Kuran - 17. Sayfa - Baltacioglu
Onyedinci Sure
İSRA SURESİ
Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.
1)
Uluların o Allah’ı ki kendisine belgelerimizden bir nicesini göstermek için kulunu geceleyin Mescid_i Haram’dan alıp, dolayını kutlulandırdığımız Mescid-i Aksa’ya götürdü. Çünkü O işiticidir, görücüdür.2)
Biz Musa’ya Kitap verdik. Onu İsrailoğullarına yol gösterici yaptık. Benden başkalarını gözetici edinmeyin diye.3)
Ey, Nuh ile birlikte gemiye bindirdiğimiz insanların soyundan gelenler! Doğrusu Nuh şükredici bir kuldu.4)
Biz Kitap’ta İsrailoğullarına bildirdik ki: “Siz ne de olsa ortalığı iki defa bozguna uğratacaksınız. Ne de olsa büyüklendikçe büyüklendikçe büyükleneceksiniz.5)
O iki cezadan ilkinin günü gelince en sert dövüşen kullarımızı üzerinize gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Böylece ceza verilmiş oldu.”6)
Sonra onları yenme gücünü tekrar size verdik. Size mallar, çocuklar vererek yardım ettik. Sizi topluluk olarak da çoğalttık.7)
Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş olursunuz. Eğer kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Öbür ceza günü gelince de onlar size kötülük etsinler, tapınaklarınıza ilkin girdikleri gibi girsinler, yendiklerini yok etsinler diye üzerinize gönderdik.8)
Ola ki çalabınız size acıya. Eğer siz dönecek olursanız Biz de döneriz. Biz Cehennem’i tanımzlar için zından kıldık.9)
Gerçekten bu Kur’an’ın ilettiği yol en doğru yoldur. İnananlara, iyilik işliyenlere müjdele, işte onlar için büyük bir karşılık vardır.10)
Gerçekten o kimseler ki öbür dünyaya inanmazlar, onlar için de acıklı bir azap düzülmüştür.11)
İnsan nasıl iyiliği üzerine çekmek isterse, kötülüğü de öylece üzerine çekmek ister. Çünkü insan acelecidir.12)
Gece ile gündüzü iki belge yaptık. Sonra gece belgesini yok edince de yerine gündüz belgesini gösterici kıldık. Çalabınızın bol vergisinden diliyesiniz, hem de yıllarınızı sayasınız, sayışlarınızı da bilesiniz diye. Biz her nesneyi de uzun uzadıya anlattık.13)
Herkesin ettiğini kendi boynuna doladık. Dirilme günü herkes için bir Kitap çıkaracağız. Herkesin kitabı kendisine açık olarak erecektir.14)
“Kitabını oku da bugün kendi hesabını kendin gör” denecek.15)
Her kim doğru yolu tutarsa kendi için tutmuş olur. Herkim de iğri yola saparsa yine kendine karşı sapmış olur. Hiçbir günahlı başkasının günahını yüklenmez. Biz önce bir elçi göndermedikçe de azaba uğratıcı değilizdir.16)
Biz bir ili yok etmeyi diledik mi, önce oranın ileri gelenlerine buyruklarımızı bildiririz. Bunun üzerine onlar o ili karıştırmıya başlarlar. Artık o ili azaba uğratmak gerekir. Bunu üzerine Biz de onu yerin dibine geçiririz.17)
Biz Nuh’tan sonra nice insan soylarını yok ettik. Senin çalabının, kullarının günahlarından bilgili, görücü olması yeter.18)
Herkim bu çarçabuk geçen dünyayı dileyecek olursa orada dilediğimiz kadarını dilediğimize çabucacık veririz. Sonra da onu Cehennem’e sokarız. O kimse buraya yerilmiş, sürülmüş olarak gider.19)
Herkim de inanarak öbür dünyayı diler, bunun için de gereği gibi çalışacak olursa, işte bu gibilerin bu çalışması değerlenmiş olur.20)
Biz hepsine, onlara da, bunlara da senin çalabının vergisi kimseden esirgenmiş değildir.21)
Bak, Biz onları biribirinden nasıl da üstün kıldık. Şüphesiz öbür dünyada basamakların daha yüksekleri, üstünlüklerin de daha büyükleri vardır.22)
Sakın Allah ile birlikte başkasını tanrı edinme, yoksa yerildiğin, kendi başına bırakıldığın gündür.23)
Senin çalabın kendinden başkasına tapmayın, ananıza, babanıza karşı iyi davranın diye buyurdu. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi yanında kocayacak olursa, sakın onlara of! Bile deme. Sakın onları paylama, onlara hep tatlı söyle.24)
Onlara acı da alçak gönüllülüğünün kanatlarını yerlere kadar indir. Şöyle de: “Çalabım! Onlar beni küçükken nasıl yetiştirdilerse, Sen de onları öyle esirge.”25)
Sizin çalabınız içinizde olanları en iyi bilendir. Eğer siz iyi olursanız, Allah da kendine dönenleri yarlıgayıcıdır.26)
Yakınlara, yoksullara, yolda kalanlara hakkını ver. Malını sakın saçıp savurma.27)
Çünkü saçıp savuranlar şeytanların yoldaşları olmuşlardır. Şeytan ise çalabına karşı en büyük nankörlüğü yapmıştır.28)
Çalabından umduğun esirgeyicilik erişinceye kadar yardım edemiyecek olursan, hiç olmazsa onlara tatlı sözler söyle.29)
Elini ne sıkı tut, ne de büsbütün aç. Yoksa hem dile düşersin, hem de eli boş kalırsın.30)
Gerçekten senin çalabın kimi dilerse onun azığını genişletir de daraltır da. Çünkü O kullarının her oluşundan bilgili, görücü olandır.31)
Sakın çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Onların da sizin de azığınızı verecek olan Biziz. Çünkü çocukları öldürmek büyük bir suçtur.32)
Sakın yoz yaklaşmada bulunmayın. Çünkü bu çirkin bir iştir, kötü bir yoldur.33)
Allah’ın öldürülmesini haram haram kıldığı kimseyi sakın öldürmeyin. Meğer ki bu doğrulukla ola. Her kim bir kimseyi kıyıp öldürecek olursa Biz onun gözeticisine öldürenden hakkını arama yetkisini verdik. Ancak, o da öldürme işinde taşkınlık etmemelidir. Çünkü ne de olsa yardım görmüş oluyor.34)
Öksüz erginlik çağına varıncaya kadar onun malına el sürmeyin. Meğer ki iyilik için ola. Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü söz vermek sorumlu olmak demektir.35)
Ölçerken doğru ölçün. Tartarken de doğru tartın. Böylesi yeydir, böylesinin sonu daha güzeldir.36)
Bilmediğin bir işin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, yürek, bunların hepsi sorumlu tutulacaktır.37)
Yerin üzerinde kurula kurula yürüme. Çünkü yeri yaramazsın, dağları aşamazsın.38)
Bütün bu kötülükler senin çalabının istemedikleridir.39)
Bunlar senin çalabının doğru düşünce olarak gönlüne bildirdikleridir. Sakın, Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme. Yoksa yerilip, kovulup Cehennem’e atılırsın.40)
Çalabınız erkek çocukları hep size ayırdı da kendine meleklerden kız çocuklar mı edindi? Doğrusu, siz çok ağır bir söz söylüyorsunuz.41)
Ant olsun ki Biz bunu Kur’an’da evire çevire anlatmışızdır, öğütlensinler diye. Ancak, bu, onları yalnız tiksindirdi.42)
De ki: “Eğer dedikleri gibi Allah ile birlikte başka tanrılar da bulunsaydı, onlar egelik elinde olana karşı, ne olursa olsun, bir yol araştırırlardı.43)
Allah uludur, bütün onların dediklerinden yücedir, büyüktür.”44)
Yedi kat gökle yeryüzü, bunların içinde bulunanlar Allah’ı överek ulularlar. Hiç bir nesne yoktur ki Onu överek ululamış olmasın. Ancak, siz onların nasıl ululadıklarını kavrıyamazsınız. Gerçekten Allah yumuşak davranıcı, yarlıgayıcı olandır.45)
Sen Kur’an’ı okurken Biz, seninle öbür dünyaya inanmıyanlar arasına göze görünmiyen bir perde çekeriz,46)
yürekleri üzerine örtüler örteriz, kulaklarını da ağırlaştırırız, Kur’an’ı kavrıyamasınlar diye. Sen Kur’an’da çalabını bir tek olarak anınca da onlar ürkerek arkalarını dönerler.47)
Onların seni dinlerken neyi dinlediklerini, gizli gizli konuşan bu kıyıcıların: “Doğrusuo, sizin uydurduğunuz büyülenmiş bir kimseden başkası değildir” dediklerini Biz çok iyi biliriz.48)
Bak, seni kimlere benzettiler! Onlar bir kere sapıtmışlardır, artık yollarını bulmıya güçleri yetmiyecektir.49)
Şunu da dediler: “Biz bir yığın kemik, b,r avuç toprak olduktan sonra, ne olursa olsun, yeni baştan diriltilecek miyiz?”50)
De ki: “İster taş olsun, ister demir,51)
ister kafanızda büyüttüğünüz kadar büyük bir yaratık olun.” Ardından: “Kim bizi yeni baştan diriltecek?” derler. De ki: “sizi ilkin kim yoktan var ettiyse yine O diriltecek.” Başlarını sallıyarak diyecekler ki “Ne vakit?” De ki: “Belki de pek yakında.”52)
O gün Allah sizi çağıracak. Siz de öve öve Onun çağrısına uyacaksınız. Gerçekten kabirde pek az kaldığınızı sanacaksınız.53)
Kullarıma söyle, hep tatlı konuşsunlar. Çünkü Şeytan onların aralarını bozar. Çünkü Şeytan insanın açıktan açığa düşmanıdır.54)
Çalabınız sizi çok iyi bilir. Dilerse sizi esirger, dilerse sizi azaba uğratır. Biz seni onlara gözetici olarak göndermedik.55)
Senin çalabın yerlerde, göklerde olanları en iyi bilendir. Gerçekten Biz peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık. Davud’a da Zebur’u verdik.56)
De ki: “Allah’ı bırakıp da tapacak sandıklarınızı çağırın. Göreceksiniz, sizin herhangi bir sıkıntınızı ne gidermiye nede uzaklaştırmaya onların güçleri yetmez.”57)
O taptıklarına gelince, onlar kendilerini çalaplarına yaklaştıracak olan en yakın yolun hangisi olduğunu arayıp duruyorlar, Onun esirgeyiciliğini umuyorlar, Onun azabından korkuyorlar. Çünkü senin çalabının azabı sakınılacak bir azaptır.58)
Biz dirilme gününden önce hangi ili yok etmişsek, hangi ili ağır bir azaba uğratmışsak, bunlar Kütük’te yazılıdır.59)
Bizi belge göndermekten alıkoyan, bundan önce gelenlerin onları yalan saymaları olmuştur. İşte Semud’a göze görünür bir belge olarak o dişi deveyi vermiştik de ona kıyıvermişlerdi. Biz ise belgelerimizi ancak korkutmak için göndeririz.60)
O gün Biz sana: “İşte çalabın insanları kuşatmıştır” demiştik. Biz sana gösterdiğimiz düşü yalnız insanları sınmak için gösterdik. Kur’an’daki uğursuz ağacı var etmemiz de ondandır. Biz böylelikle insanları korkuturuz. Ancak, bütün bunlar onların yalnız azgınlıklarını artırıyor.61)
O gün Biz meleklere : “Adem’e secde edin” demiştik. Melekler de secde etmişlerdi. Yalnız iblis secde etmemişti, “Ben Senin balçıktan yarattığına secde mi edeceğim?” demişti.62)
Şeytan dedi: “Söyle bana benden üstün tuttuğun bu mu? Eğer beni dirilme gününe kadar bırakırsan, pek azı bir yana, onun geriye kalan bütün dölünü ne olursa olsun azdırırım.”63)
Allah buyurdu: “Yıkıl git. İnsanlar arasında herkim sana uyacak olursa bu gibilerin cezası Cehennem olacaktır. Bu ceza tam bir cezadır.64)
Onların içinden gücünün yettiklerine sesini işittirip yerinden oynat. Onlara karşı atlılarınla, yayalarınla yürü. Onların mallarına, çocuklarına ortak kesil. Onlara söz ver dur.” Şeytan dediğin de yalnız aldatmak için söz verir.65)
İşte benim öz kullarım üzerinde senin hiçbir baskın olamaz. Senin çalabının gözetici olması yeter.”66)
O çalabınız ki sizin için denizde gemiyi yürütür, vergisinin bolluğundan dileyesiniz diye. Çünkü o sizin için esirgeyici bulunuyor.67)
Denizde iken başınıza bir sıkıntı gelecek olursa, bütün o taptıklarınız savuşup giderler de yalvaracak yalnız Allah kalır. Ancak, Allah sizi kurtarıp karaya çıkarınca yine ondan yüz çevirirsiniz. İnsan yaradılıştan nankördür.68)
Allah’ın karanın bir parçasını sizinle birlikte batırmayacağını, ya üzerinize taş yağdırmıyacağını nereden biliyorsunuz? Sonra kendinize hiç bir gözetici bulamazsınız.69)
Ya Allah’ın sizi bir ikinci defa denize döndürmiyeceğini, üzerinize kırıp geçirici bir yel göndermiyeceğini, nankörlüğünüzden dolayı sizi batırmıyacağını nereden biliyorsunuz? Böyle bir durumda Bizden öç alacak birini bulamazsınız.70)
Ant olsun ki Biz Ademoğullarını yüce kıldık. Onları karada, denizde taşıttık. Onlara azıkların en güzellerini verdik. Onları üstün olarak yarattıklarımızın bir çoğundan da üstün kıldık.71)
O gün bütün insanları önderleriyle birlikte çağıracağız. Kimin kitabı sağ eline verilirse bu gibiler kitaplarını okuyacaklar, en ufak bir kıyıcılığa bile uğramıyacaklardır.72)
Her kim bu dünyada kör davranacak olursa öbür dünyada da kör kalacaktır, yolunu da büsbütün şaşırmış olacaktır.73)
Az kalsın senin gönlüne bildirdiğimizden seni ayıracaklardı, bir başkasının uydurup da Bizim üzerimize atasın diye. Böyle yapsaydın onlar seni kendilerine yardak edineceklerdi.74)
Eğer seni pekitmemiş olsaydık ant olsun ki sen onlardan yana biraz olsun kayacaktın.75)
Böyle olunca Bizde sana hem dirimin, hem ölümün acısını iki kat olarak tattıracaktık. Sonra sen Bize karşı hiç ibr yardımcı bulamıyacaktın.76)
Az kalsın seni bu topraklardan çıkarmak için zorlıyacaklardı, Böyle olunca senden sonra kendileri de orada pek az kalabileceklerdi.77)
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin yolu da bu yoldu. Bizim yolumuzda hiç bir değişiklik bulamazsın.78)
Güneşin batmasından gecenin kararmasına kadar Allah’a yalvar. Sabah Kur’an’ını oku. Çünkü sabah Kur’an’ını gören melekler vardır.79)
Geceleyin bir aralık Kur’an okumak için uyan. Olabilir ki bu üstünlük seni övülme katına kadar yükseltir.80)
De ki: “Ey benim çalabım! Beni nereye sokarsan doğrulukla sok, beni nereden de çıkarırsan doğrulukla çıkar. Kendi yönünden bana yardımcı bir güç ver.”81)
De ki: “Doğru geldi, iğri yok oldu. Çünkü iğri hep yok olagelmiştir.”82)
Biz Kur’an’la inanalar için iyileştirici, esirgeyici olan bilgileri bildiriyoruz. Bunlar kıyıcıların yalnız yıkımını artırır.83)
Biz insana ne zaman bir iyilik edecek olursak, o yüz çevirir, yan çizer. Ne zaman da başına bir kötülük gelecek olursa hemen umutsuzluğa düşer.84)
De ki: “Herkesin kendi yaradılışına göre bir davranışı vardır. Onun için kimin en doğru yolu tuttuğunu sizin çalabınız daha iyi bilir.”85)
San ruhun ne olduğunu sorarlar. De ki: “Ruh çalabınızın buyruğudur. Size ancak az bir bilim verilmiştir.”86)
Eğer Biz dileseydik o senin gönlüne bildirdiğimiz Kar’an’ı ne olursa olsun ortadan kaldırırdık da sonra sen Bize karşı bir yardımcı bulamazdın.87)
Ancak, senin çalabının esirgeyiciliğidir ki onu yerli yerinde bırakmıştır. Çünkü senin çalabının sana olan vergisi büyüktür.88)
De ki: “İnsanlar ile cinler bir araya gelseler de bu Kur’an gibisini meydana getirmek için birbirlerine arka verseler yine de onun gibisini getiremezler.”89)
Ant olsun ki Biz bu Kur’an’da örneklerin her türlüsünü uzun uzadıya gösterdik. Ancak insanların pek çoğu yalnız tanımazlıkta ayak dirediler.90)
Dediler: “Ne de olsa biz sana inanmayız, bize yerden bir pınar fışkırtıncaya kadar,91)
ya senin bir hurma, üzüm bahçen olsun da aralarından ırmaklar akıtasın,92)
ya bizim yanımızda kuruntusunu ettiğin gibi gökyüzünü üstümüze parça parça düşüresin, ya Allah ile melekleri karşımıza getiresin,93)
ya senin altından bir evin olsun yada gökyüzüne çıkasın. Çıksan da inanmayız bize okuyacak bir kitap getirmedikçe.” De ki: “Çalabım uludur. Ben Allah’ın gönderdiği Ademoğlu elçiden başka neyim ki?94)
Kendilerine doğru yolu gösterici gelince bu insanları inanmaktan alıkoyan yalnız şöyle demeleridir: “Allah elçi olarak bir Ademoğlunu mu gönderir?”95)
De ki: “Eğer yeryüzünde gezip dolananlar melekler olsaydı Biz onlara gökten kesin olarak yine de bir meleği peygamber gönderirdik.”96)
De ki: “benimle sizin aranızda Allah’ın tanık olması yeter. Çünkü Allah kullarından bilgilidir, kullarını görücüdür.”97)
Allah kimi doğru yola iletirse o doğru yolu bulur. Kimi de doğru yoldan saptırırsa artık bu gibilere Allah’tan başka koruyucu bulamazsın. Biz onları dirilme günü yüzükoyun yere kapanmış körler, dilsizler, sağırlar olarak derliyeceğiz. Onların durakları Cehennem’dir. Cehennem’in ateşi yavaşladıkça Biz onun alevini artırırız.98)
İşte onların cezası budur. Çünkü onlar belgelerimizi tanımadılar, “Bir yığın kemik, bir avuç toz olduktan sonra gerçek olarak yeni bir yaradılışla diriltilecekmişiz, öyle mi?”99)
Onlar görmüyorlar mı ki gerçekten yerleri, gökleri yaratan Allah’ın kendileri gibilerini de yaratmıya gücü yeticidir. Allah onlar için bir de son biçti. Bunda hiçbir şüphe yoktur. Yine de kıyıcılar tanımazlıkta ayak diriyorlar.100)
De ki: “Çalabımın bütün esirgeme hazineleri sizin elinizde olsaydı yine de tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. İnsan yaradılıştan cimridir.”101)
Ant olsun ki Biz Musa’ya dokuz tane açıklayıcı belge verdik. Haydi git, İsrailoğullarını iste dedik. Musa onların yanına gelince Firavun onlara şunu dedi. “Musa! Ben öyle sanıyorum ki seni büyülemişler.”102)
Musa dedi: “Ant olsun sen de bilirsin ki bütün bu belgeleri, gönül bilgileri olmak üzere, yerlerin, göklerin çalabı olan Allah’tan başkası bildirmemiştir. Bna gelince, ben de iyice biliyorum ki sen yok olacaksın.”103)
Bunu üzerine Firavun onları yurttan çıkarmak istedi. Biz de Firavun’u, yanındakileri, hepsini birden suda boğuverdik.104)
Sonra da İsrailoğullarına dedik: “Bu yurtta siz oturun. Sonra gün gelince de sizi onlarla birlikte derleyip getireceğiz.”105)
Biz Kur’an’ı gerektiği gibi bildirdik. O da gerektiği gibi bildirilenin kendisi oldu. Seni de ancak müjdeleyici, uyarıcı olarak gönderdik.106)
Biz Kur’an’ı bölümlere ayırdık ki insanlara ağır ağır okuyasın diye. Hem Biz onu kısım kısım bildirdik.107)
De ki: “Siz ona ister inanın, ister inanmayın. Çünkü ondan önce kendilerine bilim verilenler bile Kur’an okununca yüz üstü kapanıp secde ediyorlar,108)
hem de : “Çalabımızı ulularız. Çünkü çalabımızın sözü kesin olarak gerçekleşmiştir diyorlar.”109)
Ağlıyarak yüz üstü kapanırlar. Bu da onların ürküsünü artırır.110)
De ki: “İster Allah diye çağırın, ister acıyıcı diye çağırın, ne diye çağırırsanız çağırın en güzel adlar Allah’ınkilerdir.” Yalvarırken de ne yüksek sesle yalvar, ne de alçak sesle. İkisinin ortasını bul.111)
De ki: “Övülmek yalnız Allah’a yaraşır. O Allah ki kendine çocuk edinmedi, hakanlıkta eşi yoktur, düşkünlük nedir bilmez, Onun koruyucusu da olmaz. Onu büyükledikçe büyükle.”
KEHF SURESİ
Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.
1)
Övülmek de o Allah’a yaraşır ki kuluna Kitap’ı bildirdi. Onun içinde hiç bir iğrilik bulundurmadı.2)
Kendi katından gelecek olan ağır azapla uyarmak, iyi işler işliyen inananlar için de gerçektenen güzel bir karşılık olduğunu müjdelemek için bildirilen dosdoğru kitaptır bu.3)
Onlar hep orada kalacaklardır.4)
Bir de Allah kendine çocuk edindi diyenleri uyarmak için.5)
Ne kendilerinin nede atalarının bunun üzerine hiç bir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük! Oysaki onlar yalnız yalan söylüyorlar.6)
Şimdi sen Allah’ın sözüne inanmıyanların ardından üzüle üzüle kendini tüketeceksin.7)
Gerçekten Biz yeryüzünde ne varsa hepsini yeryüzü için süs yaptık, hangisi daha güzel işler işleyecek, sınamak için.8)
Gerçekten yeryüzünde ne varsa hepsini kupkuru toprağa çevirecek olan da besbelli ki yine Biziz.9)
Yoksa sen in kişileri ile yazıt kişilerini olağanüstü belgelerimizden mi sandın?10)
O gün o yiğitler ini barınak edinmişlerdi de şöyle demişlerdi: “Çalabımız! Sen bize esirgeyiciliğini sun. Bizi işimizde başarıya ulaştır.11)
Bunun üzerine Biz de o inde olanların kulaklarını yıllar yılı tıkalı bıraktık.12)
Sonra da onları uyandırdık, iki bölükten hangisi inde ne kadar kaldıklarını daha iyi sayacak, bilelim diye.13)
Sana onların yankılarını doğruca anlatıyoruz. Gerçekten onlar çalaplarına inanan yiğitlerdi. Biz de onların yollarını büsbütün doğrultmuştuk,14)
yüreklerini de pekitmiştik. O gün onlar durup şunu demişlerdi: “Bizim çalabımız yerlerin, göklerin çalabıdır. Biz onu bırakıp da başka bir tanrıya tapmayız. Eğer tapacak olursak ant olsun ki sınırları aşmış oluruz.15)
Şu bizim ulusumuz olacak Allah’ı bırakıp da başka tanrılar edindiler. Öyleyse onlar bu tapacakları belirtecek kanıtları getirmeliydiler. Artık Allah’a karşı yalan uydurandan daha kıyıcı kim olabilir?”16)
Siz ki onlardan hem de onların Allah’ı bırakıp da taptıklarından ayrıldınız, hemen ine girin ki çalabınız size karşı olan esirgeyiciliğini genişletsin, tuttuğunuz işi de sizin için yararlı kılsın.17)
Bir görseydin, güneş doğunca inlerinin sağ yanına eğilir, batınca da sol yanını yalar geçerdi. Onlar ise inin geniş yerinde idiler. İşte bu, Allah’ın belgelerindendir. Allah kime doğru yolu gösterirse o doğru yolu tutar, kimi yoldan saptırırsa artık o da kendisine doğru yolu gösterecek bir koruyucu bulamaz.18)
Onlar uykuda iken onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa, sola döndürürdük. Köpekleri de iki kolunu kapı ağzına uzatmış bulunuyordu. Onlara bir göz atmış olsaydın onlardan arkanı dönüp kaçardın. İçin de korku ile dolardı.19)
Böylece Biz onları uyandırdık, biribirlerine sorsunlar diye. İçlerinden biri: “Ne kadar eğleştiniz?” dedi. Onlar da: “Bir gün, belki bir günden de az” dediler. Ötekiler dediler ki: “Ne kadar eğleştiğimizi çalabımız daha iyi bilir. Haydi içinizden birini bu gümüş akça ile kente gönderin de baksın bakalım, hangi yiyecek daha iyi ise size ondan azık getirsin. Hem de çok uyanık bulunsun, burada bulunduğumuzu kimseye sezdirmesin.20)
Çünkü eğer onlar sizi ele geçirecek olurlarsa ya taşlarlar ya da kendi dinlerine döndürürler. Siz de artık hiç kurtulamazsınız.”21)
Böylece Biz bütün bu olanları onlara anlattık. Şunu için ki Allah’ın sözünün doğru olduğunu, dirilme gününnü geleceğinin şüphesiz olduğunu bilsinler. o sırada ki onlar bunu kendi aralarında çekişip duruyorlardı. “Onların üzerine bir anıt yapın” dediler. Çalapları ne yapılması gerektiğini en iyi bilendir. Sözü üstün gelenler de: “Onların üzerine bir tapınak yaparız” dediler.22)
“onlar üçtüler, köpekleriyle dört. Beştiler, köpekleriyle altı” dediler. Bilmedikleri üzerine atıp tutuyorlar. Yine diyorlar ki: “Yediydiler, köpekleriyle sekiz.” De ki: “onların sayısını en iyi bilen senin çalabındır. Onları ancak pek az kimse bilir.” Onun için, yalnız besbelli olandan başkası için tartışma. Kimseye cde onlar için ne düşündüğünü sorma.23)
Hiçbir işin için: “Ben bunu ne olursa olsun yarın yapacağım” deme.24)
Ancak: “Allah dilerse yaparım” de. Unutunca da çalabını an ve de ki: “Belki de çalabım beni gerçeğe daha yakın bir yola ulaştıracak.”25)
Onlar inlerinde üç yüz, kameri olarak üç yüz dokuz yıl kaldılar.26)
Onlara de ki: “Onların ne kadar kaldığını en iyi bilen çalabındır. Yerlerin, göklerin görünmiyenlerini bilmek de ona vergidir. O ne güzel görür, ne güzel işitir. Onların Allah’tan başka koruyucusu yoktur. Allah kimseyi kendi işine karıştırmaz.”27)
Çalabının kitabından senin gönlüne ne bildirildiyse onları oku. Allah’ın sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur. Ondan başka hiçbir sığınacak yer de bulamazsın.28)
Erte akşam çalaplarının dileğini elde etmek için yalvaranlarla birlikte sen kendin de katlan. Dünya yaşayışının görünüşlerine kapılıp da sakın gözlerini onlardan ayırma, gönüllerini Bizi anmaktan alıkoyduklarımıza, dürtülerine uyup da işinde azıtmış kimselere uyma.29)
De ki: “Doğru olan, Allah’ın bildirdiğidir.” Arık istiyen inansın, istemiyen tanımasın. Çünkü Biz tanımazlar için öyle bir ateş düzdük ki onları dört bir yanından saracaktır. Onlar yardıma çağırdıkça da kendilerine erimiş maden gibi bir su verilecek, bu su onları kavuracaktır. O ne kötü içecek, o ne kötü yerdir!30)
O kimseler ki inandılar, iyi işler işlediler, işte Biz güzel işler işleyenlerin karşılığını yitirmeyiz.31)
İşte onlar için içinden ırmaklar akan Adin cennetleri vardır. Onlar orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ipekliden kalın ipekliden yeşiller giyecekler de sedirler üzerine yaslanacaklardır. O ne güzel karşılıktır, o ne güzel yerdir!32)
Onlara şu iki adamı örnek ver: Biz onlardan birine iki üzüm bağı verdik. İkisini de hurma ağaçlarıyla çevirdik. İkisinin arasında bir de ekin yeri ayırdık.33)
İki bağın ikisi de ürününü verdi, hiç bir eksikleri de yoktu. İki bağın arasından bir ırmak da akıttık.34)
Adam bir çok ürün topladı.bir gün arkadaşıyla konuşuyordu. Dedi ki: “Benim malım seninkinden çok. Çoluk çocukça da senden ileriyim.”35)
Bu adam kendine kıymakta idi. Bağa girdi de şunu dedi: “Günün birinde bu bağın yok olacağını hiç sanmıyorum.36)
Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Çalabıma döndürülsem bile orada ben nede olsa bundan daha iyisini bulurum.”37)
Arkadaşı konuşurken ona dedi: “Sen seni önce topraktan, sonra bir atmık damlasından yaratan, sonra da adam eden Allah’ı tanımazlık mı ediyorsun?38)
Bana gelince, Allah benim çalabımdır. Ben çalabıma karşı hiç bir varlığı eş koşmam.39)
Bağına girerken Allah dilemiş vermiş, gücü yeten yalnız Odur demeliydin. Eğer sen beni malca, çoluk çocukça kendinden aşağı buluyorsan,40)
olur ki çalabım bana senin bağından daha iyisini verir, senin bağının üzerine de gökten yıldırımlar indirir de orası dümdüz olur.41)
Ya da bağının suyu çekilir de bir daha onun gibisini yetiştirmiye gücün yrtmez.”42)
Bütün ürünleri yok olmuştu. Bunun üzerine oraya harcadıklarını düşünüp çökmüş çardakların karşısında iki elini ovuşturmıya başladı da şunu dedi: “Ne oludu çalabıma hiç bir nesneyi eş koşmasaydım.”43)
Allah’tan başka ona yardım edecek yoktu. Nitekim yardım eden de olmadı.44)
Böyle bir günde yardım ancak gerçek olan Allah’tan gelebilir. Allah kullarına iyilik vermekten yana yeydir, son biçmekten yana da yeydir.45)
Onlara dünya yaşayışının örneğini ver. Bu yaşayış bizim gökten indirdiğimiz su gibidir ki bununla yeryüzünün bitkileri sarmaş dolaş olurlar. Sonra da kuruyup toz olurlar. Onları da yel savurur. Allah her nesneye gücü yeter olandır.46)
Mal olsun, çocuklar olsun, geçici yaşayışın süsleridir. Kalanlar yalnız iyiliklerdir. Bunlar çalabının yanında sevap olarak da, umut olarak da yeydir.47)
O gün Biz dağları yürüteceğiz. Sen yeri dümdüz göreceksin. Onları da derleriz de hiçbirini bırakmayız.48)
Onlar çalaplarının önüne dizili olarak gönderilmişlerdir. “Gerçekten, işte ilkin sizi nasıl yarattıksa Bize yine öyle geldiniz. Belki de sizin için gün ayırmıyacağız sandınız.”49)
Kitap ortaya konur. Görüyorsun, suçlular onun içindekilerden dolayı kokuya düşmektedirler. Derler: “Başımıza gelenler! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük ne varsa hepsini sayıp dökmüş. Onlar bütün ettiklerini karşılarında bulurlar. Senin çalabın hiç kimseye karşı kıyıcılık etmez.50)
O gün biz meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik de onlar da secde etmişlerdi. Yalnız İblis cinlerden olduğu için secde etmemişti. Böylece çalabının buyruğuna karşı durmuştu. Şimdi siz Beni bırakıp da İblis’le onun soyunu, onlar sizin düşmanlarınız iken, kendinize koruyucu ediniyorsunuz, öyle mi? Kıyıcılar için bu ne kötü değiş tokuştur!51)
Ben yerleri, gökleri, ne de kendilerini yaratırken onları yanım da bulundurmadım. Biz insanları saptıranları kendimize yardımcı edinmiş değiliz.52)
O gün Allah şöyle buyuracak: “Bana eş sandıklarınızı çağırın. Onlar da çağıracaklar. Ancak onlar karşılık vermiyecekler. Biz de onların arasına bir ölüm deresi koyacağız.53)
Günahlilar ateşi görünce içine düşeceklerini iyice anlıyacaklar da oradan dönmek için yol bulamıyacaklardır.54)
Gerçekten Biz bu Kur’an’da insanalar için örneklerin her türlüsünü vermişizdir. Ancak, insan en çok çekişicidir.55)
Kendilerine doğru yolu gösterici geldikten sonra da insanları inanmaktan, yarlıgama istemekten alıkoyan neydi? Eskilerin başına gelenlerin gelmesini mi, yoksa azabın birden bire gelmesini mi beklemeleriydi?56)
Biz elçileri yalnız müjdeleyiciler, uyarıcılar olarak göndeririz. Tanımazlar ise doğruyu iğri ile çürütmek için çekişirler, belgelerimizi, kendilerine yapılan uyarmaları eğlence yerine koyarlar.57)
Çalabının belgeleri kendisine anılırken ondan yüz çeviren, kendi elleriyle işledikleri günahları unutan kimseden daha kıyıcı kim olabilir? Biz onların yüreklerini kavramasınlar diye, kapladık, kulaklarını da ağırlaştırdık. Sen onları doğru yola çağırsan bile onlar böyleyken doğruluğa hiç erişemiyeceklerdir.58)
Senin çalabın yarlıgaması, acıması olandır. Eğer onları kazandıkları günahlardan dolayı çarpacak olsaydı besbelli ki onların azabını çarçabuk verirdi. Ancak onlara sözü verilen bir gün vardır. O gün gelince Ondan başka sığınacak bulamıyacaklardır.59)
İşte kıyıcılık ettikleri için yok ettiğimiz kentler! Onların yok edilecekleri günü de kesmişizdir.60)
Bir gün Musa bir delikanlıya şunu demişti: “İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayıp gideceğim. Bu, yıllarca sürse bile!61)
Bunun üzerine iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık ise denize atılıp bir kovuğa doğru yollanmıştı.62)
Oradan geçip gittikten sonra Musa delikanlıya dedi: “Getir şu yemeğimizi. Ant olsun ki yolculuk bizi iyice yormuş.”63)
Delikanlı Musa’ya dedi: “Gördün mü bak, o kayada barındığımız sırada balığı orada unutuvermişim. Onu bana unutturan da olsa olsa Şeytan olabilir. Balık nasıl oldu da denizin yolunu tuttu!”64)
Musa dedi: “İşte bizim aradığımız da bu ya.” Hemen geldikleri yoldan gerisin geriye döndüler.65)
O aralık kullarımızdan öyle birini buldular ki, Biz ona kendi esirgeyiciliğimizi eriştirdik, hem de kendi katımızdan bir bilim de öğrettik.66)
Musa dedi: “Ben seninle birlikte gelsem de sen de bana öğretilen o doğru bilimi öğretsen, olmaz mı?”67)
O da dedi: “Doğrusu, senin benimle birlikte katlanmıya gücün yetmiyecektir.68)
Sen içyüzünü bilmediğin bir işe nasıl olur da katlanabilirsin?”69)
Musa dedi: “Allah dilerse beni katlanır bulacaksın. Hiç bir işde de sana karşı durmam.”70)
O da dedi: “Eğer benimle birlikte gelecek olursan sakın olmıya ki ben sana bir işten söz açmadıkça sen de onu bana sormıyasın.”71)
Bunun üzerine ikisi de kalkıp gittiler. Sonunda bir gemiye bindiklerinde o kimse gemiyi deldi. Musa dedi: “İçindekiler boğulsun diye mi deldin sen onu? Doğrusu, çok korkunç bir iş işledin.”72)
O kimse dedi: “Ben sana dememiş miydim, senin benimle birlikte katlanmıya gücün yetmez diye?”73)
musa dedi: “Unuttum diye bana çıkışıp durma. Ne olur, bu işimde bana güçlük çıkarma.”74)
Bunun üzerine kalkıp gittiler. Sonunda bir oğlan çocuğuyla karşılaştılar. O kimse o çocuğu hemen öldürdü. Musa dedi: “Sen bir can karşılığı olmaksızın suçsuz bir cana nasıl olur da kıyarsın? Ant olsun ki sen çok ağır bir iş işledin.”75)
O kimse dedi: “Ben sana dememiş miydim, benimle birlikte katlanmıya senin gücüm yetmez diye?”76)
Musa dedi: “Eğer bir daha sana bir iş için soracak olursam sen de benimle arkadaşlık etme, artık bir diyeceğim kalmaz.”77)
Bunun üzerine kalkıp gittiler. Bir kentin insanları yanına varıp onlardan yiyecek istediler. Onlar ise kendilerini konuk etmek istemediler. Derken orada yıkılmak üzere olsan bir duvar buldular. O kimse duvarı hemen doğrultuverdi. Musa dedi: “isteseydin emeğinin karşılığını alabilirdin.”78)
O kimse dedi: “İşte artık benim için senden ayrılmak var. Şimdi sana katlanmıya gücün yetmiyen bu işlerin iç yüzünü bildireyim.79)
O gemi denizde çalışan bir takım yoksul kimselerindi. Onunla denizde çalışıyorlardı. Geminin bir eksiği olmasını istemiştim. Çünkü arkalarında öyle bir hakan vardı ki her gemiyi zorla alıkoyuyordu.80)
O oğlana gelince, onun da anası babası inanan kimselerdi. Onun için onları azgınlığa, Allah’ı tanımazlığa sürüklemesinden korktuk.81)
Bunun üzerine diledik ki, Allah’ları onun yerine arılıktan yana daha iyi, acımıya daha elverişli olanını versin.82)
Duvar işine gelince, bu duvar o kentte iki öksüz oğlanındı. Altında da onlara kalan bir gömü vardı. Babaları iyi bir kimse idi. Onun için çalabın diledi ki erginlik çağına erişsinler de gömülerini kendileri çıkarsınlar. Bu, Allah’ın bir esirgeyiciliği idi. Ben bunları kendi oyumla yapmadım. İşte katlamıya güç yetiremediğin işlerin iç yüzü budur.”83)
Sana Zülkarneyn için sorarlar. De ki : “Size onun başından geçenleri anlatacağım.”84)
Gerçekten Biz onun yeryüzünde gücünü artırdık. Biz ona her işte başarmanın yollarını da sağladık.85)
Bunun üzerine o da bir yol tuttu.86)
Sonunda güneşin battığı yere varınca onu kara çamurlu bir pınarda batar buldu. Bunun yanında da bir ulus buldu. Dedik: “Ey Zülkarneyn ! ister onları azaba uğrat, ister onlara karşı iyi davran.”87)
Zülkarneyn dedi: “Her kim kıyıcılık edecek olursa biz onu azaba uğratacağız. Sonra o çalabına döndürülünce O da kendisini hiç görülmemiş bir azaba uğratacaktır.88)
Ancak, herkim de inanır, iyilik işlerse artık onun için en güzel bir karşılık vardır. Hem onlara buyruklarımızın kolay olanlarını bildireceğiz.”89)
Sonra o başka bir yol tuttu.90)
Sonunda güneşin doğduğu yere varınca onu bir ulusun üzerine doğar buldu. Biz bu ulusa bu güneşten başka bir giyecek vermemiştik.91)
İşte böyle. Doğrusu Biz Zülkarneyn’in yanında olanları bitenleri bilgimizle kaplamışızdır.92)
Sonra o yine başka bir yol tuttu.93)
Sonunda iki dağın arasına vardı. Bu iki dağın eteğinde öyle bir ulus buldu ki nerdeyse söylenen sözü anlamıyordu.94)
Dediler: “Ey Zülkarneyn! İşte Yecuç ile Mecuç bu ülkede bozgunculuk ediyorlar. Onun için sana bir vergi versek de sen de bizimle onlar arasında bir set yapsan, olmaz mı?”95)
Zülkarneyn dedi: “Çalabımın bana verdiği varlık hepsinden yeydir. Yalnız siz bana elinizle, kolunuzla yardım edin, yeter. Ben sizinle onların arasına bir set yapacağım.96)
Haydi, bana demir parçaları getirin.” İki dağın iki yamacı bir kesime gelince de “ateşi körükleyin” dedi. Sonunda demir ateş kesilince de dedi: “Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim.”97)
Artı kYecç ile Mecuç onu ne aşmıya, ne de delmiye güç yetiremediler.98)
Zülkarneyn dedi: “Bu benim çalabımın bir esirgemesidir. Ancak, çalabımın verdiği sözün günü gelince O bu seti dümdüz edecektir. Böylece çalabımın verdiği söz yerine gelecektir.”99)
O gün Biz onlar dalgalar gibi birbirlerine çarpsınlar diye bırakmışızdır. Boru üfürülünce de onların hepsini tplarız.100)
O gün Biz tanımazları Cehennem’le yüz yüze getireceğiz.101)
O tanımazları ki benim öğütlerime karşı gözlerini yummuşlar, kulaklarını tıkamışlardır,102)
O kimseler ki tanımazlar beni bırakıp da kullarımı kendilerine koruyucu edindiklerini mi sanıyorlar? Oysaki Biz cehennemi tanımazlar için konak olarak düzmüşüzdür.103)
De ki: “işlediklerinden dolayı kendilerine çok yazık edenleri size bildireyim mi?104)
Bunlar o kimselerdir ki, iyi işler işlediklerini sanmışlardır da dünya yaşayışında bütün çalışmaları boşa gitmiştir.”105)
İşte bunlar o kimselerdir ki, çalaplarının belgelerini, Ona kavuşacaklarını tanımamışlardır. Onun için onların yaptıkları boşa gitmiştir. Artık biz dirilme günü onların yaptıkları için hiç bir tartı kullanmıyacağız.106)
İşte böyle, onların cezası Cehennem’dir. Çünkü onlar belgelerimizi, elçiyi eğlence yerine koydular.107)
Gerçekten o kimseler ki inandılar, iyilik ettiler, onların konakları da Firdevs cennetleri olacaktır.108)
Onlar hep orada kalacaklardır, oradan ayrılmayı da istemiyeceklerdir.109)
De ki: “Çalabımın sözlerini yazmak için bütün deniz mürekkep olsaydı, bir o kadarı da ona katılsaydı, yine de çalabımın sözleri tükenmeden deniz tükenirdi.”110)
De ki: “İşte ben ancak sizin gibi bir Ademoğluyum. Benim gönlüme bildiriliyor ki sizin tanrınız bir tek tanrıdır. Böyle olunca her kim çalabına kavuşmayı umuyorsa hemen iyilik etsin, Allah’ına taparken de hiç bir kimseyi Ona eş koşmasın.
İslami Okul Okulların En Önemlisi