Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

041 – FUSSILET SURESi - Talat - 41. Sayfa

41-FUSSİLET SÛRESİ

 

Kurân-ı Kerîm 'İn kırk birinci sûresi olup 54 ayetten müteşekkildir. Mekke'de Mü'min (Gafir) sûresinden sonra nazil olmuştur. Sûrenin üçüncü âyetinde Kuranı Kerîmden söz edilirken, âyetleri açıklanmış manasında "fussilet" kelimesinin kullanılmış olması dolayısıyla, ona bu ad verilmiştir.


Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

 

1-        Hâ.Mîm.
2-4- Bu, hem uyarıcı, hem de korkutucu olarak, anlayan bir kavme, âyetleri açıklanmış arapça bir Kur"ân olmak üzere Rahman ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiş bir Kitaptır. Böyle olmasına rağmen, müşriklerin çoğu ondan yüz çevirmiş, ona kulak asmamıştır.
5-         Demişlerdir ki: "Bizi davet ettiğin şeye karşı kalblerimizde örtüler, kulaklarımızda da ağırlık vardır; bizimle senin aranda ise, bir perde bulunuyor Sen istediğini yap; biz de yapacağız.*'
6-         (Ey Muhammedi) De ki: "Ben de sizin gibi sadece bir beşerim. Bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. O halde yalnız O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin. Allah'a ortak koşanlara yazıklar olsun".
7-         Onlar zekât vermezler; âhireti inkâr edenler de onlardır.
8-       ' İman edenler ve sâlih amel işleyenler ise, onlar için kesintisiz bir mükâfat
vardır.
9-         (Ey Muhammedi) De ki: "Arzı iki günde yaratan Allah'ı siz mi inkâr ediyor ve O'na ortaklar koşuyorsunuz? Halbuki O, âlemlerin de Rabbıdır."
10-11- Arz üzerinde sabit dağlar yaratmış ve onları bereketli kılmıştır. Çeşitli rızıklarını arayıp soranlar için tam dört günde takdir etmiş, sonra yaratmak için, gaz halinde bulunan gökyüzüne yönelmiştir, Gerek ona ve gerekse yeryüzüne şöyle buyurmuştur: "Gönüllü veya gönülsüz, nasıl olursa, gelin". Onlar da, gönüllü olarak geldik" demişlerdir.
12-       Böylece onları, iki gün içinde yedi gök olarak var etmiş ve her bir göğe kendi işini bildirmiştir 'Dünya göğünü de yıldızlarla süsledik ve onu tam bir koruma altına aldık". Bu, dâima gâlib olan ve her şeyi hakkıyle bilen Allah'ın takdiridir.
13-      (Ey Muhammedi) Eğer kavminin müşrikleri yine de yüz çevirirlerse, onlara de ki: "Sizi, Âd ve Semûd kavminin başına gelen yıldırım gibi şiddetli bir azâbla uyardım".
14-       Kendilerine, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyin" diye, önlerinden ve arkalarından peygamberler gelince, "Rabbımız dileseydi, muhakkak ki melekler indirirdi. Bu itibarla biz, sizinle gönderilen şeyi tanımıyoruz" demişlerdi.
15-       Âd kavmi ise, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış ve "bizden daha kuvvetli kim vardır?" demişlerdi. Halbuki onlar görmüyorlar mı idi ki kendilerini yaratan Allah, yine kendilerinden çok daha kuvvetlidir. Aslında onlar bile bile âyetlerimizi İnkâr etmişlerdi.
16-       Bu yüzden biz de onların üzerine, dünya hayatında rezillik azabını onlara taddırmak için, o uğursuz günlerde buz gibi bir rüzgar göndermiştik.
17-       Semûd kavmine gelince, onlara da doğru yolu göstermiştik. Fakat onlar, körlüğü doğru yola tercih etmişlerdi. Bunun üzerine onları da, yaptıklarına karşılık zelil edici bir azabın sarsıntısı yakalamıştı.
18-       İman edenleri ise, bu azâbtan kurtarmıştık. Onlar Allah'tan korkuyorlardı.
19-       O gün Allah'ın düşmanları topluca ateşe sürüleceklerdir.
20-       Nihayet oraya vardıkları zaman da, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında aleyhlerine şâhidlik edecektir.
21-       Derilerine şöyle diyeceklerdir: "Niçin aleyhimize şâhidlik ettiniz"? Onlar da diyeceklerdir ki: "Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. Sizi ilk defa O yaratmıştı!; yine O'na döndürüleceksiniz".
22-       "Siz, kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin sizin aleyhinize şâhidlik etmelerinden çekinmemiştiniz. Fakat zannediyordunuz ki Allah, sizin yaptıklarınızın çoğunu bilmez".
23-       "İşte Rabbınız hakkındaki bu zannınız sizi helak etti ve bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldunuz".
24-       Şimdi eğer sabredebilirlerse, ateş, artık onların meskenidir. Eğer hoşnutluk isteyecek olurlarsa, bu istekleri de yerine getirilmeyecektir.
25-       Onlara bir takım dostlar musallat etmişizdir de, bunlar, onların önlerinde ve arkalarında olan şeyleri onlara süslü göstermişler ve kendilerinden önce gelip geçmiş milletlerden cinler ve insanlar üzerine vâcib olan azâb sözü, bunlar üzerine de vâcib olmuştur. Onlar, zaten hüsrana uğramış kimseler idiler.
26-       O inkâr edenler demişlerdir ki: "Bu Kur'ânı dinlemeyin: okunurken gürültü çıkann: belki bastırırsınız".
27-       O inkâr edenlere mutlaka şiddetli bir azâb taddıracak ve onları yapmış olduklarının en kötüsü ile cezalandıracağız.
28-       Allah'ın düşmanları için hazırlanan bu ceza ateştir. Orası, âyetlerimizi inkâr etmiş olmaları sebebiyle onlar için ebediyyen kalacakları bir yerdir.
29-       O inkâr edenler derler ki: "Rabbımız! Bizi doğru yoldan saptıran cinleri ve insanları bize göster, en altta kalanlardan olmaları için, onları, ayaklarımızın altına alalım".
30-32- "Rabbımız Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru olanların üzerine melekler "korkmayın; üzülmeyin; size va'dolunan cennetle sevinin; biz, dünya hayatında da, âhiret hayatında da sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli olan Allah'tan bir ikram olmak üzere, orada size, canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır* diyerek inerler.
33-       Allah'a davet eden, sâlih amel işleyen ve "ben müslümanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
34-       İyilikle kötülük bir değildir; kötülüğü en güzel olanla sav; işte o zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki yakın bir dost gibi olur.
35-       Bu güzel haslete ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak büyük nasibi olanlar kavuşturulur.
36-       Eğer şeytandan gelen bir vesvese seni dürtûklerse, Allah'a sığın; zira her şeyi hakkıyle işiten ve hakkıyle bilen O'dur.
37-       Gece ile gündüz, güneş ile ay, Allah'ın âyetlerindendir. Güneşe secde etmeyin; aya da secde etmeyin. Fakat gerçekten Allah'a ibadet ediyorsanız, yalnız O'na secde edin.
38-       Eğer müşrikler büyüklük taslarlarsa, bunun Allah'a hiçbir zaran dokunmaz. Rabbının yanındaki melekler, hiç usanmadan gece ve gündüz O'nu tesbîh ederler.
39-       O'nun âyetlerinden biri de şudur: Sen, yeryüzünü kupkuru görürsün; üzerine su indirdiğimiz zaman da, toprak harekete geçer ve kabarır. işte, yeryüzüne böyle hayat veren, muhakkak ki ölüleri de diriltendir. Şüphesiz O, her şeye kaadirdir.
40-       Âyetlerimiz hakkında yanlış yorumda bulunanlar bize gizli değillerdir. Kıyamet günü ateşe atılan mı daha hayırlıdır, yoksa güven içinde gelen mi? Siz, yine dilediğinizi yapın; zira O, her şeyi hakkıyla görendir,
41-       Kitap kendilerine geldiği zaman, o yorumcular onu inkâr etmişlerdir. Oysa o, eşsiz bir kitaptır.
42-       Ona ne önünden ve ne de ardından hiçbir bâtıl girmez. O, hikmet sahibi ve hamde lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir.
43-       (Ey Muhammedi) Sana söylenen, senden önceki peygamberlere söylenenden başka bir şey değildir. Şüphesiz Rabbın, hem mağfiret sahibidir, hem de acı bir azâb sahibidir.
44-       Biz bu kitabı yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık, "âyetleri açıklansaydı ya.. Bir araba yabancı dilde Kur'ân mı...?" derlerdi. (Ey Muhammedi) De ki: "Bu Kur'an, îman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur'ân, onlara karşı bir körlüktür. Sanki onlara uzak bir yerden sesleniyor."
45-       Musa'ya da kitap vermiştik de, onda da ayrılığa düşülmüştü. Eğer Rabbın tarafından verilmiş bir söz olmasaydı, muhakkak ki aralarında hükmedilirdi. Onlar yine de Kur'an hakkında şüphe ve endişe içindedirler.
46-       Kim sâlih amel işlerse, kendi menfaatinedir. Kim de kötülük ederse, kendi aleyhinedir. Rabbın, hiçbir surette kulları için zalim olmamıştır.
47-       Kıyametin vakti hakkındaki bilgi Allah'a havale edilir. O'nun bilgisi olmadan, ne meyveler kabuklarından çıkar, ne dişi, hamile kalır ve ne de doğurur. Allah müşriklere "hani ortaklarım nerede?" diye seslendiği gün, onlar, "sana bildiririz ki, bizden buna dâir hiçbir şâhid yoktur" derler.
48-       Önceden ibadet ettikleri şeyler, kendilerinden uzaklaşıp gitmişler, onlar da şunu iyice anlamışlardır ki, kendileri için azâbtan herhangi bir kaçış yoktur.
49-       İnsan, Rabbına duâ ederek iyilik istemekten usanmaz; fakat kendisine bir kötülük dokunduğu zaman, hemen ümitsizliğe düşer.
50-       Kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona kendi katımızdan bir rahmet taddıracak olsak, "bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını zannetmiyorum; fakat Rabbıma döndürülürsem, O'nun yanında, şüphesiz benim için daha güzeli vardır" der. O inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber verecek ve mutlaka en ağır azabı onlara taddıracağız.
51-       İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir ve büyüklük taslar. Kendisine bir kötülük dokunduğu zaman da, Allah'a yalvarır durur.
52-       (Ey Muhammedi) De ki: "Eğer Kur'ân, Allah katından gelmiş olup da, sonra siz onu inkâr etmişseniz, bana söyler misiniz, uzak bir ayrılık içinde bulunandan daha sapık kim vardır"?
53-       Kurânın hak olduğu onlar için iyice belirinceye kadar, bütün alemde ve kendi içlerinde delillerimizi onlara göstereceğiz. Rabb'nın her şeye şâhid olması yetmez mi?
54-       Bilesiniz ki, o müşrikler, Rablarına kavuşmaktan şüphe içindedirler; ve yine bilesiniz ki, O her şeyi kuşatmıştır.