi.
Ya da şunu demiyesiniz diye idi: “Gerçekten bizden önce atalarımız Allah’a eş koşmuşlardı. Biz ise onlardan sonra gelen bir dölüz. Şimdi o iğri yola sapanların işlediklerinden ötürü bizi yok edecek misin?”
İşte Biz beldelerimizi böyle uzun uzadıya anlatırız, dönsünler diye.
Onlara o kimsenin başından geçeni anlat ki kendisine belgelerimizi göndermiştik. O da bunları bir yana bırakmıştı. Derken Şeytan onu ardına takmış, o da sonunda azgının biri olmuştu.
Eğer Biz dileseydik, bu belgelerle onu ne de olsa yükseltirdik. Ancak, o çamura battı, dürtülerine uydu. Böylece onun durumu o köpeğin durumuna benzer ki üzerine varsan dilini çıkarır, bırakıp gitsen yine dilini çıkarır. İşte belgelerimizi yalan sayanlar takımının bu kimselerinkine benzer. Öyleyse, sen bu olan bitenleri onlara anlat ki düşünler.
Belgelerimizi yalan sayıp kendilerine kıyanlar takımının durumu ne kötüdür.
Allah kime yol gösterirse o doğru yolu bulur, Allah kimi yoldan çıkarırsa o kendine yazık etmiş olur.
Gerçekten Biz cinlerden , insanlardan bir çoğunu Cehennem için yarattık. Onların gönülleri vardır, onunla kavramazlar. Onların gözleri vardır, onlarla görmezler. Onların kulakları vardır, onlarla işitmezler. Onlar dört ayaklılar gibidirler. Belki de onlardan da şaşkındırlar. Dalgıda olanlar işte onlardır.
En güzel adlar Allah’ınkilerdir. Onun için siz Allah’a o adlarla yalvarın. Allah’ın adlarını yamutanları bırakın. Onlar bu ettiklerinin karşılığını göreceklerdir.
Yarattıklarımız arasında öyle bir toplulukta vardır ki o, insanları doğru yola iletir, tüzlüğü de yerine getirir.
Belgelerimizi yalan sayanlara gelince, Biz onları yavaş yavaş, bilmedikleri bir yoldan ölüme sürükleriz.
Gününü geciktiririm, ancak Benim düzenleyişim sağlam olur.
Onlar düşünmüyorlar mı ki kendileriyle görüşen kimse deli değildir. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.
Onlar yerlerin, göklerin hakanlığını, Allah’ın yarattığı bütün nesneleri, bir gün sonun kendilerine de yaklaşacağını görmüyorlar mı? Bundan sonra da hangi söze inanacaklar?
Allah kimi saptırırsa artık onu yola getirmez. Allah onları taşkınlıkları içinde bocalar bırakır.
Senden kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar. De ki: “Gerçekten onu Allah’tan başka hiç kimse bilemez. Onu tam vaktinde belli edecek olan ancak Odur. Kıyametin ağırlığı bütün yerler, gökler üzerine çökecektir. O size ancak birden bire gelecektir.” Sanki sen iyiden iyiye biliyormuşsun gibi, sana sorarlar. De ki: “Gerçekten onu Allah’tan başka hiç kimse bilemez. Ancak insanların pek çoğu bunu bilmezler.”
De ki: “Benim kendime Allah’ın dilediklerinden başka, ne bir yararım, olur, ne de bir zararım dokunabilir. Eğer ben görünmezi bilmiş olsaydım, daha çok iyilik yapmak isterdim, bana da hiçbir, kötülük erişemezdi. İşte ben ancak inananlar takımı için bir uyarıcı, bir müjdeleyiciyim.”
O Allah ki sizi bir tek özden yarattı. Dölensin diye ondan eşini de varetti. Sonra o bunu sarınca bu da yeğni bir yük yüklendi. Onunla gezip dolaştı. Yükü ağırlaşınca ikisi birden çalaplarına yalvardılar: “Eğer Sen bize iyi bir çocuk verecek olursan, biz de, besbelli ki Sana şükredeceğiz.”
Bunun üzerine Allah onlara iyi bir çocuk verince bu vergisine karşı Ademoğulları Ona eş koştular. Oysaki Allah onların eş koştuklarının hepsinden yücedir.
Hiçbir şeyi yaratmayıp da kendileri yaratılmış olanları Allah’a eş mi koşuyorlar?
Bunların onlara yardım etmiye güçleri yetmek şöyle dursun, onların kendi kendilerine bile yardımları olamaz.
Onları doğru yola çağıracak olursanız size uymazlar. Onları çağırsanız da, sussanız da size karşı durumları hep birdir.
Gerçekten, Allah’ı bırakıp da kendilerine yalvardıklarınız sizin gibi kullardır. Eğer doğru sözlü kimseler iseniz, haydi çağırın onları da gelsinler, size uysunlar.
Sanki onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, görecek gözleri, işitecek kulakları mı var? De ki: “Haydi yoldaşlarınızı çağırın, sonra da bana karşı düzen kurun, hem de hiç göz açtırmayın.”
Gerçekten benim gözeticim Allah’tır. O, bütün iyilerin de gözeticisidir.
Sizin Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınızın ne size, ne de kendi kendilerine yardım etmiye güçleri yetmez.
Onları doğru yola çağırırsın, işitmezler. Sana baktıklarını görürsün, oysaki görmezler.
Bağışlayıcı ol. Uygunu buyur, kendini bilmezlerden yüz çevir.
Eğer Şeytan seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü o işitici, bilicidir.
O kimseler ki sakınırlar Şeytan kendilerini kuruntuya düşürünce Allah’ı ansınlar. Hemen gönül gözleri açılmış olur.
Şeytanın yardakları onları sapkınlığa sürüklerler. Sonra da bu işten el çekmezler.
Sen onlara hiçbir belge getirmeyince onlar derler: “Sen kendiliğinden derleyip düzseydin ya?” De ki : “Ben yalnız çalabımın benim gönlüme bildirdiklerine uyarım. Bunlar Allah’ın verdiği gönül bilgileridir. İnananlar takımı içinde yol gösterme, esirgemedir.”
Kur’an okunurken onu dinleyin, susun ki esirgenmiş olasınız.
Çalabını erte, akşam, alçak sesle, yakararak, korkarak, için için an. Sakın dalgıda kalma.
Gerçekten o kimseler ki senin çalabının katındadırlar, Ona kulluk etmeyi küçüklük saymazlar, Onu ulularlar, Ona secde ederler.
İslami Okul Okulların En Önemlisi