Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - 27. Sayfa - Baltacioglu

Yirmi Yedinci

NEML SURESİ

Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.

Ta, Sin. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bildirilen Kitap’ın ayetleridir.

İnananlar için doğru yol müjdedir.

inananlar ki yalvarıya dururlar, zekat verirler, öbür dünyaya da kanasıya inanırlar.

İşte o kimseler ki öbür dünyaya inanmazlar, Biz onların bütn işlediklerini kendilerine güzel göstermişizdir. Onun için körükörüne bocalamaktadırlar.

Onlar o kimselerdir ki azabın en kötüsü onlar içindir, öbür dünyada kendilerine yazık edenler de onlardır.

İşte bu Kur’an doğruyu bildirenin, bilicinin katından verilmiştir.

gün Musa kendine uyanlara şöyle demişti: “Bakın bir ateş gördüm. Belki size bir haber getiririm. Belki de size ateşin korundan getiririm de ısınırsınız.”

Musa ateşin yanına varınca ona şöyle ünlendi: “Ateşin başında bulunan kimse de, onun dolayındakiler de kutludur. Bütün varlıkların çalabı olan Allah uludur.

Ey Musa ! işte güçlü, doğruyu bildirici olan Allah benim.

Değneğini yere bırak.” Musa değneğin yılan gibi oraya buraya seğirttiğini görünce arkasını dönüp kaçtı, bir daha da geri gelmedi. “Korkma ey Musa! Çünkü Ben varım. Elçiler benim yanımda iken hiçbir şeyden korkmamalıdırlar.

Ancak kıyıcılık edecek olurlarsa o başka. Bunlar da işledikleri kötülükleri iyiliğe çevirecek olurlarsa işte ben yarlıgayıcıyım, esirgeyiciyim.

Elini koynuna sok da lekesiz, ak olarak çıkıversin. Bu da Firavun’a , onun ulusuna gönderdiğimiz dokuz belgeden biri olsun. Çünkü onlar karıştırıcılar takımıdır.”

Belgelerimiz bütün açıklığı ile onlara erişince: “Bunlar apaçık büyüdür” dediler.

Bu belgelere kanasıya inanmış iken kıyıcılıklarından büyüklük taslamalarından dolayı yine de onları tanımaz oldular. Bak, karıştırıcıların sonu nice oldu.

Ant olsun ki Biz Davud’a , Sülyman’a bilimi vermiştik. Onlar da demişlerdi: “Ulularız o Allah’ı ki bizi inanan kullarının bir çoğundan üstün kıldı.”

Süleyman Davud’un yerine geçti. Dedi: “Ey insanlar! Bna kuşların dili öğretildi. Bana vergilerin her türlüsü de verildi. İşte bu,en büyük bağıştır.”

Süleyman’ın orduları cinlerden, insanlardan, kuşlardan kurulmuştu. Bunlar bölüklere de ayrılmıştı.

Sonunda karınca deresine vardılar. O aralık karıncalardan biri dedi: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki Süleyman , Süleyman’ın orduları sizi bilmeyerek ezmesin.”

“Allah’ım Sen benim gönlüme doğur da ben anama, babama ettiğin iyilikleri över, Senin dileğine uygun olan iyilikleri işler bir kimse olayım. Sen ki esirgeyicisin, beni iyi kulların arasına kat.”

Süleyman kuşlardan birini aradı. Sonra dedi: “Hüthüte ne oldu, göremiyorum onu? Yoksa kayıplara mı karıştı?

Onu ya ağır bir azaba uğratacağım, ya da ne olursa olsun öldüreceğim. Bana apaçık bir kanıt getirirse o başka!”

Arası çok geçmeden Hüthüt geldi: “Ben senin bilmediğin bir gerçeği öğrendim. Sana Seba’dan dosdoğru bir haber getirdim.

İşte ben orada bir kadın gördüm ki onlara hakanlık eder. Ona varlığın her türlüsü verilmiş. Koskoca bir tahtı da var onun.

Onu da, ulusunu da, Allah’ı bırakıp güneşe tapar buldum. Şeytan yaptıkları kötülükleri onlara güzel göstermiş, onları doğru yoldan çıkarmış. Artık onlar doğru yolu tutamazlar.

Allah’a secde etmiyorlar. O Allah ki yerlerin, göklerin bütün gizlilerini ortaya koyar, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.

Allah ki kendinden başka tanrı yoktur, ulu hakanlığın çalabı da Odur.”

Süleyman dedi: “Bakalım doğru mu söylüyorsun, yoksa iğri mi?

Al şu benim mektubumu götür, onlara ver. Sonra, yanlarından biraz çekil de bekle, bakalım ne diyecekler.”

Ece dedi: “Ey ileri gelenler! Bakın bana çok güzel bir mektup getirdiler.

İşte Süleyman’dan geliyor bu. Bakın, acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlıyor,

Şunu diyor: “Sakın bana karşı geleyim demeyin. Gelin siz de benim gibi Allah’a bağının.”

Ece dedi: Ey ileri gelenler! Bu işte bana yol gösterin. Sizlerle görüşmeden hiçbir işi kesip atamam ben.”

İleri gelenler dediler: “bizler gücü yerinde, zorlu savaşmasını bilen erleriz. Buyruk senin. Sen nasıl buyurursan öyle olur.”

Dedi: “Hakanlar bir ülkeye girdiler mi, oranın altını üstüne getirirler, halkın büyüklerini de süründürürler. Bunlar da böyle yapacaklardır.

Onun için, ben onlara bir armağan göndereyim de bakayım, elçilerimizi nasıl çevirecekler, göreyim.”

Gönderilen elçiler yanına varınca Süleyman dedi: “Siz bana malla yardımda bulunmak mı istiyorsunuz? Allah’ın bana verdikleri sizinkilerden yeydir. Oysaki siz armağan getirdik diye sevinip duruyorsunuz.

Haydi sen onların yanına dön git. Eğer ordularımla üzerlerine yürüyecek olursam karşı duramazlar, alçalırlar, küçük düşerler, onları öylece yurtlarından çıkarıp atarım.”

Süleyman dedi: “Ey ileri gelenler! Onlar bana boyun eğip gelmeden önce hanginiz onun tahtını bana getirecek?”

Cinlerden bir ifrit dedi: “Daha sen yerinden kalkmadan onu ben sana getiririm. Çünkü benim gücüm bu işi yapmaya yeter.”

Kendinde Kitap bilgisi olan bir de dedi: “Sen gözünü açıp kapamadan onu ben sana getiririm.” Süleyman o tahtı yanı başında duruyor görünce dedi: bu çalabımın bir vergisidir. Bununla beni kesenkes sınıyor. Bakalım Ona şükür mü edeceğim, yoksa Onu tanımazlık mı edeceğim diye. İşte herkim Allah’a şükredecek olursa o kendi özrü için şükretmiş olur. Herkim de Allah’ı tanımazlık edecek olursa o da kendi özü için tanımazlık etmiş olur. Çünkü benim çalabım kendine yeticidir, açık ellidir.”

Dedi: “Onun tahtını değiştirin, bakalım tanıyabilecek mi, tanıyamayacak mı?”

Ece gelince ona: “senin tahtın bu muydu?” dediler. Kadın: “Sanki o ! gücünüzün nelere yeteceğini daha önce öğrenmiştik. İşte bunun içindir ki ben de, benim ulusum da size boyun eğmiş bulunuyoruz.”

Süleyman onu Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarından ayırdı. Çünkü o putlara tapmakta idi.

Ona, “Avluya gir” denildi. Kadın avluyu görünce büyük bir su gördüğünü sandı. Hemen ayak kaplarını çıkardı. Süleyman dedi: “Burası sırça döşeli bir avludur.” Kadın dedi: “Çalabım! Şimdiye kadar ben kendime yazık etmişim. Artık ben kendimi Süleyman ile birlikte bütün varlıkların çalabı olan Allah’a veriyorum.”

Ant olsun ki Biz Semud ulusuna soydaşları Salih’i gönderdik, Allah’a tapsınlar diye. Onlar ise o aralık ikiye ayrılıp biri birleriyle çekişmeye başladılar.

Salih dedi: “Ey ulusum! Sizler iyilik dururken ne diye kötülüğün üzerine bu kadar düşüyorsunuz? Niçin Allah’tan yarlıgama dilemiyorsunuz, ki böylelikle esirgenmiş olasınız?”

“Sen de senin yanındakiler de biz uğursuzluk getirdiniz.” Salih dedi: “Siz uğursuzluğunuzu Allah’tan bilin. Belki de sizler sınanmakta olan kimselersiniz?”

ülkede dokuz kişi vardı, bunlar ortalığı yalnız karıştırırlar, düzeltmek nedir bilmezlerdi.

Dediler: “Gelin, Allah’a and edelim de bir gece baskın yapıp Salih’i de, çoluğunu çocuğunu da öldürelim. Sonra da onun hakkını arayanlara şöyle diyelim: doğrusu, biz onun ocağı söndürülürken görmedik. Bize gelince, bizler dosdoğru kimseleriz.”

Onlar bir düzen kurdular. Biz de onların düzenlerine karşı bir düzen kurduk. Onlar bunu bilmiyorlardı.

İşte bak, kurdukları tuzağın sonu nice oldu. Çünkü, Biz onları da, uluslarını da hep birden yok ettik.

İşte kıyıcılıklarından dolayı yıkılan yuvaları! İşte bunda anlayanlar için bir belge vardır.

İnanan, sakınan kimseleri ise Biz kurtardık.

Lut, ulusuna demişti: “Siz bu çirkin işi , bile bile yapacak mısınız?

Siz yine de kadınları bırakıp, ne olursa olsun erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz ne yaptığınızı bilmeyen kimselersiniz.”

Ulusunun buna verdiği karşılık ancak şu olmuştu: “Lutgilleri ilimizden çıkarın. Çünkü bunlar arınma delisi olmuşlar!”

Bunun üzerine Biz Lut’u da, çoluğunu çocuğunu da kurtardık. Yalnız karısını değil. Çünkü onun geri kalanlardan olmasını yasamıştık.

Onların üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Uyarılanların üzerine yağdırılan bu yağmur ne kötü bir yağmurdu!

De ki : “övülmek yalnız Allah’a yaraşır. Allah’ın seçkinlediği kullara esenlik! Allah mı yeydir, yoksa Allah’a eş koştukları mı?”

Yerleri, gökleri yaratan, sizin için gökten su indiren, onunla sizin bir tek ağacını bile bitiremeyeceğiniz o güzel bahçeleri bitiren mi? Yoksa Allah ile birlikte başka bir tanrı mı? Besbelli ki bunlar Allah’a eş koşan kimselerdir.

Yeri bir eylek yapan, aralarındaki ırmakları, yüce dağları var eden, iki deniz arsındaki engeli koyan mı? Yoksa Allah ile birlikte başka bir tanrı mı? Besbelli ki onların pek çoğu bunları bilmiyorlar.

Sıkılanların yardımına koşan, kötülükleri ortadan kaldıran, sizi yeryüzünün hakanları yapan mı? Yoksa Allah ile birlikte başka bir tanrı mı? O kadar az öğütleniyorsunuz ki!

Karaların, denizlerin karanlıkları içinde size yolunuzu bulduran, esirgeyiciliğinden ötürü, önce yelleri müjdeci olarak gönderen kimdir? Allah ile birlikte başka bir tanrı mı? Allah onların eş koştuklarından uzaktır.

Yoktan var etmekle işe başlayan, sonra da geri döndüren, size gökten, yerden azıklar da veren kimdir? Allah ile birlikte başka bir tanrı mı? De ki: “Eğer doğru kimseler iseniz kanıtınızı getirin.”

Yerlerde, göklerde görünmeyeni Allah’tan başka hiç kimse bilmez. Onlar da ne gün yeniden dirileceklerini bilmezler.

Belki onların öbür dünya üzerine pek az bilgileri vardır, belki ondan şüphelenip duruyorlar, belki de ona karşı gözleri büsbütün kapalıdır.

kimseler ki tanımazlar, derler: “bizler, atalarımız toprak olduktan sonra nasıl olur da diriltilip kaldırılacağız?

Ant olsun ki bize verilen bu gözdağı, bizden önce atalarımıza da verilmişti. İşte bu, olsa olsa eskilerin uydurmalarıdır.”

De ki: “Yeryüzünü dolaşın da suçluların sonu nice olmuştur, bir görün.”

Sakın onlar için kaygılanma. Sakın onların düzenleri seni sıkmasın.

Onlar derler: “Sizler doğru kimselerseniz söyleyin bize, o azap sözü ne zaman gerçekleşecek?”

Çabuk gelmesini istediğiniz bu azabın üzerinize çullanması yakındır.

Gerçekten senin çalabın kesenkes iyiliği bol olandır. Ancak onların pek çoğu şükretmezler.

Gerçekten yine senin çalabın onların içlerinde gizlediklerini de, dışarıya vurduklarını da kesenkes bilir.

Yerde, gökte hiçbir görünmeyen yoktur ki o, apaçık Kitapta yazılı bulunmasın.

Gerçekten bu Kur’an İsrailoğullarının üzerinde çekişip durdukları konuların pek çoğunu aydınlatmadadır.

Gerçekten Kur’an inananlar için en doğru yol, esirgemedir.

Gerçekten senin çalabın onların arsındaki yargısını yerine getirecektir. O erklidir, bilicidir.

Öyleyse Allah’a dayan. Çünkü sen apaçık olan doğru yolun üzerindesin.

Çünkü sen ölülere sesini işittiremezsin. Arkalarını dönüp kaçan sağırlara da çağrını işittiremezsin.

Körleri sapkınlıklarından kurtaracak olan da sen değilsin. Sen, ancak, belgelerimize inananlara sözünü dinletebilirsin. Bunlar da kendini Allah’a verenlerdir.

Allah’ın sözü onların zararına olarak gerçekleşince biz onlara karşı yerden öyle bir dört ayaklı çıkaracağız ki onlara gerçekten insanların belgelerimize kesin olarak inanmadıklarını söyleyecektir.

gün her topluluktan belgelerimizi yalan sayanları bir araya toplayacağız. Artık onlar alıkonulacaklardır.

Onlar gelince Allah buyuracak: “Sizler Benim belgemi iyice incelemeden yalan saydınız, öyle mi? Neydi o sizin ettikleriniz?”

Kıyıcılıkları yüzünden o azap sözü onlar üzerinde gerçekleşmiştir. Artık onlar söz söyleyemez olmuşlardır.

Görmezler mi ki Biz onların dinlenmeleri için geceyi, gözlerinin görmesi için de gündüzü yarattık. İşte bunda inananlar için kesin belgeler vardır.

gün boruya üflenecek, Allah’ın dilediklerinden başka, yerlerde, göklerde kimler varsa korkudan ürperecek, hepsi de başlarını önlerine eğerek geleceklerdir.

Sen dağları görürsün de yerlerinde duruyorlar sanırsın. Oysa ki nasıl bulutlar geçip gidiyorlarsa, onlar da öyle geçip giderler. Bu, her işi sağlam yapan Allah’ın işidir. Çünkü O bütün yaptıklarınızdan bilgilidir.

Herkim iyilik işleyip gelecek olursa onun için iyilik vardır. O gün onlar için korku yoktur.

Herkim de kötülük işleyip gelecek olursa onlar da ateşe atılacaklardır. “Ettiğinizden başka türlüsünü mü bulacaktınız?”

Bana buyurulan bu kentin çalabına tapmamdır. Bu kenti kutlu kılan Odur, her varlık da Onundur. Yine bana buyurulan, kendimi Allah’a vermemdir.

Bir de bana buyurulan, Kur’an’ı okumaktır. Herkim doğru yolu tutacak olursa işte o doğru yolu kendi için tutmuş olur. Herkim de sapıtacak olursa oda ona göre. Öyleyse deki: “İşte ben yalnız bir uyarıcıyım.”

De ki: “Övülmek yalnız Allah’a yaraşır. O size belgelerini gösterecek,siz de bunları tanıyacaksınız. Çünkü benim çalabım sizin bütün işlediklerinizden bilgisiz değildir.”