Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

026 ŞUARA SURESİ - Gultekinonan - 26. Sayfa

26 ŞUARA SURESİ

26/1. Ta, Sin, Mim.
26/2. Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir84.
26/3. Onlar inançlı olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)
26/4. Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.
26/5. Onlara Rahmandan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.
26/6. Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.
26/7. Yeryüzünde bir bakmadılar mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.
26/8. Şüphesiz, bunda bir ayet vardır ancak onların çoğu inançlı olmamışlardır.
26/9. Şüphesiz, senin rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir.
26/10. Hani senin rabbin Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git."
26/11. Firavunun kavmine, hala sakınmıyorlar mı?"
26/12. Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."
26/13. "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder."
26/14. "Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum."
26/15. (Tanrı:) "Hayır" dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz."
26/16. "Gecikmeksizin Firavuna giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin rabbinin elçisiyiz."
26/17. "İsrailoğullarını bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)."
26/18. (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
26/19. "Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen kafirlerdensin."
26/20. (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."
26/21. "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı."
26/22. "Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğullarını köle kılmandan dolayıdır."
26/23. Firavun dedi ki: "Alemlerin rabbi nedir?"
26/24. Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."
26/25. Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?"
26/26. (Musa:) Dedi ki: "O sizin de rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da rabbidir."
26/27. (Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir."
26/28. "Eğer aklediyorsanız , O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de rabbidir" dedi (Musa).
26/29. (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir tanrı edinecek olursan seni mutlaka hapse atacağım."
26/30. (Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
26/31. (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."
26/32. Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.
26/33. Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'.
26/34. (Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."
26/35. "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?"
26/36. Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder."
26/37. "Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler."
26/38. Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi.
26/39. Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi."
26/40. "Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız."
26/41. Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.
26/42. "Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakınlarım kılınanlardan olacaksınız."
26/43. Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın."
26/44. Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler.
26/45. Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.
26/46. Anında büyücüler secdeye kapandılar.
26/47. (Ve:) "Alemlerin rabbine inandık" dediler.
26/48. "Musa'nın ve Harun'un rabbine."
26/49. (Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım."
26/50. "Hiç zararı yok" dediler. Çünkü biz gerçekten rabbimize çevrilip-döneceğiz (münkalibun)."
26/51. "Doğrusu biz, inançlıların ilki olduğumuzdan dolayı rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."
26/52. Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.
26/53. Bunun üzerina Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
26/54. "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur."
26/55. "Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler."
26/56. "Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi).
26/57. Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;
26/58. Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.
26/59. İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
26/60. Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.
26/61. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler.
26/62. (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz rabbim benimle beraberdir; bana yol gösterecektir."
26/63. Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.
26/64. Ötekileri de buraya yaklaştırdık.
26/65. Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.
26/66. Sonra ötekileri suda boğduk.
26/67. Şüphesiz bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
26/68. Ve hiç şüphesiz, senin rabbin güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
26/69. Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku.
26/70. Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
26/71. Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."
26/72. Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
26/73. "Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"
26/74. "Hayır" dediler. "Biz atalarımizı böyle yaparlarken bulduk."
26/75. (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?"
26/76. "Hem siz, hem de eski atalarınız?"
26/77. "işte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin rabbi hariç"
26/78. "Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"
26/79. "Bana yediren ve içiren O'dur;"
26/80. "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
26/81. "Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur."
26/82. "Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"
26/83. "Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;"
26/84. "Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver."
26/85. "Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl."
26/86. "Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."
26/87. "Ve beni (inananların) diriltilecekleri gün küçük düşürme."
26/88. "Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."
26/89. "Ancak Tanrı'ya selim bir kalp ile gelenler başka."
26/90. (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
26/91. Cehennem de azgınlar için sergilenir.
26/92. Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir.
26/93. "Tanrı'nın dışında olan tanrılar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
26/94. Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
26/95. Ve İblisin bütün orduları da.
26/96. Orada birbirleriyle çekişip tanışarak derler ki.
26/97. "Andolsun Tanrı'ya, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
26/98. "Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin rabbiyle eşit tutuyorduk."
26/99. "Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı."
26/100. "Artık bizim için ne bir şefaatçi var."
26/101. "Ne de candan-yakın bir dost."
26/102. "Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da inançlılardan olabilseydik."
26/103. Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
26/104. Ve şüphesiz senin rabbin güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
26/105. Nuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
26/106. Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
26/107. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn)bir elçiyim."
26/108. "Artık Tanrı'dan korkup-sakının ve bana itaat edin."
26/109. "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
26/110. "Artık Tanrı'dan korkup-sakının ve bana itaat edin.
26/111. Dediler ki: "Sana sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?"
26/112. Dedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur."
26/113. "Onların hesabı yalnızca rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız.)"
26/114. "Ve ben inançlıları kovacak değilim."
26/115. "Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
26/116. Dediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın."
26/117. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı."
26/118. "Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan inançlıları kurtar."
26/119. Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık.
26/120. Sonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk.
26/121. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
26/122. Ve şüphesiz senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
26/123. Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı.
26/124. Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
26/125. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
26/126. "Artık Tanrı'dan korkup-sakının ve bana itaat edin."
26/127. "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
26/128. "Siz, her tepeye bir ayet inşa-edip [yararsız bir şeyle] oyalanıp-eğleniyor musunuz?"
26/129. "Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?"
26/130. "Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?"
26/131. "Artık Tanrı'dan korkup-sakının ve bana itaat edin."
26/132. "Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının."
26/133. "Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti."
26/134. "Bahçeler ve pınarlar da."
26/135. "Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
26/136. Dediler ki: "Bizim için farketmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da."
26/137. "Bu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan' başkası değildir."
26/138. "Ve biz azab görecek de değiliz."
26/139. Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
26/140. Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
26/141. Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
26/142. Hani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
26/143. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
26/144. "Artık Tanrı'dan korkup-sakının ve bana itaat edin."
26/145. "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum.
26/146. "Siz burada güvenlik (aminiyne) içinde mi bırakılacaksınız?"
26/147. "Bahçelerin, pınarların içinde."
26/148. "Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?"
26/149. "Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz."
26/150. "Artık Tanrı'dan sakının ve bana itaat edin."
26/151. "Ve ölçüsüzce davrananların buyruğuna uymayın."
26/152. "Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)."
26/153. Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
26/154. "Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen bu durumda bir ayet getir-görelim."
26/155. Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir."
26/156. "Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar."
26/157. Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular.
26/158. Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır / değildir.
26/159. Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
26/160. Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
26/161. Hani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
26/162. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
26/163. "Artık Tanrı'dan korkup-sakının ve bana itaat edin."
26/164. "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
26/165. "Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz?
26/166. "Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz."
26/167. Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın."
26/168. Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptıklarınıza öfke ile karşı olanlardanım."
26/169. "Rabbim, beni ve ehlimi (ailemi) bunların yaptıklarından kurtar."
26/170. Bunun üzerine onu ve bütün ehlini (ailesini) kurtardık.
26/171. Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç.
26/172. Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
26/173. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü.
26/174. Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
26/175. Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir.
26/176. Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
26/177. Hani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
26/178. "Geğçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
26/179. "Artık Tanrı'dan korkup-sakının ve bana itaat edin."
26/180. "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
26/181. "Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın."
26/182. "Dosdoğru olan terazi ile tartın."
26/183. "İnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
26/184. "Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının."
26/185. Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
26/186. "Siz, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
26/187. "Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver."
26/189. Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir.
26/189. Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı.
26/190. Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
26/191. Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
26/192. Gerçekten o (Kuran), alemlerin rabbinin (bir) indirmesidir.
26/193. Onu Ruhu'l-Emin indirdi.
26/194. Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
26/195. Apaçık Arapça bir dille.
26/196. Ve hiç şüphesiz, o (Kuran), geçmişlerin kitaplarında da vardır.
26/197. İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir ayet değil mi?
26/198. Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık.
26/199. Böylece onlara okusaydı, yine ona inançlı olmayacaklardı.
26/200. Biz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik.
26/201. Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
26/202. Artık o (azab), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.
26/203. Derler ki: "Bize bir süre tanınır mı?"
26/204. Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
26/205. Gördün mü; biz onları yıllarca yararlandırsak,
26/206. Sonra kendilerine vaadolunan (azab günü) geliverse,
26/207. Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azabtan) bağımsız kılamaz.
26/208. Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın biz hiç bir ülkeyı yıkıma uğratmış değiliz.
26/209. (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); biz zulmedici değiliz.
26/210. Onu, (Kuran'ı) şeytanlar indirmemiştir.
26/211. Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
26/212. Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
26/213. Tanrı ile beraber başka bir tanrıya yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.
26/214. (Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.
26/215. Ve inançlılardan sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger.
26/216. Eğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım."
26/217. Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olana tevekkül et.
26/218. O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor.
26/219. Secde edenler arasında dönüp-dolaşmanı (tekallubeke) da.
26/220. Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir.
26/221. Şeytanların kimlere inmekte-olduklarını size haber vereyim mi?
26/222. Onlar, 'gerçeği ters yüz eden', günaha düşkün olan her yalancıya inerler.
26/223. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.
26/224. Şairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar.
26/225. Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar,
26/226. Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar.
26/227. Ancak inananlar, salih amellerde bulunanlar ve Tanrı'yı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir devrilişle devrileceklerini / çevrilişle çevrileceklerini (münkalebin yenkalibun) pek yakında bileceklerdir.