Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

070 – MEARiC SURESi - Talat - 70. Sayfa

70-MEÂRİC SÛRESİ

 

Kur'ân-ı Kerîm'in yetmişinci sûresi olup 44 âyetten müteşekkildir. Mekke'de Hakka sûresinden, sonra nazil olmuştur. Kıyametin ve cehennem azabının vaslından, sûrenin tamamlayıcısı mahiyetinde olduğu anlaşılır. "Yükselme dereceleri" manâsına gelen meâric kelimesine 3 üncü âyette yer verilmiş ve Allah Ta'âlâ bu derecelerin sahibi olarak belirtilmiştir. Sûreye de bu ad verilmiştir.

 

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

 

1-3- Birisi, yüksek derecelerin sahibi olan Allah'tan, kâfirler için vuku bulacağı muhakkak olan ve hiçbir önleyicisi bulunmayan bir azâb istemektedir.

4-         Öyle ki, melekler ve Rûh, ona, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselirler.

5-         Bu itibarla, (ey Muhammedi) sen güzel bir şekilde sabret.

6-         Onlar bu günü çok uzak görüyorlar.

7-         Biz ise, onu yakın görüyoruz.

8-         O gün gök, erimiş maden gibi olur.

9-         Dağlar da atılmış yün gibi olur.

10-       Hiçbir yakın bir yakının halini soramaz.

11-14- Sadece birbirlerine gösterilirler: Günahkâr, o günün azabından kurtulmak için keşke oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini barındıran sülâlesini ve yeryüzünde bulunan herkesi fidye olarak verseydi de, sonra da kendisini kurtarabilseydi.

15-18- Fakat asla; o, kafa derisini soyan, arkasını dönüp yüz çevireni ve mal toplayıp Allah yolunda sarf etmeyeni davet eden bir ateştir.

19-      Şüphe yoktur ki insan, çok haris yaratılmıştır.

20-21- Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır; hayır dokunduğu zaman da herkesi ondan meneder.

22-35- Ancak namazlarına devam edenler, mallarında, isteyene ve iffeti dolayısıyla istemeyip ondan mahrum kalana belirli bir hak tanıyanlar, dîn (kıyamet) gününü tasdik edenler, Rablarının azabından korkanlar -zira Rablarının azabından emîn olunmaz-, eşleri, yahut elleri altında bulunan cariyeler dışındakilere karşı mahrem yerlerini koruyanlar- zira eşler ve cariyeler kınanmazlar; fakat bundan ötesini arayanlar, asıl haddi aşanlardır-, emanetlerini ve ahitlerini yerine getirenler, şahitliklerini dosdoğru yapanlar ve namazlarını koruyanlar böyle değildir. Bunlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir.

36-37- (Ey Muhammedi) Neden şu kâfirler sağdan soldan gurup gurup sana doğru koşturup geliyorlar?

38-       Onların herbiri, nimetler cennetine mi sokulacağını ümid ediyor?

39-       Asla! Biz onları bildikleri şeyden yarattık.

40-41- Doğuların ve batıların Rabbına yemin ederim ki, biz, onların yerine daha hayırlıları getirmeye elbette kaadiriz ve asla önümüze geçileceklerden değiliz.

42- Bu itibarla, (ey Muhammedi) onları bırak da kendilerine va'dolunan günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynasınlar.

43-44- O gün onlar, gözleri dönmüş ve kendilerini zillet kaplamış olduğu halde, sanki dikili bir taşa koşuyorlarmış gibi süratle kabirlerinden çıkarlar. İşte bu, kendilerine va'dolunan gündür.