011 HUD SURESİ - Gultekinonan - 11. Sayfa
11
HUD SURESİ
11/1.
Elif, Lam, Ra. (Bu) Ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve
her şeyden haberdar olan (Tanrı) tarafından birer birer (bölüm bölüm)
açıklanmış bir Kitap'tır.
11/2.
Öyle ki, Tanrı'dan başkasına ibadet etmeyin. Gerçekten ben, sizi O'nun
tarafından uyaran ve müjdeleyenim;
11/3.
Ve rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. O da sizi, adı
konulmuş bir ecele kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan
sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben, sizin için
büyük bir günün azabından korkarım.
11/4.
Sizin dönüşünüz Tanrı'yadır. O, her şeye güç yetirendir.
11/5.
Haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker
(Hak'tan kaçınıp yan çizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine
büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir.
Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
11/6.
Yeryüzünde hiç bir canlı yoktur ki rızkı Tanrı'ya ait olmasın. Onun karar
(yerleşik) yerini de, geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık
bir kitapta (yazılı)dır.
11/7.
O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu
denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun onlara:
"Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen,
küfredenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir"
derler.
11/8.
Andolsun, onlardan azabı sayılı bir ümmete (VEYA belirli bir süreye) kadar
ertelesek, mutlaka: "Onu alıkoyan nedir?" derler. Haberiniz olsun;
onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek değildir ve alaya almakta
oldukları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.
11/9.
Andolsun, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden
çekip-alsak,
kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir (çok / pek) kafirdir (mübala
sigası).
11/10.
Ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırsak,
kuşkusuz "Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır,
böbürlenendir.
11/11.
Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve büyük ecir
bunlarındır.
11/12.
Şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek
gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana
vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın.
Tanrı her şeye vekildir.
11/13.
Yoksa: "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Haydi siz,
yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on süre getirin ve eğer dou
sözlüyseniz, Tanrı'dan başka çağırabildiklerinizi çağırın."
11/14.
Eğer buna rağmen size cevab vermezlerse, artık bilin ki, o, gerçekten Tanrı'nın
ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse artık, siz müslüman
mısınız?
11/15.
Kim dünya hayatını ve onun çekiciliğini isterse onlara yapıp-
ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiç bir eksikliğe
uğratılmazlar.
11/16.
İşte bunların ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur. Onların onda
(dünyada) bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de
geçersiz olmuştur.
11/17.
Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid izleyen
ve ondan önce bir imam ve rahmet olarak Musa'nın kitabı [kendisini
doğrulamakta] bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir? İşte onlar buna
(Kuran'a) inanırlar. Gruplardan biri ona küfrederse, ateş ona vaadedilen
yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda olma çünkü o, rabbinden olan bir haktır. Ancak
insanların çoğunluğu inanmazlar.
11/18.
Tanrı'ya karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? İşte bunlar,
rablerine sunulacaklar ve şahidler: "Rablerine karşı yalan söyleyenler
bunlardır" diyecekler. Haberiniz olsun; Tanrı'nın laneti zalimlerin
üzerinedir.
11/19.
Bunlar Tanrı'nın yolundan engelleyenler ve onda çarpıklık arayanlardır. Onlar,
ahirete küfredenlerdir.
11/20.
Bunlar, yeryüzünde (Tanrı'yı) aciz bırakacak değildir ve bunların Tanrı'dan
başka velileri yoktur. Azab onlar için kat kat arttırılır. Bunlar (hakkı)
işitmeye güç yetimezlerdi ve gömezlerdi de.
11/21.
İşte bunlar, kendilerini hüsrana uğratanlardır ve yalan olarak uydurdukları
(düzme tanrılar da) onlardan uzaklaşıp-kaybolmuşlardır.
11/22.
Hiç şüphesiz bunlar, ahirette en çok hüsrana uğrayanlardır.
11/23.
İnanıp salih amellerde bulunanlar ve 'rablerine kalbleri tatmin bulmuş olarak
bağlananlar', işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.
11/24.
Bu iki grubun ömeği, kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Örnekçe bunlar
eşit olur mu? Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?
11/25.
Andolsun, biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara:) "Ben sizin için ancak
apaçık bir uyarıp-korkutucuyum."
11/26.
"Tanrı'dan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün
azabından korkarım" (dedi).
11/27.
Kavminden ileri gelen küfredenler: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir
beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan
başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz.
Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi.
11/28.
Dedi ki: "Ey Kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben rabbimden apaçık
bir belge üzerinde isem ve rabbim bana kendi katından bir rahmet vermiş de
(bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna
zorlayacak mıyız?"
11/29.
"Ey kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim
yalnızca Tanrı'ya aittir. Ben inananları kovacak değilim. Onlar gerçekten
rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi cahillik etmekte olan bir kavim
görüyorum."
11/30.
"Ey kavmim, ben onları kovarsam, Tanrı'dan (gelecek azaba karşı) bana kim
yardım edecek? Hiç düşünmez misiniz?"
11/31.
"Ben size Tanrı'nın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum.
Melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine Tanrı kesin
olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefslerinde olanı Tanrı daha iyi bilir.
Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman zalimlerdenim
(demek)dir."
11/32.
Dediler ki: "Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de
gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bize vaadettiğini getir (görelim.)"
11/33.
Dedi ki: "Eğer dilerse, onu size Tanrı getirir ve siz (O'nu) aciz
bırakacak değilsiniz."
11/34.
"Eğer Tanrı sizi azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de,
öğüdümün size yararı olmaz. O sizin rabbinizdir ve O'na
döndürüleceksiniz."
11/35.
Onlar: "Bunu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer onu ben
uydurduysam, günahım bana aittir. Ama ben, sizlerin suç olarak işlemekte
olduklarınızdan uzağım."
11/36.
Nuh'a vahyedildi: "Gerçekten inananların dışında, kesin olarak kimse
inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme."
11/37.
"Bizim gözlerimizin önünde ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler
konusunda bana hitapta bulunma. Çünkü onlar suda boğulacaklardır."
11/38.
Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında O'nunla
alay ediyordu. O: "Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de
sizlerle alay edeceğiz" dedi.
11/39.
"Artık, ilerde bileceksiniz. Aşağılatıcı azab kime gelecek ve sürekli azab
kimin üstüne çökecek."
11/40.
Sonunda buyruğumuz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman dedik ki:
"Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar
dışında ehlini (aileni) ve inananları ona bindir." Zaten onunla birlikte
çok azından başkası inanmamıştı.
11/41.
Dedi ki: "Ona binin. Onun yüzmesi de demir atması (durması) da Tanrı'nın
adıyladır. Şüphesiz, benim rabbim bağışlayandır, esirgeyendir."
11/42.
(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara
çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birtikte bin ve
kafirlerle birlikte olma."
11/43.
(Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi
ki: "Bu gün Tanrı'nın buyruğundan esirgeyen (Tanrı)dan başka bir koruyucu
yoktur. Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.
11/44.
Denildi ki: "Ey yer, suyunu tut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi,
buyruk yerine-getirildi / bitirildi, (gemi de) Cudi (dağı)
üstüne durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi.
11/45.
Nuh rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim kuşkusuz benim oğlum ehlimdendir
(ailemdendir) ve senin vaadin de doğrusu haktır. Sen hakimlerin
hakimisin."
11/46.
Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ehlinden (ailenden) değildir. Çünkü
o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi
benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt
veriyorum."
11/47.
Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve
eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum."
11/48.
"Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler
üzerine bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. [Sizden türeyecek diğer
kafir] Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı bir azab
dokunacaktır."
11/49.
Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan
önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva
sahiplerinindir.
11/50.
Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim,
Tanrı'ya ibadet edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz yalan olarak
(tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz.
11/51.
"Ey kavmim ben bunun karşılığında sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim
ücretim, beni yaratandan (fetaraniy) başkasına ait değildir. Akletmeyecek
misiniz?"
11/52.
"Ey kavmim rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze
gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın.
Suçlu-günahkarlar
olarak yüz çevirmeyin."
11/53.
"Ey Hud" dediler. "Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş
değilsin ve biz de senin sözünle tanrılarımızı terketmeyiz. Sana inançlı olacak
da değiliz."
11/54.
"Biz: 'Bazı tanrılarımız seni çok kötü çarpmıştır' (demekten) başka bir
şey söylemeyiz." Dedi ki: "Tanrı'yı şahid tutarım, siz de şahidler
olun ki, gerçekten ben sizin şirk koştuklarınızdan uzağım."
11/55.
"O'nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz
tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın."
11/56.
"Ben gerçekten, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Tanrı'ya tevekkül
ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiç bir canlı yoktur.
Muhakkak benim rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı
korumaktadır.)"
11/57.
"Buna rağmen yüz çevirirseniz artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi
tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O'na hiç
bir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim rabbim, her şeyi gözetleyip-koruyandır."
11/58.
Buyruğumuz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile Hud'u ve O'nunla birtikte
inananları kurtardık. Onları şiddetli / ağır bir azabtan kurtardık.
11/59.
İşte Ad (halkı); rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. O'nun elçilerine
isyan ettiler ve her inatçı zorbanın buyruğu ardınca yürüdüler.
11/60.
Ve bu dünyada da kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun;
gerçekten Ad (halkı), rablerine küfrettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a
(Tanrı'nın rahmetinden) uzaklık (verildi).
11/61.
Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim,
Tanrı'ya ibadet edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi yerden
(topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma
dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim rabbim, yakın olandır, (duaları)
kabul edendir."
11/62.
Dediler ki: "Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve
yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi
engelleyecek misin? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici
bir tereddüt içindeyiz.'
11/63.
Dedi ki: "Ey kavmim, görüşünüz nedir söyler misiniz? Eğer ben rabbimden
apaçık bir belge üzerindeysem ve bana tarafından bir rahmet vermişse, bu
durumda O'na isyan edecek olursam Tanrı'ya karşı bana kim yardım edecektir? Şu
halde kaybımı arttırmaktan başka bana (hiç bir yarar) sağlamayacaksınız."
11/64.
"Ey kavmim, size işte bir ayet olarak Tanrı'nın devesi; onu serbest
bırakın, Tanrı'nın arzında yesin. Ona kötülük (etmek niyetiy)le dokunmayın.
Yoksa sizi yakın bir azab sarıverir."
11/65.Fakat
onu öldürdüler. (Salih) Dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yararlanın. Bu,
yalanlanmayacak bir vaaddir."
11/66.
Buyruğumuz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Salih'i ve O'nunla birlikte
inananları o günün aşağılatıcı azabından kurtardık. Doğrusu senin rabbin güçlü
olandır, aziz olandır.
11/67.
O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş
olarak sabahladılar.
11/68.
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkı)
gerçekten rablerine küfrettiler. Haberiniz olsun; Semud (halkına Tanrı'nın
rahmetinden) uzaklık (verildi.)
11/69.
Andolsun, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam"
dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir
buzağı getirdi.
11/70.
Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı /
yadırgadı (nekirehüm)ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: "Korkma.
Biz Lut kavmine gönderildik."
11/71.
Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da
Yakub'u müjdeledik.
11/72.
"Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam
da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.."
11/73.
Dediler ki: "Tanrı'nın buyruğuna mı şaşıyorsun? Tanrı'nın rahmeti ve
bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev ehli şüphesiz O, övülmeye layık olandır,
Mecid'tir."
11/74.
İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, Lut, kavmi konusunda
bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du).
11/75.
Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Tanrı'ya) yönelen biriydi.
11/76.
"Ey İbrahim, bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki, rabbinin buyruğu gelmiştir
ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azab gelmiştir."
11/77.
Elçilerimiz Lut'a geidiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir
sıkıntı bastı ve: "Bu, zorlu bir gün" dedi.
11/78.
Kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler.
"Ey kavmim" dedi. "İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha
temizdir. Artık Tanrı'dan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin.
İçinizde hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu?"
11/79.
Dediler ki: "Andolsun, senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz (ilgimiz
ve arzumuz) olmadığını sen de bilmişsindir. Bizim ne istediğimizi gerçekte sen
biliyorsun.'
11/80.
Dedi ki: "Size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere
sığınabilseydim."
11/81.
(Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut biz rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin
olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ehlinle (ailenle) birlikte yürü
(yola çık). Sakın, hiç biriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın
başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara
va'dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?"
11/82.
Böylece buyruğumuz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine
balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık.
11/83.
Rabbinin katında 'belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış' olarak. Bunlar
zalimlerden uzak değildir.
11/84.
Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim
Tanrı'ya ibadet edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik
tutmayın; gerçekten sizi bir 'bolluk ve refah (hayır)' içinde görüyorum.
Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum."
11/85.
"Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek-
tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve
yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
11/86.
"Eğer inançlılarsanız Tanrı'nın bıraktığı [helal işlerden olan kazanç]
sizin için daha hayırlıdır. Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici
değilim."
11/87.
Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da
mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın
mı buyuruyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir
adam)sın."
11/88.
Dedi ki: "Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz? Ya ben rabbimden
apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden güzel bir rızık ile
rızıklandırmışsa? Ben, size yasakladığım şeylere (kendim sahiplenmek suretiyle)
size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah
etmektir. Benim başarım ancak Tanrı iledir; O'na tevekkül ettim ve O'na içten
yönelip-dönerim."
11/89.
"Ey kavmim, bana karşı gelişiniz, sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin
veya Salih kavminin başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet
ettirmesin. Üstelik Lut kavmi size pek uzak değil."
11/90.
"Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim
rabbim, esirgeyendir, sevendir."
11/91.
"Ey Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz
kavrayamıyoruz (nefkahu). Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. Eğer
yakın çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük. Sen bize
karşı güçlü ve üstün değilsin."
11/92.
Dedi ki: "Ey kavmim, size benim yakın-çevrem, Tanrı'dan daha mı üstündür
ki, O'nu arkanızda-unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz. Şüphesiz benim
rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır."
11/93.
"Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz, ben de yapacağım. Kime
aşağılatıcı azab gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. Siz
gözetleyip durun, ben de sizinle birlikte gözetleyeceğim."
11/94.
Buyruğumuz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Şuayb'ı ve onunla birlikte
inananları kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi
yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar.
11/95.
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud
(halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (halkına da Tanrı'nın rahmetinden
öyle) bir uzaklık (verildi).
11/96.
Andolsun, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik.
11/97.
Firavun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun'un buyruğuna uymuşlardı.
Oysa Firavun'un buyruğu doğruya-götürücü (irşad edici) değildi.
11/98.
O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur.
Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir..
11/99.
Onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bağış,
ne kötü bir bağıştır.
11/100.
Bunlar, sana doğru haber (kıssa) olarak aktardığımız (geçmişteki) nesillerin
haberleridir. Onlardan kimi ayakta kalmış, (hala izleri var, kimi de) biçilmiş
ekin (gibi yerlebir edilmiş, kalıntısı silinmiş)dir.
11/101.
Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böylece
rabbinin buyruğu geldiği zaman, Tanrı'yı bırakıp da taptıkları tanrıları onlara
hiç bir şey sağlayamadı, 'helak ve kayıplarını' arttırmaktan başka bir işe
yaramadı.
11/102.
Onlar, zulüm işlemektelerken, ülkeleri (veya nesilleri) yakaladığı zaman...
rabbinin yakalaması işte böyledir. Gerçekten O'nun yakalaması pek acı, pek
şiddetlidir.
11/103.
Ahiret azabından korkan için bunda kesin bir ayet vardır. O, bütün insanların
kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür.
11/104.
Biz onu sayılı bir ecelin dışında ertelemeyiz.
11/105.
(Kıyametin) Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez.
Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır.
11/106.
Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp
vermeler vardır.
11/107.
Onlar, rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz
kalacaklardır. Çünkü rabbin, gerçekten dilediğini yapandır.
11/108.
Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler
ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi oİmayari bir
ihsandır.
11/109.
Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma. Daha
önceleri ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle tapıyorlar.
Şüphesiz Biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlanz.
11/110.
Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer rabbinden bir
söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı.
Gerçekten onlar, bundan (Kuran'dan) yana kuşku verici bir tereddüt
içindedirler.
11/111.
Şüphesiz rabbin, onlardan tümüne yapıp ettiklerini(n karşılığını) onlara tastamam
ödeyecektir. Çünkü O, yapıp-ettiklerinden haberdar olandır.
11/112.
Seninle birtikte tevbe edenlerle birtikte buyrulduğun gibi dosdoğru davran. Ve
azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.
11/113.
Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Tanrı'dan başka
velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.
11/114.
Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl.
Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.
11/115.
Ve sabret. Gerçekten Tanrı, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.
11/116.
Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde
bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?
Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı.
11/117.
Ahalisi (ehli) ıslah eden kimseler iken, senin rabbin o ülkeleri zulm ile helak
edecek değildi.
11/118.
Eğer rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet kılardı. Oysa, onlar
anlaşmazlığı sürdürmektedir.
11/119.
Rabbinin rahmet ettikleri dışında. Onları bunun için yarattı. Böylece rabbinin
(şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve
insanlardan, (kafirlerin) tümüyle dolduracağım."
11/120.
Sana elçilerin haberlerinden yüreğini (fuadek) sağlamlaştıracak doğru haberler
aktarıyoruz. Bunda sana hak ve müminlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir.
11/121.
İnanmayanlara de ki: "Yapabileceğinizi yapın; elbette biz de
yapacağız."
11/122.
"Ve gözleyip durun; gerçekten biz de gözleyip duruyoruz."
11/123.
Göklerin ve yerin gaybı Tanrı'nındır, bütün buyruklar O'na döndürülür; öyleyse
O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin rabbin yaptıklarınızdan habersiz
değildir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi