Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

004 – NiSA SURESi - Talat - 4. Sayfa

004-NİSA SÛRESİ


Nisa sûresi, Kur'ânı Kerim’in dördüncü sûresi olup 176 âyetten müteşekkildir Nüzulü, Hudeybiye anlaşmasının akabinde nazil olan Mümtehine sûresinden sonraki ve Hudeybiye andlaşmasıyla Tebûk gazvesi arasındaki devreye rastlar. Bu itibarla sûre Medenîdir. Ona Nisa sûresi denilmesinin sebebi, içerisinde, umumiyetle kadınlarla ilgili ahkâm âyetlerine yer verilmiş olmasıdır. Bununla beraber nazil olduğu dönemde, Müslümanlara karşı düşmanlıklarını artıran Kitap ehli ile münafıklara  genişçe bir yer verilmiş ve Müslümanlar da, bunlara aynı şiddette mukabelece bulunmakla emrolunmuşlardır.


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla


1-         Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, yine ondan eşini meydana getirip her ikisinden bir çok erkek ve kadınlar türeten Rabbınızdan sakının. Kendi (adı) ile birbirinizden istediğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak) tan sakının. Allah, şüphesiz, sizin üzerinizde hakkıyle gözeticidir.
2-         Yetimlere mallarını verin ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bk günâh olur.
3-         Eğer yetim   kızlar hakkında  âdil   davrânamamaktan   korkarsanız,   (onların yerine) sizin için uygun olan kadınlarla ikiye, üçe ve dörde kadar evlenin. Eğer (aralarında) adaletli davranamamaktan korkarsanız, bir tane ile yahut elinizin altındakiyle yetinin; bu, haksızlık etmemeniz için daha elverişlidir.
4-         Kadınlara mehirlerini gönül rahatlığıyla verin. Eğer o mehirden hoşnudlukla size bir şey bağışlarlarsa, onu da rahat rahat yeyin.
5-         Allah'ın sizi gözetici kıldığı mallarınızı aklı kıt olanlara vermeyin. (Bununla beraber) o maldan onlara da yedirin. giydirin ve onlara iyi söz söyleyin.
6-         Nikâh çağına gelinceye kadar yetimleri deneyin. Eğer onları    aklı başında görürseniz, mallarını kendilerine verin. Onları, büyümeleri (ve geri almaları korkusu) ile, israf ve acele ederek yeyip elden çıkarmayın. Zengin olan kimse, (yetimin malını yemekten sakınıp) iffetli davransın: fakır olan kimse de, maruf ölçüler içinde yesin. Onlara mallarını geri verdiğiniz zaman, yanlarında şâhidler bulundurun. (Kontrol edip) hesap sormak yönünden Allah yeter.
7-         Ana-babaların ve yakın akrabaların (miras olarak) bıraktıklarından erkekler için bir hisse vardır. Keza. ana babaların ve yakın akrabaların bıraktıklarından kadınlar için de bir hisse vardır ve bunlar bırakılan mal az da olsa çok da olsa belirli hisselerdir,
8-         (Mirasta hissesi olmayan) akrabalar, yetimler ve yoksullar, taksim sırasında hazır bulunduklarında, mirastan onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin, (gönüllerini alın).
9-         Arkalarında küçük çocuk bıraktıkları takdirde, onların geleceğinden endişe duyacak olanlar, (yetimler hakkında da aynı) endişeyi duysunlar; Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.
10-       Yetimlerin  mallarını  haksız  yere yiyenler,  muhakkak  ki  karınlarını  ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi boylarlar.
11-       Allan, (mirasın taksimi hususunda) size, çocuklarınızla ilgili (şu hükümleri) emreder: Erkeğe, kadının iki katı kadardır. Eğer kadınlar ikiden fazla iseler, ölünün bıraktığı(terike)nın üçle ikisi (onlara)dir  Eğer kadın bir tek ise, yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana babadan her bin için, terikenin altıda bin vardır. Eğer Ölenin çocuğu yoksa ve anası, babası ona vâris olmuşlarsa, üçte biri anaya aittir. Eğer ölenin kardeşleri varsa, anası için allıda bir hisse vardır (Bütün bunlar) Ölenin vasîyyet ettiği miktarın çıkmasından ve borcun ödenmesinden sonra (bakiyye üzerinden )dir. Siz, babalarınızdan ve oğullarınızdan hangilerinin fayda yönünden size daha yakın olduklarını bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından, farz kılınmış hükümlerdir. Allah, şüphesiz, ilim ve hikmet sahibidir.
12-       Eğer  zevcelerinizin  çocuğu  yoksa,   onların  terkettikleri (miras)nin  yarısı sizindir.  Eğer varsa,  terkettiklerinin dörtte  biri size aittir.  Bunlar,  vasîyyet ettikleri çıktıktan ve borç ödendikten sonra (kalan mal üzerinden) dır Eğer sizin çocuğunuz  olmamışsa,  terkettiklerinizin  dörtte  biri.  zevceler  içindir.   Eğer çocuğunuz varsa, terkettiğinizin sekizde biri onlara aittir. Bunlar ana vasıyyet ettikleri çıktıktan ve borç ödendikten sonra (geri kalan için) dır. Eğer bir erkeğe veya bir kadına, anası, babası ve çocukları olmaksızın (kelâlej olarak vâris olunursa ve onun bir erkek,  yahut bir kız  kardeşi bulunuyorsa,  onlardan herbirine altıda tir hisse vardır  Eğer onlar bundan daha çok iseler hepsi de, üçte bir hisseye ortaktırlar. Keza bu taksim de, (mirasçılara zarar vermeyecek şekilde)  vasıyyet olunan  çıktıktan  ve  borç   ödendikten sonra  (kalan  mal üzerinden) dır. Bunlar, Allah tarafından size vasiyyet edilen (hüküm) lerdir. Allah, her şeyi hakkıyle bilendir; Halîm'dir.
13-       Bunlar,    Allah'ın    (kulları    için    koyduğu)    hududlardır.    Kim    Allah'a    ve Peygamberine  itaat ederse,  O da onu,  içinde  daimî kalacağı,  (ağaçlan) altından ırmaklar akan cennetlere sokar; bu da en büyük kurtuluştur.
14-       Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan ve O'nun kanunlarına tecavüz ederse, O da onu, içinde daimî kalacağı ateşe sokar. Onun için zelîl edici bir azâb vardır.
15-       Kadınlarınızdan fuhşu irtîkâb edenlere karşı, kendi içinizden dört şâhid getirin. Eğer şâhillik ederlerse, ölüm onları alıp götürünceye, yahut Allah onlar için bir yol açıncaya kadar onları evlerde tutun.
16-       İçinizden fuhşu irtikâb eden (kadın ve erkekleri, eziyel'e cezalandırın. Eğer tövbe  eder  ve  düzelirlerse,  ikisine  de  eziyet  etmekten  vazgeçin.   Allan, şüphesiz, tövbeleri kabul edici ve bağışlayıcıdır.
17-       Allah  katında  (makbul  olan)  tövbe,  bilmeden  kötülük  işleyiş  de,  hemen akabinde tövbe edenlerin kidir. İşte, Allah'ın, tövbelerim kabul ettiği kimseler de bunlardır. Allah (her şeyi) hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir.
18- Yoksa (makbul olan) tövbe, kötülükleri işleyenlerin, sonra içlerinden cirme ölüm geldiği zaman da, "işte şimdi tövbe ettim" diyenlerin ve kâfir olarak ölenlerin tövbesi değildir. İşte böyleleri için biz, elîm Bir azâb hazırladık.
19-       Ey îman   edenler!   Kadınlara zorla varis olmanız ve apaçık bir fuhuş irtikab etmedikçe (mehir olarak) verdiklerinizin bir kısmını alıp götürme r iz için onarı sıkıştırmanız   size    helâl    değildir.    Onlarla    iyi    geçinin,    eğer   odlardan hoşlanmazsanız, (biliniz ki) bir şeyden hoşlanmamanız ve Allah'ın da o şeyde pek çoK hayır takdir etmiş olması pek mümkündür.
20-       Bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz ve onlardan birine de (melik olarak) pek çok mal vermişseniz, ondan hiçbir şey geri almayın. (Kadına] hem iftira ederek hem de apaçık günâh yükleyerek o şeyi geri alırmısınız?

21-        Hem birbirinizle a derece kaynaşmış olduğunuz ve onlar sizden o derece kesin bir teminat aldıkları halde, onu nasıl geri alırsınız?
22-       Babalarınızın   evlendikleri   kadınlarla   evlenmeyin.   Ancak   geçmişte   olan müstesna (bu yüzden size bir vebal yoktur), bu bir fuhuş, çirkin bir davranış ve kötü bir âdet idi.
23-       Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız  teyzeleriniz, erkek kardeş kızları,    kız kardeş   kızları,    sizi   emziren    (sut)analarınız,    sütkardeşleriniz, karılarınızın anaları, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup yanınızda büyüttüğünüz üvey kızlarınız -eğer analarıyla zifafa girmemiş iseniz (üvey kızlarınızla   evlenmenizde]    bir   beis   yoktur-   kendi    sulbünüzden    gelen oğullarınızın eşleri ile (evlenmeniz) ve iki    kız kardeşi  (nikahınız altında) birleştirmeniz  size   haram   kılınmıştır.   Ancak   (bunlar   haram   kılınmazdan önce|geçen geçmiştir (Bu yüzden üzerinize bir vebal yoktur) Allah, şüphesiz çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.
24-       (Savaş esiri olarak)     mülkiyeti elinize geçmiş olan (kafir cariye kadın) lar dışında, kocası bulunan diğer bütün kadınlar da, Allah'ın Üzerinize yazılı farzı olarak size haram kılınmıştır. Bunların dışındakiler ise, namuslu bir şekilde ve zinadan kaçarak, mallarınızla (mehrini verip evlenmek için) arzu etmeniz size helâl kılınmıştır. {Evlenilmesi size helâl kılınan kadınlardan) kendisiyle evlenip faydalandığınıza, takdir  olunan  ücret(mehir)lerini   verin.   Mehrin  takdir edilmesinden  sonra,  aranızda  gönül   rızasıyla   (yeni  bir  miktar  üzerinde! anlaşmanızda size bir vebal yoktur. Şüphesiz ki Allah,  her şeyi  hakkıyle bilendir; mutlak hüküm sahibidir.
25-       İçinizden her kim, hür muslüman kadınlarla evlenmeye maddî gücü yetmezse, mülkiyetiniz   allında   bulunan   mümin   cariyelerinizden   alsın.   Allah,   sizin îmanlarınızı çok daha iyi  bilir. Sizler birbirinizdensiniz   O  halde, nâmuslu olmaları, zina etmemeleri ve gizli dost edinmemeleri halinde, onları sahiplerinin izniyle kendinize nikahlayın; maruf ölçüler içinde mehirlerini de onlara verin. Evlendiklerinde, eğer fuhşu irtikâb ederlerse, kendilerine, hur kadınlara tatbik edilen cezanın yarısı verilir. (Cariyelerle evlenmek hususundaki) bu hüküm, İçinizden meşakkate katlanmayıp (zinaya sapmaktan) korkan kimseler içindi-. Fakat (cariyelerle evlenmek yerine, iffetli yaşayıp) sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
26-       Allah, size (hükümlerini) açıklamak ve sizden öncekilerin hak yoluna sizi irşad edip tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir.
27-       Allah, sizin tövbelerinizi kabul etmek istiyor; şehvetlerinin peşinde koşanlar ise. sizin doğru yoldan iyice sapmanızı istiyorlar.
28-       Keza Allah, sizin sırtınızdaki (ağır yükleri) hafifletmek istiyor; zira insan, zayi (ve güçsüz) yaratılmıştır.
29-       Ey iman edenler! Karşılıklı gönül rızasına dayanan ticaret malı müstesna, mallarınızı   aranızda   bâtıl   yollarla   yemeyin   ve   birbirinizi   (Haksız   yere) öldürmeyin. Şüphe yoktur ki Allah, size karşı çok merhametlidir.
30-       Her kim bunu düşmanlık ve zulüm maksadıyla yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu da Allah’a göre çok kolaydır.
31-       Eğer     nehyolunduğunuz  büyük  günâhlardan  sakınırsanız,   biz  de   sizin kusurlarınızı örter ve sizi şerelli bir makama sokarız.

32-       Allah'ın bazınızı bazınıza göre üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin. Erkekler için kendi kazandıklarından bir hisse, kadınlar için de kendi kazandıklarından bir hisse vardır. Allah'ları, O'nun lûtfunu isleyin. Allah, şüphesiz, her şeyi hakkıyle bilendir.
33-       Ana-babanın ve yakın akrabanın bıraktıkları mala (vâris olsunlar diye kadın ve erkek) her biri için vârisler kıldık. Yeminlerinizle bağlandığınız kimselere de hisselerini verin. Şüphe yoktur ki Allah, her şeye şahittir
34-       (Bazı hususlarda) Allah'ın, erkekleri kadınlardan üstün yaratması ve erkeklerin mallarıyla (kadınlara) nafaka temin etmeleri dolayısıyla, erkekler kadınlara hâkimdirler.   İyi   kadınlar,   (kocalarına)   itaat   eden,   Allah'ın   korunmasını emretmesi dolayısıyla de [karı koca arasındaki evliliğe âit] gizlilikleri koruyan kadınlardır, itaatsızlıklarından korktuğunuz kadınlar ise, onlara va'z u nasihatte bulunun;   (fayda  etmezse)  yataklarında  yalnız  bırakın;   (onun  da faydası olmazsa, usulünce) onları dövün. Eğer size itaat ederlerse, artık başka yol aramayın. Şüphe yoktur ki Allah, çok yücedir; çok büyüktür
35-       Karı  koca arasındaki bir geçimsizlikten endişe ederseniz,  [bu geçimsizliği ortadan   kaldırmak   için,   onlara)   erkeğin   ailesinden   bir   hakem,   kadının ailesinden de bir hakem gönderin. Eğer iki taraf da, (bu anlaşmazlığı) ıslâh etmek isterse, Allah da onları muvaffak kılar. Şüphe yoktur ki Allah, her şeyi hakkıyle bilendir, her şeyden haberdârdır.
36-       Allah'a ibadet  edin ve  hiçbir şeyi  O'na  ortak  koşmayın.  Anaya  babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya,  uzak komşuya, yanındaki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altındaki(köle, câriye, hizmetçi, işçi vb.)lere iyilik edin. Şüphe yoktur ki Allah, kendini beğenen ve kibirlenen kimseleri sevmez.
37-       işte o kimseler, hem cimrilik ederler; hem- de insanlara cimriliği emrederler ve Allah'ın lûtfu kereminden kendilerine verdiği şeyi gizlerler. Biz, o kâfirler için zelîl edici bir azâb hazırladık.
38-       Allah'a ve âhiret gününe inanmadıkları halde, mallarını insanlara gösteriş olsun diye dağılanlar ise, Allah, onları da sevmez. Her kimin dostu şeytan olursa, kötü bir dost (edinmiş) olur.
39-       Allah'a ve âhiret gününe îman etmiş ve Allah'ın kendilerini  rızıklandırdığı şeyden de (Allah yolunda) sarf etmiş olsalardı, bu, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları hakkıyle bilendir.
40-       Allah, şüphesiz, zerre kadar haksızlık yapmaz. (Yapılan) bir iyilik olursa, onur. karşılığını kat kat artırır ve ayrıca kendi kalından son derece büyük mükâfat verir.
41-        Her ümmetten bir şâhid getirdiğimiz ve seni de (ey Muhammedi) bunlara şah d
gösterdiğimiz zaman, o kâfirlerin halleri nasıl olacaktır''
42-       işte o gün, küfredenler ve  Peygambere âsi olanlar, Kendilerinin yerle bir olmasını temenni ederler ve Allah'tan hiçbir söz gizleyemezler.
43-       Ey îman edenleri- Ne söylediğinizi bilmeyecek kadar sarhoş iken ve yolcu olmanız dışında,  cünüb  iken gusül  etmedikçe namaza yaklaşmayın.  Hasta, yahut      yolcu olduğunuz, yahut biriniz abdest bozmaktan geldiği, yahutta kadınlarla münâsebette bulunduğunuz ve su da bulamadığınız takdirde. temiz bir toprağa teyemmüm edin; sonra da, yüzlerinizi ve ellerinizi mesnedin. Şüphe yoktur ki Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

44-       Kendilerine   kitaptan bir nasîb verilmiş olanları görmüyor musun? Sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de doğru yoldan sapmanızı istiyorlar.
45-       Allah, sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah, gerçek bir dost olarak yeler: ve Allah, gerçek bir yardıma olarak kâfidir.
46-       Yahudi    olanlar,    (Allah'ın    Kitabındaki)    kelimeleri    yerlerinden    kaldırıp değiştiriyorlar «e dillerini eğip bükerek, dîne de saldırarak. "İşittik, isyan ettik; işit, işitemez olası" ve "râinâ" diyorlar. Halbuki onlar, "işittik ve itaat etlik; dinle ve bizi de gözet" deselerdi, bu. kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri dolayısıyla onlara laneti emistir. Bu sebeple onlar çok az inanırlar.
47-       Ey kendilerine  kitap verilmiş  olanlar!  Bir takım  yüzleri belli  belirsiz edip arkalarına  döndürmeden,  yahut "sebt" halkına  lanet ettiğimiz gibi, onları lânetlemezden   önce. Nezdinizde   bulunan   (Tevrat)'ı   tasdik   etmek   için indirdiğimiz (Kur'an)'e iman edin. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir.
48-       Allah, kendisine şirk koşulmayı asla affetmez; bunun dışındaki (günâh) leri ise, dilediği kimseler için bağışlar. Her kim Allah'a şirk koşarsa, çok büyük bir günâh irtikâb etmiş olur.
49-       Kendi kendilerini temize çıkaran kimseleri görmüyor musun? Oysa yalnız Allah dilediklerini   temize   çıkarır.   Onlar,   bir  ip   kırıntısı   kadar  bile   haksızlığa uğramazlar.
50-       Bak, (kendilerini temize çıkaranlar) Allah adına nasıl yalan uyduruyorlar? Bu, apaçık bir günâh olarak (onlara) yeler.
51-       Kendilerine kitaptan bir nasîb verilmiş olanları görmüyor musun? Hurafelere ve putlara inanıyorlar, diğer küfredenler hakkında da "bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadırlar diyorlar.
52-       işte böylelerine Allah lanet etmiştir. Allah'ın İane! ettiği kimse ise. artık onun için asla Bir yardımcı bulamazsın.
53-       Yoksa onların yeryüzü  hükümranlığından bir nasîbleri mi var? Eğer öyle ise. insanlara çekirdek üzerindeki bir kırıntıyı bile veremezler.
54-       Yoksa onlar, Allah'ın fazl-ı kereminden insanlara verdiği şeylerden dolayı onlara hased mi ediyorlar? Oysa biz, İbrahim ailesine de Kitap ve hikmeti vermiştik (Bunlardan başka) büyük bir hükümranlık da vermiştik.
55-       Nitekim onlardan bir kısmı, ona inanmış, bir kısmı da ondan yüz çevirmiştir; bu da onların kaynayan cehenneme girmelerine yeter.
56-       Âyetlerimizi inkâr edenleri ateşe mutlaka sokacağız. Derileri pişip döküldükçe, azabı iyice tadmaları için. onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah, şüphesiz Azîz'dir, Ha kim'dir.
57-       iman edenler ve iyi iş işleyenler ise, onları, (ağaçlan) altından ırmaklar akan, içinde dâimi kalacakları cennetlere sokacağız. Onlar için, orada tertemiz eşler vardır. Onları koyu gölgeliklere sokacağız.
56- Allah size. emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphe yoktur ki Allah, her şeyi hakkıyle işiten, hakkıyle görendir.
59- Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz. Allah'a ve âhiret gününe inandığınız takdirde, onu, Allah'a ve Peygambere arzedin. Bu, netice itibariyle daha hayırlı ve daha güzeldir.

60-       Sana indirilen (Kur'ân)'e ve senden önce indirilen (kılap) tere inandıkların! iddia eden (su münafık) kimseleri görmüyor musun? Aslında (fesad ve dalâlet kaynağı olan) tâğûtu inkar etmekle emr olundu klan halde, yine de onun önünde muhakeme olunmak istiyorlar. Şeytan da onları, (dönüşü olmayan) uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.
61-       Onlara "Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ne ve Peygambere gelin" denildiği zaman, o münafıkların, senden yüzçevirip kaçtıklarını da görüyorsun.
62-       Fakat kendilerine, kendi ellerinin sebep olduğu bir musibet gelip çattığı zaman, nasıl da "iyilikten ve ara bulmaktan başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemîn ederek sana geliyorlar.
63-       İşte böylelerinin kalblerinde ne olduğunu Allah (çok iyi) bilir!  Bu sebeple onlardan uzak dur; onlara nasihat et ve kendileri hakkında onlara tesirli söz söyle.
64-       Biz, gönderdiğimiz herbir peygamberi, ancak Allah'ın izniyle itaat olunması için gönderdik  Halbuki onlar, kendilerine zulmettiklerinde,  sana gelip Allah'tan mağfiret dileselerdi ve Peygamber de onlar için (Allah'tan) mağfiret dileseydi. herhalde Allah'ı, tövbeleri çok kabul edici ve çok bağışlayıcı olarak bulurlardı.
65-       Fakat hayır; Rabbine yeminler olsun ki onlar, aralarında çekişlikleri şeyler hakkında seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan lam bir teslimiyet göstermedikçe îman etmiş olmazlar.
66-       Faraza biz onlara "kendinizi öldürün", yahut "yurdunuzdan çıkın' diye yazıp farz kılsaydık, onlardan çok azı müstesna o (farz) nu yapmazlardı. Eğer onlar, kendilerine  öğüt verilen şeyi yapsalardı, kendileri için elbette daha hayırlı ve (îmanlarında) daha sağlamlaştırıcı olurdu.
67-       Bu takdirde de biz onlara kendi tarafımızdan pek büyük bir mükâfat verirdik
68-       Ve onları dosdoğru yola iletirdik.
69-       Herkim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte böyleleri, (kıyamet gününde), Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar şehîdler ve sâlihlerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar
70-       İşte bu, Allah'tan bir lütuftur. Her şeyi hakkıyle bilici olarak Allah yeter.
71-       Ey îman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alın ve ya gurup gurup çıkın; yahutta topluca harekete geçin.
72-       içinizde muhakkak ağır davranan bir kimse bulunacaktır. Eğer size bir musibet gelirse. "Allah bana lütfetti de onlarla birlikte (bu belâda) bulunmadım" der,
73-       Size Allah'tan bir fazl-u inayet ulaşınca da, sanki sizinle kendisi arasında hiçbir yakınlık yokmuş gibi, "keşke onlarla beraber olsaydım da, ben de (onlar gibi) büyük bir başarı kazansaydım" der.
74-       (Buna   göre),   âhirete   karşılık   dünya   hayatını   satanlar.   Allah   yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşırsa, ister öldürülsün, ister gâlib gelsin, ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
75-       Size   ne   oluyor  'da Allah yolunda ve "Ey Rabbımız! Halkı zâlim olan bu şehirden  bizi  çıkar;   bize  kendi  nezdinden  bir sahip  gönder;  yine  kendi nezdinden bize bir yardımcı ver" diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?
76-       Oysa iman edenler Allah yolunda, küfredenler de, bâtıl inançları uğrunda savaşırlar. O halde siz (ey mü'minler!) şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphe yoktur ki, şeytanın hilesi zayıftır. 77-       Kendilerini "ellerinizi (düşmanlıktan) çekin; namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin"  denilen  kimseleri  görmüyor  musun?  Üzerlerine  savaş  yazılıp  farz kılınınca, onlardan, (düşmanları olan) insanlardan Allah'tan korkar gibi korkan, hatla daha çok korkan bir gurup "Rabbımız! Bize savaşı niçin larz kıldın? Bizi yakın bir zamana kadar geciktiremez miydin?* demişlerdir. (Ey Muhammedi Onlara)de ki: "Dünyanın (insana) faydası çok azdır, âhiret, (Allah'tan) sakınan kimseler   için   daha   hayırlıdır:    (orada)ip   kırıntısı   kadar   bile   haksızlığa uğramazsınız".
78-       Nerede olursanız olun, halta tahkîm edilmiş kalelerde olsanız bile, ölüm, yine de size erişir. Eğer onlara bir iyilik isabet ederse, "bu Allah'tandır" derler. Eğer bir kötülük isabet ederse "bu da sendendir" derler. (Ey Muhammed) Onlara de ki: "Hepsi de Allah'tandır". Bu kavme ne oluyor ki, hiç söz anlamıyorlar.
79-       Sana iyilik olarak isabet eden şey, Allah'tandın sana kötüJCk olarak isabet eden şey da kendindendir. Biz seni insanlara peygamber olarak gönderdik. Şâhid olarak Allah buna yeter.
80-       Her kim o Peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur   Her kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
81-       (Sana)"emrin   baş üstüne"   derler.   Senin   yanından   ayrıldıkları   zaman   da. onlardan  bir  gurup,  (zihinlerinde)  senin  söylediğinden   başka  bir  görüşle geceler. Allah, {onların zihinlerinde) kurdukları şeyleri yazar. Bu sebeple sen onlardan yüzçevir ve Allah'a güven. Allah, vekil olarak sana yeter
82-       Onlar Kur'ânı hiç düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'ları başka birisinden gelmiş olsaydı, onun içinde pek çok çelişki bulurlardı.
83-       Onlara  güven,  yahut  korku  verici  bir  haber  geldiği  zaman,  onu  hemen yaymışlardır.   Halbuki  o  haberi   Peygambere  ve   mü'minlerden  olan   emir sahiplerine    götürselerdi,    onlardan    (kendi    ihtisasları    dâhilinde)    hüküm çıkaranlar,   onu   bilirler   (ve   daha   iyi   değerlendirirler)   di.   Allah'ın,   sızın üzerinizdeki fazi u inayeti ve merhameti olmasaydı, çok azınız müstesna. (hepiniz de) şeytana uyardınız.
84-      Allah  yolunda  savaş.   Sen  ancak   kendinden   sorumlu  tutulacaksın.  îman
edenleri de teşvik et Ola ki Allah, kafirlerin şiddet ve kuvvetini önler. Zira Allah,
kuvvel yönünden de, ceza yönünden de çok şiddetlidir.

85-       Her kim güzel (ve hayırlı) bir işe yardımcı olursa, onun bu işte nasîbi bulunur.
Kim de kötü bir işe yardımcı olursa, onun da bu işte nasibi vardır. Allah, har
şeye hakkıyle kaadirdir.
86-       Bir selâm ile selâmlandığınız zaman, ondan daha güzeliyle selâm verin, yahut aynıyla mukabele edin. Şüphe yoktur ki Allah, her şeyin hesabını hakkıyle görendir.
87-       Allah'tan başka ilâh yoktur. O sizi, vukuunda hiçbir şüphe bulunmayan kıyamet günü muhakkak toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?
88-       Size ne oluyor ki, münafıklar hakkında, Allah onları kazandıkları (günâhlar) yüzünden tepetaklak etmişken, (ihtilâfa düşüp) iki gurup oluyorsunuz? Allah'ın sapıklığa düşürdüğü kimseleri, siz, doğru yola mı iletmek istiyorsunuz'' Allah'ın sapıklıkta bıraktığı kimse için (kurtuluşa) asla bir yol bulamazsın.
89-       Onlar, küfür işledikleri gibi, sizin de küfür işleyip kendileriyle bir olmanızı arzu etmektedirler.  8u  itibarla onlar, Allah  yolunda hicret  etmedikçe, onlardan
(herhangi   bir)   dost   edinmeyin.   Eğer   (hicret   etmekten)   yüzçevirirle'se. bulduğunuz yerde onları tutun ve öldürün. Onlardan ne bir dost ve ne de bir yardımcı edinin.
90-       Ancak sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavme sığınanlara, yahut sizinle veya kendi kavimleriyle dövüşmek istemediklerinden göğüsleri daralıp size katılanlara dokunmayın. Eğer Allah dileseydi. onları sizin üzerinize musallat eder,  onlar da sizinle dövüşürlerdi.  Yok eğer sizden  uzaklaşırlar,  sizinle dövüşmezler ve barışı size bırakırlarsa, bu takdirde Allah, sizin için onlar aleyhine bir yol açmamıştır.
91-         (Bununla beraber) diğer bazılarını da, sizden ve kendi kavimlerinden emin olmak  ister  bulacaksınız.   Fitne  için   her  davet  olunurlarında  onun  içine başaşağı dalarlar. Bu sebeple (böyleler;), sizden uzak durmazlar, barışı size bırakmazlar ve ellerini de çekmezlerse, onları bulduğunuz yerde tutup öldürün. İşte böylece sizi, onlara karşı {ve onların öldürülmeleri hususunda) açıkça yetkili kılıyoruz.
92-       Bir   mü'minin     bir   mü'mini, hata dışı öldürmesi olmaz. Eğer bir kimse. bir mümini hataen öldürürse, (cezası) mü'min bir köle âzâd etmek ve öldürülenin ailesine o ailenin sadaka olarak bağışlamaması nalinde teslim edilen bir diyettir. Eğer ölen, mümin olduğu halde size düşman bir kavimden ise, bu takdirde [ceza), mü'min bir köle âzâd etmektir. Eğer sizinle onların arasında andlaşma bulunan bir kavimden ise. öldürülenin ailesine teslim olunan bir diyet ve mü'min bir köle azadıdır.  Fakat kim (bunu) bulamazsa, (cezası) Allah taralından tövbesinin kabul edilmesi için iki ay peşpeşe oruç tutmaktır. Allah, her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir,
93-       Her   kim   bir   mü'mini   kasden   öldürürse,   cezası,   içinde   dâimi   kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir âzâb hazırlamıştır.
94-       Ey îman edenleri Allah yolunda savaş için sefere şıklığınızda, (dövüşeceğiniz kimse hakkında) teenni ile hareket edin; (aceleye kapılmayın). Size selâm veren kimseye, dünya hayatının malını arzulayarak "sen mü'min değilsin" deyip (onu öldürmeye kalkışmayın); zira Allah kalında pek çok ganimetler vardır. Önceden siz de böyle idmiz de Allah size iyilikte bulundu  Onun için dikkatli davranın. Allah, şüphesiz, sizin yaptıklarınızdan hakkıyle haberdârdır.
95-       Müminlerden, özür sahibi olmaksızın oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler bir olmazlar. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler, oturanlara, derece itibariyle üstün kılmıştır. Gerçi Allah, hepsine de cenneti vadetmiştir ve fakat mücahidleri büyük mükâfat yönünden oturanlara üstün kılmıştır.
96-        (Bu  büyük  mükâfat),  kendisinden   (bir  lütuf  olarak)   bir  takım  dereceler, bağışlama ve merhamettir. Zira Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir
97-       Melekler, canlarını alacakları nefislerine zulmeden kimselere: "Ne işle idiniz? (Dîninizle ne derece meşgul oldunuz?)" derler Onlar: "Biz. yeryüzünde (kâfirler sebebiyle, dînin gereklerini yapmaktan) âciz kalan kimselerdik" diye cevap verirler,   (Melekler  de:)   "Allah'ın  arzı   geniş  değil   miydi   ki;   oraya  hicret etseydiniz?" derler. İşte bunların barınacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir yerdir.
98-       Erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan (kâfirler yüzünden hicret etmekten gerçekten) âciz kalıp da bir çareye gücü yetmeyenler ve bir yol bulamayanlar böyle değildir.

99-       İşte   böylelerini   Allah'ın   affetmesi   mümkündür    Allah    çok   affeden,   çok bağışlayandır.
100-     Allah yolunda kim hicret ederse, gidecek bir çok yer çıkar da, sonra ölüm ona yetişirse,    artık   onun   mükâfatı   Allah'adır,   Allah,   çok   bağışlayıcı,    çok merhametlidir.
101-     Yeryüzünde (savaş için) sefere çıktığınız zaman, küfredenlerin size kötülük etmelerinden  endişeye  düşerseniz,  namazı  kısaltmanızda  size  bir  günâh yoktur; zira kâfirler, sizin için apaçık bir düşmandır.
102-     İçlerinde bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, bir gurup da seninle beraber   namaza   dursunlar;   silâhlarını    da   (yanlarına)    alsınlar    Secde ettiklerinde arkanıza geçip (düşmana karşı orada) bulunsunlar. Sonra namazı kılmamış olan  diğer gurup  gelsin ve  seninle  beraber kılsınlar;  onlar da tedbirlerini   ve   silâhlarını   alsınlar   Küfredenler,   sizin,   silâhlarınızdan   ve eşyanızdan gafil olmanızı ve siz bu haleteyken birdenbire baskın yapmayı arzu ederler.   Eğer yağmur size  bir rahatsızlık verirse,  yahut  hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir vebal yoktur. Fakat yine de tedbirinizi alın. Şüphe yoktur ki Allah, kâfirler için zelil edici bir azâb hazırlamıştır
103-     (Savaş halindeyken) namazı İfa ettiğinizde, yine de Allah'ı ayakta, oturarak ve yatarken zikredin. [Savaş tehlikesinden kurtulup) huzura kavuştuğunuz zaman da, namazı dosdoğru kılın. Zira namaz, mü'minler üzerinde vakti belli olarak farz kılınmıştır.
104-     (Düşman| kavmi takip etmekte-gevşeklik göstermeyin. (Savaş yüzünden) siz acı duyuyorsanız, şüphesiz düşmanlarınız da sizin acı duyduğunuz "gibi acı duyuyorlar. Bununla beraber siz, Allah'tan, onların ümid edemiyecekleri şeyler ümid ediyorsunuz. Allah, her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir.
105-     Hiç şüphesiz, biz Kitabı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için hak ile gönderdik. Sakın hâinlerin müdafii olma.
106-     Allah'tan   mağfiret   dile;   şüphe   yoktur   ki   Allah,   çok   bağışlayıcıdır,   çok merhametlidir.
107-     Kendi nefislerine hainlik eden kimseler İçin de mücadele etme. Allah, şüphesiz, hainliği âdet edinmiş günâhkârlan sevmez.
108-     (Bunlar, hainliklerini) insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler, Halbuki, O, razı olmayacağı bir sözü, onlar geceden düzüp kurarlarken, onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) çepeçevre kuşatmıştır.
109-     işte siz, öyle kimselersiniz ki. dünya hayatında hâinler için mücadele ettiniz, (onları korudunuz): fakat kıyamet günü Allah'a karşı onları kim müdafaa edecek; yahut kim onlara vekîl olacak?
110-     Her kim bir kötülük işler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulur.
111-     Kim bir günâh kazanırsa, onu ancak kendisi için kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir.
112-     Kim de kasıtsız bir hata işler, yahut bir günâh kazanır, sonra da onu bir suçsuzun üstüne atarsa, o. elbette bir iftira ve apaçık bir günâh yüklenmiş olur.
113-     Eğer sana Allah'ın fazl-u inayeti ve rahmeti olmasaydı, o hâinlerden bir gurup. seni bile şaşırtmaya kalkışırdı. Halbuki onlar, ancak Kendilerin! şaşırtırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah, sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve bilmediğin şeyleri de öğretmiştir. Allah'ın senin üzerindeki fazl-u inayeti çok büyüktür.
114-     Bir    sadakayı,    yahut    bir    iyiliği,    yahut ta    insanlar   arasını    düzeltmeyi emredenlerin ki dışında, gizli gizli konuşup fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Her kim bunu sırf Allah'ın rızasını kazanmak maksadıyla yaparsa, ona büyük mükâfat vereceğiz.
115-     Her kim, kendisi için doğru yol apaçık belli olduktan sonra,  Peygambere muhalefet eder ve mü'minlerin yolundan başka bir yola tâbi olursa, onu girdiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir yerdir.
116-     Ali ah, kendi si ne şirk koşulmasını asla affetmez. Bunun dışındaki   (günâh] teri ise, dilediği kimse için affeder. Her kim Allah'a şirk koşarsa, son derece büyük bir dalâlete düşmüş olur.
117-     (Müşrikler) Allah'tan başka, yalnız dişi (lerin isimlerini verdikleri put) lere dua edip yalvarırlar. İnatçı şeytandan başkasına da duâ etmezler.
118-     Nilekim   Allah,   o   şeytanı   lanetlemiş,   şeytan   ise   şöyle   demişti:   'Senin kullarından, mutlaka belirli bir nasib edineceğim".
119-     "Ve onları mutlaka (doğru yoldan) saptıracak, boş umudlarta oyalayacağım. Onlara emredeceğim ki; (Putları için) hayvanların kulaklarını yarsınlar; ve yine emredeceğim- ki, Allah'ın yarattığını değiştirip bozsunlar".  İşte kim, Allah’ı bırakıp da (bu inatçı) şeytanı dost edinirse, apaçık bir hüsrana uğramış olur.
120-     Şeytan  onlara  va'deder  ve  onları   boş  umudlarla  oyalar.   Oysa  şeytan aldatmacadan başka bir şey va'detmez.
121-      İşte böyle bir şeytanın aldatmacalarına kananların) barınakları cehennemdir; oradan kaçacak bir yer bulamıyacaklardır.
122-     îman edenler ve iyi işler yapanlar ise, onları, Allah'ın hak va'di olarak, içinde ebediyyen kalacakları, (ağaçları) altından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?
123-     (Ancak bu cennete giriş) ne sizin boş hayallerinizle ve ne de kitap ehlinin boş hayalleriyle olur. Her kim bir Kötülük işlerse, o yüzden cezalandırılır O kimse, kendisi için, Allah'tan başka ne bir dost ve ne de bir yardımcı, bulamaz.
124-      Erkek olsun kadın olsun, her kim, mü'min olarak iyi işler işlerse, işte böyteleri cennete girerler ve zerrece haksızlığa uğramazlar.
125-     İşlerini en iyi yapan kimse olarak, Allah'a kendisini teslim eden ve dosdoğru olarak İbrahim'in dînine tabi olan kimseden, dîn yönünden daha güzel kim utabilir? Zira Allah, İbrahim'i (kendisine) dost edinmişti.
126-     Göklerde  ve  yerde  ne  varsa  hepsi  Allah'ındır.  Allah,  çepeçevre  herşeyi kuşatmıştır.
127-     Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar De ki; "Allah, onlar hakkında size fetva vermektedir: (Velileri olduğunuz halde) kendileri için yazılmış (bir hak olan mîfas) ı kendilerine vermediğiniz, (bununla beraber güzel olmaları ve çok malları  bulunması  halinde  kendileriyle   evlenmek  istediğiniz  yetim   kızlar hakkında,  (keza miras hakkını vermediğiniz)  küçük çocuklar hakkında ve yetimlere karşı adaletli davranmanız hakkında (bu) kitapta size okuna gelen (âyetler, bu fetvalardan) dir. Hayır olarak her ne yapmışsanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilendir.
128-     Eğer    bir    kadın,    kocasının (kendisine karşı) kötü davranmasından veya (kendisinden) yüz çevirmesinden korkarsa, aralarını sulh yoluyla düzeltmelerinde kendileri için bir vebal yoktur. Sulh (elbette) hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa meyyaldir. Eğer iyi geçinir ve Allah'tan sakınırsanız, şüphe yoktur ki Allah, yaptıklarınızdan hakkiyle haberdârdır.
129-     (Eşleriniz olan) kadınlar arasında çok istekli olsanız bile, adaletli davranmaya asla gücünüz yetmez. Buna rağmen hiç olmazsa yalnız birine meyledip de diğerini  (kocalı  mı, yoksa kocasız  mı  gibi)  askıda  bırakmayın.  (Kadınlar arasını) düzeltir ve  (Onlara  kötü  muamele etmekten)  sakınırsanız,  Allah, şüphesiz çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
130-     Eğer   (karı-koca birbirinden) ayrılırlarsa. Allah, her ikisini de fazl-u kereminin bolluğundan, ihtiyaç içinde bırakmaz. Allah, fazl-u keremi bol, hikmet sahibidir.
131-     Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size. Allah'tan korkmanızı emrettik. Eğer küfrederseniz (biliniz ki) göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Ve Allah, her şeyden müstağnîdir: hamd olunmaya da lâyıktır.
132-     Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Vekîl olarak da Allah yeter.
133-     Eğer sizi yok etmeyi dilerse, ey insanlar (yok eder ve sizin yerinize] başkalarını getirir. Allah, buna lam manâsıyle kaadirdir.
134-     Her kim dünya sevabını isterse, (bilsin ki), hem dünyanın, hem de ânıretir-sevabı Allah katındadır. Allah, hakkiyle işiten, hakkiyle görendir.
135-      Ey îman edenleri Adaleti ayakla tutan ve kendiniz, ana-oabanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, sizin şahidlik ettiğiniz kimselere Allah daha yakındır. Nefsin heveslerine uyup adaletten şaşmayın. Eğer (şehadette) dilinizi ağar büker, yahut (ondan tamamen) yüz çevirirseniz, şüphe yoktur ki Al ah, yaptıklarınızdan hakkiyle haberdârdır.
136-      Ey îman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği kitaba îman edin.  Kim Allah'ı,  meleklerini,  kitaplarını, peygamberlerin, ve âhiret gününü inkar ederse, son derece büyük bir sapıklığa düşmüş olur.
137-     Önce   îman   edip   sonra  inkâr  edenleri,   sonra   tekrar   îman   edip   tekrar küfredenleri, sonra da kütürde ileri gidenleri, Allah'ın bağışlaması mümkün değildir; onları artık doğru yola iletecek de değildir.
133-     Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azâb vardı;.
139-     Mü'minleri bırakıp da kafirleri dost edinen (o münafık)ler. onların yanında kuvvet ve şeref mi arıyorlar? Oysa şan,    şeref, güç ve kudret hepsi de Allah'ındır.
140-     Allah size Kitapta "Allah'ın âyetlerine küfredil d iğin i ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, (onlar konuyu değiştirip) başka bir konuşmaya dalmadıkja, onlarla birlikte oturmayın.' (diye bir âyet indirmişti.! Aksi halde, siz da onlar gibi olursunuz.  Şüphe yoktur ki  Allah,  münafıkları  ve  katilleri,  hepsini  birden cehennemde bir araya getirecektir.
141-     (Münafıklar) sizi gözetleyip dururlar; eğer Allah'tan sizin için bir zafer nasîb olursa, "biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Eğer (bu zafer kâfirlere nasîb olursa, onlara da, "size yardım etmedik mi ve mü'minlerden size (bir kötülük gelmesini) önlemedik mi?" derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, kâfirlerin mü'minlere karşı (gâlib gelmelerini sağlayacak) bir yola asla fırsat vermeyecektir

142-     Münafıklar, hilelerini Allah bozduğu halda, Allah'a hile yapmaya kalkışırlar Namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar; insanlara gösteriş yaparlar; Allah'ı da çok az zikrederler.
143-     (Mü'minler île kâfirler arasında) mütereddittirler: Ne (tam olarak) onlara, ne de (tam olarak) bunlara temayül ederler. Allah, kimi doğru yoldan saptırmışsa artık onun için (hakka giden) bir yolu asla bulamazsın.
144-      Ey îman edenler! Mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin (Yoksa onları dost edinerek, bunu) Allah için kendi aleyhinize apaçık bir delil yapmak ister misiniz?
145-     Şüphe yoktur ki münafıklar, ateşin en aşağı tabakasın Sadırlar. Onlar için asla bir yardımcı bulamazsın.
146-     Ancak   (bunlardan)   tövbe   edenler,   hallerini   düzeltenler,   Allah'a   sımsıkı sarılanlar ve dînlerini Allah için hâlis kılanlar başka   Bunlar,  mü'minlerle beraberdirler. Ve Allah, mü'minlere büyük mükâlat verecektir.
147-     Şükrettiğiniz ve îman da elliğiniz zaman, Allah size neden azâb etsin? Allah, şükredenlerin mükâfatım fazlasıyla veren, her şeyi hakkıyle bilendir
148-     Allah,  zulme  uğrayan I ar ınki dışında,  çirkin sözün  alenen söylenmesinden hoşlanmaz. Allah, her şeyi hakkıyle işiten, hakkıyle bilendir.
149-     Bir hayrı açıklar, yahut gizlerseniz, yahutta bir kötülüğü bağışlarsanız, biliniz ki. Allah da çok bağışlayıcıdır. Her şeye hakkıyle kaadirdir.
150-  Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ve peygamberleri arasını açmak
isteyenler, bazılarına inanır, bazılarını da inkâr ederiz, diyenler ve (îman île küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler...
151-     İşte gerçekten kâfir olanlar bunlardır. Ve biz, (böyle] kâfirler için zelil edici bir azâb hazırladık.
152-     Allah'a ve peygamberlerine îman edenler ve onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayanlar   ise,   işte   bunlara   da   mükâfatları   verilecektir.   Allah    çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
153-     Kitap et»li, senin. Kendilerine gökten kitap indirmem istemektedirler. Halbuki onlar, Musa'dan, bundan daha büyüğünü islemişler ve 'Allah'ı apaşikâr bize göster" demişlerdi  de,  zulümleri yüzünden yıldırım çarpmışa dönmüşlerdi Bilâhare   Kendilerine   apaçık   deliller   geldikten   sonra   da   buzağıyı   itan edinmişlerdi. Fakat biz onları bandan da affetmiş  Musa'ya da apaçık deliller vermiştik.
154-     Söz vermeleri sebebiyle [ve verdikleri sözde durmalarını sağlamak için) Tûr'u Üzerlerine kaldırmıştık; onlara: "Kapıdan secde ederek girin", keza yine on'ara: "Cumartesi    günü    avlanarak    haddi    aşmayın"    demiş,    bu    hususlarda kendilerinden bir de sağlam söz almıştık.
155-     Fakat onların, (verdikleri o sağlam) sözü bozmaları. Allanın âyetlerini inkâr etmeleri,  peygamberleri haksız yere  öldürmeleri ve  "kalblerimiz kapalıdır" demeleri sebebiyledir ki, onlara yapacağımızı yaptık. (Aslında onların kalpleri kapalı değildir;) Fakat Allah, küfürleri yüzünden kalblerini mühürlemişti;. Çok azı dışında onlar îman etmezler.
156-     (Kalblerinin mühürlenmesinin diğer bir sebebi de, İsa’yı) inkar etmeleri ve Meryem’e büyük bir iftirada bulunmalarıdır.
157-     (Ayrıca)   "biz,   Allah'ın   peygamberi   Meryem   oğlu   Îsâ   Mesih'i   öldürdük" demeleridir. Oysa onu ne öldürmüşler ve ne de asmışlardır; fakat kendilerine öyle gösterilmiştir. Bu hususta görüş ayrılığına düşenler, ışın doğrusundan şüphe içindedirler ve zanna tâbi olmaktan başka hiçbir bilgileri yoktur. Şu var ki onlar, isa'yı kesinlikle öldürmemişlerdir.
158-     Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah, Aziz'dir, Hakîm'dir.
159-     Şüphe yoktur ki, kitap ehlinden olan her ferd, ölümünden önce. mutlaka İsa'ya îman edecek, o da kıyamet günü, onlar aleyhine (şahadette bulunan) bir şâhid olacaktır.
160-161-Yahudî olanlardan neş'et eden bir zulüm yüzünden kere birçok kimseyi Allah'ın yolundan saptırmaları, kendilerine yasaklandığı halde ribayı almaları ve insanların mallarını haksız yolla yemeleri yüzünden, kendilerine helâl kılınmış olan temiz nimetleri onlara haram kıldık ve onlardan kâfir olanlar için de elim bir azâb hazırladık.
162-      Fakat yine onlardan ilimde temayüz edenler ve mü'minler sana indirilen |Kitab) e ve senden öncekilere indirilen (kitap) lere îman ederler: ya namazı dosdoğru kılıp zekatı verenler, Allah'a ve âhiret gününe de îman edenler... İşte bunlara büyük bir mükafat vereceğiz.
163-      Biz,   Nuh'a ve  ondan  sonraki  peygamberlere  vahyetlığimiz  gibi  sana  da variyettik.   Keza  ibrahim'e,   İsmail'e,   ishak'a,   Yakub'a,  torunlarına,  İsa'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyetmiş,  Davud'a da Zebur'u vermiştik.
164-     Daha önce (kıssalarını] sana anlattığımız  peygamberlerle,  anlatmadığımız başka peygamberlere de variyettik. Allah, Musa'ya da hitabederek (onunla) konuştu.
165-     Keza (gönderilen)  peygamberlerden  sonra,  insanların,  Allah'a karşı  (özür olarak  iteri  sürebilecekleri)  bir  delilleri  bulunmaması   için  müjdeleyen  ve korkutan peygamberler gönderdik. Allah,Azîz'dir, Hakim' dir.
166-     Bununla beraber Allah, sana indirdiği Kur'ân'a şâhidlik eder ki, onu bizzat kendi ilmiyle indirmiştir. (Buna) melekler de şâhidlik ederler. Fakat şâhid olarak Allah yeter.
167-     (Muhammedi ve ona indirilen Kur'ân'ı) inkâr edenler ve (insanlann kalblerine şüphe sokarak onları) Allah'ın yolu (İslâm) dan alıkoyanlar, şüphesiz çok büyük bir sapıklığa düşmüşlerdir.
168-      inkâr edenleri ve zulüm işleyenleri, Allah, elbette bağışlamıyacak ve onları doğru yola iletmiyecektir.
169-     (Onları ileteceği yol) ancak, içinde ebediyyen kalacakları cehennem yoludur. Bu da, Allah'a göre çok kolaydır.
170-      Ey insanlar! Rasul size Rabbınız katından Hakk(Kur'ân)'ı getirmişlır.O halde, kendi İyiliğiniz için (ona) iman edin. Eğer inkâr ederseniz, (biliniz kil göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Allah, her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir.
171-      Ey kitap ehli! Dîninizde [Allah'ın vazettiği hududu) tecavüz etmeyin ve Allah a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih Îsâ, sadece Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Allah'a  ve  peygamberlerine  îman  edin.   "(İlâhlar)   üçtür"  demeyin.   Kendi hayrınıza olmak üzere (bu teslis safsatasın dan) vazgeçin. Zira Allah tek bir ilahtır. O, bir oğul sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde olan her şey  O'nundur:   (O'nun  tarafından  yaratılmıştır).   Vekîl  olarak  Allah   yeter.

172- Mesîh Îsâ Allah'a kul olmaktan asla çekinmemiştir; en yakın melekler de oyla. Zaten kim Allah'a kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki Allah, (kıyamet günü) onların hepsini de huzurunda Toplayacaktır.
173-     îman edenler ve iyi iş işleyenler ise, onların mükâfatlarını tastamam ödeyecek, fazl u keremi dolayısıyla de onlara daha fazlasın) verecektir. (Allah'a kulluk etmekten) çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince, onlara çok acı bîr azâb İle azâb edecektir. Onlar da kendileri için Allah'tan başka ne bir dost ve ne de bir yardımcı asla bulamayacaklardır.
174-     Ey insanlar! Size Rabbınızdan bir burhan (açık ve kesin bir delil) gelmiş ve apaçık bir nûr indirmişizdir.
175-     Allah'a  iman  edenler  ve  bu   nura  sımsıkı   yapışanlar;  işte  Allah  onları, kendinden gelen bir rahmete ve lûtf-u inayetle sokacak ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektir.
176-     (Ey   Muhammedi)   Senden fetvâ istiyorlar. De ki: "Allah, kalâle (babası ve çocuğu olmayan kimse) hakkında size fetva veriyor. Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, ölenin terk ettiği (miras)nin   yarısı, o kız kardeşe aittir. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona vâris olur Geride kalanlar iki kız kardeş olursa, ölenin bıraktığı malın üçte ikisi, o iki kardeşe aittir. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki ban hissesi kadardır. Allah, size, şaşırmamanız için (hükümlerini) açıklamaktadır. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.