018 – KEHF SURESi - Talat - 18. Sayfa
18-KEHF SURESİ
Kur'ânı Kerîmin on sekizinci sûresi olup 110 âyetten müteşekkildir. Sûrenin tamamı Mekke'de nazil olmuştur. Kehf, lugatta "geniş mağara" manasına gelir; daha küçük mağaralara da gâr denilmiştir. Sûrede bir mağaraya sığınan ve orada üç asır (üç yüzyıl) boyunca uyuyarak hayatlarını sürdüren bazı gençlerden söz edildiği ve onların kıssaları anlatıldığı için ona Kehf sûresi denilmiştir. Ashab-ı Kehf'in ne uyudukları ve ne de uyandıktan sonra yaşadıkları devir hakkında hiçbir bilgi bulunmadığı gibi, bunların kimler oldukları ve nerede yaşadıkları da bilinmemektedir. Keza Kur'ânı Kerîm, Kehf ashabının kıssasını anlatmış olmakla beraber, bunların kaç kişi olduklarını da açıklamamıştır. Kıssadan anlaşılan şudur ki, Allah 'a inanan ve inançlarında sebat ve metanet gösteren bazı gençler, dinsiz bir kralın dinsizliğe davetine karşı gelmişler, onun, bu davete icabet etmeyenlere karşı yürüttüğü zulüm ve katliâmdan kurtulmak için bir mağaraya gizlenmişler ve Allah'a yalvararak O ndan bir kurtuluş yolu dilemişlerdir, inanan insanlardan yardımını esirgemeyen Allah Ta'alâ da, onlara uzun bir uyku vermiş ve bu uyku üç asır sürmüştür. Uyandıkları zaman, dinsiz kralın devri sona ermiş, inanan insanların yaşadığı bir devir başlamıştır. Bazı rivayetlerden öğrenildiğine göre, gençlerden biri, uyandıktan sonra, yiyecek almak için şehre inmiş, ancak alış veriş yaparken elinde bulunan paralar, onun hazine bulmuş bir kimse sanılmasına sebep olmuştur. Tabiatiyle mesele bundan sonra ortaya çıkmış ve gençlerin uzun seneler uyudukları anlaşmıştır Kehf kıssası, bu gençlerin üç asır uyuduktan sonra tekrar uyanmalarını, öldükten sonra yeniden dirilmenin mutlaka gerçekleşeceğine delil kılan müstesna sûrelerden biridir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1-4-
Hamd, kendi katından gelecek şiddetli
azâbla (kâfirleri) korkutmak, iyi iş işleyen
mü'minlere, içinde ebedî kalacakları güzel bir mükâfat olduğunu müjdelemek
ve "Allah kendisine bir çocuk edindi" diyenleri korkutmak için, içinde
hiçbir eğriliğe yer vermeden dosdoğru olarak, kulu Muhammed'e Kitabı indiren
Allah'a mahsustur.
5- Ne Allah'ın bir çocuk edindiğini söyleyenlerin ve ne de
atalarının, bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Ağızlarından çıkan söz,
küfür olarak ne büyüktür. Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
6- Demek onlar Kur'ân'a inanmazlarsa, arkalarından üzülerek kendini
helak edeceksin.
7- Biz, yeryüzünde bulunan şeyleri, insanlardan hangilerinin daha
güzel iş işlediklerini denemek için yeryüzüne süs kıldık.
8- Bununla beraber yine biz, yerin üzerindekileri (vakti gelince)
elbette çorak bir toprak haline getireceğiz.
9- Yoksa sen (Ey Muhammedi), Kehf ve
Rakîm ashabını, bizim şaşılacak
âyetlerimizden mi sandın? (Oysa şaşılacak o kadar
çok şey var ki!).
10- O gençler mağaraya sığınınca, demişlerdi ki: "Rabbımız! Bize
katından bir rahmet ver ve şu işimizden bizim için bir kurtuluş yolu
hazırla".
11- Bunun üzerine biz de, kulaklarına (perde) vurup mağarada onları
senelerce uyuttuk.
12- Sonra da uykuda kaldıkları süreyi iki taraftan hangisinin daha iyi
hesap edeceğini anlamak için onları tekrar uyandırdık.
13- {Ey Muhammedi) Onların haberlerini sana dosdoğru anlatacağız:
Onlar, Rablarına îman
etmiş gençlerdi; biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
14- (Kendilerini dinsizliğe çağıran krala karşı, dikilip de:
"Rabbımız, göklerin ve yerin Rabbıdır; ilâh
olarak O'ndan başkasına asla yalvarmayız; aksi halde
bâtıl söz söylemiş oluruz".
15- "Şu bizim halkımız O'ndan başka ilâhlar edindiler; onların ilâh
olduklarına açık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uyduran
kimseden daha zâlim kim olabilir?" dediklerinde,
onların kalblerini (sabır ve) metanetle kuvvetlendirmiştik.
16- (Onlara şöyle denilmişti:) "Mademki siz (o dinsizlerden ve)
Allah'tan başka taptıkları şeylerden kaçtınız, o halde mağaraya sığının ki,
Rabbınız rahmetini yaysın ve işinizde kolaylık hazırlasın".
17- Baksaydın, güneşin doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına
meylettiğini, battığı zaman da sol taraftan onları makaslayıp geçtiğini ve
onların da, mağaranın içinde (rahatsız olmadan) geniş bir sahada
bulunduklarını görürdün. İşte bu, Allah'ın
âyetlerindendir. Allah, kime hidayet ederse, o doğru yoldadır. Kimi
de sapıklıkta bırakırsa, artık onun için doğru yolu gösterecek bir dost
bulamazsın.
18- (İşte o mağaradakiler) uykuda oldukları halde, sen onları uyanık
sanırdın: (uyudukları yerde) biz onları sağa sola çeviriyorduk; köpekleri de
girişte, (kendine hâs
yatışıyle) ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı; onları {o halde)
görseydin, için onlardan korku ile dolar, geri dönüp kaçardın.
19- Biribirlerine (şöyle) sormaları için onları tekrar uyandırmıştık.
İçlerinden biri demişti ki: "Uykuda ne kadar kaldınız"? Diğerleri de şöyle
demişlerdi: 'Bir gün. yahut daha az kaldık". Ve
yine demişlerdi ki: "Rabbınız ne kadar kaldığınızı daha iyi bilir. Şimdi
siz, içinizden birini, şu gümüş paranızla şehre gönderin; baksın, hangi
yiyecek daha temiz ise.ondan size azık getirsin.
Çok dikkati davransın ve sakın ha sizi birisine sezdirmesin".
20- "Zira sizi fark ederlerse, taşa tutarlar,
yahut kendi dinlerine döndürürler. Bu takdirde, hiçbir zaman iflah
olmazsınız".
21- Onları önce uyutup sonra tekrar uyandırdığımız gibi, Allah'ın
(insanları öldükten sonra tekrar dirilteceği hususundaki)
va'dinin gerçek olduğunu ve kıyamet vaktinin
geleceğinde şüphe bulunmadığını herkesin bilmesi için, bazı kimselerin
onları bulmalarını sağladık. (Onları mağarada bulanlar), aralarında
durumlarını münakaşa ediyorlardı. (Bazıları) demişlerdi ki: "Üzerlerine bina
yapın; Rabları onları çok iyi bilir". Onların durumlarını yakından bilip
gâlib gelenler de şöyle demişlerdi: "Üzerlerine muhakkak bir
mescid yapacağız".
22- (Mağara ehli hakkında münakaşa devam edecek ve bazıları) gayba taş
atar gibi diyeceklerdir ki: "Onlar üç kişi idiler; dördüncüleri
köpekleridir. (Bazıları:) "Beş kişi idiler; altıncıları köpekleridir"
diyeceklerdir. (Bazıları:) "Yedi kişi idiler; sekizincileri köpekleridir"
diyeceklerdir. (Ey Muhammedi) De ki: "Onların sayılarını en iyi Allah bilir.
Onları bilen çok azdır. Bu sebeple onlar hakkında bu bildirilenler dışında
münakaşaya girişme ve hiç kimseye de bir şey sorma".
23- Hiçbir şey için "ben bunu yarın yapacağım" deme.
24- Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbını an ve
şöyle de: "Rabbım, ola ki beni. doğruya bundan
daha yakın olana eriştir".
25- Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kalmışlar, dokuz yıl da ilâve
etmişlerdir.
26- (Ey Muhammedi) De ki: "Allah, kaldıkları süreyi daha iyi bilir.
Göklerin ve yerin gaybı O'na mahsustur. Allah ne güzel görendir ve ne güzel
işitendir. İnsanlar için O'ndan başka hiçbir yardımcı yoktur. Ve O, hükmünde
hiç kimseyi ortak etmez".
27- (Ey Muhammedi) Rabbının Kitabından sana vahyolunanı oku. O'nun
sözlerini değiştirecek hiç kimse yoktur. O'ndan başka sığınılacak bir kimse
de asla bulamazsın.
28- Nefsini sabah akşam rızasını isteyerek
Rablarına yalvaranlarla bir tut. Dünya hayatının süsüne kanarak
gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız kendi
nefsinin arzusuna uyan ve işi aşırılık olan kimseye itaat etme.
29- (Ey Muhammedi) De ki: "Hak, Rabbınızdan gelmiştir. Dileyen
îman etsin, dileyen küfretsin". Biz,
zâlimler için, alevi kendilerini kuşatacak olan
bir ateş hazırladık. Eğer yardım isterlerse, yüzleri kızartan erimiş maden
gibi bir su ile yardım olunurlar. (O su) ne kötü bir içecektir ve (o ateş)
ne kötü bir dayanaktır.
30- İman edenler ve iyi amel işleyenler ise, biz amellerini iyi
işleyenlerin mükâfatını elbette zayi etmeyiz.
31- İşte böyleleri için,(ağaçları) altından ırmaklar akan
Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezik
takınırlar; sedirler üzerinde oturmuş oldukları halde, ince ve kalın ipekten
yeşil bir elbise giyerler. Ne güzel sevab ve ne
güzel dayanak.
32- Onlara iki adamı misal göster: Onlardan birisine iki üzüm bağı
vermiş ve her ikisinin etrafını hurma ağaçlarıyla çevirmiş, aralarını da
ekinlik yapmışız.
33- Her iki bahçe de meyvelerini vermiş, bundan hiçbir şeyi eksik
etmemiş. Aralarından bir de nehir akıtmışız.
34- Bahçe sahibinin başka gelirleri de vardır. Bir gün arkadaşıyla
konuşurken ona şöyle der: "Mal yönünden senden daha zenginim; adam yönünden
de üstünüm.
35- Adam, bu şekilde kendine zulmederek bağına girer ve şöyle der:
"Ben, bu bağın ebediyyen yok olacağını
zannetmiyorum".
36- "Kıyametin kopacağını da zannetmiyorum. Rabbıma geri döndürülsem
bile, Orada bundan daha hayırlı bir yer bulurum".
37- Kendisiyle konuşan arkadaşı ise, der ki: "Seni topraktan, sonra
nutfeden yaratan, sonra da bir adam haline
getiren Allah'ı inkâr mı ediyorsun"?
38- "Fakat O, benim Rabbım Allah'tır. Ben, Rabbıma hiç kimseyi ortak
koşmam".
39- "Mal ve çocuk bakımından sen beni kendinden daha fakir görsen
bile. bağına girince, "maşallah, kuvvet ancak
Allah'a mahsustur" demen gerekmez mi"?
40- "Mümkündür ki, Rabbım bana senin bağından daha iyisini verir ve
seninkine gökten bir felâket gönderir de, o, kupkuru bir toprak kesilir".
41 - "Yahut suyu çekilir de, onu bir daha bulamazsın".
Nitekim bağının bütün mahsûlü helak olur ve
çardakları, üzerine yıkılmış bağına sarfettiği
karşısında el oğuşturup "keşke hiç kimseyi
Rabbıma ortak koşmasaydım" demeye başlar.
Onun, Allah'tan başka, kendisine yardım edecek adamları yoktur ve Allah'a
karşı kendi kendine de yardımcı olamamıştır.
44- İşte bu durumda yardım, yalnız hak olan Allah'a aittir; O,
sevab yönünden daha hayırlıdır; akıbet yönünden
de daha hayırlıdır.
45- (Ey Muhammedi) Onlara, dünya hayatının su gibi olduğunu da misal
göster Biz onu gökten indiririz; yerin bitkisi onunla karışır; sonunda da o
bitki, rüzgârların eğip büktüğü bir çöpe döner. Allah, her şeye muktedirdir.
46- Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; bakî
kalacak olan iyi ameller ise, Rabbın katında sevâb
yönünden de, ümid yönünden de daha hayırlıdır.
47- Bir gün dağları yürütürüz ve sen yeryüzünü apaçık(ve dümdüz)
görürsün. Gelmiş geçmiş herkesi hasrederiz; tek birini bile
terketmeyiz.
48- Rabbına saf halinde arzolunurlar.
(Onlara denir ki:) "ilk defa sizi yarattığımız gibi bize geldiniz. Fakat
siz, sizin için böyle bir buluşma zamanı tayin etmeyeceğimizi
zannediyordunuz".
49- Amel defteri (önlerine) konur, işte o zaman,
suçlulann, onun içindekilerden korktuklarını ve: "Yazıklar olsun
bize! Bu defter nasıl olup da küçük büyük hiçbir şeyi bırakmadan (bütün
günahları) saymış" dediklerini görürsün. Böylece onlar, yaptıklarını
önlerinde hazır bulurlar. Rabbın, hiçbirine zulmetmez.
50- Meleklere "Âdem'e secde edin" dediğimizde, cinlerden olan İblis
dışında hepsi secde etmişti de İblis Rabbının emrinden çıkmıştı. (Ey
insan oğulları!) Şimdi beni bırakıp da sizin
düşmanınız olduğu halde bu İblisi ve onun soyunu dostlar mı ediniyorsunuz?
Zâlimler için Allah'a karşılık ne kötü bir bedel!
51- Oysa ben, ne göklerin ve yerin yaratılışında ve ne de kendilerinin
yaratılışında ' onları hazır bulundurdum. Yoldan çıkaranları kendime dost
da edinmedim.
52- O gün Allah der ki: "(Ey kâfirler!) Ortaklarım zannettiklerinizi
çağırın". Onları çağırırlar; fakat onlara hiç kimse cevap vermez. Çünkü
müşriklerle putları arasına ateşlen bir engel koymuşuzdur.
53- Suçlular ateşi görürler ve ona gideceklerini anlarlar; fakat
kaçacak bir yer de bulamazlar.
54- Biz, bu Kuranda her çeşit misali tekrar
tekrar açıkladık; fakat insan her şeyden çok mücadelecidir.
55- Kendilerine hidayet gelince insanların îman
etmelerine ve Rablarından mağfiret dilemelerine,
evelkilerin sünnetinin yahut çeşit çeşit
azabın kendilerine de gelmesinden başka bir engel yoktur.
56- Biz, peygamberleri yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz.
Küfredenler ise, hakkı bâtılla ortadan kaldırmak
için mücadele ediyorlar; ayetlerimi ve korkutuldukları şeyleri alaya
alıyorlar.
57- Rabbının âyetleriyle nasihat edilip de
onlardan yüz çeviren ve bizzat yaptıklarını unutan kimseden daha zâlim kim
olabilir? Biz, böylelerinin kalblerine, Kur'ân'ı anlamak istememeleri
dolayısıyle örtüler ve kulaklarına da ağırlık
koymuşuzdur. İşte bu sebepledir ki, onları hidayete davet etsen bile hiçbir
zaman hidayete ermezler.
58- Buna rağmen çok bağışlayıcı, çok merhametli olan Rabbın,
kazandıkları günâh sebebiyle onları
cezalandıracak olsaydı, onlar için azabı çabuklaştırırdı. Fakat onlara
va'dedilen bir zaman vardır ki, ondan başka
sığınacak bir yer asla bulamazlar.
59- Nitekim işte şu kasabalar, onları zulmetmiş olmaları
dolayısıyle helak etmiş.
helak etmek için de bir vakit tayin etmiştik.
60- Hani Mûsâ, hizmetçisine şöyle demişti:
"İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar yürümeye devam edeceğim;
yahutta bir asır yürüyeceğim".
61- İkisi birden iki denizin birleşme yerine varınca, balıklarını
unutuvermişlerdi. Balık da denizde yolunu bulup kaybolmuştu.
62- O yeri geçtikleri zaman, Mûsâ
hizmetçisine demişti ki: "Yiyeceğimizi getir. Bu yolculuğumuzda bir hayli
yorgun düştük".
63- Genç de ona şöyle demişti: "Gördün mü, kayaya sığınınca ben balığı
unuttum; onu hatırlamamı unutturan da, şeytandan başkası değildir. Balık,
şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitti".
64- Mûsâ da demişti ki: "Bizim istediğimiz
de bu idi". Hemen izlerini takip ederek aynı yoldan geri dönmüşlerdi.
65- Orada, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve bir ilim
öğrettiğimiz kullarımızdan birini bulmuşlardı.
66- Mûsâ ona şöyle demişti: "Sana tam
olarak öğretilenlerden bana da öğretmen için sana tâbi olabilir miyim"?
67- O da demişti ki: "Şu bir gerçektir ki, sen, benimle beraber
bulunmaya asla sabredemezsin".
68- "Zaten bilginle kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredeceksin"?
69- Mûsâ ise şöyle demişti: "Beni inşallah
sabreden bir kimse olarak göreceksin. Senin hiçbir emrine karşı
gelmeyeceğim".
70- O da demişti ki: "O halde, eğer benimle geleceksen, ben, hakkında
sana bir şey anlatmadıkça, sen, ondan bana hiçbir şey sormayacaksın".
71- Beraberce yola koyulmuşlardı. Nihayet gemiye bindikleri zaman o
kul gemiyi delmiş, Mûsâ da ona "gemi halkını suda
boğmak için mi onu deldin? Kötü bir iş yaptın" demişti.
72- O da demişti ki: "Benimle birlikte bulunmaya sabredemeyeceksin,
diye söylememiş mi idim"?
73- Mûsâ da şöyle demişti: "Unuttuğum
şeyden dolayı beni suçlama; şu işimden dolayı bana güçlük yükleme",
74- Yollarına devam etmişlerdi. Nihayet bir oğlan çocuğuna
rastladıkları zaman o kul onu da öldürmüştü. Mûsâ
demişti ki: "Bir nefsin karşılığı olmaksızın onu öldürdün mü? Gerçekten çok
kötü bir iş yaptın".
75- O da demişti ki: 'Sana söylememiş mi idim benimle beraber olmaya
sabredemezsin diye"?
76- Mûsâ ona şöyle demişti: "Bundan sonra
sana herhangi bir şey soracak olursam, benimle arkadaşlık etme. Benim
tarafımdan mazur sayılırsın".
77- Yine yollarına devam etmişlerdi. Nihayet bir kasaba halkına
geldikleri zaman, onlardan yiyecek istemişler, onlar ise bundan
kaçınmışlardı. Bu sırada orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar bulmuşlardı
ki, o kul onu hemen doğrultuvermişti. Mûsâ da ona
şöyle demişti: "Eğer dileseydin buna karşılık bir ücret alırdın".
78- O ise demişti ki: "İşte bu (itiraz), benimle senin aramızın
ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin tevilini haber vereceğim.
79- "Önce o gemi, denizde çalışan bir takım yoksullarındı. Onu kusurlu
yapmak istedim; zira arkalarında bir hükümdar vardı ki, bütün gemileri zorla
alıyordu".
80- Çocuğa gelince, "anası babası mü'min
kişiydiler. Çocuğun onları isyana ve küfre sürüklemesinden korktuk".
1- "İstedik ki, Rabları onlara din ve îman
yönünden daha hayırlısını ve merhametçe onlara daha yakınını versin."
82- "Duvar ise, şehirdeki iki yetim çocuğa aitti ve altında onlara ait
bir hazine vardı. Babaları salih bir kişiydi. Rabbın istedi ki, çocuklar
buluğ çağına erişsinler ve rabbından bir rahmet
olmak üzere hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendiliğimden yapmış
değilim. İşte senin sabredemediğin şeylerin açıklaması
bu.
83- (Ey Muhammedi) Sana Zülkarneyn'i
soruyorlar. De ki: "Size onun hakkında (Kur'an'dan)
bir haber okuyacağım".
84- Biz ona yeryüzünde sağlam bir yer temin etmiş ve dilediği her şeye
kendisini ulaştıracak bir de yol vermiştik. .
85- O da bir yol tutmuştu.
86- Nihayet güneşin battığı yere varınca, onun siyah, çamurlu bir suda
battığını görmüş, onun yanında bir de kavim bulmuştu. Ona şöyle demiştik:
"Ey Zülkarneyn! Onlara azâb da edebilirsin".
87- O da demişti ki: "Zulmedene azâb edeceğiz; sonra Rabbına geri
döndürülecek; O da ona görülmemiş bir azâbla
azâb edecektir".
88- "îman eden ve sâlih amel işleyene
gelince, ona da en güzel mükâfat vardır. Ona emrimizin kolay olanını
söyleyeceğiz".
89- Sonra Zülka'meyn, bir yol daha
tutmuştu.
90- Nihayet güneşin doğduğu yere varınca, onun, kendilerine güneşten
başka hiçbir şeyi örtü yapmadığımız bir kavmin üzerine doğduğunu görmüştü.
91- İşte o böyle (bir kimse) idi ve biz onun (gizli ve açık) sahip
olduğu bilgiye muttali idik.
92- Sonra bir yol daha tutmuştu.
93- Nihayet iki şeddin arasına varınca, orada, hemen hiç söz anlamayan
bir kavim bulmuştu.
94- Demişlerdi ki: "Ey Zülkarneyn!
Ye'cûc ve Me'cûc
yeryüzünde fesad çıkaran kimselerdir. Bizimle
onların arasında bir sed yapman için sana vergi
verelim mi?"
95- Zülkarneyn de şöyle demişti: "Rabbımın,
(ilim, kudret ve saltanat olarak) bana verdikleri (sizin vereceğiniz
haraçtan) daha hayırlıdır. Bununla beraber bana, gereken güçle yardım edin
ki, sizinle onların arasına en sağlam şeddi yapayım".
96- "Bana demir külçeleri getirin". Nihayet iki dağ (arası demir
külçeleriyle dolup) aynı seviyeye varınca, Zülkarneyn
"körükleyin" demişti. Demiri ateş haline getirince de: "Bana erimiş bakır
getirin de üzerine dökeyim" demişti.
97- Artık Ye'cûc ve
Me'cuc. ne şeddin üzerinden aşabilmişler,
ne de onu delebilmişlerdi.
98- Zülkarneyn şöyle demişti: Bu,
Rabbımdan bir rahmettir.
Rabbımın va'di geldiği zaman, onu yerle
bir eder. Rabbımın va'di
haktır".
99- (Şeddin yerle bir edildiği) o gün, birbirlerine girerler;
sûra üflenince de, hepsini
biraraya getiririz.
100-101-lşte o gün, beni anmaya (vesile olan
âyetlere) karşı, gözleri örtülü olan ve dinlemeye de tahammül edemeyen
kâfirlere, cehennemi öyle bir gösteririz ki!..
102- O küfredenler, beni bırakıp da kullarımı kendilerine dost
edinebileceklerini mi sanmaktadırlar? Oysa biz cehennemi kâfirler için
kalacakları bir yer olarak hazırladık.
103-104 (Ey Muhammedi) De ki: "Dünya hayatında
yaptıklarının güzel olduğunu sanıp da gayretleri boşa gittiği için
(âhirette) amel yönünden en çok ziyana uğrayanları size haber verelim mi"?
105- "İşte onlar, Rablarının âyetlerini ve
O'na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden onların amelleri boşa gitmiştir.
Kıyamet günü onlar için bir tartı da yapmayacağız.
106- İşte bu, küfretmiş olmaları, âyetlerimi
ve peygamberlerimi eğlence edinmeleri dolayısıyle,
onların cehennem cezalarıdır.
107- İman edenler ve sâlih amel işleyenler ise, onlar için, kalacak
Firdevs cennetleri vardır.
108- Orada daimîdirler. Oradan hiç ayrılmak istemezler.
109- (Ey Muhammedi) De ki: "Rabbımın sözleri
için deniz mürekkeb olsaydı ve bir o kadarını da
yardım için getirseydik, Rabbımın sözleri
tükenmeden önce deniz mutlaka tükenirdi".
110- Ve yine de ki: "Ben de sizin gibi bir insanım. İlahınızın tek bir
ilâh olduğu bana vahyediliyor. Her kim Rabbına
kavuşmayı umuyorsa iyi amel işlesin ve Rabbına ibadette hiç kimseyi ortak
koşmasın.
İslami Okul Okulların En Önemlisi