Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

038 – SAD SURESi - Talat - 38. Sayfa

38-SÂD SÛRESİ


Kurân-ı Kerîm 'in oluz sekizinci sûresi olup 88 âyetten müteşekkildir. Mekke'de Kamer sûresinden sonra nazil olmuştur, İlk ayeti, hurûf-ı mukattaadan sayılan "sad" harfiyle başlamış olması dolayısıyla sûreye bu harfin adı verilmiştir.

 

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

 

1-2-     Sâd. Şerefli Kur'âna yemîn ederim ki, o inkarcılar, aslında kibir ve ayrılık içindedirler.
3-         Oysa kendilerinden önce, bu yüzden nice nesiller helak etmiştik de feryadı basıp yardım istemişlerdi; fakat artık kaçıp kurtulma zamanı değildi ki.
4-         Müşrikler, kendi içlerinden bir uyancının gelmesine şaşırmışlar ve demişlerdi ki: "Bu, yalancı bir sihirbazdır".
5-          "İlâhları tek bir ilâh mı yapıyor? Gerçekten bu çok acaib bir şey".
6-         Onların ileri gelenleri de kalkıp giderken demişlerdi ki: "Yürüyün; ilâhlarınıza bağlılıkta da direnin. İşte bu, asıl istenen şeydir".
7-         "Biz bunu son dînde de işitmedik. Bu, şüphesiz ki uydurmadan başka bir şey değildir".
8-         "Kur'ân, aramızdan Muhammed'e mi indirilmeliydi"? Hayır; görülüyor ki onlar Kur'ân'ımdan şüphe içindedirler; çünkü azabımı henüz tadmamışlardır.
9-         Yoksa  yanlarında,  dâima gâlib ve  ihsan  sahibi  olan   Rabbının   Rahmet hazineleri mi vardır?
10-       Yahutta göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkiyeti onlara mı aittir? Öyleyse sebeplere yapışarak göklere yükselsinler.
11-       Oysa onlar, çeşitli kabilelerden meydana gelmiş, şurada mağlûb olmaya mahkûm çok kalabalık bir ordudur.
12-13- Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd. saltanat sahibi Firavun, Semûd, Lût kavmi ve Eyke ahalisi de peygamberlerini yalanlamışlardı. Bunlar da peygamberlere karşı birleşmiş guruplardan oluşmuştu.
14-       İstisnasız hepsi de peygamberleri yalanlamışlar ve azabımı hak etmişlerdir.
15-       Bunlar da, bir an bile gecikmesi olmayan Sûr'un o tek korkunç sesinden başka bir şey beklememektedirler.
16-       (Alay ederek) demektedirler ki: "Rabbımız! Hesab gününden önce nasibimizi bize çabucak ver.
17-       (Ey Muhammedi) Onların bu söylediklerine sabret ve laatta güçlü olan kulumuz Davud'u hatırla O, dâima Allah'a rücû eden bir kimse idi.
18-19- Biz dağları ve topluca kuşları emre âmâde kılmıştık da, onunla beraber sabah akşam teşbih ederlerdi. Hepsi de ona itaat ediyorlardı.
20- Davud'un hükümranlığını kuvvetlendirmiş, ona hikmet ve dâvada hükmetme gücü vermiştik.
21-22- (Ey Muhammedi) Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani odasına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o da onlardan korkmuştu. Ona demişlerdi ki: 'Korkma; birbirimizin hakkına tecavüz etmiş iki davacı. Aramızda adaletle hükmet; haktan ayrılma. Bizi de yolun ortasına çıkar,"
23-       (İkisinden biri demişti ki:) Bu, benim kardeşimdir. Onun, doksan dokuz dişi koyunu, benim ise bir dişi koyunum var. Böyle iken, (benim koyuna da göz dikti) ve 'onu bana ver dedi. Bana hitabında da benden üstün çıktı'.
24-       Dâvûd da şöyle demişti: "Senin koyunu kendi koyunlarına istemekle sana haksızlık etmiş. Ortakların çoğu, biribirlerinin haklarına tecavüz ederler; ancak îman edenler ve sâlih amel işleyenler hâriç; bunlar da ne kadar azdır"!.. Dâvûd, kendisini denediğimizi zannetmiş, hemen Rabbından mağfiret dileyip secdeye kapanmış ve Allah'a rûcü etmişti.
25-       Böylece biz de onu bağışlamıştık. Zira onun, katımızda bize bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardı.
26-       (Ona şöyle demiştik:) Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde bir halîfe kıldık. İnsanlar arasında adaletle hükmet; keyfine tabi olma; aksi halde Allah'ın yolundan seni saptırır. Allah'ın yolundan sapanlara ise, hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azâb vardır.
27-       Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Ateşe girecek olan o inkarcıların vay haline!...
28-       Yoksa, îman edenleri ve sâlih amel işleyenleri, yeryüzünde fesad çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yahutta Allah'tan korkanları, kötülük işleyenler gibi mi tutacağız?
29-       Bu Kur'ân, akıl sahiplerinin, âyetlerini düşünmeleri ve ibret almaları için sana indirdiğimiz mübarek bir Kitaptır.
30-       Davud'a oğlu Süleyman'ı ihsan etmiştik;o, ne güzel bir kuldu; dâima Allah'a rûcü ederdi.
31-       Bir akşam üzeri kendisine,bir ayağını, tırnağı üzerine diken safkan koşu atları gösterilmişti.
32-       Bunun üzerine demişti ki:*Ben. malı, Rabbımın zikrine vesile olması dolayısıyle seviyorum". Nihayet atlar, toz perdesi arkasında kaybolup gitmişlerdi.
33-       Süleyman da: "onları bana geri getirin" demiş; gelince de, ayaklarını ve boyunlarını okşamaya başlamıştı.
34-       Biz, Süleyman'ı, bir imtihana da tâbi tutmuştuk: Onu, tahtı üzerine (bir hastalık yüzünden) cesed haline getirmiştik; sonra yine eski haline dönmüştü.
35-       Demişti ki: "Rabbıml Beni bağışla ve bana, benden sonra hiç kimseye nasîb olmayacak bir hükümranlık İhsan el. Şüphesiz dâima ihsan eden sensin".
36-38- Emriyle istediği yere yumuşak bir şekilde esip giden rüzgârı, bina yapan ve dalgıçlık eden şeytanları ve yine şeytanlardan zincire vurulmuş diğerlerini ona tâbi kılmıştık.
39-       "Bu, bizim (sana) ihsanımızdır; ister ver, ister tut; hesapsızdır"(demiştik).
40-       Şüphesiz onun, katımızda bize bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardı.
41-       Kulumuz Eyyûb'u da hatırla.Hani Rabbına "şeytan, bana bir yorgunluk ve azâb verdi" diye seslenmişti.
42-       Biz de ona "ayağını yere vur; (yerden kaynayacak olan su,) yıkanacak ve içilecek soğuk bir sudur "d e mistik.
43-       Ona, bizden bir rahmet ve akıl sahiplerine bir ibret olmak üzere, ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını daha vermiştik.
44-       Ona demiştik ki: "Eline bir demet sap alıp onunla vur; fakal yemîni bozma". Biz onu sabırlı bulduk. O, ne iyi bir kuldu; daima Allah'a rücu ederdi.
45-       Kuvvet ve basiret sahibi kullarımız. İbrahim, Ishak ve Yakub'u da hatırla.
46-       Biz onları, daima arîıret yurdunu hatırlama özellikleri dolayısıyle de ihlaslı kimseler kılmıştık.
47-       Onlar, bizim katımızda şüphesiz hayırlı, seçkin kimselerden idiler.
48-       Keza İsmail'i, Elyesa' ve Zülkifl'i de hatırla. Hepsi de hayırlı kişilerden idiler.
49-       Bu bir hatırlatmadır. Allah'tan korkanlar için, muhakkak güzel bir gelecek vardır.
50-       O da, kendileri için kapıları açılmış Adin cennetleridir.
51-       Orada, sedirlere yaslanmış olarak çeşitli meyveler ve içecekler isterler.
52-       Yanlarında, gözlerini (yalnız kendi eşlerine) çevirmiş yaşıtları olan kadınlar vardır.
53-       İşte bu, hesap günü için size va'dolunanlardır.
54-       Şüphesiz bunlar, tükenişi hiç olmayan rızıklarımızdır.
55-       Bu, (mü'minlerin mükafatı) dır. Haddi aşan kafirlere ise, elbette kötü bir gelecek vardır.
56-       Onlar, cehenneme gireceklerdir. Ne kötü bir yataktır orası.
57-       İşte azab bu; öyle ise onu tadsınlar: Kaynar su ve irin.
58-       Ve bunun benzeri başka cinsten azab.
59-       (Onların ileri gelenlerine de şöyle denir) "Bu, sizinle birlikte girecek olan topluluk. Onlar rahat yüzü görmesinler; çünkü ateşe gireceklerdir"
60-       Onlar da derler ki: "Hayır; asıl siz, siz rahatlık görmeyin. Onu siz önümüze getirdiniz. Orası ne kötü durak".
61-       Ve yine derler ki: "Rabbımız! Bunu bizim önümüze kim getirdiyse, onun ateşteki azabını kat kat artır".
62-       Müşrikler şöyle derler: "Bize ne oluyor ki dünyada iken kötülerden saydığımız adamları burada göremiyoruz".
63-       "Onları eğlence edinmiştik. Yoksa gözlerimiz onlardan kaydı da göremez mi olduk"?
64-       İşte cehennem ehlinin bu tartışması, muhakkak ki bir gerçektir.
65-       (Ey Muhammedi) De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve kahredici Allah'tan başka hiç bir ilâh yoktur".
66-       "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şevlerin Rabbıdır. Dâima gâlibtir: çok bağışlayıcıdır".
67-       De ki: "O (Kuran), büyük bir haberdir".
68-       "Fakat siz ondan yüz çeviriyorsunuz".
69-       "Münâkaşasını yaptıkları Mele-i âlâ (yüce âlem) hakkında hiçbir bilgim yoktur'.
70-       "Eğer   bana   vahyolunuyorsa,   bu   da   benim,   ancak   apaçık   bir   uyarıcı olmamdandır".
71-       Rabbın meleklere demişti ki: "Ben, çamurdan bir insan yaratacağım".
72-       "Onu tamamlayıp ruhumdan ona üflediğim zaman, ona hemen secdeye kapanın".
73-       Meleklerin hepsi ona secde etmişti.
74-       Yalnız iblis müstesna. O, büyüklenmiş ve kâfirlerden olmuştu.
75-       Rabbı ona şöyle demişti: "Ey İblîs! Ellerimle yarattığım insana secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun"?
77-       İblis de demişti ki: "Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın".
•77-       Rabbı ise şöyle demişti: "Oradan çık; sen artık kovulmuş birisin".
78-       "Ceza gününe kadar lanetim, muhakkak senin üzerine olacaktır".
79-       O da demişti ki: "Rabbım! Dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver".
80-       Rabbı şöyle demişti: "Öyleyse sana mühlet verilmiştir".
81-       "Hem de malûm vakte kadar".
82-83- İblîs ise demişti ki: "Senin izzetine yemin ederim ki, onlardan ihlâslı kulların dışında hepsini azdıracağım."
84-       Rabbı da şöyle demişti: "İşte bu gerçek. Ben de gerçeği söylerim."
85-       'Cehennemi, senden olanların ve onların içinden sana uyanların hepsiyle dolduracağım".
86-       (Ey Muhammedi Onlara) de ki: "Ben, teblîğ işine karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben. kendiliğimden bir şey iddia edenlerden de değilim",
87-       "Bu Kurân, alemler için ancak bir öğüttür".
88-       "Onun haberlerini bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz".