Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - 10. Sayfa - Baltacioglu

Onuncu Sure

YUNUS SURESİ

 

Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.

Elif, lam, ra. İşte bunlar doğruyu bildirici Kitap’ın ayetleridir.

İnsanları uyar, inananlar için gerçekten çalapları yanında güzel karşılık olduğunu müjdele diye içlerinden birinin gönlüne bildirmemiz bu insanlar için şaşırtıcı mı oldu ki onu tanımıyorlar da “Gerçekten bu, apaçık bir büyüdür” diyorlar?

Gerçekten sizin çalabınız O Allah’tır ki yerleri, gökleri altı günde yarattı. Sonra egeliğinde erk sürdü. Bütün işleri çeviren Odur. Onun uygunu olmadan kimseyi kayıran olmaz. Çalabınız olan Allah işte budur. Öyleyse Ona tapın. Daha da öğütlenmediniz mi?

Hepiniz Ona döneceksiniz. Allah’ın doğru olarak verdiği söz budur. Gerçekten, Allah önce yaratır, sonra inananların, iyi iş işleyenlerin tüzlükle karşılığını vermek için onları gerisin geriye çevirir. Tanımazlar için de tanımazlıklarından dolayı kaynar sudan bir içecek ile acıklı bir azap vardır.

Güneşi ışık, ayı da aydınlık yapan, yılların sayısını, sayışı bilesiniz diye aya konaklar yasayan Odur. Allah bütün bunları ancak gerektiği gibi yarattı. Biz belgelerimizi bilenler takımı için uzun uzadıya anlatırız.

Gerçekten gece ile gündüzün biribiri ardısıra gelmesinde, Allah’ın yerlerde, göklerde yarattıklarında sakınırlar takımı için kesin belgeler vardır.

Gerçekten o kimseler ki Bize kavuşacaklarının ummazlar, dünya yaşayışına kanarlar, bununla dölenirler, işte onlar Bizim belgelerimizden dalgıda olanlardır,

işte bu kazandıkları yüzünden onların varacağı yer ateştir.

Gerçekten o kimseler ki inanırlar, iyilik işlerler, inançlarından ötürü çalapları onları doğru yola iletir. O güzel dirlikli cennetlerin içinden ırmaklar akar.

Onlar cennetlerde: “Allah’ımız! Seni ulularız” diye yalvarırlar. Onların orada sağlık dilemeleri “esenlik size” demekle olur. Onların son yalvarıları şu olur: “Övülmek bütün varlıkların çalbı olan Allah’a yaraşır.”

Onların iyiliğin çarçabuk gelmesini istemeleri gibi Allah da kötülüğü çarçabuk gönderseydi onları sonlarına eriştirmiş olurdu. Ancak Biz, Bize kavuşmayı ummıyanları kendi taşkınlıkları içinde bocalar bırakırız.

İnsan, başı sıkışınca yan üstü yatarken, otururken, ayaktayken Bize yalvarır. Ancak Biz onun sıkıntısını giderince de sanki başı hiç sıkılmamış, yakarmamış gibi geçip gider! İşte sınırları aşanlara işledikleri böyle güzel gösterildi.

Ant olsun ki Biz sizden önce yetişmiş nice toplulukları kıyıcılık ettikleri, kendilerine elçiler apaçık belgelerle gelmişken yine de inanmadıkları için yok ettik. Biz suçlular takımının karşılığını işte böyle veririz.

Sonra onların arkasından sizi yeryüzünde onların yerine koyduk, neler işliyeceksiniz görelim diye.

Ayetlerimiz onlara açıklayıcı belgeler olarak okununca, Bize kavuşmayı ummıyanlar dediler: “Sen bize ya bundan başka bir Kur’an getir, ya da onu değiştir.” De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmek elimden gelmez . ben yalnız benim gönlüme bildirilene uyarım. çünkü eğer ben çalabıma karşı ayaklanacak olursam, ulu bir günün azabından korkarım.”

De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben onu size okumazdım. O da onu size tanıtmazdı. Bakın, ben Kur’an gönderilmeden önce aranızda ömür boyunca yaşadım. Daha da aklınız yatmıyor mu?”

Şimdi Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da onun ayetlerini yalan sayandan daha kıyıcı kim vardır? Besbelli ki suçlular hiç onmazlar.

Onlar Allah’ı bırakıp da kendilerine ne zararı ne de yararı olmıyanlara tapıyorlar. Bir de: “Bunlar Allah’ın yanında kayırıcılarımız olacaklar.” Diyorlar. De ki: “Siz Allah’a yerlerde, göklerde bilmediğini mi bildireceksiniz?” Allah onların eş koştuklarının hepsinden uzaktır, yücedir.

Önce insanlar hep bir tek topluluktu. Sonradan biribirleriyle anlaşamaz oldular. Eğer bundan önce senin çalabının bir sözü olmasaydı, onların aralarındaki anlaşmazlık kesenkes yargılanmış olurdu.

Derler: “Ona çalabından bir belge gönderilmeliydi.” Sen de de ki: “Gerçekten görünmiyeni bilmek Allah’a vergidir. Öyleyse bekleyin. İşte ben de sizinle birlikte bekliyorum.”

İnsanlara uğradıkları sıkıntıdan sonra bir esenliği tattırdık mı, onlar ayetlerimize karşı hemen düzen kurmıya kalkışırlar. Onlara de ki: “Düzenleme işinde Allah sizden çok ileridir. Çünkü bizim elçilerimiz bütün o kurduğunuz düzenleri yazmaktadırlar.”

Sizleri karada, denizde gezdiren Odur. Bir gün bir gemide bulunuyorsunuz. Tatlı bir yel esmektedir. Gemi de içindekilerle birlikte yol almaktadır. Sizin de içiniz açılıyor. Derken zorlu bir yel esmeye başlıyor. Dalgalar kendilerini saracak sanıyorlar. “Eğer Sen bizi kurtarırsan biz de Sana şükreden kimseler oluruz” diye Allah’ın dinine bağlı olarak açık yürekle yalvarırlar.

Ancak, biz onları kurtarır kurtarmaz onlar yine ülkede haksız yere ayaklanırlar. Ey insanlar! Bütün bu ayaklanmalarınızın zararı ancak kendinizedir. Dünya yaşayışının gönenmesidir bu! Eninde sonunda hepiniz bize döneceksiniz. Biz de bütün işlediklerinizden sizi bilgilendireceğiz.

Dünya yaşayışı gökten indirdiğimiz su gibidir. İnsanların, davarların yediği yer bitkileriyle karışır. Sonunda da toprak bezenir. Toprak kendinin olanlar artık işin kendilerine kaldığını sanırlar. Bu sırada bir gece ya da bir gün buyruğumuz erişince orayı kesip biçeriz de sanki bir gün önce hiç yokmuş gibi olur. İşte Biz düşünenler takımına belgelerimizi böyle uzun uzadıya anlatırız.

Allah esenlik yurdu olan Cennet’e çağırır, dilediğini de doğru yola iletir.

İyilik edenlere karşılığı daha da çoğu verilir. Bu gibilerin yüzleri kararmıyacaktır, kızarmıyacaktır. İşte bunlar cennetlik olanlardır. Onlar hep orada kalacaklardır.

O kimseler ki kötülük işlerler, her kötülüklerinin karşılığı yalnız bir kattır. Onları alçaklık kaplar. Onları Allah’tan kurtaracak hiç kimse yoktur. Yüzleri gecenin karanlığı ile örtülmüş gibi kapkaranlıktır. İşte bunlar ateşlik olanlardır. Onlar hep orada kalacaklardır.

Biz o gün onların hepsini derliyeceğiz. Sonra Allah’a eş koşanlara şunu diyeceğiz: “Siz de, eş koştuklarınız da olduğunuz yerde kalın.” Artık onları biribirinden ayırırız. Eş koşulanlar şöyle diyecekler: “Siz bize tapmıyordunuz ki.

Bizimle sizin aranızda Allah’ın tanık olması yeter. Doğrusu sizin bize tapmanızdan biz bilgili değildik.”

Orada herkes daha önce ne işlemişse onunla sınanacaktır. Herkes gerçek gözeticisi olan Allah’a döndürülecektir. Uydurdukları tapacaklar da onlardan uzaklaşmışlardır.

De ki: “Sizleri yerden, gökten azıklandıran kimdir? O işitme, görme gücünü vareden kimdir? Ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkaran kimdir?bütün o işleri çeviren kimdir? “Allah’tır” diyecekler. De ki: “Yine de Allah’tan sakınmaz mısınız?”

Sizin gerçek çalabınız olan Allah işte budur. Artık doğruluktan başkası iğrilik değil de nedir?öyleyse nasıl olurda sizler doğru yoldan döndürülürsünüz?

Böylece senin çalabının karıştırıcılar için söylediği söz doğru çıktı: “Gerçekten onlar inanmazlar.”

De ki: “Sizin Allah’a eş koştuklarınız arasında ilkin yoktan var eden, öldükten sonra da diriltir. Öyleyse nasıl oluyor da siz doğru yoldan döndürülüyorsunuz?”

De ki: “Sizin eş koştuklarınız arasında doğru yola iletebilecek biri var mıdır? De ki: “Doğru yola iletecek olan, yalnız Allah’tır. Öyleyse, doğru yola iletilmedikçe kendi kendilerini doğru yola iletemiyen yalancı tanrılar mı? Size ne oluyor da böyle yanlış yargılıyorsunuz.”

Onların pek çoğu ancak kuruntularına uyuyorlar. Besbelli ki kuruntu doğru bilginin yerini tutamaz. Gerçekten Allah onların bütün işlediklerini bilicidir.

Bu Kur’an, Allah’tan başka birinin uydurmasıdır demek değildir. Belki Kur’an kendinden öncekileri doğrulayıcı, Kitap’ı da açıklayıcıdır. Hiç şüphesiz Kur’An bütün varlıkların çalabı yönünden gönderilmiştir.

Yoksa, onu peygamber uydurdu mu diyorlar? Sen onlara de ki: “Eğer siz doğru sözlü kimselerseniz, haydi onun benzeri bir sure getirin, Allah’tan başka kimlere gücünüz yetiyorsa onları da yardıma çağırın.”

Doğrusu şu ki onlar bilgileriyle kavrıyamadıkları, yorumlaması da kendilerine gelmemiş olan bu Kur’an’ı yalan saydılar. Nasıl ki kendilerinden önce gelenler de böyle yalan saymışlardı. O kıyıcıların sonu nice oldu bir görün.

İçlerinde Kur’an’a inananlar da vardır inanmıyanlar da. Senin çalabın karıştırıcıları bilicidir.

Eğer onlar seni yalancı sayarlarsa de ki: “Benim işlediklerim bana, sizin işledikleriniz size. Benim işlediklerimle sizin bir ilişiğiniz yok, sizin işlediklerinizle de benim bir ilişiğim yoktur.”

İçlerinden seni dinliyenler olacaktır. Ancak sen sağırlara söz işittirebilir misin? Hele akılları da yatmazsa?

İçlerinde sana bakıp duranlar da vardır. Ancak sen körlere doğru yolu gösterebilir misin?Hele gönül gözleri de görmezse?

Gerçekten Allah insanlara kıymaz. Ancak insanlar kendi kendilerine kıyarlar.

O gün Allah hepsini derliyecektir. Sanki onlar dünyada günün yalnız bir saatinde kalmış gibi olacaklardır. Biribirlerini tanıyacaklardır. Allah’a kavuşacaklarını yalan sayıp da doğru yolu tutmamış olanlara yazık olacaktır.

Onlara sözünü ettiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz, ya da bundan önce senin canını alırız, ne de olsa onların dönüşleri Bize olacaktır. Sonra da Allah bütün işlediklerine tanıktır.

Her topluluğun bir peygamberi vardır. Elçileri gelince onların araları tüzlükle yargılanır. Hem de onlara hiç kıyılmaz.

Derler ki: “Eğer siz doğru sözlü kimselerseniz, hani o sözünü ettiğiniz gün?”

De ki : “allah dilemedikçe benim kendime ne bir zararım ne de bir yararım olabilir. Her topluluğun sonu vardır. Sonları gelince artık onlar ne bir göz kırpması kadar geri bırakılırlar ne de bir göz kırpması kadar ileri alınırlar.”

De ki: “Söyleyin bana, Allah’ın azabı size gece yada gündüz gelip çatarsa ne yaparsınız? Böyle olunca, suçlular bu azabı ne diye iveyip duruyorlar?”

Yoksa siz bu azap gerçekleştikten sonra mı ona inanacaksınız? O zaman size: “İnanmadınız mı şimdi? Hani, iveyip duruyordunuz ya?” denilecektir.

Sonra kıyıcılara denilecek : “Şimdi sonu olmıyan azabı tadın bakalım. Kazandığınız günahlardan dolayı başka türlü bir karşılık mı görecektiniz?”

Onlar: “Gerçekten olacak mı bu azap?” diye senden bilgi edinmek istiyeceklerdir. Şöyle de: “Evet, çalabıma and olsun ki gerçektir. Siz Allah’ı bundan alıkoyamazsınız.”

Kıyıcılık eden herkes yeryüzünde olanların hepsi de kendinin olsaydı kurtulmak için onlardan vazgeçerdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını açığa vururlar. Onların araları yine de doğrulukla yargılanır. Onlara kıyılmaz.

Bilin ki yerlerde, göklerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Yine bilin ki gerçekten Allah’ın verdiği söz doğrudur. Ancak, onların pek çoğu bunu bilmezler.

O diriltir de, öldürür de. Hepiniz Ona döndürüleceksiniz.

Ey insanlar! İşte size çalabınızdan öğüt, gönüllerinize esenlik, inananlar için de doğru yol, esirgeme gelmiştir.

De ki: “allah’ın bol vergisi ile, esirgeyiciliği ile yalnız bunlarla içleri açılsın. Bu, onların bütün biriktirdiklerinden yeydir.”

De ki: “Söyleyin bana, Allah’ın size gönderip de sizin kimini haram kimini helal saydığınız azıklar için ne diyorsunuz?” De ki: “Böyle yapmayı Allah mı uygun gördü, yoksa bunu Allah’ın üstüne mi atıyorsunuz?”

Allah’a karşı yalan uyduranlar kıyamet gününü ne sanıyorlar? İşkilsiz Allah’ın insanlara karşı olan vergisi pek büyüktür. Ancak onların pek çoğu şükretmezler.

Hangi işe girişirseniz girişin, bu iş üzerine Kur’an’dan ne okursanız okuyun, hangi işi yaparsanız yapın, siz ona dalıp gittiğiniz sırada Biz ona tanık olmıyalım olmaz .Yerlerde, göklerde bir çimge ağırlığında bir nesne bile senin çalabından gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü de bundan daha büyüğü de, apaçık kütükde bulunmasın olmaz.

Bilesiniz ki Allah’ın sevgili kulları için hiç bir korku yoktur. Onlar kaygılanmazlar da.

Onlar ki inanan sakınan kimselerdir,

onlara dünya yaşayışında da, öbür dünyada da müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiç bir değişiklik olmaz. İşte en büyük mutluluk budur.

Sakın onların sözleri seni kaygılandırmasın. Çünkü bütün erklilik Allah’a vergidir. O işiticidir, bilicidir.

Bilin ki gerçekten yerlerde ne varsa, göklerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah’ı bırakıp da eş koşanlar eş koştuklarına uymuyorlar, ancak kendi kuruntularına uyuyorlar. Böylece ancak yalan söylüyorlar.

O, sizin için geceyi dinlendirici, gündüzü de gösterici olarak var edendir. Şüphesiz bunda kulak verenler takımı için belgeler vardır.

“Allah kendine çocuk edindi” dediler. Allah bundan uzaktır. Allah kendi kendine yeticidir. Yerlerde ne varsa, göklerde ne varsa hepsi Onundur. Bu dediğiniz için elinizde hiç bir dayanak yoktur. Yoksa siz Allah üzerine bilmeden mi konuşuyorsunuz?

De ki: “Gerçekten Allah’a karşı yalan uyduranlar onmıyacaklardır.”

Gerçi dünyada bir gönenme vardır. Ancak, sonra hepsi Bize dönecektir. Sonra da Biz onlara ağır bir azabı tattıracağız, tanımaz olduklarından dolayı.

Onlara Nuh’un başından geçeni oku. Bir gün Nuh ulusuna şöyle demişti: “Ey ulusum! Aranızda bulunmam, Allah’ın belgeleriyle öğüt vermem sizlere ağır geliyorsa artık benim için Allah’a dayanmak kalıyor. Siz de Allah’a eş koştuklarınızla toplanın. Ne yapacaksanız yapın. Bana göz de açtırmayın.

Eğer benim bu öğütlerimden yüz çevirecek olursanız ben sizden bir karşılık isteyecek değilim. Benim karşılığımı verecek olan, yalnız Allah’tır. Bana buyrulan, Allah’a bağınanlardan olmamdır.”

Bunun üzerine onu yalancı yerine koydular. Biz de onu, onunla birlikte gemide bulunanları kurtardık. Bunları ötekilerin yerine geçirdik. Belgelerimizi yalan sayanları da suda boğduk. O uyarılanların sonu nice oldu bir görün.

Sonra Nuh’un ardından uluslarına elçiler gönderdik. Böylelikle o elçiler onlara açıklayıcı belgeler getirdiler. Ancak onlar daha önceden yalan saymakta oldukları bu belgelere bir türlü inanmadılar. İşte Biz sınırları aşanların yüreklerini böyle köreltiriz.

Sonra, bunların ardından da Musa’yı, Harun’u belgelerimizle birlikte Firavun’a, Firavun’un ileri gelenlerini gönderdik. Ancak, onlar inanmayı büyüklüklerine yediremediler, suçlu takımından oldular.

Bizden onlara bir gerçek, bir belge gelince de: “Besbelli ki bu açıktan açığa büyü” dediler.

Musa onlara dedi: “Size bir gerçek gelince ona büyü mü dersiniz? Oysaki büyücüler onmazlar.”

Dediler: “Sen bizi atalarımızın tuttukları yoldan ayırmak, ikiniz bu ülkenin başına geçmek için mi bize geldiniz? Biz ikinize de inanmıyoruz.”

Firavun dedi: “Ne kadar bilgin büyücü varsa hepsini bana getirin.”

Bunun üzerine büyücüler gelince Musa onlara: “Atacağınızı atın bakalım” dedi.

Onlar da atacaklarını atınca Musa dedi: “Bu yaptığınız büyüdür. Gerçekten Allah sizin bu büyünüzü boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah karıştırıcıların işini yoluna koymaz.”

Allah doğruyu buyruklarıyla sağlar, suçlular bundan tiksinseler bile.

Sonunda Musa’ya kendi ulusundan türeyenlerden başkası inanmadı. Bu da Firavun’un ileri gelenlerinin kendilerine kötülük edecekleri korkusundan ileri gelmişti. Çünkü o ülkede Firavun kuvvetçe çok üstün bulunuyordu, hem de gerçekten çok aşırı gidiyordu.

Bunun üzerine Musa dedi: “Ey ulusum! Eğer siz Allah’a inanıyorsanız, Ona bağlanıyorsanız, yalnız Ona dayanın.”

Bunun üzerine onlar da şöyle dediler: “biz Allah’a dayandık. Çalabımız! Sen bizi o kıyıcılar takımının eline düşürme.

Esirgeyiciliğinle Sen bizi o tanımazlar takımının elinden kurtar.”

Biz de Musa ile kardeşinin gönlüne şunu bildirdik: “Mısır’da ulusunuz için evler yapın. Evlerinizi tapınak edinin. Orada Allah’a yalvarın. İnananlara da müjde verin.”

Musa dedi: “Çalabımız! Gerçekten Sen Firavun’a, ileri gelenlerine, dünya yaşayışında dirlik düzenlik verdin. Çalabımız! Onlar senin yolundan sapsınlar diye mi? Çalabımız! Sen onların mallarını sil süpür, onların yüreklerini daralt. Şunun için ki onlar o acıklı azabı görünceye kadar inanamaz olsunlar.

Allah buyurdu: “İkinizin de yakarısı onanmıştır. Ancak, sakın doğruluktan ayrılmayın, sakın kendini bilmezlerin yolunu tutmayın.”

İsrailoğullarına denizi geçirdik. Derken Firavun ile askerleri saldırmak, ezmek için onların arkasına düştüler. Sonunda Firavun boğulacağını anlayınca şöyle dedi: “Allah’a inandım artık. Gerçekten, İsrailoğullarının inandığından başka tanrı yoktur. Bende Allah’a bağınanlardan oldum.”

Şimdi mi inanıyorsun? Oysaki sen bundan önce hep ayaklanıyordun, ortalığı karıştırıyordun.

Öyleyse Biz de bugün senin yalnız ölü gövdeni kurtaracağız, senden sonra gelecek olanlara belge olsun diye. Gerçekten insanların pek çoğu Bizim belgelerimizden bilgisizdirler.

Ant olsun ki Biz İsrailoğullarını güzel bir yurda yerleştirdik. Onları en arı nesnelerle azıklandırdık. Ancak kendilerine bilim geldikten sonradır ki aralarında anlaşmazlık oldu. Gerçekten senin çalabın onların aralarındaki anlaşmazlıkları kıyamet günü yargılayacaktır.

Eğer sana bildirilenlerden şüphe ediyorsan onları senden önce Kitap okuyanlara sor. Ant olsun ki, doğru söz sana çalabından gelmiştir. Öyleyse sakın işkillenenlerden olma.

Sakın Allah’ın ayetlerini yalan sayan kimselerden olma. Yoksa kendine yazık etmiş olursun.

Senin çalabının azabını hak eden kimseler inanmazlar,

Allah’ın bütün belgeleri gelmiş olsa bile, acıklı azabı görünceye kadar.

Azap kendilerine eriştikten sonra inanıp da bu inancı kendisi için yaralı olmuş bir ülke var mıdır? Yalnız bir Yunus ulusu vardır ki inanınca dünya yaşayışının alçaltıcı azabını onların üzerinden kaldırmışızdır. Hem de onları bir süre için gönendirmişizdir.

Eğer senin çalabın dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi birden kesenkes inanmış olurlardı. Yine de sen insanları inansınlar diye zorlayıp duracak mısın?

Allah’ın uygunu olmadıkça kimse inanç getiremez. Allah azabı aklını kullanamıyanlara gönderir.

Onlara de ki: “Yerlerde, göklerde neler var, baksanıza! Ancak bunca belgeler, bunca uyarıcılar inanmıyanlar takımı için neye yarar!”

Onlar kendilerinden önce gelenlerin başlarından geçenlerden başkasını mı bekliyorlar? De ki: “Bekleyin öyleyse. Bende sizinle birlikte bekliyeceğim.”

Sonra Biz elçilerimizi, inananları kurtarırız. Böylece inananları da kurtarmak boynumuzun borcudur.

“De ki: “Ey insanlar! Eğer benim dinimden şüphe ediyorsanız, bilin ki ben sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza tapmam. Ben yalnız sizin canınızı alacak olan Allah’a taparım. Bana inanıcı olmam buyurulmuştur. Allah’ı birleyici olmam buyrulmuştur.

Allah’ı birleyici olan dine yönel. Sakın Allah’a eş koşanlardan olma.

Allah’ı bırakıp da sana ne yararı, ne de zararı olmıyanlara tapma, eğer bunu yapacak olursan işte artık kıyıcılardan olursun.” Diye buyrulmuştur.

Eğer Allah’tan sana bir zarar gelecek olursa onu Kendisinden başka giderebilecek olan yoktur. Eğer Allah sana bir iyilik edecek olursa Onun bu vergisini geri döndürebilecek olan da yoktur. Allah bunu kullarından dilediğine eriştirir. Çünkü Allah yarlıgayıcıdır, esirgeyicidir.

De ki : “Ey insanlar! İşte size çalabınızdan doğru söz geldi. Artık doğru yolu tutan kendi yararına tutmuş olur. Doğru yoldan sapan da kendi zararına sapmış olur. Doğru yoldan sapan da kendi zararına sapmış olur. Ben sizin gözcünüz değilim.”

Allah senin gönlüne ne bildirirse ona uy. Allah yargılayıncaya kadar katlanmayı da bil. Çünkü Allah yargılayıcıların yey olanıdır.