Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

043-ZUHRUF SURESİ - Elmaliorijinal - 43. Sayfa

043-ZUHRUF SURESİ

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

 

        Hâ, mîm.

        Bu parlak kitabın kadrini bilin

        Hakkâ biz onu Arabî olarak okunacak bir Kur'an kıldık ki akıl irdiresiniz

        Ve hakıkat o, bizim nezdimizdeki ana kitabda çok yüksek, çok hikmetlidir

        Siz müsrif bir kavm olduğunuz için şimdi sizden o öğüdü bertaraf mı edeceğiz?

        Halbuki evvelkiler içinde biz nice Peygamber gönderdik

        Hiç bir Peygamber de gelmiyordu ki kendilerine onunla mutlak eğlenmesinler

        Onun için biz onlardan daha sert pençelileri helâk ettik, ve evvelkilerin meseli geçti

        Celâlim hakkı için sorsan onlara o Gökleri ve Yeri kim yarattı? Elbette diyecekler: onları o azîz, alîm yarattı

        O ki Arzı sizin için bir beşik yaptı, ve doğru gidesiniz diye size yollar açtı

        Ve o ki yukarıdan bir mikdar ile bir su indirmekte ve onunla ölü bir beldeye hayat neşretmekteyiz, işte siz de öyle çıkarılacaksınız

        Ve o ki bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve yumuşak hayvanlardan bineceğiniz şeyler yaptı

        Ki sırtlarına kurulasınız, sonra üzerine kurulduğunuzda rabbınızın ni'metini anıp diyesiniz: tenzih o sübhâne ki bunu bize müsahhar kılmış, yoksa biz bunu yanaştıramazdık

        Ve her halde biz dönüp dolaşıp rabbımıza varacağız

        Öyle iken tuttular kullarından ona bir cüz tasladılar, hakıkat insan çok nankör, açık bir küfürbazdır

        Yoksa o, yaratıp durduğu mahlûklarından kendine kızlar edindi de oğullarla imtiyazı size mi verdi?

        Halbuki içlerinden biri o Rahmana fırlattığı mesel ile kendisi tebşir kılındığı vakıt yüzü simsiyah oluyor da kederinden yutkunup yutkunup dolukuyor

        Ya o zînet içinde yetiştirilecek de muhasamaya gelince beceremiyecek olanı öyle mi?

        Rahmanın kulları olan Melâikeyi de dişi yaptılar, yaradılışlarına şâhid mi idiler? Şehadetleri yazılacak ve sorguya çekilecekler

        Bir de dediler ki Rahman dilese idi biz onlara tapmazdık, bu babda onların bir ılimleri yoktur sâde atıyorlar

        Yoksa biz onlara bundan evvel bir kitab vermişiz de ona mı tutunuyorlar?

        Hayır, şöyle dediler: bizler, atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, biz de onların izlerince giderek murada ireriz

        Yine böyle senden evvel hangi memlekette bir nezîr gönderdikse onun refahlı takımı demişti ki: bizler atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk biz de onların izlerine uyarız

        Ya, dedi: size atalarınızı üzerinde bulunduğunuzdan daha doğrusunu getirdimse de mi? Ha! dediler: biz o sizin gönderildiğiniz şeylere inanmıyoruz

        Onun üzerine biz de onlardan intikamını aldık da bak o tekzib edenlerin akıbeti nasıl oldu?

        Bir vakıt da İbrahim babasına ve kavmına dedi: haberiniz olsun ben o sizin taptıklarınızdan biriyim

        O beni yaratandan başka, zira odur ki beni irdirecektir

        Ve onu ardında (zürriyyetinde) kalan bir kelime yaptı gerek ki rücu' edeler

        Fakat şunları ve atalarını ta kendilerine hakk ve bir Resuli mübîn gelinciye kadar müstefid edip yaşattım

        Yaşattım da kendilerine hakk gelince «bu bir sihirdir, biz buna inanmayız» dediler

        Ve «ne olurdu şu Kur'an iki memleketten bir büyük adama indirilse idi» dediler

        Rabbının rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Onların o Dünya hayattaki maışetlerini aralarında biz taksim ettik ve bir kısmını diğerinin derecelerle üstüne çıkardık ki ba'zısı ba'zısını tutsun, çalıştırsın rabbının rahmeti ise onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır

        Ve eğer insanlar hep (küfre sapacak) bir ümmet olacak olması idi biz

        Ve odalarına kapılar ve üzerlerine kurulacakları koltuklar kanepeler

        Ve altın ziynetler yapardık ve doğrusu bütün bunlar Dünya hayatın geçici metaı, rabbının ındinde. Âhıret ise korunan müttefekîler içindir

        Ve her kim Rahmanın zikrinden teâmî ederse biz ona bir Şeytan sardırırız artık o ona arkadaştır

        Ve her halde onlar onları yoldan çıkarırlar, onlar ise onları doğru sanırlar

        Nihayet bize geldiği vakıt ah, der: keşke benimle senin aranda iki maşrık bu'du olsa idi! sen ne kötü arkadaşmışın

        Böyle demek bugün size hiç de faide vermez, çünkü zulmettiniz, hepiniz azâbda müştereksinizdir

        O halde sen mi işittireceksin o sağırlara? Yâhud hidâyet edeceksin, o körlere ve açık bir dalâl içinde bulunanlara

        Şu halde şayed biz seni alır götürür isek elbette onlardan intikam alacağız

        Yâhud onlara yaptığımız vaîdi sana gösterirsek şübhe yok ki biz ona da muktediriz

        Sen hemen o sana vahyolunana tutun muhakkak ki sen doğru bir yol üzerindesin

        Ve muhakkak ki o, hem senin için, hem kavmın için bir şereftir ve ileride ondan mes'ul olacaksınız

        Senden evvel gönderdiklerimize sor Resullerimizden! biz Rahmandan başka ıbadet olunacak ilâhlar yapmış mıyız?

        Celâlim hakkı için Musâyı âyetlerimizle Fir'avne ve cem'ıyyetine gönderdik, vardı haberiniz olsun, dedi: ben bütün âlemlerin rabbının Resulüyüm

        Vaktâ ki onlara böyle âyetlerimizle vardı, birdenbire onlar bunlara gülüverdiler

        Her ne âyet de gösteriyorsak onlara mutlak birbirinden büyüktü, tuttuk onları azâba da çektik ki rücu' edeler

        Bu halde diyorlardı ki: gel ey sâhir! bizim için rabbına bir duâ et, sende olan ahdi hurmetine, çünkü biz artık yola geleceğiz

        Bunun üzerine kendilerinden azâbı açtığımız vakıt da derhal cayıverdiler

        Ve Fir'avn kavmının içinde şöyle bağırdı: ey kavmım! Mısır mülkü benim ve hep şu nehirler benim altımdan akıyor değil mi? Artık gözünüzü açsanız a

        Yoksa ben şundan daha hayırlı değil miyim ki o hem hakîr hem de meramını anlatamıyor

        Eğer o dediği gibi ise üzerine altın bilezikler atılsa ya! Yâhud yanında Melâikeler dizilse gelse ya!

        Bu suretle kavmını istihfaf etti onlar da ona itaat eylediler, çünkü dînden çıkmış fâsık bir kavm idiler

        Böyle vaktâ ki bizi gadaba da'vet ettiler biz de kendilerinden intikam aldık hepsini birden gark ediverdik

        Gark ediverdik de onları sonrakiler için hem bir selef hem bir mesel kıldık

        Ve vaktâ ki Meryemin oğlu bir mesel olarak ortaya atıldı derhal kavmin ondan çığrıştılar

        Ya! dediler: bizim ilâhlarımız mı hayırlı? Yoksa o mu? Bunu sana sırf bir cidal olarak fırlattılar, doğrusu onlar çok husumetli bir kavimdirler

        Hayır o ilâh değil, halîs bir kuldur, biz ona in'am ettik ve kendisini Benî İsraîl için bir mesel yaptık

        Ve dilersek sizlerden de Melâike yaparız Arzda halef olurlar

        Ve hakkıkat o, saat için bir ılimdir, onun için sakın o saatin geleceğinde şekk etmeyin de bana tabi' olun, işte bu yegâne doğru yoldur

        Ve sakın sizi Şeytan çelmesin, çünkü o size belli bir düşmandır

        Isâ da o beyyinelerle geldiği vakıt şöyle dedi: ben size hikmet ile ve ihtilâf edip durduğunuz şeylerin ba'zısını size beyan edeyim diye geldim, onun için Allahdan korkun ve bana ıtaat edin,

        haberiniz olsun Allah benim rabbım sizin de rabbınız ancak odur, onun için hep ona ıbadet edin, işte bu yegâne doğru yoldur

        Sonra o hizibler kendi aralarında ıhtilâf ettiler, onun için elîm bir günün azâbından vay o zulmedenlere

        Hep o saate, hiç farkında değillerken ansızın onun başlarına gelivermesine bakıyorlar

        Dostlar o gün birbirlerine düşmandırlar, müstesnâ ancak müttekîler

        Ey benim kullarım! size hiç korku yoktur bu gün ve siz mahzun da olmıyacaksınız

        Benim âyetlerime iyman edip de halîs müsliman olan kullarım

        Girin Cennete: siz ve zevceleriniz, sürurlar, neş'eler içinde

        Altından tepsiler ve küplerle üzerlerine dönülür dolaşır, nefislerin hoşlanacağı, gözlerin lezzet alacağı şeyler hep orada ve siz orada muhalledsiniz

        Ve işte bu, sizin çalıştığınız ameller sebebiyle vâris kılındığınız Cennet

        Sizin için onda çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz

        Haberiniz olsun ki mücrimler Cehennem azâbında muhalleddirler

        Kendilerinden o azâb gevşetilmez ve onlar onun içinde her ümidi kesmişlerdir

        Ve biz onlara zulmetmemişizdir ve lâkin kendileri zalim idiler

        Ve şöyle çığrışmaktadırlar: ya mâlik! Rabbın işimizi bitiriversin, o demiştir ki: her halde siz duracaksınız

        Celâlım hakkı için biz size hakkı gönderdik ve lâkin ekseriniz hakkı hoşlanmıyanlarsınız

        İşi sıkı mı büktüler, fakat işte sıkı büken biziz

        Yoksa biz onların sirlerini ve fısıltılarını işitmeyiz mi sanıyorlar? Hayır işitiriz hem de yanlarında elçilerimiz vardır yazarlar

        De ki: Rahmanın bir veledi olsa ben ona tapanların birincisi olurdum

        Tenzih o sübhâna o Göklerin ve Yerin rabbı, rabbül'arşe onların vasıflarından

        Şimdi bırak onları dalsınlar, oynıya dursunlar tâ va'dolundukları günlerine çatasıya kadar

        Hem o odur ki Gökte de ilâh Yerde de ilâhdır ve hakîm odur alîm o

        Ve ne yücedir o ki Göklerin Yerin ve bütün aralarındakilerin mülkü onun, saate ılim de onun nezdindedir ve hep döndürülüp ona götürüleceksiniz

        Ondan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler ancak bilerek hakka şehadet eden kimseler müstesnâ

        Celâlım hakkı için sorsan onlara: kendilerini kim yarattı elbette Allah derler, o halde nasıl çevrilirler?

        Onun ya rab! demesi hakkı için her halde onlar iymana gelmez bir kavımdırlar

        Şimdi sen onlardan sarfı nazar et de selâm: de, artık ileride bileceklerdir