Kuran - 21. Sayfa - Baltacioglu
Yirmibirinci Sure
ENBİYA SURESİ
Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.
İnsanların hesap verme zamanı yaklaştı. Oysa ki onlar dalgı içindeler, ilgilendikleri yok.
Çalaplarından kendilerine yeni bir öğüt gelmez ki onlar bunu eğlenerek dinlemiş olmasınlar.
Akılları hep oyundadır. Kıyıcılar aralarında gizlice sözleşerek derler: “Bu da sizin gibi bir Ademoğlundan başka nedir ki? Öyleyse göz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?”
Dedi: “Benim çalabım yerlerde göklerde söylenen her sözü bilir. O işiticidir, bilicidir.”
Dediler: “Belki bunlar onun gördüğü karma karışık rüyalardır. Belki kendi uydurmalarıdır, belki de o bir şairdir. Öyleyse bize kendinden öncekilere gönderildiği gibi bir belge getirsin.”
Onlardan önce yok ettiğimiz illerden hiçbiri inanmadı da şimdi bunlar mı inanacaklar?
Biz senden önce ancak gönüllerine bildirdiğimiz er kişileri elçi olarak göndermiştik. Eğer bunu bilmiyorsanız Kitaplılara sorun.
Biz onları yemez içmez birer kütük olarak yaratmadık. Onlar ölümsüz de değildirler.
Sonra onlara karşı verdiğimiz sözü tuttuk. Hem onları hem de dilediklerimizi kurtardık. Tanımazlıkta ileri gidenleri de yok ettik.
Ant olsun size öyle bir Kitap bildirdik ki onda sizin için gerekli olan öğüt vardır. Artık düşünmez misiniz?
Biz kıyıcılık etmiş olan nice illeri kıyıp geçirdik. Onlardan sonra yerlerine başka ulusları koyduk.
Onlar azabımıza uğrıyacaklarını görünce hemen oradan kaçıyorlardı.
“Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz dirliğe, yurtlarınıza dönün ki sorguya çekilesiniz.”
Dediler: “Yazık oldu bize. Çünkü biz kıyıcı kimseler olmuştuk.”
Biz onları biçilmiş ot gibi yere serinceye, sönmüş ateş gibi edinceye dek onların yakınmalarının ardı arası kesilmedi gitti.
Biz yerleri, gökleri, ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
Eğer Biz kendimize bir eğlence arasaydık besbelli ki onu kendi kendimize edinirdik, gerçekten bunu yapmak isteseydik.
Yok, Biz doğruyu eğrinin başına indiririz de o onun beynini parçalar. Böylelikle iğri ortadan kalkmış olur. Allah’a kara çalmak istediğinizden dolayı yazıklar olsun size!
Yerlerde, göklerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Onun yanındakiler Ona tapmaktan dolayı küçüklük duymazlar, usanmazlar da.
Onlar gece gündüz, ardsız arasız Allah’ı ululamaktan geri durmazlar.
“Yoksa yeryüzünde birtakım tanrılar edindiler de ölüleri onlar mı diriltecekler?”
eğer her ikisinde Allah’tan başka tanrılar olsaydı, ikisinde de kargaşa baş göstermiş olurdu. Öyleyse egeliğin çalabı olan Allah onların takıp takıştırdıklarından uzaktır.
Allah işlediklerinden dolayı sorumlu tutulmaz. Ancak onlar sorumlu tutulurlar.
Onlar Allah’tan başka tanrı edindiler, öyle mi? De ki: “Dayanağınızı getirin de görelim. İşte benimle birlikte olanların Kitap’ı, işte benden öncekilerin Kitap’ı.” Ancak onların pek çoğu doğrunun ne olduğunu bilmezler de onun için ondan yüz çevirirler.
Senden önce gönderdiğimiz hiç bir elçi yoktur ki Biz onun gönlüne şunu bildirmiş olmıyalım: “İşte benden başka hiçbir tanrı yoktur. Öyleyse yalnız Bana tapın.”
Dediler: “Esirgeyici kendine çocuk edindi.” Allah uludur. Ancak çocuk dedikleri Allah’ın ağırlanmış kullarıdır.
İlk söz onlara düşmez. Allah ne buyurursa onlar ancak onu yaparlar.
Yaptıklarını da yapacaklarını da O bilir. Onlar yalnız Allah’ın dileğini elde etmiş olanları kayırırlar. Kendileri de Onun ürküsünden titrerler.
Onlardan herkim: “Tanrı o değil, benim” diyecek olursa onu Cehennem’le cezalandırırız. İşte Biz kıyıcıların cezasını böyle veririz.
Tanımazlar bilmiyorlar mı ki işte yer ile gök önce biribirine bitişik idi de sonra Biz onları biribirinden ayırdık, diri olan her nesneyi de sudan var ettik. Yine de inanmıyorlar mı?
Yerin insanlarla birlikte sarsılmaması için yeryüzünde dağları yaptık. Aralarında da yol işi gören geçitler açtık, insanlar yönelebilsinler diye.
Gökyüzünü korkusuz bir tavan yaptık. Onlar ise belgelerimizden yüz çeviriyorlar.
Allah ki geceyi, gündüzü, güneşi ayrı yarattı. Her biri kendi döngülü üzerinde koşmaktadır.
Biz senden önce hiç bir ademoğluna sonsuzluk vermemiştik. Şimdi sen öleceksin de onlar kalacaklar mı?
Herkes ölümü tadacaktır. Sizi bir sınama olarak iyilikle de kötülükle de deniyoruz. Siz yine de bize döndürüleceksiniz.
O kimseler ki tanımazlık ederler, seni gördüklerinde ancak eğlence yerine korlar. “Sizin tanrılarınıza dil uzatan bu mu?” derler. Oysaki Esirgeyici’nin Kitap’ını tanımaz olanlar bunlardır.
Kişi yaradılıştan acelecidir. Ben size belgelerimim göstereceğim. Öyle acele etmeyin.
Derler: “Eğer doğru kimselerseniz, hani o azap nerede?”
O kimseler ki tanımazlık ediyorlar önlerindeki, ardlarındaki ateşi atamıyacakları, hiçbir yardım göremiyecekleri o günü bir bilselerdi.
Ancak bu onların başına birdenbire gelecektir de onları şaşırta koyacaktır. Artık onu geri çevirmiye güçleri yetmiyecek, onlara göz de açtırılmıyacaktır.
Ant olsun ki senden önce gelen elçilerle de eğlenmişlerdi de bu eğlenenleri alaya aldıkları azap sarıvermişti.
De ki: “Geceleyin, gündüzün, sizi Esirgeyici’ye karşı kim koruyabilir?” Şu var ki onlar çalaplarını anmaktan yüz çevirmişlerdir.
Yoksa onları Bize karşı koruyacak başka tanrıları mı var?o tapacakların kendilerine bile yardım etmeye güçleri yetmez. Onları Biz de benimsiyeceğiz.
Biz onları da, atalarını da yaşamaları boyunca gönendirdik. Şimdi görmüyorlar mı ki, yurtlarına gelip onun sınırlarını daraltıyoruz? Yine de sözünü geçirenler Biz miyiz, onlar mı?
De ki: “Ben sizi ancak gönüle bildirilenle uyarıyorum. Sağırlar ise uyarıldıkları sırada çağrıyı işitmezler.”
Onlar Allah’ın en ufak azabına çarpılsalar bile işkilsiz şunu derler: “Yazıklar olsun bize! Doğrusu, bizler kıyıcı kimselerdik.”
Biz kalkış günü için öyle doğruluk terazisi koyacağız ki hiç kimse hiç bir türlü haksızlığa uğramıyacaktır. Bir iş hardal tanesi ağırlığında bile olsa getirip onu da tartacağız. Bizim hesap görmemiz yeter.
Gerçekten Biz Musa ile Harun’a doğruyu iğriden ayırıcı olan Tevrat’ı verdik, sakınanlar için ışık olsun, öğüt olsun diye.
O kimseler ki, çalaplarını görmiyerek ondan ürkerler, onlar kalkış gününden de titrerler.
Bu Kur’an Bizim bildirdiğimiz kutlu bir öğüttür. Şimdi siz bunu tanımazlık mı ediyorsunuz?
Ant olsun ki Biz bundan önce İbrahim’in olgunluğunu sağlamıştık, Biz onu iyice tanıyorduk.
O gün İbrahim babasına, ulusuna şöyle demişti: “Tapınıp durduğunuz bu putlar nedir böyle?”
Dediler: “Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk.”
İbrahim dedi: “Doğrusu siz de sizin atalarınız da açıktan açığa sapkınlık içindesiniz.”
Dediler: “Gerçek mi söylüyorsun, yoksa bizimle şaka mı ediyorsun?”
İbrahim dedi: “Yok, sizin çalabınız yerlerin de, göklerin de çalabıdır. Her ikisini de yaratan Odur. Ben de bunun doğruluğuna tanık bulunuyorum.
Allah’a ant olsun ki siz arkanızı dönüp gittikten sonra işte ben oputlarınıza ne yapacağımı bilirim.”
Bunun üzerine İbrahim putları parça parça etti. Yalnız büyüğünü bıraktı, ona başvursunlar diye.
Dediler: “Tanrılarımıza karşı bu işi yapan kim? Besbelli ki kıyıcının biri.”
Dediler: “İşittik ki İbrahim adında bir delikanlı tanrılarımıza karşı dil uzatıyormuş.”
Dediler: “Getirin onu herkesin gözü önüne de onlar da tanıklık etsinler.”
Dediler: “Tanrılarımıza karşı bu işi yapan sen misin, ey İbrahim?”
İbrahim dedi: “Yok, bu işi büyük tanrı yapmıştır. Kendilerinden sorun bakalım, söyliyebilirlerse!”
Bunun üzerine kandilerine geldiler de biribirlerine: “İşte kıyıcıların ta kendisi sizlersiniz” dediler.
Sonra başlarını öne eğip dediler: “Gerçekten sen debilrsin ya, bunlar söz söyleyemezler.”
İbrahim dedi: “Demek siz Allah’ı bırakıp da size ne yararı ne de zararı olmıyanlara yine de tapıp duracaksınız öyle mi?
Yazıklar olsun size! Allah’ı bırakıp da size hiç bir yararı ne de zararı olmıyan nesneleri mi tapıyorsunuz? Yine de aklınız yatmıyor mu?”
Dediler: “Yakın onu! Eğer elinden iş gelen kimselerseniz tanrılarımıza yardım edin.”
Biz de buyurduk: “Ey ateş! Soğu da İbrahim’i yakma.”
Ona karşı bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları bu işde çok zararlı çıkardık.
Onu da, Lut’u da bütün insanlar için kutlu kıldığımız bir yurda gönderip kurtardık.
Ona İshak’ı, üstelik Yakup’u da bağışladık. Her ikisini de iyi kimseler yaptık.
Biz onları kendi buyruğumuzla insanları doğru yola ileten önderler yaptık. İyi işler işlemeyi, yalvarıya durmayı, zekat vermeyi gönüllerine bildirdik. Onlar Bize tapan kimseler idiler.
Lut’a da doğrunun bilgisini, bilimi verdik. hem de onu alçaklıkların her türlüsünü işliyen o ilden kurtardık. Çünkü onlar kötü kimseler, karıştırıcılardı.
Biz onu esirgeyiciliğimizin içine aldık. Çünkü o iyi kimse idi.
Nuh’u da öyle. Çünkü o daha önce yakarmıştı da Biz onun yakarısını onamıştık. Bunun üzerine onu da, onunla bir olanları da o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Belgelerimizi yalan sayanlara karşı ona yardımda bulunduk. Çünkü onlar kötü kişilerdi. Biz de onların hepsini suda boğduk.
Davut ile Süleyman’ı da öyle. O gün birtakımlarının davarları içine girip otladıkları ekin tarlası için yargılarını veriyorlardı. Biz de onların yargılarına tanık olmuştuk.
Biz bu işi hemen Süleyman’a anlatmıştık. İkisine de doğrunun düşüncesini, bilimi verdik. Davut ile birlikte Allah’ı ululasınlar diye dağlara, kuşlara boyun eğdirdik. Bütün bunları yapan Bizdik.
Biz Davut’a sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını da öğrettik. Şimdi artık şükrediyor musunuz?
Biz Süleyman için zorlu yele de baş eğdirdik. Bu yel onun buyruğu ile kutlu kıldığımız ülkeye eserdi. Her nesnenin bilicisi olan da Bizdik.
Yine onun için Şeytanlardan öylelerine de baş eğdirdik ki denize dalarlar, başka işler de görürlerdi. bütün onların gözeticisi de Bizdik.
Eyup’u da düşün. O gün Allah’ına şöyle ünlemişti: “İşte ben bir hastalığa tutuldum. Sen ise esirgeyicilerin esirgeyicisisin.”
Bunun üzerine Biz onun yalvarısını onadık. Onun bu sıkıntısını giderdik. Kendi katımızdan bir esirgeyicilik, tapanlara da bir örnek olsun diye ona çoluğu çocuğu iki kat olarak verdik.
İsmail, İdris, Zülkifl herbiri katlanmak nedir bilen kimselerdi.
Biz onları esirgeyiciliğimizin içerisine aldık. Çünkü onlar iyi kimselerdi.
Balığın yuttuğu Yunus’u da düşün. O gün o öfkelenip gitmişti. Bizim ona gücümüz yetmiyecek sanmıştı. Sonra karanlıklar içinden şöyle ünlemişti: “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni ulularım. Çünkü ben kıyıcılık etmiş oldum.”
Onun yakarısını onadık. Onu tasadan kurtardık. İşte Biz inananları böyle kurtarırız.
Zekeriya’yı da an. O gün çalabına şöyle ünlemişti: “Ey çalabım! Sen beni tek başına, dölsüz bırakma. Sen ki geriye kalanların yey olanısın.”
Biz onun da yakarısını onadık. Ona Yahya’yı bağışladık. Onun için eşini de doğurabilecek duruma getirdik. Çünkü onlar iyilik için seğirtirler, umutla, korku ile Bize yakarırlardı. Onlar ne olursa olsun Bizden ürken kimselerdi.
Arılığını koruyan o kızı, Meryem’i de an. Biz ona kendi ruhumuzdan üfürmüştük, onu da, oğlunu da bütün insanlar için örnek yapmıştık.
Gerçekten sizin dininiz bir tek dindir. Çalabınız da Benim. Öyleyse yalnız Bana tapın.
Onlar din işinde bölük bölük oldular. Ancak, hepsi de Bize döneceklerdir.
Herkim inanıp da iyilik işliyecek olursa işte onun çalışmalarına karşı tanımazlık olmıyacaktır. Çünkü o çalışmayı yazan doğrudan doğruya Biziz.
Yok ettiğimiz bir ilin kişileri için geri dönmek olamaz.
Sonunda Yecuc ile Mecuç boşanıp da her tepeden akın edecekler.
İşte o aralık doğru olarak söz verilen kalkış yaklaşınca tanımazların gözleri dikile kalacak: “Yazık oldu bize. Biz bunun böyle olacağını hiç düşünmemiştik. Doğrusu, biz kıyıcılık etmiş kimseleriz.”
İşte siz de, Allah’ı bırakıp taptıklarınız da Cehennem’e odun olacaksınız. Varacağınız yer de orasıdır.
Eğer onlar gerçek tanrılar olsalardı Cehennem’e varmıyacaklardı. Oysa ki hepsi birden hep orada kalacaklardır.
Onlar için Cehennem’de yalnız inlemek vardır. Onların orada kulakları hiç işitmiyecektir.
İşte o kimseler ki Biz daha önce onları mutlu kılmak istemişizdir, onlar Cehennem’den uzaklaştırılacaklardır.
Bunlar gönüllerinin o kadar özledikleri ile birlikte hep orada kalacaklar da Cehennem’in gizli sesini duymıyacaklardır.
O günün korkunçluğu onları kaygılandırmıyacaktır. Onları melekler karşılıyacaklar: “İşte size söz verilen gün bugündür” diyeceklerdir.
O gün Biz gökyüzünü kitap tomarı büker gibi bükeceğiz. İlkin yaratmıya nasıl başladıksa öylece yeniden yaratacağız. Bu Bizim verdiğimiz bir sözdür. Çünkü bu işi yapacak olan Biziz.
Ant olsun ki Tevrat’tan sonra Zebur’da da yazdık, işte yeryüzü iyi kullarıma kalacaktır.
Gerçekten bunda Allah’a tapanlar takımı için kesin bir bildiri vardır.
Biz seni bütün insanlar için bir esirgeme olsun diye gönderdik.
De ki: “işte benim gönlüme bildirilen şudur: Gerçekten tanrınız bir tek tanrıdır. Artık siz de kendinizi Ona veriyor musunuz?”
Bunun üzerine onlar yine de yüz çevirecek olurlarsa de ki: “Her şeyi size olduğu gibi bildirmiş bulunuyorum. Size söz verilen son yakın mıdır, uzak mıdır, onu ben bilmiyorum.
Gerçekten sözün açık olanını da bilen Odur, gizli tuttuğunuzu da bilen Odur.
Bu geciktirme bir sınama da olabilir, sizi bir süre için gönendirmek de olabilir, bilemem.”
Dedi: “Çalabım! Doğrulukla yarlıga. Bizim çalabımız işte o Esirgeyici’dir. Sizin düzmelerinize karşı kendisinden yardım dilediğimiz de Odur.”
İslami Okul Okulların En Önemlisi