Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

037 SAFFAT SURESİ - Gultekinonan - 37. Sayfa

37 SAFFAT SURESİ

37/1. Saflar halinde dizilenlere andolsun,
37/2. Haykırıp sürükleyenlere,
37/3. Zikir okuyanlara,
37/4. Tartışmasız, sizin tanrınız gerçekten birdir.
37/5. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların rabbidir, doğuların da rabbidir.
37/6. Şüphesiz biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık.
37/7. Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;
37/8. Ki onlar, Mele-i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;
37/9. Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azab vardır.
37/10. Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder).
37/11. Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.
37/12. Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyortar.
37/13. Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
37/14. Bir ayet gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
37/15. "Bu, açıkca bir büyüden başkası değildir" dediler.
37/16. "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
37/17. "Veya önceki atalarımız da mı?"
37/18. De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)."
37/19. İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyortar.
37/20. Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."
37/21. "Bu, sizin yalanladığınız (mümini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."
37/22. "Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın."
37/23. Tanrı'dan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün."
37/24. "Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir."
37/25. (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"
37/26. Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
37/27. Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:
37/28. "Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz" derler.
37/29. (Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler inançlılar / inançlı olmuşlar değildiniz."
37/30. "Bizim üzerinizde zorlayıcı hiç bir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz."
37/31. "Böylece rabbimizin sözü (yıkım ve azab vaadi) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız."
37/32. "Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."
37/33. Artık o gün onlar azabda ortaktırlar.
37/34. Doğrusu biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız.
37/35. Çünkü onlara: "Tanrı'dan başka tanrı yoktur" denildiği zaman büyüklük taslarlardı.
37/36. Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için tanrılarımızı terk mi edceğiz?"
37/37. Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı.
37/38. Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız.
37/39. Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
37/40. Ancak muhlis olan kullar başka.
37/41. İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.
37/42. Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir.
37/43. Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.
37/44. Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).
37/45. Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.
37/46. Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki):
37/47. Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.
37/48. Ve yanlarında bakışlarını yalnıza eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
37/49. Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
37/50. Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:
37/51. Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı."
37/52. "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?"
37/53. "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"
37/54. (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?"
37/55. Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.
37/56. Dedi ki: "Andolsun Tanrı'ya, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."
37/57. "Eğer rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.
37/58. "Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?"
37/59. "Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?"
37/60. Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.
37/61. Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.
37/62. Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
37/63. Doğrusu biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık.
37/64. Şüphesiz o, 'çılgınca yanan ateşin' dibinde bitip çıkar..
37/65. Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
37/66. Artık gerçekten, ondan yiyecekler, böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar.
37/67. Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır.
37/68. Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgırıca yanan ateştir.
37/69. Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
37/70. Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı.
37/71. Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
37/72. Andolsun, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
37/73. Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.
37/74. Ancak muhlis olan kullar başka.
37/75. Andolsun, Nuh bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.
37/76. Onu ve ehlini (ailesini) o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
37/77. Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık.
37/78. Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
37/79. Alemler içinde selam olsun Nuh'a.
37/81. Gerçekten biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
37/81. Şüphesiz o, bizim inançlı kullarımızdandı.
37/82. Sonra diğerlerini suda boğduk.
37/83. Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.
37/84. Hani o, rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti.
37/85. Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz?"
37/86. "Birtakım uydurma yalanlar için mi Tanrı'dan başka tanrılar istiyor-sunuz?"
37/87. "Alemlerin rabbi hakkındaki zannınız nedir?"
37/88. Sonra yıldızlara bir göz attı.
37/89. "Ben, doğrusu hastayım" dedi.
37/90. Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.
37/91. Bunun üzerine onların tanrılarına sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi.
37/92. "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?"
37/93. Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
37/94. Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.
37/95. Dedi ki: "Yontmakta olduğunuı şeylere mi tapıyorsunuz?"
37/96. "Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Tanrı yaratmıştır."
37/97. Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın."
37/98. Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık.
37/99. (İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben, rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir."
37/100. "Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et."
37/101. Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
37/102. Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, (sana) buyrulanı yap / yerine getir. İnşallah, beni sabredenlerden bulacaksın.
37/103. Sonunda ikisi de (Tanrı'nın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.
37/104. Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik.
37/105. "Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz "
37/106. Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
37/107. Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
37/108. Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
37/109. İbrahim'e selam olsun.
37/110. Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
37/111. Şüphesiz o, bizim inançlı kullarımızdandır.
37/112. Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı da müjdeledik.
37/113. Ona ve İshak'a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.
37/114. Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.
37/115. Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
37/116. Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular.
37/117. Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik.
37/118. Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
37/119. Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
37/120. Musa'ya ve Harun'a selam olsun.
37/121. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
37/122. Şüphesiz ikisi, bizim inançlı kullarımızdandılar.
37/123. Gerçekten İlyas da gönderilmiş (peygamber)lerdendi.
37/124. Hani kendi kavmine demişti ki: "Siz korkup sakınmaz mısınız?"
37/125 "Siz Ba'le tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Tanrı'yı) mı bırakıyorsunuz?"
37/126. "Tanrı ki, sizin de rabbiniz, önceki atalarınızın da rabbidir."
37/127. Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.
37/128. Ancak, muhlis olan kullar başka.
37/129. Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
37/130. İlyas'a selam olsun.
37/131. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
37/132. Şüphesiz o, bizim inançlı kullarımızdandı.
37/133. Gerçekten Lut da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
37/134. Hani biz onu ve ehlini (ailesini) topluca kurtarmıştık.
37/135. Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
37/136. Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
37/137. Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.
37/138. Ve geceleyin. Yine de akletmeyecek misiniz?
37/139. Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
37/140. Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
37/141. Böylece kuraya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.
37/142. Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
37/143. Eğer (Tanrı'yı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı;
37/143. Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
37/145. Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
37/146. Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
37/147. Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
37/148. Sonunda ona inandılar, biz de onları bir süreye kadar yaradandırdık.
37/149. Şimdi sen onlara sor: "Kızlar senin rabbinin, erkek çocuklar onların mı?"
37/150. Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?
37/151. Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki:
37/152. "Tanrı doğurdu " Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir.
37/153. (Tanrı,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
37/154. Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
37/155. Hiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz?
37/156. Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?
37/157. Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı.
37/158. Onlar, kendisiyle (Tanrı ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.
37/159. Onların nitelendirdiklerinden Tanrı yücedir.
37/160. Ancak muhlis olan kullar başka.
37/161. Artık siz de, tapmakta olduklarınız da.
37/162. O'na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.
37/163. Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).
37/164. (Melekler der ki:) "Bizden her birimiz için belli bir makam vardır."
37/165. "Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz."
37/166. "Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz."
37/167. Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:
37/168. "Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı."
37/169. "Gerçekten bizler de, Tanrı'nın muhlis olan kullarından olurduk."
37/170. Fakat (kitap gelince) ona küfrettiler; yakında bileceklerdir.
37/171. Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
37/172. Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
37/173. Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.
37/174. Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
37/175. Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
37/176. Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
37/177. Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur.
37/178. Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
37/179. Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
37/180. Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin rabbin, onların nitelendirdiklerinden yücedir. .
37/181. Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.
37/182. Ve ayemlerin rabbi olan Tanrı'ya hamd olsun.