Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - 36. Sayfa - Baltacioglu

36. Sure

YASİN SURESİ

 

Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.

 

1) Ey insan!

2) Doğruyu bildiren Kur’an hakkı için,

3) işte sen besbelli ki, Allah’ın gönderdiği elçilerden birisin,

4) insanlara doğru yolu göstermek için,

5) erkli, esirgeyici olan Allah’ın bildirdiği doğru yolu.

6) Bu da ataları uyarılmadığı için dalgıda kalmış olan bir ulusu uyarmak için.

7) Doğrusu, onların bir çoğu azabı hak etmişlerdir. Çünkü onlar inanmamışlardır.

8) İşte Biz de onların boyunlarına demir kangallar geçirdik, bu kangallar onların çenelerine kadar dayandı da artık başları dikile kaldı.

9) Biz onların önlerine bir duvar, artlarına bir duvar çektik, gözlerini de bağladık. Artık onlar doğru yolu göremezler.

10) Sen onları uyarsan da bir, uyarmasan da. Çünkü onlar inanmıyacaklardır.

11) Sen ancak, Tanrı buyruğuna uyanla gözleriyle görmediği o Esirgeyici’den ürken kimseyi uyarabilirsin. Artık ona yarlıganacağını, ulu karşılık göreceğini de müjdele.

12) İşte ölüleri dirlten de Biziz, işledikleri her işi, geride bıraktıkları her izi yazan da Biziz. Biz bütün bunları apaçık Kütük’te sayıya almışızdır.

13) O kent kişilerinin, kendilerine gönderilen elçiler yanlarına varınca, neler ettiklerini onlara örnek olarak anlat.

14) O kentin kişilerine önce iki elçi göndermiştik. Onlar bu elçileri yalancı yerine koymuşlardı. Biz de onları bir üçüncüsü ile pekittik. Bunun üzerine üçü birden dediler: “Bizler Allah’ın sizlere gönderdiği elçileriz.”

15) Onlar da dediler: “Sizler olsa olsa bizim gibi ademoğullarısınız. Kaldı ki Esirgeyici hiçbir nesne göndermiş değildir. İşte sizler olsa olsa yalan söylüyorsunuz.”

16) Dediler: “Çalabımız bilir ki işte bizler sizlere gönderilmiş elçileriz.

17) Bize düşen, bunu size açıkça bildirmektir, o kadar.”

18) Dediler: “Doğrusu, biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer siz bu işten vazgeçmiyecek olursanız sizi taşa tutarız, sizi acıklı bir azaba da uğratırız.”

19) Elçiler dediler: “Uğursuzluk sizde! Sizi öğütlediğimiz için mi böyle yapıyorsunuz? Doğrusu, sizler hep taşkın kimselersiniz.”

20) Derken, şehrin ırağından bir er koşup geldi de dedi: “Ey ulusum! Bu elçilere uyun,

21) sizden hiç bir karşılık beklemiyenlere, doğru yolu tutmuş olanlara uyun.

22) Nasıl olurda ben, beni yaradana tapmam! Sizler ancak Ona döndürüleceksiniz.

23) Ben Ondan başkasını kendime tanrı edinir miyim hiç. Eğer o Esirgeyiciden bana bir zarar gelecek olursa, onların kayırıcılığı hiç işime yaramaz. Onlar beni kurtaramazlar.

24) Eğer öyle yaparsam bilin ki işte o zaman ben açıktan açığa sapkınlığa düşmüş olurum.

25) Bakın, ben sizin çalabınıza inandım. Siz de işitin.”

26) “Cennet’e gir” buyruldu. Dedi: “Ah, ne olurdu, ulusum bunu bir bilseydi,

27) çalabımın beni nasıl yarlıgadığını, beni nasıl ağırladığını bir bilseydi.”

28) Biz de ondan sonra onun ulusu üzerine gökten hiç bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.

29) Yalnız bir tek haykırma oldu, hepsi birden sönüp gittiler.

30) Yazıklar olsun o kullara ki kendilerine hangi elçi gelmişse onlar onunla eğlenmişlerdir.

31) Onlar görmüyorlar mı ki Biz kendilerinden önce gelen nice soyları yok ettik, işte onlar artık geri dönmiyeceklerdir.

32) Hepsi de, besbelli ki, bir gün derlenip karşımıza getirileceklerdir.

33) Onlar için bir belge de Bizim ölü toprağa can vermemiz, bütün o yedikleri taneleri bu topraktan çıkarmamızdır.

34) Biz yeryüzünde hurma bağlarıyla üzüm bağları varettik, pınarlardan sular fışkırttık,

35) ürünlerini yesinler diye. Bütün bunlar onların elinden çıkma işler değildir. Yine de şükretmiyecekler mi?

36) Ulularım o Allah’ı ki bütün yerden bitenleri, insan soylarını, daha da bilmediğimiz nicelerini hep çift yarattı.

37) Gece de onlar için bir belgedir. Biz geceden gündüzü sıyırıp çıkarınca onlar karanlıkta kalıverirler.

38) Güneş de öyle. O da kendi yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. İşte bu da erkli, bilici olan Allah’ın yasasıdır.

39) Ay da öyle. Biz aya konaklar yasadık. Ay gider gider de sonunda kuru bir hurma dalına döner.

40) Ne güneşin aya yetişmesi, ne de gecenin gündüzü geçmesi gerekmez. Herbiri kendi yörüngesinde yürüyüp gider.

41) Onlar için bir belge de soylarını soplarını dolu bir gemiye bindirmiş olmamızdır.

42) Onlar için onun benzerlerini de yarattık. Şimdi onlara biniyorlar.

43) Eğer Biz dilersek onları boğarız da. Artık ne yardımlarına koşan olur, ne de onları kurtaran.

44) Ancak şu var ki Biz onlara acırız. Varsınlar günleri gelinceye kadar gönensinler diye.

45) Kendilerine “Önünüzdeki, arkanızdaki azaptan sakının ki yarlıganasınız” denilince,

46) yine onlara çalaplarının belgelerinden bir belge gelince onlar yüz çevirmesinler, olmaz.

47) Yine onlara: “Allah’ın size verdiği azıklardan siz de başkalarına verin” denilince inanmıyanlar inananlara derler: “Allah’ın dileyince doyurabileceklerini, biz mi doyuracağız?” Sizler ancak açıktan açığa sapkınlık içindesiniz.

48) Yine derler: “Sizler doğru sözlü kimselerseniz, hani o sözünü ettiğiniz azap günü?”

49) Onların beklediği bir tek haykırmadır. Birbirleriyle çekişip durularken onları çarpacaktır.

50) Artık ne diyeceklerini demiye, ne de çoluklarını çocuklarını görmiye güçleri yetmiyecektir.

51) Boru üfürülünce kabirlerinden kalkıp çalaplarına doğru koşacaklardır.

52) “Yazık oldu bizlere. Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Esirgeyicinin sözü yerine geldi. Demek, gönderilen kimseler doğru kimseler imiş.”

53) Olsa olsa bir tek haykırma olacak, hepsi de derlenip karşımızda bulunacaklardır.

54) O gün hiç kimseye hiç bir türlü kıyılmıyacaktır. Ancak ettiğinizi bulacaksınız.

55) O gün Cennetlik olanlar tat alacakları işlerle uğraşacaklardır.

56) Kendileri de, eşleri de gölgeliklerde sedirlere yaslanacaklardır.

57) Onlar için orada türlü yemişler, daha da ne isterlerse hepsi vardır.

58) “Esirgeyici çalaptan esenlik size.”

59) “Ey suçlular bugün siz ayrı durun”

60) Ey ademoğulları! Ben sizlere dememiş miydim: “sakın Şeytan’a kulluk etmeyin, çünkü o, besbelli ki, sizin açıktan açığa düşmanınızdır,

61) yalnız bana tapın, işte doğru yol budur.”

62) Gerçekten içinizden birçoklarını ayartan da odur. Siz bunu düşünemiyor musunuz?

63) İşte size sözünü ettikleri Cehennem!

64) Şimdi girin oraya. Sizler ki Allah’ı tanımazlık ettiniz.

65) O gün Biz onları ağızlarını mühürleriz de ne kazandılarsa elleri söyler, ayakları tanıklar.

66) Eğer Biz dileseydik onların gözlerini silme kör ederdik. Onlar da yollarda koşuşurlardı, ancak hiç bir yeri göremezlerdi.

67) Yine Biz dileseydik onları hemen oracıkta başka bir kalıba sokardık da ne ileri ne geri gitmiye güçleri yetmezdi.

68) Biz kimi uzun yaşatırsak onun belini bükeriz. Bunu düşünmüyorlar mı?

69) Biz ona şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmazdı da. İşte Kur’an yalnız öğüt, apaçık Kitap’tır.

70) Bu da uyanık olan kimseleri öğütlemek, tanımazlar için verilen sözü de yerine getirmek içindir.

71) Görmüyorlar mı ki Biz kendiliğimizden yarattıklarımız arasında kendileri için davarlar da vardır. Artık bunlar kendilerinin olmuştur.

72) Biz o davarları onların elleri altına verdik. Böylelikle kimini binek yapıyorlar, kiminin de etini yiyorlar.

73) Bu davarlarda kendileri için yararlanacak nesneler, tadılacak güzellikler vardır. Yine de şükretmezler mi?

74) Onlar Allah’ı bırakıp da başka tapacaklar edindiler, kendilerine yardımları olsun diye.

75) Oysaki bu tapacakların onlara yardım etmiye güçleri yetmez. Tersine kendileri o tapacaklar için bulundurulan yardaklardır.

76) Öyleyse, sakın onların sözleri seni kaygılandırmasın. Çünkü Biz onların gizli tuttuklarını da biliriz, açığa vurduklarını da.

77) Kişi görmüyor mu ki Biz kendisini bir atmık damlasından yarattık. Böyleyken, bize açıktan açığa düşman kesiliyor,

78) kendisinin nasıl yaratıldığını unutuyor da Bize şunu soruyor: “Bu çürümüş kemikleri kim bir daha diriltebilir?” diyor.

79) Söyle ona, o çürümüş kemikleri ilkin kim yoktan var ettiyse yine o diriltecektir. Bütün yaratmaların bilicisi Odur.

80) Öyle bir yaratıcı ki sizin için yemyeşil ağaçtan ateş çıkardı da siz şimdi onu yakmaktasınız.

81) Yerleri, gökleri yaratanın onlar gibilerini yaratmıya gücü yetmez olur mu? Besbelli ki yeter. Yaratıcı da Odur, bilici de O.

82) O bir nesnenin var olmasını diledi mi, ona “ol” der, o da oluverir.

83) Öyleyse, ulularım o Allah’ı ki bütün varlıkların egeliği kendi elindedir, sizlerin varıp gideceğiniz yer de Odur.