SAYFA - Mealtefsir - 23. Sayfa
SAYFA 441
|
O |
|
|
O |
| |
وَمَا أَنزَلْنَا عَلَى قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُندٍ مِنْ
السَّمَاءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ (28)
إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ
خَامِدُونَ (29) يَاحَسْرَةً
عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كَانُوا بِهِ
يَسْتَهْزِئُون (30) أَلَمْ
يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ
إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ (31)
وَإِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ
(32) وَآيَةٌ لَهُمْ
الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا
فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ
(33)
وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا
فِيهَا مِنْ الْعُيُونِ (34)
لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلَا
يَشْكُرُونَ (35) سُبْحَانَ
الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ
كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْأَرْضُ
وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
(36) وَآيَةٌ لَهُمْ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ
فَإِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ (37)
وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ
الْعَلِيمِ (38) وَالْقَمَرَ
قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ
(39) لَا الشَّمْسُ يَنْبَغِي
لَهَا أَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ
وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ (40)
|
28)
Biz ondan sonra, onun milletini helâk etmek için üzerlerine gökten
herhangi bir ordu indirmedik ve indirecek de değildik.
29)
(Onları helâk eden) korkunç sesten başka bir şey değildi.
Birdenbire sönüverdiler.
30)
Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, ille de
onunla alay etmeye kalkışırlar.
31)
Müşrikler görmüyorlar mı ki, onlardan önce nice kavimler helâk
ettik. Onlar tekrar dönüp de bunlara gelmezler.
32)
Elbette onların hepsi (kıyamet gününde) karşımızda hazır
bulunacaklar.
33)
(Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir delildir. Biz ona
yağmurla hayat verdik ve ondan dane çıkardık. İşte onlar bundan
yerler.
34)
Biz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık
ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık.
35)
Ta ki, onların meyvelerinden ve elleriyle bunlardan imal
ettiklerinden yesinler. Hâla şükretmeyecekler mi?
36)
Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz
mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ı
tesbih ve takdis ederim.
37)
Gece de onlar için bir ibret alâmetidir. Biz ondan gündüzü sıyırıp
çekeriz de onlar karanlıklara gömülürler.
38)
Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). İşte bu, azîz
ve alîm olan Allah'ın takdiridir.
39)
Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet o,
eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner.
40)
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri
bir yörüngede yüzerler.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
Sınırlarını tam olarak bilemediğimiz bu muazzam
fezada sayılamayacak kadar galaksilerden biri, güneş sistemimizin de içinde
bulunduğu Samanyolu Galaksisi’dir ki, bir milyar yıldızı kapsamaktadır. Bütün bu
yıldızlar, ucu bucağı bilinmeyen bir yörüngede birbirlerine çarpmadan , bir
ahenk içerisinde yüzüp giderler. Elbetteki bu düzeni sağlayan Allah’tır.
SAYFA 442
|
O |
|
|
O |
| |
وَآيَةٌ لَهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ
الْمَشْحُونِ (41) وَخَلَقْنَا
لَهُمْ مِنْ مِثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ
(42) وَإِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ
وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ (43)
إِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ
(44) وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ
اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ
تُرْحَمُونَ (45) وَمَا
تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا
مُعْرِضِينَ (46) وَإِذَا
قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمْ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ
كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ
أَطْعَمَهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
(47) وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا
الْوَعْدُ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ (48)
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ
وَهُمْ يَخِصِّمُونَ (49)
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
(50) وَنُفِخَ فِي الصُّورِ
فَإِذَا هُمْ مِنْ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ
(51) قَالُوا يَاوَيْلَنَا مَنْ
بَعَثَنَا
مِنْ مَرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَانُ وَصَدَقَ
الْمُرْسَلُونَ
(52)
إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ
لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ (53)
فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا
كُنتُمْ تَعْمَلُونَ (54)
|
41)
Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için
büyük bir ibrettir.
42)
Onlar için, bunun gibi binecekleri başka şeyler de yarattık.
43)
Dilesek onları suda boğarız. O zaman ne onların imdadına koşan
olur, ne de onlar kurtarılırlar.
44)
Ancak bizim tarafımızdan bir rahmet ve belli bir zamana kadar
dünyadan faydalandırmamız müstesnadır.
45)
Onlara yapmakta olduğunuz ve yapıp arkada bıraktığınız işlerde
Allah'tan korkun; umulur ki size merhamet olunur denildiğinde
(aldırmazlar).
46)
Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmeyedursun, ille de
ondan yüz çevirmişlerdir.
47)
Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz,
denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki: Allah'ın dilediği
takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten
apaçık bir sapıklık içindesiniz.
48)
Onlar: Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman
gerçekleşecektir? derler.
49)
Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın
yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar.
50)
İşte o anda onlar ne bir vasiyyette bulunabilirler, ne de
ailelerine dönebilirler.
51)
Nihayet Sûr'a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden
kalkıp koşarak Rablerine giderler.
52)
(İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu,
Rahmân'ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!
derler.
53)
Olan müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi
hemen huzurumuzda hazır bulunurlar.
54)
O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak
yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 443
|
O |
|
|
O |
| |
إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ
(55) هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ
عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِئُونَ (56)
لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَ
(57) سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحِيمٍ
(58) وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا
الْمُجْرِمُونَ (59) أَلَمْ أَعْهَدْ
إِلَيْكُمْ يَابَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ
عَدُوٌّ مُبِينٌ (60) وَأَنْ
اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
(61)
وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ
(62) هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنتُمْ
تُوعَدُونَ (63) اصْلَوْهَا الْيَوْمَ
بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ (64)
الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ
أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ (65)
وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا
الصِّرَاطَ فَأَنَّى يُبْصِرُونَ (66)
وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا
مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ (67)
وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
(68) وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا
يَنْبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ
(69) لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا
وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ (70)
|
55)
O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler.
56)
Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar.
57)
Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Bütün arzuları yerine
getirilir.
58)
Onlara merhametli Rabb'in söylediği selam vardır.
59)
"Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!"
60)
"Ey Adem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir
düşmanınızdır" demedim mi?
61)
"Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur" demedim mi?
62)
Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hâla akıl
erdiremiyor musunuz?
63)
İşte, bu size vâdedilen cehennemdir.
64)
İnkârınız sebebiyle bugün oraya girin!
65)
O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri
anlatır, ayakları da şahitlik eder.
66)
Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru yolu
bulmaya koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi?
67)
Eğer dilesek oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de
ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi ne de geri gelmeye!
68)
Kime uzun ömür verirsek biz onun gelişmesini tersine çeviririz.
Hiç düşünmüyorlar mı?
69)
Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da.
Onun söyledikleri, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir
Kur'an'dır.
70)
Diri olanları uyarsın ve kâfirler cezayı hak etsinler diye.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 444
|
O |
|
|
O |
| |
أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا
أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ (71)
وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ
(72) وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ
وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ (73)
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ
(74)
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُحْضَرُونَ
(75) فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا
نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ (76)
أَوَلَمْ يَرَ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ
فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ (77)
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِيَ
رَمِيمٌ (78) قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي
أَنشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ
(79) الَّذِي جَعَلَ لَكُمْ مِنْ
الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ
(80) أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ
السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ بَلَى
وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ (81)
إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
(82) فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ
مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
(83)
|
71)
Görmüyorlar mı ki, biz kudretimizin eseri olmak üzere onlar için
birçok hayvan yarattık. Bu sayede onlar bunlara sahip olmuşlardır.
72)
Bu hayvanları onların emrine verdik. Onların bazısını binek olarak
kullanırlar, bazısını besin olarak yerler.
73)
Bu hayvanlarda onlar için nice faydalar ve içilecek sütler vardır.
Hâla şükretmezler mi?
74)
Onlar, yardım göreceklerini umarak Allah'tan başka ilâhlar
edindiler.
75)
Halbuki ilâhların onlara yardım etmeye güçleri yetmez. Aksine
kendileri bunlar için yardıma hazır askerlerdir.
76)
(Resûlüm!) O halde onların sözleri sakın seni üzmesin. Kuşkusuz
biz, onların gizlemekte olduklarını da, açığa vurduklarını da
biliyoruz.
77)
İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun
ki, apaçık düşman kesilmiş.
78)
Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor
ve: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diyor.
79)
De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her
türlü yaratmayı gayet iyi bilir.
80)
Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O'dur. İşte siz ateşi ondan
yakıyorsunuz.
81)
Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir
değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen
yaratıcıdır.
82)
Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten
ibarettir. Hemen oluverir.
83)
Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah'ın şanı ne kadar yücedir!
Siz de O'na döneceksiniz.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA
445
|
O |
|
|
O |
| |
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَالصَّافَّاتِ صَفًّا
(1) فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا
(2) فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا
(3)
إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ (4)
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ
الْمَشَارِقِ (5) إِنَّا
زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ
(6) وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ
شَيْطَانٍ مَارِدٍ (7) لَا
يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ
جَانِبٍ (8) دُحُورًا وَلَهُمْ
عَذَابٌ وَاصِبٌ (9) إِلَّا
مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
(10) فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ
أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ مَنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طِينٍ
لَازِبٍ (11) بَلْ عَجِبْتَ
وَيَسْخَرُونَ (12)
وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ (13)
وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ (14)
وَقَالُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
(15) أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا
تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
(16) أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ
(17) قُلْ نَعَمْ وَأَنْتُمْ
دَاخِرُونَ (18) فَإِنَّمَا
هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
(19) وَقَالُوا يَاوَيْلَنَا
هَذَا
يَوْمُ الدِّينِ (20)
هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
(21) احْشُرُوا الَّذِينَ
ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ
(22) مِنْ دُونِ اللَّهِ
فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ
(23) وَقِفُوهُمْ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ
(24)
|
37- es-SAFFAT SURESİ
(Mekke’de inmiştir, 182 ayettir.)
Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...
1)
Saf saf dizilenlere,
2)
O haykırıp sürenlere,
3)
Ve o zikir okuyanlara,
4)
Yemin ederim ki, ilâhınız birdir.
5)
O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de
doğuların Rabbidir.
6)
Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
7)
Ve itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
8)
Onlar, artık mele-i a'lâ'ya kulak veremezler. Her taraftan
taşlanırlar.
9)
Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
10)
Ancak bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık
takip eder.
11)
Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa
bizim yarattığımız mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir
çamurdan yarattık.
12)
Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
13)
Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
14)
Bir mucize görseler alay ederler.
15)
Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
16)
"Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı,
diriltileceğiz?"
17)
"İlk atalarımızda mı?"
18)
De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak.
19)
O korkunç. bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri
açılıp etrafa bakacaklar.
20)
Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
21)
İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
22)
''Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış
olduklarını toplayın''.
23)
''Allah'tan başka . Onlara cehennemin yolunu gösterin''.
24)
''Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 446
|
O |
|
|
O |
| |
مَا لَكُمْ لَا يَتَنَاصَرُونَ (25)
بَلْ هُمْ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ (26)
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ
يَتَسَاءَلُونَ (27)
قَالُوا إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنْ الْيَمِينِ
(28)
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
(29)
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا
طَاغِينَ (30)
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا إِنَّا لَذَائِقُونَ
(31)
فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ
(32)
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
(33)
إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
(34)
إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ
يَسْتَكْبِرُونَ (35)
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا
لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ
(36)
بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ
(37)
إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ
(38)
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
(39)
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
(40)
أُوْلَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ (41)
فَوَاكِهُ وَهُمْ مُكْرَمُونَ
(42)
فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
(43)
عَلَى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ
(44)
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ
(45)
بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ (46)
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
(47)
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ
(48)
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ (49)
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى
بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
(50)
قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ
(51)
|
25)
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
26)
Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
27)
Onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu
tutmaya çalışırlar.
28)
Siz bize sağdan gelirdiniz derler.
29)
"Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".
30)
"Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın
bir toplum idiniz."
31)
"Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz mutlaka tadacağız."
32)
"Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık."
33)
Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
34)
İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
35)
Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman
kibirle direnirlerdi.
36)
"Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?"
derlerdi.
37)
Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
38)
Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
39)
Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası
değildir.
40)
Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek.
41)
Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
42)
(Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
43)
Naîm cennetlerinde .
44)
Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
45)
Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
46)
Berraktır, içenlere lezzet verir.
47)
O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
48)
Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü
eşler vardır.
49)
Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
50)
İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini)
soracaklar.
51)
İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 447
|
O |
|
|
O |
| |
يَقُولُ أَئِنَّكَ لَمِنْ الْمُصَدِّقِينَ
(52)
أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا
أَئِنَّا لَمَدِينُونَ (53)
قَالَ هَلْ أَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ (54)
فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ
(55)
قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدْتَ
لَتُرْدِينِي
(56)
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنْ
الْمُحْضَرِينَ
(57)
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ (58)
إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
(59)
إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
(60)
لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ
(61)
أَذَلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا أَمْ شَجَرَةُ
الزَّقُّومِ (62)
إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ
(63)
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ
(64)
طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ
(65)
فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
(66)
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا
لَشَوْبًا مِنْ حَمِيمٍ (67)
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ
(68)
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ
(69)
فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ
(70)
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ
(71)
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا
فِيهِمْ مُنذِرِينَ (72)
فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنذَرِينَ
(73)
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
(74)
وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ
(75)
وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنْ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
(76)
|
52)
Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
53)
Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman
(diriltilip) cezalanacak mıyız?
54)
Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.
55)
(İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında
gördü.
56)
"Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.
57)
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme)
getirilenlerden olurdum" dedi.
58)
Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?
59)
Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da
uğratılmayacağız ha?!"
60)
Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
61)
Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
62)
Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha
hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
63)
Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
64)
Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
65)
Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
66)
Ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
67)
Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış
bir içki vardır.
68)
Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
69)
Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular .
70)
Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.
71)
Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.
72)
Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
73)
Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!
74)
Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
75)
Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul
ederiz!
76)
Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 448
|
O |
|
|
O |
| |
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمْ الْبَاقِينَ
(77)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
(78)
سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ
(79)
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
(80)
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
(81)
ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
(82)
وَإِنَّ مِنْ شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ
(83)
إِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ (84)
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا
تَعْبُدُونَ (85)
أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ
(86)
فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
(87)
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ (88)
فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ
(89)
فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ
(90)
فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
(91)
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
(92)
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ
(93)
فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ (94)
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ (95)
وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
(96)
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ
(97)
فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمْ
الْأَسْفَلِينَ (98)
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِي
(99)
رَبِّ هَبْ لِي مِنْ الصَّالِحِينَ
(100)
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ (101)
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ
يَابُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ
مَاذَا تَرَى قَالَ يَاأَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِنْ
شَاءَ اللَّهُ مِنْ الصَّابِرِينَ (102)
|
77)
Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
78)
Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
79)
Bütün âlemlerden Nuh'a selam olsun!
80)
İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
81)
Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
82)
Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
83)
Doğrusu İbrahim de onun bir kolundandır.
84)
Çünkü o, Rabbine selim bir kalp ile gelmişti.
85)
Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Nelere ibadet
ediyorsunuz?”
86)
“Bir takım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar
istiyorsunuz?”
87)
“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
88)
Derken yıldızlara bir göz attı.
89)
“Ben, doğrusu hastayım.” dedi.
90)
Hemen ondan yüz çevirip uzaklaştılar.
91)
Sonra gizlice putlarına varıp: “Yemez misiniz?” dedi.
92)
“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
93)
Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
94)
Hızlıca ona yönelip geldiler.
95)
“Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz?”
96)
“Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
97)
Dediler ki: “Onun için bir bina yapın da onu alevli ateşin
içine atın.”
98)
Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Biz de onları en
aşağılıklar kıldık.
99)
Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; pek yakında beni
hidayete erdirecektir.”
100)
“Rabbim, bana salihlerden bağışla.”
101)
Biz de onu itaatkâr bir çocukla müjdeledik.
102)
Böylece onun yanında koşabilecek çağa erişince dedi ki: “Oğlum,
gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak artık, sen
ne düşünürsün?” Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap!
İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
|
|
|
O |
|
|
O |
|
83)
Doğrusu İbrahim de Nuh’un yardımcı ve taraftarlarından, onun yolu ve izinden
gidenlerden ve ona uyanlardan biriydi.
84)
Çünkü İbrahim, Rabbine selim, şek ve şirkten arınmış, tertemiz, saf bir kalp ile
gelmişti.
85)
Hani İbrahim bir zamanlar babası Azer’e ve kavmine demişti ki: “Nelere ibadet
ediyorsunuz? Taptığınız bu putlar da nedir?”
86)
“Bir takım uydurma yalan ve iftiralar için mi Allah’tan başka ilahlara
tapıyorsunuz?”
87)
“Alemlerin Rabbini ne sanıyorsunuz? Allah’tan başkasına ibadet ettiğiniz
halde, Sizi cezasız bırakacağını mı sanıyorsunuz?!”
88)
Müneccim bir kavim oldukları için, adetleri üzere yıldızlara inandığını
kendilerine vehmettirmek maksadıyla yıldızlara bir bakış baktı.
89)
İbrahim böylece: “Ben, doğrusu sizinle beraber çıkarsam hastalanacağım.”
dedi.
90)
Kavmi, hemen İbrahim’den yüz çevirip uzaklaşarak bayram yerlerine gittiler.
91)
Onlar çıkıp gittikten sonra İbrahim gizlice kavminin taptığı putlara varıp:
“Sizin için sunulan bu kurban etinden yemez misiniz?” dedi.
92)
“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz? Soruma niçin cevap vermiyorsunuz?”
93)
Derken cevap vermeyince gizlice putların üstüne yürüyüp sağ elindeki baltayla
kuvvetli bir darbe indirdi.
94)
Müşrikler hızlıca, birbirlerini itercesine İbrahim’e doğru yönelip geldiler.
“Yazık sana! Biz onlara tapıyoruz, sen kırıyorsun.” dediler.
95)
İbrahim onları kınayarak şöyle cevap verdi: “Taş vb. şeylerden ellerinizle
yontup yaptığınız putlara mı tapıyorsunuz?”
96)
“Oysa sizi de amelinizi de, yaptığınız putları da Allah yaratmıştır. Her şey
O’nun yaratmasıdır. O halde yaratanı bırakıp yaratılana nasıl ibadet
ediyorsunuz? Ey insanlar! Sizin aklınız yok mu?”
97)
İbrahim getirdiği delillerle onları mağlup edince, onlar kaba kuvvetle galip
gelme yoluna baş vurdular. Aralarında istişare yaptıktan sonra, putlarına ve
ilahlarına yardım maksadıyla onu ateşe atmaya karar verdiler. Dediler ki:
“İbrahim için bir bina inşa edin de orada bir ateş yakın ve onu alevli ateşin
içine atın.”
98)
Böylelikle İbrahim’e bir tuzak hazırlamak istediler ve onu yok etme çarelerini
aradılar. Biz onu ateşten kurtardık ve ateşi ona soğuk ve selamet kıldık. Onları
zelil ve mağlup ettik. Çünkü İbrahim’e hazırlamış oldukları tuzak ve hilelerinin
ona bir etkisi olmadı.
99)
Yüce Allah İbrahim’i ateşten ve kâfirlerin tuzaklarından kurtarınca kavminden
ayrılıp hicret etti ve dedi ki: “Şüphesiz ben, kavmimin ülkesinden Rabbimin
bana emrettiği yere, Şam’a hicret ediyorum; pek yakında beni hidayete
erdirecektir.”
100)
“Ey Rabbim, bana salihlerden, iyilerden, gurbette yalnızlığımı giderecek bir
çocuk bağışla.”
101)
Biz de onun duasını kabul ettik ve ona, büyüdüğünde olgun ve itaatkâr olacak bir
erkek çocuk olan İsmail ile müjdeledik.
102)
Böylece İsmail, babası İbrahim’in yanında koşabilecek, ihtiyaçlarını
giderebilecek çağa, yedi veya onüç yaşına gelince babası ona dedi ki:
“Yavrum, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bu işi bir düşün,
bu konuda ne dersin?” İsmail dedi ki: “Babacığım, benim boğazlamamla
ilgili olarak Allah’ın sama emrettiği şeyi yap! İnşaallah beni sabredenlerden
bulacaksın.”
SAYFA 449
|
O |
|
|
O |
| |
فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ
(103)
وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَاإِبْرَاهِيمُ
(104)
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
(105)
إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاءُ الْمُبِينُ
(106)
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
(107)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
(108)
سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ
(109)
كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (110)
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
(111)
وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَاقَ نَبِيًّا مِنْ الصَّالِحِينَ
(112)
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَى إِسْحَاقَ وَمِنْ
ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ
لِنَفْسِهِ مُبِينٌ
(113)
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ (114)
َنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنْ الْكَرْبِ
الْعَظِيمِ (115)
وَنَصَرْنَاهُمْ
فَكَانُوا هُمْ الْغَالِبِينَ (116)
وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ (117)
وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
(118)
وَتَرَكْنَا
عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ (119)
سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ (120)
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
(121)
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
(122)
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنْ الْمُرْسَلِينَ
(123)
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ
(124)
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ
أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ
(125)
اللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمْ
الْأَوَّلِينَ
(126)
|
103)
Böylece ikisi de teslim olup onu alnı üzerine yatırdı.
104)
Biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik.
105)
“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda
bulunanları böyle ödüllendiririz.”
106)
“Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.”
107)
“Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.”
108)
Sonra gelenler arasında ona bıraktık.
109)
İbrahim’e selâm olsun.
110)
Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
111)
Şüphesiz o, mü’min kullarımızdandı.
112)
Biz ona, salihlerden bir nebi olarak İshak’ı bağışladık.
113)
Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda
bulunan da var; açıkça kendi nefsine zulmeden de.
114)
Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.
115)
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
116)
Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
117)
Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı verdik.
118)
Her ikisini de doğru yola ilettik.
119)
Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.
120)
Musa ve Harun'a selam olsun.
121)
Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
122)
Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
123)
İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
124)
Milletine: sakınmaz mısınız?
125)
Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
126)
"Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan
Allah'ı?"
|
|
|
O |
|
|
O |
|
103)
Böylece İbrahim ve İsmail Allah’ın emrine teslim olup İbrahim, oğlu İsmail’i
boğazlamak üzere yıkıp, yüzü koyun, alnı ve şakağı üzerine yatırdı.
104)
Biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik.
105)
“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Sana emrolunanı yerine getirdin. Çocuğunu
kesmek için yatırmakla, gördüğün rüyadan maksat hasıl oldu. Şüphesiz biz,
ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Ey İbrahim senin sıkıntılarını
giderdiğimiz gibi, güzel amel işleyenlerin de sıkıntılarını gidermek suretiyle
bu şekilde mükafatlandırırız. Onlar için, içinde bulundukları durumlardan bir
çıkış ve ferahlık nasip ederiz.”
106)
“Doğrusu bu kesme işi, bir deneme ve samimi kişilerin münafıklardan ayrıldığı
apaçık ve zor bir imtihandır.”
107)
“Ve İbrahim’e, oğlunun yerine fidye olarak, büyük bir kurbanlık hayvanı fidye
olarak verdik.”
108)
Sonra gelenler arasında ona şöhret bıraktık, kıyamete kadar onun güzel bir
şekilde anılmasını sağladık.
109)
İbrahim’e bizden güzel ve kıymetli bir selâm olsun.
110)
Biz, onu mükafatlandırdığımız gibi, ihsanda bulunanları, güzel iş yapanları
böyle ödüllendiririz, mükâfatlandırırız.
111)
Şüphesiz o, bizim mü’min kullarımızdandı.
112)
Bu olaydan sonra biz İbrahim’e, salihlerden bir nebi olacak olan İshak adlı
çocuğu bağışladık.
113)
İbrahim’e ve İshak’a din ve dünya bereketleri yağdırdık. İkisinin soyundan,
ihsanda bulunan, mü’min, iyi kişiler de var; açıkça kendi nefsine zulmeden,
kâfir, kötü kişiler de.
SAYFA 450
|
O |
|
|
O |
| |
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
(127)
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ (128)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
(129)
سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ (130)
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
(131)
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
(132)
وَإِنَّ لُوطًا لَمِنْ الْمُرْسَلِينَ
(133)
إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
(134)
إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
(135)
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ (136)
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِحِينَ
(137)
وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (138)
وَإِنَّ يُونُسَ
لَمِنْ الْمُرْسَلِينَ
(139)
إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
(140)
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنْ الْمُدْحَضِينَ
(141)
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
(142)
فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنْ الْمُسَبِّحِينَ
(143)
لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
(144)
فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
(145)
وَأَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْطِينٍ
(146)
وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَى مِائَةِ أَلْفٍ أَوْ
يَزِيدُونَ (147)
فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ
(148)
فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمْ
الْبَنُونَ (149)
أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ
(150)
لَا إِنَّهُمْ مِنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
(151)
وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
(152)
أَاصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ
(153)
|
127)
Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi
(cehenneme) götürüleceklerdir.
128)
Ancak Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
129)
Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
130)
"İlyas'a selâm!" dedik.
131)
Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.
132)
Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
133)
Lût da elbette peygamberlerdendi.
134)
Hani biz Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
135)
Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
136)
Sonra diğerlerini yok ettik.
137)
Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz: sabahleyin
138)
Ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?
139)
Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
140)
Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
141)
Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
142)
Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
143)
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
144)
Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
145)
Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
146)
Ve üstüne kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
147)
Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
148)
Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye
kadar yaşattık.
149)
Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?
150)
Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
151)
Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;
152)
"Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
153)
Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 451
|
O |
|
|
O |
| |
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ (154)
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ (155)
أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبِينٌ (156)
فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ
(157)
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا
وَلَقَدْ عَلِمَتْ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
(158)
سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ (159)
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
(160)
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
(161)
مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ
(162)
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِي الْجَحِيمِ (163)
وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ
(164)
وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ (165)
وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
(166)
وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ (167)
لَوْ أَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنْ الْأَوَّلِينَ
(168)
لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
(169)
فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ
يَعْلَمُونَ (170)
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ
(171)
إِنَّهُمْ لَهُمْ الْمَنصُورُونَ (172)
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمْ الْغَالِبُونَ
(173)
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ (174)
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
(175)
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ (176)
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ
الْمُنذَرِينَ (177)
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ (178)
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
(179)
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
(180)
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ (181)
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
(182)
|
154)
Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?
155)
Hiç düşünmüyor musunuz?
156)
Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
157)
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
158)
Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun,
cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
159)
Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
160)
Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır.
161)
Sizler ve taptığınız şeyler!
162)
Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
163)
Cehenneme girecek kimseden başkasını.
164)
"(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir
makam vardır."
165)
" Şüphesiz biz,orada sıra sıra dururuz."
166)
"Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz."
167)
"Putperestler şöyle diyorlardı".
168)
"Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı",
169)
"Mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk!" .
170)
İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
171)
Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
172)
Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
173)
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
174)
Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
175)
Onların halini gör, onlar da görecekler.
176)
Azabımızı acele mi istiyorlar?
177)
Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola
gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
178)
Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
179)
Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
180)
Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları
vasıflardan yücedir, münezzehtir.
181)
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
182)
Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 452
|
O |
|
|
O |
| |
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
ص وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ (1)
بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
(2) كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ
قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ
(3) وَعَجِبُوا أَنْ جَاءَهُمْ
مُنْذِرٌ مِنْهُمْ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌ
(4) أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا
وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ
(5) وَانطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنْ امْشُوا
وَاصْبِرُوا عَلَى آلِهَتِكُمْ إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ يُرَادُ
(6) مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي
الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ إِنْ هَذَا إِلَّا اخْتِلَاقٌ
(7) أَؤُنزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ
مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِنْ ذِكْرِي بَلْ لَمَّا
يَذُوقُوا
عَذَابِ (8) أَمْ عِنْدَهُمْ
خَزَائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزِيزِ الْوَهَّابِ
(9)
أَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا
فَلْيَرْتَقُوا فِي الْأَسْبَابِ (10)
جُندٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنْ الْأَحْزَابِ
(11) كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ
نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْأَوْتَادِ
(12) وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ
وَأَصْحَابُ الأَيْكَةِ أُوْلَئِكَ الْأَحْزَابُ
(13) إِنْ كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ
الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ (14)
وَمَا يَنظُرُ هَؤُلَاءِ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ
فَوَاقٍ (15) وَقَالُوا
رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ
(16)
|
38- SAD SURESİ
(Mekke’de inmiştir, 88 ayettir.)
Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...
1)
Sâd. Öğüt veren Kur'an'a yemin ederim ki,
2)
Küfredenler, aksine, birgurur ve tefrika içindedirler.
3)
Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. O zaman feryat ettiler.
Halbuki artık kurtulma zamanı değildi.
4)
Aralarından kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve
kâfirler: Bu pek yalancı bir sihirbazdır!
5)
Tanrıları, tek tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir!
dediler.
6)
Onlardan ileri gelenler: Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta
direnin, sizden istenen şüphesiz budur.
7)
Son dinde de bunu işitmedik. Bu, ancak bir uydurmadır.
8)
Kur'an aramızdan Muhammed'e mi indirildi? diyerek kalkıp
yürüdüler. Belki, bunlar Kur'an'ım hakkında şüphe içine düştüler.
Hayır! Azabımı henüz tatmadılar.
9)
Yoksa azîz ve lütufkâr olan Rabbinin rahmet hazineleri onların
yanında mıdır!
10)
Yahut göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı
onların elinde midir? Öyleyse yollarında yükselsinler!
11)
Onlar, çeşitli guruplardan oluşmuş bir ordudur; işte şurada
bozguna uğratılacaklardır.
12)
Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun da,
yalanladılar.
13)
Semûd, Lût kavmi ve Eyke halkı da yalanladılar. İşte bunlar da
birleşen topluluklardır.
14)
Onların her biri gönderilen peygamberleri yalanladılar da bu
yüzden azabım hak oldu.
15)
Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan korkunç bir ses
beklemektedirler.
16)
Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver, dediler.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 453
|
O |
|
|
O |
| |
اصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُودَ ذَا
الْأَيْدِ إِنَّهُ أَوَّابٌ
(17)
إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ
وَالْإِشْرَاقِ
(18) وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً
كُلٌّ لَهُ أَوَّابٌ (19)
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَآتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ
(20) وَهَلْ أَتَاكَ نَبَأُ
الْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَ
(21) إِذْ دَخَلُوا عَلَى دَاوُودَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ
قَالُوا لَا تَخَفْ خَصْمَانِ بَغَى بَعْضُنَا عَلَى بَعْضٍ
فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَا إِلَى
سَوَاءِ الصِّرَاطِ
(22) إِنَّ هَذَا أَخِي لَهُ
تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ
أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِي فِي الْخِطَابِ
(23) قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ
بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَى نِعَاجِهِ وَإِنَّ كَثِيرًا مِنْ
الْخُلَطَاءِ لَيَبْغِي بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ إِلَّا الَّذِينَ
آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَا هُمْ وَظَنَّ دَاوُودُ
أَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ
(24) فَغَفَرْنَا لَهُ ذَلِكَ
وَإِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفَى وَحُسْنَ مَآبٍ
(25) يَادَاوُودُ إِنَّا
جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِي الْأَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ
بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعْ الْهَوَى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ
إِنَّ الَّذِينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ
شَدِيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ
(26)
|
17)
Onların söylediklerine sabret, kulumuz Davud'u, o kuvvet sahibi
zatı hatırla. O, hep Allah'a yönelirdi.
18)
Biz, dağları onun emrine vermiştik.Akşam sabah onunla beraber
tesbih ederlerdi.
19)
Kuşları da toplu halde onun emri altına vermiştik. Hepsi de ona
uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.
20)
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş; ona hikmet ve güzel konuşma
vermiştik.
21)
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mâbedin duvarına
tırmanmışlardı.
22)
Davud'un yanına girmişlerdi de Dâvud onlardan korkmuştu. "Korkma!
Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet,
haksızlık etme; bize doğru yolu göster" dediler.
23)
Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek
koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada beni
yendi.
24)
Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak
istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu,
birbirlerinin haklarına tecâvüz ederler. Yalnız iman edip de iyi
işler yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! dedi. Davud,
kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek
eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.
25)
Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun
yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.
26)
Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar
arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni
Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara,
hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 454
|
O |
|
|
O |
| |
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًا
ذَلِكَ ظَنُّ الَّذِينَ كَفَرُوا فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ
النَّارِ (27) أَمْ نَجْعَلُ
الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدِينَ فِي
الْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقِينَ كَالْفُجَّارِ
(28) كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ
إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا
الْأَلْبَابِ (29) وَوَهَبْنَا
لِدَاوُودَ سُلَيْمَانَ نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ
(30) إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ
بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ
(31) فَقَالَ إِنِّي أَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ
ذِكْرِ رَبِّي حَتَّى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ
(32) رُدُّوهَا عَلَيَّ فَطَفِقَ
مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْأَعْنَاقِ (33)
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَانَ وَأَلْقَيْنَا عَلَى
كُرْسِيِّهِ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ (34)
قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَهَبْ لِي مُلْكًا لَا يَنْبَغِي
لِأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ
(35) فَسَخَّرْنَا لَهُ الرِّيحَ
تَجْرِي بِأَمْرِهِ رُخَاءً حَيْثُ أَصَابَ
(36) وَالشَّيَاطِينَ كُلَّ
بَنَّاءٍ وَغَوَّاصٍ (37)
وَآخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِي
الْأَصْفَادِ (38) هَذَا
عَطَاؤُنَا فَامْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
(39)
وَإِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفَى وَحُسْنَ مَآبٍ
(40) وَاذْكُرْ عَبْدَنَا
أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِي الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ
وَعَذَابٍ (41) ارْكُضْ
بِرِجْلِكَ هَذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ
(42)
|
27)
Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu,
inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline!
28)
Yoksa biz, iman edip de iyi işler yapanları, yeryüzünde
bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya korkanları yoldan
çıkanlar gibi mi sayacağız?
29)
Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar
öğüt alsınlar diye indirdik.
30)
Biz Davud'a Süleyman'ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu!
Doğrusu o, daima Allah'a yönelirdi.
31)
Akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerine durup bir ayağını
tırnağının üzerine diken çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.
32-33)
Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim,
dedi. Nihayet güneş battı. Onları tekrar bana getirin, dedi.
Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
34)
Andolsun biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset
bırakıverdik, sonra o, yine eski haline döndü.
35)
Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin
ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta
bulunansın, dedi.
36)
Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik.Onun emriyle istediği
yere yumuşacık akardı.
37)
Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.
38)
Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak.
39)
"İşte bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister tut; hesapsızdır"
dedik.
40)
Doğrusu onun, bizim katımızda büyük bir değeri ve güzel bir yeri
vardır.
41)
Kulumuz Eyyub'u da an. O, Rabbine: Doğrusu şeytan bana bir
yorgunluk ve eziyet verdi, diye seslenmişti.
42)
Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk
bir su.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 455
|
O |
|
|
O |
| |
وَوَهَبْنَا لَهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا
وَذِكْرَى لِأُوْلِي الْأَلْبَابِ (43)
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِهِ وَلَا تَحْنَثْ إِنَّا
وَجَدْنَاهُ صَابِرًا نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ
(44) وَاذْكُرْ عِبَادَنَا
إبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ أُوْلِي الْأَيْدِي
وَالْأَبْصَارِ (45) إِنَّا
أَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِ
(46) وَإِنَّهُمْ عِنْدَنَا
لَمِنْ الْمُصْطَفَيْنَ الْأَخْيَارِ (47)
وَاذْكُرْ إِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ
وَكُلٌّ مِنْ الْأَخْيَارِ (48)
هَذَا ذِكْرٌ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَآبٍ
(49) جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً
لَهُمْ الْأَبْوَابُ (50)
مُتَّكِئِينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ
(51) وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ
الطَّرْفِ أَتْرَابٌ (52)
هَذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ
(53) إِنَّ هَذَا لَرِزْقُنَا مَا
لَهُ مِنْ نَفَادٍ (54) هَذَا
وَإِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَآبٍ (55)
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمِهَادُ
(56) هَذَا فَلْيَذُوقُوهُ
حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ (57)
وَآخَرُ مِنْ شَكْلِهِ أَزْوَاجٌ (58)
هَذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْ لَا مَرْحَبًا بِهِمْ
إِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ (59)
قَالُوا بَلْ أَنْتُمْ لَا مَرْحَبًا بِكُمْ أَنْتُمْ
قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا فَبِئْسَ الْقَرَارُ
(60) قَالُوا رَبَّنَا مَنْ
قَدَّمَ لَنَا هَذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ
(61)
|
43)
Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir ibret olmak
üzere ona hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini
bağışladık.
44)
Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir.
Gerçekten biz Eyyub'u sabırlı bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima
Allah'a yönelirdi.
45)
Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim,
İshak ve Yakub’u da an.
46)
Gerçekten biz onları, katıksızca yurdu düşünen ihlas sahipleri
kıldık.
47)
Ve gerçekten onlar, bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı
olanlardandır.
48)
İsmail’i, Elyesa’ı ve Zülkifl’i de an.
Hapsi de hayırlılardan idi.
49)
İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten
sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
50)
Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
51)
Onlar koltuklara yaslanıp kurularak orada bir çok meyveler ve
içecekler isterler.
52)
Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan, kendilerine yaşıt
güzeller vardır.
53)
İşte, hesap günü için size vâdolunan şeyler bunlardır.
54)
Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek
yoktur.
55)
Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
56)
Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir kalma yeridir.
57)
İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar
58)
Buna benzer daha türlü türlü başkaları da vardır.
59)
İşte bu sizinle beraber cehenneme girecek topluluktur Onlar rahat
yüzü görmesin. Onlar mutlaka ateşe gireceklerdir.
60)
Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu bize siz sundunuz! Ne
kötü bir yerdir! derler.
61)
Dediler ki: Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun
ateşteki azabını iki kat artır!
|
|
|
O |
|
|
O |
|
45)
Ey Muhammed! İbadette güçlü ve kuvvetli, dinde
basiretli, akıllı, seçkin kullarımız İbrahim,
İshak ve Yakub’u da hatırla ve onlara uy.
46)
Gerçekten biz onları, katıksızca, ihlaslı olarak, ahiret yurdunu düşünen, onu
hatırda tutup elde etmeye çalışan, bundan başka dertleri olmayan, ihlas
sahipleri kıldık.
47) Ve
gerçekten onlar, bizim katımızda seçilmiş ve diğer insanlara tercih
edilmişlerdir. Çünkü onlar seçkin ve iyi kimselerdir.
48) Ey
Muhammed! İsmail’i, Elyesa’ı ve Zülkifl’i de an,
hatırla. Onların hapsi de Allah’ın seçkin ve hayırlı kulllarından idi. Allah
yolunda sabırda ve eziyetlere katlanma hususunda onlara uy.
SAYFA 456
|
O |
|
|
O |
| |
وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرَى رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنْ
الْأَشْرَارِ (62)
أَاتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمْ الْأَبْصَارُ
(63) إِنَّ ذَلِكَ لَحَقٌّ
تَخَاصُمُ أَهْلِ النَّارِ (64)
قُلْ إِنَّمَا أَنَا مُنذِرٌ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا اللَّهُ
الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ (65)
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزِيزُ
الْغَفَّارُ (66) قُلْ هُوَ
نَبَأٌ عَظِيمٌ (67) أَنْتُمْ
عَنْهُ مُعْرِضُونَ (68) مَا
كَانَ لِي مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَإِ الْأَعْلَى إِذْ يَخْتَصِمُونَ
(69) إِنْ يُوحَى إِلَيَّ إِلَّا
أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ (70)
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا
مِنْ طِينٍ (71) فَإِذَا
سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ
(72) فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ
كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ (73)
إِلَّا إِبْلِيسَ اسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنْ الْكَافِرِينَ
(74) قَالَ يَاإِبْلِيسُ مَا
مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَاسْتَكْبَرْتَ أَمْ
كُنتَ مِنْ الْعَالِينَ (75)
قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ
طِينٍ (76) قَالَ فَاخْرُجْ
مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ (77)
وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَى يَوْمِ الدِّينِ
(78) قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِي
إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ (79)
قَالَ فَإِنَّكَ مِنْ الْمُنظَرِينَ
(80) إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
(81) قَالَ فَبِعِزَّتِكَ
لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ (82)
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمْ الْمُخْلَصِينَ
(83)
|
62)
Derler ki: Kendilerini dünyada iken kötülerden saydığımız
kimseleri burada niçin görmüyoruz?
63)
Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa (buradalar da) onları
gözden mi kaçırdık?
64)
İşte bu, cehennem ehlinin tartışması, şüphesiz bir gerçektir.
65)
De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve kahhâr olan Allah'tan
başka bir tanrı yoktur.
66)
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi üstündür, çok
bağışlayıcıdır.
67)
De ki: "Bu büyük bir haberdir."
68)
"Ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
69)
Onlar orada tartışırken benim mele-i a'lâ hakkında hiçbir bilgim
yoktu.
70)
Ben ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için bana vahyolunuyor.
71)
Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan
yaratacağım.
72)
Onu tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona
secdeye kapanın!
73)
Bütün melekler toptan secde ettiler.
74)
Yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
75)
Allah! Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni
meneden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin? dedi.
76)
İblis: Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu çamurdan
yarattın, dedi.
77)
Allah: Çık oradan! Sen artık kovulmuş birisin.
78)
Ve ceza gününe kadar lânetim senin üzerindedir! buyurdu.
79)
İblis: Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana
mühlet ver, dedi.
80)
Allah: "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin.''
81)
"O bilinen güne kadar" buyurdu.
82)
İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onların hepsini mutlaka
azdıracağım."
83)
"Ancak onlardan ihlâslı kulların hariç" dedi.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 457
|
O |
|
|
O |
| |
قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ أَقُولُ
(84) لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ
مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
(85) قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ
عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ
وَمَا أَنَا مِنْ
الْمُتَكَلِّفِينَ (86) إِنْ
هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ
(87) وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ
بَعْدَ حِينٍ (88)
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنْ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
(1) إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ
الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدْ اللَّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ
(2) أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ
الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا
نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ
اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ
اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ
(3) لَوْ أَرَادَ اللَّهُ أَنْ
يَتَّخِذَ وَلَدًا لَاصْطَفَى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ سُبْحَانَهُ
هُوَ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ (4)
خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ يُكَوِّرُ اللَّيْلَ
عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى اللَّيْلِ وَسَخَّرَ
الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى أَلَا هُوَ
الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ (5)
|
84)
Dedi ki, "O doğru ben hep doğruyu söylerim."
85)
"Mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım!."
86)
De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben
olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim.
87)
Bu Kur'an, ancak âlemler için bir öğüttür.
88)
Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi
öğreneceksiniz.
39- ez-ZÜMER SURESİ
(Mekke’de inmiştir, 75 ayettir.)
Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...
1)
Bu Kitap izzet ve hikmet sahibi Allah katından indirilmiştir.
2)
Şüphesiz ki Kitab'ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini
Allah'a has kılarak kulluk et.
3)
Dikkat et, hâlis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp kendilerine
bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a
yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah,
ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz
Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.
4)
Eğer Allah bir evlât edinmek isteseydi, elbette yarattıklarından
dilediğini seçerdi. O yücedir. O, tek ve kahhâr olan Allah'tır.
5)
Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine
örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. Güneşi ve ayı emri
altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider.
Dikkat et! O, azîzdir, ve çok bağışlayandır.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 458
|
O |
|
|
O |
| |
خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا
وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنْ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ
يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ
فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ذَلِكُمْ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَا
إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ
(6) إِنْ تَكْفُرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ
وَلَا يَرْضَى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ وَإِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ
لَكُمْ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ
مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ إِنَّهُ
عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ (7)
وَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيبًا إِلَيْهِ
ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُو
إِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلَّهِ أَنْدَادًا لِيُضِلَّ عَنْ
سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلِيلًا إِنَّكَ مِنْ أَصْحَابِ
النَّارِ (8) أَمَّنْ هُوَ
قَانِتٌ آنَاءَ اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ
وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ
وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا
الْأَلْبَابِ (9) قُلْ
يَاعِبَادِ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْ لِلَّذِينَ
أَحْسَنُوا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَأَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ
إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
(10)
|
6)
Allah sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yarattı, sonra ondan da
eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi.
Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde
çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı,
Rabbiniz Allah'tır. Mülk O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur.
Öyleyken nasıl oluyor da (O'na kulluktan) çevriliyorsunuz?
7)
Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allah, size muhtaç değildir.
Bununla beraber O, kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer
şükrederseniz sizden bunu kabul eder. Hiçbir günahkâr diğerinin
günahını çekmez. Nihayet hepinizin dönüp gidişi, Rabbinizedir.
Yaptıklarınızı O size haber verir. Çünkü O, kalplerde olan herşeyi
hakkıyla bilendir.
8)
İnsanın başına bir sıkıntı gelince, Rabbine yönelerek O'na
yalvarır. Sonra Allah kendisinden ona bir nimet verince, önceden
yalvarmış olduğunu unutur. Allah'ın yolundan saptırmak için O'na
eşler koşar. (Ey Muhammed!) De ki: Küfrünle biraz eğlenedur; çünkü
sen, muhakkak cehennem ehlindensin!
9)
Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden,
ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı
gibi) midir? (Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur
mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.
10)
(Resûlüm!) Söyle: Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten
sakının. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın
(yarattığı) yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, mükâfatları
hesapsız ödenecektir.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 459
|
O |
|
|
O |
| |
قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ
(11) وَأُمِرْتُ لِأَنْ
أَكُونَ أَوَّلَ الْمُسْلِمِينَ (12)
قُلْ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ
رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
(13) قُلْ اللَّهَ أَعْبُدُ
مُخْلِصًا لَهُ دِينِي
(14)
فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِهِ قُلْ إِنَّ الْخَاسِرِينَ
الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
أَلَا ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ
(15) لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ
ظُلَلٌ مِنْ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ذَلِكَ يُخَوِّفُ
اللَّهُ بِهِ عِبَادَهُ يَاعِبَادِ فَاتَّقُونِي
(16) وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا
الطَّاغُوتَ أَنْ يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمْ
الْبُشْرَى فَبَشِّرْ عِبَادِي (17)
الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ
أَحْسَنَهُ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمْ اللَّهُ وَأُوْلَئِكَ هُمْ
أُوْلُوا الْأَلْبَابِ (18)
أَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِ أَفَأَنْتَ تُنقِذُ مَنْ
فِي النَّارِ (19) لَكِنْ
الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ
مَبْنِيَّةٌ
تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَعْدَ اللَّهِ لَا يُخْلِفُ
اللَّهُ الْمِيعَادَ
(20) أَلَمْ تَرَى أَنَّ
اللَّهَ أَنْزَلَ مِنْ السَّمَاءِ مَاءً فَسَلَكَهُ يَنَابِيعَ فِي
الْأَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهِ زَرْعًا مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ ثُمَّ
يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًا إِنَّ فِي
ذَلِكَ لَذِكْرَى
لِأُوْلِي الْأَلْبَابِ (21)
|
11)
De ki: Bana, dini Allah'a hâlis kılarak O'na kulluk etmem
emrolundu.
12)
Bana müslümanların ilki olmam emrolundu.
13)
De ki: Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından
korkarım.
14)
De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah'a ibadet ederim.
15)
(Ey Allah'a eş koşanlar!): Siz de O'ndan başka dilediğinize tapın!
De ki: Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini,
hem de ailelerini ziyana sokanlardır. Bilesiniz ki, bu apaçık
hüsrandır.
16)
Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da (öyle)
tabakalar var. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey
kullarım! Yalnızca benden korkun.
17)
Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır.
Kullarımı müjdele:
18)
O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler,sonra da en güzeline uyarlar.
İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl
sahipleri de onlardır.
19)
(Resûlüm!) Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte
olanı sen mi kurtaracaksın!
20)
Fakat Rablerinden sakınanlara, üstüste yapılmış, altlarından
ırmaklar akan köşkler vardır. Bu, Allah'ın verdiği sözdür. Allah,
verdiği sözden caymaz.
21)
Görmedin mi? Allah gökten bir su indirdi, onu yerdeki kaynaklara
yerleştirdi, sonra onunla türlü türlü renklerde ekinler
yetiştiriyor. Sonra onlar kurur da sapsarı olduklarını görürsün.
Sonra da onu kuru bir kırıntı yapar. Şüphesiz bunlarda akıl
sahipleri için bir öğüt vardır.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 460
|
O |
|
|
O |
| |
أَفَمَنْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِ فَهُوَ عَلَى نُورٍ
مِنْ رَبِّهِ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ
أُوْلَئِكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ (22)
اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا
مَثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ
ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ ذَلِكَ
هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُضْلِلْ اللَّهُ
فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ (23)
أَفَمَنْ يَتَّقِي بِوَجْهِهِ سُوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
وَقِيلَ لِلظَّالِمِينَ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
(24) كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ
قَبْلِهِمْ فَأَتَاهُمْ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
(25) فَأَذَاقَهُمْ اللَّهُ
الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ
لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ (26)
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِنْ كُلِّ
مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ (27)
قُرآنًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِي عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ
يَتَّقُونَ (28) ضَرَبَ
اللَّهُ مَثَلًا رَجُلًا فِيهِ شُرَكَاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلًا
سَلَمًا لِرَجُلٍ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ
أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ (29)
إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُمْ مَيِّتُونَ
(30) ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ
(31)
|
22)
Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o, Rabbinden bir nûr üzerinde
değil midir? Allah'ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara
yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
23)
Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar
tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların,
bu Kitab'ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve
hem de gönülleri Allah'ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap,
Allah'ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet
rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.
24)
Kıyamet gününde yüzünü azabın şiddetinden korumaya çalışan kimse
(kendini ondan emin kılan gibi) midir? Zalimlere "Kazandığınızı
tadın!" denilir.
25)
Onlardan öncekiler (peygamberleri) yalanladılar da farkına
varmadıkları bir yerden onlara azap çattı.
26)
Bu suretle Allah, dünya hayatında onlara rezilliği tattırdı.
Ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bunu bilselerdi!
27)
Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara. her
türlü misali verdik.
28)
Korunsunlar diye, pürüzsüz Arapça bir Kur'an indirdik.
29)
Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam
(köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak
verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların
çoğu bilmezler.
30)
Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
31)
Sonra şüphesiz, siz de kıyamet günü, Rabbinizin huzurunda
davalaşacaksınız.
|
|
|
O |
|
|
O |
|