022-el-HACC - Diyanetvakfi - 22. Sayfa
22-el-HACC
Sûre 78 (yetmişsekiz) âyettir. Müfessirlerin
çoğunluğuna göre 19. âyetten
itibaren 6 âyet Medine'de, diğerleri
Mekke'de nâzil olmuştur. Bu sûrede, hac farizasının daha önce Hz. İbrahim
tarafından başlatıldığından ve Hz. Muhammed (s. a. v) tarafından da devam
ettirildiğinden bahsedildiği için sûreye "Hac sûresi" denilmiştir.
Rahmân ve Rahîm
(olan) Allah'ın adıyla.
1. Ey insanlar! Rabbinizden korkun!
Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir!
2. Onu gördüğünüz gün, her emzikli
kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da
sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı
çok dehşetlidir!
3. İnsanlardan, bilgisi olmaksızın
Allah hakkında tartışmaya giren ve her inatçı şeytana uyan birtakım kimseler
vardır.
Bazı müfessirlere göre bu ayetteki
“şeytan”dan maksat, inkarcıların ileri gelenleri, şeytan kadar azgınlaşmışları
da olabilir.
4. Onun (şeytan) hakkında şöyle
yazılmıştır: Kim onu yoldaş edinirse bilsin ki (şeytan) kendisini saptıracak ve
alevli ateşin azabına sürükleyecektir.
5. Ey insanlar! Eğer yeniden
dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden,
sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra)
belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki
size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar
rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra
güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine
içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir
kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve
ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır,
kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.
Allah Teala bu ayette, öldükten sonra
tekrar dirilmeyi inkar edenlere karşı, önce, insanın yaratılışının seyrini
veciz bir şekilde ifade buyuruyor. Burada insanın nutfe, yani sperma halinden
başlayarak dünyaya gelişine kadarki bu oluşumu açıklanmıştır.
“Alaka”
kelimesi arapçada “ilişik, ilişki, kulp, sülük, tutunmak, yakalanmak, donmuş
kan” gibi manalarda kullanılmaktadır. İnsanın oluşumunda kullanılar “alaka”
kadının, sperm tarafından aşılanmış ve rahme yerleşmiş yumurtasıdır.
6. Çünkü Allah hakkın ta
kendisidir; O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kadirdir.
7. Kıyamet vakti de gelecektir;
bunda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.
8. İnsanlardan bazısı, bir bilgisi,
bir rehberi ve (vahye dayanan) aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın, Allah
hakkında tartışır.
9. Allah yolundan saptırmak için
yanını eğip bükerek (kibir ve azamet içinde) Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun
için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı
tattıracağız.
10. İşte bu, önceden yapıp
ettiklerin yüzündendir (denilir). Elbette Allah kullarına haksızlık edici
değildir.
11. İnsanlardan kimi Allah'a yalnız
bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek
memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir (dinden yüz çevirir). O,
dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.
Bu ayet, dine kalbi bir inançla değil de,
kendisine dünyevi bir fayda sağlayacağı ümidi ile bağlananları kınamaktadır.
Nitekim, tefsirlerde nakledildiğine göre bu ayet, “Earib” denen bir kabile
hakkında nazil olmuştur. Bunlar Medine’ye hicret etmişlerdi. İçlerinden biri,
bedeni sıhhatli olduğu, atları güzel kulunlar verdiği, karısı sağlıklı çocuklar
doğurduğu, malı mülkü arttığı zaman, “Ne iyi ettim de şu dine girdim! Bu sayede
çok şeyler kazandım!” diyerek sevinirdi. Durum tersine dönüp bir ziyana uğradığında
ise, “Başıma bir yığın kötülük geldi!...” gibi sözlerle dinden çıkardı.
12. O, Allah'ı bırakıp, kendisine ne
faydası, ne de zararı dokunacak olan şeylere yalvarır. Bu, (haktan) büsbütün
uzak olan sapıklığın ta kendisidir.
13. O, zararı faydasından daha
(akla) yakın olan bir varlığa yalvarır. O (yalvardığı), ne kötü bir yardımcı,
ne kötü bir dosttur!
14. Muhakkak ki Allah, iman edip iyi
davranışlarda bulunan kimseleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul
eder. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar.
15. Her kim, Allah'ın, dünya ve
ahirette ona (Resûlüne) asla yardım etmeyeceğini zannetmekte ise, (Allah ona
yardım ettiğine göre) artık o kimse tavana bir ip atsın; (boğazına geçirsin);
sonra da (ayağını yerden) kessin! Şimdi bu kimse baksın! Acaba, hilesi (bu
yaptığı), öfke duyduğu şeyi (Allah'ın Peygamber'e yardımını) gerçekten
engelleyecek mi?
Bu ayet şu manada da anlaşılmıştır: “Her
kim, Allah’ın Resulüne dünya ve ahirette yardım etmeyeceğini zannediyor idiyse,
bir merdivenle göğe çıksın da Peygamber’e gelen vahyi kessin! Bunu
yapmayacağına göre, şimdi baksın bakalım hilesi, öfke duyduğu şeyi, yani Allah’ın
Peygamber’e yaptığı yardımı engelleyebiliyor mu?”
16. İşte böylece biz o Kur'an'ı açık
seçik âyetler halinde indirdik. Gerçek şu ki Allah dilediği kimseyi doğru yola
sevkeder.
17. Mümin olanlar, yahudi olanlar,
sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki
Allah, bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah
her şeyi hakkıyla bilendir.
18. Görmez misin ki, göklerde
olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve
insanların birçoğu Allah'a secde ediyor; birçoğunun üzerine de azap hak
olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse
yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
Allah’ın yarattıkları şuurlu ve şuursuz
olmak üzere ikiye ayrılabilir. Akıl ve şuurdan mahrum olan yaratıklar ilahi
kanunlara tabi olarak O’na boyun eğmekte ve kendi dilleriyle (lisan-ı hal ile)
O’nu tenzih ederek tesbihte bulunmaktadırlar. Akıllı yaratıklar olan insanlarda
seçme hürriyeti vardır. Allah’a değil de başka şeylere kulluğu tercih edenler
insanlık değerlerini kaybetmiş olurlar ve bunu onlara kimse kazandıramaz.
Ayette sayılan varlıkların Allah’a secde etmelerinin manası için ayrıca bak.
İsra 17/44.
19. Şu iki gurup, Rableri hakkında
çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir.
Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!
20. Bununla, karınlarının içindeki
(organlar) ve derileri eritilecektir!
21. Bir de onlar için demir kamçılar
vardır!
22. Izdıraptan dolayı oradan her
çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler ve: "Tadın bu yakıcı
azabı!" (denilir).
23. Muhakkak ki Allah, iman edip iyi
davranışlarda bulunanları, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder.
Bunlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri ise
ipektir.
24. Ve onlar, sözün en güzeline
yöneltilmişler, övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna iletilmişlerdir.
Müfessirlerin çoğunluğuna göre ayetteki “sözün
en güzeli” ifadesinden maksat, Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Şehadettir.
25. İnkâr edenler, Allah'ın yolundan
ve -yerli, taşralı- bütün insanlara eşit (kıble veya mâbed) kıldığımız Mescid-i
Harâm'dan (insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler ki) kim orada
(böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız.
26. Bir zamanlar İbrahim'e
Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş
tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi
temiz tut.
27. İnsanlar arasında haccı ilân et
ki,gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde
sana gelsinler.
28. Ta ki kendilerine ait bir takım
yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık
hayvanlar üzerine belli günler de Allah'ın ismini ansanlar . Artık ondan hem
kendiniz yeyin,hem de yoksula, fakire yedirin.
Müfessirlere göre, ayetin birinci
cümlesinden işaret faydalar, hem dünyevi, hem de uhrevidir. Dünyevi olanı,
haccın insan üzerinde meydana getirdiği ahlaki tesirler ile ticari ve ictimai
faydalardır. Uhrevi olanlar ise, Allah’ın hoşnutluğu ve O’nun müminlere olan af
ve mağfiretidir.
Müslümanların,
Allah’ın ismini anarak kurban kesmeleri emredilen “belli günler”e “eyyam-ı
nahr=kurban kesme günleri” denilir ki bunlar, Zilhicce ayının 10, 11 ve 12. günleridir.
29. Sonra kirlerini gidersinler;
adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Ev'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler.
Hacıların kirlerini gidermelerinden
maksat, özellikle tıraş olmaları, tırnaklarını kesmeleri, koltuk altlarını ve
kasıklarını temizlemeleri ve genel olarak bütün bedeni kirlerden arınmalarıdır.
“Eski Ev’i tavaf etsinler” demek, “Kabe’nin etrafını dolaşsınlar” demektir ki,
bir defa dolaşmaya bir “şavt” denilir. Tavaf, yedi şavttan ibarettir. Bunlardan
dördü farz, üçü vacibdir. Bu, haccın rükünlerinden olan tavaftır ve adına “tavaf-ı
ziyaret” denir. Ayrıca bir de “tavaf-ı kudum” ve “tavaf-ı sader” vardır ki,
ilki, Kabe’ye ilk varıldığında yapılan kavuşma tavafı, diğeri de ayrılırken
yapılan veda tavafıdır.
30. Durum böyle. Her kim, Allah'ın
emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha
hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl
kılındı. O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.
31. Kendisine ortak koşmaksızın
Allah'ın hanifleri (O'nun birliğini tanıyan müminler olun). Kim Allah'a ortak
koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut
rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.
Şu halde, bu ayete göre Allah’a ortak
koşmak, manen bir düşüştür. Müşrik olmak öyle tehlikelidir ki, insanın manevi
varlığını paramparça eder; bir kasırga gibi onu uçurumlara sürükler.
32. Durum öyledir. Her kim Allah'ın
hükümlerine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır.
33. Onlarda (kurbanlık hayvanlarda
veya hac fiillerinde) sizin için belli bir süreye kadar birtakım yararlar
vardır. Sonra bunların varacakları (biteceği) yer, Eski Ev'e (Kâbe'ye) kadardır.
34. Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye
uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın
adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek
İlah'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi
insanları müjdele!
35. Onlar öyle kimseler ki, Allah
anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve
kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.
36. Biz, büyük baş hayvanları da
sizin için Allah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin
için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine
Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise,
artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını
gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz
diye sizin istifadenize verdik.
37. Onların ne etleri ne de kanları
Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete
erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece
sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!
Bu ayet, genel olara bütün ibadetlerde
iyi niyet ve ihlasın gerekliliğini
ortaya koymaktadır. Anlaşılıyor ki, ibadetlerimizde bizi Allah rızasına
ulaştıracak olan temel unsur, kalplerimizin takvası, yani bu ibadetleri,
gösterişten uzak olarak sırf Allah rızası için yapma çabasıdır. Nitekim Hz.
Peygamber bir hadislerinde, “Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir.
Herkesin niyeti ne ise, eline geçecek olan da odur” buyurmuşlardır.
38. Allah, iman edenleri korur. Şu
da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.
39. Kendileriyle savaşılanlara
(müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi.
Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir.
Mekke’li müşrikler, Hz. Peygamber’e ve
arkadaşlarına, özellikle fakir ve kimsesiz müslümanlara çeşitli işkence ve
saldırıda bulunuyorlar ve bu mazlum insanlar, Hz. Peygamber’e gelerek durumdan
şikayetçi oluyorlardı. Resulullah (s.a.) ise, henüz savaş izni çıkmadığını
söylüyor, şimdilik sabırlı ve metin olmalarını öğütlüyordu. Abdullah b. Abbas’ın
rivayetine göre, yukarıdaki ayet ile ilk defa savaşa izin verilmiş oldu.
40. Onlar, başka değil, sırf
"Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından
çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer
bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol
bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi.
Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder.
Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.
41. Onlar (o müminler) ki, eğer
kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği
emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır.
Bu ayet, özellikle iktidarı elde
bulunduran müslümanların hayatında intizam ve istikrarın gerekliliğini ifade
etmektedir. Ayrıca, namaz ve zekat görevlerinin hemen ardından “iyiliği
emretmek ve kötülükten nehyetmek” görevine yer verilmesi, ictimai ahlak ve
nizamı koruyup geliştiren yöneticilerin üstün değerini ifade etmektedir.
42. (Resûlüm!) Eğer onlar
(inkârcılar) seni yalanlıyorlarsa, (şunu bil ki) onlardan önce Nuh'un kavmi,
Ad, Semûd(kavimleri de kendi peygamberlerini) yalanladılar.
43. İbrahim'in kavmi de, Lût'un
kavmi de (peygamberlerini) yalanladılar.
44.(Şuayb'ın kavmi olan) Medyen
halkı da(Şûayb'ı) yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere
süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Nasıl oldu benim onları reddim
(cezalandırmam)!
Mealde “benim reddim” şeklinde tercüme
edilen “nekiri” terkibine tefsirciler tarafından şu mana verilmiştir: “Nimeti
külfete, hayatı helake ve mamurluğu yıkıma çevirişim.”
45. Nitekim, birçok memleket vardı
ki, o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o
ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz
hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylar vardır.
46. (Sana karşı çıkanlar) hiç
yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve
işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler
içindeki kalpler kör olur.
Bu ayet müslümanlara gezip dolaşmayı,
geçmiş milletlerden kalmış harabeleri tetkik edip, kötülükleri yüzünden yok
olup gitmiş milletlerin halinden ibret almayı tavsiye etmektedir. Ancak, ibret
almak bir basiret ve olgunluk işidir. Ayette de belirtildiği gibi asıl körler,
kalp gözlerini kaybedenler; yani, tarihi basiretle inceleyip, tarihi olaylar
üzerinde dününemeyen, bu yüzden de geçmiştekilerin işlediği hataları tekrar
edenlerdir.
47. (Resûlüm!) Onlar senden azabın
çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vâdinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde
bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
Şu halde zaman izafidir. Özellikle
insanlar, zamanın çabuk geçmesini istediklerinde, bir türlü geçmek bilmeyişi
bunu gösterir. Kaldı ki, bizim hesaplarımıza göre bin yıl olan zaman parçası,
Allah katında bir gün kadar kısadır. Esasen ayetteki “bir gün” de azlıktan
kinayedir. Çünkü Allah için, başı ve sonu belirlenmiş bir zaman parçası değil,
sonsuzluk söz konusudur.
48. Nice ülkeler var ki, zulmedip
dururlarken onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız
banadır.
49. De ki: Ey insanlar! Ben ancak
sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
50. İman edip sâlih ameller işleyen
kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.
51. Ayetlerimiz hakkında (onları
tesirsiz kılmak için) birbirlerini geri bırakırcasına yarışanlara gelince, işte
bunlar, cehennemliklerdir.
52. (Ey Muhammed!) Biz, senden önce
hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun
dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah,
şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana
bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve
hikmet sahibidir.
Bu ayet, peygamberlerin dahi
yanılabileceğini, ancak Allah’ın onları yanılgıdan ve şeytanın vesvesesinden
koruduğunu, böylece peygamberlerin, tebliğlerini kusursuz bir şekilde yapma
imkanına kavuştuklarını anlatmaktadır. Bir tefsire göre de ayetin manası
şöyledir: “...O, vahyedileni okuduğu zaman şeytan dinleyenlerin kalplerine batıl
şüphe ve ihtimaller getirir.”
53. (Allah, şeytanın böyle yapmasına
müsaade eder ki) kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için,
şeytanın kattığı şeyi bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan)
oldukça uzak bir ayrılık içindedirler.
54. Bir de, kendilerine ilim
verilenler., onun (Kur'an'ın) hakikaten Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek
olduğunu bilsinler de ona inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine
kavuşsun. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola
yöneltir.
55. İnkâr edenler, kendilerine o
saat ansızın gelinceye, yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir
günün azabı gelinceye kadar onun (Kur'an) hakkında hep şüphe içindedirler.
Müfessirlere göre, ayette belirtilen “ansızın
gelecek olan saat”, ölüm veya kıyamet; kafirler için “hayır yönünden kısır olan
gün” ise müşriklerin tam bir yenilgiye uğradığı Bedir savaşı günü ya da benzeri
gelmeyecek olan kıyamet günüdür.
56. O gün, mülk Allah'ındır.
İnsanlar arasında hüküm verir. (Bu hüküm gereği) iman edip iyi davranışlarda
bulunanlar Naîm cennetlerinin içindedirler.
57. İnkâr edip âyetlerimizi
yalanlayanlara gelince, işte onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
58. Allah yolunda hicret edip sonra
öldürülen yahut ölenleri hiç şüphesiz Allah güzel bir rızıkla
rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, evet O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
59. Allah onları, herhalde memnun
kalacakları bir girilecek yere sokacaktır. Allah, kesinlikle tam bir bilgi sahibidir,
halîmdir.
60. İşte böyle. Her kim, kendisine
verilen eziyetin dengi ile karşılık verir de, bundan sonra kendisine yine bir
tecavüz ve zulüm vaki olursa, emin olmalıdır ki, Allah ona mutlaka yardım
edecektir. Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.
Kur’an-ı Kerim, muhtelif vesilelerle
bağışlamanın üstünlüğünü ifade buyurmuş, Al-i İmran suresinin 134. Ayetinde de
görüldüğü gibi affetmeyi, iman ve ahlak timsali olan takva sahiplerinin belli
başlı sıfatlarından biri olarak kabul etmiştir. Ancak, yukarıdaki ayet
gösteriliyor ki, affetmek, uyulması zorunlu bir emir değildir. Böylece Kur’an,
zulme uğrayan bir kimsenin, buna karşılık verme hakkını mahfuz tutmuş; bununla
beraber, kötülük edene, ettiği kadarıyla karşılık vermek, yani suç ve ceza
dengesini muhafaza etmek gerektiğine de özellikle işaret buyurmuştur.
61. Böylece (Allah, haksızlığa
uğrayana yardım edecektir ve buna kadirdir). Çünkü Allah, geceyi gündüze katar,
gündüzü geceye katar. Şu da muhakkak ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir.
62. Böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta
kendisidir. O'nun dışındaki taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Gerçek şu ki
Allah, evet O, uludur, büyüktür.
63. Görmedin mi, Allah, gökten
yağnmur indirdi de bu sayede yeryüzü yeşeriyor. Gerçekten Allah çok
lütufkârdır. (her şeyden) haberdardır.
64. Göklerde ve yerde ne varsa
O'nundur. Hakikaten Allah, yalnız O zengindir, övgüye değerdir.
65. Görmedin mi, Allah, yerdeki
eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü
de, kendi izni olmadıkça yer üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara
çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Gündüz ve gece gökyüzünü süsleyen güneş,
ay ve sayısız yıldızı denge ve düzen içinde tutan Allah’tır, O’nun kainatta
hüküm süren kanunlarıdır. Bu denge ve düzen bozulsa bir yıldız parçası dünyayı
toz haline getirebilir.
66. O, (önce) size hayat veren,
sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek olandır. Gerçekten insan, çok
nankördür.
64. Ayette, göklerde ve yerde mevcut
bütün eşyanın, Allah’ın olduğu, yani bütün bunların yaratıcısının, sahip ve
malikinin Allah olduğu, O’nun, insanın da içinde bulunduğu canlı-cansız bütün
varlıkları, yalnız yaratan değil, aynı zamanda onların sahibi olduğu, bütün
inceliklerine varıncaya kadar onları yönettiği, en basitinden en karmaşığına
kadar bütün varlık ve olayların var olma ve devam etme şartlarını O’nun
hazırladığı, böylece her şeyin kendisine muhtaç olduğu, fakat kendisinin hiçbir
şeye muhtaç olmadığı, bu sebeple O’nun, gerçekten övgüye layık bulunduğu ifade
buyuruldu. 65. Ayet, Cenab-ı Hakk’ın, özellikle insanlığa karada ve denizde
sağladığı imkanları, dolayısıyla onlara olan engin şefkat ve merhametini hatırlattıktan
sonra, 66. Ayet, Allah’ın en büyük lütfu olan hayata; sonra, insanın ölüm ile
birlikte en büyük korkuyu duyduğu yokluğa mahkum edilmeyip yeniden kavuşturulacağı
ikinci hayata işaret buyurulmakta ve bütün bu ikramlar karşısında bile Allah’a
saygısızlık gösteren insan, artık “nankör” olarak nitelenmektedir.
67. Biz, her ümmete, uygulamakta
oldukları bir ibadet tarzı gösterdik. Öyle ise onlar (ehl-i kitap) bu işte
seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine davet et. Zira sen, hakikaten dosdoğru bir
yoldasın.
68. Eğer seninle münakaşa ve
mücâdeleye girişirlerse: "Allah yaptığınızı çok iyi bilmektedir" de.
69. Allah kıyamet gününde, ihtilâf
etmekte olduğunuz konulara dair aranızda hüküm verecektir.
70. Bilmez misin ki, Allah, yerde ve
gökte ne varsa bilir? Bu, bir kitapta (levh-i mahfuzda) mevcuttur. Bu (eşya ve
olayların bilgisine sahip olmak), Allah için çok kolaydır.
71. Onlar, Allah'ı bırakıp, Allah'ın
kendisine hiçbir delil indirmediği, kendilerinin dahi hakkında bilgi sahibi
olmadıkları şeylere tapıyorlar. Zalimlerin hiç yardımcısı yoktur.
72. Âyetlerimiz açık açık
kendilerine okunduğunda, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar,
kendilerine âyetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar. De ki:
Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi?
Cehennem! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü sondur!
73. Ey insanlar! (Size) bir misal
verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız
(taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi
yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar.
İsteyen de âciz, kendinden istenen de!
Görüldüğü gibi bu ayet, cahiliye devrinin
putperest Araplarına, taptıkları putların, bir sinekten dahi aciz olduğunu
ifade buyurmaktadır. Gerçekten, sinek, çok zayıf bir varlık olmakla beraber,
yine de bir canlıdır ve bir iş yapma gücü vardır. İşte ayet, bir sineğe karşı
dahi kendisini savunamayan cansız putlara dua ve ibadet edip onlardan yardım
bekleyen cahiliye devri Araplarının bu davranışlarındaki saçmalığı çok güzel
bir misal ile ortaya koymakta, sinek ve putların aciz olduğu gibi, bu aciz
putları Allah’a ortak koşup onlara dua eden, onlardan bir şeyler bekleyenlerin
de aciz oldukları neticesine varmaktadır.
74. Onlar, (Bu âciz putları Allah'a
ortak koşmak suretiyle) Allah'ın kadrini hakkıyla bilemediler. Hiç şüphesiz
Allah, çok kuvvetlidir, çok üstündür.
75. Allah meleklerden de elçiler
seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
76. Onların önlerindekini de, arkalarındakini
de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür.
77. Ey iman edenler! Rükû edin;
secdeye kapanın; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
78. Allah uğrunda, hakkını vererek cihad
edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız
İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de
insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse
bunda (Kur'an'da) size "müslümanlar" adını verdi. Öyle ise namazı
kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel
mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!
İslam’a insanın tabiatına aykırı düşen,
fıtratını zorlayan hiçbir güçlük yoktur. İbadet ve yükümlülüklerde bir azimet
(yani normal şartlardaki genel hükmün) yanında, bir de ruhsat yani mazereti
sebebiyle kolaylık vardır. Ayrıca, günahlar için tevbe, keffaret vb. kurtuluş
ve arınma yolları açık tutulmuştur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi