Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

012 – YUSUF SURESi - Talat - 12. Sayfa

012-YÛSUF SÛRESİ

 


Kur'ân-ı Kerim'in on, ikinci sûresi olup 111 âyetten müteşekkildir. Mekke'de nazil olmuştur. Sûrede, başından sonuna kadar Hazreti Yûsuf un kıssası anlatıldığı için ona Yûsuf suresi denilmiştir. Bundan önceki sûrede muhtelif peygamberlerin kıssaları anlatılmış, bu sûrede ise. yalnız Yûsuf (a.s.)'un kıssasına yer verilmiş olduğu için, her iki sûre arasında belli bir bağlantının bulunduğu ve Yûsuf suresini,diğerin in tamamlayıcısı olduğu kolayca anlaşılır.
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla


1-         Elif Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
2-          Biz onu iyice anlayasınız diye arapça bir Kur'ân olarak indirdik.
3-         Biz bu Kur"ân'ı sana vahyetmekle, kıssaların en güzelini anlatmış oluyoruz; halbuki sen, önceden, bunlardan tamamiyle habersizdin.
4-         Yûsul, (bir gün) babasına demişti ki: "Ey babam! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Hepsini de bana secde ederken gördüm.'
5-         O da şöyle demişti: "Ey oğulcuğum! Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; yoksa sana, kötülük etmek için) bir tuzak hazırlarlar. Zira şeytan, insana apaçık bir düşmandır."
6-         "Rabbın seni böylece seçecek ve sözlerin tevilini öğreterek tıpkı daha önce ataların İbrahim ve Ishak'a yaptığı gibi, sana ve Yâkub ailesine nimetini tamamlayacaktır. Zira Rabbın, her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir."
7-         Şurası bir gerçektir ki, Yûsul ve kardeşlerinde, gerçekleri araştıranlar için ibretler vardır.
8-         Yine bir gün, kardeşleri şöyle demişlerdi: "Muhakkak ki Yûsuf ve onun Öz kardeşi, biz daha kuvvetli bir cemaat olduğumuz halde, babamızın yanında bizden daha sevimlidir. Şurası bir gerçektir ki, babamız, apaçık bir yanılma içindedir."
9-         "Bu sebeple Yûsuf'u öldürün, yahut onu ıssız bir yere atın ki, babanızın yüzü yalnız size âit olsun ve siz de ondan sonra sâlih kişiler olasınız."
10-       İçlerinden biri ise, şöyle demişti: "Yûsufu öldürmeyin. Eğer herhalde bir şey yapacak iseniz, onu bir kuyunun dibine atın ki, bir yolcu kafilesi onu bulup alsın."
11-       Babalarına da şöyle demişlerdi: "Ey babamız! Biz Yûsuf a nasihat eden kimseler olduğumuz halde, onun hakkında bize neden güvenmiyorsunuz?"
12-       "Yarın onu bizimle gönder; gülüp oynasın. Biz onu elbette koruruz."
13-       Babaları ise şöyle demişti: "Sizin onu götürmeniz beni kaygılandırıyor. (Oyun yüzünden onu ihmal ettiğiniz anda, bir kurdun onu yermesinden korkuyorum"
14-       Onlar da demişlerdi ki: "Biz, güçlü kuvvetli bir gurup olduğumuz halde, eğer onu kurt yerse, biz, işe yaramayan kimseleriz demektir."
15-       Neticede kardeşleri onu dışarı götürünce, bir kuyunun dibine atmaya karar vermişlerdi. Biz de Yûsufa "ileride bir gün onlara bu yaptıklarını, hiç farkında değillerken haber vereceksin" diye vahyetmiştik.
16-       Kardeşleri, akşam vakti ağlayarak babalarına gelmişlerdi.
17-       Ona demişlerdi ki: "Ey babamız! biz, yarış yapmak için gitmiş, Yûsufu da eşyamızın yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş. Biz ne kadar doğru söylesek de, sen bize inanmayacaksın."
18-       Kardeşleri, sahte kana bulanmış Yûsufun gömleğini de getirmişlerdi. Babaları ise, şöyle demişti: "Hayır. Nefisleriniz bir işi size kolaylaştırmış. Artık benim için yapılacak iş, güzel bir sabırdır. Şu anlatışınıza göre, yardımına sığınılacak kimse, yalnız Allah'tır."
19-       Bir kervan gelmiş ve sucularını (kuyuya) göndermişlerdi. Sucu kovasını sarkıtmış, sonra da şöyle demişti: "Müjde! Bir oğlan!" Onu, (sahibi çıkmasın diye), bir ticaret malı gibi saklamışlardı. Oysa Allah, onların ne yapacaklarını hakkıyle bilendir.
20-       Onu ucuz fiyatla, sayılı birkaç dirheme satmışlardı. Onun hakkında istekli değillerdi.
21-       Onu satın alan bir Mısırlı, karısına şöyle demişti: "Ona iyi davran;belki bize faydası dokunur; yahut onu evlâd ediniriz." Böylece Yûsufa, sözlerin tevilini öğretmek için yeryüzünde bir mevki sağladık. Allah, işinde gâlib ve hâkimdir; fakat insanlardan çoğu bunu bilmezler.
22-       Yûsuf, ergenlik çağına girince, ona hüküm ve ilim verdik, işte biz, iyileri böyle mükâfatlandırırız.
23-       Yûsuf'un, evinde kaldığı kadın, ondan talebte bulunmuş, kapıları kilitleyip "haydi gelsene!" demişti. Fakat Yusuf: "Mâzallah; efendim bana iyi davrandı. Zâlimler asla felah bulmazlar" diye karşı koymuştu.
24-       Kadın onu niyetine iyice almıştı; eğer Rabbının delilini görmemiş olsaydı, Yûsuf da onu niyetine alırdı. İşte biz, kötülüğü ve fuhuşu ondan uzak tutmak için böyle takdir etmiştik. Zira Yûsuf, bizim halis kullarımızdandı.
25-       ikisi birden kapıya koşmuşlardı. Kadın Yûsufun gömleğini arkadan boydan boya yırtınıştı. Kapının önünde kadının kocasını bulmuşlardı. Kadın şöyle demişti: "Senin ailene kötülük etmek isteyen kimsenin cezası, ya hapsoiunmak, ya da acı bir azâbtan başka birşey değildir."
26-       Yûsuf ise şöyle demişti: "Hayır. O beni istedi." Kadının ailesinden bir şâhid ise, şöyle şâhidlik etmişti: "Eğer Yûsuf'un gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemektedir; o ise, yalancılardandır."
27-       "Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemektedir; o ise, doğrulardandır."
28-       Kadının kocası, gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, kadına şöyle demişti: "Şüphesiz bu sizin tuzağınızdır; sizin tuzağınız ise çok büyüktür."
29-       "Yûsuf! Sen de (bu tuzağı ona buna anlatmaktan) uzak dur. (Sen ise, ey kadın!)   Günâhından   dolayı   mağfiret   dile.   Şurası   muhakkak   ki,   sen
suçlulardansın."
30-       Şehirde bir takım kadınlar şöyle konuşmuşlardı: "Azîz'in karısı delikanlısından talebte bulunmuş; sevda onu iyice sarmış. Doğrusu biz, onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.
31-       Kadın, onların bu konuşmalarını iştince onlara haber göndermiş ve onlar için sedirler hazırlamıştı. Onlardan her birinin eline de birer bıçak vermiş, Yûsuf'a da "onlann huzuruna çık" demişti. Kadınlar birden bire onu görünce (güzelliğinden) dehşete kapılıp ellerini kesmişler, sonra da şöyle demişlerdi: "Allah için hâşâ! Bu bir beşer değildir; bu, ancak şerefli bir melektir."
32-       Bunun üzerine Azîz'in karısı demişti ki: "İşte, hakkında beni kötülediğiniz bu; ondan kendisini taleb ettim; fakat o, iffeti dolayısıyle reddetti. Fakat emrettiğimi yapmazsa, mutlaka haps olunacak ve zillete uğrayanlardan olacaktır."
33-       Yûsuf ise şöyle demişti: "Rabbım! Benim için hapishane, yapmamı istedikleri şeyden daha iyidir. Eğer onlann tuzaklarını benden uzak tutmazsan, onlara meyleder ve câhillerden olurum."
34-       Rabbı da onun duasını kabul etmiş ve onların tuzaklarını ondan uzak tutmuştu. Hiç şüphe yoktur ki Allah, her şeyi hakkıyle işitendir; hakkıyle bilendir.
35-       Sonra (Yûsuf'un suçsuzluğunu ortaya koyan) delilleri görmelerini müteakip da, onu bir süre hapsetmeleri kendilerine uygun gelmişti.
36-       Yûsuf'la birlikte hapse iki de genç girmişti. Bunlardan biri şöyle demişti: "Ben rüyamda, kendimi şarap yapmak için üzüm sıkarken gördüm." Diğeri de söyle demişti: "Ben de, kendimi başımın üstünde ekmek taşırken gördüm. Kuşlar da o ekmekten yiyorlardı, Bize bu rüyanın tabirini bildir, zira biz seni, iyilik eden kimselerden görüyoruz."
37-       Yûsuf da şöyle demişti: "Rızık olarak verilen hiçbir yiyecek size gelmez ki, ben, onun size gelmesinden önce tevilini haber vermemiş olayım. Bu. Rabbımın
bana öğrettiği ilimlerdendir. Ben, Allah'a îman etmeyen, âhiret gününü de inkâr eden bir kavmin dînini terkettim."
38-       "Ben, atalarım İbrahim, Ishak ve Yakûb'un dînine uydum. Bizim, herhangi bir şeyle Allah'a şirk koşmamız, bizim için olacak iş değildir. Bu, bize ve insanlara, Allah'ın bir lurfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler."
39-       "Ey hapis arkadaşlarım! Birbirinden ayrı Rablar mı daha hayırlıdır; yoksa her şeye hâkim ve gâlib olan tek bir Allah mı?"
40-       "Sizin, Allah'ı bırakıp da tapındığınız şeyler, sizin ve atalarınızın verdiği bir takım isimlerden ibarettir. Allah, onlarla ilgili hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm, yalnız Allah'a aittir, Kendisinden başka hiçbir şeye ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru olan dîn budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmez."
41-       'Ey hapis arkadaşlanm! (Rüyanıza gelince), biriniz, efendisine şarap sunacak: diğeri ise, asılacak ve başını kuşlar yiyecek, işte hakkında soru sorduğunuz mesele böyle olup bitmiştir."
42-       İki kişiden kurtulacağını zanneden gence de Yûsuf şöyle demişti: 'Efendinin yanında benden bahset (ki, bu hapisten kurtulayım). Ne var ki şeytan, ona Yûsuf'u efendisine hatırlatmayı unutturmuş, o da hapiste bir kaç yıl daha kalmıştı.
43-       Bir gün hükümdar şöyle demişti: "Rüyamda, yedi şişman ineği, yedi zayıf ineğin yediğini ve yedi yeşil başakla, diğer yedi kuru başak gördüm. Ey erkân! Eğer rüya tâbir ediyorsanız, benim bu rüyam hakkında da bana (onun hükmünü açıklayan) bir fetva verin."
44-       Onlar da şöyle demişlerdi: "Bir takım karışık rüyalar.. Biz böyle rüyaların tabirini bilen kimseler değiliz."
45-       (Hapisteki iki gençten) kurtulan ve uzun zaman geçtikten sonra (Yûsuf'u) hatırlayan kimse demişti ki: "Ben size bu rüyanın tabirini haber vereceğim. Beni hemen gönderin."
46-       "Ey doğru sözlü Yûsuf! Yedi şişman ineği yiyen yedi zayıf inekle yedi yeşil başak ve diğer yedi kuru başak hakkında bize fetva ver. Ümid ederim ki (verdiğin bilgiyle) halka dönerim de, onlar da (senin kadr u kıymetini) anlarlar."
47-       Yusuf ona şöyle demişti: Yedi sene boyunca devamlı ekersiniz; mahsulden yiyeceğiniz az miktarda olanı dışındakini (rutubetlenip bozulmaması için) başağında bırakırsınız."
48-       "Sonra bu (yedi sene)nun ardından, yedi zor (ve kurak geçecek seneler) gelir. Halk tohumluk için ayırdığınız az bir şey dışında kendileri için biriktirdiğinizi yer."
49-       "Sonra bunun ardından, bir yıl gelecektir ki, bu yıl içinde insanlar bol yağmur görecekler ve yine bu yıl içinde (bol meyve) sıkacaklardır."
50-       (Rüya tabirini haber alan hükümdar) şöyle demişti: "Onu bana getirin." Elçi Yûsuf'a gelince, Yûsuf ona demişti ki: "Efendine dön ve ellerini kesen kadınların işinin ne olduğunu ona sor. Rabbım, şüphesiz onların tuzaklarını hakkıyle bilendir."
51-       Bunun üzerine hükümdar kadınlara şöyle demişti: "Yûsuf'tan kendisini taleb ettiğiniz zaman durumunuz ne idi?" Kadınlar da demişlerdi ki: "Allah için hâşâ! Biz ondan hiçbir kötülük görmedik." Azîz'in karısı ise, şöyle demişti: "işte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben ondan kendisini taleb ettim, şüphesiz o, doğruyu söyleyen kimselerdendir."
52-       (Yûsuf, kadınların hükümdara gerçeği itiraf ettiklerini öğrenince şöyle demişti:) Bu, Azîz'in yokluğunda (karısıyla) ona ihanet etmediğimi bilmesi içindi. Allah, şüphesiz, hâinlerin tuzağını başarıya ulaştırmaz.
53-    , "Ben nefsimi temize çıkaramam; zira nefis Rabbımın acıdıkları dışında, dâima
kötülüğü emredicidir. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.
54-       Hükümdar şöyle demişti: "Onu bana getirin de kendime has (müşavir) yapayım." Onunla konuşunca da demişti ki: "Bugün artık sen, nezdimde güvenilir bir mevki sahibisin."
55-       Yûsuf da demişti ki: "Beni, ülkenin hububat anbarının bakımına memur et. Zira ben çok iyi bir koruyucu ve bilgili bir idareciyim."
56-       Böylece Yûsuf'u Mısır arazisinde yerleştirmiştik. Onun neresinde dilerse orada kalabilirdi. (İşte böyle) rahmetimizi dilediğimiz kimselere nasîb ederiz. İyilik etienlerin ecrini de zayi etmeyiz.
57-       Âhiretin ecri ise, şüphesiz, kötülüklerden sakınarak îman edenler için daha hayırlıdır.
58-       Yûsuf'un kardeşleri gelmişler ve yanına girmişlerdi. Onlar Yûsuf'u tanımadıkları halde o, onları tanımıştı.
59-        (Dönüş için yolculuk hazırlıklarını ikmal edip) gerekli eşya ile onları donatınca demişti ki: "Bababir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tastamam tutuyorum ve konukseverlerin de en iyisiyim."
60-       "Eğer onu bana getirmezseniz, benim yanımda size tartılıp verilecek hiçbir şey yok; bana da hiç yaklaşmayın."
61-       Onlar da şöyle demişlerdi: "Onu babasından isteyeceğiz ve mutlaka yapacağız"
62-       Yûsuf, yardımcılarına şöyle demişti: "Bize ödedikleri ticaret bedelini de eşyaları arasına koyun. Ailelerine döndükleri zaman, belki anlarlar da tekrar dönerler."
63-        Babalanna dönünce demişlerdi ki: "Ey babamız! Ölçüyle bir şey almak bize yasaklandı. Kardeşimizi bizimle birlikte gönder. Biz onu mutlaka koruruz."
64-       Babaları ise onlara şöyle demişti: "Daha önce kardeşini size emanet ettiğim gibi onu da mı size emanet edeyim? Halbuki Allah, koruyucu olarak en hayırlıdır ve O, merhamet edenlerin de en merhametlisidir."
65-       Eşyalarını açtıkları zaman (zahire karşılığı ödedikleri) mallannın kendilerine iade edildiğini görmüşler, babalanna şöyle demişlerdi: "Ey babamız! Daha ne istiyoruz? İşte bunlar, karşılığında zahire aldığımız mallarımız; bize geri çevrilmiş.. Onunla ailemize yeniden yiyecek alırız; kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü daha yiyeceğimizi artırırız. Zaten bu yük az bir ölçüdür."
66-       Babalan da şöyle demişti: "Hepinizin bir tehlike ile kuşatılıp engellenmeniz dışında, bana Allah katında geçerli bir söz vermedikçe onu sizinle birlikte asla göndermem." Oğulları, sağlam sözlerini Ona verince de demişti ki: "Allah, söylediğimize vekîldir."
67-       Ve yine demişti ki: "Ey oğullarım! (Bu vezirin huzuruna girerken) tek bir kapıdan girmeyin; ayrı ayrı kapılardan girin (hasedi size dokunmasın). Gerçi ben, Allahtan gelecek bir şeyi defedemem; çünkü hüküm, yalnız Allah'a mahsustur. Ben de yalnız O'na güvenip dayandım. Güvenecek olanlarda O'na güvenip dayansınlar."
68-       Babalarının kendilerine emrettiği şekilde (ayrı ayrı kapılardan) girdiklerinde, bu, Yakûb'un içindeki bir arzuyu ortaya koyması dışında, Allah'tan gelecek bir şeyi,
onlardan defetmiş değildi. Zira Yakûb, kendisine öğretmiş olmamız dolayısıyle ilim sahibiydi. Fakat insanların çoğu bilmezler.
69-       Yûsuf'un yanına girdiklerinde, Yûsuf, kardeşi (Bunyamin) ni bağrına basmış ve "ben senin kardeşinim. Bu itibarla, onların yapmış olduklarına sakın tasalanma" demişti.
70-       (Yol hazırlıklannı ikmal edip) onları gerekli eşya ile donalınca. bir su kabını kardeşinin eşyası içine koydurmuş; sonra da bir dellala 'ey kervancılar! Şurası muhakkak ki siz bir hırsızsınız" diye çığırttırmıştı
71-       Yûsuf'un kardeşleri ise, onlara dönerek "ne kaybettiniz?" demişler.
72-       Onlar da, "hükümdânn su kabını kaybettik. Onu getiren kimseye bir deve yükü mükâfat var; ben buna kefilim" diye karşılık vermişlerdi.
73-       Yûsuf'un kardeşleri de şöyle demişlerdi: "Allah'a yemin ederiz ki (bizim hal ve hareketimizden, Mısır'a âit bu) arazide fesad çıkarmak için gelmediğimizi ve bizim hırsız olmadığımızı herhalde anlamışsınızdır."
74-       Onlar da demişlerdi ki: "Eğer yalan söyleyen kimseler iseniz, bunun cezası nedir?"
75-       Yûsuf'un kardeşleri ise, şöyle demişlerdi: "Cezası, kap kimin yükünde bulunursa, o, onun cezasıdır. Biz zâlimleri böyle cezalandırırız."
76-       Yûsuf, kardeşinin yükünden önce onlann yüklerini aramaya başlamış, sonra da kabı kardeşinin yükünden çıkarmıştı. İşte biz, Yûsuf'a öyle bir çare ilham etmiştik. Aksi halde, Allah dilemedikçe hükümdarın şeriatına göre, Yûsuf un kardeşini alıkoyması mümkün olmazdı. Biz, dilediğimiz kimseleri derecelerle yükseltiriz. Bu bakımdan, her ilim sahibinin üstünde daha âlim kimseler vardır.
77-       Yûsufun kardeşleri şöyle demişlerdi: "Eğer o çaldıysa, daha önce onun kardeşi (olan Yûsuf) de çalmıştı." Yûsuf, (onlara verilecek cevabı) içinde saklamış ve onlara hiçbir şey belli etmemiş, (kendi kendine) şöyle demişti: "Sız mevki itibariyle (iftira ettiğiniz kimseden) daha kötüsünüz. Allah, sizin vasfertiğinizi (sizden) daha iyi bilir."
78-       Kardeşleri Yûsuf'a demişlerdi ki: "Ey Azizi (O küçük kardeşimizin) çok yaşlı bir babası var; bu itibarla onun yerine birimizi al. Biz seni iyilik eden kimselerden görüyoruz."
79-       Yûsuf ise şöyle demişti: "Malımızı, yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allah korusun. Aksi halde biz zâlim oluruz."
80-       Yûsuf'tan ümidlerini kesince, aralarında müzakere etmek için bir kenara çekilmişlerdi. Büyükleri demişti ki: "Babanızın, sizden, Allah katında geçerli bir söz aldığını ve önceden de Yûsuf hakkında ifrata gittiğinizi bilmiyor musunuz? Bu sebeple ben, babam bana izin verinceye, yahut Allah, hakkımda hüküm verinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. Allah, hükmedenlerin en iyisidir."
81-       "Babanıza dönünüz ve ona deyiniz ki: "Ey babamız! Oğlun, bir hırsızlık yaptı. Biz, sadece bildiğimize şâhidlik ediyoruz. Yoksa gayba bekçi olacak değiliz."
82-       "İçinde bulunduğumuz şehir (halkına) ve beraberinde geldiğimiz kervana sor. Biz, şüphesiz,' doğruyu söyleyen kimseleriz."
83-       (Babalarına gelip bunları söyledikleri zaman, babaları onlara şöyle) demişti: "Hayır; nefisleriniz size bir başka tuzak telkin etmiş. (Artık bana düşen) güzel bir sabırdır. Ümid olunur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyle bilendir; hikmet sahibidir.*
84-       Sonra onlardan uzaklaşmış ve (kendi kendine) "vay Yûsuf'a" demiş, bu arada da üzüntüsünden (perde indiği için) iki gözü de bembeyaz kesilmişti. (Evladlarınâ karşı olan kırgınlığını) içinde gizliyordu.
85-       Çocukları şöyle demişlerdi: "Allah'a yemin ederiz ki sen halâ Yûsuf'u anıp duruyorsun. Öyle ki, ya hasta olacaksın, ya helak olup gideceksin.'
86-       Yakûb ise şöyle demişti:"Ben acımı ve üzüntümü sadece Allah'a şikâyet ediyorum ve Allah'tan, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum."
87-       'Ey oğullarım! Gidin ve Yûsuf ile kardeşini araştırın; Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin; zira Allah'ın rahmetinden, kâfir olanlardan başkası ümid kesmez."
88-       (Yakûb'un oğulları Mısır'a dönüp) Yûsufun yanına girdiklerinde şöyle demişlerdi: "Ey Aziz! Bize ve ailemize darlık gelip çattı. Çok değersiz bir mal getirdik. Bu sebeple bize yine tam ölçü ver ve tasadduk et. Zira Allah, sadaka verenleri mükâfatlandırır."
89-       Yûsuf ise şöyle demişti: "Siz cahil iken, Yûsuf ve kardeşine ne yaptığınızın farkında mısınız?"
90-       Onlar da şöyle demişlerdi: "Yoksa sen Yûsuf musun?" O da demişti ki: "Ben Yûsufurn; bu da kardeşim. Allah bize lütfetti. Şurası muhakkaktır ki, kim Allah'tan korkar ve sabrederse, Allah, iyilik edenlerin ecrini zayi etmez."
91-       Onlar ise şöyle demişlerdi: "Allah'a yemin ederiz ki, O, seni bize üstün kılmıştır. Biz ise, (sana yaptığımız işte) elbette hatalı idik." Yûsuf da şöyle demişti: "Bu gün artık sizi suçlamanın faydası yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir."
93-       "Şu gömleğimi götürün ve babamın gözüne sürün de, hemen gören bir kimse olsun.Ve bütün ailenizle birlikte bana gelin."
94-       Kervan (ülkesine dönmek üzere Mısır'dan) ayrıldığı sırada, babaları şöyle demişti: Eğer bana bunak demezseniz, ben Yûsuf'un kokusunu alıyorum."
95-       (Yanındakiler ise,) demişlerdi ki: "Allah 'a yemin ederiz ki, sen, hâlâ (Yûsuf hakkındaki) eski şaşkınlığındasın."
96-       Fakat müjdeci gelip de Yûsuf'un gömleğini atınca, hemen gözleri geri gelmiş, o da şöyle demişti: "Ben size, Allah'tan sizin bilmediğiniz şeyleri muhakkak bilirim, dememiş miydim?"
97-       Oğulları ise demişlerdi ki: "Ey babamız! Bizim için günâhlarımızın bağışlanmasını dile. Biz, hiç şüphesiz hatalı idik."
98-       O da şöyle demişti: "Sizin için Rabbımdan mağfiret dileyeceğim. Zira O, çok bağışlayandır; çok merhametlidir."
99-       (Bütün aile Mısır'a gidip) Yûsufun yanına girdiklerinde, Yûsuf ebeveynini bağrına basıp şöyle demişti: "Inşaallah Mısır'a güven içinde girin."
100-     Ebeveynini kendi makamına çıkarıp oturtmuş, onlar da onun önünde (saygı) secdesine kapanmışlardı. Yûsuf şöyle demişti: "Ey babam! (Bu secde), daha önceki rüyamın tevilidir. Rabbım onu, (şimdi) gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbım bana çok ihsanda bulundu. Şüphesiz Rabbım, dilediğini hikmetle ve rızk ile tedbir edendir. Zira O, her şeyi hakkıyla bilendir; hikmet sahibidir."
101-     "Rabbım! Bana hükümranlık verdin ve sözlerin tevilini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı! Sen, dünya ve âhirette benim velîmsin. Beni müslüman olarak öldür ve salih kullarının arasına kat."
102-     (Ey Muhammedi) İşte sana vahyeMğimiz bu (Yûsuf kıssası), gayba âit haberlerdendir. Kardeşleri hile yapıp (onu kuyuya atmayı) kararlaştırdıklarında, sen onlann yanında değildin.
103-     Ne kadar istersen iste, insanların çoğu, yine îman etmez.
104-     Sen, onlardan, yaptığın işe karşılık bir ücret de istemiyorsun. (Rabbının seninle gönderdiği) Kitap ise, âlemler için öğütten başka bir şey değildir.
105-     Göklerde ve yerde (îman etmek için) nice deliller vardır ki, onlann yanından yüz çevirerek geçerler.
106-     Onlann çoğu da, Allah'a, ancak müşrik oldukları halde îman ederler.
107-     Onlar, Allah'tan kendilerini çepeçevre kuşatacak bir azabın, yahut haberleri olmadan kendilerini ansızın yakalayacak kıyamet saatinin gelmeyeceğinden (bu kadar) emîn midirler?
108-     (Ey Muhammedi) De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben bana tabi olanlarla birlikte, basiretle Allah'a davet ediyorum. Allah'ı (her çeşit noksan ve kusurdan) tenzih ediyorum. Ben, asla müşriklerden değilim."
109-     Senden önce de, şehir halkından kendilerine vahyettiğimiz kimselerden başkasını göndermemiştik. Onlar, kendilerinden öncekilerin akıbetinin ne olduğunu görmek için yeryüzünde hiç dolaşmamışlar mı? Halbuki âhiret yurdu, Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?
110-     İşte o peygamberler, ümidsizliğe düşüp yalanlandıklarını sandıkları bir sırada, onlara hemen yardımımız gelmiştir. Bu itibarla biz, dilediğimizi kurtarırız. Azabımız, suçlu kavimlerden hiç geri döndürülmez.
111 - Onların kıssalarında akıl sahipleri için bir ibret vardır. Bu kıssalar, uydurulmuş bir söz değil; fakat kendilerinden öncekilerin tasdiki ve her şeyin açıklamasıdır; İman edenler için hidayet ve rahmettir.