016 – NAHL SURESi - Talat - 16. Sayfa
16-NAHL SÛRESİ
Kur'ânı Kerim 'in onaltıncı
sûresi olup 128 âyetten müteşekkildir. Sonundaki
üç âyet dışında sûrenin tamamı Mekke'de ve Mekke
devrinin sonlarına doğru nazil olmuştur. Son üç âyetin
indirilişi ise Hazreti Peygamberin Uhud'tan
ayrıldığı sıralara rastlar. Bu bakımdan âyetler
Medenîdir ve Hazreti Peygamber Mekke ile Medine arasında iken indirilmiştir.
Nahl sûresinde, bal
arılarının, balı nasıl ilahî kudret eseri yaptıkları anlatıldığı için,
sûreye bu ad verilmiştir, zira nahl, arı
demektir.
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
1-2
-Allah'ın emri yaklaşmıştır; bu itibarla onun gelmesi için boşuna acele
etmeyin Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir; çok yücedir.
Melekleri, kendinden bir vahiy ile, "insanları
uyarın: Benden başka ilâh yoktur; bu sebeple benden korkun" diye kullarından
dilediğine gönderir.
3- Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Onların ortak koştuklarından
çok yücedir.
4- İnsanı da bir nutfeden yaratmıştır.
Böyle olduğu halde o, yine de apaçık bir düşmandır.
5- Hayvanları da yaratmıştır ve onlarda sizin için ısı verici
maddeler ve faydalar vardın ve siz onlardan yersiniz.
6- Akşamları mer'adan getirdiğinizde ve
sabahları mer"aya gönderdiğinizde, sizin için
onlarda bir güzellik vardır.
7- Ancak güçlükle varabileceğiniz bir ülkeye yüklerinizi taşır.
Rabbiniz, şüphesiz çok şefkatlidir, çok
merhametlidir.
8- Atlan, katırları ve merkepleri, sizin binmeniz için ve süs olarak
yaratmıştır. Daha sizin bilmediğiniz nice şeyleri yaratmaktadır.
9- Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah
dileseydi hepinizi birden doğru yola iletirdi.
10- Sizin için gökten su indiren de Allah'tır. İçilecek su ondandır;
hayvanlarınıza yedirdiğiniz ağaçlar da ondandır.
11- O su ile Allah, sizin için ekin, zeytin, hurma, üzüm ve her çeşit
meyveden bitirir. Bunlarda, düşünen kimseler için muhakkak bir ibret vardır.
12- Geceyi, gündüzü, güneşi, ve ayı sizin
hizmetinize vermiştin yıldızlar da O'nun emrine tâbi kılınmışlardır. Bunda,
şüphesiz aklını kullanan kimseler için ibretler vardır.
13- Yeryüzünde sizin için yarattığı çeşitleri muhtelif şeyleri de
sizin istifadenize sunmuştur. Bunda, şüphesiz öğüt alan kimseler için bir
ibret vardır.
14- İçinden taptaze et yemeniz, takındığınız süs eşyasını çıkartmanız
ve Allah'ın ı lûtfundan rızkınızı
aramanız için denizi de sizin hizmetinize sunan Allah'tır.
Nitekim gemilerin denizi yara yara gittiğini görürsün.
Böylece belki şükredersiniz.
15- Yeryüzünde sizi sarsılmaktan koruması için sabit dağlar, yolunuzu
bulmanız için de nehirler ve yollar yaratmıştır.
16- Keza bir takım alametleri de yaratan O'dur. Nitekim insanlar,
yıldızla da doğru yolu bulurlar.
17- Yaratan, hiç yaratmayan kimse gibi midir? Hiç düşünmüyor musunuz?
18- Allah'ın nimetlerini saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız.
Allah, gerçekten çok bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.
19- Allah, içinizde gizlediğinizi de bilir; açığa vurduğunuzu da..
20- Allah'ı bırakıp da yalvarıp yakardıkları şeyler, hiçbir şey
yaratamazlar. Aslında onların kendileri yaratılmışlardır.
21- Onlar ölüdürler; diri değil. (Kendilerine ibadet edenlerin) ne
zaman dirileceklerini de bilmezler.
22- Oysa ilâhınız tek bir ilâhtır. Âhirete
îman etmeyenler, kalbleri
de inkarcı olan ve büyüklük taslayan kimseledir.
23- Fakat şurası bir gerçektir ki, Allah, onların içlerinde
gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç
sevmez.
Onlara "Rabbınız ne indirdi?" denildiği zaman,
"evvelkilerin masalları" derler.
25- Bunu da, kıyamet günü, kendi günâhlarını
tam olarak, bilgisizce saptırdıklarının günâhlarını da kısmen yüklenmek için
söylerler. Bilesiniz ki, yüklendikleri ne kötü bir şeydir.
26- Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı da, Allah, binalarını
temellerinden yıkmış, çatı üzerlerine çökmüş ve azâb,
kendilerine hiç anlayamadıkları bir taraftan gelivermişti.
27- Sonra da Allah, kıyamet günü onları rezil edecek ve "hani
haklarında münakaşa ettiğiniz ortaklarım nerede?" diyecektir. Kendilerine
ilim verilmiş olanlar ise, bugünkü rezilliğin ve kötülüğün kâfirler üzerine
olduğunu söyleyeceklerdir.
28- Kendilerine zulmetmiş kimseler olarak, meleklerin canlarını
aldıkları kimseler, "biz herhangi bir kötülük yapmamıştık" diyerek teslim
olurlar. "Hayır. Allah, sizin ne yapmış olduğunuzu elbette bilmektedir".
29- "Bu itibarla, içinde dâimi olacağınız
cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin bu ikametgâhı ne kötü bir
yerdir".
30- Allah'tan korkanlara "Rabbımız ne
indirdi?" denilince, "hayır' derler. Bu dünyada iyilik edenlere iyilik
vardır. Âhiret yurdu (onlar için) daha
hayırlıdır. Allah'tan korkanların yurdu ne güzeldir.
31- O girdikleri yer, Adn cennetleridir
ki, (ağaçları) altından ırmaklar akar. Onlar için orada diledikleri her şey
vardır, işte, Allah, kendisinden korkanları böyle mükâfatlandırır.
32- Melekler, iyi kimseler olarak canlarını aldıkları bu kimselere
"Allah'ın selâmı üzerinize olsun. Yapmış olduklarınıza karşılık cennete
girin" derler.
33- Onlar, kendilerine ille de meleklerin,
yahut Rablarının (azâb)
emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Kendilerinden öncekiler de böyle
yapmışlardı. Allah, onlara, (azâb indirmekle)
zulmetmemiş, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdir.
34- Bu yüzden da onlar, yaptıklarının akıbetine uğramışlar ve (ceza
olmak üzere) alay ettikleri şey, kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.
35- Allah'a şirk koşanlar, "eğer Allah dileseydi, ne biz ne de
atalarımız, O'ndan başka hiçbir şeye ibadet etmez, O'nun rızası olmadıkça
hiçbir şeyi haram kılmazdık" demektedirler. Kendilerinden öncekiler de böyle
yapmışlardı. Halbuki peygamberlere düşen açıkça
tebiîğ etmekten başka bir şey değildir.
36- Biz her ümmete, yalnız Allah'a ibadet etmeleri ve şeytandan da
sakınmaları için bir peygamber gönderdik. Bu ümmetlerden bir kısmına Allah
hidayet etmiş; bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Nitekim yeryüzünde bir
dolaşın da, (peygamberleri) yalanlayanların akıbetinin ne olgunu görün.
37- (Ey Muhammedi) Sen kavminin doğru yol üzerinde olmasını ne kadar
istesen de, Allah, saptırdığı kimselere asla hidayet etmez; onların herhangi
bir yardımcıları da yoktur.
38- Onlar, Allah'ın, ölen bir kimseyi diriltmeyeceğine
dâir bütün güçleriyle Allah’a yemin etmişlerdir.
Fakat hayır; gerçek bir va'd olarak (ölüleri
diriltecektir). Ancak insanların çoğu bunu bilmez.
39- Hem de bu hususta ihtilâf edenlere açıkça göstermek
için, ve küfredenlerin de yalan söylediklerini
anlamaları için ölüleri diriltecektir.
40- Zira bizim, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz, ona "ol'
demektir; o da hemen oluverir.
41- Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenleri biz, dünyada
mutlaka güzel bir yere yerleştiririz. Halbuki
bilmiş olsalar âhiret sevabı daha büyüktür.
42- İşte bunlar, sabredenler ve Rablarına
güvenip dayananlardır.
43- Biz senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz
adamlardan başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız
kitap ehline sorun.
44- Onları apaçık deliller ve kitaplarla gönderdik. Sana da,
insanlara, kendilerine indirileni açıklayasın diye
Kur'an'ı indirdik. Belki onlar da düşünürler.
45- Sinsice kötülük peşinde koşanlar, Allah'ın kendilerini
yenn dibine
geçirmeyeceğinden, yahut anlayamadıkları bir yerden kendilerine
azabın gelmeyeceğinden;
46- Yahut (rızk için yeryüzünde) dolaşıp dururlarken azabın
kendilerini yakalamıyacağından ki onlar buna
engel olamayacaklardır.
47- Yahutta kendilerini korku üzerinde
yakalamıyacağından emin midirler? Şüphesiz
Rabbınız çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
48- Allah'ın yarattığı bir takım şeyleri görmüyorlar mı, nasıl
gölgeleri boyun eğip Allah'a secde ederek sağa ve sola düşüyor.
49- Zaten göklerde ve yerde bulunan bütün canlılar ve melekler, hiç
büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler.
50- Üstlerindeki Rablarından korkarlar ve
yalnız emrolunduklarını yaparlar.
51- Allah buyurmuştur ki: "İki ilâh edinmeyin. O, sadece tek bir
ilahtır. Bu itibarla yalnız benden korkun".
52- Göklerde ve yerde olan her şey O'nundur; itaat
dâima O'na yapılır. Hal böyle olunca Allah' tan başkasından mı
korkuyorsunuz?
53- Size ulaşan her nimet Allah'tandır. Sonra bir sıkıntıya
uğradığınız zaman, yine O 'na yalvarırsınız.
54- Sonra o sıkıntıyı sizin üzerinizden kaldırınca da, içinizden bir
güruh Rablarına şirk koşarlar.
55- Bunu da kendilerine verdiğimize nankörlük etmek için yaparlar.
Eğlenin bakalım! Nasıl olsa anlayacaksınız!
56- Kendilerine verdiğimiz rzıktan
bilmeyen putlar için pay ayırıyorlar. Allah'a kasem olsun ki iftira etmiş
olduğunuz şeylerden mutlaka sorulacaksınız.
57- Allah'a kızlar isnad ediyorlar. O
bundan münezzehtir. Kendilerine de erkek çocuklan ayırıyorlar.
58- İçlerinden birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü
kapkara kesilir.
59- Kendisine verilen müjdenin kötülüğü
dolayısıyle kavminden gizlenir. Şimdi onu zillet altında kalarak mı
tutsun, yoksa toprağa mı gömsün? Bak ne kötü hükmediyorlar.
60- Âhirete îman
etmeyenlerin kötülük örneği sıfatları vardır; Allah'ın ise en yüce
sıfatları. O, Azîz'dir, Hakîm'dir.
61- Eğer Allah, insanları haksızlıkları yüzünden cezalandırsaydı,
yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, onları belli bir süreye kadar
tehir eder. Ecelleri geldiği zaman da, ne bir saat geride kalırlar, ne de
bir saat öne geçerler.
62- (Kendilerine) hoş görmediklerini Allah'a
nisbet ediyorlar; dilleri de güzel akıbetin kendilerine
âit olduğunu ileri sürüp yalan söylüyor. Gerçek
şudur ki, onlara cehennem vardır ve onlar, mutlaka oraya sürüleceklerdir.
63- Allah'a kasem olsun ki, senden önceki milletlere de peygamberler
göndermiştik; ne var ki şeytân.onlara amellerini
süslü göstermiştir. Bugün de o onların dostudur ve onlar için acı bir
azâb vardır.
64- Biz sana Kftab'ı, hakkında ihtilâfa
düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve inanan kimselere hidayet ve
rahmet olmak üzere indirdik.
65- Allah, gökten bir su indirmiş ve onunla ölümünden sonra yeryüzüne
hayat vermiştir. Şüphesiz bunda, söz dinleyen kimseler için ibretler vardır.
66- Keza bir takım hayvanlarda da sizin için muhakkak bir ibret
vardır. Karınlarında yarı sindirilmiş gıda ile kandan oluşan, içenlere içimi
kolay hâlis bir süt içirmekteyiz.
67- Yine hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden edindiğiniz
içki ve güzel nzıktan da size içiriyoruz ki,
bunlarda da aklını kullanan kimseler için muhakkak bir ibret vardır.
68- Rabbın bal arısına şöyle
vahyetmiştir. "Dağlardan, ağaçlardan ve
çardaklardan kendine evler edin."
69- "Sonra her çeşit meyveden ye ve Rabbının
(sana ilham ettiği) yoluna boyun eğerek gir." Karınlarından, kendisinde
insanlar için şifa bulunan muhtelif renklerde bal çıkar.
Şgphe yoktur ki bunda, düşünen kimseler için
mutlaka bir ibret vardır.
70- Allah sizi yaratmıştır; sonra da öldürecektir. İçinizde, bir takım
şeyleri öğrendikten sonra hiçbir şey bilmesin diye ihtiyarlık düşkünlüğüne
itilenler olacaktır. Allah şüphesiz her şeyi hakkıyle
bilendir; her şeye kaadirdir.
71- Allah, rızık hususunda, bazınızı
bazınıza üstün kılmıştır. Rızıkça üstün
kılınanlar, gözetimleri altında bulunanlara, kendileriyle eşit olurlar diye
rızıklarını vermemektedirler. Yoksa Allah'ın
nimetini inkar mı ediyorlar?
72- Oysa Allah, sizin için kendi nefislerinizden eşler yaratmış ve
kendi eşlerinizden de size oğullar ve torunlar vermiş, sizi temiz
yiyeceklerle rızıklandırmıştır. O halde onlar,
bâtıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkâr
ediyorlar?
73- Ve Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendileri için hiçbir
rızka sahip olmayan ve sahip olmaya da güçleri bulunmayan şeylere mi ibadet
ediyorlar?
74- Allah'a meseller vermeyin. Allah, şüphesiz her şeyi bilir, fakat
siz bilmezsiniz.
75- Allah hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle
ile, kendisine verdiğimiz
nzıktan gizli ve açık olarak infak eden kimseyi mesel olarak
vermiştir. Hiç bunlar eşit olur mu? Hamd,
Allah'a mahsustur; fakat çoğu bilmez.
76- Keza Allah, şu iki adamı da mesel olarak vermiştir: Bunlardan biri
dilsiz olup hiçbir şeye gücü yetmez; efendisine de yüktür: Onu nereye
göndersen hayır getirmez. Şimdi, bu adamla, dosdoğru yol üzerinde olup da
adaleti emreden adam eşit olur mu?
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Kıyamet
saatinin vakti bir göz açıp kapama gibidir; yahut
daha yakındır. Şüphe yoktur ki Allah, her şeye
kaadirdir. 78- Allah sizi. analarınızın
karınlarından çıkarmıştır. Hiçbir şey bilmiyordunuz.
Fakat, şükredersiniz diye size kulak, göz ve
kalb vermiştir.
79- Gök boşluğunda Allah'ın emrine boyun eğmiş kuşu görmüyorlar mı?
Onları Allah'tan başka hiçbir şey orada tutmaz. Bunda da
îman eden kimseler için ibretler vardır.
80- Allah size evlerinizden ikamet edeceğiniz yerler, hayvan
derilerinden, yolculuğunuzda ve ikametinizde kendilerini kolayca
taşıyabileceğiniz evler, yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından belirli bir
süreye kadar kullanabileceğiniz örtüler ve eşyalar yapmıştır.
81- Allah size, yarattığı (ağaç v.s. gibi) şeylerden gölgelikler;
dağlardan (mağara v.s. gibi) sığınaklar; sizi sıcaktan koruyan zırhlar
yapmıştır. İşte Allah, müslüman olasınız diye,
üzerinizdeki nimetini böyle tamamlar.
82- Buna rağmen yine de yüz çevirirlerse, bu takdirde (ey Muhammedi)
senin üzerine düşen, sadece, açık bir şekilde tebliğ etmektir.
83- Onlar, Allah'ın nimetini hem bilirler, hem de onu inkâr ederler ve
çoğu da kâfirdir.
84- Kıyamet günü her ümmetten bir şâhid
getiririz; ancak küfredenlere itiraz için izin verilmez ve onlardan mazeret
de istenmez.
85- (Küfürleriyle) zulmedenler, azabı gördükleri zaman, artık onların
üzerindeki bu azâb, ne hafifletilir, ne de
onlara mühlet verilir.
86- Allah'a şirk koşanlar, şirk koştukları(putları)
nı gördükleri zaman; "Rabbımız!
Seni bırakıp kendilerine yalvardığımız ortaklarımız işte bunlar" derler.
Onlar da bunlara: "Siz muhakkak yalancısınız" diye söz atarlar.
87- İşte o gün hepsi Allah'a teslim olurlar ve böylece(dünyada iken)
uydurmuş oldukları putlar da onlardan uzaklaşıp giderler.
88- Küfredenlere ve Allah'ın yolundan saptıranlara,
ifsad etmiş olmaları
dolayısıyle azâb üstüne
azâb veririz.
89- Kıyamet günü, her ümmete kendi içlerinden bir
şâhid getiririz; seni de (ey Muhammedi) bunlara
şâhid getireceğiz. Sana, her şeyi açıklayan, hidayet, rahmet ve
Müslümanlar içinde müjde olan bu Kitab'ı
indirdik.
90- Allah, adaletli olmayı, iyilik etmeyi ve yakınlara vermeyi
emreder; (her çeşit) haramdan, kötülükten ve zorbalıktan da meneder; öğüt
alasınız diye size va'z ve nasihat eder.
91- Ahidleştiğiniz zaman, Allah'ın ahdini
yerine getirin; pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın; hani Allah'ı
kendinize şâhid tutmuştunuz? Allah, şüphesiz
yaptığınız şeyleri bilir.
92- Bir ümmetin, bir ümmetten sayıca daha çok olması dolayısıyla,
aranızdaki yeminleri hile kılarak, ipini iyice büktükten sonra bozan kadın
gibi olmayın. Zira Allah, bununla sizi imtihan etmektedir. Kıyamet günü de,
üzerinde ihtilaf ettiğiniz şeyleri size elbette açıklayacaktır.
93- Eğer Allah dileseydi, sizi muhakkak tek bir ümmet yapardı. Fakat
o, dilediğini saptırır; dilediğine de hidayet eder. İşlediğiniz işlerden
(kıyamet günü) mutlaka sorguya çekileceksiniz.
94- Yeminlerinizi, aranızda hile edinmeyin. Aksi halde ayak, yere
iyice bastıktan sonra kayar ve Allah yolundan saptırmanız sebebiyle kötülüğü
tadarsınız. Kıyamet günü de büyük azâb sizin
olur.
95- Allah'ın ahdini, yok pahasına satmayın. Eğer bilirseniz, Allah'ın
yanında olan sizin için daha hayırlıdır.
96- Hem sizin yanınızda olan tükenir de, Allah'ın yanında olan
bakîdir. Sabredenlerin ecrini, işlemiş
olduklarının en güzeliyle ödeyeceğiz.
97- Erkek olsun kadın olsun, mü'min olduğu
halde kim iyi iş işlerse, ona güzel bir hayat yaşatırız. (Kıyamet günü de)
onlara ecirlerini, işlemiş olduklarının en güzeliyle öderiz.
98- Kur'ân okuduğun zaman, taşlanmış olan
şeytandan Allah'a sığın.
99- Şu bir gerçektir ki, şeytanın, iman edenler ve
Rabbına güvenip dayananlar üzerinde hiçbir
nüfuzu yoktur.
100- Onun nüfuzu, sadece kendisini dost tutanlar ve onun yüzünden müşrik
olanlar üzerindedir.
101- Biz, bir âyetle bir âyetin yerini
değiştirdiğimiz zaman -ki Allah ne indirdiğini çok iyi bilir -'Sen bir
iftiracısın" derler. Hayır, öyle değil; fakat çoğu bilmiyor.
102- (Ey Muhammedi) De ki: "Kurân'ı
Rûhu'l-Kudüs (Cebrail), iman edenlerin
imanlarını sağlamlaştırmak ve müslümanlara
hidayet ve rahmet olmak üzere Rabbından hak ile
indirmiştir.
103- Onların, "Muhammed'e (söylediklerini) öğreten bir insandır."
dediklerini elbette biliyoruz. Oysa haktan saparak kendisine meylettikleri
adamın dili yabancıdır. Kur'ân İse,
fasîh bir arapçadır.
104- Allah'ın âyetlerine îman etmeyenlere
Allah hidayet etmez. Onlar için acı bir azâb
vardır.
105- Allah'ın âyetlerine îman etmeyenler,
ancak iftirada bulunurlar. Yalancı olanlar da işte bunlardır.
106- Kalbi îman ile dopdolu oldu-ğu
halde küfre zorlanan kimse dışında, îmanından sonra Allah'ı inkar eden ve
küfre göğüs açan kimselere, Allah katından bir azab
gelir. Onlar için büyük bir azab vardır.
107- Bu, dünya hayalını
âhirete tercih etmeleri ve Allah'ın kâfir olan kimselere hidayet
etmemesi sebebiyledir.
108- Bunlar, Allah'ın, kalblerini,
kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar da
bunlardır.
109- Âhirette asıl hüsrana uğrayacakların da
bunlar olacağına şüphe yoktur.
110- Sonra Rabbın (ey Muhammedi), zulme
uğradıktan sonra hicret eden, sonra savaşan ve sabreden kimseler için, evet
Rabbın, onların "bu fiillerinden sonra çok
bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.
111- O gün, herkes kendi canını kurtarmak için uğraşır ve herkese kendi
işlediğinin tam karşılığı verilir. Onlar asla haksızlığa uğramazlar.
112- Allah, bir kasabayı misal olarak verir: (Bu kasaba) güven ve huzur
içinde idi; rızkı her taraftan bol bol kendisine
geliyordu. Fakat bir gün, Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etti. Allah
da o kasabaya, yapmış oldukları yüzünden, açlık ve korku libasını giydirdi.
113- Kendilerine içlerinden bir de peygamber gelmişti; fakat onu
yalanladılar. Bunun üzerine zulümleri içinde azâb,
onları yakalayıverdi.
114- O halde (ey mü'minleri), eğer Allah'a
ibadet ediyorsanız, O'nun helâl ve temiz olarak size verdiği
rızıktan yeyin ve
Allah'ın nimetine şükredin.
115- O size sadece ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkasının
adına kesilenleri haram kılmıştır. Her kim (ölüm
korkusuyle) yemek zorunda kalırsa saldırmadan ve aşırı gitmeden
(bunlardan yiyebilir); şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır; çok
merhametlidir.
116- Dillerinizin yalan vasfetmesi
dolayısıyla 'şu helâldir; bu da haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira
etmiş olursunuz. Allah'a iftira edenler ise, asla felah bulmazlar.
117- Onlar için (dünyada) az bir menfâat (âhırette
de) acı bir azâb vardır.
118- Sana anlattıklarımızı, daha önce yahudi
olanlara da haram kılmıştık ve onlara zulmetmemiştik; fakat onlar, kendi
kendilerine zulmediyorlardı.
119- Sonra Rabbın, bilmeden kötülük işleyen,
sonra bunun ardından tövbe edip halini düzelten kimseler için, evet
Rabbın böyle yapanlar için çok bağışlayıcıdır;
çok merhametlidir.
120- Şüphesiz İbrahim, Allah'a itaatkar, hak
dîne yönelmiş ve asla müşriklerden olmamış (başlı başına) bir ümmetti.
121- Allah'ın nimetlerine karşı da şükredici idi. Allah onu seçmiş ve
dosdoğru yola hidayet etmişti.
122- Dünyada ona iyilik vermiştik, Âhirette
de sâlihlerden idi.
123- Sonra (ey Muhammedi) sana: "Hakka yönelmiş olan ve müşriklerden
olmayan İbrahim'in dînine tâbi ol" diye
vahyettik.
124- Cumartesi (ibadeti), onun üzerinde ihtilâf edenlere (farz)
kılınmıştı. Şüphesiz Rabbın, kıyamet günü,
üzerinde ihtilaf ettikleri meselede, aralarında elbette hükmünü verecektir.
125- (Ey Muhammedi) Rabbının yoluna,
hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel bir şekilde münakaşa et.
Şüphesiz kendi yolundan sapanları en iyi bilen
Rabbındır; doğru yolda olanları da en iyi O bilir.
126- Eğer (bir suçtan dolayı) ceza verecek olursanız, size yapılanın
aynı ile cezalandırın. Sabrettiğiniz takdirde, bu, sabredenler için daha
hayırlıdır.
127- Sabret. Sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır. Onlara üzülme
Başvurdukları oyunlardan da endişeli olma.
128- Allah, şüphesiz, sakınanlarla ve kulluk görevini iyi yapanlarla
beraberdir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi