SAYFA - Mealtefsir - 26. Sayfa
SAYFA 501
|
33) Ahirette, dünyada iken işledikleri şirk, küfür, nifak, zulüm ve fısk gibi çirkin amelleri onlara görünecektir. Dünyada kendilerine hatırlatıldığı ve korkulması gerektiği anlatıldığında alay ettikleri azab, başlarına çöreklenip onları çepeçevre kuşatacaktır.
34) Onlara şöyle denilir: “Ahiret gününü inkâr ettiğiniz veya bugün için bir azık olan Allah’a iman ve itaatı, salih ameli dünyada iken yapmayıp terkettiğiniz gibi, bugün biz de sizi azap içinde terkedip unutan kimsenin yaptığı gibi muamele edeceğiz. Sizin karar kılıp kalacağınız yer cehennem ateşidir. Orada ebedi bir şekilde şiddetli bir işkenceye tabi tutulacaksınız. Size yardım edecek ve sizi Allah’ın azabından kurtaracak kimseniz de yoktur.”
35) “Bu cezayı size, Allah’ın kelamı Kur’an’la alay edip onu eğlenceye aldığınız için verdik. Dünya, zinetleri, ihtirasları, hazları ve batıl şeyleriyle sizi aldattı. Sonunda, bu dünya hayatından başka bir hayat olmadığını, öldükten sonra ne dirilme, ne de haşir olmayacağını sandınız.” O gün onlar cehennemden çıkarılmazlar. Tevbe ve itaat etmek suretiyle, Rablerini razı etmeleri de onlardan istenmez. Çünkü o gün, bunların bir faydası olmaz.
36) Netice olarak, bilesiniz ki, hamd Allah’a mahsustur. O’ndan başka hiç kimse hamde layık değildir. Çünkü, kainatın ve bütün mahlukatın yaratıcısı, sahibi, terbiye edicisi, hüküm ve kanun koyucusu O’dur.
Hamd: Allah’ı noksan sıfatlardan ve mahlukata benzemekten uzak tutarak övmek, layık olduğu şekilde O’nu yüceltmektir.
37) Göklerde ve yerde, büyüklük, azamet, dilediğine karşı uygulamaya ve yürürlüğe giren mutlak hakimiyet, ebedi kalış ve kemal O’nundur. O, galiptir, mağlup edilemez. İntikam alması şiddetli ve sert olur. Sanatında, yaptığında ve idaresinde hüküm ve hikmet sahibidir.
AHKAF SURESİ
1) Hurufu mukatta’ denilen bu harfler hakkında geniş bilgi için 2/1 ayetin tefsirine bakın.
2) Yüce bir kitap olan bu Kur’an, mülkünde güçlü, iradesi üstün, galip ve güçlü olan, yenen, asla yenilmeyen ve yaptığı her işte hüküm ve hikmet sahibi olan Allah katından Muhammed’e indirilmiştir.
3) Biz, yedi gökleri, yedi yerleri ve ikisi arasındaki mahlukatı boş yere, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Biz onları ancak, birliğimizi ve sonsuz gücümüzü göstermesi için hikmetle yarattık. Onlara muayyen bir ecel, belirli bir süre tayin ettik. Bu ecel, onların kıyamet günü yok olma zamanıdır. O müşrik ve kafirler, korkutuldukları azaptan ve ahiretin şiddetinden yüz çevirmektedirler. Onu düşünmezler ve onun için hazırlanmazlar.
4) Ey Muhammed! O müşriklere de ki: “İlah olduklarını iddia ettiğiniz ve Allah’ı bırakıp kendilerine taptığınız, dua ettiğiniz, yardıma çağırdığınız o putları bana söyleyin. Onlar yerküresinin parçalarından ve onun üzerinde bulunan insan veya hayvanlardan ne yarattılar? Bana gösterin ve bildirin. Yoksa onların, göklerin yaratılışında, Allah ile bir ortaklığı mı var? Allah tarafından, Kur’an’dan önce indirilmiş ve size putlara tapmayı emreden veya izin veren kitaplardan bir kitap getirin. Yoksa, öncekilerin ilimlerinden bunu gösteren bir ilim kalıntısı mı var? Onların, Allah’ın ortakları olduğuna, Allah ile beraber onlara da ibadet edilebileceğine, bu putlara ve heykellere tapmanın sizi Allah’a yaklaştıracağına, bunların Allah katında sizlere şefaat edeceğine dair iddianızda doğru iseniz, bana böyle bir kitap ve ilim kalıntısı getirin. Bunu asla yapamayacaksınız. Çünkü, putların ilahlık adına hiç bir şeye güçleri yetmez.”
5) İşitemeyen ve akıl edemeyen cansızlar oldukları için, Kıyamet gününe kadar dua edenlerin duasını işitmeyen, muhtaçların ihtiyaçlarını bilmeyen ve kendilerine seslenenlere asla cevap veremeyen putlara tapanlardan daha cahil ve sapık hiç kimse yoktur. O putlar, kendilerine ibadet eden müşriklerin duasını ne işitirler, ne de anlarlar. İşitseler, anlasalar bile cevap veremezler.
SAYFA 502
|
6) İnsanlar kıyamet günü hesap için toplandığında, putlar, kendilerine ibadet edenlere, fayda yerine zarar veren düşmanlar olacaklardır. Allah kıyamet gününde putlara can verecek, onlar da kendilerine ibadet edenlerden uzak duracak ve onlara düşman olacaklardır. Putlar o zaman müşriklerin kendilerine yönelik dua, adak, kurban gibi tapınmalarını inkar ederler, onu itiraf etmezler. Kendilerine tapanlarla bir ilgilerinin olmadığını, onların aslında kendilerine değil, bu tapmayı caiz bir eylem gibi gösteren şeytanlara taptıklarını söyleyeceklerdir.
7) Kureyş müşriklerine, Allah’ın kelamından olduğu açık açık bilinen Kur’an ayetleri okunduğunda, vicdanlar üzerindeki etkisini gördüklerinde, küfürlerinde bilinçli olarak ısrar edenler, kendilerine gelen o hak Kur’an için, “Bu, kuşkusuz apaçık bir sihirdir.” dediler.
8) Yoksa, “Muhammed bu Kur’an’ı kendiliğinden uydurdu mu?” diyorlar. Ey Muhammed! O müşriklere de ki: “Farzedelim ki onu ben uydurdum, öyleyse bu hususta Allah bana yeter. Ona iftiradan dolayı beni cezalandıracak olan O’dur. Siz, O’nun azabını benden çeviremezsiniz. O halde ben, sizin için nasıl O’na iftira eder de, kendimi O’nun azabına atarım. Yüce Allah, Kur’an hakkında yaptığınız dedikoduları ve “O bir sihirdir, bir uydurmadır, bir şiirdir” şeklindeki kötüleyici sözlerinizi, Allah ve benim hakkımdaki diğer kötüleme usullerini bilir. Benimle sizin aranızda, Yüce Allah’ın şahit olması yeter. O benim doğru söylediğime ve tebliğ görevimi yaptığıma, sizin de yalancı ve inkarcı olduğunuza şahitlik eder. O, tevbe edenleri çok bağışlayan, mü’min kullarına çok merhamet edendir.”
9) Ey Muhammed! O müşriklere de ki: “Dünyada ilk rasul ben değilim. Benden önce hiç kimsenin getirmediği bir şeyi de getirmiş değilim. Bilakis, benden önce birçok rasullerin getirdiği şeyi getirdim. Benim bu getirdiğim şeyi niçin yadırgayıp garipsiyorsunuz? Allah’ın, benim ve sizin hakkınızda ne hükmedeceğini bilmiyorum. Ben sürgün mü edilirim, siz taşa tutularak öldürülür müsünüz bilmiyorum. Çünkü Allah’ın tayin ettiği kader gizli tutulmuştur. Ben sadece, Allah’ın bana indirdiği vahye uyuyorum, kendimden hiçbir şey icat etmiyorum. Ben sadece, sizi Allah’ın azabına karşı uyaran, kesin deliller ve parlak mucizelerle açıkça korkutan bir rasulüm.”
10) “Eğer bu Kur’an gerçekten Allah’ın kelamı ise, siz de bunu yalanlamış iseniz haliniz nice olur?” İsrailoğulları alimlerinden bir adam (Musa veya Abdullah b. Selam), Kur’an’ın doğruluğuna şahitlik etmiş ve ona inanmıştı. Siz ise kibirlenip iman etmediniz. Sizin haliniz ne olacak?! Siz, insanların en sapığı, en zalimi değil misiniz? Kuşkusuz Allah, zalim ve kafir olanı imana muvaffak kılmaz.”
11) Mekke kafirleri mü’minler hakkında dediler ki: “Bu Kur’an ve din, hayırlı bir şey olsaydı, Bilal, Ammar, Suheyb, Habbab gibi zayıf fakirler, köleler ve cariyeler bizden önce iman etmezlerdi.” Mucizeliğinin açıklığına rağmen, Kur’an ile doğru yolu bulamayınca dediler ki: “Bu eski bir yalan olup, eskilerden nakledile gelmiş bir şeydir. Muhammed onu kendisi getirip Allah’a nisbet etmiştir.”
12) Kur’an’dan önce de, imama uyulduğu gibi, Allah’ın dini ve şeriatı hususunda kendisine uyulan bir kılavuz ve inanıp içindekilerle amel eden, iyilik sahibi kimseler için bir rahmet olarak, Musa’ya indirilen Tevrat vardı. Siz Allah’ın, Musa’ya Tevrat’ı indirdiğini ve onu, kendisine uyulan bir önder kıldığını tartışmıyorsunuz. O Tevrat aynı zamanda Muhammed’in geleceğini müjdelemektedir. Onun Allah katından olduğunu kabul ettiğinize göre, Muhammed’in, Allah tarafından gönderilmiş bir rasul olduğuna dair getirdiği hükmü de kabul edin. Bu Kur’an, şanı yüce ve kendisinden önceki kitapları tasdik eden, fasih bir arapça ile gönderilmiş bir kitaptır. Kur’an’ı nasıl inkar ediyorsunuz? Halbuki o, Tevrat’tan daha açık, delili daha parlak ve mucizeliği daha tesirlidir. Kur’an, müşrik ve zalim Mekke kafirlerini cehennem azabıyla korkutmak, güzel amel işleyen mü’minleri de Naim cennetleriyle müjdelemek için indirilmiştir.
13) İman edip Allah’ın birliğine inanan ve O’nun şeriatı üzerinde dosdoğru yürüyenler var ya, kabirde ve ahirette onların başına korkacakları hiçbir kötü şey gelmez. Cennette elde ettikleri nimetlerden dolayı dünyada geride bıraktıkları şeyler için de üzülmezler.
14) İşte Alah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle dinlerinde dosdoğru yürüyen mü’minler, cennet ehlidir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Onlar, iyi amellerine karşılık Allah’ın lütfu sonucu bu nimetleri elde etmişlerdir.
SAYFA 503
|
15) Allah’ın rızası ana babanın rızasında, gazabı da onların gazabında olunca biz insana ana babasına iyilik etmesini, onların ihtiyaçlarını gidermesini kesin ve kuvvetli bir şekilde tenbihte bulunduk, emrettik. Annesi onu güçlük ve zorlukla karnında yaklaşık dokuz ay on gün taşıdı ve yine onu güçlük ve zorlukla doğurdu. Çocuğun anne karnında taşınma ve süt emme müddeti ikibuçuk yıldır. Anne, bu müddet boyunca yorgunluk ve zorluklara katlanır. Neticede bu çocuk yaşayıp, kuvveti ve aklı olgunlaşınca, genç ve kuvvetli olarak kırk yaşına varınca, eşinin ve çocuklarının yükümlülüğü altındayken dedi ki: “Ey Rabbim! Bana ve anne ve babama verdiğin nimetine şükretmeyi bana ilham et. Onlar, kendilerine verdiğin nimet sayesinde, beni küçükken büyütüp beslediler. Aynı şekilde ben de aileme karşı senin verdiğin nimet sayesinde merhametli olayım. Seni benden razı kılacak iyi amel işlemeye beni muvaffak et. Soyumu ve zürriyetimi salih kişiler kıl. Ey Rabbim! Ben gizli açık işlediğim bütün günahlardan sana tevbe ettim. Ben, İslama sarılanlardan oldum.”
16) İşte bu anlatılan vasıfları taşıyanların itaatlerini kabul eder ve amellerinin karşılığını en üstünü ile veririz. Bilerek ve bilmeyerek yaptıkları hataları, kendilerine af ve bağışlama ile ikramda bulunacağımız cennet ehliyle birlikte bağışlarız. İyi amel işleyenlerin amelini kabul edecek, günahlarından da vaz geçeceğiz diye, rasullerin diliyle kendilerine va’dettiğimiz o sadık vaad dolayısıyla bunu yapacağız.
17) Kendisini imana çağırdıkları zaman anne ve babasına, “Bu çağrınızdan dolayı öf be, yeter artık, nedir sizden çektiğim!?” diyen kafir evlada gelince, o şöyle der: “Beni öldükten sonra tekrar diriltilmekle mi tehdit ediyorsunuz? Halbuki benden önce nice insanlar gelip geçmiş ve hiçbiri diriltilmemiştir.” Anne ve babası, Allah’tan ona yardım etmesini ve onu İslam’a iletmesini istiyorlar ve ona şöyle diyorlardı: “Sana yazıklar olsun! Allah’a iman et, salih amel işle. Öldükten sonra dirilmeyi, haşri, hesabı, cenneti ve cehennemi kabul et. Aksi halde yok olursun. Kuşkusuz Allah’ın vaadi haktır. Onda yerine getirilmemezlik yoktur.” O bedbaht der ki: “Öldükten sonra dirilme hususundaki bu sözleriniz, hurafe ve boş şeylerden ibarettir. Öncekilerin yazdığı, asılsız şeylerdendir. Ben böyle şeylere inanmıyorum.”
18) İşte o suçluların cehennem ehli olacaklarına dair Allah’ın sözü gerçekleşmiştir, O azap onlara, kendilerinden önce gelip geçmiş cehennemlik insan ve cin kafirleri içerisinde vacip olmuştur. Kuşkusuz onlar kafirler olmuşlardır. Bundan dolayı da gayretleri, iyi amelleri boşa gitmiş ve ahiret saadetlerini yitirmişlerdir. Onlar cehennemde ebedi bir şekilde azap içerisinde olacaklardır.
19) Mü’min ve kafirlerden her birinin, amellerine göre makam ve mertebeleri vardır. Mü’minlerin cennetteki mertebeleri yüksek; kafirlerin cehennemdeki yerleri ise alçaktır. Mü’minlerin cennetteki makamları da salih amellerine göre farklılık arzedecektir. Nebi, rasul, şehid ve salihlerin makamı normal mü’minlerinkinden farklıdır. Cehennemlik olan müşrik, kafir, mürted ve münafıkların azapları da suçları oranında farklılık arzedecektir. Örneğin münafıklar cehennemin en alt tabakasını oluştururken günahkar mü’minler en üst tabakasını oluşturacak. Rasulullah’a bir çok faydası dokunan Ebu Talib’in azabı da Ebu Cehil’in azabından çok hafif olacaktır. Yüce Allah, adaleti gereği insanların amellerinin karşılığını tam bir şekilde vermesi için karşılıklarını ona göre takdir etti. Mü’minler derecelerine göre sevaplarından eksiltilmeksizin, kafirler de derekelerine göre, cezaları artırılmaksızın amellerinin karşılığını alırlar.
20) Ey Muhammed! Cehennem ateşinin üzerindeki örtünün kaldırılacağı ve ateşin kafirlere görüneceği günü onlara hatırlat. O gün onlar ateşe baka baka ona yaklaştırılırlar. O gün kıınama ve azarlama yolu ile onlara şöyle denilir: “Siz dünya lezzetlerini elde ettiniz, arzularına kavuştunuz. Onların zevkini sürdünüz. Siz güzel nimetleri yok ettiniz. Bugün artık ahirette payınız kalmadı. Siz iman etmediniz ki, ahiret nimetlerini elde edesiniz. Aksine iman ve itaatı bırakıp dünya arzuları ve onun zevkleriyle meşgul oldunuz. Gençliğinizi inkar ve isyan içerisinde yok ettiniz. Geçici olanı, sonsuz olana tercih ettiniz. Artık bundan sonra, sizin için hiç bir nimet kalmadı. Artık bugün, zillet ve horluk azabına kavuşacaksınız. Bu, dünyada kibirlenip iman ve itaat etmeyişiniz ve Allah’a itaatten çıkmanız, günah işlemeniz ve isyan etmeniz yüzündendir.”
SAYFA 504
|
21) Ey Muhammed! İbret almaları için o müşriklere, Allah’ın rasulü Hud’un, kavmi Ad ile olan kıssasını anlat. Hani o bir zamanlar, Hud’dan önce de sonra da, uyarıcı rasullerin gelip geçtiği Arap yarımadasının güneyinde Hadramut, Muhre ve Umman arasında bulunan Yemen’in denize yakın kumluk bölgelerinden Şahr adı da verilen Ahkaf’ta oturmakta olan kavmini, iman etmezlerse Allah’ın azabına çarpılacaklarına dair şöyle uyarmıştı: “Yalnızca Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi şirk koşmayın. Allah’tan başka ibadet edilen tüm sahte ilah ve tağutları reddedin. Onlardan ve onlara bağlı olanlardan uzaklaşın. Onlarla asla velayet ilişkisine girmeyin. Sevmeyin, yardım etmeyin, desteklemeyin, sırlarınızı açmayın. Eğer Allah’tan başkasına ibadet ederseniz, başınıza korkunç bir günün azabının gelmesinden korkarım. O zaman benim size hiç bir faydam da olmaz.”
22) Kavmi Hud’a şöyle cevap verdi: “Ey Hud! Bizi, ilahlarımıza tapmaktan vazgeçirmek için mi geldin? Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit ettiğin azabı başımıza getir.”
23) Hud onlara dedi ki: “Azabın ne zaman geleceğini ben bilmem. Onu ancak Allah bilir. Ben ancak, Allah’ın benimle size gönderdiğini tebliğ ediciyim. Fakat ben, azabın çabucak gelmesini istemenizden dolayı sizi, nefislerini ilah edinmiş, mutluluğu ve kemali bilmeyen, dünya ve ahirette sizin için faydalı olan şeyi bilmeyen, cahil bir kavim olarak görüyorum.”
24) Göğün ufkunda ve vadilerine doğru yönelip gelmekte olan bulutu gördüklerinde sevindiler. Zira uzun bir süredir kıtlığa maruz kalmışlardı. “Bu bulut bize yağmur getirecek.” dediler. Hud onlara dedi ki: “O, sizin sandığınız gibi yağmur bulutu değildir. Aksine o, cahilliğiniz ve kıt anlayışınız sebebiyle hemen gelmesini istediğiniz azaptır.” O, helak edici, şiddetli, üzerinden geçtiği her şeyi yakıp yok eden bir rüzgardır. Onda elem verici korkunç bir azap vardır.
25) O rüzgar, Yüce Allah’ın izni ve emriyle, uğradığı insanların, hayvanların ve malların hepsini harap edip yok etti. Bunun üzerine helak oldular. Evlerinden başka bir şey görünmez oldu. Çünkü rüzgar, onlardan kalıntı ve boş yurtlardan başka bir şey bırakmadı. Yalnız Yüce Allah’ın özel rahmeti ile Hud ve yanındaki mü’minler bu afetten sağ kurtulabildiler. İşte suçlu isyankarı, böyle şiddetli bir azapla cezalandırırız. Ey Mekke kafirleri siz de bu olaydan ders alın. Hud’un kavminin Hud’a yaptıklarını Muhammed’e yaparsanız siz de o kavim gibi helak olur gidersiniz.
26) Ey Mekke halkı! Size vermediğimiz kuvvet, zenginlik ve uzun ömrü Ad kavmine vermiştik. Onlara kulak, göz ve kalp verdik ki, o nimetleri bilsinler ve onlarla, nimeti veren yaratıcının varlığına delil getirsinler. Onlar bu nimetleri hayırlı yönde kullanmadılar. Aksine bu kuvvetleri, dünya ve onun lezzetlerini aramada kullandılar. Allah’ın rasullerine indirdiği ayetleri bile bile inkar ettiler, rasulleri yalanladılar. Bu yüzden bu duyu organları onlara hiçbir fayda vermedi ve Allah’ın azabından herhangi bir şeyi onlardan savmadı. Alay ederek hemen gelmesini istedikleri azap inip onları kuşattı.
27) Ey Mekke halkı! Kuşkusuz ki, Ad, Semud, Sebe, Medyen ve Lut kavmi gibi size komşu olan ve etrafınızda bulunan ülkelerin halkını helak etmiştik. Belki hakka dönüp iman ederler ve Allah’ın birliğini onaylarlar diye hüccetleri, delilleri, öğütleri ve apaçık mucizeleri tekrar tekrar gösterdik, çeşitli örnekler verdik. İnkar ve sapıklıklarından dönmeleri için bunları kendilerine farklı usluplarda açıkladık.
28) İddialarına göre, kendilerini Allah’a yaklaştıracak olan ve azabı onlardan defetmek için kendilerine şefaatçi kıldıkları Allah’tan başka taptıkları ilahları onlara yardım etseydi ya?! Bilakis kendilerine en çok muhtaç iken, ilahları, onları yardımsız bırakmış onlara görünmemişlerdir. Kuşkusuz, dostun dostluğu sıkıntı anında belli olur. Onların başlarına gelen azap, yalanları ve Allah’a karşı iftiralarıdır. Çünkü onlar, putların, Allah’ın ortakları ve Allah katında kendilerine şefaatçi olduklarını iddia etmişlerdi. Bu putlara kendilerini Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye tapıyorlardı.
SAYFA 505
|
29) Ey Muhammed! Hatırla ki, bir zamanlar, Taif’ten dönerken Nahle vadisinde bulunduğun sırada teheccüd namazında Kur’an okurken, okuduğun Kur’an’ı dinlemeleri için Nusaybin ve Ninova cinlerinden oluşmuş yedi veya dokuz kişiden oluşan bir grup cinni sana göndermiştik. Cinler Kur’an okunan yere varınca birbirlerine: “Kur’an’ı dinlemek için susun ve dinleyin, candan kulak verin, dikkatinizi dağıtmayın!” dediler. Kur’an’ın okunması sona erince, kendileri iman ettiler. Kavimlerine, iman etmedikleri taktirde Allah’ın azabına uğramaktan sakındırmak amacıyla döndüler. Ey Kureyş müşrikleri cinlerin bu halinden ibret alın da başınıza büyük bir azap gelmeden iman edin. Cinler hakka iman etti, siz ise hala iman etmiyorsunuz! Bu inadınızdan ne zaman vaz geçeceksiniz? Ölüm her an sizi ziyaret edebilir.
30) Cinler soydaşlarına dediler ki: “Ey kavmimiz! Biz, Musa’dan sonraki bir rasul olan Muhammed’e indirilmiş olan yüce ve parlak bir kitab olan Kur’an’ı dinledik. O kitap, kendisinden önceki Tevrat, Zebur ve İncil’i, İbrahim ve Musa’nın sahifelerinin Allah katından gelen gerçek hallerini tasdik edici olarak indirilmiştir. O Kur’an apaçık hakka ve Allah’ın dosdoğru dini olan İslam’a giden yolu gösteriyor.”
31) “Ey kavmimiz! Muhammed’in size yaptığı iman çağrısını kabul edin ve rasullüğünü tasdik edin. Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edin ve salih amel işleyin. Böyle yaparsanız Allah kul hakkı hariç geçmişteki günahlarınızı siler ve ahiret gününde sizi elem verici, şiddetli bir azaptan kurtarır. Sizi dünya nimetleriyle kıyaslanamayacak güzellikteki cennete yerleştirir.”
32) “Kim Allah’a inanmaz ve rasulünün davetini kabul etmezse, bilsin ki o, Allah’ı kendini takipten aciz bırakamaz ve azabından kaçıp kurtulamaz. Onu, Allah’ın azabından koruyacak yardımcıları da yoktur. Allah’ın davetini kabul etmeyenler, Rasulullah’a tabi olmayanlar apaçık bir ziyan içindedirler.”
Abdullah b. Abbas’dan gelen bilgiye göre bu cin heyetinin çağrısına soydaşlarından yetmiş kişi olumlu karşılık verdi. Bu kişiler Rasulullah’a geldiler. Kendisine Mekke’nin Betha denilen semtinde rastladılar. Rasulullah onlara Kur’an’dan ayetler okudu, kendilerine bazı emirler ve yasaklar tebliğ etti.
33) Öldükten sonra dirilmeyi ve haşri inkar eden o kafirler bilmezler mi ki, daha önce bir benzeri olmadan, başlangıçta gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratırken yorulmayan ve zayıf duruma düşmeyen yüce ve güçlü olan Allah ölüleri, yok olduktan sonra tekrar diriltmeye ve vücutları parçalandıktan sonra onlara yeniden hayat vermeye, hesaba çekmek için mahşer meydanında toplamaya da gücü yeter. Evet, kuşkusuz Yüce Allah’ın her şeye gücü yeter. Hiçbir şey O’nu acze düşüremez. Onları önce yarattığı gibi tekrar diriltebilir. Şüphesiz öldükten sonra dirilme ilk yaratmadan daha kolaydır.
34) Ey Muhammed! O müşriklere, ahirette görecekleri sıkıntı ve şiddetli olayları anlat. Cehennem zebanileri tarafından ateşe sunulacakları günü hatırlat. O zaman onlara azarlama amacıyla: “Tadacağınız bu azap hak değil mi? Bu bir büyü müdür? Yoksa siz mi görmüyorsunuz?” denir. Kurtulma ümidiyle derler ki: “Evet. Rabbimizin izzetine yemin olsun ki, haktır.” Onlara: “İnkarınızdan dolayı, elem verici azabı tadınız.” denilir.
35) Ey Muhammed! Değerli rasullerin meşhurlarından olan Allah yolunda en çok mücadele gösteren, en çok işkenceye maruz kalan, kararlı, sabırlı ve azimli olan Nuh, İbrahim, Musa ve İsa’nın sabrettiği gibi, Kureyş müşriklerinin alay, yalanlama, işkence ve eziyetlerine sabret, onlara çabucak azap edilmesi için beddua etme. Çünkü o azap, kuşkusuz onlara inecektir. Ahirette azabı açıkça görecekleri zaman, sanki onlar dünyada, gündüzden bir saat kadar kalmışlardır. Azabın şiddetini ve uzunluğunu gördükleri zaman böyle olduğunu sanarlar. Bu Kur’an, insanlara yönelik bir bildiri ve bir uyarıdır. Helak ve ölüm, sadece, Allah’a itaatten çıkan, Allah’ın emirlerine bile bile yüz çeviren kafirler içindir.
SAYFA 506
|
1) Allah’ın ayetlerini bile bile inkar edip İslam’dan yüz çevirenler ve insanların İslama girmelerine engel olanlar var ya, Allah onların yemek yedirmek, sıla-i rahim yapmak, esirleri serbest bırakmak, komşulara iyi davranmak ve misafir ağırlamak gibi iyi amellerini boşa çıkarmış ve onları sevapsız saymıştır. Zira bu ameller Allah rızası için olmamıştır. Şirk ve küfür işleyenlerin iyi amelleri iptal olur.
2) Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenler Rableri tarafından Allah’ın rasulü Muhammed’e hak olarak indirdiği Kur’an ve sahih sünnetin hükümlerini, iman edilmesi gereken esasları şeksiz ve şüphesiz, kesin olarak kalple tasdik dil ile ikrar edenlerin, Allah geçmiş günah ve hatalarını silip yok etmiştir. Din ve dünyaları hususunda gidişatlarını, hal ve durumlarını iyileştirmiştir.
3) Kafirlerin amellerini boşa çıkartma, onların sapıklık yoluna girmeleri ve batılı hakka tercih etmelerinden dolayıdır. İman edenlere gelince, onlar hidayet yoluna girmişler ve Allah katından indirilmiş olan kitaba imana ve gerçeğe sarılmışlardır. İşte bu apaçık beyan gibi, Allah mü’min ve kafirlerden her iki grubun durumunu açık bir şekilde izah etti ki, insanlar ibret ve öğüt alsınlar.
4) Savaşta kafirleri yakaladığınızda, onları kılıçlarla boyunlarına vurarak, ekin biçer gibi biçin. Neticede onları hezimete uğratıp çokça öldürdüğünüz ve yaraladığınız ve onlarda size karşı koyacak güç kalmadığında onları esir alınız ve öldürmeyiniz. Onları esir alarak bağlarını sıkı bir şekilde bağladıktan sonra savaş, aletlerini ve ağırlıklarını bırakmak suretiyle sona erince ve müslümanlar düşmanlarına karşı galip gelirlerse ya onlara lütufta bulunup, karşılığında mal almaksızın serbest bırakın, ya da onlardan, canlarına karşılık fidye alın. Fakat Allah, imanınızı denemek için, onlarla savaşmanızı emretti ki, samimi olarak iman edenin durumu diğerinden ayrılsın. Mü’minleri kafirlerle, kafirleri de mü’minlerle denemesi ve böylece mü’minlerden öldürülenlerin cennete, kafirlerden öldürülenlerin de cehenneme gitmesi için böyle yaptı. Allah yolunda şehid edilenler var ya! Allah onların amellerini kesinlikle boşa çıkarmaz. Aksine çoğaltır.
5) Salih ameli işlemeye muvaffak kılmak ve onları, iyiler yurdu cennete giden yola iletmek suretiyle, Allah, dünya ve ahirette kendilerine yarar sağlayacak şeyi, onlara gösterecek ve durumlarını düzeltecektir.
6) Onları, kendilerine açıklamış olduğu nimetler yurdu Cennete sokar. Allah Cenneti onlara o şekilde açıklamıştır ki, herbiri sanki yaratıldıklarından beri oralarda oturuyorlarmış gibi yerini bilir ve şaşırmadan evlerine giderler.
7) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenler! Siz Allah’ın dinine, Rasulü’ne ve mü’min kullarına yardım ederseniz, o da düşmanlarınıza karşı size yardım eder. Savaş yerlerinde sizi sabit kılar. Ayaklarınızı yere sağlam basmanızı sağlar.
8) Allah’ı ve ayetlerini inkar edenlere gelince, helak ve bedbahtlık onlara olsun. Allah onların amellerini boşa çıkartmıştır. Çabalarından hiç bir sonuç elde edemediler. Zira o ameller şeytana itaat uğrunda yapılmıştır.
9) Bu helak ve amelleri boşa çıkarma, onların, Allah’ın indirdiği Kur’an’dan ve Allah’ın o Kur’an’da indirdiği hükümler ve sorumluluklardan hoşlanmamalarından dolayıdır. Çünkü onlar şehevi arzular ve zevk veren şeyler hususunda tembelliğe ve serbestliğe alışmışlardı. Dolayısıyla bu onlara zor ve ağır geldi. Böylece Allah, onların amellerini boşa çıkarıp giderdi. Çünkü amellerin kabulü için, iman şarttır. Halbuki şirk, ameli boşa çıkarıcıdır.
10) Şu müşrikler yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, kendilerinden önce gelip geçmiş olan Ad, Semud, Lut kavmi ve diğer günahkar azgın milletlerin başlarına gelenleri görsünler de ibret alsınlar. Yurtlarının kalıntıları, onlardan haber vermektedir. Allah onları yok etmiş ve onlara tahsis ettiği mal, evlat ve mülkün kökünü kazımıştır. Sahip oldukları mal ve mülkler, bir enkaz yığını haline gelmiş, kendileri de bu enkazın altında kalıvermişlerdir. Bu korkunç akibet ve yokedici azabın benzerleri de Mekke kafirlerini beklemektedir.
11) Bu, Allah’ın, inananların dostu ve yardımcısı olmasındandır. Kafirlere gelince, onların ne bir yardımcısı vardır, ne de imdatlarına koşan bir kimse.
SAYFA 507
|
12) Allah inananları, içinde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmeyen nimetlerin bulunduğu Naim cennetlerine sokar. Dünyada inkar edenler, küfürlerinde bilinçli olarak ısrar edenler ise, dünyanın hoş ve lezzetlerinden az denecek kadar sayılı günler faydalanır, hayvanlar gibi yerler. Karınlarını doyurmaktan ve cinsel ilişkiden başka hiçbir şeyi düşünmezler. Onların ahiretteki yerleri ve yurtları içlerinde ebedi olarak kalacakları cehennemdir. Onların bu durumu, kesilmek ve boğazlanmak üzere olduklarından habersiz olarak o dünyanın mera ve ahırlarındaki ot ve yemleri yiyen hayvanların durumuna benzer.
13) Ey Muhammed! Seni Mekke’den çıkartarak Medine’ye hicrete zorlayan Mekkelilerden daha kuvvetli olan nice azgın ve zalim belde halkını çeşitli azaplarla yok ettik. Hiçkimse onlara yardım edemedi. Biz Mekkelilere de aynı şeyi yaparız.
14) Dini konusunda bir delil ve hüccet, bir sebat ve kesin inanç üzerine olan, Yalnızca Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi şirk koşmayan Muhammed ve ona tabi olan kimseler, çirkin ameli kendisine süslü gösterilen, böylece onu güzel gören ve sapıklığa dalıp neticede heva ve hevesini ma’bud edinen Ebu Cehil ve onun gibi olan kimseler gibi olur mu? Elbetteki bu iki grup birbirine benzemez.
15) Allah’ın, temiz kullarına va’dettiği ve takva sahibi hayırlı kulları için hazırladığı o enteresan cennetin durumu şöyledir: Orada misk dağından çıkan, tadı ve kokusu bozulmayan, rengi değişmeyen sudan nehirler vardır. Yine orada uzun süre durmakla ekşimeyen, dünyadaki sütlerin bozulması gibi bozulmayan, hayvanların memelerinden çıkmayan, son derece beyaz, tatlı ve yağlı süt akan nehirler vardır. Yine orada, içenlerin lezzet aldığı, sersemletmeyen, sarhoşluk vermeyen, tatlı şarap akan nehirler vardır. Yine orada kendisine bal mumu ve su artığı karışmamış, son derece saf, arıların karınlarından çıkmamış, rengi ve kokusu güzel bal akan nehirler vardır. Cennette her cins meyve ve yemişlerin her çeşidi onlarındır. Onlar için, bu güzel nimetlerden de öte, ruhi bir nimet vardır ki, o da, Allah’ın rahmetine, bağışlanması ve rızasına nail olmaktır. Artık bundan sonra Allah onlara asla kızmaz. Dünyadakinin aksine cennette, yedikleri ve içtikleri şeyler hususunda onlardan yükümlülük kaldırılır. Zira dünya yiyecekleri ve içeceklerinden dolayı hesap ve ceza vardır. Ahiretteki nimetlerinden dolayı ise, ne hesap vardır, ne de ceza. İşte bu devamlı nimet içerisinde olan kimse, cehennemde ebedi kalan ve o içecekler yerine, son derece kaynar, sıcak su içirilen bu suyun, aşırı sıcaklıktan dolayı bağırsaklarını parçaladığı ve bunları arkalarından çıkardığı, onlara yaklaştığı zaman yüzlerini kızarttığı, kafa derilerini düşürdüğü kimse gibi olmaz.
16) Ey Muhammed! O münafıklardan ve kafirlerden Abdullah b. Ubeyy b. Selül, Rifaa b. Tabut, Haris b. Amr, Zeyd b. Salt ve Malik b. Duhşum adlı bir grup da vardır ki Cuma hutbesi verirken senin sözünü dinlerler. Nihayet senin meclisinden çıktıklarında İbn Abbas ve İbn Mesud gibi sahabenin alimlerine alay etmek amacıyla “Muhammed biraz önce ne dedi?” derler. Onun söylediğini anlamıyor ve ona aldırış etmiyorlardı. Onların bu tavırları yüzünden Allah onların kalplerini mühürlemiş ve batıl arzularının peşinden gitmişlerdir.
17) Takva sahibi mü’minlere gelince onlar, hakkı dinler, anlar ve bildiği ile amel eder. Allah onların hidayetini artırmış ve rüşdlerini ilham etmiştir. Allah’ın azabından sakınma yollarını bildirmiştir. Onları iman üzere yaşatmış ve iman üzere öldürmüştür.
18) Onlar gafil ve şaşkın bir halde iken kıyametin ansızın kopmasından başka bir şey mi bekliyorlar?! Kıyametin alametleri ve emareleri gelmiştir. Son nebinin gönderilmesi bu alametlerdendir. Kıyamet anı geldiğinde, pişmanlık ve tevbenin fayda vermediği bir zamanda onlar için öğüt almak nerden!? Akıllarının başlarına gelmesi ne işe yarar?
19) Ey Muhammed! Sen Allah’tan başka ibadete layık ilah olmadığına dair bilgin üzere yürümeye devam et. Yalnızca Allah’a ibadet et. O’na hiç bir şeyi şirk koşma. Allah’tan başka ibadet edilen tüm sahte ilahları, tağutları reddet. Onlara azıcık dahi olsa meyletme. Onların bağlıları ile uzlaşma. Onlara sadece islamı tebliğ et. Allah’dan hem kendin hem de mü’min erkek ve kadınlar için mağfiret dile. Allah dünyadaki gece-gündüz, gizli-açık tüm faaliyetlerinizi ve ahirette varacağınız yeri bilir; o halde ahiret günü için azık hazırlayınız.
SAYFA 508
|
20) Sammi mü’minler cihadı sevdikleri ve sevabına düşkün olduklarından “İçinde cihad emri bulunan bir sure inse ya!” derler. Ey Muhammed! Savaş emredildiğini apaçık ifade eden, hükmü muhkem olup neshedilmeyen bir sure indirildiğinde kalplerinde kuşku ve nifak bulunan münafıkların, korkaklık ve sabırsızlıklarından dolayı, gözleri dikilmiş bir halde, sana baktıklarını görürsün. Onların bakışı, ölümün yaklaşmasından dolayı, kendisine baygınlık gelen kimsenin bakışına benzer. Korkaklıkları ve münafıklıkları yüzünden yok olasıcılar! Onların vay haline! Onlar layık oldukları cezayı mutlaka alacaklardır.
21) Ey Muhammed! Onlara yakışan, onlar için daha iyi ve daha güzel olan şey, sana samimi olarak itaat etmek ve güzel söz söylemektir. Savaş farz olup da ona çıkmak ciddiye bindiği zaman eğer niyetlerinde samimi olsalar ve doğruluk ve kesin inançla Allah’a verdikleri sözü yerine getirip seninle birlikte Allah yolunda cihad etselerdi, bu, onlar için serkeşlik ve isyandan dünyada ve ahirette daha hayırlı olurdu.
22) Menfaatleriniz gereği göstermelik olarak zahiren bağlı olduğunuz İslam’dan yüz çevirirseniz veya İslam toplumunda toplumu yönetme makamına gelirseniz belki de isyan etmek, haksız yere adam öldürmek ve akarabalık bağlarını kesmek suretiyle, cahiliyye döneminde yaşadığınız, yani fesat çıkardığınız duruma döneceksiniz, öyle mi?!
23) Bile bile haktan yüz çevirdiği için onlar, Allah’ın, rahmetinden kovup uzaklaştırdığı kimselerdir. Allah, küfürde ısrar ettiklerinden hakkı dinlememeleri için kulaklarını sağır, hidayet yolunu bulmamaları için kalplerini kör etti. Artık onlar doğru yolu bulamazlar. Bu duruma düşmelerinin sebebi kendileridir. Allah adildir, kimseye zerre kadar zulmetmez.
24) İçindeki öğütleri ve yasakları görebilmeleri için Kur’an’ı düşünmeye ve anlamaya çalışmıyorlar mı ki, içinde bulundukları helak edici tehlikelere düşmesinler. Bilakis onların kalpleri işledikleri günahlar yüzünden katılaşmış ve kararmıştır. Sanki demir kilitlerle kilitlenmiştir. Artık onlara ne nur girebilir, ne de iman.
25) Allah’a ve Rasulü’ne iman ettikten, apaçık deliller ve mucizeler sayesinde kendilerine hidayet yolu açıkça görüldükten sonra münafıklıkları sebebiyle inkara dönenler var ya, işte, şeytan onlara bu işi güzel gösterdi ve onları hayallerle ve uzun ömür, zengin ve mutlu bir hayat sürme ümidiyle aldattı.
26) Bu aldatma, onların, haset ve kıskançlıklarından dolayı Allah’ın indirdiği Kur’an’dan hoşlanmayan müşriklere ve yahudilere, “Rasule düşman olma, cihaddan geri durma, o hususta müslümanları engelleme ve benzeri hususlarda bize verdiğiniz emirlerin bir kısmında ileride size itaat edeceğiz. Ayrıca sizin hakkınızda bir şeyler duyarsak size bildireceğiz. Sizin menfaatlerinizi koruyacağız. Aleyhinize hüküm çıkmaması için çalışacağız.” demelerinden dolayıdır. Yüce Allah onların gizlediklerini, tuzak, hile, İslama ve müslümanlara karşı hazırladıkları komploları bilir. Rasul’e ve mü’minlere bildirir. Onlara yaptıklarının cezasını mutlaka verecektir.
Bu ayet bize ileride dahi olsa küfür veya şirki gerektiren bir fiili yapmayı düşünmenin kişiyi İslam milletinden çıkaracağını, mürted yapacağını bildirmektedir. İslam dini oyuncak değildir. Bu dine giren kişinin samimiyetle şirk ve küfürden uzaklaşması gerekir.
27) Ölüm meleği ve yardımcıları olan azap melekleri, ellerindeki demir sopalarla onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını almak için geldiklerinde ve kabirde onlara azap ettiklerinde halleri nasıl olacak?!
28) Bu azap onların nifak yoluna girmeleri, iman, cihat ve diğer Allah’ı razı edecek itaatlardan hoşlanmamaları yüzündendir. Böylece Allah, onların, mü’min iken yaptıkları iyi amellerini boşa çıkardı. Bu amellerin onlara hiç bir faydası olmaz. Çünkü şirk, küfür ve irtidat salih amelleri iptal eder. Aynı şekilde iman da geçmişteki şirk, küfür ve diğer günahları siler.
29) Kalplerinde şüphe, nifak ve kin bulunan münafıklar, durumlarını Allah’ın, Rasul’e ve mü’minlere açıklamayacağını mı sanıyorlar?
SAYFA 509
|
30) Ey Muhammed! İsteseydik onları şahsen sana gösterirdik de sen onları alametlerinden tanırdın. Fakat Allah, onlara ve müslüman akrabalarına acıdığı için, belki tevbe ederler diye, onları şahsen göstermeyip gizli tuttu. Ey Muhammed! Sen münafıkları, konuşma üslupları ve sözlerinin manasından mutlaka tanırsın. Görünüşü iman ve islam, iç yüzü ise inkar ve sövme ifade eden sözleriyle, sana yaptıkları tarizden bilirsin. Onlar konuşurken mutlaka müslümanların durumunu kötü gösterirler, onların davranışlarını eleştirirler. Amellerinizden hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. Maksadınıza göre, onların karşılığını size verir.
31) Ey insanlar! Allah yolunda cihad edenleri ve cihadın güçlüklerine sabredenleri bilip ortaya çıkarıncaya kadar sizi cihad ve diğer zor yükümlülüklerle mutlaka imtihan edeceğiz. Amellerinizin iyisini ve kötüsünü birbirinden ayırmanız için bunu yapacağız.
32) Delil ve mucizelerle, Rasulün doğruluğu ve Allah’ın rasulü olduğunu anladıktan sonra Allah’ın ayetlerini inkar eden, insanların müslüman olmasını engelleyen ve Rasule itaatı bırakıp ona düşmanlık edenler var ya, onlar inkarları ve engellemeleriyle, Allah’a hiçbir zarar veremezler. Allah onların tüm hayırlı amellerini boşa çıkaracaktır. Ahirette onların sevabını göremeyeceklerdir.
33) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenler! Allah’ın ve Rasulünün emirlerine kayıtsız şartsız teslim olun, tüm gücünüzle itaat edin, onlara sarılın. O kafir ve münafıkların amellerini boşa çıkardıkları şirk, küfür, nifak, kendini beğenme ve riya gibi şeylerle amellerinizi boşa çıkarmayın. İman ve itaatte kararlı olun. Batıla sapmayın.
34) İman ettikten sonra Allah’ın ayetlerini inkar edip, insanları hidayet ve iman yolundan alıkoyanlar, İslam’a girmelerini engelleyenler, sonra da kafir olarak ölenler var ya, Allah onları hiçbir durumda asla bağışlamayacaktır.
35) Kafirlerle savaştığınızda zaafa kapılıp, gevşeklik yapıp da onları sulha ve anlaşmaya çağırmayın. Mü’min olduğunuz için, üstün ve galip olan, düşmanını ezecek olan siz olduğunuz halde böyle yapmayın. Allah, yardım ve zaferiyle, sizin yanınızdadır. Amellerinizin sevabından hiçbir şeyi size eksik vermez. Aksine lütufkar davranarak fazlasını verir.
36) Dünya hayatı, sadece geçici ve fani bir hayattır. Kararı ve sebatı yoktur. Çocukların oyalandığı oyun ve eğlenceye benzer. Ahiret hayatı ise sonsuz bir hayattır. Öyleyse dünya sevgisi ve onda bulunan lezzetli ve iştah çekici şeylere düşkünlüğün, gazadan korkmaya ve cihaddan geri durmaya sebep olması doğru olmaz. Allah’a O’nun istediği ve razı olduğu şekilde inanır, O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olarak, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle O’nun azabından sakınırsanız, amellerinizin sevabını size tam olarak verir ve sizden bütün malınızı harcamanızı istemez. Aksine mallarınızın bir kısmını Allah yolunda zekat ve sadaka olarak harcamanızı ister ki malınızın kiri arınsın ve size sevap yazılsın.
37) Dünya hayatına aşırı bir şekilde bağlanır, mallarınızın hepsini ister ve onun bir kısmını Allah yolunda harcamanız hususunda cimrilikte ısrar ederseniz Allah, kalplerinizdeki cimriliği ve hayır için mal harcamaktan hoşlanmadığınızı, ayrıca İslam dinine yönelik kinlerinizi ve düşmanlıklarınızı ortaya çıkarır.
38) Ey insanlar! Siz, Allah yolunda harcama yapmaya çağrılıyorsunuz. Kuşkusuz siz, gücünüzün yettiği şeylerle yükümlüsünüz. Sizden öylesi vardır ki, cimrilik edip Allah yolunda harcamaz. Kim, Allah yolunda harcamayıp cimrilik ederse, cimriliğinin zararı ona aittir. Çünkü cimrilik sevap ve mükafattan onu alıkoyar. Allah’ın sizin harcamalarınıza ihtiyacı yoktur. Mallarınıza muhtaç değildir. Siz ise ona muhtaçsınız. Şirki ve küfrü İslam’a tercih edip İslam dininden irtidat ederek Allah’a itaatten ve emirlerine uymaktan yüz çevirirseniz, yerinize Allah’a sizden daha itaatli olacak başka bir kavim getirir. Sonra Allah yolunda harcama hususunda sizin gibi cimri olmazlar. Bilakis onlar cömert ve ikram sahibi kişiler olur. Kendilerinden istenenleri yapmakta sizden daha çabuk olurlar. Onların İslam’dan dönmeleri sözkonusu olmaz.
SAYFA 510
|
FETİH SURESİ
1) Ey Muhammed! Sana Mekke’nin, Hayber’in ve diğer şehirlerin fethini, bilek gücü ile apaçık bir fetih olarak nasip ettik. Düşmanlarına karşı, senin lehine apaçık bir fetihle hükmettik. Bu ayet, Rasululah Hudeybiye yılında Mekke’den dönerken inmiştir. İbn Kesir gibi bazı müfessirlere göre buradaki fetihten maksat Hudeybiye anlaşmasıdır. Çünkü Biatu’r-Rıdvan, Rasulullah’ın Kureyş’le yaptığı barış ve bir çok kimsenin İslam’a girmesi ve benzeri diğer büyük olaylar bu anlaşma neticesinde meydana gelmiştir.
2) Ey Muhammed! Rabbin, makamının yüceliğinden, daha iyi olanı yapmamandan dolayı senden meydana gelmiş ve gelecek bütün kusurları bağışlamak, dini yüceltmek ve cihadla onun ışığını yükseltmek suretiyle sana olan nimetini tamamlamak ve senin için gönderdiği yüce din ile seni Naim cennetlerine götüren dosdoğru yola iletmek için bu fethi sana nasip etti.
3) Ve bunu, düşmanlarına karşı, sana güçlü ve sağlam bir zafer nasip etmek için yaptı. Bu zaferde izzet ve üstünlük vardır. Bu zafer sana, hem dünya hem de ahiret üstünlüğünü kazandıracaktır.
4) O Yüce Allah, Hudeybiye’de Mekkeli müşriklere karşı savaşmak üzere Rasulullah’a biat eden mü’minlerin kalplerine huzur ve sükun verendir. İnancın ve gaybı pek iyi bilen Allah’a tevekkülün kalplerde yerleşmesi suretiyle, kesin inançlarının daha da artması ve tasdiklerinin daha da kuvvetlenmesi için böyle yaptı. Melekler, cinler, hayvanlar ve helak edici gürültüler, zelzeleler, yere batmak, suda boğulmak gibi göklerin ve yerin bütün orduları Yüce Allah’ındır. Bu ordular sayılamayacak ve mağlup edilemeyecek kadar çoktur. Allah onları dilediğine musallat kılar. Şüphesiz Allah, yarattıklarının hallerini pek iyi bilen, takdir ve tedbirinde hüküm ve hikmet sahibi olandır. Eğer Allah onların üzerine bir tek melek gönderse, büyük çoğunluğunu helak ederdi. Fakat o, kullarına cihadı farz kıldı. Çünkü cihadda kesin bir delil ve derin bir hikmet vardır. Allah, kendi yolunda cihad eden kimseye ya şehidliği ya da gazi olup ganimet elde etmeyi vaadetmiştir.
5) Allah cihadları ve itaatlarından dolayı mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, hata ve günahlarını silmesi için, içinde ebedi bir şekilde kalacakları, sudan sütten, şaraptan ve baldan nehirler akan cennetlere, güzel bağlara ve bahçelere soksun diye böyle yaptı. İşte bu cennetlere sokulma ve günahların bağışlanması Allah katında büyük bir kazanç ve mutluluktur. Bundan daha büyük kazanç olmaz. Çünkü cennet nimetlerinden öteye nimetler yoktur. Cennet nimetleri dünya nimetleri ile kıyaslanamayacak derecede güzeldir.
6) Aynı zamanda Rableri hakkında kötü zanda bulunan münafıklarla müşrikleri cezalandırmak için böyle yaptı. Onlar, Yüce Allah’ın, rasulüne ve mü’minlere yardım etmeyeceğini; müşriklerin, tüm müslümanların kökünü keseceklerini sanıyorlardı. Düşündükleri kötü şey ve mü’minler için bekledikleri helak ve ölüm başlarına gelsin! İnkarları ve münafıklıkları yüzünden Yüce Allah onlara kızmış ve onları rahmetinden uzaklaştırmıştır. Onlar için ahirette alevli bir ateşi yani cehennemi hazırlamıştır. Sapık ve münafıklar için orası dönüp varılacak ne kötü bir yerdir!
7) Göklerde ve yerdeki ordular Allah’ındır. Allah mülk ve saltanatında güçlüdür, yaptığında ve idaresinde hikmet sahibidir. Yüce Allah mü’minlere yardım için rahmet ordularını, kafirleri helak etmek için de azap ordularını indiriyor.
8) Ey Muhammed! Seni kıyamet gününde bütün insanlara bir şahid, iman edip salih amel işleyenleri cennetle müjdeleyici, inkar edip günah işleyenleri de cehennem azabıyla korkutucu olarak gönderdik.
9) Ey insanlar! Rasulü gönderdik ki Rabbinize ve rasulünüze hakkıyla iman edip şek ve şüphe karışmaksızın kesin bir şekilde inanasınız. O rasule hürmet ve tazim ile birlikte işini yüce tutasınız. Rabbinizi de sabah akşam namazla, zikirle, tesbihle noksan sıfatlardan tenzih edesiniz ki kalp her an Allah ile beraber olsun.
SAYFA 511
|
10) Ey Muhammed! Hudeybiye’de Allah’ın razı olacağı bir şekilde Semure ağacının altında “Biatu’r-Rıdvan” da Mekkeli müşriklerle savaşacağına ve savaştan kaçmayacaklarına dair sana biat eden 1400 mü’min var ya, onlar, gerçekte Allah’a biat etmişlerdir. Çünkü onlara cihadı emreden ve karşılığında ödül vaad eden Allah’tır. Bu nedenle bu anlaşma görünüşte seninle yapılmışsa da gerçekte Allah ile yapılmıştır. Allah’ın eli o biatı yapanların ellerinin üzerindedir. Allah ilmiyle onlarla beraberdir, sözlerini işitir, yerlerini görür, içlerini ve dışlarını bilir. Yardım ve desteği mü’minlerledir. Kim yaptığı biatı bozarsa, mü’minlerle birlikte savaşmayıp savaştan kaçarsa, onun bozmasının zararı kendi aleyhine olur. Çünkü o Rabbi ile yaptığı ahdi bozması ve O’na verdiği sözden dönmesi sebebiyle kendisine cenneti haram kılmış ve sürekli azaba sokmuştur. Kim ahdini yerine getirirse Allah ona bol sevap, yani iyiler yurdu cenneti verecektir.
11) Ey Muhammed! Hudeybiye yılında, Medine civarında yaşayan bedevilerden Ğıfar, Müzeyne, Cüheyne, Dil ve Eşca kabilelerinden umre yapmak amacıyla Mekke yolculuğuna seninle birlikte çıkmaktan korkan o münafıklar sana diyecekler ki, “Mal ve çocuklarımız bizi seninle beraber sefere çıkmaktan alıkoydu. Bizim için Allah’tan bağış dile! Çünkü bizim geri kalıp sefere çıkmamamız isteyerek değil, bir zaruretten dolayıdır.” Onlar kalplerinde gizlediklerinin aksini dilleriyle söylüyorlar. Onlar, mazeret gösterme ve mağfiret dileme hususunda yalancıdırlar. Çünkü onlar bunu doğru olduklarından ve tevbe ettiklerinden değil, riya olarak söylediler. Ey Muhammed! Onlara de ki: “Allah, size mağlubiyet gibi zarar verecek veya zafer ve ganimet gibi fayda sağlayacak bir şeyin gelmesini isterse onun dilemesi ve hükmünden sizi kim koruyacak? Hayır, iş sizin iddia ettiğiniz gibi değildir. Bilakis Yüce Allah, kalplerinizdeki yalan ve münafıklıktan haberdardır. Size gereken cezayı verecektir.”
12) Ey Münafıklar! Aslında siz, Muhammed ve ashabının asla Medine’ye geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sapıklık sizin gönüllerinize güzel gösterildi de, mü’minlerin tamamen öldürülüp yok edileceklerini ve hiçbirinin geri dönmeyeceğini zannettiniz. Böylece, Allah katında mahvolan, yok olan ve Allah’ın öfke ve azabına müstehak bir topluluk oldunuz.
13) Kim ihlas ve sadık imanla, Allah ve Rasulüne iman etmezse bilsin ki biz, kafirler için çılgın alevli ve ebedi bir ateş hazırladık.
İman: Kur’an ve sahih sünnette zikredilen ve inanılması zaruri olan şeylerin manasını bilmek, şeksiz şüphesiz bir şekilde kesin olarak kalple tasdik, dille ikrar etmek, bu bildirilen şeyler gereğince amel edip bu şeylerin aksine hareket etmemek ve bu şeyleri bozacak inanç, söz ve hareketlerden uzak durmaktır.
14) Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi yüce olan Allah’ındır. O her şeyde dilediği gibi tasarrufta bulunur. O, dilediği kuluna merhamet, dilediğine de azap eder. Şüphesiz Allah, bağışlaması bol, rahmeti çok olandır. Allah hidayeti hakedene verir. Müşrik ve kafirlere azap eder. Allah’ın dilemesi adalet sıfatına zıt değildir. Ancak insanların dilemesinde keyfilik görülür. Allah için böyle bir şey söz konusu olamaz. Allah kimseye zerre miktarı haksızlık etmez. Allah’ın her şeyi bilip yazması ezeli ve kadim ilminden dolayıdır. Bilme tesir etme değildir. Allah’ın dilemesi sevmesi, razı olması demek değildir. Allah şerri dilemiştir, fakat rızası yoktur.
15) Rasulullah ile beraber Hudeybiye anlaşmasına çıkmayan bedeviler, siz Hayber ganimetlerini almak için gittiğinizde “Bırakın bizi de, sizinle beraber savaşmak için yanınızda Hayber’e gidelim.” diyeceklerdir. Onlar, Allah’ın, Hudeybiye’ye katılanlar hakkında yaptığı, “Hayber ganimetlerinin sadece onlara verileceği, bu hususta hiç kimsenin onlara ortak olmayacağı” na dair vaadini bozup değiştirmek isterler. Onlara de ki: “Bizimle gelmeyin. Sizin asla Hayber ganimetlerinden bir payınız olmayacak. Biz Hudeybiye’den dönmeden önce, Yüce Allah şu kesin hükmünü vermiştir: “Hayber ganimeti Hudeybiye’ye katılanların hakıdır. Bu ganimette, onlardan başkasının bir payı yoktur.” Onlar ise, “Hayır, bu Allah’ın hükmü değildir. Aksine siz, bizim size ganimette ortak olmamızı kıskanıyorsunuz.” diyecekler. Bilakis onlar pek az anlıyorlar. Bu, onların, ganimetlere ve dünya işlerine düşkünlüklerini göstermektedir.
SAYFA 512
|
16) Ey Muhammed! Hudeybiye’ye katılmayan o kimselere, yani Müseylemetü’l-Kezzab’ın kavmi olan Hanif oğulları mürtedlerine onları denemek amacıyla de ki: “Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşa çağrılacaksınız.” Ya onlarla savaşırsınız veya savaşmadan sizin dininize girerler. Eğer davete icabet eder, onlarla savaşa çıkarsanız, Allah size dünyada ganimet ve zafer, ahirette ise cenneti ihsan eder. Ama Hudeybiye’ye gidilirken yaptığınız gibi yine korktuğunuz için geri kalır gitmezseniz, Allah dünyada size baskı ve işkence yapacak olanları başınıza musallat eder. Ahirette ise cehennem ateşinde sizi, çok şiddetli ve elem verici bir azaba uğratır.
17) Kör, topal ve hastaya, görülen bu özürlerinden dolayı savaşa gitmeme hususunda bir vebal veya günah yoktur. Kim, Allah’ın ve Rasulünün emrine itaat ederse, Allah onu, içinde ebedi kalmak üzere, köşklerinin ve ağaçlarının altından sudan, sütten, şaraptan ve baldan nehirler akan Naim cennetlerine sokar. Kim de, özürsüz olarak savaştan geri kalırsa, Allah onu dünyada rezillik ve ahirette de ateşle, şiddetli bir azaba uğratır.
18) Ey Muhammed! Andolsun ki Allah, Osman b. Affan’ın Mekke’li müşrikler tarafından öldürüldüğü haberini alınca ölünceye kadar savaşmak üzere Hudeybiye’de Semure ağacının gölgesinde sana biat ederek, Biatu’r-Rıdvan’ı gerçekleştirirlerken, o mü’minlerden razı olmuştur. Yüce Allah, düşmanla harp etmek üzere sana biat ettikleri zaman, onların kalplerindeki doğruluk ve vefayı bildi. Biat sırasında onlara huzur ve güven verdi. Bu biat sebebiyle onları, Hayber’in ve diğer ülke ve bölgelerin fethiyle ve bu fetihler sayesinde elde edilen zafer ve ganimetlerle mükafatlandırdı. Biat eden mü’minlerin sayısı 1400 idi. Ced b. Kays adlı münafık devesinin karnına saklanarak biat etmekten kaçtı. Bu kişi ölünceye kadar münafık kalmıştır.
19) Ayrıca onları, Hayber’den ve diğer ülke ve bölgelerden elde ettikleri bir çok ganimetler, zafer ve şereflerle de mükafatlandırdı. Bu ganimetler arasında tarlalar, hayvanlar, eşya, evler ve bahçeler de vardı. Şüphesiz Allah işinde üstün, yapmasında ve idaresinde hikmet sahibidir. Onun içindir ki, onlara karşı size yardım etti ve onların topraklarını, yurtlarını ve mallarını size ganimet olarak verdi.
20) Ey iman edenler! Allah, cihadınıza ve sabrınıza karşılık kıyamete kadar size batıda Endülüs’e kadar birçok fetih ve düşmanlarınızdan alacağınız bol ganimetler vadetti. Yüce Allah ganimetlerini, savaşmadan ve yorulmadan size hemen verdi. Hayberlilerle onların müttefikleri olan Esed ve Gatafan kabilesine mensup yahudilerin kalplerine korku salarak, ellerinin kötülükle size, ailelerinize ve mallarınıza uzanmasını engelledi. Allah, ganimetleri, Mekke’nin fethini ve Mescid-i Haram’a girişi, Rasulullah’ın Allah’tan size haber verdiği hususlarda doğru sözlü olduğunu anlamanız için açık alamet olsun ve Yüce Allah sizi, cihadınız ve ihlasınız sebebiyle, Naim cennetlerine götüren dosdoğru yola iletsin diye böyle yaptı.
21) Size ihsan ettiği başka bir ganimet daha vardır ki, siz kendi gücünüzle onu alamazdınız. Fakat Allah, lütuf ve keremiyle o fethi yani Mekke’nin fethini size nasip etti. Allah, gücüyle orayı istila etti ve onu size hibe etti. Orası, etrafı kuşatılmış ve sizin için tutulmuş, elinizden kaçırmayacağınız bir yer gibidir. Allah’ın her şeye gücü yeter. Onu hiçbir şey asla aciz bırakamaz. O, dostlarına zafer ihsan etmeye, düşmanlarını yenmeye kadirdir. Bazı alimlere göre fetihten kasıt Hevazin, İran ve Bizans’ın fethidir.
22) Sizinle Mekkeliler arasında anlaşma yapılmayıp Mekkeliler size karşı savaşsalardı, mutlaka önünüzde mağlup olup hezimete uğrarlar, karşınızda durmazlardı. Sonra da korumak ve kollamak üzere işlerini üstlenecek ve onları Allah’ın azabına karşı koruyacak kimse bulamazlardı. Çünkü biz onlar karşısında sizlerin koruyucunuzuz.
23) İşte bu Yüce Allah’ın, geçmiş milletler hakkında, kafirlerin mağlup edileceğine, mü’minlere ise zafer kazandırılacağına dair koyduğu kanunu, adeti ve uyguladığı usulüdür. Yüce Allah’ın kanunu değişmez, bozulmaz. Bugün müslüman olduğunu iddia eden bir milyarı aşan topluluk şirk ve küfürden arınarak, gerçek manada iman etse bu vaad elbetteki gerçekleşecektir. Allah vaadinden dönmez.
SAYFA 513
|
24) Yüce Allah kudreti ve iradesiyle, Mekke yakınındaki Hudeybiye’de sizin ellerinizi kafirlerden çevirdiği gibi, şimdi de Mekke kafirlerinin ellerini sizden çevirdi. Zira o zaman müşriklerden seksen kişi, Rasulullah’a ve mü’minlere suikast düzenlemek için, onların karargahının etrafında dolaştılar. Bunlar Allah’ın izni ve yardımıyla mü’minler tarafından yakalanıp Rasulullah’a getirildiler. Rasulullah da onlara karşı tam bir üstünlük sağladıktan sonra onları affedip serbest bıraktı. Bu olay, barışa vesile oldu. Yüce Allah, amellerinizi ve durumlarınızı görendir. O, sizin faydanıza olanı bilir. Onun içindir ki, size bir rahmet ve içinde kan dökülmesin diye Beytullah’a hürmet olarak sizin kafirlerle savaşmanıza engel oldu.
25) Onlar, Allah ve Rasulünü inkar eden, mü’minleri Hudeybiye yılında, umre ibadetlerini yerine getirmek için Mescid-i Haram’a girmekten alıkoyan zalim Kureyş kafirleridir. Aynı zamanda onlar, Harem-i Şerif’in fakirlerinin yemesi için bekletilen kurbanın, kesileceği yer olan Harem’e ulaşmasını engelleyenlerdir. Aslında onlar, yaptıklarının doğru olmadığına inanıyorlardı. Fakat izzet-i nefisleri ve cahiliyye gururları onları bu işe sevketmişti. Araplar, “Muhammed zorla Mekke’ye girdi.” demesinler diye böyle yaptılar. Eğer Mekke’de müşriklerden korktuğu için imanlarını gizleyen ve onlara karıştıkları için kendilerini tanıyamadığınız zayıf durumdaki erkek ve kadın mü’minler olmasaydı size Mekke’ye girme izni verir ve sizi müşriklere hakim kılardı. O mü’minlerle savaşmanızı ve iman ettiklerini bilmeden onları öldürmenizi ve bu sebeple size günah ve ayıp gelmesini istemediği için ayrıca diyet, köle azad etme ya da oruç tutma yükümlülüğü düşmesin diye izin vermedi. Allah, müşriklerin arasından mü’minleri kurtarması ve onların birçoğunun İslama girmesi için bunu yaptı. Onlardan birçok kişi İslamı kabul etti ve İslamı güzel yaşadı. Böylece Allah’ın rahmetine ve cennetine girdiler. Eğer mü’minler kafirlerden ayrılmış olup ayrı mahallelerde oturuyor olsalardı, elbette Allah sizin elinizle onlardan kafir olanları öldürmek, esir etmek ve yurtlarından sürmek suretiyle şiddetli bir şekilde cezalandırırdı.
26) O zaman kafirlerin kalplerine izzet-i nefis ve batıl şeylerle kibirlenme duygusu girdi de “Onlar nasıl olur da evlatlarımızı öldürdükleri halde şehrimize girerler? Lat ve Uzza hakkı için buraya giremezler.” dediler. Ayrıca anlaşma metnine “Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla ve Allah’ın Rasulü Muhammed” cümlelerinin yazılmasını kabul etmediler. Dediler ki: “Senin Allah’ın Rasulü olduğunu bilsek sana mutlaka uyarız. Sen kendi adını ve babanın adını yaz.” Allah, Rasulün ve mü’minlerin kalplerine vakar ve sükunet yerleştirdi. Müşriklere gelen cahiliyye duyguları onlara gelmedi. Zahirde mü’minlerin aleyhine görünen anlaşmayı kabulde Rasule itaat ettiler. Allah onlar için, takva kelimesini (Lailahe illallah’ı) şeref ve itibar kazandırma türünden olmak üzere mecbur etti. Bu barış sonuçta tamamen müslümanların lehine olmuştur. Bu fazilete, mü’minler Mekke kafirlerinden daha layıktırlar. Çünkü Allah, onları kendi dini için ve Rasulüne ashap olmak üzere seçmiştir. Allah, fazilete layık olanı bilir ve ona çokça hayır verir ve ikramda bulunur.
27) Allah’a andolsun ki Allah, Rasulünün rüyasını sadık kıldı ve onu bir sene sonra gerçekleştirdi. Şeytan ona müdahale edememiştir. Çünkü o hak rüyadır. Fakat münafıklar rüyanın hemen gerçekleşmediğini görünce fitne çıkarmışlardır. Ey Muhammed! Sen ve arakadaşların, Allah’ın dilemesiyle, mutlaka Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Sonra da bir kısmınız başını traş edecek, bir kısmınız da saçını kısaltacaktır. Oraya hiç korkmadan gireceksiniz. Yüce Allah, bu barış anlaşmasında sizin bilmediğiniz, yararınıza olan hikmet, hayır ve menfaati bilir. Zira bu barış sayesinde savaş ortadan kalkınca insanlar İslam’a rağbet ettiler. Hudeybiye’deki 1400 kişilik İslam ordusu iki sene sonra Mekke’nin fethinde 12.000 kişi olmuştu. Allah bundan önce de size yakın bir fethi, yani Hayber’in fethini nasip etmişti.
28) O Yüce Allah, bütün dinlerden ve mensuplarından üstün kılmak için Muhammed’i tam, kapsamlı, mükemmel hidayet ve dosdoğru hak din, yani İslam dini ile gönderendir. Muhammed’in, Allah’ın rasulü olduğuna şahit olarak Allah yeter.
SAYFA 514
|
29) Muhammed, Allah’ın kulu ve rasulüdür. Onun seçkin ve değerli arkadaşları, İslam düşmanı olan kafirlere karşı sert ve acımasız; kendi aralarında birbirlerine merhametlidirler, birbirlerini sevip kollarlar. Sen o mü’minleri, çok namaz kıldıkları ve ibadet ettikleri için, rüku ve secdede görürsün. Gece ibadetle meşgul olurlar, gündüzleyin ise birer aslandırlar. İbadetleriyle, Allah’ın rahmetini, cennetini ve rızasını ararlar. Çok secde etmeleri ve namaz kılmalarından dolayı, onların alametleri alınlarındadır. Yüzlerinde gece teheccüd namazı kıldıklarının ve uykusuz kaldıklarının alameti, huşu, tevazu, nur, vakar ve güzelliği görünür. Kafirlere karşı sertlik, mü’minlere karşı merhametli olma, namazı çok kılma ve secdeyi çok yapma sıfatları, onların tahrif edilmemiş Tevrat’taki sıfatlarıdır. Tahrif edilmemiş İncil’deki sıfatları ise, filiz ve dal çıkaran ekinin sıfatına benzer. Bu onu kuvvetlendirir ve neticede sertleştirir. Böylece ekin, kökleri üzerinde dimdik durur. Bu ekin, kuvveti, yoğunluğu ve güzel görünüşüyle çiftçilerin hoşuna gider ve böylece onların çoğalmasıyla kafirler kızar. Yüce Allah istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği olarak salih amel işleyenlere ahirette tam bir bağışlama, büyük mükafat ve Naim Cennetlerinde güzel rızık vadetti.
Ayette temsil edilen ekin, Muhammed’dir. Filiz de ashabıdır. Rasulullah’ın ashabı başlangıçta az idiler, Allah’ın izniyle kafirlerin zulüm ve baskısına sabrettiler, işkencelere göğüs gerdiler, hicret ettiler, zamanla çoğaldılar. Allah onlara Medine’de İslam Devleti’ni kurmayı nasip etti. Kısa bir süre sonra bu devletin sınırları Endülüs’ten Orta Asya’ya kadar uzadı. Bu da müşrikleri ve kafirleri çok kızdırdı.
HUCURAT SURESİ
1) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği olarak salih amel işleyenler! Allah ve Rasulü’nden önce herhangi bir şey veya bir iş yapmayın, ondan evvel konuşmayın, sorulara ondan evvel cevap vermeyin, dinin hükümlerinden herhangi bir hususta ondan evvel hüküm vermeyin, Rasulden evvel yemek yemeyin, ondan önde yürümeyin. Size emrettiği hususlarda Allah’ın emrine muhalefetten sakının. Kur’an ve sahih sünnete aykırı olmamak şartıyla ictihad yapabilirsiniz. Şüphesiz Allah, sözlerinizi işiten, niyet ve durumlarınızı bilendir. Kıyamet gününde herkese yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlık etmeden verecektir.
Bugün Allah’ın Rasulü şahsen aramızda olmasa bile onun getirdiği Kur’an ve sahih sünnet Allah’ın lütfuyla aramızdadır. Allah, Kur’an’ı koruduğu gibi onun sahih sünnetini de alimler aracılığıyla korumuştur. Müslüman olan herkesin Kur’an ve sahih sünnete uygun bir hayat yaşaması gerekir. Kimse kendini bu iki kaynaktan müstağni göremez. Aksi taktirde bu ayetlerin hükmüne muhatap olur.
2) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği olarak salih amel işleyenler! Rasulullah ile konuştuğunuzda seslerinizi alçaltın. Rasulün sesinden daha yüksek sesle konuşmayın. Onunla konuşurken, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi, yüksek sesle konuşmayın. Birbirinize hitap ettiğiniz gibi, “Ya Muhammed!” diyerek ona adıyla ve künyesiyle hitap etmeyin. Fakat, onun kadrini yüceltmek ve ona karşı edepli olmak için, “Ey Allah’ın nebisi! Ey Allah’ın rasulü!” deyin. Bilmediğiniz ve anlamadığınız bir sebeple, amellerinizin boşa çıkmasından korkulur. Çünkü onun huzurunda yüksek sesle konuşmada onu hafife alma vardır ki bu, amelleri boşa çıkaran küfre sebep olabilir. Bugün aynı edeb onun sahih sünnetine karşı yapılmalıdır.
3) Rasulullah’ın huzurunda alçak sesle konuşanlar var ya, işte onların kalplerini Allah sırf takvaya has kılmış ona alıştırmış ve takvayı kalplere yerleşmiş bir sıfat kılmıştır. Ahirette onların günahları bağışlanmıştır ve onlar için Naim cennetlerinde büyük bir mükafat vardır.
4) Ey Muhammed! Öğle vakti istirahatte iken sana kapıları mescide açılan odaların yani temiz eşlerinin evlerinin arkasından “Ey Muhammed! Dışarı, yanımıza çık, bizim övgümüz güzel olduğu gibi yergimiz de ağırdır.” diye seslenen Uyeyne b. Husayn, Akra b. Habis, Zibirkan b. Bedr ve Temim oğullarından 70 kişilik grup var ya, onların çoğu akılsız kimselerdir. Çünkü akıl edepli olmayı ve hitap ederken, büyüklere saygılı olmayı gerektirir. Özellikle bu önemli makamda bulunan kimseye hürmeti gerektirir. Bunun farkında değiller.
SAYFA 515
|
5) O seslenenler, bu seslenmeleriyle Rasulullah’ı rahatsız etmeyip, onun öğle uykusundan kalktıktan sonra çıkarak kendilerine gelmesine kadar sabretselerdi, bu onlar için daha iyi, Allah ve insanlar katında daha faziletli olurdu. Çünkü böyle bir davranışla, risalet makamına karşı edebe riayet edilmiş olur. Allah, kulların günahlarını bağışlayan, mü’minlere karşı merhametli olandır. Zira onlara sadece nasihat etmek ve azarlamakla yetinmiş, onlara bela indirmemiştir.
6) Ey iman edenler! Doğruluk ve adaletine güvenilmeyen Velid b. Utbe gibi fasık bir adam size önemli bir haber getirirse, o haberin doğruluğunu araştırın ki, işin hakikatını bilmeden herhangi bir kavme kötülük edip yaptığınıza derin bir şekilde pişman olmayasınız.
7) Bilin ki, aranızda o yüce, değerli, heva ve hevesine uymaktan korunmuş rasul vardır. Eğer o, jürnalinizi dinlese, arzunuza uysa ve ona gösterdiğiniz birçok işte size tabi olsa, mutlaka rezil olur, sıkıntı ve helake düşerdiniz. Bu yüzden ona hürmet ve saygı gösterin. Kuşkusuz o, sizin yararınıza olan şeyleri daha iyi bilir ve size karşı kendinizden daha merhametlidir. Fakat Yüce Allah, lütuf ve keremiyle kalplerinizi nurlandırdı ve size imanı sevdirdi. Onu kalplerinizde güzelleştirdi ve böylece o sizin katınızda herşeyden değerli oldu. Nefislerinizi inkar, isyan ve Allah’a itaatten çıkma gibi sapıklık nevilerinden nefret ettirdi. İşte bu güzel sıfatları taşıyıp, kötü sıfatlardan uzaklaşan kimseler, yaşayış ve davranışlarında doğru yolu bulmuş kimselerdir.
8) Bu ikram, Yüce Allah’ın size bir lütuf ve ihsanıdır. Allah, hidayete layık olanı bilendir. Yapması, yaratması ve idare etmesinde hikmet sahibidir. Sahabeler bu ümmetin en üstün zümresidir. Tabiun ve etbau’t-tabiun onları izlemektedir.
9) Az olsun çok olsun mü’min kardeşlerinizden iki grup birbirleriyle savaşmaya meylederlerse aralarını düzeltin. Bunun için elinizden gelen gayreti gösterin. Eğer biri diğerine zulmeder, zulüm ve taşkınlıkla haddini aşar, sulhu kabul etmez ve zulümde ısrar ederse Allah’ın hükmü ve şeriatına dönünceye, zulüm ve haksızlıktan vazgeçinceye ve İslam kardeşliğinin gereği ile amel edinceye kadar zalim gruba karşı savaşın. Eğer zalim grup, savaştan el çeker ve hakka dönerse gruplardan birine zulmetmeksizin aralarını, adaletle düzeltin. Bütün işlerinizde adil olun. Şüphesiz Allah, verdikleri hükümlerde zulmetmeyen adil kimseleri sever.
Bu ayet, küfür ve şirk işlemeyen günahkar zalimin mü’min olduğunu, savaşmadan önce nasihat etmek ve barış için çalışmak gerektiğini, savaştan vazgeçince de serbest bırakılacağını, göstermektedir.
10) Mü’minler sadece birbirlerinin kardeşleridir. İman bağı onları birleştirmiştir. Aralarında düşmanlık, kin, buğz ve savaş olması onlara yakışmaz. Kardeşlik sadece mü’minler arasındadır. Bir mü’min ile bir kafir arasında kardeşlik olmaz. İslam kardeşliği olmayınca, soy kardeşliğine itibar edilmez. O halde ey iman edenler, mü’min kardeşlerinizin arasını düzeltin. Aralarında ayrılık çıkmasına ve kinin etkili olmasına fırsat vermeyin. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olarak, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle Allah’ın azabından sakının ki, rahmeti sizi kuşatsın cennet ve rızasına nail olmakla mutlu olasınız.
11) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenler, hiçbir grup başka bir grupla, hiçbir kimse başka bir kimseyle alay etmesin. Belki, kendisiyle alay edilen, alay edenlerden Allah katında daha iyidir. Çünkü nice saçı başı dağınık, toz toprak içinde, yırtık elbiseli kişi vardır ki, Allah’ı şahit göstererek yemin etse, Allah onu doğru çıkarır. Kadınlar da diğer kadınlarla alay etmesin. Umulur ki, kendisiyle alay edilen, Allah katında, alay edenden daha üstündür. Birbirinizi ayıplamayın ve birbirinizi kötü lakapla çağırmayın. Daha önce mü’min iken, insanın sonradan fasık olarak isimlendirilmesi ne kötüdür. Kim yaptığı ayıplama ve kötü lakap ile çağırmadan tevbe etmezse, işte onlar kendilerini azaba attıkları için zalimlerin ta kendileridir.
Müslümanlar bir tek şahıs gibi oldukları için, Yüce Allah “Kendinizi” buyurdu. Bu ayette, müslümanların birbirlerini kötü lakaplarla çağırmalarının fasıklık olduğuna ve fasıklıkla imanı bir arada bulundurmanın çirkin görüldüğüne delalet vardır.
SAYFA 516
|
12) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenler, aile efradınızı ve insanları itham etmekten, hainlikle suçlamaktan ve haklarında kötü zanda bulunmaktan sakının. Gerektirici sebebi ve ipucu bulunmayan çoğu suçlamalardan kaçının. Kuşkusuz bazı zanda sahibinin azaba müstehak olacağı bir günah vardır. İyiliksever müslümanlara yönelik suizanlar, peşin hükümler gibi. Müslümanların mahrem konularını araştırmayın, onların ayıplarının peşine düşmeyin. Birbirinizi arkadan, hoşlanmayacağı kötü bir şeyle anmayın. Sizden biri ölü haldeki, müslüman kardeşinin etini yemek ister mi? Tabîî olarak bundan hoşlanmadığınız gibi, dinin emrine uyarak da gıybetten hoşlanmayın. Çünkü gıybetin cezası ondan daha şiddetlidir. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olarak, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle Allah’ın azabından sakının. Yüce Allah tevbe etmeleri halinde kullarının günahlarını bağışlayan, mü’min kullarına dünya ve ahirette acıyan, merhamet edendir.
13) Ey insanlar, biz sizi kudretimizle bir tek asıldan yarattık ve bir anne ve babadan meydana getirdik. Bu sebeple, ne baba ve atalarla övünmek ne de soy-sop saymak yoktur. Hepiniz Adem’densiniz. Adem ise topraktandır. Sizi milletlere ve çeşitli halklara, kabilelere, boylara ve ailelere ayırdık ki, aranızda tanışma ve kaynaşma meydana gelsin, düşmanlık ve ayrılık olmasın, kimse babasından başkasına nisbet edilmesin. İnsanlar soy ve sopla değil, ancak takva ile birbirlerinden üstün olur. Kim, dünyada şeref, ahirette makam isterse, Allah’tan korksun.. Kuşkusuz Allah, kullarını bilen ve onların gizli ve aşikar işlerini görendir. O, takva sahibi ve günahkarı, iyiyi ve kötüyü, gizli açık yapılan tüm amelleri bilir. Herkese yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecektir.
14) Esedoğulları kabilesinden bir grup bedevi iman ettiklerini iddia ettiler. Ey Muhammed! Onlara de ki: “Şüphesiz, henüz iman etmiş değilsiniz. Çünkü iman, güven ve kalp huzuru içinde tasdik etmektir. Halbuki bu sizde yok. Öyle olsaydı İslam’ı kabul etmenizi ve savaş yapmanızı Rasulullah’ın başına kakmazdınız. Fakat, “öldürülme ve esir edilme korkusuyla müslüman olduk.” deyin. Oysa ki, iman henüz kalbinize girmedi. Henüz onun hakikatına ulaşamadınız. İslamın güzelliklerini gördüğünüz ve imanın tadını tattığınız zaman iman kalbinize girecek. Sadık bir samimiyet, tam bir iman ve Rasul’ün başına kakmama suretiyle, Allah’a ve Rasulü’ne itaat ederseniz, Allah size mükafatınızdan hiçbir şeyi eksik vermez. Kuşkusuz Allah, mağfireti büyük ve rahmeti bol olandır.”
Bu ayet, imanın zahiren teslim olma ve boyun eğmeden ibaret olan İslamdan daha üstün bir mertebe olduğunu göstermektedir. Ayetteki kişilerden kasıt bazı alimlere göre münafıklardır. Bu kimseler aslında iman etmedikleri halde bir takım menfaatleri gereği İslamın hükümlerine zahiren teslim olmuşlardır. Bazı alimlere göre ise bunlar imanın kemalinden yoksun günahkar müslüman ve mü’minlerdir.
15) İman iddiasında sadık olan mü’minler, ancak, Allah ve Rasulü’nü tasdik eden, Allah’ın birliğini ve Rasulü’nün risaletini kamil bir iman ve kesin bir inançla ikrar edenler, sonra imanlarında şüpheye düşüp sarsıntı geçirmeyen, bilakis tasdik ve kesin iman üzerine kalanlar, Allah yolunda ve onun rızası uğruna mallarını ve canlarını feda edenlerdir. İşte, iman iddiasında doğru olanlar onlardır.
16) Ey Muhammed, onlara de ki: “Kalplerinizde ve içinizde olanı Allah’a haber mi veriyorsunuz? Oysa Yüce Allah, kulların bütün hallerini bilir. Göklerde de, yerlerde de hiç bir şey O’na gizli kalmaz. Allah, ilmi geniş olan ve herşeyi gözetleyendir. Ne bir zerre ağırlığı ne de bundan daha küçük veya daha büyük hiçbir şey O’ndan uzak kalmaz.”
17) Ey Muhammed, savaş yapmaksızın kendi rızalarıyla müslüman olmalarını sana yapılmış bir ihsan sayıyorlar. O ihsana karşılık övgü ve senayı gerekli görüyorlar. Onlara de ki: “Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Çünkü onun faydası size aittir. Eğer iman iddianızda samimi iseniz bilin ki, sizi imana erdirdiği ve onda sabit kıldığı için, size en büyük minnet Allah’ın hakkıdır.”
18) Şüphesiz Allah, göklerde ve yerlerde gözlere görünmeyeni bilir. Allah kullarının amellerinden haberdardır. Hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Kimin imanında doğru ve kimin yalancı olduğu, kimin isteyerek ve kimin korkudan iman ettiği O’na gizli kalmaz..
SAYFA 517
|
1) Kaf. Diğer semavi kitaplardan daha üstün ve şerefli olan Kur’an-ı Kerim’e yemin ederim ki, biz Muhammed’i bizim adımıza emrimizi duyursun diye gönderdik ve siz öldükten sonra mutlaka diriltileceksiniz. Huruf-u mukatta’ hakkında geniş bilgi için 2/1 ayetine bakın.
2) Müşrikler, kendilerine, onları Allah’ın azabından korkutan insanlardan bir rasulün gönderilmesine şaştılar. Mekke kafirleri, “Bu son derece garip ve hayret edilecek bir şeydir.” dediler. Halbuki onlar Rasulullah’ın doğruluğunu, güvenilirliğini ve samimiyetini anlamışlardı. Bu yüzden onlara gereken hayret ve alay etmeleri değil, imana koşmaları idi.
3) “Biz öldüğümüz ve cesetlerimiz toz ve toprak haline geldiği zaman mı dirilecek ve bulunduğumuz şekle döneceğiz, sonra yaptıklarımızdan dolayı hesaba mı çekileceğiz?! Doğrusu bu, meydana gelmesi mümkün olmayan, son derece uzak bir dönüştür.” dediler.
4) Öldükleri zaman, onların vücutlarından, yerin neyi eksilteceğini, etlerinden, kıllarından ve kanlarından neyi yiyeceğini biliriz. Hiçbir şey bize kapalı kalmaz ki, onları tekrar diriltmemiz imkansız olsun. Bu geniş bilgimizle birlikte, katımızda onların sayılarını, isimlerini ve yerin onlardan neyi yediğini belirtip koruyan bir kitap vardır. O kitap, her şeyi geniş geniş yazan Levh-i Mahfuz’dur.
5) Onlar, ifadesinin açıklığı ve ayetlerinin parlaklığına rağmen, kendilerine geldiğinde Kur’an’ı yalanladılar. Onlar sabit olmayan ve karışık bir iş içindedirler. Rasulullah hakkında bazen sihirbaz, bazen şair, bazen deli, bazen yalancı, bazen de kahin diyorlar. Aynı şekilde Kur’an hakkında da bazen sihir, bazen şiir, bazen de eskilerin masalları diyorlar.
6) Göklerin yüksekliğine ve sağlamlığına düşünerek ve ibret gözü ile bakıp da bilmediler mi ki, onları yoktan var edebilen, öldükten sonra da insanı diriltebilir?! Gökleri, direksiz nasıl yükselttik ve yıldızlarla nasıl süsledik. Onlarda da ne çatlak, ne de yarık vardır.
7) Yeryüzünü yayıp genişlettik. Orada yeryüzünün sakinlerini sarsmaktan engelleyecek sabit dağlar yarattık. Orada, manzarası güzel, bakana sevinç ve ferahlık veren her türlü bitki bitirdik.
8) Bunu, içtenlikle Allah’a dönen ve mahlukatın eşsiz yaratılışını düşünen her kula gücümüzün sonsuzluğunu göstermek ve hatırlatmak için yaptık.
9) Bulutlardan, yararı çok ve bereketli bir su indirdik. Bu suyla, güzel bahçeler, meyveli ağaçlar ve buğday, arpa ve biçilen diğer hububuat gibi ekin taneleri meydana getirdik.
10) Düzgün ve uzun hurma ağaçları da meydana getirdik. Bu ağaçların, birbiri üzerine kümelenmiş tomurcukları ve bol meyveleri vardır.
11) Bütün bunları, faydalanmaları maksadıyla insanlar için rızık olarak bitirdik. O suyla, suyu ve bitkisi olmayan kurak bir toprağa hayat verdik de, orada bitki ve yeşil otlar bitirdik. Öldükten sonra arzı dirilttiğimiz gibi, aynı şekilde, öldükten sonra sizi de diriltip çıkarırız.
12) O kafirlerden önce, Nuh’un kavmi de Nuh’u ve getirdiklerini yalanlamıştı. Semud kavminin kalıntıları olup kuyu başında rasullerine tuzak kuran Ress (Kuyu) halkı da rasulü ve getirdiklerini yalanlamıştı. Aynı şekilde Semud kavmi de Salih’i ve getirdiklerini yalanlamıştı.
13) Ad kavmi Hud’u ve getirdiklerini, Firavun ve kavmi Musa’yı ve getirdiklerini yalanlamıştı. Lut’un kardeşleri de kendi kavimlerinden olmamakla beraber damatları olduğu için kendilerinden sayılan Lut’u ve getirdiklerini de yalanlamışlardı.
14) Bol ve girift ağaçlara, bahçelere sahip olan ve bu ağaçlara tapan Ashab-ı Eyke de Şuayb’ı ve getirdiklerini yalanlamışlardı. Yemen kralı Tubba’ da İslam’ı anlattığı için kavmi tarafından yalanlanmıştı. Bu anlatılan kavimlerin hepsi nebi ve rasullerini, kendilerine hakkı anlatan alimlerini yalanlamıştı. Bunun üzerine onlara ceza ve azabım hak oldu.
15) İlk yaratmadan aciz mi kaldık ki, onları öldükten sonra diriltmekten aciz kalalım. Ama onlar öldükten sonra dirilme, haşir, hesap ve cezada, tereddüt, kuşku ve şaşkınlık içindedirler. Onlar Allah’ın ilk yaratmaya ilişkin gücünü inkar etmiyorlar. Onlar yeniden dirilmekten kuşku duyuyorlar. Çünkü bu olay alışkanlıklarına ters düşüyor. Onlar sadece insanların öldüklerini ve bir daha dirilmediklerini görüyorlar.
SAYFA 518
|
16) Andolsun insan cinsini biz bir hikmete binaen yarattık. Onu oyun olsun diye yaratmadık. Onun kalbinde ve gönlünde olanları biliriz. Biz ve görevli meleklerimiz ona bilgi bakımından şah damarından daha yakınız. Allah’ın insana hululu ve birleşmesi icma ile şirktir.
17) İnsanla görevli, biri sağında oturmuş iyiliklerini, diğeri solunda oturmuş kötülüklerini yazan iki melek zabıt tutarlarken, Allah ona daha yakındır. Yüce Allah iki melekden daha iyi bilir ve onlara gizli kalan şeylerden de haberdardır. Fakat hikmet, şahitlerin bulunacağı kıyamet gününde, o iki meleğin yazmış oldukları sahifeleri göstermeleri için, yazıya geçirmiş olmalarını gerektirmektedir. Kul, Allah’ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmekle birlikte, meleklerin bunları yazdığını da bilince, iyilikleri artırır, kötülüklerden de uzaklaşır.
18) İnsan hayır ve şer ne söylerse, mutlaka yanında, onun sözünü eksiksiz bir şekilde yazan ve onu gözetleyen bir melek vardır.
19) İnsanı bayıltan ve aklını gideren ölüm sarhoşluğu ve şiddeti, hak olan ahiret sıkıntıları ile geldiğinde, ki onu inkar eden şahıs bunu açık bir şekilde görecektir. İşte o zaman ona denir ki: “İşte bu, kendisinden kaçtığın ve korktuğun ölümdür.”
20) Öldükten sonra dirilme için İsrafil tarafından Sur’a ikinci kez üfürüldüğünde, işte o gün, Allah’ın, kafirleri azab ile tehdit ettiği gündür.
21) İyi olsun, günahkar olsun, her insan iki melekle birlikte gelir. Meleklerden biri onu mahşere götürür, diğeri ise yaptıklarıyla, onun hakkında şahitlik yapar. O gün dilleri, gözleri, elleri ve ayakları yapmış olduklarından dolayı haklarında şahitlik eder.
22) Ey insan, sen bu zor günde gafildin. Fakat biz, dünyada iken senin kalbin, gözün ve kulağın üzerinde bulunan perdeleri şimdi giderdik. Bugün artık gözün kuvvetli ve keskindir. Engeller tamamen ortadan kalktığı için, onunla daha önce görmediğin şeyleri görürsün.
23) İnsan ile görevli melek der ki: “Bu, beni kendisiyle görevlendirdiğin Ademoğludur. Onu ve amel defterini getirdim.”
24) Allah, getiren ve şahitlik eden o iki meleğe der ki: “Hakka karşı inat edip hesap gününe inanmayan bütün kafirleri cehenneme atın.”
25) “Malından, ödemesi gerekli olan zekat ve sadaka gibi hakkı vermeyen, din hakkında kuşkulu, saldırgan, zalimi atın cehenneme!”
26) “Allah’a ortak koşan, Allah’tan başka ilahlara da ibadet eden o müşriği atın cehenneme!”
27) Müşrik adam, mazeret olarak “Ya Rabbi, beni yoldaşım ve en yakın arkadaşım olan şeytan beni yoldan çıkardı, beni kandırdı.” deyince şeytan der ki: “Rabbimiz, onu ben saptırmadım. Fakat o, kendi isteğiyle saptı. Zorlama veya icbar olmadan körlüğü hidayete tercih etti.”
28) Allah kafirlere ve onların arkadaşları olan şeytanlara der ki: “Burada tartışmayın. Ne tartışma fayda verir, ne de çekişme. Daha önce ben sizi, rasuller vasıtasıyla azabıma karşı uyarmış ve sizi şiddetli azabımdan sakındırmıştım. O ayetler ve uyarılar size fayda vermedi.”
29) “Sözüm bozulmaz, suçlu kafirlerin ebedi bir şekilde cezalandırılacağına dair olan hükmüm değiştirilmez. Ben zalim değilim ki, herhangi bir kimseye hak etmeden azap edeyim ve onu suçsuz yere cezalandırayım.”
30) O korkunç günü hatırla. O gün Allah, cehenneme: “Doldun mu?” der. Cehennem de: “Daha fazlası var mı?” diye cevap verir.
31) Cennet, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olarak, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle Allah’ın azabından sakınan mü’minler için daha fazla ikramlardan istifade etsinler diye uzak olmayan bir yere yaklaştırılır.
32) Onlara şöyle denilir: “Gördüğünüz bu nimet, Allah’ın, içtenlikle kendisine dönen, ahdini ve emrini koruyan her kula va’dettiğidir.”
33) Bu nimet, kesin inancından dolayı, Allah’ı görmeden ondan korkan ve itaat eden; bilerek veya bilmeyerek işlediği günahlardan dolayı tevbe eden, Allah’ın emirlerine boyun eğen ve kayıtsız şartsız teslim olan bir kalp ile gelen kimseler içindir.
34) Onlara denilir ki: “Cennete, selamla ve aynı zamanda azaptan, kederden ve gamdan selamette kalmış olarak girin. Bu gün, sonu olmayan, ebedi kalınacak bir gündür. Çünkü cennette ölüm de yoktur, yok olma da...”
35) Onlar için cennette, canlarının istediği ve gözlerinin zevk aldığı her şey vardır. Bizim katımızda bundan daha fazla ihsan ve ikram vardır. O, da Yüce Allah’ın zatına bakmaktır.
SAYFA 519
|
36) Kureyş kafirlerinden önce, suçlu kafirlerden birçok milleti yok ettik. Onlar, Kureyş kafirlerinden daha kuvvetli ve yakalaması onlardan daha güçlü ve ezici idiler. Kendileri için ölümden kaçacak ve Allah’ın azabından kurtaracak bir yer bulabilir miyiz diye ülkeleri gezip etraflarını dolaştılar. Fakat bulamadılar. Çünkü Allah’ın azabından kimse kurtulamaz.
37) Anlatılan o zalim ülkelerin yok edilme işinde, düşünen, akıl sahibi olan veya ibret ve öğüt almak maksadıyla, bütün kalbi ile öğüde kulak veren kimse için ibret ve öğüt vardır.
38) Allah, büyük ve yüksek yedi göğü; yoğun ve geniş yeri ve bu ikisi arasında bulunan mahlukatları altı günde yarattı. Ona hiçbir yorgunluk ve bitkinlik gelmedi.
39) Ey Muhammed! Yahudilerin ve Kureyş kafirlerinin Allah, rasulü ve Kur’an hakkında söyledikleri yalan ve iftiralara Allah’ın onlar hakkındaki öldürülme emri gelinceye kadar sabret. Güzel bir şekilde onlardan ayrıl. Rabbini, O’na layık olmayan şeylerden uzak tut. Sabah, öğle ve ikindi vakitlerinde O’nun için namaz kıl ve O’na ibadet et. O’na hiç bir şeyi asla şirk koşma.
40) Geceleyin Allah rızası için akşam, yatsı ve teheccüd namazı kıl. Farz namazların ardından da zikir ve tesbih cümleleri ile O’nu noksan sıfatlardan tenzih et ve nafile namazı kılmaya devam et.
41) Ey Muhammed, İsrafil’in yakın bir yerden, Beytü’l-Makdis’teki kayadan haşr için yapacağı çağrıya kulak ver, İsrafil, o kadar yakından seslenir ki, bu ses herkese eşit şekilde ulaşır. İsrafil şöyle seslenir: “Ey çürümüş kemikler, ey kopmuş mafsallar, parçalanmış etler, ey dağılmış saçlar! Allah size, hüküm günü için bir araya gelip toplanmanızı emrediyor. Allah dünyada yapmış olduğunuz amellerden dolayı sizi hesaba çekecek, herkese yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecektir.”
42) Hak olarak gelecek olan, öldükten sonra dirilme sesini, yani İsrafil tarafından Sur’a yapılan ikinci üfürmeyi duydukları gün, işte o gün, kabirlerden çıkış günüdür.
43) Dünyada mahlukata hayat veren de onları öldüren de biziz. Ahirette de, hesap için, dönüşleri başkasına değil bize olacaktır.
44) Arzın çatlayıp onlardan ayrılacağı ve münadinin davetine cevap vermek üzere kabirlerinden hızla çıkıp hesap yerine gidecekleri gün. Bu, sadece bize kolay gelen bir diriltme ve toplamadır. Yorulmaya ihtiyaç duyulmaz.
45) Biz Kureyş kafirlerinin öldükten sonra dirilmeyi inkar ettiklerini, seninle ve rasullüğünle alay edip eğlendiklerini pek iyi biliyoruz. Onlara gereken cezayı vereceğiz. Ey Muhammed! Sen onları İslama zorlamak üzere başlarına musallat kılınmış değilsin. Sen sadece uyarıcı olarak gönderildin. Azabımdan korkanlara bu Kur’an’la öğüt ver. Öğüt onlara fayda verir.
ZARİYAT SURESİ
1) Toprağı savurup dağıtan ve kumları bir yerden başka bir yere taşıyan rüzgarlara andolsun...
2) İnsanlar, hayvanlar ve bitkilere hayat veren yağmuru taşıyan su yüklü bulutlara andolsun...
3) Ademoğlunun soyunu taşıyarak su yüzünde batmadan, kolaylıkla ve rahatça akıp giden gemilere andolsun...
4) Kullar arasında rızıkları ve yağmurları bölüştüren, her işle görevli meleklere andolsun... Kendileriyle yemin edilen bu şeyler değerli oldukları ve bunlarda Allah’ın güzel sanat ve gücüne delalet bulunduğu için Allah bunlarla yemin etti. Allah yaptıklarından sorulmaz. Fakat Kullar Allah’tan başkasına yemin edemezler. Allah’tan başkasına yemin etmek haramdır, şirktir.
5) Size va’dedilen sevap, ceza, haşir ve neşir kesinlikle haktır, muhakkak olacaktır, onda yalan yoktur.
6) Hesap, mutlaka gerçekleşecektir. Herkes yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratılmaksızın görecektir. Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde amel edenler cennete, heva ve heveslerine uyarak şirk ve küfür işleyenler cehenneme gireceklerdir.
SAYFA 520
|
36) Kureyş kafirlerinden önce, suçlu kafirlerden birçok milleti yok ettik. Onlar, Kureyş kafirlerinden daha kuvvetli ve yakalaması onlardan daha güçlü ve ezici idiler. Kendileri için ölümden kaçacak ve Allah’ın azabından kurtaracak bir yer bulabilir miyiz diye ülkeleri gezip etraflarını dolaştılar. Fakat bulamadılar. Çünkü Allah’ın azabından kimse kurtulamaz.
37) Anlatılan o zalim ülkelerin yok edilme işinde, düşünen, akıl sahibi olan veya ibret ve öğüt almak maksadıyla, bütün kalbi ile öğüde kulak veren kimse için ibret ve öğüt vardır.
38) Allah, büyük ve yüksek yedi göğü; yoğun ve geniş yeri ve bu ikisi arasında bulunan mahlukatları altı günde yarattı. Ona hiçbir yorgunluk ve bitkinlik gelmedi.
39) Ey Muhammed! Yahudilerin ve Kureyş kafirlerinin Allah, rasulü ve Kur’an hakkında söyledikleri yalan ve iftiralara Allah’ın onlar hakkındaki öldürülme emri gelinceye kadar sabret. Güzel bir şekilde onlardan ayrıl. Rabbini, O’na layık olmayan şeylerden uzak tut. Sabah, öğle ve ikindi vakitlerinde O’nun için namaz kıl ve O’na ibadet et. O’na hiç bir şeyi asla şirk koşma.
40) Geceleyin Allah rızası için akşam, yatsı ve teheccüd namazı kıl. Farz namazların ardından da zikir ve tesbih cümleleri ile O’nu noksan sıfatlardan tenzih et ve nafile namazı kılmaya devam et.
41) Ey Muhammed, İsrafil’in yakın bir yerden, Beytü’l-Makdis’teki kayadan haşr için yapacağı çağrıya kulak ver, İsrafil, o kadar yakından seslenir ki, bu ses herkese eşit şekilde ulaşır. İsrafil şöyle seslenir: “Ey çürümüş kemikler, ey kopmuş mafsallar, parçalanmış etler, ey dağılmış saçlar! Allah size, hüküm günü için bir araya gelip toplanmanızı emrediyor. Allah dünyada yapmış olduğunuz amellerden dolayı sizi hesaba çekecek, herkese yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecektir.”
42) Hak olarak gelecek olan, öldükten sonra dirilme sesini, yani İsrafil tarafından Sur’a yapılan ikinci üfürmeyi duydukları gün, işte o gün, kabirlerden çıkış günüdür.
43) Dünyada mahlukata hayat veren de onları öldüren de biziz. Ahirette de, hesap için, dönüşleri başkasına değil bize olacaktır.
44) Arzın çatlayıp onlardan ayrılacağı ve münadinin davetine cevap vermek üzere kabirlerinden hızla çıkıp hesap yerine gidecekleri gün. Bu, sadece bize kolay gelen bir diriltme ve toplamadır. Yorulmaya ihtiyaç duyulmaz.
45) Biz Kureyş kafirlerinin öldükten sonra dirilmeyi inkar ettiklerini, seninle ve rasullüğünle alay edip eğlendiklerini pek iyi biliyoruz. Onlara gereken cezayı vereceğiz. Ey Muhammed! Sen onları İslama zorlamak üzere başlarına musallat kılınmış değilsin. Sen sadece uyarıcı olarak gönderildin. Azabımdan korkanlara bu Kur’an’la öğüt ver. Öğüt onlara fayda verir.
ZARİYAT SURESİ
1) Toprağı savurup dağıtan ve kumları bir yerden başka bir yere taşıyan rüzgarlara andolsun...
2) İnsanlar, hayvanlar ve bitkilere hayat veren yağmuru taşıyan su yüklü bulutlara andolsun...
3) Ademoğlunun soyunu taşıyarak su yüzünde batmadan, kolaylıkla ve rahatça akıp giden gemilere andolsun...
4) Kullar arasında rızıkları ve yağmurları bölüştüren, her işle görevli meleklere andolsun... Kendileriyle yemin edilen bu şeyler değerli oldukları ve bunlarda Allah’ın güzel sanat ve gücüne delalet bulunduğu için Allah bunlarla yemin etti. Allah yaptıklarından sorulmaz. Fakat Kullar Allah’tan başkasına yemin edemezler. Allah’tan başkasına yemin etmek haramdır, şirktir.
5) Size va’dedilen sevap, ceza, haşir ve neşir kesinlikle haktır, muhakkak olacaktır, onda yalan yoktur.
6) Hesap, mutlaka gerçekleşecektir. Herkes yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratılmaksızın görecektir. Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde amel edenler cennete, heva ve heveslerine uyarak şirk ve küfür işleyenler cehenneme gireceklerdir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi