008-el-ENFÂL - Diyanetvakfi - 8. Sayfa
8-el-ENFÂL
Enfâl sûresi, 75 (yetmişbeş) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. Enfâl, ziyade
manasına gelen "nefl" kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak
için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da
"nefl" denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen
ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduğu ifade edildiği için sûreye bu ad
verilmiştir.
Rahmân ve Rahîm
(olan) Allah'ın adıyla
1. Sana savaş ganimetlerini
soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek)
müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat
edin.
Ganimetlerin Allah’a ait olması demek,
savaşta alınan mal ve mülkün İslam devletine ait olması demektir.
2. Müminler ancak, Allah anıldığı
zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını
artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.
3. Onlar namazlarını dosdoğru kılan
ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir.
4. İşte onlar gerçek müminlerdir.
Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık
vardır.
Bedir savaşına çıkarken müslümanların
kısmı huzursuz idiler. Bazıları da ganimetlerin bölüştürülmesinde hoşnutsuzluk
gösterdiler. Allah Teala onların bu durumunu öncekilerin hoşnutsuzluk
durumlarına teşbih ederek şöyle buyurdu:
5. (Onların bu hali,) müminlerden
bir gurup kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna
çıkardığı (zamanki halleri) gibidir.
6. Hak ortaya çıktıktan sonra sanki
gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle
tartışıyorlardı.
Hicretin ikinci yılında Mekke müşrikleri,
Ebu Süfyan’ın başkanlığında bir ticaret kervanınn Şam’a gönderdi. Resulullah
(s.a.) kervanın dönüşünü haber alınca,daha önce kendilerini yurtlarından
çıkarmış olan Kureyş’in bu kervanını vurmak istedi ve üç yüzden fazla arkadaşıyla
yola çıktı. Fakat durumdan haberdar olan Ebu Süfyan, bir taraftan kervanı
kurtarmak için Kureyş’e haber göndermiş, diğer taraftan da yolunu değiştirerek
kervanı kurtarmıştı. Müşrikler bin kişilik bir ordu ile yola çıktılar.
Müslümanlar artık kervanla değil Kureyş cengaverleri ile karşılaşacaklardı.
Ashaptan bir kısmı, “Biz kervanı yakalamak için çıktık, böyle bir savaşa
hazırlıklı değiliz” diyerek çekingenlik gösteriyorlardı. Neticede savaşma
hususunda ittifat ettiler ve gerçekten de zafer müslümanların oldu.
7. Hatırlayın ki, Allah size, iki
taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu;
siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah,
sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin
ardını kesmek istiyordu.
8. (Bunlar,) günahkârlar istemese
de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi.
9. Hatırlayın ki, siz Rabbinizden
yardım istiyordunuz. O da, ben peşpeşe gelen bin melek ile size yardım
edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu.
Resulullah (s.a.) kendi arkadaşlarının
azlığını, müşriklerin de çokluğunu görünce, kıbleye yönelerek iki elin uzattı
ve şöyle dua etti: “Allah’ım! Bana verdiğin sözü yerine getir. Allah’ım! Bu
cemaatı helak edersen artık yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacak!”
Resulullah(s.a.) bu duayı devamlı olarak okudu. Allah Teala da onun duasını
kabul ederek bin melek ile yardım etti. İşte yukarıdaki ayette buna işaret
edilmektedir.
10. Allah bunu (meleklerle yardımı)
sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız
Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet
sahibidir.
11. O zaman katından bir güven olmak
üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini
(verdiği vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta
sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağmur) indiriyordu.
Kureyş ordusu daha önce gelip Bedir
kuyusu çevresinde yerleşmişti. İslam mücahitleri ise susuzdu. Aynı zamanda
tuttukları mevki de çok kumluk olduğundan serbestçe harekete imkan vermiyordu.
Yağan yağmur hem onların kalbindeki bazı vesveseleri giderdi, morallerini
yükseltti hem de su ihtiyaçlarını karşıladı. Ayrıca kumluk bir yer olan savaş
alanını pekiştirerek harekete elverişli bir duruma getirdi.
12. Hani Rabbin meleklere:
"Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben
kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün
parmaklarına! diye vahyediyordu.
13. Bu söylenenler, onların Allah'a
ve Resûlüne karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse,
bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır.
14. İşte bu yenilgi size Allah'ın
azabı! Şimdilik onu tadın! Kâfirlere bir de cehennem ateşinin azabı vardır.
15. Ey müminler! Toplu halde
kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın).
16. Tekrar savaşmak için bir tarafa
çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde
onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah'ın gazabını hak etmiş olarak döner.
Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!
17. (Savaşta) onları siz
öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat
Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı).
Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
Kureyş ordusu, müslümanlarla savaşmak
için ilerleyince Resulullah (s.a.) ellerini kaldırarak: “Alllah’ım! Kureyş,
senin Resulünü yalanlayan kibirli liderleriyle geldi. Allah’ım! Bana verdiğin
sözü yerine getirmeni diliyorum!” diye dua etti. Ve iki topluluk karşılaşınca
yerden bir avuç toprak alıp düşmanın yüzlerine serpti. Kureyş ordusunun gözleri
görmez oldu ve sonunda bozguna uğradılar. İşte bu ayette bu atışa işaret
edilmekte, onu atanın gerçekte Allah olduğu bildirilmektedir. Çünkü bu bir
mucize idi ve Peygamber, onu atarken kendi adına değil, Allah adına atmıştı.
18. Bu böyledir. Şüphesiz Allah,
kâfirlerin tuzağını bozar.
19. (Ey kâfirler!) Eğer siz fetih
istiyorsanız, işte size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz.) Ve eğer
(inkardan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir. Yine (Peygamber'e
düşmanlığa) dönerseniz, biz de (ona) yardıma döneriz. Topluluğunuz çok bile
olsa, sizden hiçbir şeyi savamaz. Çünkü Allah müminlerle beraberdir.
20. Ey iman edenler! Allah'a ve
Resûlüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin.
21. İşitmedikleri halde işittik
diyenler gibi olmayın.
22. Şüphesiz Allah katında
hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
23. Allah onlarda bir hayır görseydi
elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek
dönerlerdi.
Bu ayetler, Allah Resulünün sözlerini
işitip de ehemmiyet vermeyen kimselere ihtardır. Bunlar zahirde işittiklerini
gerçek manada işitmedikleri için söz anlamayan sağır ve dilsiz hayvanlara
benzetilmişlerdir. Bunlarda hayır istidadı yoktur. Eğer hayra kabiliyetleri
olsaydı, Allah onlara sözlerinin gerçek manasını işittirirdi.
24. Ey inananlar! Hayat verecek
şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi
ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.
İnsanlara hayat verecek şey Allah ve
Resulünün emir ve yasaklarıdır. Şüphesiz ki O’nun her emrinde bir hikmet ve
hayat vardır. Onun için O’ndan gelen her emri kabullenmek ve yerine getirmek
gerekir. Ayette “Allah kişi ile kalbi arasına girer” buyuruluyor. Bu durumu
tasvirden aciziz. Ancak başka bir ayette “Biz insana şah damarından daha
yakınız” buyurulmuştur. Allah insanın kabiliyetine göre kalbini dilediği tarafa
çevirir. Peygamberimiz şöyle dua ederdi: “Ey kalbleri çeviren Allah! Benim
kalbimi senin dinin üzerinde sabit kıl!”
25. Bir de öyle bir fitneden sakının
ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini
perişan eder). Biliniz ki, Allah'ın azabı şiddetlidir.
26. Hatırlayın ki, bir zaman siz
yeryüzünde âciz tanınan az (bir toplum) idiniz; insanların sizi kapıp
götürmesinden korkuyordunuz da şükredesiniz diye Allah size yer yurt verdi;
yardımıyla sizi destekledi ve size temizinden rızıklar verdi.
27. Ey iman edenler! Allah'a ve
Peygamber e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik
etmiş olursunuz.
Medine’de bir yahudi kabilesi olan
Kurayza oğulları bir savaşta, Peygamber’le daha önce yapmış oldukları
antlaşmayı bozarak müttefik müşrik ordularına yardım ettiler. Müşrik Arap
orduları çekilip gittikten sonra Resulullah onların kalelerini kuşattı. Barış
isteklerini de reddetti. Yalnız seçecekleri bir hakemin vereceği hükme razı
olacağını bildirdi. Yahudiler’de hakem olarak Sa’d’ı seçtiler. Sonra da Sa’d’ın
vereceği hüküm hakkında bir fikir edinmek üzere Ebu Lübabe ile konuşmak
istediler. Ebu Lübabe gitti. Sa’d’ın hükmünün ne olacağını ona sordular. O da
yahudilerin kesileceklerine işaret olarak boğazını gösterdi. İşte yukarıdaki
ayet Ebu Lübabe’nin bu davranışına işaret ederek onu kınamaktadır. Bunun
üzerine Ebu Lübabe, kendisini mescidin direğine bağlayıp, ölünceye, ya da Allah
tarafından affedilinceye kadar yeyip içmeyeceğine dair yemin etti. Yedi gün
sonra bayılıp düştü. Bunun üzerine affedildiğine dair bir ayet indi.
28. Biliniz ki, mallarınız ve
çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır.
29. Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız
O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi
bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.
30. Hatırla ki, kâfirler seni tutup
bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak
kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu.
Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.
31. Onlara âyetlerimiz okunduğu
zaman dediler ki: "(Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette
söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."
32. Hani (o kâfirler) bir zaman da:
Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten
taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir! demişlerdi.
33. Halbuki sen onların içinde iken
Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah
onlara azap edici değildir.
34. Onlar Mescid-i Haram'ın
mütevellîleri olmadıkları halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah
onlara ne diye azap etmeyecek? Oranın mütevellîleri takvâ sahiplerinden
başkaları değildir. Fakat onların çoğu bunu bilmez.
35. Onların Beytullah yanındaki
duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. (Ey kâfirler!)
İnkâr etmekte olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı tadın!
Rivayet edildiğine göre, müşriklerin bazı
erkek ve kadınları Beytullah’ı çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Tavaf esnasında
parmaklarını birbirine kenetleyip ağızlarına götürerek ıslık çalıyorlar, bir
taraftan da ellerini çırpıyorlardı. Bu da iddialarına göre onların duası idi.
İşte yukarıdaki ayet müşriklerin bu durumlarına işaret etmektedir.
36. Şüphesiz ki inkâr edenler
mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da
harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp
olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır.
Bedir ve daha sonraki savaşlarda
müşrikler bütün servetlerini ortaya koyarak İslam’ı mağlup etmeye yeltenmişler,
fakat sonunda hepsi perişan olmuşlardır.
37. (Bu toplama) Allah'ın murdarı
temizden ayıklaması (mümini kâfirden ayırması) ve bütün murdarların bir kısmını
diğer bir kısmının üstüne koyup hepsini yığarak cehenneme atması içindir. İşte
onlar ziyana uğrayanların kendileridir.
38. İnkâr edenlere, (sana düşmanlıktan)
vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse
kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir!
39. Fitne ortadan kalkıncaya ve din
tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse
şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.
40. Eğer (imandan) yüz çevirirlerse,
bilin ki Allah sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!.
41. Eğer Allah'a ve hak ile bâtılın
ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında)
kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak aldığınız
herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resulüne, onun akrabalarına yetimlere,
yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.
Ayette zikredilen Peygamber’in akrabaları
hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir. Şafii’ye göre Haşim ve Muttalip
oğullarıdır; bir görüşe göre de sadece Haşim oğullarıdır; diğer bir görüşe göre
zekat almaları helal olmayan akrabalardır, bir başka görüşe göre ise bütün
Kureyş kabilesidir. Savaşta alınan ganimetler beşe bölünür. Beşte biri ayette
sayılanlara tahsis edilir. Kalan da savaşa katılan gazilere taksim edilir.
42. Hatırlayın ki, (Bedir savaşında)
siz vâdinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında
(Mekke tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi.
Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa
düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık
bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir
delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.
43. Hatırla ki, Allah, uykunda sana
onları az gösterdi. Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu
iş hakkında münakaşaya girişecektiniz. Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı.
Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir.
44. Allah, olacak bir işi yerine
getirmek için (savaş alanında) karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde
az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Bütün işler Allah'a
döner.
45. Ey iman edenler! Herhangi bir
topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya
erişesiniz.
Bu ayet-i kerimenin işaretine göre savaş
anlarında daima Allah’a dua etmek gerekir. Kulları, Allah’ı anmaktan alıkoyacak
hiçbir şey yoktur. Özellikle sıkıntılı anlarda doğrudan doğruya ona sığınmak
gerekir.
46. Allah ve Resûlüne itaat edin,
birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de
sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
Ayette geçen “rih=rüzgar” kelimesi,
kuvvet, yardım ve devlet karşılığında mecaz olarak kullanılmaktadır.
47. Çalım satmak, insanlara gösteriş
yapmak ve (insanları) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar
(kâfirler) gibi olmayın. Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
Bedir Savaşı’ndan önce Şam’dan dönen
ticaret kervanının reisi Ebu Süfyan, müslümanlardan gelmesi beklenen tehlikeyi
atlatınca Kureyş ordusuna geri dönmeleri için haber gönderdi, fakat Ebu Cehil, “Andolsun
ki, Bedir’e varıp da orada şaraplarımızı içmedikçe, cariyeler karşımızda
çalgılar çalıp şarkı söylemedikçe ve yanımızda bulunan Arapları doyurmadıkça
geri dönmeyeceğiz” dedi. Gerçi Bedir’e gelmekle bir yiğitlik gösterdiler ama
zafer şarabı yerine ölüm kadehlerini yudumladılar; cariyeler şarkı söylemek
yerine ağlaştılar; Arapların aç karnını doyuracak yerde, onlar için acıkmış
cehennem çukurlarını doldurdular. İşte bu ayette Allah Teala müminlere, onlar
gibi olmamayı, takva sahibi olmayı ve Allah’a dayanıp güvenmeyi emretmektedir.
48. Hani şeytan onlara yaptıklarını
güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz
ben de sizin yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü
ve: Ben sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi (melekleri) görüyorum, ben
Allah'tan korkuyorum; Allah'ın azabı şiddetlidir, dedi.
49. O zaman münafıklarla kalplerinde
hastalık bulunanlar, (sizin için), "Bunları, dinleri aldatmış"
diyorlardı. Halbuki kim Allah'a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir,
hikmet sahibidir. (Kendisine güveneni üstün ve galip kılacak O'dur. Yoksa
orduların sayı ve techizat üstünlüğü değildir).
50. Melekler yüzlerine ve arkalarına
vurarak ve "Tadın yakıcı cehennem azabını" (diyerek) o kâfirlerin
canlarını alırken onları bir görseydin!
51. İşte bu, ellerinizle yaptığınız
yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir.
52. (Bunların gidişatı) tıpkı
Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. (Onlar da) Allah'ın
âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı.
Allah güçlüdür. O'nun cezası şiddetlidir.
53. Bu da, bir millet kendilerinde
bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah'ın onlara
verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir,
bilendir.
54. (Evet bunların durumu), Firavun
ailesi ve onlardan öncekilerin durumuna benzer. Onlar Rablerinin âyetlerini
yalanlamışlardı; biz de onları günahlarından ötürü helâk etmiştik ve Firavun
ailesini (denizde) boğmuştuk. Hepsi de zalimler idiler.
55. Allah katında, yürüyen
canlıların en kötüsü kâfir olanlardır. Çünkü onlar iman etmezler.
56. Onlar, kendileriyle antlaşma
yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir.
Bunlar Kurayza oğulları olarak tanınan
yahudi kabilesidir. Peygamber (s.a.) onlarla, aleyhinde hareket etmemek üzere
antlaşma yaptığı halde müşriklere silah yardımında bulundular. Sonra, unuttuk,
diyerek özür dilediler. Tekrar antlaşma yapıldı, yine bozup Hendek savaşında
müşriklerle birleştiler. Nihayet Ka’b b. Eşref, Mekke’ye giderek müslümanlar
aleyhinde Mekkelilerle ittifak yaptı.
57. Eğer savaşta onları yakalarsan,
ibret almaları için onlar ile (onlara vereceğin ceza ile) arkalarında bulunan
kimseleri de dağıt.
58. (Antlaşma yaptığın) bir kavmin
hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde
bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.
59. İnkâr edenler yakayı
kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar (bizi) âciz bırakamazlar.
60. Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz
yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla
Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz,
Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız
size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.
Bu ayette Allah Teala düşmana karşı
kuvvet hazırlamamızı emretmektedir. Bu kuvvetten maksat, savaşta düşmana
üstünlük sağlayacak her çeşit vasıtadır. Kara, hava ve deniz kuvvetlerine ait
bütün vasıta ve silahlar, kara ve demir yolları, ekonomik güç ve savaş tekniği
gibi şeyler bu kuvvet mefhumuna dahildir.
61. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa
sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.
62. Eğer sana hile yapmak
isterlerse, şunu bil ki, Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir.
63. Ve (Allah), onların kalplerini
birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların
gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı.
Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
Medineli Evs ve Hazrec kabileleri
arasında sonu gelmeyen müthiş bir düşmanlık vardı. Aralarında kanlı savaşlar
olmuş ve her iki tarafın ileri gelenlerinden birçoğu ölmüştü. Uzun zaman
birbirlerinden intikam almak için uğraştılar. Allah onları İslam ile
şereflendirince intikam alma duygusunu da onlardan kaldırdı, birleştiler,
kucaklaştılar ve kaynaştılar. İşte yukarıdaki ayette bu ve benzeri kaynaşmalara
işaret edilmektedir.
64. Ey Peygamber! Sana ve sana uyan
müminlere Allah yeter.
65. Ey Peygamber! Müminleri savaşa
teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip
gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip
gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.
66. Şimdi Allah, yükünüzü
hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi
bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi
olursa, Allah'ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah
sabredenlerle beraberdir.
İlk zamanlarda müslümanların sayısı azdı,
bir kişi on kişiye karşı savaşmak mecburiyetinde idi. Sayıları çoğalınca Allah
Teala yüklerini hafifletti, bir müslümanın iki kafire karşı savaşması emrolundu
ve sabır gösterdikleri takdirde galibiyetin kendileri için olacağı ifade
edildi.
Bedir savaşında müslümanlar 70 kafiri
esir almışlardı. Resulullah (s.a.) bu esirler hakkında ne gibi bir işlem yapılacağına
dair arkadaşları ile görüştü. Neticede fidye alınarak serbest bırakılmalarına
karar verildi. Bunun üzerine aşağıdaki ayet nazil oldu.
67. Yeryüzünde ağır basıncaya
(küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz.
Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti
istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
Savaşın hedefi zaferdir. Fidye karşılığı
geri vermek maksadıyla düşman askerlerini esir almaya çalışmak zaferi olumsuz
yönde etkileyecekse bununla meşgul olmamak gerekir.
68. Allah tarafından önceden
verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir
azap dokunurdu.
Tefsircilere göre, ayette geçen ve hüküm
manasına gelen “kitab” dan maksat, ictihadda hata eden müctehide azap
edilmeyeceği hükmüdür.
69. Artık elde ettiğiniz ganimetten
helâl ve temiz olarak yeyin. Ve Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah bağışlayan,
merhamet edendir.
70. Ey Peygamber! Elinizdeki
esirlere de ki: Eğer Allah kalplerinizde hayır olduğunu bilirse, sizden
alınandan (fidyeden) daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Çünkü Allah
bağışlayandır, esirgeyendir.
Rivayete göre bu ayet, Hz. Peygamber’in
amcası olup Bedir savaşından sonra müşrik esirler arasında bulunan Abbas
hakkında inmiştir.
Hz. Peygamber, Abbas’a hem kendisi, hem de iki kardeşinin çocukları olan Akil ve Nevfel için fidye teklif etmiş; Abbas ise, fakir olduğunu söylemiş ve “Ömrüm boyunca Kureyş’e el açıp dileneyim mi?” demişti.
Hz.Peygamber, “Bedir savaşına
katılırken Ümmü Fazıl’a emanet ettiğin altınlara ne demeli?” deyince Abbas, Hz.
Peygamber’in bunu bilmesine hayret etmiş ve Resulullah’ın Peygamberliğini
tasdik etmişti.
71. Eğer sana hainlik etmek isterlerse
(üzülme, çünkü) daha önce Allah'a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı
sana imkân ve kudret vermişti. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
72. İman edip de hicret edenler,
Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp
yardım edenler var ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır.
İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size
onların mirasından hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım
isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın
(o müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapacaklarınızı hakkıyla
görmektedir.
Bu ayete göre muhacirler ve ensar, akraba
olmadıkları halde birbirlerine varis olurlardı. Daha sonra sadece akraba
olanların birbirlerine varis olabileceğini bildiren 75. Ayet inince, bazı
tefsircilere göre bu ayetin hükmü kaldırılmış oldu.
73. Kâfir olanlar da birbirlerinin
yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah'ın emirlerini) yerine getirmezseniz
yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.
74. İman edip de Allah yolunda
hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya,
işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.
75. Sonradan iman eden ve hicret
edip de sizinle beraber cihad edenler de sizdendir. Allah'ın kitabına göre
yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmağa) daha uygundur. Şüphesiz ki Allah
her şeyi bilendir.
Dolayısıyla kimin kime varis olacağını O
daha iyi bilir. Bu ayet inince nesep yolu ile akraba olmayanlar birbirlerine
varis olamadılar.
İslami Okul Okulların En Önemlisi