012-YÛSUF - Diyanetvakfi - 12. Sayfa
12-YÛSUF
Yusuf suresi, 111 (yüzonbir) âyet
olup 1,2 ve 3. âyetler
Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Sûrenin başından sonuna kadar Yusuf
Peygamber'den bahsedildiği için bu adı almıştır.
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1.
Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
Rivayet edildiğine göre, yahudi alimleri Mekke müşriklerinin ileri
gelenlerine, “İsrailoğullarının niçin Mısır’a gittiklerini Muhammed’e sorun,
bakalım ne cevap verecek” diye telkin etmişler, onlar da sormuş, bunun üzerine
bu sure inmiştir. Nitekim ayette onların bu sorularına işaret edilmektedir.
2. Anlayasınız diye biz onu Arapça
bir Kur'an olarak indirdik.
3. (Ey Muhammed!) Biz, sana bu
Kur'an'ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde
anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette
bilmeyenlerden idin.
4. Bir zamanlar Yusuf, babasına
(Ya'kub'a) demişti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı
gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm.
5. (Babası:) Yavrucuğum! dedi,
rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan
insana apaçık bir düşmandır.
6. İşte böylece Rabbin seni
seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce iki
atan İbrahim ve İshak'a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya'kub soyuna da
nimetini tamamlayacaktır. Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.
7. Andolsun ki Yusuf ve
kardeşlerinde, (almak) isteyenler için ibretler vardır.
8. (Kardeşleri) dediler ki: Yusufla
kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir
cemaatiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir.
Yusuf ile Bünyamin bir anadan, diğer oğulları ise başkan bir anadan idiler.
9. (Aralarında dediler ki:) Yusufu
öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size
kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!
Ayetin son kısmını “...Bundan sonra işinizi yoluna koymuş, durumunuzu
düzelmiş olursunuz” şeklinde anlamak da mümkündür.
10. Onlardan biri: Yusufu
öldürmeyin, eğer mutlaka yapacaksanız onu kuyunun dibine atın da geçen
kervanlardan biri onu alsın (götürsün), dedi.
Bu teklifi yapan Yehuda isminde birisi idi. Kardeşlerine bunu kabul ettirdi
ve babalarına geldiler.
11. Dediler ki: "Ey babamız!
Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun iyiliğini
istemekteyiz.
12. Yarın onu bizimle beraber (kıra)
gönder de bol bol yesin (içsin), oynasın. Biz onu mutlaka koruruz."
13. (Babaları) dedi ki: Onu
götürmeniz beni mutlaka üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden
korkarım.
Hz.Peygamber’den nakledilen bir hadiste belirtildiği gibi Ya’kub (a.s.): “Onu
kurdun yemesinden korkarım” şeklindeki bu sözü ile farkında olmadan onlara,
tasarladıkları planı nasıl örtbas edecekleri konusunda bir ipucu vermiştir.
Gerçekten 17. Ayette de görüleceği üzere onlar bu ipucundan yararlanmışlardır.
14. Dediler ki: Hakikaten biz
(kuvvetli) bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu kurt yerse, o zaman biz
gerçekten âciz kimseler sayılırız.
15. Onu götürüp de kuyunun dibine
atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusufa: Andolsun ki sen onların bu
işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye
vahyettik.
Tefsircilerin birçoğu, ayette geçen “biz Yusuf’a ... vahyettik” ifadesine
dayanarak Hz. Yusuf’a peygamberliğin daha o zaman verildiğine kanidir. Cenab-ı
Hakk’ın Hz.Yusuf’a kuyuya atıldığı zamanki bu vadi daha sonra gerçekleşmiş ve
ilerideki ayetlerde görüleceği üzere Hz. Yusuf bu tuzaktan kurtulmuş,
kardeşlerine de bütün yaptıklarını bildiğini söylemiştir.
16. Akşamleyin ağlayarak babalarına
geldiler.
17. Ey babamız! dediler, biz
yarışmak üzere uzaklaştık; Yusufu eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki)
onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.
18. Gömleğinin üstünde sahte bir kan
ile geldiler. (Yakub) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel
gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında
(bana) yardım edecek olan, ancak Allah'tır.
Rivayet edildiğine göre kardeşleri, Yusuf’un gömleğini kana bulayıp
babalarına getirdiklerinde, acı haberi alan Ya’kub (a.s.), feryada başladı,
onun gömleğini istedi. Onu yüzüne sürüp ağladı ve dedi ki: “Bugüne kadar böyle
yumuşak huylu bir kurt görmedim! Oğlumu yemiş de sırtındaki gömleği yırtmamış!”
Buna göre Hz. Ya’kub, onların hilesini sezmişti. Fakat yapılacak bir şey yoktu.
19. Bir kervan geldi ve sucularını
(kuyuya) gönderdiler, o da (gidip) kovasını saldı, (Yusufu görünce)
"Müjde! İşte bir oğlan!" dedi. Onu bir ticaret malı olarak
sakladılar. Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir.
20. (Kafile Mısır'a vardığında) onu
değersiz bir pahaya, sayılı birkaç dirheme sattılar. Onlar zaten ona değer
vermemişlerdi.
Ayetin son kısmını “...zaten onu hemen elden çıkarmak istiyorlardı” şeklinde
çevirmek de mümkündür.
21. Mısır'da onu satın alan adam,
karısına dedi ki: "Ona değer ver ve güzel bak! Umulur ki bize faydası
olur. Veya onu evlât ediniriz." İşte böylece (Mısır da adaletle
hükmetmesi) ve kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretmemiz için Yusufu o
yere yerleştirdik. Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların
çoğu (bunu) bilmezler.
Tefsirlerdeki rivayete göre Hz. Yusuf’u himayesine alan bu zat Mısır’ın
maliye bakanı idi. O, Hz. Yusuf’un zeka ve kabiliyetini sezmiş, bu yüzden
ileride kendisinden devlet işlerinde yararlanabileceğini düşünmüştü. Ayrıca son
derece sevimli bir çocuk olan Hz.Yusuf’u evlat edinebileceklerini söylemişti.
Çünkü çocukları yoktu.
22. (Yusuf) erginlik çağına
erişince, ona (isabetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik. İşte güzel
davrananları biz böyle mükâfatlandırırız.
23. Evinde bulunduğu kadın, onun
nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve "Haydi gel!"
dedi. O da" (Hâşâ), Allah'a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir,
bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!" dedi.
Hz.Yusuf büyümüş, gelişmiş ve görkemli bir genç olmuştu. Onun bu hali,
yaşadığı evin hanımında kendisine karşı farklı duyguların belirmesine sebep
olmuş ve kadın Hz.Yusuf’a gayri meşru ilişki teklif etmişti.
24. Andolsun ki, kadın ona meyletti.
Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte
böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik).
Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı.
Tefsircilerin çoğuna göre Hz.Yusuf’un
kadına olan bu meyli cinsel bir meyil idi. Fakat bazı tefsirciler
peygamberlerin böyle bir meyle kapılmaktan masun ve münezzeh olduklarını belirterek
ayetteki ilgili sözü “O da kadını dövmeye niyet etmişti. Fakat Allah’ın ikazı
ile bundan vazgeçti” şeklinde yorumlamışlardır. Her halükarda Hz. Yusuf’un bu
niyet ve meylinden vazgeçmişti.
25. İkisi de kapıya doğru koştular.
Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında onun kocasına rastladılar.
Kadın dedi ki: Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan
veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir!
26. Yusuf: "Asıl kendisi benim
nefsimden murat almak istedi" dedi. Kadının akrabasından biri şöyle
şahitlik etti: "Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir,
bu ise yalancılardandır."
27. "Eğer gömleği arkadan
yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu ise doğru söyleyenlerdendir."
28. (Kocası, Yusuf'un gömleğinin)
arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): "Şüphesiz, dedi; bu, sizin
tuzağınızdır. Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür."
29. "Ey Yusuf! Sen bundan
(olanları söylemekten) vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile! Çünkü
sen günahkârlardan oldun"
30. Şehirdeki bazı kadınlar dediler
ki: Azizin karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istiyormuş; Yusufun
sevdası onun kalbine işlemiş! Biz onu gerçekten açık bir sapıklık içinde
görüyoruz.
31. Kadın, onların dedikodusunu
duyunca, onlara dâvetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı.
Herbirine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusufa): "Çık
karşılarına!" dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar.
(Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir
beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!
“Dayanacak yastıklar” diye tercüme edilen “müttekeen” kelimesi, “yemek
meclisi” şeklinde de anlaşılabilir. Çünkü onlar müreffeh insanların adeti
olduğu üzere yerken, içerken, ve sohbet ederken arkalarına dayanırlardı. Bundan
ötürü dayanarak yemek yeme yasaklanmıştır. Bu konudaki Cabir hadisi şöyledir:”Allah
Resulü sol elimizle ve arkamıza dayanarak yememizi yasakladı.”
32. Kadın dedi ki: İşte hakkında
beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o,
(bundan) şiddetle sakındı. Andolsun, eğer o kendisine emredeceğimi yapmazsa
mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!
33. (Yusuf:) Rabbim! Bana zindan,
bunların benden istediklerinden daha iyidir! Eğer onların hilelerini benden
çevirmezsen, onlara meyleder ve cahillerden olurum! dedi.
34. Rabbi onun duasını kabul etti ve
onların hilesini uzaklaştırdı. Çünkü O çok iyi işiten, pek iyi bilendir.
35. Sonunda (aziz ve arkadaşları)
kesin delilleri görmelerine rağmen (halkın dedikodusunu kesmek için yine de)
onu bir zamana kadar mutlaka zindana atmaları kendilerine uygun göründü.
36. Onunla birlikte zindana iki
delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı
gördüm. Diğeri de: Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek
taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel
davrananlardan görüyoruz, dedi.
37. (Yusuf) dedi ki: Size
yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu,
Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin
dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir.
Hz.Yusuf gençlerin bu durumundan istifade ederek onlara tevhid dinini tebliğ
etmek istedi. Dolayısıyla onların rüyalarını yorumlamadan önce, kendisinin hak
din üzerinde olduğunu, bilgilerinin Allah tarafından öğretildiğini ve
Mısırlıların yanlış yolda olduklarını bildirerek onları hazırladı ve hak dini
onlara tebliğ etti. İşte bu ve bundan sonraki üç ayet bununla ilgilidir.
38. Atalarım İbrahim, İshak ve
Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz.
Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu
şükretmezler.
39. Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli
tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?
40. Allah'ı bırakıp da
taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey
değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece
Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir.
İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
41. Ey zindan arkadaşlarım !
(Rüyalarınıza gelince), biriniz (daha önce olduğu gibi) efendisine şarap
içirecek; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından (beynini) yiyecekler.
Yorumunu sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.
42. Onlardan, kurtulacağını bildiği
kimseye dedi ki: Beni efendinin yanında an, (umulur ki beni çıkarır). Fakat
şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu. Dolayısıyla (Yusuf), birkaç sene daha
zindanda kaldı.
Bazı tefsircilere göre Hz.Yusuf, Allah’tan başkasından yardım istediği için
beş yıllık hapislikten sonra yedi yıl daha hapisde kalmaya mahkum oldu. Böylece
hapis süresi on iki yıl oldu.
Burada akla şöyle bir soru gelebilir: Çeşitli ayet ve
hadislerle başkasından yardım isteme meşru kabul edildiğine, hatta yerine göre
kafirden de yardım istenebileceğine göre, Hz.Yusuf’un Allah’tan başkasından da medet umması niçin hoş karşılanmamıştır?
Bunun cevabı şudur: Allah, peygamberlerini yarattıkları üzerine seçkin kıldığı
gibi işlerin en iyisi, en güzeli ve en evlasını da onlara yakıştırmıştır.
Peygamber için en evla olan, darda kaldığı zaman Rabbinden başkasına
dayanmaması ve el açmamasıdır.
43. Kral dedi ki: Ben (rüyada) yedi
arık ineğin yediği yedi semiz inek gördüm. Ayrıca, yedi yeşil başak ve
diğerlerini de kuru gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, benim
rüyamı da bana yorumlayınız.
44. (Yorumcular) dediler ki: Bunlar
karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenlerden değiliz.
İslam alimleri rüya olayını üç sınıfa ayırmışlardır: 1.Allah’tan olan ikaz
ve işaretler, 2.Nefisten kaynaklanan düş, 3.Şeytanın korkutma ve saptırmaları.
45. (Zindandaki) iki kişiden
kurtulmuş olan, uzun bir zaman sonra (Yusufu) hatırlayarak dedi ki: Ben size
onun yorumunu haber veririm, beni hemen (zindana) gönderin.
46. (Yusufun yanına gelerek dedi
ki:) Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi! (Rüyada görülen) yedi arık ineğin yediği
yedi semiz inek ile yedi yeşil başak ve diğerleri de kuru olan (başaklar)
hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki, insanlara (isabetli yorumunla) dönerim
de belki onlar da doğruyu öğrenirler.
47. Yusuf dedi ki: Yedi sene
âdetiniz üzere ekin ekersiniz. Sonra da yiyeceklerinizden az bir miktar hariç,
biçtiklerinizi başağında (stok edip) bırakınız.
48. Sonra bunun ardından,
saklayacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk) hariç, o yıllar için
biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir.
49. Sonra bunun ardından da bir yıl
gelecek ki, o yılda insanlara (Allah tarafından) yardım olunacak ve o yılda
(meyvesuyu ve yağ) sıkacaklar.
Yani, bol bol meyve ve sebzelere kavuşacaklar, üzüm hurma, zeytin ve susam
gibi şeyleri sıkarak sularından istifade edeceklerdir. Bu bolluk senesine dair
rüyada bir işaret yoktur. Hz. Yusuf bunu sadece bir vahiy ve ilham ile onlara
müjdelemiştir.
50. (Adam bu yorumu getirince) kral
dedi ki: "Onu bana getirin!" Elçi, Yusufa geldiği zaman, (Yusuf) dedi
ki: "Efendine dön de ona: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi? diye
sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hilesini çok iyi bilir."
51. (Kral kadınlara) dedi ki:
Yusufun nefsinden murat almak istediğiniz zaman durumunuz neydi? Kadınlar,
Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik, dediler. Azizin karısı da
dedi ki: "Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak
istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir."
52. (Yusuf dedi ki): Bu, azizin
yokluğunda ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın hainlerin hilesini başarıya
ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi içindir.
53. (Bununla beraber) nefsimi temize
çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş
başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
54. Kral dedi ki: Onu bana getirin,
onu kendime özel danışman edineyim. Onunla konuşunca: Bugün sen yanımızda
yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin, dedi.
Kral gördüğü rüyanın yorumunu bir de Hz.Yusuf’tan bizzat dinlemek istedi. O
da rüyayı ve yorumunu anlattı. Kral, nasıl tedbir almak gerektiğini sorunca,
Hz.Yusuf: “Bolluk yıllarında çok ekin ekip ürünü stok etmek gerekir. Böylece
kıtlık yıllarında hem kendinizin geçimini sağlarsınız hem de ihracat yaparak
hazineye bol döviz kazandırırsınız” dedi. Kral: “Peki bu işi kim yapacak?” diye
sorunca, Hz.Yusuf:
55. "Beni ülkenin hazinelerine
tayin et! Çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim" dedi.
56. Ve böylece Yusuf'a orada
dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz
kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zayi
etmeyiz.
57. İman edip de (kötülüklerden)
sakınanlar için ahiret mükâfatı daha hayırlıdır.
Bütün Mısır Hz.Yusuf’un idaresine ve tasarrufuna verildi. Kral, kendi selahiyetlerini
dahi kullanmasına müsaade etti.
Hz.Yusuf, tarıma önem verdi. Üretimi artırdı, ihtiyaç
fazlası olan ürünleri stok etti. Nihayet kıtlık yılları geldi. Bu sefer stok
edilmiş olan ürünleri yemeye ve ihraç etmeye başladılar. Her taraftan insanlar
gelerek Mısır’dan erzak satın aldılar. Ya’kub (a.s.)da Yusuf’un öz kardeşi
Bünyamin hariç, diğer oğullarını erzak almak için Mısır’a gönderdi.
58. Yusufun kardeşleri gelip onun
huzuruna girdiler, (Yusuf) onları tanıdı, onlar onu tanımıyorlardı.
59. (Yusuf) onların yüklerini
hazırlayınca dedi ki: "Sizin bababir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor
musunuz, ben ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafirperverlerin en iyisiyim.
60. Eğer onu bana getirmezseniz,
artık benim yanımda size verilecek bir ölçek (erzak) yoktur, bana hiç
yaklaşmayın!"
61. Dediler ki: Onu babasından
istemeye çalışacağız, kuşkusuz bunu yapacağız.
62. (Yusuf) emrindeki gençlere dedi
ki: Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Olur ki ailelerine döndüklerinde
bunun farkına varırlar da belki geri gelirler.
63. Babalarına döndüklerinde dediler
ki: Ey babamız! Erzak bize yasaklandı. Kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle beraber
gönder de (onun sayesinde) ölçüp alalım. Biz onu mutlaka koruyacağız.
64. Ya'kub dedi ki: Daha önce
kardeşi (Yusuf) hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size
ancak o kadar güvenirim! (Ben onu sadece Allah'a emanet ediyorum); Allah en
hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir.
65. Eşyalarını açtıklarında
sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: Ey babamız!
Daha ne istiyoruz. İşte sermâyemiz de bize geri verilmiş. (Onunla yine)
ailemize yiyecek getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla
alırız. Çünkü bu (seferki aldığımız) az bir miktardır.
66. (Ya'kub) dedi ki: Kuşatılmanız
(ve çaresiz kalma durumunuz) hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah
adına bana sağlam bir söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber
göndermem!" Ona (istediği şekilde) teminatlarını verdiklerinde dedi ki:
Söylediklerimize Allah şahittir.
67. Sonra şöyle dedi: Oğullarım!
(Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah'tan
(gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah'tan başkasının değildir.
(Onun için) ben yalnız O'na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O'na dayansınlar.
Hz.Ya’kub’un oğullarına Mısır’a değişik kapılardan girmelerini emretmesinin
sebebi şöyle izah edilir: Oğulları gösterişli idiler, elbiseleri güzeldi.
Birinci gelişlerinde Melik’ten kimsenin görmediği izzet ve ikramı görmüşlerdi.
Bu yüzden herkesin hayret dolu bakışları onlara dikilmişti. Beraber girmeleri
halinde hepsinin birden başlarına bir hal gelebilirdi.
68. Babalarının kendilerine
emrettiği yerden (çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun emrini yerine
getirdiler. Fakat bu tedbir) Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı;
ancak Ya'kub içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi,
çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
69. Yusuf'un yanına girdiklerinde öz
kardeşini yanına aldı ve "Bilesin ki ben senin kardeşinim, onların
yaptıklarına üzülme" dedi.
Rivayet edildiğine göre Hz. Yusuf, kardeşlerine ziyafet verdi. Onları
sofraya ikişer ikişer oturttu. Bünyamin yalnız kalınca ağladı ve dedi ki:
Kardeşim Yusuf sağ olsaydı o da benimle beraber otururdu. Yusuf (a.s.) onu
kendi sofrasına aldı. Yemekten sonra kardeşlerini ikişer ikişer evlere misafir
verdi. Bünyamin yine yalnız kalmıştı. Hz.Yusuf dedi ki: Bunun ikincisi yok, o
halde bu da benim yanımda kalsın. Böylece Bünyamin onun yanında geceledi. Hz.
Yusuf dedi ki: Ölen kardeşin yerine beni kardeş olarak kabul eder misin?
Bünyamin, “Senin gibi bir kardeşi kim bulabilir? Fakat seni babam Ya’kub ile
annem Rahiyle doğurmadılar. Hz. Yusuf bunu işitince ağladı, kalkıp Bünyamin’in
boynuna sarıldı ve “Ben senin kardeşinim...” dedi.
70. (Yusuf) onların yükünü
hazırladığı zaman maşrabayı kardeşinin yükü içine koydu! (Kafile hareket
ettikten) sonra bir tellal: Ey kafile! Siz hırsızsınız! diye seslendi.
71. (Yusuf'un kardeşleri) onlara
dönerek: Ne arıyorsunuz? dediler.
72. Kralın su kabını arıyoruz; onu
getirene bir deve yükü (bahşiş) var dediler. (İçlerinden biri:) Ben buna
kefilim, dedi.
73. Allah'a andolsun ki, bizim
yeryüzünde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz hırsız da
değiliz, dediler.
74. (Yusuf'un adamları) dediler ki:
Peki, siz yalancıysanız bunun cezası nedir?
75. "Onun cezası, kayıp eşya,
kimin yükünde bulunursa işte o (şahsa el koymak) onun cezasıdır. Biz zalimleri
böyle cezalandırırız" dediler.
Ya’kub (a.s.)ın şeriatına göre hırsız yakalanarak çaldığı malın karşılığında
mal sahibine bir sene köle olarak hizmet ettirilirdi. Mısır kanunlarında ise
hırsıza sopa vurulur ve çaldığı malın iki misli ödettirilirdi. Hz. Yusuf onlara
babalarının şeriatına göre ceza vermek istedi.
76. Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin
yükünden önce onların yüklerini (aramaya) başladı. Sonra da onu, kardeşinin
yükünden çıkarttı. İşte biz Yusufa böyle bir tedbir öğrettik, yoksa kralın
kanununa göre kardeşini tutamayacaktı. Ancak Allah'ın dilemesi hariç. Biz kimi
dilersek onu derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi
bilen birisi vardır.
77. (Kardeşleri) dediler ki:
"Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu
içinde sakladı, onlara açmadı. (Kendi kendine) dedi ki: Siz daha kötü
durumdasınız! Allah, sizin anlattığınızı çok iyi bilir.
Rivayet edildiğine göre Hz. Yusuf’un halası onu çok severdi. Yusuf
büyüyünce, babası onu yanında bulundurmak istedi. Halası da Yusuf’un kendi
yanında kalmasını istiyordu. Bunun için İbrahim (a.s.)dan kendisine miras
kalmış olan kuşağını Yusuf’un beline bağladı. Sonra kaybolduğunu söyledi. Kuşak
arandı ve Yusuf’un üzerine çıktı. Kanun gereği Yusuf’u yanında alıkoydu. İşte
Yusuf’un kardeşleri bu duruma işaret etmek istemişlerdir.
78. Dediler ki: Ey aziz! Gerçekten
onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizim birimizi alıkoy. Zira biz
seni, iyilik edenlerden görüyoruz.
79. Dedi ki: Eşyamızı yanında
bulduğumuz kimseden başkasını yakalamaktan Allah'a sığınırız, o takdirde biz
gerçekten zalimler oluruz!
80. Ondan ümitlerini kesince,
(meseleyi) gizli görüşmek üzere ayrılıp (bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi
ki: "Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yusuf
hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya
benim için Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin
en hayırlısıdır.
81. Babanıza dönün ve deyin ki:
"Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına
şahitlik etmedik. Biz gaybın bekçileri değiliz.
82. (İstersen) içinde bulunduğumuz
şehire (Mısır halkına) ve aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz gerçekten
doğru söylüyoruz."
Kalkıp babalarına geldiler ve kardeşlerinin söylediklerini aynen söylediler.
83. (Babaları) dedi ki: "Hayır,
nefisleriniz sizi (böyle) bir işe sürükledi. (Bana düşen) artık, güzel bir
sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O çok iyi
bilendir, hikmet sahibidir."
Yusuf’un kardeşleri daha önce babalarına karşı yalan söylediklerinden
dolayı, bu seferki doğrularına babaları inanmak istemedi. Onlara, “Hayır, sizi
nefisleriniz aldatıp böyle büyük bir işe sürüklemiş. Yoksa bizim şeriatımızda
hırsızın esir olarak yakalanacağını aziz ne bilirdi?” dedi.
84. Onlardan yüz çevirdi, "Ah
Yusuf'um ah!" diye sızlandı ve kederini içine gömmesi yüzünden gözlerine
boz geldi.
85. (Oğulları:) "Allah'a
andolsun ki sen hâla Yusuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta olacaksın ya da
büsbütün helâk olacaksın!" dediler.
86. (Ya'kub:) Ben sadece gam ve
kederimi Allah'a arzediyorum. Ve ben sizin bilemiyeceğiniz şeyleri Allah
tarafından (vahiy ile) biliyorum, dedi.
87. Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u
ve kardeşini iyice araştırın, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler
topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.
Bunun üzerine Mısır’a döndüler.
88. Yusuf'un yanına girdiklerinde
dediler ki: Ey aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz bir sermaye
ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver. Ayrıca bize bağışta da bulun. Şüphesiz
Allah sadaka verenleri mükâfatlandırır.
89. Yusuf dedi ki: Siz, cahilliğiniz
yüzünden Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor musunuz?
Tefsirlerde belirtildiğine göre Hz. Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri, bu en
küçük kardeşlerine de daima hakaret ve eziyet ederlerdi.
90. Yoksa sen, gerçekten Yusuf
musun? dediler. O da: (Evet) ben Yusufum, bu da kardeşim. (Birbirimize kavuşmayı)
Allah bize lütfetti. Çünkü kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah
güzel davrananların mükâfatını zayi etmez, dedi.
91. (Kardeşleri) dediler ki: Allah'a
andolsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmış. Gerçekten biz hataya düşmüşüz.
92. (Yusuf) dedi ki: "Bugün
sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en
merhametlisidir."
93. "Şu benim gömleğimi götürün
de onu babamın yüzüne koyun, (gözleri) görecek duruma gelir. Ve bütün ailenizi
bana getirin."
Rivayete göre Yusuf (a.s.), kardeşlerine sabah akşam ziyafet veriyordu.
Kardeşleri ise daha önce ona yaptıklarını hatırlayarak sıkılıyorlardı. Ona bir
adam göndererek dediler ki: Siz bizi sabah akşam yemeğe davet ediyorsunuz,
fakat biz sana karşı yaptıklarımızdan dolayı senden utanıyoruz. Yusuf (a.s.)da,
onlara şöyle cevap verdi: Mısırlılar şimdiye kadar bana hep ilk gördükleri
gözleriyle bakıyorlar ve “Yirmi dirheme satılmış bir köleyi ulaştığı bu
mertebeye yükselten Allah’ı tenzih ederiz” diyorlardı. Şimdi ise sizin
sayenizde şeref kazandım. Çünkü benim sizin kardeşiniz ve İbrahim(s.a.) gibi
büyük bir peygamberin torunu olduğumu anladılar.
94. Kafile (Mısır'dan) ayrılınca,
babaları (yanındakilere): Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf'un
kokusunu alıyorum! dedi.
95. (Onlar da:) Vallahi sen hâla
eski şaşkınlığındasın, dediler.
96. Müjdeci gelince, gömleği onun
yüzüne koyar koymaz (Ya'kub) görür oldu. Ben size: "Allah tarafından
(vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim" demedim mi! dedi.
Bu müjdeci Yehuda idi. “Kanlı gömleği babama ben götürmüş ve onu kedere
boğmuştum, şimdi de bu gömleği yine ben götüreyim ve sevincine sebep olayım”
diyerek Mısır’dan Ken’an iline kadar yalınayak başaçık yürüdüğü rivayet edilir.
97. (Oğulları) dediler ki: Ey
babamız! (Allah'tan) bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten
günahkârlar idik.
98. (Ya'kub:) Sizin için Rabbimden
af dileyeceğim. Çünkü O çok bağışlayan, pek esirgeyendir, dedi.
99. (Hep beraber Mısır'a gidip)
Yusufun yanına girdikleri zaman, ana-babasını kucakladı, "Güven içinde
Allah'ın iradesiyle Mısır'a girin!" dedi.
Rivayete göre Hz. Yusuf’la beraber hükümdar ve bütün halk onları karşılamaya
çıkmışlar ve saf tutmuşlardı. Karşı karşıya geldiklerinde Hz. Ya’kub, Hz.Yusuf
ve orada bulunan diğerleri atlarından indiler ve iki peygamber birbirini
kucakladılar.
100. Ana ve babasını tahtının üstüne
çıkartıp oturttu ve hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar.
(Yusuf) dedi ki: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın
yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lütfetti.
Çünkü beni zindandan çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan
sonra sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz
O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."
101. "Ey Rabbim! Mülkten bana
(nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey
gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni
müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!"
Rivayet olunduğuna göre Hz. Ya’kub Mısır’da oğlunun yanında 24 sene
yaşadıktan sonra vefat etti. Önceden yaptığı vasiyet üzerine naşı, Şam’da
defnedilmiş bulunan babası İshak’ın yanına
gömüldü. Hz. Yusuf da babasından sonra 23 yıl daha yaşadı. Onun naşını da
Mısırlılar mermer bir sandık içine koyarak Nil’e gömdüler. Mısırlılar onu çok
sevdikleri için onun kendi memleketlerinde kalmasını istemişlerdi. Daha sonra
Hz. Musa onun naşını bularak babası Ya’kub’un yanına götürüp defnetti.
102. İşte bu (Yusuf kıssası) gayb
haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri
zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).
103. Sen ne kadar üstüne düşsen de
insanların çoğu iman edecek değillerdir.
104. Halbuki sen bunun için
(peygamberlik görevini îfa için) onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'an,
âlemler için ancak bir öğüttür.
105. Göklerde ve yerde nice deliller
vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.
“Ayet” kelimesi lügatte, alamet, şaşılacak şey ve cemaat manalarına gelir.
Terim olarak, Kur’an-ı Kerim’in kısa veya uzun bir parçası demektir.Burada “ayet”
kelimesi alamet, delil ve ibret veren şey manalarında kullanılmıştır. Yani
Allah’ın varlığına, birliğine, ilmine, kudretine ve hikmetinin kemaline delalet
eden, gerek insanın kendinde, gerekse dış dünyada, göklerde ve yerde nice delil
vardır ki bunlar insanların nazar-ı dikkatlerine sunulmuştur. İnsan oğlunun
ilmi, fikri, felsefi ve teknik hayatı bu olaylarla her zaman karşı karşıyadır.
Buna ibret almadan yüz çevirir geçer. Halbuki insanoğlu, bu tabiat olayları
üzerinde düşünse, bunlardaki incelikleri ve bunlara hakim olan ilahi kanunları
bulup keşfedecektir, dolayısıyla hem dünyada terakki edecek, hem de ahirette
mutlu olacaktır.
106. Onların çoğu, ancak ortak
koşarak Allah'a iman ederler.
Arabistan halkında tek tanrı inancı vardı; ancak çeşitli şekillerde Allah’a
ortak koşuyorlardı. Mekkeliler, “Melekler Allah’ın kızlarıdır”; bir kısım
müşrikler de, “Tanrı’ya yaklaşmak için putlara tapıyoruz” derlerdi.
Hıristiyanlar, “İsa Allah’ın oğludur” derken, yahudiler de “Uzeyr Allah’ın
oğludur” diyorlardı. Böylece insanların çoğu Allah’a ortak koşuyorlardı. Ayette
bunlara işaret edilmektedir.
107. Allah tarafından kuşatıcı bir
felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında
kendilerini emîn mi gördüler?
108. (Resûlüm!) De ki: "İşte bu,
benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol
üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim."
109. Senden önce de, şehirler
halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber
göndermedik. (Kâfirler) yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden
öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette
daha iyidir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?
Bu ayet, “Allah, peygamber olarak melekleri gönderseydi ya!” diyen kafirlere
cevap olarak inmiştir.
110. Nihayet peygamberler ümitlerini
yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara
yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular
topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.
111. Andolsun onların (geçmiş
peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler
vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden
öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum
için bir rahmet ve bir hidayettir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi