016-en-NAHL - Diyanetvakfi - 16. Sayfa
16-en-NAHL
Nahl sûresi 128 (yüzyirmisekiz) âyet olup, son üç
âyeti Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 68. âyette bal arısından söz edildiği için sûreye bu ad
verilmiştir.
Rahmân ve Rahîm
(olan) Allah'ın adıyla.
1. Allah'ın emri gelmiştir. Artık onu
istemekte acele etmeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.
2. Allah kendi emriyle melekleri,
kullarından dilediği kimseye vahiy ile, "Benden başka tanrı olmadığına
dair (kullarımı) uyarın ve benden korkun" diye gönderir.
3. (Allah) gökleri ve yeri hak ile
yarattı. O, koştukları ortaklardan münezzehtir.
4. O, insanı bir damla sudan
yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir.
5. Hayvanları da O yarattı. Onlarda
sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da
yersiniz.
6. Sizin için onlardan ayrıca
akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır.
7. Bu hayvanlar sizin
ağırlıklarınızı, ancak güçlüklere katlanarak varabileceğiniz bir memlekete taşırlar.
Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, pek merhametlidir.
8. Atları, katırları ve eşekleri
binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz
daha nice (nakil vasıtaları) yaratır.
Nitekim, bu ayetlerden de anlaşılacağı
üzere eskiden insanlar, taşıma aracı olarak yalnızca büyük ölçüde hayvan
gücünden yararlanmış oldukları halde, zamanla ve özellikle son asırda nakil
vasıtaları, gerek çeşit, gerekse sürat bakımından akıllara durgunluk veren bir
gelişme göstermiştir. İşte yukarıdaki ayetin “Allah, şu anda bilemeyeceğiniz
daha nice (nakil vasıtaları) yaratır” mealindeki ifadesi ile bu gelişmeye
işaret etmektedir ve şüphesiz bu gelişme, Allah’ın insanlara en büyük
lütuflarından biridir.
9. Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun
eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.
10. Gökten suyu indiren O'dur. Ondan
hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler.
11. (Allah) su sayesinde sizin için
ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir.
İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır.
12. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve
ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler.
Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır.
13. Yeryüzünde sizin için rengârenk
yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır.
14. İçinden taze et (balık) yemeniz
ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur.
Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar)
onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.
15. Sizi sarsmaması için yeryüzünde
sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı.
16. Daha nice alâmetler (yarattı).
Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar.
17. O halde, yaratan (Allah),
yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla düşünmüyor musunuz?
18. Allah'ın nimetini saymaya
kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
Surenin başından buraya kadar sıralanan
ayetlerin çoğu, insanı, etrafını çevreleyen tabii varlık ve olaylar üzerinde
düşünmeye, araştırmaya ve esrarına vakıf olmaya çağırmakta, böylece, bir yandan
bu alemde hizmetine sunulan bu varlık ve olaylar hakkında daha çok bilgiler
edinip bunların sağlayacağı imkan ve nimetlerden en güzel şekilde yararlanmaya
teşvik etmektedir. Bu insanın dünyevi terakkisi için gereklidir; diğer yandan,
kainattaki incelikleri, harikaları mümkün olduğunca müşahede etmek yoluyla, bu
nizamın kurucusu olan Ulu Allah’ın varlığını ve kudretinin sonsuzluğunu
sezmeye, böylece güçlü bir imana sahip olmaya sevketmektedir. Bu da insanın
ahiret mutluluğu için gereklidir.
19. Allah, gizlediğinizi de
açıkladığınızı da bilir.
20. Allah'ı bırakıp da taptıkları
(putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır.
21. Onlar diriler değil, ölülerdir.
Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
22. İlâhınız bir tek Tanrıdır. Fakat
ahirete inanmayanlar var ya, onların kalpleri inkârcı, kendileri de böbürlenen
kimselerdir.
23. Hiç şüphesiz Allah, onların
gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla
sevmez.
24. Onlara: Rabbiniz ne indirdi?
denildiği zaman, "Öncekilerin masallarını" derler.
25. Kıyamet gününde kendi
günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları
kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için (öyle derler). Bak ki
yüklenecekleri şey ne kötüdür!
Zira sapanla saptıran ortaktırlar; birisi
öbürünü saptırmış, öbürü de onun saptırmasına boyun eğmiştir. Öyleyse günahı
ikisi beraberce yükleneceklerdir.
“Saptırmanın
bilgisizce olması” saptırılana dönük bir keyfiyettir. Yani uydukları yolun
sapıklık olduğunu bilmeden sapmışlardır, demektir. Bu da tek başına iyi niyetin
yetersizliğini, ihlasla beraber, doğrunun tesbiti için gayret sarfetmenin
gerekli olduğunu gösterir.
26. Onlardan öncekiler de
(peygamberlere) hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını
temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü. Bu azap onlara,
farkedemedikleri bir yerden gelmişti.
27. Sonra kıyamet gününde (Allah),
onları rezil eder ve der ki: "Kendileri hakkında (müminlere) düşman
kesildiğiniz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilmiş olanlar derler
ki: "Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir."
28. Kendilerine haksızlık ederlerken
meleklerin canlarını aldıkları kimseler: Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk,
diyerek teslim olurlar. (Melekler onlara şöyle der:) "Hayır, Allah, sizin
yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir."
29. "O halde, içinde ebedî
kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne
kötüdür!"
Allah Teala, surenin başından buraya
kadar, kendisinin varlığı ve birliğine, ibadete layık olduğuna dair bir çok
delil sıraladıktan sonra, inanmayanların durumlarını ve neticede gidecekleri
yerleri ve bu yerlerin kötülüğünü belirtti. Buna karşılık, bundan sonraki
ayetlerde de iman edenlerin durumları ve varacakları yerin iyiliği ve güzelliği
anlatılacaktır.
30. (Kötülüklerden) sakınanlara:
Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde, "Hayır (indirdi)" derler. Bu
dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfat vardır. Ahiret yurdu ise daha
hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir!
Bazı tefsirlerin nakline göre hac
mevsiminde Arap boyları Mekke’ye heyetler göndererek Hz. Muhammed hakkında
bilgi toplarlardı. Bir heyet yetkilisi geldiği zaman müşrikler ona mani olmak
istemiş ve dönmesini emretmişlerdi. Ayrıca, “Onunla görüşmemen senin için daha
hayırlı olur” demişlerdi. O da “Eğer ben Muhammed hakkında bilgi almadan
kavmime dönersem çok kötü bir temsilci olurum” demiş, Allah Resulü’nün
arkadaşlarına onun durumunu sormuştu. Onlar da, “O bize hayır getirmiştir” diye
karşılık vermişlerdi. Ayet bu olaya değinmektedir.
31. (O yurt,) girecekleri,
zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar için orada kendilerine
diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takvâ sahiplerini böyle
mükâfatlandırır.
32. (Onlar,) meleklerin, "Size
selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek
tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.
33. (Kâfirler) kendilerine
meleklerin gelmesinden veya Rablerinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi
bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi,
fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
34. Sonunda yaptıklarının cezası
onlara ulaştı ve alay etmekte oldukları şey onları çepeçevre kuşatıverdi.
35. Ortak koşanlar dediler ki:
"Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun
emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle
yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer
mi!
36. Andolsun ki biz, "Allah'a
kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir
peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan
bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin
sonu nasıl olmuştur!
Tağut için Nisa suresi 60. ayete bak.
37. (Resûlüm!) Sen, onların hidayete
ermelerine çok düşkünlük göstersen de bil ki Allah, saptırdığı kimseyi
(dilemezse) hidayete erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur.
38. Onlar: "Allah ölen bir
kimseyi diriltmez" diye olanca güçleriyle Allah'a and içtiler. Aksine, bu
O'nun bizzat kendisine karşı gerçek bir vâdidir. Fakat insanların çoğu bilmez.
39. Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi
onlara açıklaması ve kâfir olanların da kendilerinin yalancılar olduklarını
bilmeleri için (Allah onları diriltecek).
40. Biz, bir şeyin olmasını
istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sadece "Ol" dememizdir.
Hemen oluverir.
41. Zulme uğradıktan sonra Allah
yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde
yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükâfatı elbette daha büyüktür.
42. (Onlar) sadece Rablerine
tevekkül ederek sabredenlerdir.
Bu iki ayette bildirilenler, başta
Resulullah (s.a.) olmak üzere Kureyş’in zulmü yüzünden hicret eden Müslümanlardır.
Gerçekten bu muhacir Müslümanlar, yurtlarını terk etmenin verdiği geçici
sıkıntılardan kurtulduktan sonra, yüce Peygamberin önderliğinde din ve dünya
hayatı bakımından düzenli, huzurlu ve kısa zamanda küfür tarafını alt edecek
kadar güçlü bir toplum meydana getirmişlerdi.
43. Senden önce de, kendilerine
vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer
bilmiyorsanız, bilenlere sorun.
44. Apaçık mucizeler ve kitaplarla
(gönderildiler). İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp
anlasınlar diye sana da bu Kur'an'ı indirdik.
45. Kötülük tuzakları kuranlar,
Allah'ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri
bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
46. Yahut onlar dönüp dolaşırlarken
Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah'ı) âciz
bırakacak değillerdir.
47. Yoksa Allah'ın kendilerini yavaş
yavaş tüketerek cezalandırmayacağından (emin mi oldular)? Kuşkusuz Rabbin çok
şefkatli, pek merhametlidir.
48. Allah'ın yarattığı herhangi bir
şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri, küçülerek ve Allah'a secde ederek sağa sola
döner.
Yani gölgesi bulunan eşyanın gölgeleri
bile sahiplerinin hükmünde değil, Allah’ın emri altındadır. Sahibi ne kadar
uğraşırsa uğraşsın, gölge Allah Teala’nın emri ve takdiri doğrultusunda ışığın
geldiği noktaya ters istikamette düşer ve onun değişmesini takip eder. Aynı
zamanda gölge ışığın bir eseri de değildir. Ancak Allah’ın bir kanunu
gereğidir. Dolayısıyla eşyanın gölgelerinde bile hüküm ve tasarruf Allah’ındır.
49. Göklerde bulunanlar, yerdeki
canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler.
50. Onlar, üstlerindeki Rablerinden
korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.
51. Allah buyurdu ki: İki tanrı
edinmeyin! O ancak bir Tanrı'dır. O halde yalnız benden korkun!
52. Göklerde ve yerde ne varsa,
O'nundur, din de yalnız O'nundur. O halde Allah'tan başkasından mı
korkuyorsunuz?
53. Nimet olarak size ulaşan ne
varsa, Allah'tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman dayalnız O'na
yalvarırsınız.
54. Sonra da sizden o zararı
giderdiğinde, içinizden bir zümre, hemen Rablerine ortak koşarlar!
55. Kendilerine verdiklerimize
karşılık nankörlük etmeleri için (öyle yaparlar). O halde bir süre daha
faydalanın; fakat yakında hakikati bileceksiniz!
56. Bir de kendilerine rızık olarak
verdiklerimizden, mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar.
Allah'a andolsun ki, iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya
çekileceksiniz!
İslam’dan önce bazı Araplar, ekinlerinden
ve hayvanlarından bir kısmını Allah ile putları arasında bölüştürürler ve “Bu
Allah’ın payı, bu da tanrılarımızın payı” derlerdi. Allah için ayırdıklarını
misafirlere ve fakirlere harcarlar, tanrıları için ayırdıklarını da onların
huzurunda yapılacak ayin vb. şeylere harcarlardı. Yukarıdaki ayette buna işaret
edilmektedir.
57. Onlar, kızların Allah'a ait
olduğunu iddia ediyorlar. Hâşâ! Allah bundan münezzehtir. Beğendikleri de
(erkek çocuklar) kendilerinin oluyor.
Huzaa ve Kinane kabileleri: “Melekler,
Allah’ın kızlarıdır” diyorlardı. Halbuki kendileri kız çocuklarını diri diri
toprağa gömüyorlardı. Aşağıdaki ayetler onların kız çocuklarına karşı
takındıkları tavrı tasvir etmektedir.
58. Onlardan birine kız müjdelendiği
zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir.
59. Kendisine verilen müjdenin
kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı
tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!
60. Kötü sıfat, ahirete inanmayanlar
içindir. En yüce sıfatlar ise Allah'a aittir. Çünkü O, her şeyden üstün ve
hikmet sahibidir.
61. Eğer Allah, insanları zulümleri
yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları
takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir
saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.
62. Kendilerinin hoşlarına gitmeyen
şeyleri Allah'a isnat ediyorlar. En güzel sonucun kendilerinin olduğunu anlatan
dilleri de yalanın örneğini veriyor. Hiç şüphesiz onlar için sadece ateş vardır
ve onlar, (ateşe) terkolunacaklar.
63. Allah'a andolsun, senden önceki
ümmetlere de (peygamberler) göndermişizdir. Fakat şeytan onlara işlerini süslü
gösterdi de (iman etmediler). işte o, bugün onların velisidir. Ve onlar için
elem verici bir azap vardır.
64. Biz bu Kitab'ı sana sırf
hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir
topluma da hidayet ve rahmet olsun diye indirdik.
65. Allah gökten bir su indirdi ve
onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz ki bunda dinleyen toplum
için bir ibret vardır.
66. Kuşkusuz sizin için hayvanlarda
da büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan
arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz.
67. Hurma ve üzüm gibi meyvelerden
hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan
kimseler için büyük bir ibret vardır.
Ayette geçen “seker” kelimesi, sarhoşluk
veren şey, yani içki demektir. Bu ayet Mekke’de inmiştir ki, henüz o zaman içki
haram kılınmış değildi. Bununla beraber yukarıdaki ayette içkinin “güzel
rızık”tan ayrı zikredilmesi, Kur’an-ı Kerim’in daha o zaman dahi içkiyi hoş bir
şey saymadığını gösterir. Böylece bir bakıma içkinin iyi bir rızık olmadığına
dolaylı olarak işaret buyurulmuştur. Bundan sonra, sırasıyla, içkide-bazı
zahiri faydalar yanında- büyük bir kötülük bulunduğunu (Bakara,215), sarhoş
olarak namaz kılmanın haram olduğunu (Nisa, 43) ve nihayet içkinin şeytanın
işlerinden bir murdar olduğunu bildiren ve içki içmeyi yasaklayan (Maide,
90-91) ayetler gelmiştir.
68. Rabbin bal arısına: Dağlardan,
ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin.
69. Sonra meyvelerin her birinden ye
ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların
karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için
şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.
70. Sizi Allah yarattı; sonra sizi
vefat ettirecek. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye
sizden bazı kimseler ömrün en kötü çağına kadar yaşatılacak şüphesiz ki Allah bilgilidir,
kudretlidir.
71. Allah kiminize kiminizden daha
bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere
verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum böyle iken
Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
72. Allah size kendi nefislerinizden
eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi
temiz gıdalarla rızıklandırdı. Onlar hâla bâtıla inanıp Allah'ın nimetine
nankörlük mü ediyorlar?
73. (Müşrikler) Allah'ı bırakıp da
kendilerine göklerde ve yerde olan rızıktan hiçbir şey veremeyen ve buna asla
güçleri yetmeyen şeylere (putlara) tapıyorlar.
74. Allah'a birtakım benzerler icat
etmeyin. Çünkü Allah (her şeyi) bilir, siz ise bilemezsiniz.
75. Allah, hiçbir şeye gücü
yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz
güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir.
Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu
(bunu) bilmezler.
Allah Teala bu ayette bir benzetme
yapmıştır. Hürriyetine sahip olmayan köleler ile güzel bir rızık ile
rızırlandırıldıktan sonra, onu fakir ve yoksullara harcayan hür ve zengin
kimseler eşit olurmu? Elbette bunlar eşit olmazlar. İşte bunun gibi, Allah’tan
başkasına tapanlar da taptıkları şeylerin köleleri durumundadırlar. Yalnızca
Allah’a ibadet eden müminler ise hür kimselerdir. Onlar Allah’tan başka hiçbir
gücün karşısında eğilmezler. Elbette ki bu iki gurup da eşit değildir.
76. Allah, şu iki kişiyi de misal
verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir
yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, doğru yolda
yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?
77. Göklerin ve yerin gaybı Allah'a
aittir. Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan
ibarettir. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.
78. Siz, hiçbir şey bilmezken Allah,
sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve
kalpler verdi.
“Siz hiçbir şey bilmezken” ifadesi için
yapılmış izahlar vardır: 1. Siz babalarınızın sulbünde bulunduğunuz sırada
sizden alınan misakı bilmezken 2. Sizin için hükmedilen iyi veya kötü kaderi
bilmezken. 3. Menfaatlerinize olan şeyleri bilmezken.
79. Göğün boşluğunda emre boyun
eğdirilmiş olarak uçuşan kuşları görmediler mi? Onları orada Allah'tan başkası
tutamaz. Kuşkusuz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
80. Allah, evlerinizi sizin için bir
huzur ve sükûn yeri yaptı ve sizin için davar derilerinden gerek göç gününüzde,
gerekse konaklama gününüzde, kolayca taşıyacağınız evler; yünlerinden,
yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (faydalanacağınız) bir ev eşyası
ve bir ticaret malı meydana getirdi.
81. Allah, yarattıklarından sizin
için gölgeler yaptı. Dağlarda da sizin için barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan
koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar yarattı. İşte böylece
Allah, müslüman olmanız için üzerinize nimetini tamamlıyor.
82. (Ey Resûlüm!) Yine de yüz
çevirirlerse, artık sana düşen ancak açık bir tebliğden ibarettir.
83. Onlar Allah'ın nimetini bilirler
(itiraf ederler). Sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfirdir.
84. Her ümmetten bir şahit
göndereceğimiz gün, artık ne kâfir olanlara (özür dilemelerine) izin verilir ne
de onların özür dilemeleri istenir.
85. O zulmedenler azabı
gördüklerinde, artık onlardan azap hafifletilmez, onlara mühlet de verilmez.
86. (Allah'a) ortak koşanlar, ortak
koştukları şeyleri gördükleri zaman derler ki: "Rabbimiz! İşte bunlar, seni
bırakıp da tapmış olduğumuz ortaklarımızdır." Onlar da bunlara: "Siz
mutlaka yalancılarsınız" diye söz atarlar.
87. O gün Allah'a teslim (bayrağını)
çekerler ve uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gider.
88. İnkâr edip de (insanları) Allah
yolundan alıkoyanlar var ya, işte onlara, yapmakta oldukları bozgunculuklar
sebebiyle, azaplarını kat kat artıracağız.
89. O gün her ümmetin içinden
kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak
getireceğiz. Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet
ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.
90. Muhakkak ki Allah, adaleti,
iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da
yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
Allah Teala bu ayette dünya nizamını
sağlayan üç esası emrediyor; buna karşılık üç çirkin davranışı da yasaklıyor.
Emrettiği esaslar: Adalet, ihsan ve akrabaya yardımdır. Yasakladıkları ise:
Fuhuş, münker ve zulümdür.
Adalet: Her şeyi tam olarak yerine getirmek, herkesin hakkını vermek ve ölçülü davranmak demektir.
İhsan: İyilik etmek, hayır yapmak, bağışta bulunmak ve emredilen şeyi gerektiği gibi yerine getirmek demektir. İbadette ihsan: Allah’ı görür gibi ibadet etmektir.
Akrabaya yardım: Uzak veya yakın akrabaya iyilik etmek, ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara karşı iyi davranmak demektir.
Fahşa: Yalan, iftira ve zina gibi söz veya fiille işlenen günah ve çirkinliklerdir.
Münker: Şeriat ve aklıselimin beğenmeyip fena kabul ettiği iş ve davranış demektir.
Bağy: İnsanlara karşı üstünlük iddia edip onları, zulüm
ve baskı altında yaşatmak demektir. İşte Allah Teala bu üç kötü şeyi de
yasaklamıştır.
91. Antlaşma yaptığınız zaman,
Allah'ın ahdini yerine getirin ve Allah'ı üzerinize şahit tutarak,
pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah, yapacağınız şeyleri
pek iyi bilir.
92. Bir toplum diğer bir toplumdan (sayıca
ve malca) daha çok olduğu için yeminlerinizi, aranızda bir fesat aracı edinerek
ipliğini sağlamca büktükten sonra, çözüp bozan (kadın) gibi olmayın. Allah,
bununla sizi imtihan etmektedir. Hakkında ihtilafa düşmekte olduğunuz şeyi
kıyamet gününde mutlaka size açıklayacaktır.
93. Allah dileseydi hepinizi bir tek
ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.
Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.
94. Yeminlerinizi aranızda fesada
araç edinmeyin, aksi halde (İslâm'da) sebat etmişken ayağınız kayar da
(insanları) Allah yolundan alıkoymanız sebebiyle (dünyada) kötülüğü tadarsınız.
Sizin için (ahirette de) büyük bir azap vardır.
95. Allah'ın ahdini az bir karşılığa
değişmeyin! Şayet anlayan kimseler iseniz, şüphesiz Allah katında olan (sevap)
sizin için daha hayırlıdır.
96. Sizin yanınızdaki (dünya malı)
tükenir, Allah katındakiler ise bâkidir. Elbette sabırlı davrananlara yapmakta
olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.
97. Erkek veya kadın, mümin olarak
kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve
mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.
98. Kur'an okuduğun zaman o kovulmuş
şeytandan Allah'a sığın!
Allah Teala, Kur’an okumak isteyen
kimseye, önce şeytanın şerrinden Allah’a sığınmasını emretmektedir. Bu sığınma
“Euzü billahi mineşşeytanirracim” demekle olur. Kavulmuş şeytandan Allah’a
sığınırım demektir.
99. Gerçek şu ki: İman edip de
yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti
yoktur.
100. Onun hakimiyeti, ancak onu dost
edinenlere ve onu Allah'a ortak koşanlaradır.
101. Biz bir âyetin yerine başka bir
âyeti getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini çok iyi bilir- "Sen
ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler.
Rivayete göre şiddet ifade eden bir ayet
gelince kafirler: “Muhammed bugün emrettiğini yarın yasaklayarak ashabıyla alay
ediyor” diyorlardı. Bu ayet onlara bu konuda cevap teşkil eder. Nesh ve
değiştirme, kulların maslahatına, ihtiyaçlarına göre Allah’ın bir lütfu olarak
gerçekleşir. Bu durum, bir doktorun hastasına, tedavinin seyri boyunca bir
ilaç vermişken değiştirip başka bir
ilaç vermesine benzer. Binaenaleyh bir ayetin neshedilip yerine başka bir
ayetin gönderilmesi, Allah’ın “ilim” sıfatına bir eksiklik getirmez, bilakis
“hakim” olmasının bir eseridir.
102. De ki: Onu, Mukaddes Rûh
(Cebrail), iman edenlere sebat vermek, müslümanları doğru yola iletmek ve
onlara müjde vermek için, Rabbin katından hak olarak indirdi.
103. Şüphesiz biz onların: "Kur'an'ı
ona ancak bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kendisine nisbet
ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır.
Müşrikler, insanları şüpheye düşürmek ve
onların kalplerini çelmek maksadıyla, Kur’an’ı Peygamber’e Rum ve Hıristiyan
dinine mensup Cebra veya Yaiş adında bir kölenin öğrettiğini ileri sürdüler.
Halbuki köle, Rum olduğu için, Arapçayı doğru dürüst bilmiyordu. Kur’an’ın
fesahat ve belagatı karşısında ise, bütün Arap edipleri hayretlerini
gizleyememişlerdi. Kur’an indikten sonra, Kabe duvarında askıda bulunan, en
üstün şiirlerini bile askıdan almışlar ve Kur’an’ın üstünlüğünü itiraf
etmişlerdi. Arapçayı doğru dürüst bilemeyen yabancı bir köle böyle üstün bir
eser meydana getirebilir miydi? Elbetteki hayır. İşte yukarıdaki ayet onların
bu tutarsız iddialarına cevap vermektedir.
104. Allah'ın âyetlerine inanmayanlar
yok mu, kuşkusuz Allah onları doğru yola iletmez ve onlar için elem verici bir
azap vardır.
105. Allah'ın âyetlerine
inanmayanlar, ancak yalan uydurur. İşte onlar, yalancıların kendileridir.
106. Kim iman ettikten sonra Allah'ı
inkâr ederse -kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan başka- fakat
kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah'ın gazabı bunlaradır; onlar için büyük
bir azap vardır.
Rivayet olunduğuna göre Kureyş kafirleri,
Ammar ile babası Yasir ve anası Sümeyye’yi, zorla dinlerinden döndürmeye
kalkıştılar. Onlar bunu kabul etmeyince, Sümeyye’nin iki ayağını iki deveye
bağlayıp ters istikamette çektirerek parçaladılar. Yasir’i de şehit ettiler.
İslam’da ilk şehitler bunlardır. Ammar ise, onların işkencelerine
dayanamayarak, diliyle onların istedikleri şekilde inkar etti. Durum Resulullah
(s.a.)’a bildirilince, “Ammar başından aşağıya kadar imanla doludur. İman onun
etine, kanına karışmıştır!” buyurduktan sonra Ammar’a: “Seni yine zorlarlarsa,
istediklerini söyle” dedi. Bu durum, zorlama karşısında sadece dille inkar
etmenin caiz olduğuna bir delildir.
107. Bu (azap), onların dünya
hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın kâfirler topluluğunu hidayete
erdirmemesinden ötürüdür.
108. İşte onlar Allah'ın, kalplerini,
kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Ve onlar gafillerin
kendileridir.
109. Hiç şüphesiz onlar ahirette
ziyana uğrayanların ta kendileridir.
110. Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet
edildikten sonra hicret edip, ardından da sabrederek cihad edenlerin
yardımcısıdır. Bütün bunlardan sonra Rabbin elbette çok bağışlayan, pek
esirgeyendir.
111. O gün, herkes gelip kendi canını
kurtarmak için uğraşır ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir, onlara
asla zulmedilmez.
112. Allah, (ibret için) bir ülkeyi
örnek verdi: Bu ülke güvenli, huzurlu idi; ona rızkı her yerden bol bol
gelirdi. Sonra onlar Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da
onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı.
Bu ülkeden maksat Mekke’dir. Zira
Mekkeliler Allah Resulü’nü yalanladılar ve nail oldukları bunca refaha karşı
nankörlük ettiler de arkasından yedi yıl korkunç kıtlığa uğradılar.
113. Andolsun ki, onlara kendilerinden
peygamber geldi de onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap onları
yakalayıverdi.
114. Artık, Allah'ın size verdiği
rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin, eğer (gerçekten) yalnız Allah'a ibadet
ediyorsanız, onun nimetine şükredin.
115. (Allah) size, sadece ölü hayvanı
kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanı haram kıldı. Ancak
kim mecbur kalırsa (başkalarının haklarına) saldırmaksızın, sınırı da aşmadan
(bunlardan yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
116. Dillerinizin uydurduğu yalana
dayanarak "Bu helâldir, şu da haramdır" demeyin, çünkü Allah'a karşı
yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa
eremezler.
Bir kısım Araplar, kendi kendilerine bazı
şeyleri helal, bazılarını da haram sayıyorlardı. Bazı hayvanları erkeklere
mahsus görüyorlar, kadınlara yasaklıyorlardı. İşte yukarıdaki ayet, onların bu
durumlarına işaret ederek, Allah’ın yasakladığı şeylerden başka bir şeyin haram
olmayacağını bildirmektedir.
117. (Kazandıkları) pek az bir
menfaattir. Halbuki onlar için elem verici bir azap vardır.
118. Sana anlattıklarımızı, daha
önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat, onlar
kendilerine haksızlık ediyorlardı.
119. Sonra şüphesiz Rabbin, cahillik
sebebiyle kötülük yapan, sonra da bunun ardından tevbe edip durumunu
düzeltenleri (bağışlayacaktır). Çünkü onlar tevbe ettikten sonra Rabbin elbet
çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
120. İbrahim, gerçekten Hakk'a
yönelen, Allah'a itaat eden bir önder idi; Allah'a ortak koşanlardan değildi.
121. Allah'ın nimetlerine
şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.
122. Ona dünyada güzellik verdik.
Muhakkak ki o, ahirette de sâlihlerdendir.
123. Sonra da sana: "Doğru yola
yönelerek İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi" diye vahyettik.
124. Cumartesi tatili, ancak onda
ihtilaf edenlere (farz) kılınmıştı. Kıyamet günü Rabbin, muhakkak onların
ihtilafa düştükleri şey hakkında aralarında hüküm verecektir.
125. (Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna
hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin,
kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi
bilir.
Hakk’a davet açısından insanlar üç sınıfa
ayrılabilir. Bu ayet-i kerimede üç sınıfa yapılacak davet şeklinin bir özeti
sayılmalıdır:
1.Aklı selim sahibi ve eşyanın hakikatini öğrenen araştırıcı alimler. Davette “hikmet” ile davranma bunlar içindir. Zira hikmet, kesin olan delillerdir.
2.Halkın çoğunluğunu teşkil eden ve henüz sağlam fıtratını koruyan orta sınıf. Güzel öğüt bunlar içindir.
3.Mücadeleci, inatçı ve düşman kimseler. Mücadele yolunun en güzeliyle davet edilmesi istenenler de bunlardır. Zira unutmamak gerekir ki, Allah Hz. Musa’nın Firavun’a bile yumuşak sözle davette bulunmasını emretmiştir.
126. Eğer ceza verecekseniz, size
yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o,
sabredenler için daha hayırlıdır.
Resulullah (s.a.), Uhud savaşında amcası
Hz. Hamza’yı kafirler tarafından burnu ve kulakları kesilmiş, ciğeri çıkarılmış
bir şekilde görünce: “Allah’a andolsun ki, eğer Allah bana zafer verirse senin
yerine yetmiş kişiyi böyle yapacağım!” diye yemin etti. Bunun üzerine
yukarıdaki ayet indi. Resulullah (s.a.) yeminine kefaret verdi ve onu uygulamadı.
127. Sabret! Senin sabrın da ancak
Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları
tuzaktan kaygı duyma!
128. Çünkü Allah, (kötülükten)
sakınanlar ve güzel amel edenlerle beraberdir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi