026-eş-ŞUARÂ - Diyanetvakfi - 26. Sayfa
26-eş-ŞUARÂ
Mekke'de nâzil
olan bu sûre, 227 (ikiyüzyirmiyedi)
âyettir. 224, 225, 226, 227. âyetleri (dört âyet), Medine'de nâzil
olmuştur. "Şuarâ", şairler demektir; 224. âyetinde şairlerden sözedildiği için, sûre bu ismi almıştır.
Muhaliflerin Kur'an'a karşı ileri sürdükleri iddialarından biri de, onun bir
şair tarafından meydana getirilmiş olduğu idi. İşte Kur'an, Hz. Peygamber'in
irşadı ile daha önceki peygamberlerin irşadlarının özde birleştiğini ve
Kur'an'ın bir şair eseri olmadığını isbat ederek, bu iddiayı çürütmekte ve
reddetmektedir.
Rahmân ve Rahîm
(olan) Allah'ın adıyla.
1. Tâ. Sîn. Mîm.
2. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
3. (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar
diye neredeyse kendine kıyacaksın!
4. Biz dilesek, onların üzerine
gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.
5. Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan
hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
6. Üstelik (ona)
"yalandır" derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri
yakında onlara gelecektir.
7. Yeryüzüne bir bakmazlar mı!
Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.
8. Şüphesiz bunlarda (Allah'ın
kudretine) bir nişâne vardır; ama çoğu iman etmezler.
9. Şüphe yok ki Rabbin, mutlak
galip ve engin merhamet sahibidir.
10. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler
güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar
mı onlar? diye seslenmişti.
11. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler
güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar
mı onlar? diye seslenmişti.
12. Musa şöyle dedi: Rabbim!
Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.
13. (Bu durumda) içim daralır, dilim
dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver.
14. Onların bana isnad ettikleri bir
suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.
15. Allah buyurdu: Hayır (seni asla
öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle
beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.
16. Haydi Firavun'a gidip deyin ki:
Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;
17. İsrailoğullarını bizimle beraber
gönder.
18. (Kendisine Allah'ın emri tebliğ
edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi?
Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?
19. Sonunda o yaptığın (kötü) işi de
yaptın. Sen nankörün birisin!
Burada Hz. Musa’nın bir Mısırlının
ölümüne sebep olduğuna işaret olunmaktadır. Bilgi için bak. Kasas 28/15.
20. Musa: Ben, dedi, o işi o anda
sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım
Tefsirlerde daha çok, Hz. Musa’nın
öldürme kasdı olmaksızın o adama vurduğu ve bu işin, kasdı aşan müessir fiil
neticesi adam öldürme olduğu izahı ağır basmaktadır.
21. Sizden korkunca da hemen
aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden
kıldı.
22. O nimet diye başıma kaktığın
ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.
Firavun’un, nimet diye Hz. Musa’nın
başına kaktığı ve onu nankör olarak nitelendirmesine yol açan şey, onu
bebekliğinde sahipsiz bulunca alıp beslemesi ve barındırması, özellikle onu
diğer erkek çocukları gibi öldürmemesi idi. Hz. Musa, bu sözleri inkarı bir
üslupla, onun yaptığının esasen bir nimet olmadığını ve kendisinin
İsrailoğullarını kul köle edinmesinden ibaret bulunduğunu ifade etmektedir.
Zira Firavun’un Hz. Musa’yı sarayına almasına da kendisinin İsrailoğullarına
karşı davranışı sebep olmuştu.
23. Firavun şöyle dedi: Âlemlerin
Rabbi dediğin de nedir?
24. Musa cevap verdi: Eğer işin
gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin,
yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
25. (Firavun) etrafında bulunanlara:
İşitiyor musunuz? dedi.
26. Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz,
daha önceki atalarınızın da Rabbidir.
27. Firavun: Size gönderilen bu
elçiniz mutlaka delidir, dedi.
28. Musa devamla şunu söyledi: Şayet
aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında
bulunanların Rabbidir.
29. Firavun: Benden başkasını tanrı
edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! dedi.
30. Musa: Sana apaçık bir şey
getirmiş olsam da mı? dedi.
31. Firavun: Doğru söyleyenlerden
isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.
32. Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi;
bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
33. Elini de (koynundan) çıkardı; o
da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!
34. Firavun, çevresindeki ileri
gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!
35. Sizi sihiriyle yurdunuzdan
çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?
Hz.Musa’nın gönderdiği mucizeler,
Firavun’un kibir duygularını alt üst etmiş, Firavun tanrılık davasını bir
tarafa bırakıp, etrafındaki ileri gelenlerden fikir almaya mecbur kalmıştı.
36. Dediler ki: Onu ve kardeşini
eğle ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder;
37. Ne kadar bilgisi derin sihirbaz
varsa sana getirsinler.
38. Böylece sihirbazlar belli bir günün
tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.
39. Halka: Siz de toplanıyor musunuz
(haydi hemen toplanın), denildi.
40. (Firavun'un adamları:) Eğer
üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız, dediler.
41. Sihirbazlar geldiklerinde
Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi?
dediler.
42. Firavun cevap verdi: Evet, o
takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.
43. Musa onlara: Ne atacaksanız
atın! dedi.
44. Bunun üzerine iplerini ve
değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip
geleceğiz, dediler.
45. Sonra Musa asâsını attı; bir de
ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!
46. (Bunu görünce) sihirbazlar
derhal secdeye kapandılar.
47. "Alemlerin Rabbine, iman
ettik" dediler.
48. "Musa ve Harun'un Rabbine
iman ettik" .
49. Firavun, (kızgınlık içinde) dedi
ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten
büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun,
ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
50. "Zararı yok, dediler,
(nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz."
51. "Biz, ilk iman edenler
olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız."
52. Musa'ya: Kullarımı geceleyin
yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik.
53. Firavun da şehirlere (asker)
toplayıcılar gönderdi:
54. "Esasen bunlar, sayıları
az, bölük pörçük bir cemaattır."
55. "(Böyle iken) kesinkes bizi
öfkelendirmişlerdir."
56. "Biz ise, elbette uyanık
(ve yekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu).
57. Ama (sonunda) biz onları
(Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.
58. Hazinelerden ve değerli bir
yerlerden.
59. Böylece, bunlara
İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
60. Derken (Firavun ve adamları) gün
doğumunda onların ardına düştüler.
61. İki topluluk birbirini görünce,
Musa'nın adamları: İşte yakalandık! dediler.
62. Musa: Asla! dedi, Rabbim
şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.
63. Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile
denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı),
her bölük koca bir dağ gibi oldu.
64. Ötekilerini de oraya
yaklaştırdık.
Musa ve adamlarının ardından, düşmanlarda
bu denizde açılan yollara girdiler.
65. Musa ve beraberinde bulunanların
hepsini kurtardık.
66. Sonra ötekilerini suda boğduk.
67. Şüphesiz bunda bir ibret vardır;
ama çokları iman etmiş değillerdir.
Gerek Mısır’da kalan Kıptilerin
artıkları, gerekse kurtulduktan sonra buzağıya tapmaya kalkan ve “Yüz yüze
Allah’ı görmedikçe iman etmeyiz” demeye varan İsrailoğulları, bu apaçık dersten
ibret almadılar, imana gelmediler.
68. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak
galip ve engin merhamet sahibidir.
69. (Resûlüm!) Onlara İbrahim'in
haberini de naklet.
70. Hani o, babasına ve kavmine: Neye
tapıyorsunuz? demişti.
71. "Putlara tapıyoruz ve
onlara tapmaya devam edeceğiz" diye cevap verdiler.
“Putlara tapıyoruz ve bütün gün onlara
hizmet edip durmaktayız” manasına da verilmektedir. Zira onların, gün boyunca
ibadet edip gece ibadet etmediklerine dair bir rivayet bulunmaktadır.
72. İbrahim: Peki, dedi,
yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
73. Yahut size fayda ya da zarar
verebiliyorlar mı?
74. Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama
biz babalarımızı böyle yapar bulduk.
75. İbrahim dedi ki: İyi ama, neye
taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
76. ''İster siz , ister eski
atalarınız''
77. İyi bilin ki onlar benim
düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur);
78. Beni yaratan ve bana doğru yolu
gösteren O'dur.
79. Beni yediren, içiren O'dur.
80. Hastalandığım zaman bana şifa
veren O'dur.
81. Benim canımı alacak, sonra beni
diriltecek O'dur.
82. Ve hesap günü hatalarımı
bağışlayacağını umduğum O'dur.
83. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni
iyiler arasına kat.
84. Bana, sonra gelecekler içinde,
iyilikle anılmak nasip eyle!
Hz. İbrahim, bu duasıyla, kıyamete kadar
iyi bir namla anılmayı istemişti. Duası makbul olmuş, bundan ötürü her ümmet
ona ayrı bir sevgi duymuş ve adını övgüyle anar olmuştur. Müslümanlar da beş
vakit namazda salavat-ı şerife okurken onu da anarak bu duaya katılmaktadırlar.
85. Beni, Naîm cennetinin
vârislerinden kıl.
86. Babamı da bağışla (ona tevbe ve
iman nasip et). Çünkü o sapıklardandır.
87. (İnsanların) dirilecekleri gün,
beni mahcup etme.
88. O gün, ne mal fayda verir ne de
evlât.
89. Ancak Allah'a kalb-i selîm
(temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).
Kalb-i selim, şüphelerden, şirkten
temizlenmiş, ihlasla iman etmiş kalp demektir. Said b. Müseyyeb (r.a.) demiştir
ki: Kalb-i selim, manen sıhhatte olan kalpdir ki bu da, müminin kalbidir. Kafir
ve münafığın kalbi ise manen hastadır.
90. (O gün) cennet, takvâ
sahiplerine yaklaştırılır.
91. Cehennem de azgınlara apaçık
gösterilir.
92. Onlara: Allah'tan gayrı
taptıklarınız hani nerede? denilir.
93. Size yardım edebiliyorlar mı
veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu? .
94. Onlar ve azgınlar oraya
tepetaklak (cehenneme) atılırlar.
95. İblis bütün orduları da.
96. Orada birbirleriyle çekişerek
şöyle derler:
97. Vallahi, biz gerçekten apaçık
bir sapıklık içindeymişiz.
98. Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi
ile eşit tutuyorduk.
99. Bizi ancak o günahkârlar
saptırdı.
100. ''Şimdi artık bizim ne
şefaatçilerimiz var''.
101. ''Ne de yakın bir dostumuz''.
102. Ah keşke bizim için (dünyaya)
bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!
103. Bunda elbet (alınacak) büyük bir
ders vardır; ama çokları iman etmezler.
104. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak
galip ve engin merhamet sahibidir.
105. Nuh kavmi de peygamberleri
yalancılıkla suçladılar.
106. Kardeşleri Nuh onlara şöyle
demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
107. Bilin ki ben, size gönderilmiş
güvenilir bir elçiyim.
108. Artık Allah'a karşı gelmekten
sakının ve bana itaat edin.
109. Buna karşı sizden hiçbir ücret
istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
110. Onun için, Allah'tan korkun ve
bana itaat edin.
111. Onlar şöyle cevap verdiler: Sana
düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
112. Nuh dedi ki: Onların yaptıkları
hakkında bilgim yoktur.
113. Onların hesabı ancak Rabbime
aittir. Bir düşünseniz!
114. Ben iman eden kimseleri kovacak
değilim.
115. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
116. Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan)
vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!
117. Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni
yalancılıkla suçladı.
118. Artık benimle onların arasında
sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.
119. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri,
o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.
120. Sonra da geri kalanları suda
boğduk.
121. Doğrusu bunda büyük bir ders
vardır; ama çokları iman etmezler.
122. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak
galip ve engin merhamet sahibidir.
123. Âd (kavmi) de peygamberleri
yalancılıkla suçladı.
124. Kardeşleri Hûd onlara şöyle
demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
125. Bilin ki, ben size gönderilmiş
güvenilir bir elçiyim.
126. Artık Allah'a karşı gelmekten
sakının ve bana itaat edin.
127. Buna karşı sizden hiçbir ücret
istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
128. Siz her yüksek yere bir alâmet
dikerek eğleniyor musunuz?
Ayetteki “ri” kelimesi “yol” manasına da
geldiği için “siz her yol üzerine...” şeklinde bir meal vermek de mümkündür. Bu
kavmin bina ettiği şeyler hakkında, tefsirlerde; güvercin kaleleri, gelip
geçenlerle eğlenmek için yapılmış yüksek binalar, tepelere dikilen abideler gibi
izahlarla karşılaşılmaktadır.
129. Temelli kalacağınızı umarak
sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
Bu yapılar hakkında, muazzam köşkler,
müstahkem kaleler, su mahzenleri gibi tefsirler yapılmıştır.
130. Yakaladığınız zaman, zorbalar
gibi mi yakalıyorsunuz?
131. Artık Allah'tan korkun ve bana
itaat edin.
132. Bildiğiniz şeyleri size bol bol
veren, Allah'dan korkun.
133. ''O size verdi : davarlar,
oğullar".
134. "Bahçeler çeşmeler."
(Allah'a karşı gelmek) den sakının.
135. Doğrusu sizin hakkınızda muazzam
bir günün azabından endişe ediyorum.
136. (Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt
versen de, vermesen de bizce birdir.
137. Bu, öncekilerin geleneğinden
başka bir şey değildir.
Burada “gelenek(huluk)”den kastedilenin
ne olduğu hakkında farklı tefsirler vardır: 1)Şu yaptıklarımız veya üzerinde
bulunduğumuz şu din, ilk atalarımızdan beri sürüp gelen şeydir. 2)Senin
getirdiğin şu din veya öldükten sonra dirileceğimiz iddiası, geçmişlerin
uydurmasıdır.
138. Biz azaba uğratılacak da
değiliz.
139. Böylece onu yalancılıkla
suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret
vardır; ama çokları iman etmezler.
140. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak
galip ve engin merhamet sahibidir.
141. Semûd (kavmi) de peygamberleri
yalancılıkla suçladı.
142. Kardeşleri Sâlih onlara şöyle
demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
143. Bilin ki, ben size gönderilmiş
güvenilir bir elçiyim.
144. Artık Allah'a karşı gelmekten
sakının ve bana itaat edin.
145. Buna karşı sizden hiçbir ücret
istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
146. Siz burada, güven içinde
bırakılacak mısınız (sanırsınız)?
147. "Böyle bahçelerde, çeşme
başlarında ?"
148. "Ekinlerin, salkımları
sarkmış hurmalıkların arasında?"
149. (Böyle sanıp) dağlardan ustaca
evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).
Ayetteki “farihin” kelimesine “ustaca”
anlamı verilebileceği gibi, “şımararak” anlamı da verilebilir.
150. Artık Allah'tan korkun ve bana
itaat edin.
151. "O aşırıların emrine
uymayın."
152. "Yeryüzünde bozgunculuk
yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin).
153. Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice
büyülenmiş birisin!
154. Sen de ancak bizim gibi bir
insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.
155. Salih: İşte (mucize) bu dişi
devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir,
dedi.
156. Ona bir kötülükle ilişmeyin,
yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.
157. Buna rağmen onlar deveyi
kestiler; ama pişman da oldular.
158. Bunun üzerine onları azap
yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
159. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak
galip ve engin merhamet sahibidir.
160. Lût kavmi de peygamberleri
yalancılıkla suçladı.
161. Kardeşleri Lût onlara şöyle
demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
162. Bilin ki, ben size gönderilmiş
güvenilir bir elçiyim.
163. Artık Allah'a karşı gelmekten
sakının ve bana itaat edin.
164. Buna karşı sizden hiçbir ücret
istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
165. Rabbinizin sizler için yarattığı
eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu
siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
166. Rabbinizin sizler için yarattığı
eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu
siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
167. Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu
davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!
168. Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu
işinizden tiksinmekteyim!
169. Rabbim! Beni ve ailemi, onların
yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.
170. Bunun üzerine onu ve bütün
ailesini kurtardık.
171. Ancak bir kocakarı müstesna. O,
geride kalanlardan (oldu).
Burada Hz. Lut’un karısına işaret
edilmektedir. Tahrim suresi’nin 10. Ayetine ve 12. Ayetindeki açıklamaya
bakınız.
172. Sonra diğerlerini helâk ettik.
173. Üzerlerine öyle bir yağmur
yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!
174. Elbet bunda büyük bir ibret
vardır; fakat çokları iman etmezler.
175. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak
galip ve engin merhamet sahibidir.
176. Eyke halkı da peygamberleri
yalancılıkla suçladı.
Eyke, bir orman türünün adıdır. Rivayete
göre, Medyen yakınlarında bulunan bir bölge de bu isimle anılmaktaydı. Şuayb
(a.s.) Eykeli olmadığından, 106, 124, 142, ve 160. Ayetlerdekinden farklı
olarak gönderilen peygamber için “kardeşleri” denmemiştir.
177. Şuayb onlara şöyle demişti:
(Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
178. Bilin ki, ben size gönderilmiş
güvenilir bir elçiyim.
179. Artık Allah'a karşı gelmekten
sakının ve bana itaat edin.
180. Buna karşı sizden hiçbir ücret
istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
181. Ölçüyü tastamam yapın,
(insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.
182. Doğru terazi ile tartın.
183. İnsanların hakkı olan şeyleri
kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
184. Sizi ve önceki nesilleri yaratan
(Allah) dan korkun.
185. Onlar şöyle dediler: Sen, olsa
olsa iyice büyülenmiş birisin!
186. Sen de, ancak bizim gibi bir
beşersin. Bilki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.
187. Şayet doğru sözlülerden isen,
üstümüze gökten azap yağdır.
188. Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en
iyi bilendir, dedi.
189. Velhasıl onu yalancı saydilar
da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir
günün azabı idi!
Çok sıcak günlerden sonra gökte bulutlar
belirmiş, onların gölgesine sığınmışlardı. Allah bulutlardan ateş yağdırarak
azgınları, asileri yakmış ve cezalandırmıştı.
190. Doğrusu bunda büyük bir ders
vardır; ama çokları iman etmezler.
191. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak
galip ve engin merhamet sahibidir.
Yukarıdaki ayetlerde, birçok peygamberin,
kavimlerini ikazları, getirdikleri mucizeler ve kavimlerinin tutumları ortak
çizgilerle anlatıldıktan sonra, aşağıdaki ayetlerde, Kur’an’a yöneltilen
iftiralara özlü reddiyelerde bulunulmuş, Hz. Peygamber’e sabır ve metanetle
ulvi görevini sürdürmesi telkin edilmiştir.
192. Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin
Rabbinin indirmesidir.
193. (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn
(Cebrail) indirdi.
194. Senin kalbine; uyarıcılardan
olman için,
195. Apaçık Arapça bir dille.
196. O, şüphesiz daha öncekilerin
kitaplarında da vardır.
Kur’an’ın Hz. Muhammed’e indirileceği,
yahut da Kur’an’ın manası, özü ve ana prensipleri önceki hak kitaplarda da
vardı. Ayette her ikisi anlatılmış olabilir.
197. Benî İsrail bilginlerinin onu
bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
198. Biz onu Arapça bilmeyenlerden
birine indirseydik de,
199. Bunu onlara o okusaydı, yine ona
iman etmezlerdi.
200. Onu günahkârların kalplerine
böyle soktuk.
201. Onun için, acıklı azabı
görünceye kadar ona iman etmezler.
Ayette “Onu” zamiri, “küfür”e
gönderilirse “-Kendi günahları yüzünden- soktuğumuz küfür öyle yerleşmiştir ki,
azabı açıkça görmeden imana gelmezler” manası çıkar. Aynı zamir “Kur’an”a da
gönderilebilir. O takdirde “Kur’an’ı kendi dilleriyle indirdik, manasını
kalplerine iyice soktuk; yine de azabı görmeden iman etmezler” manası
kasdedilmiş olur.
202. İşte bu (azap) onlara, kendileri
farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
203. O zaman: Bize (iman etmemiz
için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.
204. (Durmadan mucize talebiyle)
onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?
205. Ne dersin! Eğer biz onları
yıllarca yaşatsak.
206.Sonra tehdit edilmekte oldukları
(azap) başlarına gelse!
207. Faydalandırıldıkları nimetler
onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
208. Bununla birlikte hangi
memleketi, helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
209. (Onlar)ihtar edilmiştir ve biz
zülmetmiş değilizdir.
210. O'nu (Kur'an'ı) şeytanlar
indirmedi.
Kur’an’ın şeytanlar tarafından kahinlere
telkin edilen şeylerden ibaret olduğunu ileri süren bazı müşriklerin sözleri
reddedilmektedir.
211. Bu onlara düşmez; zaten güçleri
de yetmez.
212. Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten
uzak tutulmuşlardır.
213. O halde sakın Allah ile beraber
başka tanrıya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!
Hz.Peygamber’in şahsında, insanlığa hitap
edilmektedir. Bak. Kasas 28/86-88
214. (Önce) en yakın akrabanı uyar.
215. Sana uyan müminlere (merhamet)
kanadını indir.
216. Şayet sana karşı gelirlerse de
ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.
217. Sen O mutlak galip ve engin
merhamet sahibine güvenip dayan.
218. O ki, (gece namaza) kalktığın
zaman seni görüyor.
219. Secde edenler arasında dolaşmanı
da (görüyor).
İbn Abbas (r.a.)dan gelen rivayete göre
“vetekallübeke fi’s-sacidin” kavlinin ifade etmek istediği mana şudur: Allah
senin bir peygamberin sulbünden diğer peygamberin sulbüne intikal ede ede
nihayet nasıl bir nebi olarak çıktığını görendir.
220. Çünkü her şeyi işiten, her şeyi
bilen O'dur.
221. Şeytanların ise kime ineceğini
size haber vereyim mi?
222. Onlar, günaha, iftiraya düşkün
olan herkesin üstüne inerler.
223. Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler
ve onların çoğu yalancıdırlar.
224. Şairler(e gelince), onlara da
sapıklar uyarlar.
225. Baksana onlar her vâdide şaşkın
şaşkın dolaşırlar.
226. Ve onlar yapamayacakları şeyleri
söylerler.
227. Ancak iman edip iyi işler
yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini
savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete)
döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Sahih hadis kitaplarında yer alan birçok
hadisten de anlaşılacağı üzere, kötülüğü ifade etmeyen ve iyi maksatla
kullanılan şiir, yukarıda kötülenen şiiirden istisna edilmiştir. Nitekim
ashab-ı kiram arasında Resul-i Ekrem’in takdirlerini kazanmış birçok şairler
bulunmaktaydı. Mesela Hz. Peygamber’in, Hassan bin Sabit’e, “Müşrikleri
(şiirlerinle) hicvet, bil ki muhakkak Cebrail de seninle beraberdir” buyurduğu
rivayet olunmuştur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi