Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

016 – NAHL SURESi - Talat - 16. Sayfa

16-NAHL SÛRESİ


Kur'ânı Kerim 'in onaltıncı sûresi olup 128 âyetten müteşekkildir. Sonundaki üç âyet dışında sûrenin tamamı Mekke'de ve Mekke devrinin sonlarına doğru nazil olmuştur. Son üç âyetin indirilişi ise Hazreti Peygamberin Uhud'tan ayrıldığı sıralara rastlar. Bu bakımdan âyetler Medenîdir ve Hazreti Peygamber Mekke ile Medine arasında iken indirilmiştir. Nahl sûresinde, bal arılarının, balı nasıl ilahî kudret eseri yaptıkları anlatıldığı için, sûreye bu ad verilmiştir, zira nahl, arı demektir.


Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla


1-2 -Allah'ın emri yaklaşmıştır; bu itibarla onun gelmesi için boşuna acele etmeyin Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir; çok yücedir. Melekleri, kendinden bir vahiy ile, "insanları uyarın: Benden başka ilâh yoktur; bu sebeple benden korkun" diye kullarından dilediğine gönderir.
3-         Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Onların ortak koştuklarından çok yücedir.
4-         İnsanı da bir nutfeden yaratmıştır. Böyle olduğu halde o, yine de apaçık bir düşmandır.
5-         Hayvanları da yaratmıştır ve onlarda sizin için ısı verici maddeler ve faydalar vardın ve siz onlardan yersiniz.
6-         Akşamları mer'adan getirdiğinizde ve sabahları mer"aya gönderdiğinizde, sizin için onlarda bir güzellik vardır.
7-         Ancak güçlükle varabileceğiniz bir ülkeye yüklerinizi taşır. Rabbiniz, şüphesiz çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
8-         Atlan, katırları ve merkepleri, sizin binmeniz için ve süs olarak yaratmıştır. Daha sizin bilmediğiniz nice şeyleri yaratmaktadır.
9-         Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi birden doğru yola iletirdi.
10-       Sizin için gökten su indiren de Allah'tır. İçilecek su ondandır; hayvanlarınıza yedirdiğiniz ağaçlar da ondandır.
11-       O su ile Allah, sizin için ekin, zeytin, hurma, üzüm ve her çeşit meyveden bitirir. Bunlarda, düşünen kimseler için muhakkak bir ibret vardır.
12-       Geceyi, gündüzü, güneşi, ve ayı sizin hizmetinize vermiştin yıldızlar da O'nun emrine tâbi kılınmışlardır. Bunda, şüphesiz aklını kullanan kimseler için ibretler vardır.
13-       Yeryüzünde sizin için yarattığı çeşitleri muhtelif şeyleri de sizin istifadenize sunmuştur. Bunda, şüphesiz öğüt alan kimseler için bir ibret vardır.
14-       İçinden taptaze et yemeniz, takındığınız süs eşyasını çıkartmanız ve Allah'ın ı          lûtfundan rızkınızı aramanız için denizi de sizin hizmetinize sunan Allah'tır.
Nitekim   gemilerin   denizi   yara   yara   gittiğini   görürsün.   Böylece   belki şükredersiniz.
15-       Yeryüzünde sizi sarsılmaktan koruması için sabit dağlar, yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yaratmıştır.
16-       Keza bir takım alametleri de yaratan O'dur. Nitekim insanlar, yıldızla da doğru yolu bulurlar.
17-       Yaratan, hiç yaratmayan kimse gibi midir? Hiç düşünmüyor musunuz?
18-       Allah'ın nimetlerini saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Allah, gerçekten çok bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.
19-       Allah, içinizde gizlediğinizi de bilir; açığa vurduğunuzu da..
20-       Allah'ı bırakıp da yalvarıp yakardıkları şeyler, hiçbir şey yaratamazlar. Aslında onların kendileri yaratılmışlardır.
21-       Onlar ölüdürler; diri değil. (Kendilerine ibadet edenlerin) ne zaman dirileceklerini de bilmezler.
22-       Oysa ilâhınız tek bir ilâhtır. Âhirete îman etmeyenler, kalbleri de inkarcı olan ve büyüklük taslayan kimseledir.
23-       Fakat şurası bir gerçektir ki, Allah, onların içlerinde gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.
Onlara "Rabbınız ne indirdi?" denildiği zaman, "evvelkilerin masalları" derler.
25-       Bunu da, kıyamet günü, kendi günâhlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıklarının günâhlarını da kısmen yüklenmek için söylerler. Bilesiniz ki, yüklendikleri ne kötü bir şeydir.
26-       Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı da, Allah, binalarını temellerinden yıkmış, çatı üzerlerine çökmüş ve azâb, kendilerine hiç anlayamadıkları bir taraftan gelivermişti.
27-       Sonra da Allah, kıyamet günü onları rezil edecek ve "hani haklarında münakaşa ettiğiniz ortaklarım nerede?" diyecektir. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, bugünkü rezilliğin ve kötülüğün kâfirler üzerine olduğunu söyleyeceklerdir.
28-       Kendilerine zulmetmiş kimseler olarak, meleklerin canlarını aldıkları kimseler, "biz herhangi bir kötülük yapmamıştık" diyerek teslim olurlar. "Hayır. Allah, sizin ne yapmış olduğunuzu elbette bilmektedir".
29-       "Bu itibarla, içinde dâimi olacağınız cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin bu ikametgâhı ne kötü bir yerdir".
30-       Allah'tan korkanlara "Rabbımız ne indirdi?" denilince, "hayır' derler. Bu dünyada iyilik edenlere iyilik vardır. Âhiret yurdu (onlar için) daha hayırlıdır. Allah'tan korkanların yurdu ne güzeldir.
31-       O girdikleri yer, Adn cennetleridir ki, (ağaçları) altından ırmaklar akar. Onlar için orada diledikleri her şey vardır, işte, Allah, kendisinden korkanları böyle mükâfatlandırır.
32-       Melekler, iyi kimseler olarak canlarını aldıkları bu kimselere "Allah'ın selâmı üzerinize olsun. Yapmış olduklarınıza karşılık cennete girin" derler.
33-       Onlar, kendilerine ille de meleklerin, yahut Rablarının (azâb) emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah, onlara, (azâb indirmekle) zulmetmemiş, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdir.
34-       Bu yüzden da onlar, yaptıklarının akıbetine uğramışlar ve (ceza olmak üzere) alay ettikleri şey, kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.
35-       Allah'a şirk koşanlar, "eğer Allah dileseydi, ne biz ne de atalarımız, O'ndan başka hiçbir şeye ibadet etmez, O'nun rızası olmadıkça hiçbir şeyi haram kılmazdık" demektedirler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Halbuki peygamberlere düşen açıkça tebiîğ etmekten başka bir şey değildir.
36-       Biz her ümmete, yalnız Allah'a ibadet etmeleri ve şeytandan da sakınmaları için bir peygamber gönderdik. Bu ümmetlerden bir kısmına Allah hidayet etmiş; bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Nitekim yeryüzünde bir dolaşın da, (peygamberleri) yalanlayanların akıbetinin ne olgunu görün.
37-       (Ey Muhammedi) Sen kavminin doğru yol üzerinde olmasını ne kadar istesen de, Allah, saptırdığı kimselere asla hidayet etmez; onların herhangi bir yardımcıları da yoktur.
38-       Onlar, Allah'ın, ölen bir kimseyi diriltmeyeceğine dâir bütün güçleriyle Allah’a yemin etmişlerdir. Fakat hayır; gerçek bir va'd olarak (ölüleri diriltecektir). Ancak insanların çoğu bunu bilmez.
39-       Hem de bu hususta ihtilâf edenlere açıkça göstermek için, ve küfredenlerin de yalan söylediklerini anlamaları için ölüleri diriltecektir.
40-       Zira bizim, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz, ona "ol' demektir; o da hemen oluverir.
41-       Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenleri biz, dünyada mutlaka güzel bir yere yerleştiririz. Halbuki bilmiş olsalar âhiret sevabı daha büyüktür.
42-       İşte bunlar, sabredenler ve Rablarına güvenip dayananlardır.
43-       Biz senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız kitap ehline sorun.
44-       Onları apaçık deliller ve kitaplarla gönderdik. Sana da, insanlara, kendilerine indirileni açıklayasın diye Kur'an'ı indirdik. Belki onlar da düşünürler.
45-       Sinsice kötülük peşinde koşanlar, Allah'ın kendilerini yenn dibine geçirmeyeceğinden, yahut anlayamadıkları bir yerden kendilerine azabın gelmeyeceğinden;
46-       Yahut (rızk için yeryüzünde) dolaşıp dururlarken azabın kendilerini yakalamıyacağından ki onlar buna engel olamayacaklardır.
47-       Yahutta kendilerini korku üzerinde yakalamıyacağından emin midirler? Şüphesiz Rabbınız çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
48-       Allah'ın yarattığı bir takım şeyleri görmüyorlar mı, nasıl gölgeleri boyun eğip Allah'a secde ederek sağa ve sola düşüyor.
49-       Zaten göklerde ve yerde bulunan bütün canlılar ve melekler, hiç büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler.
50-       Üstlerindeki Rablarından korkarlar ve yalnız emrolunduklarını yaparlar.
51-       Allah buyurmuştur ki: "İki ilâh edinmeyin. O, sadece tek bir ilahtır. Bu itibarla yalnız benden korkun".
52-       Göklerde ve yerde olan her şey O'nundur; itaat dâima O'na yapılır. Hal böyle olunca Allah' tan başkasından mı korkuyorsunuz?
53-       Size ulaşan her nimet Allah'tandır. Sonra bir sıkıntıya uğradığınız zaman, yine O 'na yalvarırsınız.
54-       Sonra o sıkıntıyı sizin üzerinizden kaldırınca da, içinizden bir güruh Rablarına şirk koşarlar.
55-       Bunu da kendilerine verdiğimize nankörlük etmek için yaparlar. Eğlenin bakalım! Nasıl olsa anlayacaksınız!
56-       Kendilerine verdiğimiz rzıktan bilmeyen putlar için pay ayırıyorlar. Allah'a kasem olsun ki iftira etmiş olduğunuz şeylerden mutlaka sorulacaksınız.
57-       Allah'a kızlar isnad ediyorlar. O bundan münezzehtir. Kendilerine de erkek çocuklan ayırıyorlar.
58-       İçlerinden birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü kapkara kesilir.
59-       Kendisine verilen müjdenin kötülüğü dolayısıyle kavminden gizlenir. Şimdi onu zillet altında kalarak mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün? Bak ne kötü hükmediyorlar.
60-       Âhirete îman etmeyenlerin kötülük örneği sıfatları vardır; Allah'ın ise en yüce sıfatları. O, Azîz'dir, Hakîm'dir.
61-       Eğer Allah, insanları haksızlıkları yüzünden cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, onları belli bir süreye kadar tehir eder. Ecelleri geldiği zaman da, ne bir saat geride kalırlar, ne de bir saat öne geçerler.
62-       (Kendilerine) hoş görmediklerini Allah'a nisbet ediyorlar; dilleri de güzel akıbetin kendilerine âit olduğunu ileri sürüp yalan söylüyor. Gerçek şudur ki, onlara cehennem vardır ve onlar, mutlaka oraya sürüleceklerdir.
63-       Allah'a kasem olsun ki, senden önceki milletlere de peygamberler göndermiştik; ne var ki şeytân.onlara amellerini süslü göstermiştir. Bugün de o onların dostudur ve onlar için acı bir azâb vardır.
64-       Biz sana Kftab'ı, hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve inanan kimselere hidayet ve rahmet olmak üzere indirdik.
65-       Allah, gökten bir su indirmiş ve onunla ölümünden sonra yeryüzüne hayat vermiştir. Şüphesiz bunda, söz dinleyen kimseler için ibretler vardır.
66-       Keza bir takım hayvanlarda da sizin için muhakkak bir ibret vardır. Karınlarında yarı sindirilmiş gıda ile kandan oluşan, içenlere içimi kolay hâlis bir süt içirmekteyiz.
67-       Yine hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden edindiğiniz içki ve güzel nzıktan da size içiriyoruz ki, bunlarda da aklını kullanan kimseler için muhakkak bir ibret vardır.
68-        Rabbın bal arısına şöyle vahyetmiştir. "Dağlardan, ağaçlardan ve çardaklardan kendine evler edin."
69-       "Sonra her çeşit meyveden ye ve Rabbının (sana ilham ettiği) yoluna boyun eğerek gir." Karınlarından, kendisinde insanlar için şifa bulunan muhtelif renklerde bal çıkar. Şgphe yoktur ki bunda, düşünen kimseler için mutlaka bir ibret vardır.
70-       Allah sizi yaratmıştır; sonra da öldürecektir. İçinizde, bir takım şeyleri öğrendikten sonra hiçbir şey bilmesin diye ihtiyarlık düşkünlüğüne itilenler olacaktır. Allah şüphesiz her şeyi hakkıyle bilendir; her şeye kaadirdir.
71-       Allah, rızık hususunda, bazınızı bazınıza üstün kılmıştır. Rızıkça üstün kılınanlar, gözetimleri altında bulunanlara, kendileriyle eşit olurlar diye rızıklarını vermemektedirler. Yoksa Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
72-       Oysa Allah, sizin için kendi nefislerinizden eşler yaratmış ve kendi eşlerinizden de size oğullar ve torunlar vermiş, sizi temiz yiyeceklerle rızıklandırmıştır. O halde onlar, bâtıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkâr ediyorlar?
73-       Ve Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendileri için hiçbir rızka sahip olmayan ve sahip olmaya da güçleri bulunmayan şeylere mi ibadet ediyorlar?
74-       Allah'a meseller vermeyin. Allah, şüphesiz her şeyi bilir, fakat siz bilmezsiniz.
75-       Allah hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz nzıktan gizli ve açık olarak infak eden kimseyi mesel olarak vermiştir. Hiç bunlar eşit olur mu? Hamd, Allah'a mahsustur; fakat çoğu bilmez.
76-       Keza Allah, şu iki adamı da mesel olarak vermiştir: Bunlardan biri dilsiz olup hiçbir şeye gücü yetmez; efendisine de yüktür: Onu nereye göndersen hayır getirmez. Şimdi, bu adamla, dosdoğru yol üzerinde olup da adaleti emreden adam eşit olur mu?
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Kıyamet saatinin vakti bir göz açıp kapama gibidir; yahut daha yakındır. Şüphe yoktur ki Allah, her şeye kaadirdir. 78-      Allah sizi. analarınızın karınlarından çıkarmıştır. Hiçbir şey bilmiyordunuz. Fakat, şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalb vermiştir.
79-       Gök boşluğunda Allah'ın emrine boyun eğmiş kuşu görmüyorlar mı? Onları Allah'tan başka hiçbir şey orada tutmaz. Bunda da îman eden kimseler için ibretler vardır.
80-       Allah size evlerinizden ikamet edeceğiniz yerler, hayvan derilerinden, yolculuğunuzda ve ikametinizde kendilerini kolayca taşıyabileceğiniz evler, yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından belirli bir süreye kadar kullanabileceğiniz örtüler ve eşyalar yapmıştır.
81-       Allah size, yarattığı (ağaç v.s. gibi) şeylerden gölgelikler; dağlardan (mağara v.s. gibi) sığınaklar; sizi sıcaktan koruyan zırhlar yapmıştır. İşte Allah, müslüman olasınız diye, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlar.
82-       Buna rağmen yine de yüz çevirirlerse, bu takdirde (ey Muhammedi) senin üzerine düşen, sadece, açık bir şekilde tebliğ etmektir.
83-       Onlar, Allah'ın nimetini hem bilirler, hem de onu inkâr ederler ve çoğu da kâfirdir.
84-       Kıyamet günü her ümmetten bir şâhid getiririz; ancak küfredenlere itiraz için izin verilmez ve onlardan mazeret de istenmez.
85-        (Küfürleriyle) zulmedenler, azabı gördükleri zaman, artık onların üzerindeki bu azâb, ne hafifletilir, ne de onlara mühlet verilir.
86-       Allah'a şirk koşanlar, şirk koştukları(putları) nı gördükleri zaman; "Rabbımız! Seni bırakıp kendilerine yalvardığımız ortaklarımız işte bunlar" derler. Onlar da bunlara: "Siz muhakkak yalancısınız" diye söz atarlar.
87-       İşte o gün hepsi Allah'a teslim olurlar ve böylece(dünyada iken) uydurmuş oldukları putlar da onlardan uzaklaşıp giderler.
88-       Küfredenlere ve Allah'ın yolundan saptıranlara, ifsad etmiş olmaları dolayısıyle azâb üstüne azâb veririz.
89-       Kıyamet günü, her ümmete kendi içlerinden bir şâhid getiririz; seni de (ey Muhammedi) bunlara şâhid getireceğiz. Sana, her şeyi açıklayan, hidayet, rahmet ve Müslümanlar içinde müjde olan bu Kitab'ı indirdik.
90-       Allah, adaletli olmayı, iyilik etmeyi ve yakınlara vermeyi emreder; (her çeşit) haramdan, kötülükten ve zorbalıktan da meneder; öğüt alasınız diye size va'z ve nasihat eder.
91-       Ahidleştiğiniz zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin; pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın; hani Allah'ı kendinize şâhid tutmuştunuz? Allah, şüphesiz yaptığınız şeyleri bilir.
92-       Bir ümmetin, bir ümmetten sayıca daha çok olması dolayısıyla, aranızdaki yeminleri hile kılarak, ipini iyice büktükten sonra bozan kadın gibi olmayın. Zira Allah, bununla sizi imtihan etmektedir. Kıyamet günü de, üzerinde ihtilaf ettiğiniz şeyleri size elbette açıklayacaktır.
93-       Eğer Allah dileseydi, sizi muhakkak tek bir ümmet yapardı. Fakat o, dilediğini saptırır; dilediğine de hidayet eder. İşlediğiniz işlerden (kıyamet günü) mutlaka sorguya çekileceksiniz.
94-       Yeminlerinizi, aranızda hile edinmeyin. Aksi halde ayak, yere iyice bastıktan sonra kayar ve Allah yolundan saptırmanız sebebiyle kötülüğü tadarsınız. Kıyamet günü de büyük azâb sizin olur.
95-       Allah'ın ahdini, yok pahasına satmayın. Eğer bilirseniz, Allah'ın yanında olan sizin için daha hayırlıdır.
96-       Hem sizin yanınızda olan tükenir de, Allah'ın yanında olan bakîdir. Sabredenlerin ecrini, işlemiş olduklarının en güzeliyle ödeyeceğiz.
97-       Erkek olsun kadın olsun, mü'min olduğu halde kim iyi iş işlerse, ona güzel bir hayat yaşatırız. (Kıyamet günü de) onlara ecirlerini, işlemiş olduklarının en güzeliyle öderiz.
98-       Kur'ân okuduğun zaman, taşlanmış olan şeytandan Allah'a sığın.
99-       Şu bir gerçektir ki, şeytanın, iman edenler ve Rabbına güvenip dayananlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktur.
100-     Onun nüfuzu, sadece kendisini dost tutanlar ve onun yüzünden müşrik olanlar üzerindedir.
101-     Biz, bir âyetle bir âyetin yerini değiştirdiğimiz zaman -ki Allah ne indirdiğini çok iyi bilir -'Sen bir iftiracısın" derler. Hayır, öyle değil; fakat çoğu bilmiyor.
102-     (Ey Muhammedi) De ki: "Kurân'ı Rûhu'l-Kudüs (Cebrail), iman edenlerin imanlarını sağlamlaştırmak ve müslümanlara hidayet ve rahmet olmak üzere Rabbından hak ile indirmiştir.
103-     Onların, "Muhammed'e (söylediklerini) öğreten bir insandır." dediklerini elbette biliyoruz. Oysa haktan saparak kendisine meylettikleri adamın dili yabancıdır. Kur'ân İse, fasîh bir arapçadır.
104-     Allah'ın âyetlerine îman etmeyenlere Allah hidayet etmez. Onlar için acı bir azâb vardır.
105-     Allah'ın âyetlerine îman etmeyenler, ancak iftirada bulunurlar. Yalancı olanlar da işte bunlardır.
106-     Kalbi îman ile dopdolu oldu-ğu halde küfre zorlanan kimse dışında, îmanından sonra Allah'ı inkar eden ve küfre göğüs açan kimselere, Allah katından bir azab gelir. Onlar için büyük bir azab vardır.
107-     Bu, dünya hayalını âhirete tercih etmeleri ve Allah'ın kâfir olan kimselere hidayet etmemesi sebebiyledir.
108-     Bunlar, Allah'ın, kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar da bunlardır.
109-     Âhirette asıl hüsrana uğrayacakların da bunlar olacağına şüphe yoktur.
110-     Sonra Rabbın (ey Muhammedi), zulme uğradıktan sonra hicret eden, sonra savaşan ve sabreden kimseler için, evet Rabbın, onların "bu fiillerinden sonra çok bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.
111-     O gün, herkes kendi canını kurtarmak için uğraşır ve herkese kendi işlediğinin tam karşılığı verilir. Onlar asla haksızlığa uğramazlar.
112-     Allah, bir kasabayı misal olarak verir: (Bu kasaba) güven ve huzur içinde idi; rızkı her taraftan bol bol kendisine geliyordu. Fakat bir gün, Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etti. Allah da o kasabaya, yapmış oldukları yüzünden, açlık ve korku libasını giydirdi.
113-     Kendilerine içlerinden bir de peygamber gelmişti; fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine zulümleri içinde azâb, onları yakalayıverdi.
114-     O halde (ey mü'minleri), eğer Allah'a ibadet ediyorsanız, O'nun helâl ve temiz olarak size verdiği rızıktan yeyin ve Allah'ın nimetine şükredin.
115-     O size sadece ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkasının adına kesilenleri haram kılmıştır. Her kim (ölüm korkusuyle) yemek zorunda kalırsa saldırmadan ve aşırı gitmeden (bunlardan yiyebilir); şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.
116-     Dillerinizin yalan vasfetmesi dolayısıyla 'şu helâldir; bu da haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Allah'a iftira edenler ise, asla felah bulmazlar.
117-     Onlar için (dünyada) az bir menfâat (âhırette de) acı bir azâb vardır.
118-     Sana anlattıklarımızı, daha önce yahudi olanlara da haram kılmıştık ve onlara zulmetmemiştik; fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı.
119-     Sonra Rabbın, bilmeden kötülük işleyen, sonra bunun ardından tövbe edip halini düzelten kimseler için, evet Rabbın böyle yapanlar için çok bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.
120-     Şüphesiz İbrahim, Allah'a itaatkar, hak dîne yönelmiş ve asla müşriklerden olmamış (başlı başına) bir ümmetti.
121-     Allah'ın nimetlerine karşı da şükredici idi. Allah onu seçmiş ve dosdoğru yola hidayet etmişti.
122-     Dünyada ona iyilik vermiştik, Âhirette de sâlihlerden idi.
123-     Sonra (ey Muhammedi) sana: "Hakka yönelmiş olan ve müşriklerden olmayan İbrahim'in dînine tâbi ol" diye vahyettik.
124-     Cumartesi (ibadeti), onun üzerinde ihtilâf edenlere (farz) kılınmıştı. Şüphesiz Rabbın, kıyamet günü, üzerinde ihtilaf ettikleri meselede, aralarında elbette hükmünü verecektir.
125-     (Ey Muhammedi) Rabbının yoluna, hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel bir şekilde münakaşa et. Şüphesiz kendi yolundan sapanları en iyi bilen Rabbındır; doğru yolda olanları da en iyi O bilir.
126-     Eğer (bir suçtan dolayı) ceza verecek olursanız, size yapılanın aynı ile cezalandırın. Sabrettiğiniz takdirde, bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
127-     Sabret. Sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır. Onlara üzülme Başvurdukları oyunlardan da endişeli olma.
128-     Allah, şüphesiz, sakınanlarla ve kulluk görevini iyi yapanlarla beraberdir.