042-eş-ŞÛRÂ - Diyanetvakfi - 42. Sayfa
42-eş-ŞÛRÂ
Mekke'de nâzil
olan bu sûre 53 (elliüç) âyettir.
Yalnız 23 - 26. âyetleri Medine'de inmiştir. Adını 38. âyette geçen ve müslümanların, işlerini aralarında danışma ile
yapmalarının gereğini bildiren Şurâ kelimesinden almıştır.
Rahmân ve Rahîm
(olan) Allah'ın adıyla.
1. Hâ. Mîm.
2. Ayn. Sîn. Kaf.
3. Azîz ve hakîm olan Allah, sana
ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de açıkladığı
hususların özünü daha önceki kitaplarda da bildirmiştir. Özellikle Ha, Mim ve
Ayn, Sin, Kaf gibi kesik harfler rumuz ve sır olarak bütün peygamberlere
vahyedilmiştir.
4. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
O'nundur. O yücedir, uludur.
5. Neredeyse yukarılarından gökler
çatlayacak! Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için
mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
“Göklerin üstlerinden çatlaması”,
Allah’ın azametinden ve şanının yüceliğinden dolayıdır.
6. Allah'tan başka dostlar
edinenleri Allah daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.
Ayette Hz. Peygamber’in vazifesinin
sadece tebliğ olduğu ifade edilmiştir.
7. Şehirlerin anası (olan Mekke'de)
ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle
onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik. (İnsanların) bir
bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir.
Kur’an Mekke halkına ve yeryüzündeki
bütün insanlara indirilmiştir. Mekke, içinde Kabe ve Makam-ı İbrahim bulunduğu
için, şanı büyük bir şehirdir. Ayette kıyametin korkunç durumu ve insanların
cennetlikler ve cehennemlikler olarak ikiye ayrılacakları açıklanmıştır.
8. Allah dileseydi onları bir tek
millet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine kavuşturur; zalimlerin ise hiçbir
dostu ve yardımcısı yoktur.
Ayrı dinlerdeki bütün insanlar İslam
dinine girebilirlerdi. Ama hidayet ve dalalet ilahi iradeye bağlıdır. Bununla
birlikte inkarla kendilerine zulmedenler azaptan hiçbir şekilde
kurtulamayacaklardır.
9. Yoksa onlar Allah'tan başka
dostlar mı edindiler? Halbuki dost yalnız Allah'tır. O ölüleri diriltir, her
şeye kadirdir.
10. Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir
şeyde hüküm vermek, Allah'a mahsustur. İşte, bu Allah, benim Rabbimdir. O'na
dayandım ve O'na yönelirim.
11. O, gökleri ve yeri yoktan
yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler
yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey
yoktur. O işitendir, görendir.
12. Göklerin ve yerin anahtarları
O'nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğinden de kısar. O, her şeyi
bilendir.
13. "Dini ayakta tutun ve onda
ayrılığa düşmeyin" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi,
İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat
kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah
dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola
iletir.
14. Onlar kendilerine ilim geldikten
sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli
bir süreye kadar Rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş olmasaydı, aralarında
hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar da onun hakkında
derin bir şüphe içindedirler.
Ayrılığa düşenlere gelen ilim tabiri,
azap haberinin bildirilmesi, Hz. Peygamber’in gönderileceği haberi,
peygamberlerin ve kitapların bildirdikleri hususlar şeklinde özetlenebilir. Bu
bilgiye rağmen ihtilafa düşülmüş, inanan ve inanmayanlar çıkmıştır.
İnanmayanlara ceza olarak hemen azap verilmemesi ve kıyamet gününe ertelenmesi,
Allah’ın bu konuda verdiği bir sözden dolayıdır.
15. İşte onun için sen (tevhide)
dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki:
Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle
emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz
bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu
yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır. (Âyette Hz.
Peygamber in insanları davet edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı esaslar
da beyan edilmiştir. Buna göre davete devam edilecek, inanma yanların teklifve
ısrarları dinlenmeyecektir.)
Ayette Hz. Peygamber’in insanları davet
edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı esaslar da beyan edilmiştir. Buna göre
davete devam edilecek, inanmayanların teklif ve ısrarları dinlenmeyecektir.
16. Daveti kabul edildikten sonra,
Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur. Onlar
için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.
Ayette, açıkca gösterilen mucizelere veya
kitaplara inandıktan sonra tartışmaya giren yahudilerin durumuna işaret
edilerek, delillerinin geçersiz olduğu beyan edilmiştir.
17. Kitab'ı ve mizanı hak olarak
indiren Allah'tır. Ne biliyorsun, belki de kıyamet saati yakındır!
18. Ona inanmayanlar, onun çabuk
kopmasını isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu
bilirler. İyi bilin ki, kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık
içindedirler.
19. Allah kullarına lütufkârdır,
dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür.
Burada Allah’ın, kullarının iyisine de
kötüsüne de lütufta bulunduğu anlaşılmaktadır. O, kötüleri bile suçları
sebebiyle aç bırakmamıştır.
20. Kim ahiret kazancını istiyorsa,
onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir
şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.
Ayette ahiret kazancı, iyi niyet ve
davranışlar karşılığında alınan sevaplar olarak belirtilmiştir. Allah, sevabı
ekine benzetmiştir. Çünkü sevap, salih amelle kazanılan bir faydadır. Bu yüzden
“Dünya, ahiretin tarlasıdır” denilmiştir. Kazancın arttırılmasına gelince bu,
sevabın bire karşı ona, yedi yüze ve daha fazlasına çıkarılması ve bu artışın
dünya işlerine de yansıması demektir.
21. Yoksa onların, Allah'ın izin
vermediği bir dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı,
derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir azap
vardır.
Ayette, kafirlere Allah’a ortak koşmak,
dirilmeyi inkar etmek ve dünyaya tapmak gibi sakat düşünceleri telkin eden
şeytanlara ve Allah’tan başka din koyanlara uymalarının sebebi sorulmakta ve bu
ortaklara uymanın sonuçlarına dikkat çekilmektedir.
22. Yaptıkları şeyler başlarına
gelirken zalimlerin, korkudan titrediklerini göreceksin. İman edip iyi işler
yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Rablerinin yanında onlara diledikleri
her şey vardır. İşte büyük lütuf budur.
23. İşte Allah'ın, iman eden ve iyi
işler yapan kullarına müjdelediği nimet budur. Deki: Ben buna karşılık sizden
akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik işlerse onun
sevabını fazlasıyla veririz. Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını
verendir.
Ayette geçen akrabalık sevgisi “Sizden
akrabamı sevmenizi istiyorum” veya “Akrabanız olarak beni sevip desteklemenizi
istiyorum” şeklinde açıklanmıştır.
24. Yoksa onlar, (senin için)
Allah'a karşı yalan uydurdu mu derler? Allah dilerse senin kalbini de mühürler.
Ve Allah bâtılı yok eder; sözleriyle hakkı ortaya koyar. Şüphesiz O, kalplerde
olanları bilendir.
Hz. Peygamber’in Kur’an-ı Kerim’i Cenab-ı
Hakk’a nisbet etmesine inanmayanlar Peygamberimizi Allah karşısında iftiracı
duruma düşürmeye cür’et etmişlerdi. Ama Allah, Resulünün yalan uydurmaktan uzak
olduğunu, bilfarz böyle birşeye cür’et etse, onun kalbinin mühürleneceğini
beyan etmektedir.
25. O, kullarının tevbesini kabul
eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
Günahlara tevbe etmek gerekir. Kul
hakkının dışında Allah’a karşı işlenmiş günahın tevbesi üç şarta bağlıdır: 1-
Günahtan tamamen vazgeçmek. 2- Yaptığına pişman olmak. 3- Bir daha ona
dönmemek. Eğer kişi, kul hakkıyla ilgili bir kötülük işlemişse, hak sahibinin
hakkını ödemek, onun rızasını almak tevbenin kabul şartlarındandır.
26. Allah, iman edip iyi işler
yapanların tevbesini kabul eder, lütfundan onlara, fazlasını verir. Kâfirlere
gelince, onlara da çetin bir azap vardır.
27. Allah kullarına rızkı bol bol
verseydi, yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Çünkü
O, kullarının haberini alandır, onları görendir.
28. O, (insanlar) umutlarını
kestikten sonra, yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, hakiki
dosttur, övülmeye lâyık olandır.
29. Gökleri, yeri ve bunların içine
yayıp ürettiği canlıları yaratması da O'nun delillerindendir. O dilediği zaman
bunları biraraya toplamaya da kadirdir.
30. Başınıza gelen herhangi bir
musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah
çoğunu affeder.
Ayette hitap edilenler, günahkar
müminlerdir. Günahı olmayan müminlerin başına gelen musibetlerin sebebleri
başkadır. Mesela onların sabretmeleri ecirlerini arttıracak sebeblerden biri
olarak sayılabilir.
31. Yeryüzünde (O'nu) âciz
bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz ve bir yardımcınız da yoktur.
32. Denizde dağlar gibi akıp
gidenler (gemiler) de O'nun (varlığının) delillerindendir.
33. Dilerse O, rüzgârı durdurur,da
onun (denizin) üstünde kalakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden
herkes için ibretler vardır.
34. Yahut yaptıkları yüzünden onları
helâk eder. Birçoğunu da affeder (kurtarır).
35. Böylece âyetlerimiz üzerinde
tartışanlar, kendilerine kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
36. Size verilen şey, yalnızca dünya
hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha iyi ve daha
süreklidir. Bu mükâfat iman edenler ve Rablerine dayanıp güvenenler içindir.
Dünyada insanlara verilen maddi imkan ve
bolluk sadece bir geçim vasıtasıdır. Allah’ın yanındaki sevap ise kalıcı ve
daha faydalıdır. Ayet-i kerime, Hz. Ebu Bekir bütün malını Allah yoluna harcadığı
zaman, bir topluluğun onu kınaması üzerine nazil olmuştur. Oysa bu davranışıyla
Hz. Ebu Bekir, Allah’a dayanıp güvenmenin en güzel örneğini vermiştir.
37. Onlar, büyük günahlardan ve
hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.
38. Yine onlar, Rablerinin davetine
icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir.
Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.
Bu ayet, İslami idare şeklinin,
müslümanların kendi aralarından seçecekleri şuranın kararlarına dayandığına
delil olarak gösterilmiştir.
39. Bir haksızlığa uğradıkları
zaman, yardımlaşırlar.
40. Bir kötülüğün cezası, ona denk
bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir.
Doğrusu O, zalimleri sevmez.
41. Kim zulme uğradıktan sonra
hakkını alırsa, artık onlara yapılacak bir şey yoktur.
42. Ancak insanlara zulmedenlere ve
yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere ceza vardır. İşte acıklı azap
bunlaradır.
43. Kim sabreder ve affederse
şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.
Kötülük karşısında sabreden ve onu
bağışlayan kimse, mert ve azimli insanların yaptığı işi yapmıştır. Dinin
istediği de budur.
44. Allah kimi saptırırsa, bundan
sonra artık onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zalimlerin: Dönecek
bir yol var mı? dediklerini görürsün.
45. Ateşe arz olunurlarken onların,
zilletten başlarını öne eğerek göz ucuyla gizli gizli baktıklarını göreceksin.
İnananlar da: İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve
ailelerini ziyana sokanlardır, diyecekler. Kesinlikle biliniz ki, zalimler,
sürekli bir azap içindedirler.
Kıyamette ziyana uğrama, cehennemde ebedi
kalma ve cennette hazırlanan nimetlerden mahrum bırakılma şeklinde
açıklanmıştır.
46. Onların Allah'tan başka
kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa artık
onun kurtuluşa çıkan bir yolu yoktur.
47. Allah'tan, geri çevrilmesi
imkânsız bir gün gelmezden önce, Rabbinize uyun. Çünkü o gün, hiçbiriniz
sığınacak yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz.
48. Eğer yüz çevirirlerse, bilesin
ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır.
Biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama elleriyle
yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, işte o zaman insan pek
nankördür!
Ayette, inkar edenlerin durumuna Hz.
Peygamber’in üzülmememi istenmiş, ayrıca insanların zenginlik ve sıhhat gibi
nimetler karşısındaki tutumları ile işledikleri günahlardan dolayı uğradıkları
sıkıntılar karşısındaki olumsuz tavırlarına dikkat çekilmiştir.
49. Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. Dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek
çocukları bahşeder.
50. Yahut onları, hem erkek hem de
kız çocukları olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O, her şeyi
bilendir, her şeye gücü yetendir.
51. Allah bir insanla ancak vahiy
yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona
dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir.
Vahyin geliş şekillerinin belirtildiği bu
ayete göre vahiy, kalbe ilham ve Cenab-ı Hakk’ı görmeksizin perde arkasından
konuşma ya da vahiy meleği (Cebrail) aracılığıyla kelam işitmek suretiyle de
gerçekleşmektedir.
52. İşte böylece sana da emrimizle
Kur'an'ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu
kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık.
Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.
Kur’an diye tercüme edilen “ruh”
kelimesinin ayrıca Cebrail’de ifade ettiği belirtilmiştir. Bu ayette risalet ve
kitabın önemi belirtilmiş, Hz. Peygamberin kendisine gelen vahiyle, doğru yol
rehberi olduğu açıklanmıştır.
53. (O yol) göklerin ve yerin sahibi
olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a döner.
Müminlere müjdenin, günahkarlara da
tehdidin bulunduğu bu ayette, artık karşılıklı sebep ve ilişkilerin ortadan
kalktığı, her şeyin Allah’a döndüğü gün hatırlatılmıştır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi