Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - 40. Sayfa - Baltacioglu

40. Sure

MÜMiN SURESİ

 

Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.

 

1) Ha, Mim.

2) Bu Kitap erkli, bilici olan Allah yönünden bildirilmiştir.

3) Allah ki günahları yarlıgayan, tövbeleri onayan, cezası çok ağır, vergisi bol olandır. Ondan başka tanrı yoktur. Sonunda ancak Ona dönülecektir.

4) Tanımaz olanlardan başkaları Allah’ın belgeleri üzerine çekişip durmazlar. Onların kentlerde gönenmeleri sakın seni aldatmasın.

5) Onlardan önce Nuh ulusu, onlardan sonra gelen bölüntüler de elçilerini yalancı saymışlardı. Her ulus kendi elçisini yakalayıp öldürmek istedi. Doğruyu eğri ile yoketmek için tartışıp durdular. Derken Ben de onları yakaladım. Bak, benim azabım nice oldu.

6) Senin çalabının, inanmazların ateşlik ateşlik olacaklarını bildiren sözü böylece yerine geldi.

7) Allah’ın egelik alanını koruyan, onu dolanan melekler, çalaplarını öve öve ulularlar. Ona inanırlar. İnananların yarlıganmasını da dilerler: “Ey çalabımız! Senin esirgeyiciliğin, Senin bilgin her nesneyi kaplamıştır. Artık Sana dönenleri, sana uyanları yarlıga, onları Cehennem’in azabından koru.

8) Ey çalabımız! Onları da, onları atalarından, eşlerinden, döllerinden iyi olanları da kendilerine söz verdiğin Adin cennetlerine koy. Çünkü Sen erklisin, doğruyu bildiricisin.”

9) Onları bütün kötülüklerden koru. Sen herkimi kötülüklerden koruyacak olursan o gün onu kesenkes esirgeyiciliğine kavuşturursun. En büyük başarı işte budur.

10) Tanımazlara şöyle ünlenecek: “Siz inanmıya çağrılınca tanımaz oldunuz. Onun için Allah’ın size karşı olan düşmanlığı sizin kendinize karşı olan düşmanlığınızdan daha büyüktür.”

11) Onlar da diyecekler: “Ey çalabımız! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defe da dirilttin. İşte biz de günahlarımızı kendi ağzımızla söylüyoruz. Artık buradan çıkmak için bir yol yok mudur?”

12) Şunu için ki tek olan Allah’a yalvarılınca siz tanımazlık ederdiniz. Ona eş koşulunca da inanırdınız. Artık yargı ancak yüce olan, büyük Allah’a yaraşır.

13) Belgelerini gözünüzün önüne koyan, gökten size azık indiren Odur. Bunlarla öğütlenenler yalnız Kendisine dönenlerdir.

14) Artık hepiniz dininize yürekten bağlı olarak Allah’a yalvarın. Tanımazlar bundan tiksinseler bile.

15) Bütün katların üstünde olan, egeliği elinde tutan Allah, insanları kavuşma günü ile uyarmak için kendi buyruğu ile kulları arasında dilediğine gönül bilgisi verir.

16) gün onlar sinlerinden fırlayıp çıkarlar. Onların hiç bir işi Allah’tan gizli kalmaz. “Bugün hakanlık kimdedir?” “Bir tek, kendi başına buyruk olan Allah’tadır.”

17) Bugün herkes ettiğini bulacaktır. Bugün kimseye kıyılmıyacaktır. Allah çarçabuk hesap görücüdür.

18) Onları yaklaşmakta olan o günle uyar. O gün herkesin yüreği ağzına gelecektir. Kıyıcıların ne bir acıyıcısı, ne de sözü geçer bir kayırıcısı bulunmıyacaktır.

19) Allah gözlerin kıyasıya bakışlarını da bilir, gönüllerin gizlediklerini de bilir.

20) Allah doğrulukla yarlıgar. Onu bırakıp da taptıkları ise hiç bir nesneyi yarlıgayamaz. Çünkü Allah işiticidir, görücüdür.

21) Onlar yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce gelenlerin sonu nice oldu, görmüyorlar mı? Onlar hem güç hem de eser bakımından bunlardan üstün idiler. Yine de Allah onları günahlarından dolayı çarptı. Onları Allah’a karşı koruyan olmadı.

22) Şunun için ki elçileri onlara apaçık belgeler getirdiler. Onlar ise hep tanımazlık ettiler. Derken Allah onları çarptı çünkü Allah güçlüdür, azabı ağır olandır.

23) Ant olsun ki biz Musa’yı belgelerimizle, apaçık bir kanıtla gönderdik,

24) Firavun’a, Haman’a, Karun’a. Onlar “Büyük bir büyücü, büyük bir yalancı” dediler.

25) Bunun üzerine Musa Bizim katımızdan kendilerine doğruyu getirince dediler: “Onunla birlikte inananların erkeklerini öldürün, yalnız kadınlarını bırakın.” Tanımazların düzeni hep boşa çıkar.

26) Firavun dedi: “Bırakın beni de Musa’yı öldüreyim. O da varsın çalabına yalvarsın. Çünkü ben onun sizin dininizi değiştireceğinden, ya da ülkede karışıklık çıkaracağından korkuyorum.”

27) Musa dedi: “Ben hesap gününe inanmıyan, büyüklük taslıyan kimselerin kötülüğünden benim de, sizin de çalabınız olan Allah’a sığınırım.”

28) Firavungillerden olup da inancını gizli tutmakta olan biri dedi: “Siz benim çalabım Allah’tır, diyen bir kimseyi öldürecek misiniz? Oysa ki bu kimse size çalabınızdan apaçık belgeler de getirmiştir. Kaldı ki bu kimse yalancı ise, kendinedir. Yok, eğer doğru söylüyorsa, sizi korkuttuğu azabın bir parçası olsun başınıza gelecektir. Allah çok ileri gidenleri, çok yalan söyliyenleri doğru yola iletmez.

29) Ey ulusum! Bugün hakanlık sizindir, ülkede başa geçenler de sizsiniz. Ancak Allah’ın azabı gelip çatınca kim bize yardım edebilir?” Firavun dedi: “Ben işi nasıl görüyorsam öylece gösteriyorum. Size gösterdiğim yol da ancak doğru olan yoldur.”

30) inanan kimse yine dedi: “Ey ulusum! Gerçekten ben o bölüntülerin başına gelenler sizin de başınıza gelecek diye korkuyorum.

31) Nuh ulusunun, Ad’ın, Semut’un, onlardan sonrakilerin başına gelenlerin başınıza gelmesinden korkuyorum. Allah kullarına karşı kıyıcılık etmek istemez.

32) Ey ulusum! Gerçekten ben sizin için o bağrışıp çağrışma gününden korkuyorum.

33) Arkanızı dönüp kaçacağınız o gün! Sizi Allah’tan başka sakınacak yoktur. Allah’ın yoldan çıkardığını yola getirecek yoktur.

34) Ant olsun ki daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. Siz ise onun getirdiklerinden işkillenip durmuştunuz. Sonra Yusuf ölünce de: Allah ondan sonra elçi göndermiyecek demiştiniz. Allah çok ileri giden, işkillenen o kimseleri işte böyle şaşırtır.

35) Kendilerine hiç bir kanıt gelmeden Allah’ın belgeleri üzerinde çekişenler Allah’ın katında da, inananların katında da en büyük öfke ile karşılanırlar. Allah her büyüklük taslıyanın, her zorbanın yüreğini işte böyle körletir.”

36) Firavun dedi: “Ey Haman! Benim için bir kula yap. Olur a yolları bulurum,

37) Göklerin yollarını! Böylelikle Musa’nın tanrısına ulaşırım. Çünkü ne de olsa ben onu yalancı sanıyorum. “İşte böylece Firavun’un yaptığı kötü iş onun gözüne güzel gösterildi. Böylelikle o, doğru yoldan çıkarıldı. Firavun’un düzeni de ancak boşa çıktı.

38) Yine o inanan kimse dedi: “Ey ulusum! Gelin, siz bana uyun! Ben sizi doğru yola iletirim.

39) Ey ulusum! Gerçekten bu dünya yaşayışı ancak gelip geçici bir gönenmedir. Öbür dünyaya gelince, eğleşecek yer orasıdır.

40) Herkim bir kötülük işlerse o, ancak benzerleriyle cezalandırılacaktır. Erkek olsun kadın olsun, herkim inanır, iyilik de işlerse bu gibiler Cennet’e girecekler, orada sayısızca azıklanacaklardır.

41) Ey ulusum! Bu ne iştir böyle? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum da siz beni ateşe çağırıyorsunuz!

42) Siz beni Allah’ı tanımazlığa, bilmediğim varlıkları Ona eş koşmıya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi erkli, yarlıgayıcı olan Allah’a çağırıyorum.

43) İşkil yok ki sizin beni tapmıya çağırdığınız varlıklar ne bu dünyada, ne de öbür dünyada çağıramıyacak olanlardır. Çünkü hepimiz Allah’a döneceğiz.

44) Günün birinde benim sözlerimi hatırlıyacaksınız. Ben kendimi Allah’a ısmarlıyorum. Çünkü Allah kullarını görücüdür.”

45) Sonunda Allah kurdukları düzenlerin kötülüklerinden onu korudu. Firavugilleri ise çetin bir azap kuşatıverdi.

46) Bu bir ateştir ki erte akşam onun içine atılacaklardır. “Firavungilleri en ağır azaba uğrattım.”

47) Ateşin içinde biribirleriyle tutuşurlarken aralarında küçük sayılanlar büyüklük taslıyanlara diyecekler: “Biz size uymuştuk. Şimdi siz bu ateşi bizden, biraz olsun uzaklaştırabilir misiniz?”

48) Büyüklük taslıyanlar da diyecekler: “İşte hepimiz ateş içindeyiz! Çünkü artık Allah kulları arasında vereceği yargıyı vermiş bulunuyor.”

49) Ateşte bulunanlar Cehennem bekçilerine şöyle diyecekler: “Çalabınıza yalvarın da üüzerimizdeki bu azabı bir gün olsun yeyniltsin.”

50) Onlar da diyecekler: “Size elçileriniz apaçık belgeler getirmediler mi?” Diyecekler: “Evet, getirdiler.” “Öyleyse siz kendiniz yalvarın.” Oysaki tanımazların yalvarması boşunadır.

51) Gerçekten Biz elçilerimizle inananlara dünya yaşayışında olsun, tanıkların dikilecekleri kalkış gününde olsun, kesenkes yardım edeceğiz.

52) gün kıyıcıların engellerini ileri sürmeleri hiç bir işe yaramıyacaktır. O gün onlar için yalnız lanet hem de kötü bir yurt vardır.

53) Ant olsun ki Biz Musa’ya doğru yolu gösterdik, İsrailoğullarına da Kitap’ı bıraktık,

54) sağ düşünenler için doğru yolun kılavuzu, öğüt alan Kitap’ı.

55) Bekle. Çünkü Allah’ın verdiği söz doğrudur. Günahının yarlıganmasını dile. Erte akşam çalabını öve öve ulula.

56) kimseler ki kendilerine verilmiş hiç bir kanıt yokken Allah’ın belgeleri üzerinde çekişip dururlar, onların içinde doymak nedir bilmiyen bir büyüklük tutkusu vardır. Artık sen Allah’a sığın. Çünkü O, işiticidir, görücüdür.

57) Besbelli ki yerlerin göklerin yaratılması insanların yaratılmasından daha büyük bir iştir. Ancak insanların pek çoğu bunu bilmezler.

58) Gözü gömiyenle gözü gören, inanan iyilik işliyenle kötülük işliyen bir olmaz. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!

59) Kalkış günü kesenkes gelecektir. Bunda hiç şüphe yoktur. Ancak insanların pek çoğu buna inanmazlar.

60) Çalabınız buyurdu: “Bana yalvarın ki yalvarınızı onayım. Çünkü Bana tapmayı büyüklüklerine yakıştıramıyanlar alçalıp Cehennem’e gireceklerdir.”

61) İçinde dinlenesiniz diye geceyi, göresiniz diye gündüzü yaratan, Allah’tır. Çünkü besbelli ki Allah’ın insanalara karşı olan vergisi boldur. Ancak insanların pek çoğu bunu bilmezler.

62) İşte çalabınız olan, bütün varlıkları yaratan Allah budur. Öyleyse ne diye Ondan döndürülüyorsunuz?

63) Allah’ın ayetlerini yoğunsayanlar hep böyle döndürülürler.

64) Allah , sizin için yeryüzünü durak, gökyüzünü dam yapan, sonra sizi biçime sokan, size biçimlerin en güzelini veren, sizi en iyi nesnelerle azıklandırandır. İşte çalabınız olan Allah budur. Öyleyse bütün varlıkların çalabı olan Allah kutludur.

65) O, diridir. Ondan başka tanrı yoktur. Artık Ona, dinine yürekten bağlı olarak yalvarın. Övülmek yalnız Allah’a yaraşır. O Allah ki bütün varlıkların çalabıdır.

66) De ki: “Gerçekten bana çalabımdan açıklayıcı belgeler geldi de ben sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza kulluk etmekten alıkondum. Ben bütün varlıkların çalabına bağınmak buyruğunu aldım.”

67) Sizi önce topraktan, sonra bir atmık damlasından, sonra bir kan pıhtısından yaratan, sonra da çocuk olarak çıkaran Odur. Sonra O sizi olgunlaştırır, sonra sizi kocatır. Kiminizin canı daha kocamadan alınır. Böylelikle belli olan sona erersiniz, aklınız da yatsın diyedir.

68) Dirilten de Odur, öldüren de O. O bir işin olmasını diledi mi, ona yalnız “ol” der, O da oluverir.

69) Allah’ın ayetleri üzerinde çekişip duranları görmüyor musun, onlar nasıl da döndürülüyorlar!

70) Bunlar Kitap’ı, elçilerimizle gönderdiklerimizi yalan sayanlardır. Onlar sonra öğrenecekler,

71) gün boyunlarına kangallar takılmış, ayaklarına zincirler vurulmuş olarak atılacaklar,

72) kaynar suyun içine. Sonra da ateşte yakılacaklardır,

73) sonra da onlara “Allah’ı bırakıp eş koştuklarınız nerede?” denilecek,

74) onlar da diyecekler: “Bizi bırakıp savuştular. Ancak biz bundan önce hiç bir nesneye tapmıyorduk.” İşte Allah tanımazları böyle yoldan çıkarır.

75) Bütün bunlar yeryüzünde boşuna şımarıklık etmiş, taşkınlık göstermiş olmanızdan ileri gelmiştir.

76) Cehennem kapılarından içeri girin de hep orada kalın. Büyüklük taslıyanların duracakları bu yer ne kötüdür!

77) Artık sen katlan. Çünkü Allah’ın verdiği söz doğrudur. Onun için ya onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını sonra gösteririz, ya da bundan önce senin canını almış oluruz. Onlar Bize döneceklerdir.

78) Ant olsun ki Biz senden önce de bir çok elçiler göndermiştik. Onların bir kısmının olaycalarını sana anlatmıştık. Aralarında anlatmadıklarımız da vardır. Hiç bir elçi Allah’ın uygunu olmadıkça herhangi ayeti kendiliğinden getiremez. Allah’ın buyruğu erişince de dosdoğru yerine getirilir. Eğri yolu tutanlar burada kendilerine yazık etmişlerdir.

79) Sizin için davarları yaratan, Allah’tır, üzerlerine binesiniz, etlerini yiyesiniz diye.

80) Onlar sizin başka işlerinize de yararlar. Onlara binip gönlünüzün istediği yere varmak için. Onların, gemilerin üzerinde taşınırsınız.

81) O, size belgelerini gösteriyor. Allah’ın belgelerinden hangisini yoğumsayabilirsiniz?

82) Onlar yeryüzünde gezip dolaşıp da kendilerinden önce gelip geçenlerin sonunun nice olduğunu görmüyorlar mı? Onlar bunlardan daha çok güç, yeryüzünde bıraktıkları eserler bakımından da daha üstün idiler. Ancak bütün bu kazançları hiç bir işlerine yaramadı.

83) Kaçan elçileri onlara apaçık belgeler getirdiler, onların taşıdıkları bilimle eğlendiler, bunun üzerine eğlendikleri azap onları çepçevre kuşatıverdi.

84) azabı görünce de dediler: “Allah’ın bir tek olduğuna inandık. Ona eş koştuklarımızı da tanımaz olduk.”

85) Ancak azabımızı gördükten sonra inanmaları onların hiçbir işine yaramaz. Allah kullarına karşı hep bu yolda davranır. Tanımazlar böylece kendilerine yazık etmişlerdir.