005 – MAiDE SURESi - Talat - 5. Sayfa
005-MAİDE SÛRESİ
Mâide sûresi, Kur'ân-ı
Kerim'in beşinci sûresi olup, 120 âyetten meydana gelmiştir. Nüzulü,
Hudeybiye andlaşmasını
müteakip nazil olan Feth sûresinden sonraki
devreye rastlar. Hudeybiye
andlaşması, hicretin altıncı senesinde
vukubulmuştur. Buna göre sûrenin büyük bir kısmının
Hudeybiye île Tebûk
gazvesi arasında nazil olduğu anlaşılırsa da. Veda Haccı 'nda
indirilen âyetlerin de bu sûrede yer almış olması, onun son nazil olan
sûrelerden olduğunu gösterir. Sûreye Mâide
adının verilmesi, içerisinde, gökten indirilen bir
mâide (sofra) den sözedilmesi
dolayısıyledir. Hazreti İsa'dan, havarileri
gökten bir sofra indirmesini istemişler, o da onların bu isteğine uyarak,
Rabbına, bir sofra indirmesi için duâ etmiştir.
Sûrenin Hudeybiye
andlaşmasından sonra nazil olması dolayısıyle.
andlaşmalara riayet edilmesi, onları bozmaktan
kaçınılması, geçmiş milletlerden andlaşmalarını
bozanlarla ilgili ibret verici kıssalar, Yahudî ve münafıkların
andlaşmaları bozmaları gibi
andlaşmaya taalluk eden âyetler yanında, hacc,
abdest, gusül ve teyemmüm ile ilgili hükümlere, içki ve kumar yasağına,
haram ve helal olan yiyeceklere, içtimaî ve ahlakî
mümünasebetlere de sûre içinde yer verilmiştir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Ey îman edenler!
Akidleri yerine getirin, ihramda iken avlanmayı
helâl saymamak şartıyla, size (haram kılındığı) okunacak olan şeyler
dışında, hayvanların etleri helâl kılınmıştır. Şüphe yoktur ki Allah,
dilediğine hükmeder.
2- Ey îman edenleri Allah'ın (ibadetine delâlet eden) alâmetlerine,
haram aya, Allah'a hediyye edilen kurbanlığa,
(ona takılan) gerdanlığa, Rablarından ticarî bir
kazanç ve rıza aramak maksadıyla Beyt-i Haram'a
gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman, (dilerseniz)
avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan menetmeleri
dolayısıyla bir kavme karşı olan düşmanlığınız, sizi
savketmesin. İyilik ve takva üzere yardımlasın; günâh işlemek ve
düşmanlık etmek için yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Şüphe yoktur ki
Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
3- Size, ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası üzerine kesilen
(hayvan eti), (henüz can vermeden) yetişip kestiğiniz dışındaki boğulmuş,
vurulmuş, yüksekten düşmüş, susulmuş, yırtıcı hayvanlar tarafından
parçalanmış, dikili taşlar üzerine kesilmiş olan hayvan (etlerini yemeniz)
ve fal oklarıyla kısmet aramanız haram kılınmıştır. Bunların hepsi de "fısk"
(Allah'ın tâatından çıkış) tır. Bugün,
küfredenler, dîninizden ümidlerini kesmişlerdir.
Bu sebeple onlardan artık korkmayın; benden korkun. Bugün size dîninizi
ikmal ettim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve dîn olarak, sizin için
İslâm'ı seçtim. Her kim açlık halinde, mecbur kalırsa, günâha meyletmek
sizin (haram kılınan etlerden yiyebilir); zira Allah, çok bağışlayıcıdır,
çok merhametlidir.
4- Kendilerine neyin helâl kılındığını soruyorlar. (Onlara) de ki:
"İyi ve temiz bütün yiyecekler size helal kılınmıştır. Allah'ın size
öğrettiği şeylerden kendilerine avcılığı öğrettiğiniz hayvanların sizin için
yakaladıklarını da yeyin ve üzerine Allah'ın
adını anın (besmele çekin) Allah'tan korkun; şüphe yoktur ki Allah, hesabı
çok seri olandır.
5- Bugün size bütün iyi ve temiz şeyler helâl kılınmıştır.
Kendilerine Kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl olduğu gibi, sizin
yiyeceğiniz de onlara helâldi', iffetli, zinaya sapmamış ve dost edinmemiş
oldukları halde mehirlerini kendilerine
verdiğiniz takdirde, mü'minlerden hür
kadınlarla, sizden önce kendilerine kitap verilmiş olan hür kadınlar da keza
size helâl kılınmıştır. Her kim îman (ve İslam esasları)
nı inkâr ederse, ameli boşa gitmiş, kendisi de
âhirette ziyana uğramışlardan olur.
6- Ey îman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve
dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı
meshedin. İki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer
cünüb iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut
yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse, yahut kadınlara
dokunmuşsanız. su da bulamadıysanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun
için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin.
Allah, (bu âyetleriyle) size bir güçlük çıkarmak istemiyor; fakat sizi
temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.
7- Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve (bir zamanlar) "dinledik ve
itaat ettik" dediğinizde, sizi kendisiyle bağladığı O'na olan sözünüzü
hatırlayın. Allah'tan korkun. Şüphe yoktur ki Allah, göğüslerde olan (sırr)ı
hakkıyle bilir.
8- Ey îman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle
şâhidlik eden kimseler olunuz. Bir kavme karşı
olan düşmanlığınız, sizi (haklarında) âdil davranmamaya
sevketmesin. Adaletli olun; zira bu, takvaya daha yakındır Allah'tan
korkun; şüphe yoktur ki Allah, yaptıklarınızdan hakkıyle haberdârdır.
9- Allah, îman edenlere ve iyi amellerde bulunanlara
vâ'detmiştir: Onlar için
afvu mağfiret ve çok büyük mükâfat vardır
10- Küfredenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar da cehennem
ehlidirler.
11- Ey îman edenler! Bir kavmin ellerini size uzatmaya (ve Peygamberi
öldürmeye) kalkışıp da, onların ellerini sizden çektiği andaki Allah'ın
üzerinizde olan o nimetini hatırlayın. Allah'tan korkun.
Mü'minler de yalnız, Allah'a güvensinler.
12- Allah, İsrail oğullarınrından da söz
almıştı: içlerinden on iki kefil göndermiştik. Allah, (onlara) şöyle
demişti: "Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız,
zekâtı verdiğiniz, peygamberlerime îman elliğiniz ve onlara yardımda
bulunduğunuz, (malınızı) Allah yolunda güzelce
sarfettiğiniz takdirde, günâhlarınızı mutlaka örter ve sizi,
(ağaçları) altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Fakat sizden her kim
de, bundan sonra küfrederse,dosdoğru yoldan sapmış olur.
13- Ne var ki, onların, verdikleri sözü bozmuş olmaları dolayısıyla.
onları lanetledik ve kalblerini kaskatı
yaptık. (Ellerindeki Tevrat'ta) kelimeleri yerlerinden değiştirip
tahrifat yapmışlar ve (kitaptan) kendilerine hatırlatılan şeylerin
çoğunu unutmuşlardı. Nitekim içlerinden çok azı dışında, onların
hainliklerine halâ muttali olabilirsin. Maamafih
yine de sen onları bağışla ve üzerinde durma. Şüphe yoktur ki Allah, iyilik
edenleri sever.
14- Keza 'biz hıristiyanız" diyenlerden de
söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu
unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve
düşmanlığı soktuk. Allah (kıyamet günü), ne yapmış olduklarını onlara
elbette haber verecektir.
15- Ey kitap ehli! kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu
size açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size gelmiştir. Ayrıca
size, Allah'tan bir nür ve apaçık bir kitap da
gelmiştir.
16- Allah, o Kitapla rızasına uygun hareket edenleri selâmet yollarına
iletir; onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları
dosdoğru yola sevkeder.
17- Şurası muhakkaktır ki, "Meryem'in oğlu Mesih, Allah'ın ta
kendisidir" diyenler küfre girmişlerdir. (Ey Peygamber! Onlara) de ki:
"Allah, Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yer-yüzündekileri toptan
helak etmek istese, kim Allah'ın iradesinden bir şeye engel olacak
kudrete sahip olabilir?" Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin
mülkiyeti yalnız Allah'a mahsustur. Dilediğini yaratır
Allah, her şeye kaadirdir.
18- Yahudiler ve hıristiyanlar, "biz,
Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz' demektedirer.(Ey
Muhammedi Onlara de ki: "Öyleyse Allah, günahlarınız yüzünden size niçin
azâb ediyor? Hayır, siz de O'nun
yarattıklarından bir beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğine de
azâb eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki
her şeyin mülkiyeti yalnız Allah'a aittir Varış O'nadır"
19- Ey kitap ehli! Peygamberler arasındaki boşluğa dayanarak, "bize ne
müjdeci ve ne de korkutucu (bir peygamber) geldi" dememeniz için, size (her
şeyi) açıklayan Peygamberimiz gelmiştir. Size bir müjdeci bir korkutucu
gelmiştir.Allah, herşeye
kaadirdir.
20- Mûsâ kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah'ın, içinizden
peygamberler çıkardığı, sizi hükümdarlar yaptığı ve âlemlerden hiç kimseye
vermediğini size verdiği zamanki nimetini hatırlayın."
21- "Ey kavmim! Allah'ın sizin için takdir edip yazdığı mukaddes arza
girin: Ardınıza dönmeyin. Aksi halde hüsrana uğramış olarak dönersiniz."
22- (Kavmi de Musa'ya) şöyle demişlerdi: "Ey Mûsâ! O mukaddes arzda
inadcı bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça,
biz oraya asla girmeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de herhalde oraya
gireriz."
23- Allah'ın kendilerine ihsan ettiği (tâat
dolayısıyla, Allah'tan) korkan iki adam ise, şöyle demişti: "inatçı kavmin
üzerine kapıdan girin. Kapıdan girdiğiniz zaman da, (Allah'ın yardımıyla)
herhalde gâlib gelirsiniz. Eğer mü'min kimseler
iseniz, Allah'a da güvenin.'
24- Kavmi Musa'ya yine şöyle demişlerdi: "Ey Mûsâ! Onlar, o şehirde
oldukları sürece, biz oraya asla giremiyeceğiz.
Rabbınla birlikte sen git ve ikiniz savaşın. Biz
burada kalacağız.*
25- {Mûsâ da Rabbına) "Rabbım! Ben,
kendimden ve kardeşimden başkasına hâkim olamıyorum. Bu sebeple bizi, o
fâsık kavimden ayır" demişti.
26- (Rabbı ise, ona) "(Ceza olmak üzere) o mukaddes arz, onlara kırk
yıl süreyle haram kılınmıştır. Bulundukları yerde başıboş dolaşıp
duracaklardır. Bu itibarla, o fâsık kavim için
kendini üzme" buyurmuştu.
27- (Ey Muhammedi Kitap ehline) Âdemin iki oğluyla ilgili gerçek
haberi oku: Hani her ikisi de birer kurban takdim etmişlerdi de, birinden
kabul edilmiş, diğerinden kabu! edilmemişti.
(Kurbanı kabul edilmeyen diğerine), şöyle demişti: "Seni mutlaka
öldüreceğim*. Diğeri ise: "Allah, yalnız (kendisinden) korkanlardan kabul
eder."
28- "Beni öldürmek için, bana elini uzatsan, ben seni öldürmek için
elimi sana uzatmam. Çünkü ben, âlemlerin Rabbı Allah'tan korkarım."
29- "Ben dilerim ki, (seni öldürmüş olsam, bana yüklenecek olan)
günâhımı ve (beni öldürdüğün zaman kendi) günâhını yüklenmiş olarak gidesin
ve cehennem ehlinden olasın. Zâlimlerin cezası budur" demişti.
30- (Diğer kardeş ise), nefsi, kardeşini öldürmek hususunda ona boyun
eğdirmiş ve onu öldürmüş, böylece hüsrana uğrayanlardan olmuştu.
31- Bunun üzerine Aliah, kardeşinin
cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir
karga göndermişti. (Bunu gören kardeş ise, kendi kendine) "bana yazıklar
olsun! Şu karga gibi olmaktan ve kardeşimin cesedini örtüp gizlemekten mi
âcizim?" demiş ve (yaptığı işten) nedamet duyanlardan olmuştu.
32- Bu yüzdendir ki, İsrail oğullarına, sebepsiz yere adam öldürmenin,
yahut yeryüzünde fesad çıkarmanın karşılığı
olmaksızın, kim bir kimseyi öldürürse, onun, insanları topluca öldürmüş
olacağı, kim de bir kimseye hayat hakkı tanırsa, onun, insanlara topluca
hayat.vermiş olacağı (hükmünü) yazdık Peygamberlerimiz, onlara (bu hususta)
apaçık deliller de getirmişlerdi. Buna rağmen onların çoğu, bundan sonra da,
yeryüzünde (kötülük çıkarmak hususunda) müsriflik ettiler.
33- Allah'a ve Peygamberine karşı savaş açanların ve yeryüzünde
fesad çıkarmaya çalışanların cezası, ya
öldürülmek, ya asılmak, ya elleri ve ayakları çaprazlama kesilmek,
yahutta bulundukları yerden Sürülmektir. Bu
ceza, onlar için dünyada iken rezillik ve rüsvaylıktır;
âhirette ise, onlara son derece büyük bir
azâb vardır.
34- Ancak (böylelerinin hak ettikleri cezayı) onlara takdir etmenizden
önce, tövbe edenler, bundan müstesnadır. Zira biliniz ki Allah, çok
bağışlayıcı, çok merhametlidir.
35- Ey îman edenleri Allah'tan korkun; Sizi O'na yaklaştıracak vesile
arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa
eresiniz.
36- Küfredenler ise. yeryüzünde bulunan şeylerin hepsi ve onunla
birlikte bir de o kadarı, kıyamet gününün azabına karşılık fidye vermeleri
için onların olsa. bu, kendilerinden kabul olunmaz. Onlar için elim bir
azâb vardır.
37- Onlar ateşten çıkmak isteyeceklerdir; fakat oradan çıkacak
değillerdir. Onlar için devamlı bir azâb vardır.
38- Erkek ve kadın hırsızın, irtikâb
ettikleri şeye karşı bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini
kesin. Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.
39- Fakat her kim, o haksız davranışından sonra tövbe eder, halini
düzeltirse. Allah, şüphesiz, tövbesini kabul eder. Allah, çok
bağışlayıcıdır, çok merhametlidir,
40- Zaten bilmez misin ki. göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız
Allah'a aittir; dilediğine azab eder, dilediğini
de bağışlar. Allah her şeye kaadirdir
41- Ey Peygamber! Kalbleri îman etmediği
halde, ağızlarıyle "İman ettik" diyen (münâfık)lerin,
yalana kulak verenlerle, sana gelmeyen başka bir kavmi dinleyen (Yahudi)
lerin küfür hususunda yarış etmeleri, seni
mahzun etmesin; bunlar, (Tevrat'taki) kelimeleri (yerli yerine) konulduktan
sonra, yerlerini değiştirirler ve "eğer size (kırbaç cezası) verilirse, onu
kabul edin; eğer bu ceza verilmez (recm cezası
verilir) se, ondan da sakının" derler. Allah,
kimin sapıklığını murad ederse, onun için
Allah'tan hiçbir yardım elde edemezsin. Bunlar, öyle kimselerdir ki, Allah
onların kalblerini temizlemeyi
murad etmemiştir. Onlar için, dünyada rezillik,
âhirette de son derece büyük
azâb vardır.
42- Onlar, yalana kulak veren, haram mal yiyenlerdir. Eğer sana
gelirlerse, aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz
çevirirsen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Hükmettiğinde de,
aralarında adaletle hükmet. Şüphe yoktur ki Allah âdi! olanları sever.
43- Nasıl olup da yanlarında Tevrat, içinde de Allah'ın hükmü varken,
senden hüküm talebinde bulunuyorlar, bundan sonra da yüz çevirip gidiyorlar?
(Hayır,) bunlar mü'min değillerdir!
44- İçinde nûr ve hidayet bulunan Tevrat'ı elbette biz indirdik.
Kendilerini (Allah a) teslim etmiş olan İsrail peygamberleri, Yahudiler
hakkında onunla hükmediyorlar, keza Allah'ın kitabını muhafaza etmekle
görevlendirilmiş olmaları dolayısıyla (Yahudi) dîn adamları ve âlimleri de.
o kitaba göre hüküm veriyorlar ve onun, Allah'ın kitabı olduğuna
şâhidlik ediyorlar. Hal böyle olurca (ey
Yahudîier!). insanlardan korkmayın da benden
Korkun ve âyetlerimi yok pahasına satmayın. Her kim Allah'ın indirdikleriyle
hükmetmezse, işte asıl kâfir olanlar onlardır.
45- Biz Tevrat'ta, onlara "cana can, göze göz. buruna burun, kulağa
kulak, dişe dış (olmak üzere kısası) farz kılmıştık Keza (mümkün olduğu
takdirde) yaralara karşı da kısas vardır. Bununla beraber, kim kısas hakkını
bağışlarsa, bu, kendi (günâhları) na bir
keffâret olur. Zira kim Allah'ın indirdiğiyle
hükmetmezse, işte asıl zâlim olanlar onlardır.
46- Onların izleri üzere (gitmesi için, arkadan), önceden gönderilmiş
olan Tevrat'ı tasdik edici olarak Meryem oğlu isa'yı
göndermiş, ona da, hem kendinden önceki Tevrat'ı tasdik etmesi, hem de
Allah'tan korkanlara hidayet ve öğüt olması için, içinde hidayet ve nûr
bulunan İncil'i vermiştik.
47- (Sonra onlara şöyle demiştik:) "İncil ehli de, Allah'ın bu kitabın
içinde indirdikleriyle hükmetsin. Her kim Allah'ın indirdikleriyle
hükmetmezse, işte asıl fâsık olanlar onlardır.
48- (Ey Muhammedi) 'Sana da, kendinden evvelki kitabı tasdik edici ve
ona şahid olmak üzere, hak ile
Kur'an'ı indirdik. O halde (kitap ehli)
arasında, Aliah'ın indirdiği (bu) kitapla
hükmet. Sana gelen hakkı bırakıp da onların heveslerine uyma. Sizin her
biriniz için bir şeriat ve bir yol vazettik. Eğer Allah
diieseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdiği şeylerde
sizi denemek için (böyle yapmadı). O halde hayırlı işlerde yarışın.
Hepinizin dönüşü Allah'adır Bu sebeple (kıyamet günü), hakkında ihtilâfa
düştüğünüz hususları size haber verecektir.
49- Aralarında Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeni, onların
hevâ ve heveslerine uymamanı ve Allah'ın sana
indirdiği şeylerin bir kısmından seni saptırmalarından sakınmanı da (sana
emrettik). Eğer onlar (senin vereceğin hükümden) yüz çevirirlerse, bilesin
ki Allah, bir takım günâhları sebebiyle onları cezalandırmak istemektedir.
Zaten insanların çoğu fâsıktır.
50- Onlar, yine de câhiliyye devrinin (o
kokuşmuş) hükmünü mü arıyorlar? Oysa yakînen bilen insanlar için, Allah'tan
daha güzel hüküm sahibi olan kim vardır?
51- Ey îman edenleri Yahudileri ve hıristiyanları
kendinize dost edinmeyin, Onlar biribirlerinin
dostudurlar. İçinizden her kim onları dost edinirse, o onlardandır. Allah,
şüphesiz, zâlim kimseleri doğru yola iletmez.
52- Kalblerinde bir hastalık bulunan
(münafık) ların "başımıza bir felâket
gelmesinden korkuyoruz" diyerek (Yahudilerin) arasında koşuştuklarını
görürsün. Fakat mümkündür ki, Allah, kendi katından bir zafer, yahut bir
emir getirir de, onlar da, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman
olurlar.
53- îman edenler ise, "sizinle beraber olduklarına dair, Allah'a bütün
güçleriyle yemin edenler bunlar mı?" derler. Onların bütün amelleri boşa
gitmiş ve kendileri de hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır.
54- Ey îman edenler' içinizden her kim, dîninden dönerse, (böylelerine
karşı) Allah, öyle bir kavim getirir ki, kendisi onları sever, onlar da
Allah'ı severler; mü'minlere, karşı yumuşak,
kâfirlere karşı güçlüdürler. Allah yolunda savaşırlar; ve hiçbir kınayanın
kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah'ın dilediğine verdiği bir
fazilettir. Allah, ihsanı bol, her şeyi hakkıyle bilendir.
55- Sizin asıl dostunuz Allah'tır, Rasûlüdür
ve (Allah'ın emirlerine) boyun eğerek namazlarını dosdoğru kılıp zekâtlarını
veren mü'minlerdir.
56- Bu itibarla, her kim, Allah'ı, Rasûlünü
ve îman edenleri dost edinirse, işte dâima gâlib
gelecek olanlar, Allah tarafını tutanlardır.
57- Ey îman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden olup
da, dîninizi alay konusu ve oyuncak edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin.
58- Eğer (gerçekten) îman etmiş kişiler iseniz, Allah'tan korkun.
Namaza çağırdığınız zaman, onu alay konusu ve oyuncak ediniyorlar. Bu,
onların, akıllarını kullanmayan kimseler olmalarındandır.
59- (Ey Muhammedi) De ki: "Ey kitap ehli! Bizden hoşlanma-yışınız,
sırf, Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilenlere îman ettiğimizden
dolayı değil midir? Zaten çoğunuz fâsık
kimselersiniz."
60- Yine de ki: 'Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size
haber vereyim mi? Allah, kimlere lanet etmiş, gazab
etmiş, onlardan maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte
bunlar, mevki itibariyle en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olan
kimselerdir."
61- Size geldikleri zaman, "îman ettik" demektedirler. Oysa onlar,
küfr ile girmişler, yine onunla çıkmışladır.
Allah, onların gizlemiş oldukları şeyi hakkıyle bilendir.
62- Onlardan çoğunun, günâh işlemede, düşmanlık etmede ve haramı
yemelerinde biribirleriyle yarıştıklarını
görürsün. Yapmış oldukları bu şeyle' ne kötüdür.
63- Dîn adamları ve bilginler, (yalan gibi) günâhı söylemelerinden ve
(rüşvet gibi) haramı yemelerinden onlan hiç mi
menetmediler? Yapmış oldukları bu şeyler ne kötüdür.
64- Yahudîler "Allah'ın eli çok sıkıdır' demektedirler Bu
söylediklerinden aolayı onların elleri bağlansın
ve lanete uğrasınlar. Hayır, Allah'ın her iki eli de açıktır ve nasıl
dilerse öyle verir. Rabbından sana indirilen
(âyet)ler, isyan ve kütür yönünden onlardan
çoğunu, şüphesiz, daha da azdırıyor. Fakat biz onların arasına, kıyamete
kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş
tutuşturdularsa, Allah onu söndürmüştür.Yeryüzünde dâima
fesad çıkarmaya çalışırlar. Oysa Allah,
fesad çıkaranları sevmez.
65- Halbuki kitap ehli, îman etmiş ve sakınmış olsalardı, onların
kötülüklerini örter, onları nimeti bol olan cennetlere sokardık.
66- Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve Rablarından
kendilerine indirilen (Kur'an)ı dosdoğru tutup
hakkıyle tatbik etselerdi, hem üstlerindeki, hem de ayakları altındaki
(sayısız nimetlerden bol bol yerlerdi. Oysa
aralarında mutedil bir gurup da vardı. Bununla beraber, onların çoğunun
yaptıkları işler ne kadar kötüdür.
67- Ey Peygamber! Rabbından sana indirilen
(âyetler)i teblîğ et. Eğer bunu yapmazsan, Rabbının
peygamberliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah,
şüphesiz kâfir kavme hidayet etmez.
68- De ki: "Ey kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve
Rabbınızdan size indirilenleri dosdoğru tutup
hakkıyle tatbik etmedikçe, herhangi bir şey üzerinde olmuş olamazsınız."
Rabbından sana indirilen (âyet)
ler, isyan ve küfür yönünden, onlardan çoğunu
şüphesiz azdırıyor. Bu itibarla, kâfir kimseler için hüzünlenme.
69- Şüphe yoktur ki, îman edenlerle Yahudilerden,
sâbiîlerden ve hıristiyanlardan Allah'a
ve âhiret gününe inanan ve iyi amel işleyenlere
hiçbir korku yoktur; mahzun olacaklar da onlar değildir,
70- israil oğullarından söz almış ve
onlara peygamberler göndermiştik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber
nefislerinin hoşlanmadığı şeyler getirmişse, bunlardan bir kısmını
yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdir.
71- Zannediyorlardı ki, (bu yaptıkları) bir fitne olmayacak. Bu
sebeple kör ve sağr kesildiler. Sonra Allah
tövbelerini kabul etti; fakat onların çoğu yine kör ve sağır kesildiler.
Allah, yaptıklarını hakkıyle görendir.
72- Allah'ın, Meryem'in oğlu Mesîh olduğunu söyleyenler, muhakkak
küfre girmişlerdir. Halbuki Mesîh, "ey İsrail oğullan! Rabbım ve Rabbınız
olan Allah'a ibadet edin. Zira her kim Allah'a şirk koşarsa, Allah ona
cenneti haram kılar ve varacağı yer de ateş olur. Zâlimler için hiçbir
yardımcı yoktur" demişti.
73- Allah'ın, üçün biri_ olduğunu söyleyenler de küfre girmişlerdir.
Oysa tek bir ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerini terk etmezlerse,
işte bu küfredenler, çok şiddetli bir azaba uğrayacaklardır.
74- Bunlar, Allah'a tövbe edip O'ndan bağışlanmalarını dilemezler mı?
Oysa Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
75- Meryem'in oğlu Mesîh (îsâ).sadece bir
peygamberdir, ondan önce de peygamberler gelip gitmişti. Anası da dosdoğru
bir kadındı, ikisi de yemek yerlerdi. Bak, biz onlara âyetleri nasıl
açıklıyoruz; sonra da onların (haktan) nasıl yüz çevirdiklerini anla.
76- (Ey Muhammedi) De ki: "Allah'tan başka, size ne zararı dokunacak
ve ne de fayda verecek hiçbir güce sahip olmayan şeylere mi ibadet
ediyorsunuz? Hakkıyla işiten, hakkıyle bilen, asıl Allah'tır."
77- Yine de ki: "Ey kitap ehli! Dîninizde haksız yere haddi aşmayın ve
daha önce sapan, birçoklarını saptıran ve doğru yoldan uzaklaşan kimselerin
hevâ ve heveslerine uymayın".
78- İsrail oğullarından küfredenler, Dâvud
ve Meryem'in oğlu îsâ diliyle lânetlenmişlerdir.
Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları yüzündendi.
79- İşledikleri kötülüklerden biribirlerini
menetmez/erdi. İşlemiş oldukları bu şeyler ne kadar da kötü idi.
80- Onlardan çoğunun, küfredenleri dost edindiklerini görürsün.
Nefislerinin kendilerine sunduğu, Allah'ın gazabını gerektirecek şey ne
kadar kötüdür. Onlar, azâb içinde daimîdirler.
81- Halbuki Allah'a, Peygambere ve ona indirilen (Kitab) e îman etmiş
olsalardı kâfirleri dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu
fâsıktırlar.
82- îman edenlere karşı, düşmanlık yönünden insanların en
şiddetlilerinin, Yahudiler ve şirk koşanlar olduklarını görürsün. Sevgi
yönünden ise, îman edenlere karşı insanların en yakınlarını "biz
hıristiyanız" diyenlerini bulursun. Bu,
içlerinde, (hakka karşı) büyüklenmek istemeyen keşişlerin ve
râhiblerin bulunması yüzündendir.
83- Peygambere indirilen (Kur'ân) i
dinledikleri zaman da, hakkı öğrenmiş olmalarından dolayı gözlerinin yaşla
dolup taştığını görürsün. (Sonra da) derler ki: "Rabbımız!
îman ettik, bizi şâhidlerle birlikte yaz."
84- 'Hem, Rabbımızın bizi
sâlih kişilerle birlikte (cennete) sokmasını
dileyip dururken, neden Allah'a ve hak olarak bize gelen şeylere iman
etmeyelim?"
85- İşte, onların bu söylediklerinden dolayıdır ki, Allah
onlan, içinde dâimi kalacakları (ağaçlan)
altından ırmaklar akan cennetlerle mükafatlandırmıştır. Zaten iyi
davrananların mükâfatı da budur.
86- Küfredenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar ise, cehennem ehlidir.
87- Ey îman edenler! Allah'ın sizin için helâl ettiği o güzel ve temiz
şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphe yoktur ki Allah, haddi
aşanlan sevmez.
88- Allah'ın helâl ve tertemiz olarak sizi
nzıklandırdığı şeylerden yeyin ve
kendisine îman ettîğiniz Allah'tan sakının.
89- Allah sizi, boş ve gayesiz yeminlerinizden dolayı muaheze etmez;
fakat Kasıdlı yeminleriniz sebebiyle sizi
muaheze eder. (Eğer kasıdlı yeminden dönecek
olursanız) keffâreti, kendi ailenize
yedirdiğinizin ortalamasından on fakiri doyurmak, yahut onları giydirmek,
yahutta bir köle âzâd
etmektir. Kim (bunları) bulamazsa, (keffâreti),
üç gün oruç tutmaktır. İşte, yemin etliğinizde' yeminlerinizin
keffâreti budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah,
şükredesiniz diye âyetlerini işte böyle açıklıyor.
90- Ey îman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları, şeytan
işi birer pisliktir Onlardan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
91- Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve
sizi, Allah'ın zikrinden ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz, (bunlardan)
vazgeçtiniz değil mi?
92- Allah'a itaat edin; Peygambere de itaat edin ve (o pisliklerden)
sakının. Yüz çevirdiğiniz takdirde, bilin ki, Peygamberimize düşen, sadece,
apaçık tebliğdir.
93- îman edenler ve sâlih amellerde
bulunanlar, sakınıp îman ettikleri ve iyi amellerde bulundukları, sonra
tekrar sakınıp îman ettikleri, sonra yine sakınıp işlerini güzel yaptıkları
takdirde, (haram kılınan şeylerden, haram kılınmadan önce)
taddıklarından dolayı, üzerlerine bir günâh
yoktur. Allah, işlerini güzel yapanları sever.
94- Ey îman edenler! Allah, görmeden kendisinden korkanları göstermek
için, elinizin, yahut mızrağınızın erişebileceği bir avla sizi denemektedir.
Kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için elîm bir azâb
vardır.
95- Ey îman edenler! (Hac veya umre için) ihramlı iken av (hayvanı)
öldürmeyin. İçinizden kim kasden onu öldürürse,
yaptığı işin vebalini tatması için. öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki,
Kabe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki âdil kişi
hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir
ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun
dengi oruç tutmaktır. Allah, geçmiş (günâhlar)i bağışlamıştır. Fakat kim de
bu suçu tekrar işlerse, Allah, ondan intikamını alır. Allah, daima
ğâlibtir intikam sahibidir.
96- Gerek kendinize ve gerekse yolcuya fayda olmak üzere, deniz avı ve
onun yenmesi size helâl kılınmıştır. Kara avı ise, ihramda bulunduğunuz
sürece haram kılınmıştır. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan korkun.
97- Allah, Kabe'yi, o Beyt-i Haramı, haram
ayı, kurbanı ve (kurbanlardaki) gerdanlıkları, insanların (dîn ve dünya
işleri) için bir nizam kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olan her şeyi
hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.
98- Biliniz ki Allah, hem cezası çok şiddetli olandır, hem de çok
bağışlayıcı, çok merhametlidir.
99- Peygambere (kendisine indirileni) tebliğ etmekten başka bir şey
düşmez. A'lah, sizin açığa vurduğunuzu da,
gizlediğinizi de bilir.
100- (Ey Muhammed) De ki: "İyi ve temiz olan şeyle, kötü ve pis olan
şey, kötü ve pis olanın çokluğu hoşunuza gitse bile, bir değildir. Bu
itibarla, ey akıl sahipleri, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.
101- Ey îman edenler! Açıklandığı zaman size kötü gelecek şeyler
hakkında (soru) sormayın. Zira Kur'ân'ın nazil
olduğu sırada onlar hakkında (soru)sorarsanız, size açıklanır, (o da size
zor gelir); halbuki (siz sormazdan önce) Allah sizi onlardan atfetmişti.
Allah çok bağışlayıcıdır; ceza vermekte de aceleci değildir.
102- Nitekim sizden önce gelen bir kavim, (sorulduğu zaman hüküm
vazedilmesine sebep olan) o şeyler hakkında soru sormuş, sonra da onları
inkâr eder olmuşlardı.
103- Allah, ne "bahire"yi, ne "şaibe" yi, ne
"vasîle"yi ve ne de "hâmuı
meşru kılmıştır. Fakat küfredenler, (bunlan
Allah'ın emrettiğini ileri sürerek)Allafı a
karşı yalan yere iftira etmektedirler, onların çoğunun ise, akılları ermez.
(*)
(*) (Âyette geçen "bahîre" kelimesi, beş batın yavrusu olduktan sonra kulağı
yarılarak salıverilen dişi deve manâsına gelir, "Sâibe",
bir dileğin gerçekleşmesi üzerine putlara adanan ve aynı şekilde salı
verilen devedir ,<i, ne sütü sağılır, ne üzerine binilir, ne de yünü
kesilir. "Vasîle biri erkek biri dişi ikiz doğuran koyundur. Zira câhiliye
devrinde koyunun bir erkek yavrusu olursa, onu putlarına kurban ederler,
dişi yavrusunu ise. Kendilerine bırakırlardı.İkiz olduğu takdirde, dişi
yavru,erkek yavruyu putlara kurban edilmekten kurtarırdı. "Hâm" ise, on
batın yavru doğurtan erkek devedir ki bu da âzâd
edilir ve hiçbir işte kullanılmazdı.)
104- Onlara, "Allah'ın indirdiği (Kitab) ne ve peygambere gelin"
denildiği zaman onlar, alalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter
demektedirler. (İyi ama) ya ataları hiçbir şey bilememiş ve doğru yolu da
bulamamış idiyseler!.
105- Ey îman edenler! Kendinize dikkat edin. Doğru yolu bulduğunuz
takdirde, doğru yoldan sapan kimseler size zarar veremezler. Hepinizin
dönüşü Allah'adır. Ne yaptığınızı size O haber verecektir.
106- Ey îman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman,
vasıyyet sırasında aranızdaki
şâhidliğin hükmü, kendi içinizden iki âdil
şâhid, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz,
ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa. sizden olmayan diğer iki
şâhid (tutmak) tır;(eğer iki yabancı şahitten)
şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz.
Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: "Akraba bile olsa, yemini bir menfaat
karşılığı satmayacağız; Allah'ın şahadetini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde
günahkârlardan olacağız."
107- Eğer o iki şahidin (bazı şeyler gizleyerek doğru
şâhidlik yapmamak suret yie)
vebale müstehak oldukları anlaşılırsa, ölene
daha yakın ha* sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçerler ve
"bizim sahiciliğimiz, (önceki) iki kişinin
şâhidliğinden daha doğrudur. Biz, (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik.
Aksi halde, biz de zâlimlerden olurduk" (diyerek) Allah'a yemin ederler.
108- (Yeminlerle ilgili) bu hüküm, şâhidliği
doğru bir şekilde ifade etmeleri, yahut yeminlerinden sonra yeminlerin
(diğer iki kişiye) teklif edilmesinden korkmaları için daha uygundur.
Allah'tan korkun ve dinleyin. Allah, fâsık
kimseleri doğru yola iletmez.
109- Allah'ın, peygamberleri toplayıp da onlara "size ne cevap verildi?"
dediği gün. onlar: "Bizim hiçbir bilgimiz yok; muhakkak ki
gaybları hakkıyle bilen sensin" diyeceklerdir.
110- (Meryem'in oğlu isa'ya da) diyecektir
ki: "Ey Meryem oğlu îsâ! Sana ve senin anana
ihsan ettiğim nimetlerimi hatırla. Hani seni Cebrail ile
teyîd etmiştim de, hem beşikte iken, hem de
yetişkin iken insanlarla konuşuyordun. Sana yazıyı, hikmeti, Tevrat ve
İncil'i öğretmiştim, iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış, sonra ona
üflemiştin de, o da benim iznimle kuş oluvermişti. Yine benim iznimle körü
ve abraşı iyileştirmiş, ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarmıştın. İsrail
oğullarının elini senin üzerinden çekmiştim (de seni öldürememiş, fakat
öldürdüklerini zannetmişlerdi). Onlara apaçık deliller getirdiğinde,
onlardan kâfir olanlar, "bu, besbelli sihirden başka bir şey değildir"
demişlerdi."
111- Havarilerine de "bana ve peygamberime îman edin" diye emretmiştim.
Onlar da: "îman ettik. Bizim gerçekten müslüman
olduğumuza şâhid ol" demişlerdi.
112- Havariler (Meryem'in oğlu isa'ya da)
şöyle demişlerdi: "Ey Meryem oğlu îsâ!
Rabbın, bize, gökyüzünden bir sofra indirebilir
mi?" O ise. "eğer mü'min iseniz Allah'tan korkun" demişti,
113- Havariler ise: "İstiyoruz ki, o sofradan yiyelim:
kalblerimiz mutmain olsun; bize doğruyu
söylediğini bilelim ve buna şâhidlik edenlerden
olalım" demişlerdi
114- Meryem oğlu îsâ' da (Rabbına
dua ederek) demişti ki: "Ey Allah'ım! Rabbımız:
Bize gökyüzünden, bizim için, bizden öncekiler ve bizden sonrakiler için bir
bayram ve senden de mucize olacak bir sofra indir ve bizi
rızıklandır; sen rızık
verenlerin en hayırlısısın."
115- Allah da şöyle demişti: "Ben onu size indireceğim; fakat bundan
sonra, içinizden kim küfür işlerse, ben ona öyle bir
azâb ile azâb edeceğim ki, kainatta hiç
kimseye öyle azâb etmem."
116- Allah (Meryem'in oğlu İsa'ya) demişti ki: "Ey Meryem oğlu İsâ! Beni
ve anamı Allah'tan başka iki ilâh edinin diye insanlara sen mi söyledin?"
îsâ ise, şöyle demişti: "Seni tenzih ederim.
Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz- Zaten bunu söylemiş olsam,
sen onu muhakkak bilirdin. Sen, benim içimde olanı bilirsin; fakat ben senin
içindekini bilmem. Şüphe yoktur ki sen. gaybları
hakkıyle bilirsin."
117- "Benim onlara söylediğim, senin bana emrettiğin şeyden başkası
değildir; o da: Hem benim Rabbım, hem de sizin Rabbınız olan Allah'a ibadet
edin.(sözü) dir. Aralarında bulunduğum sürece
onlara şâhid oldum. Bana ölüm verdiğinde de,
onlara sen gözcü oldun. Bu itibarla sen. her şeye
şâhidsin."
116- "Eğer onlara azâb edersen, onlar, şüphesiz,
senin kullarındır. Yok eğer onları bağışlarsan, elbette
gâlib olan, hüküm sahibi olan sensin."
119- Allah(bütün bu konuşmalardan sonra) dedi ki: "işte bugün, doğrulara
doğruluklarının fayda sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi
kalacakları, (ağaçları) altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah
onlardan razı olacaktır; onlar da Allah'tan.. İşte bu, son derece büyük
kurtuluştur."
120- Göklerin, yerin ve içindekilerin hükümranlığı Allah'a aittir. O,
her şeye hakkıyle kaadirdir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi