Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

005 – MAiDE SURESi - Talat - 5. Sayfa

005-MAİDE SÛRESİ


Mâide sûresi, Kur'ân-ı Kerim'in beşinci sûresi olup, 120 âyetten meydana gelmiştir. Nüzulü, Hudeybiye andlaşmasını müteakip nazil olan Feth sûresinden sonraki devreye rastlar. Hudeybiye andlaşması, hicretin altıncı senesinde vukubulmuştur. Buna göre sûrenin büyük bir kısmının Hudeybiye île Tebûk gazvesi arasında nazil olduğu anlaşılırsa da. Veda Haccı 'nda indirilen âyetlerin de bu sûrede yer almış olması, onun son nazil olan sûrelerden olduğunu gösterir. Sûreye Mâide adının verilmesi, içerisinde, gökten indirilen bir mâide (sofra) den sözedilmesi dolayısıyledir. Hazreti İsa'dan, havarileri gökten bir sofra indirmesini istemişler, o da onların bu isteğine uyarak, Rabbına, bir sofra indirmesi için duâ etmiştir. Sûrenin Hudeybiye andlaşmasından sonra nazil olması dolayısıyle. andlaşmalara riayet edilmesi, onları bozmaktan kaçınılması, geçmiş milletlerden andlaşmalarını bozanlarla ilgili ibret verici kıssalar, Yahudî ve münafıkların andlaşmaları bozmaları gibi andlaşmaya taalluk eden âyetler yanında, hacc, abdest, gusül ve teyemmüm ile ilgili hükümlere, içki ve kumar yasağına, haram ve helal olan yiyeceklere, içtimaî ve ahlakî mümünasebetlere de sûre içinde yer verilmiştir.


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla


1-         Ey îman edenler! Akidleri yerine getirin, ihramda iken avlanmayı helâl saymamak şartıyla, size (haram kılındığı) okunacak olan şeyler dışında, hayvanların etleri helâl kılınmıştır. Şüphe yoktur ki Allah, dilediğine hükmeder.
2-         Ey îman edenleri Allah'ın (ibadetine delâlet eden) alâmetlerine, haram aya, Allah'a hediyye edilen kurbanlığa, (ona takılan) gerdanlığa, Rablarından ticarî bir kazanç ve rıza aramak maksadıyla Beyt-i Haram'a gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman, (dilerseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan menetmeleri dolayısıyla bir kavme karşı olan düşmanlığınız, sizi savketmesin. İyilik ve takva üzere yardımlasın; günâh işlemek ve düşmanlık etmek için yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Şüphe yoktur ki Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
3-         Size, ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası üzerine kesilen (hayvan eti), (henüz can vermeden) yetişip kestiğiniz dışındaki boğulmuş, vurulmuş, yüksekten düşmüş, susulmuş, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanmış, dikili taşlar üzerine kesilmiş olan hayvan (etlerini yemeniz) ve fal oklarıyla kısmet aramanız haram kılınmıştır. Bunların hepsi de "fısk" (Allah'ın tâatından çıkış) tır. Bugün, küfredenler, dîninizden ümidlerini kesmişlerdir. Bu sebeple onlardan artık korkmayın; benden korkun. Bugün size dîninizi ikmal ettim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve dîn olarak, sizin için İslâm'ı seçtim. Her kim açlık halinde, mecbur kalırsa, günâha meyletmek sizin (haram kılınan etlerden yiyebilir); zira Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
4-         Kendilerine neyin helâl kılındığını soruyorlar. (Onlara) de ki: "İyi ve temiz bütün yiyecekler size helal kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiği şeylerden kendilerine avcılığı öğrettiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarını da yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin) Allah'tan korkun; şüphe yoktur ki Allah, hesabı çok seri olandır.
5-          Bugün size bütün iyi ve temiz şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine Kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldi', iffetli, zinaya sapmamış ve dost edinmemiş oldukları halde mehirlerini kendilerine verdiğiniz takdirde, mü'minlerden hür kadınlarla, sizden önce kendilerine kitap verilmiş olan hür kadınlar da keza size helâl kılınmıştır. Her kim îman (ve İslam esasları) nı inkâr ederse, ameli boşa gitmiş, kendisi de âhirette ziyana uğramışlardan olur.
6-         Ey îman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin. İki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüb iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse, yahut kadınlara dokunmuşsanız. su da bulamadıysanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah, (bu âyetleriyle) size bir güçlük çıkarmak istemiyor; fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.
7-         Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve (bir zamanlar) "dinledik ve itaat ettik" dediğinizde, sizi kendisiyle bağladığı O'na olan sözünüzü hatırlayın. Allah'tan korkun. Şüphe yoktur ki Allah, göğüslerde olan (sırr)ı hakkıyle bilir.
8-         Ey îman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şâhidlik eden kimseler olunuz. Bir kavme karşı olan düşmanlığınız, sizi (haklarında) âdil davranmamaya sevketmesin. Adaletli olun; zira bu, takvaya daha yakındır Allah'tan korkun; şüphe yoktur ki Allah, yaptıklarınızdan hakkıyle haberdârdır.
9-         Allah, îman edenlere ve iyi amellerde bulunanlara vâ'detmiştir: Onlar için afvu mağfiret ve çok büyük mükâfat vardır
10-       Küfredenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar da cehennem ehlidirler.
11-       Ey îman edenler! Bir kavmin ellerini size uzatmaya (ve Peygamberi öldürmeye) kalkışıp da, onların ellerini sizden çektiği andaki Allah'ın üzerinizde olan o nimetini hatırlayın. Allah'tan korkun. Mü'minler de yalnız, Allah'a güvensinler.
12-       Allah, İsrail oğullarınrından da söz almıştı: içlerinden on iki kefil göndermiştik. Allah, (onlara) şöyle demişti: "Ben, muhakkak sizinle beraberim.  Namazı dosdoğru kıldığınız, zekâtı verdiğiniz,  peygamberlerime îman elliğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (malınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günâhlarınızı mutlaka örter ve sizi, (ağaçları) altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse,dosdoğru yoldan sapmış olur.
13-       Ne var ki, onların, verdikleri sözü bozmuş olmaları dolayısıyla. onları lanetledik ve  kalblerini   kaskatı  yaptık.   (Ellerindeki   Tevrat'ta)   kelimeleri  yerlerinden değiştirip tahrifat yapmışlar ve  (kitaptan)  kendilerine  hatırlatılan  şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Nitekim içlerinden çok azı dışında, onların hainliklerine halâ muttali olabilirsin. Maamafih yine de sen onları bağışla ve üzerinde durma. Şüphe yoktur ki Allah, iyilik edenleri sever.
14-      Keza 'biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlığı soktuk. Allah (kıyamet günü), ne yapmış olduklarını onlara elbette haber verecektir.
15-      Ey   kitap  ehli!   kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu size açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size gelmiştir. Ayrıca size, Allah'tan bir nür ve apaçık bir kitap da gelmiştir.
16-     Allah, o Kitapla rızasına uygun hareket edenleri selâmet yollarına iletir; onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevkeder.
17-     Şurası muhakkaktır ki, "Meryem'in oğlu Mesih, Allah'ın ta kendisidir" diyenler küfre girmişlerdir. (Ey Peygamber! Onlara) de ki: "Allah, Meryem oğlu Mesih'i, anasını   ve   yer-yüzündekileri   toptan   helak   etmek   istese,   kim   Allah'ın iradesinden bir şeye engel olacak kudrete sahip olabilir?" Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin mülkiyeti yalnız Allah'a mahsustur. Dilediğini yaratır
Allah, her şeye kaadirdir.
18-     Yahudiler ve hıristiyanlar, "biz, Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz' demektedirer.(Ey Muhammedi Onlara de ki: "Öyleyse Allah, günahlarınız yüzünden size niçin azâb ediyor? Hayır, siz de O'nun yarattıklarından bir beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğine de azâb eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin mülkiyeti yalnız Allah'a aittir Varış O'nadır"
19-     Ey kitap ehli! Peygamberler arasındaki boşluğa dayanarak, "bize ne müjdeci ve ne de korkutucu (bir peygamber) geldi" dememeniz için, size (her şeyi) açıklayan Peygamberimiz gelmiştir. Size bir müjdeci bir korkutucu gelmiştir.Allah, herşeye kaadirdir.
20-     Mûsâ kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah'ın, içinizden peygamberler çıkardığı, sizi hükümdarlar yaptığı ve âlemlerden hiç kimseye vermediğini size verdiği zamanki nimetini hatırlayın."
21-     "Ey kavmim! Allah'ın sizin için takdir edip yazdığı mukaddes arza girin: Ardınıza dönmeyin. Aksi halde hüsrana uğramış olarak dönersiniz."
22-     (Kavmi de Musa'ya) şöyle demişlerdi: "Ey Mûsâ! O mukaddes arzda inadcı bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya asla girmeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de herhalde oraya gireriz."
23-     Allah'ın kendilerine ihsan ettiği (tâat dolayısıyla, Allah'tan) korkan iki adam ise, şöyle demişti: "inatçı kavmin üzerine kapıdan girin. Kapıdan girdiğiniz zaman da, (Allah'ın yardımıyla) herhalde gâlib gelirsiniz. Eğer mü'min kimseler iseniz, Allah'a da güvenin.'
24-       Kavmi Musa'ya yine şöyle demişlerdi: "Ey Mûsâ! Onlar, o şehirde oldukları sürece, biz oraya asla giremiyeceğiz. Rabbınla birlikte sen git ve ikiniz savaşın. Biz burada kalacağız.*
25-       {Mûsâ da Rabbına) "Rabbım! Ben, kendimden ve kardeşimden başkasına hâkim olamıyorum. Bu sebeple bizi, o fâsık kavimden ayır" demişti.
26-       (Rabbı ise, ona) "(Ceza olmak üzere) o mukaddes arz, onlara kırk yıl süreyle haram kılınmıştır. Bulundukları yerde başıboş dolaşıp duracaklardır. Bu itibarla, o fâsık kavim için kendini üzme" buyurmuştu.
27-       (Ey Muhammedi Kitap ehline) Âdemin iki oğluyla ilgili gerçek haberi oku: Hani her ikisi de birer kurban takdim etmişlerdi de, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabu! edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen diğerine), şöyle demişti: "Seni mutlaka öldüreceğim*. Diğeri ise: "Allah, yalnız (kendisinden) korkanlardan kabul eder."
28-       "Beni öldürmek için, bana elini uzatsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Çünkü ben, âlemlerin Rabbı Allah'tan korkarım."
29-       "Ben dilerim ki, (seni öldürmüş olsam, bana yüklenecek olan) günâhımı ve (beni öldürdüğün zaman kendi) günâhını yüklenmiş olarak gidesin ve cehennem ehlinden olasın. Zâlimlerin cezası budur" demişti.
30-       (Diğer kardeş ise), nefsi, kardeşini öldürmek hususunda ona boyun eğdirmiş ve onu öldürmüş, böylece hüsrana uğrayanlardan olmuştu.
31-       Bunun üzerine Aliah, kardeşinin cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga göndermişti. (Bunu gören kardeş ise, kendi kendine) "bana yazıklar olsun! Şu karga gibi olmaktan ve kardeşimin cesedini örtüp gizlemekten mi âcizim?" demiş ve (yaptığı işten) nedamet duyanlardan olmuştu.
32-       Bu yüzdendir ki, İsrail oğullarına, sebepsiz yere adam öldürmenin, yahut yeryüzünde fesad çıkarmanın karşılığı olmaksızın, kim bir kimseyi öldürürse, onun, insanları topluca öldürmüş olacağı, kim de bir kimseye hayat hakkı tanırsa, onun, insanlara topluca hayat.vermiş olacağı (hükmünü) yazdık Peygamberlerimiz, onlara (bu hususta) apaçık deliller de getirmişlerdi. Buna rağmen onların çoğu, bundan sonra da, yeryüzünde (kötülük çıkarmak hususunda) müsriflik ettiler.
33-       Allah'a ve Peygamberine karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezası, ya öldürülmek, ya asılmak, ya elleri ve ayakları çaprazlama kesilmek, yahutta bulundukları yerden Sürülmektir. Bu ceza, onlar için dünyada iken rezillik ve rüsvaylıktır; âhirette ise, onlara son derece büyük bir azâb vardır.
34-       Ancak (böylelerinin hak ettikleri cezayı) onlara takdir etmenizden önce, tövbe edenler, bundan müstesnadır. Zira biliniz ki Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
35-       Ey îman edenleri Allah'tan korkun; Sizi O'na yaklaştıracak vesile arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.
36-       Küfredenler ise. yeryüzünde bulunan şeylerin hepsi ve onunla birlikte bir de o kadarı, kıyamet gününün azabına karşılık fidye vermeleri için onların olsa. bu, kendilerinden kabul olunmaz. Onlar için elim bir azâb vardır.
37-       Onlar ateşten çıkmak isteyeceklerdir; fakat oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azâb vardır.
38-       Erkek ve kadın hırsızın, irtikâb ettikleri şeye karşı bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.
39-       Fakat her kim, o haksız davranışından sonra tövbe eder, halini düzeltirse. Allah, şüphesiz, tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir,
40-       Zaten bilmez misin ki. göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah'a aittir; dilediğine azab eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye kaadirdir
41-       Ey Peygamber! Kalbleri îman etmediği halde, ağızlarıyle "İman ettik" diyen (münâfık)lerin, yalana kulak verenlerle, sana gelmeyen başka bir kavmi dinleyen (Yahudi) lerin küfür hususunda yarış etmeleri, seni mahzun etmesin; bunlar, (Tevrat'taki) kelimeleri (yerli yerine) konulduktan sonra, yerlerini değiştirirler ve "eğer size (kırbaç cezası) verilirse, onu kabul edin; eğer bu ceza verilmez (recm cezası verilir) se, ondan da sakının" derler. Allah, kimin sapıklığını murad ederse, onun için Allah'tan hiçbir yardım elde edemezsin. Bunlar, öyle kimselerdir ki, Allah onların kalblerini temizlemeyi murad etmemiştir. Onlar için, dünyada rezillik, âhirette de son derece büyük azâb vardır.
42-       Onlar, yalana kulak veren, haram mal yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Hükmettiğinde de, aralarında adaletle hükmet. Şüphe yoktur ki Allah âdi! olanları sever.
43-       Nasıl olup da yanlarında Tevrat, içinde de Allah'ın hükmü varken, senden hüküm talebinde bulunuyorlar, bundan sonra da yüz çevirip gidiyorlar? (Hayır,) bunlar mü'min değillerdir!
44-       İçinde nûr ve hidayet bulunan Tevrat'ı elbette biz indirdik. Kendilerini (Allah a) teslim etmiş olan İsrail peygamberleri, Yahudiler hakkında onunla hükmediyorlar, keza Allah'ın kitabını muhafaza etmekle görevlendirilmiş olmaları dolayısıyla (Yahudi) dîn adamları ve âlimleri de. o kitaba göre hüküm veriyorlar ve onun, Allah'ın kitabı olduğuna şâhidlik ediyorlar. Hal böyle olurca (ey Yahudîier!). insanlardan korkmayın da benden Korkun ve âyetlerimi yok pahasına satmayın. Her kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte asıl kâfir olanlar onlardır.
45-       Biz Tevrat'ta, onlara "cana can, göze göz. buruna burun, kulağa kulak, dişe dış (olmak üzere kısası) farz kılmıştık Keza (mümkün olduğu takdirde) yaralara karşı da kısas vardır. Bununla beraber, kim kısas hakkını bağışlarsa, bu, kendi (günâhları) na bir keffâret olur. Zira kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte asıl zâlim olanlar onlardır.
46-        Onların izleri üzere (gitmesi için, arkadan), önceden gönderilmiş olan Tevrat'ı tasdik edici olarak Meryem oğlu isa'yı göndermiş, ona da, hem kendinden önceki Tevrat'ı tasdik etmesi, hem de Allah'tan korkanlara hidayet ve öğüt olması için, içinde hidayet ve nûr bulunan İncil'i vermiştik.
47-       (Sonra onlara şöyle demiştik:) "İncil ehli de, Allah'ın bu kitabın içinde indirdikleriyle hükmetsin. Her kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte asıl fâsık olanlar onlardır.
48-       (Ey Muhammedi) 'Sana da, kendinden evvelki kitabı tasdik edici ve ona şahid olmak üzere, hak ile Kur'an'ı indirdik. O halde (kitap ehli) arasında, Aliah'ın indirdiği (bu) kitapla hükmet. Sana gelen hakkı bırakıp da onların heveslerine uyma. Sizin her biriniz için bir şeriat ve bir yol vazettik. Eğer Allah diieseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdiği şeylerde sizi denemek için (böyle yapmadı). O halde hayırlı işlerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır Bu sebeple (kıyamet günü), hakkında ihtilâfa düştüğünüz hususları size haber verecektir.
49-       Aralarında Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeni, onların hevâ ve heveslerine uymamanı ve Allah'ın sana indirdiği şeylerin bir kısmından seni saptırmalarından sakınmanı da (sana emrettik). Eğer onlar (senin vereceğin hükümden) yüz çevirirlerse, bilesin ki Allah, bir takım günâhları sebebiyle onları cezalandırmak istemektedir. Zaten insanların çoğu fâsıktır.
50-       Onlar, yine de câhiliyye devrinin (o kokuşmuş) hükmünü mü arıyorlar? Oysa yakînen bilen insanlar için, Allah'tan daha güzel hüküm sahibi olan kim vardır?
51-       Ey îman edenleri Yahudileri ve hıristiyanları kendinize dost edinmeyin, Onlar biribirlerinin dostudurlar. İçinizden her kim onları dost edinirse, o onlardandır. Allah, şüphesiz, zâlim kimseleri doğru yola iletmez.
52-       Kalblerinde bir hastalık bulunan (münafık) ların "başımıza bir felâket gelmesinden korkuyoruz" diyerek (Yahudilerin) arasında koşuştuklarını görürsün. Fakat mümkündür ki, Allah, kendi katından bir zafer, yahut bir emir getirir de, onlar da, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.
53-       îman edenler ise, "sizinle beraber olduklarına dair, Allah'a bütün güçleriyle yemin edenler bunlar mı?" derler. Onların bütün amelleri boşa gitmiş ve kendileri de hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır.
54-       Ey îman edenler' içinizden her kim, dîninden dönerse, (böylelerine karşı) Allah, öyle bir kavim getirir ki, kendisi onları sever, onlar da Allah'ı severler; mü'minlere, karşı yumuşak, kâfirlere karşı güçlüdürler. Allah yolunda savaşırlar; ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah'ın dilediğine verdiği bir fazilettir. Allah, ihsanı bol, her şeyi hakkıyle bilendir.
55-       Sizin asıl dostunuz Allah'tır, Rasûlüdür ve (Allah'ın emirlerine) boyun eğerek namazlarını dosdoğru kılıp zekâtlarını veren mü'minlerdir.
56-       Bu itibarla, her kim, Allah'ı, Rasûlünü ve îman edenleri dost edinirse, işte dâima gâlib gelecek olanlar, Allah tarafını tutanlardır.
57-       Ey îman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden olup da, dîninizi alay konusu ve oyuncak edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. 58-       Eğer (gerçekten) îman etmiş kişiler iseniz, Allah'tan korkun.
Namaza çağırdığınız zaman, onu alay konusu ve oyuncak ediniyorlar. Bu, onların, akıllarını kullanmayan kimseler olmalarındandır.
59-       (Ey Muhammedi) De ki: "Ey kitap ehli! Bizden hoşlanma-yışınız, sırf, Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilenlere îman ettiğimizden dolayı değil midir? Zaten çoğunuz fâsık kimselersiniz."
60-       Yine de ki: 'Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah, kimlere lanet etmiş, gazab etmiş, onlardan maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte bunlar, mevki itibariyle en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olan kimselerdir."
61-       Size geldikleri zaman, "îman ettik" demektedirler. Oysa onlar, küfr ile girmişler, yine onunla çıkmışladır. Allah, onların gizlemiş oldukları şeyi hakkıyle bilendir.
62-       Onlardan çoğunun, günâh işlemede, düşmanlık etmede ve haramı yemelerinde biribirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmış oldukları bu şeyle' ne kötüdür.
63-       Dîn adamları ve bilginler, (yalan gibi) günâhı söylemelerinden ve (rüşvet gibi) haramı yemelerinden onlan hiç mi menetmediler? Yapmış oldukları bu şeyler ne kötüdür.
64-       Yahudîler "Allah'ın eli çok sıkıdır' demektedirler Bu söylediklerinden aolayı onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar. Hayır, Allah'ın her iki eli de açıktır ve nasıl dilerse öyle verir. Rabbından sana indirilen (âyet)ler, isyan ve kütür yönünden onlardan çoğunu, şüphesiz, daha da azdırıyor. Fakat biz onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş tutuşturdularsa, Allah onu söndürmüştür.Yeryüzünde dâima fesad çıkarmaya çalışırlar. Oysa Allah, fesad çıkaranları sevmez.
65-       Halbuki kitap ehli, îman etmiş ve sakınmış olsalardı, onların kötülüklerini örter, onları nimeti bol olan cennetlere sokardık.
66-       Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve Rablarından kendilerine indirilen (Kur'an)ı dosdoğru tutup hakkıyle tatbik etselerdi, hem üstlerindeki, hem de ayakları altındaki (sayısız nimetlerden bol bol yerlerdi. Oysa aralarında mutedil bir gurup da vardı. Bununla beraber, onların çoğunun yaptıkları işler ne kadar kötüdür.
67-       Ey Peygamber! Rabbından sana indirilen (âyetler)i teblîğ et. Eğer bunu yapmazsan, Rabbının peygamberliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, şüphesiz kâfir kavme hidayet etmez.
68-       De ki: "Ey kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbınızdan size indirilenleri dosdoğru tutup hakkıyle tatbik etmedikçe, herhangi bir şey üzerinde olmuş olamazsınız." Rabbından sana indirilen (âyet) ler, isyan ve küfür yönünden, onlardan çoğunu şüphesiz azdırıyor. Bu itibarla, kâfir kimseler için hüzünlenme.
69-       Şüphe yoktur ki, îman edenlerle Yahudilerden, sâbiîlerden ve hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret gününe inanan ve iyi amel işleyenlere hiçbir korku yoktur; mahzun olacaklar da onlar değildir,
70-       israil oğullarından söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoşlanmadığı şeyler getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdir.
71-       Zannediyorlardı ki, (bu yaptıkları) bir fitne olmayacak. Bu sebeple kör ve sağr kesildiler. Sonra Allah tövbelerini kabul etti; fakat onların çoğu yine kör ve sağır kesildiler. Allah, yaptıklarını hakkıyle görendir.
72-       Allah'ın, Meryem'in oğlu Mesîh olduğunu söyleyenler, muhakkak küfre girmişlerdir. Halbuki Mesîh, "ey İsrail oğullan! Rabbım ve Rabbınız olan Allah'a ibadet edin. Zira her kim Allah'a şirk koşarsa, Allah ona cenneti haram kılar ve varacağı yer de ateş olur. Zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur" demişti.
73-       Allah'ın, üçün biri_ olduğunu söyleyenler de küfre girmişlerdir. Oysa tek bir ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerini terk etmezlerse, işte bu küfredenler, çok şiddetli bir azaba uğrayacaklardır.
74-       Bunlar, Allah'a tövbe edip O'ndan bağışlanmalarını dilemezler mı? Oysa Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
75-       Meryem'in oğlu Mesîh (îsâ).sadece bir peygamberdir, ondan önce de peygamberler gelip gitmişti. Anası da dosdoğru bir kadındı, ikisi de yemek yerlerdi. Bak, biz onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz; sonra da onların (haktan) nasıl yüz çevirdiklerini anla.
76-       (Ey Muhammedi) De ki: "Allah'tan başka, size ne zararı dokunacak ve ne de fayda verecek hiçbir güce sahip olmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz? Hakkıyla işiten, hakkıyle bilen, asıl Allah'tır."
77-       Yine de ki: "Ey kitap ehli! Dîninizde haksız yere haddi aşmayın ve daha önce sapan, birçoklarını saptıran ve doğru yoldan uzaklaşan kimselerin hevâ ve heveslerine uymayın".
78-       İsrail oğullarından küfredenler, Dâvud ve Meryem'in oğlu îsâ diliyle lânetlenmişlerdir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları yüzündendi.
79-       İşledikleri kötülüklerden biribirlerini menetmez/erdi. İşlemiş oldukları bu şeyler ne kadar da kötü idi.
80-       Onlardan çoğunun, küfredenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu, Allah'ın gazabını gerektirecek şey ne kadar kötüdür. Onlar, azâb içinde daimîdirler.
81-       Halbuki Allah'a, Peygambere ve ona indirilen (Kitab) e îman etmiş olsalardı kâfirleri dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu fâsıktırlar.
82-       îman edenlere karşı, düşmanlık yönünden insanların en şiddetlilerinin, Yahudiler ve şirk koşanlar olduklarını görürsün. Sevgi yönünden ise, îman edenlere karşı insanların en yakınlarını "biz hıristiyanız" diyenlerini bulursun. Bu, içlerinde, (hakka karşı) büyüklenmek istemeyen keşişlerin ve râhiblerin bulunması yüzündendir.
83-       Peygambere indirilen (Kur'ân) i dinledikleri zaman da, hakkı öğrenmiş olmalarından dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. (Sonra da) derler ki: "Rabbımız! îman ettik, bizi şâhidlerle birlikte yaz."
84-       'Hem, Rabbımızın bizi sâlih kişilerle birlikte (cennete) sokmasını dileyip dururken, neden Allah'a ve hak olarak bize gelen şeylere iman etmeyelim?"
85-       İşte, onların bu söylediklerinden dolayıdır ki, Allah onlan, içinde dâimi kalacakları (ağaçlan) altından ırmaklar akan cennetlerle mükafatlandırmıştır. Zaten iyi davrananların mükâfatı da budur.
86-       Küfredenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar ise, cehennem ehlidir.
87-       Ey îman edenler! Allah'ın sizin için helâl ettiği o güzel ve temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphe yoktur ki Allah, haddi aşanlan sevmez.
88-       Allah'ın helâl ve tertemiz olarak sizi nzıklandırdığı şeylerden yeyin ve kendisine îman ettîğiniz Allah'tan sakının.
89-       Allah sizi, boş ve gayesiz yeminlerinizden dolayı muaheze etmez; fakat Kasıdlı yeminleriniz sebebiyle sizi muaheze eder. (Eğer kasıdlı yeminden dönecek olursanız) keffâreti, kendi ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on fakiri doyurmak, yahut onları giydirmek, yahutta bir köle âzâd etmektir. Kim (bunları) bulamazsa, (keffâreti), üç gün oruç tutmaktır. İşte, yemin etliğinizde' yeminlerinizin keffâreti budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah, şükredesiniz diye âyetlerini işte böyle açıklıyor.
90-       Ey îman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları, şeytan işi birer pisliktir Onlardan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
91-       Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi, Allah'ın zikrinden ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz, (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?
92-       Allah'a itaat edin; Peygambere de itaat edin ve (o pisliklerden) sakının. Yüz çevirdiğiniz takdirde, bilin ki, Peygamberimize düşen, sadece, apaçık tebliğdir.
93-       îman edenler ve sâlih amellerde bulunanlar, sakınıp îman ettikleri ve iyi amellerde bulundukları, sonra tekrar sakınıp îman ettikleri, sonra yine sakınıp işlerini güzel yaptıkları takdirde, (haram kılınan şeylerden, haram kılınmadan önce) taddıklarından dolayı, üzerlerine bir günâh yoktur. Allah, işlerini güzel yapanları sever.
94-       Ey îman edenler! Allah, görmeden kendisinden korkanları göstermek için, elinizin, yahut mızrağınızın erişebileceği bir avla sizi denemektedir. Kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için elîm bir azâb vardır.
95-       Ey îman edenler! (Hac veya umre için) ihramlı iken av (hayvanı) öldürmeyin. İçinizden kim kasden onu öldürürse, yaptığı işin vebalini tatması için. öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki, Kabe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki âdil kişi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Allah, geçmiş (günâhlar)i bağışlamıştır. Fakat kim de bu suçu tekrar işlerse, Allah, ondan intikamını alır. Allah, daima ğâlibtir intikam sahibidir.
96-       Gerek kendinize ve gerekse yolcuya fayda olmak üzere, deniz avı ve onun yenmesi size helâl kılınmıştır. Kara avı ise, ihramda bulunduğunuz sürece haram kılınmıştır. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan korkun.
97-       Allah, Kabe'yi, o Beyt-i Haramı, haram ayı, kurbanı ve (kurbanlardaki) gerdanlıkları, insanların (dîn ve dünya işleri) için bir nizam kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olan her şeyi hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.
98-       Biliniz ki Allah, hem cezası çok şiddetli olandır, hem de çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
99-       Peygambere (kendisine indirileni) tebliğ etmekten başka bir şey düşmez. A'lah, sizin açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de bilir.
100-     (Ey Muhammed) De ki: "İyi ve temiz olan şeyle, kötü ve pis olan şey, kötü ve pis olanın çokluğu hoşunuza gitse bile, bir değildir. Bu itibarla, ey akıl sahipleri, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.
101-     Ey îman edenler! Açıklandığı zaman size kötü gelecek şeyler hakkında (soru) sormayın. Zira Kur'ân'ın nazil olduğu sırada onlar hakkında (soru)sorarsanız, size açıklanır, (o da size zor gelir); halbuki (siz sormazdan önce) Allah sizi onlardan atfetmişti. Allah çok bağışlayıcıdır; ceza vermekte de aceleci değildir.
102-     Nitekim sizden önce gelen bir kavim, (sorulduğu zaman hüküm vazedilmesine sebep olan) o şeyler hakkında soru sormuş, sonra da onları inkâr eder olmuşlardı.
103-     Allah, ne "bahire"yi, ne "şaibe" yi, ne "vasîle"yi ve ne de "hâmuı meşru kılmıştır. Fakat küfredenler, (bunlan Allah'ın emrettiğini ileri sürerek)Allafı a karşı yalan yere iftira etmektedirler, onların çoğunun ise, akılları ermez. (*)
(*) (Âyette geçen "bahîre" kelimesi, beş batın yavrusu olduktan sonra kulağı yarılarak salıverilen dişi deve manâsına gelir, "Sâibe", bir dileğin gerçekleşmesi üzerine putlara adanan ve aynı şekilde salı verilen devedir ,<i, ne sütü sağılır, ne üzerine binilir, ne de yünü kesilir. "Vasîle biri erkek biri dişi ikiz doğuran koyundur. Zira câhiliye devrinde koyunun bir erkek yavrusu olursa, onu putlarına kurban ederler, dişi yavrusunu ise. Kendilerine bırakırlardı.İkiz olduğu takdirde, dişi yavru,erkek yavruyu putlara kurban edilmekten kurtarırdı. "Hâm" ise, on batın yavru doğurtan erkek devedir ki bu da âzâd edilir ve hiçbir işte kullanılmazdı.)
104-     Onlara, "Allah'ın indirdiği (Kitab) ne ve peygambere gelin" denildiği zaman onlar, alalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter demektedirler. (İyi ama) ya ataları hiçbir şey bilememiş ve doğru yolu da bulamamış idiyseler!.
105-     Ey îman edenler! Kendinize dikkat edin. Doğru yolu bulduğunuz takdirde, doğru yoldan sapan kimseler size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Ne yaptığınızı size O haber verecektir.
106-     Ey îman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasıyyet sırasında aranızdaki şâhidliğin hükmü, kendi içinizden iki âdil şâhid, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa. sizden olmayan diğer iki şâhid (tutmak) tır;(eğer iki yabancı şahitten) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: "Akraba bile olsa, yemini bir menfaat karşılığı satmayacağız; Allah'ın şahadetini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde günahkârlardan olacağız."
107-     Eğer o iki şahidin (bazı şeyler gizleyerek doğru şâhidlik yapmamak suret yie) vebale müstehak oldukları anlaşılırsa, ölene daha yakın ha* sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçerler ve "bizim sahiciliğimiz, (önceki) iki kişinin şâhidliğinden daha doğrudur. Biz, (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik. Aksi halde, biz de zâlimlerden olurduk" (diyerek) Allah'a yemin ederler.
108-     (Yeminlerle ilgili) bu hüküm, şâhidliği doğru bir şekilde ifade etmeleri, yahut yeminlerinden sonra yeminlerin (diğer iki kişiye) teklif edilmesinden korkmaları için daha uygundur. Allah'tan korkun ve dinleyin. Allah, fâsık kimseleri doğru yola iletmez.
109-     Allah'ın, peygamberleri toplayıp da onlara "size ne cevap verildi?" dediği gün. onlar: "Bizim hiçbir bilgimiz yok; muhakkak ki gaybları hakkıyle bilen sensin" diyeceklerdir.
110-      (Meryem'in oğlu isa'ya da) diyecektir ki: "Ey Meryem oğlu îsâ! Sana ve senin anana ihsan ettiğim nimetlerimi hatırla. Hani seni Cebrail ile teyîd etmiştim de, hem beşikte iken, hem de yetişkin iken insanlarla konuşuyordun. Sana yazıyı, hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretmiştim, iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış, sonra ona üflemiştin de, o da benim iznimle kuş oluvermişti. Yine benim iznimle körü ve abraşı iyileştirmiş, ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarmıştın. İsrail oğullarının elini senin üzerinden çekmiştim (de seni öldürememiş, fakat öldürdüklerini zannetmişlerdi). Onlara apaçık deliller getirdiğinde, onlardan kâfir olanlar, "bu, besbelli sihirden başka bir şey değildir" demişlerdi."
111-     Havarilerine de "bana ve peygamberime îman edin" diye emretmiştim. Onlar da: "îman ettik. Bizim gerçekten müslüman olduğumuza şâhid ol" demişlerdi.
112-     Havariler (Meryem'in oğlu isa'ya da) şöyle demişlerdi: "Ey Meryem oğlu îsâ! Rabbın, bize, gökyüzünden bir sofra indirebilir mi?" O ise. "eğer mü'min iseniz Allah'tan korkun" demişti,
113-     Havariler ise: "İstiyoruz ki, o sofradan yiyelim: kalblerimiz mutmain olsun; bize doğruyu söylediğini bilelim ve buna şâhidlik edenlerden olalım" demişlerdi
114-     Meryem oğlu îsâ' da (Rabbına dua ederek) demişti ki: "Ey Allah'ım! Rabbımız: Bize gökyüzünden, bizim için, bizden öncekiler ve bizden sonrakiler için bir bayram ve senden de mucize olacak bir sofra indir ve bizi rızıklandır; sen rızık verenlerin en hayırlısısın."
115-     Allah da şöyle demişti: "Ben onu size indireceğim; fakat bundan sonra, içinizden kim küfür işlerse, ben ona öyle bir azâb ile azâb edeceğim ki, kainatta hiç kimseye öyle azâb etmem."
116-     Allah (Meryem'in oğlu İsa'ya) demişti ki: "Ey Meryem oğlu İsâ! Beni ve anamı Allah'tan başka iki ilâh edinin diye insanlara sen mi söyledin?" îsâ ise, şöyle demişti: "Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz- Zaten bunu söylemiş olsam, sen onu muhakkak bilirdin. Sen, benim içimde olanı bilirsin; fakat ben senin içindekini bilmem. Şüphe yoktur ki sen. gaybları hakkıyle bilirsin."
117-     "Benim onlara söylediğim, senin bana emrettiğin şeyden başkası değildir; o da: Hem benim Rabbım, hem de sizin Rabbınız olan Allah'a ibadet edin.(sözü) dir. Aralarında bulunduğum sürece onlara şâhid oldum. Bana ölüm verdiğinde de, onlara sen gözcü oldun. Bu itibarla sen. her şeye şâhidsin."
116- "Eğer onlara azâb edersen, onlar, şüphesiz, senin kullarındır. Yok eğer onları bağışlarsan, elbette gâlib olan, hüküm sahibi olan sensin."
119-     Allah(bütün bu konuşmalardan sonra) dedi ki: "işte bugün, doğrulara doğruluklarının fayda sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, (ağaçları) altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olacaktır; onlar da Allah'tan.. İşte bu, son derece büyük kurtuluştur."
120-     Göklerin, yerin ve içindekilerin hükümranlığı Allah'a aittir. O, her şeye hakkıyle kaadirdir.