Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

SAYFA - Mealtefsir - 27. Sayfa

SAYFA    521                         

O

O

 

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ (31) قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمٍ مُجْرِمِينَ (32) لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طِينٍ (33) مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ (34) فَأَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فِيهَا مِنْ الْمُؤْمِنِينَ (35) فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنْ الْمُسْلِمِينَ (36) وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ (37) وَفِي مُوسَى إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ (38) فَتَوَلَّى بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ (39) فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ (40) وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ الرِّيحَ الْعَقِيمَ (41) مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمِيمِ (42) وَفِي ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتَّى حِينٍ (43) فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمْ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ (44) فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنتَصِرِينَ (45) وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ (46) وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْيدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ (47) وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ (48) وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ (49) فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ (50) وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ (51)

 

31) Dedi ki: “Ey elçiler, o halde asıl işiniz nedir?”

32) Dediler ki: “Şüphe yok ki biz, günahkar bir topluluğa gön-derildik.”

33) “Üzerlerine çamurdan taşlar atalım diye;”

34) “Rabbinin katında ölçüyü kaçıranlar için işaretlenmiştir.”

35) Bu arada mü’minlerden orada kim varsa çıkardık.

36) Ne var ki orada müslümanlardan bir ev halkından başka-sını bulmadık.

37) Ve orada, acı bir azaptan korkanlar için bir alamet bırak-tık.

38) Musa’da da... Hani biz onu apaçık bir delille Firavun’a göndermiştik.

39) Fakat o, bütün güç kaynaklarıyla yüz çevirip: “Sihirbaz veya delidir.” dedi.

40) O, kınanacak işler yaptığı için, biz onu ve ordularını yaka-layıp denize attık. 

41) Ad’da da... Hani onların üzerine köklerini kesen bir rüzgar gönderdik.

42) Üzerinden geçtiği hiç bir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp kül gibi dağıtıyordu.

43) Semud’da da... Hani onlara: “Belli bir süreye kadar yarar-lanın.” denmişti.

44) Ancak Rablerinin emrine başkaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım çarpıp-yakaladı.

45) Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.

46) Bundan önce Nuh kavmini de... Çünkü onlar da fasık bir kavim idi.

47) Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz biz ge-nişleticileriz.

48) Yeri de biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici!

49) Ve biz her şeyi iki çift yarattık. Umulur ki öğüt alıp düşü-nürsünüz.

50) Öyleyse Allah’a doğru kaçın. Gerçekten ben sizi O’ndan yana açıkça korkutup-uyarıyorum.

51) Allah ile birlikte başka bir ilah edinmeyin. Gerçekten ben sizi O’ndan yana açıkça korkutup-uyarıyorum.

 

 

O

 

O

31) İbrahim dedi ki: “Ey itaatkar melekler! Gönderilmenize sebep olan bu önemli iş nedir?”

32) Melekler dediler ki: “Allah bizi, küfür ve şirk işleyen, homoseksüellik yapan Lut kavmini yoketmek için gönderdi.”

33) “Onları ateşle pişmiş, taşlaşmış çamurdan meydana gelen ve siccil adı verilen taşlarla öldürmek için Allah bizi gönderdi.”

34) “Sınırı aşıp günah işleyenler için, Rableri katında üzerine, bir alametle konmuş taşlardır. Helak edilecek kişinin adı onda yazılıdır.”

35) Lut kavmi beldelerinde bulunan mü’minleri çıkardık ki, helak olmasınlar.

36) Araştırma ve incelemeden sonra, Sodom ve Gomore şehrinde müslümanlardan olan bir tek evin dışında hiçkimse bulunmadı. Onlar da Lut ve iki kızı ile inanan bir kaç kişidir. Bunlar kalpleriyle tasdik edici, uzuvlarıyla da itaat edici mü’min ve müslüman kimselerdir.

37) Allah’ın azabından korkanlar için, o helak olan beldelerde bir alamet bıraktık, yurtlarını kokuşmuş pis bir göl haline getirdik. 

38) Musa’yı açık bir hüccet ve engin bir delille Firavun’a gönderdiğimiz zaman, onun kıssasında bir ibret ve alamet kıldık.

39) Firavun saltanatı sebebiyle kendini güçlü zannederek Musa’ya iman etmekten yüz çevirdi. Kavmini aldatmak için Musa hakkında: “O bir büyücüdür. Bundan dolayı harikulade şeyleri yaptı. Ya da o bir delidir. Onun için rasullük iddia ettii.” diyerek iftira attı.

40) Firavun’u, arkadaşları ve ordusuyla birlikte yakaladık. Nebi ve rasullerimizi yalanlayıp da bizi kızdırdıklarında onları Kızıldeniz’e atıp boğduk. O, ilahlık iddia ederek ve rasulleri yalanlayarak kınanmasını gerektiren küfür ve azgınlığı işlerken böyle yaptık.

41) Ad kıssasında da yine düşünen kimseler için bir ibret kıldık. Hani onlara, hayırsız ve bereketsiz, o öldürücü rüzgarı göndermiştik.

42) Yolu üzerinde, Allah’ın, yok ve helak edilmesini istediği hangi şeye uğrarsa, onu çürüyüp dağılmış kırıntılar gibi yapmadan bırakmaz. Allah’ın Ad kavmine gönderdiği bu rüzgar, uğultulu bir fırtına idi. Peşpeşe sekiz gün esti. Binaları yıkıyor, insanları alıp göklere doğru o kadar kaldırıyordu ki, her biri kuş gibi görünüyordu. Sonra onu yeryüzüne cansız bir et yığını halinde atıyordu.  

43) Semud kavminde de ibret ve alamet kıldık. Salih onları yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırdı. Hani onlar daveti yalanlayıp devenin bacaklarını kestikten sonra onlara, “Yok olma zamanına kadar, üç gün daha dünya nimetlerinden yararlanarak yaşayın!” denildi.

44) Kibirlenip Allah’ın emrine sarılmadılar, Allah’a şirk koşmaya devam ettiler, Rasulüne isyan edip devenin bacaklarını kestiler. Salih onlara: “Yarın yüzünüz sapsarı olacak, öbür gün kıpkırmızı, üçüncü gün ise simsiyah olacak.” dedi. Dördüncü gün sabahleyin erkenden azap onlara, bakıp dururlarken öldürücü şiddetli bir ses yani azap sesi yakaladı veya gökten gelen ateş, yıldırım onları yakaladı.

45) Gürültünün şiddetinden dolayı onlar kalkıp kaçamadılar. Bilakis yurtlarında hareketsiz dona kaldılar. Kendilerine yardım eden ve üzerlerinden azabı savanlardan olmadılar. Salih ve mü’minler dışındaki tüm insanlar helak oldular.

46) Daha önce, Nuh kavmini Tufan’la helak etmiştik. Çünkü onlar, inkar ve isyanları sebebiyle, Allah’a itaatı bırakan fasık kimseler idi.

47) Ellerimizle, güç ve kuvvetimizle göğü yücelttik ve yaratılışını sağlam yaptık. Şüphesiz biz göğün yaratılışını genişleticiyiz. Bizim gücümüz her şeye yeter. Kainat, hareketsiz değildir, bilakis sabun köpüğü veya balonun genişlemesi gibi bir genişleme durumundadır.

48) Yuvarlak olmasına rağmen üzerinde yerleşesiniz diye, yeryüzünü döşek gibi serdik. Sizin için onu yaydık ve orada faydalanasınız diye yollar ve çeşitli tarlalar döşedik. Orada dağlar ve tepelerle birlikte geniş ovalar ve vadiler vardır. Biz ne güzel döşeyiciyiz!

49) Allah’ın büyüklüğünü düşünüp O’na inanasınız ve bu çiftleri yaratanın bir tek olduğunu bilesiniz diye, her şeyden, farklı iki tür ve sınıf erkek-dişi, tatlı-ekşi, yer-gök, güneş-ay, gece-gündüz, aydınlık-karanlık, hayır-şer, yüksek-alçak, sıcak-soğuk, deniz-kara vb. yarattık. 

50) Azaba sebep olan inkar ve isyandan, sevabı gerektiren iman ve itaate kaçın. Yalnızca Allah’a ibadet edin, O’na hiç bir şeyi şirk koşmayın. Kuşkusuz ben sizi, Allah’ın azabından korkutuyorum. Benim işim açıktır. Zira Allah beni engin mucizelerle desteklemiştir.

51) Allah’a herhangi bir rasul, insan, melek, ağaç veya taşı ortak koşmayın. Kuşkusuz ben sizin için, Allah’ın apaçık bir uyarıcısıyım. 

 

SAYFA    522

O

O

 

كَذَلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ (52) أَتَوَاصَوْا بِهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ (53) فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا أَنْتَ بِمَلُومٍ (54) وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ (55) وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِي (56) مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِي (57) إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ (58) فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِي (59) فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمْ الَّذِي يُوعَدُونَ (60)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالطُّورِ (1) وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ (2) فِي رَقٍّ مَنْشُورٍ (3) وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ (4) وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ (5) وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ (6) إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ (7) مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍ (8) يَوْمَ تَمُورُ السَّمَاءُ مَوْرًا (9) وَتَسِيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا (10) فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (11) الَّذِينَ هُمْ فِي خَوْضٍ يَلْعَبُونَ (12) يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَى نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا (13) هَذِهِ النَّارُ الَّتِي كُنتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ (14)

 

52) İşte böyle; onlardan öncekiler de bir rasul gelmeyiversin; mutlaka: “Sihirbaz veya deli.” derlerdi.

53) Onlar bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar az-gın ve taşkın bir kavimdirler.

54) Öyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin.

55) Ama öğüt verip-hatırlat; gerçekten öğütle hatırlatma, mü’-minlere yarar sağlar.

56) Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.

57) Ben onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyu-rup-beslemelerini de istemiyorum.

58) Şüphesiz Allah, evet O, Rezzak ve metin kuvvet sahibidir.

59) Artık gerçekten, zulmedenler için, arkadaşlarının günahla-rına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler.

60) Tehdit olundukları o günlerinden dolayı küfürlerinde bi-linçli olarak ısrar edenlere veyl olsun!

 

52- et-TUR SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 49 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun Tur’a,

2) Satır dizili kitaba,

3) Yayılmış ince deri üzerine,

4) Beyt-i Ma’mur’a,

5) Yükseltilmiş tavana,

6) Kabarıp tutuşan denize,

7) Şüphesiz Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir.

8) Onu önleyebilecek yoktur.

9) O gün gök, sarsılıp-çalkalanır.

10) Ve dağlar bir yürüyüşle yürür.

11) İşte o gün yalanlayanlara veyl olsun!

12) Ki onlar, daldıkları batıl içinde oynar dururlar.

13) Cehenem ateşine, küçültücü bir sürüklenme ile sürük-lenecekleri gün;

14) “İşte sizin yalanladığınız ateş budur.”

 

 

O

 

O

52) Ey Muhammed! Kavmin seni yalanlayıp hakkında, “Sen bir sihirbaz veya bir delisin.” dedikleri gibi, daha önceki yalanlayanlar da rasullerine aynı şeyi söylemişlerdi. O halde sen, suçluların senin ve Kur’an hakkında söylediklerine üzülme.

53) Yoksa öncekiler sonrakilere, yalanlamayı vasiyet mi etti? Hayır, bunu birbirlerine vasiyet etmediler. Aksine onları, yalanlama ve isyana azgınlıkları ve taşkınlıkları sevketti. Bu sebeple, o söyledikleri yalan ve iftirayı söylediler.

54) Ey Muhammed! Onlardan yüz çevir. Alay ve eziyetlerine şimdilik sabret. Böyle yaptın diye kınanıp azarlanmazsın. Çünkü sen, Allah’ın emirlerini tebliğ ettin, emaneti yerine getirdin ve nasihat ve irşad etmek için bütün gayretini sarfettin.

55) Hatırlatma ve öğüt vermeyi bırakma. Çünkü inanmış kalpler güzel öğütten etkilenir ve faydalanır.

56) İnsanları ve cinleri dünyalık peşine düşüp onu ısrarla istemeleri için değil, beni birlemeleri ve yalnızca bana ibadet etmeleri, bana hiçbir şeyi ortak koşmamaları için yarattım. İbadet: Kulun Allah’a itaat etmesi, boyun eğmesi ve küçüklüğünü kabul etmesi demektir. Allah’ın sevdiği, emrettiği, kabul ettiği gizli-açık ameller ve sözler ibadettir. Allah’tan başkasına ibadet etmek şirktir.

57) Onlardan bana veya kendilerine, ya da başkalarına rızık vermelerini istemiyorum. Aksine rızık ve nimet veren benim ben. Onlardan ne mahlukatı ne de beni doyurmalarını istiyorum. Ben zengin ve övgüye layığım. Ben, efendilerin kölelerinden yararlanmak istedikleri gibi kullarımdan yardım istemiyorum. O halde onlar, ne için yaratılmışlarsa onunla, yani bana ibadetle meşgul olsunlar.

58) Şüphesiz rızık veren, kullarının rızıklarını ve ihtiyaçlarını gidermeyi üstlenen, Yüce Allah’ın kendisidir. Bu yüzden her konuda Allah’a güvenmek, O’nun rızasını kazanmaya çalışmak gerekir.

59) Muhammed’i yalanlayan o kafirler için azaptan bir pay vardır. Bu azap, Nuh, Ad ve Semud kavimleri gibi helak edilmiş, onlardan önceki kavimlerin azabına benzer. Azabımı hemen istemesinler. Çünkü o azap, er veya geç kuşkusuz gelecektir.

60) Helak, yok olma ve şiddetli azap, Allah’ın vadettiği Kıyamet gününde küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimselere olsun.

TUR SURESİ

1) Allah’ın Musa ile konuştuğu ve O’na Tevrat’ı indirdiği Tur Dağı’na andolsun...

2) Satırlar halinde yazılmış ilahi kitapların Allah katından gelen orjinal hallerine andolsun...

3) Dürülmemiş ve mühürlenmemiş, yayılmış ince deri veya yaprak üzerine yazılmış ilahi kitaplara andolsun...

4) Her gün yetmiş bin itaatkâr meleklerin tavaf ettiği, içine girip bir daha çıkmadığı yedinci kat gökteki Beyt-i Mamur’a andolsun...

5) Allah’ın gücüyle, direksiz duran yüksek göğe andolsun...

6) Kıyamet gününde ateşlenmiş olan, kabaran, uçsuz bucaksız sularla dolup taşan denize andolsun...

7) Kuşkusuz Kıyamet kopacak ve Allah’ın azabı kafirlere inecektir.

8) Bu azabı onlardan savacak hiçkimse yoktur. Hiç bir şey o azabın gerçekleşmesini önleyemez.

9) O günün şiddetinden gök hareket edip sarsılır.

10) Dağlar yürüdükçe yürür, ufalanıp yeryüzünden savrulur ve yayılmış toz haline gelir.

11) O korkunç günde helak, yok olma ve şiddetli azap, Allah’ın rasullerini ve getirdikleri hakikatleri yalanlayanlar içindir.

12) Onlar dünyada hakkı bırakıp batıla dalan, kendilerinden istenen Allah’a kulluk görevinden gafil olanlardır.

13) O gün onlar Cehennem ateşine şiddetle ve zorla atılacaklardır. Bu şöyle olacaktır: Cehennem bekçileri kafirlerin ellerini boyunlarına bağlar, perçemlerini ayaklarıyla birleştirir ve onları yüz üstü Cehenneme sürüklerler ve ateşe atılıncaya kadar enselerine vururlar.

14) Cehenneme yaklaştıklarında Cehennem bekçileri onlara şöyle der: “İşte bu, dünyada yalanlayıp alay ettiğiniz Cehennem ateşidir.”

 

SAYFA   523

O

O

 

أَفَسِحْرٌ هَذَا أَمْ أَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ (15) اصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ (16) إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ (17) فَاكِهِينَ بِمَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَاهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ (18) كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ (19) مُتَّكِئِينَ عَلَى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ (20) وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِإِيمَانٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا أَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ (21) وَأَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ (22) يَتَنَازَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ (23) وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَكْنُونٌ (24) وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ (25) قَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ (26) فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَانَا عَذَابَ السَّمُومِ (27) إِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُ إِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ (28) فَذَكِّرْ فَمَا أَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ (29) أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ (30) قُلْ تَرَبَّصُوا فَإِنِّي مَعَكُمْ مِنْ الْمُتَرَبِّصِينَ (31)

 

15) “Bu bir büyü müdür? Yoksa siz mi görmüyorsunuz?”

16) “Girin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Si-zin için birdir. Siz, ancak işlediklerinizin karşılığını ala-caksınız.”

17) Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet içinde-dirler.

18) Rablerinin verdikleriyle sevinçli ve mutludurlar. Rab-leri kendilerini çılgınca yanan cehennemin azabından ko-rumuştur.

19) “Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için.”

20) Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.

21) İman edenler ve soyları kendilerini imanda izleyenler; biz onların soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiç bir şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi ka-zandığına karşılık bir rehindir.

22) Onlara istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik.

23) Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda ne boş ve saçma bir söz, ne de günaha sokma yoktur.

24) Etraflarında, sedefleri içinde gizlenmiş incileri andıran delikanlı hizmetçiler dolaşır durur.

25) Birbirlerine dönerek karşılıklı soru sorarlar:

26) Dediler ki: “Gerçekten biz, daha önce ailelerimiz ara-sında korku içinde idik.”

27) “Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve hücrelere kadar işleyen kavurucu azabdan korudu.”

28) “Şüphesiz biz bundan önce O’na dua ederdik. Ger-çekten O, evet O Berr’dir, Rahîm’dir.”

29) Şu halde sen, öğüt verip-hatırlat; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle kahin de değilsin, deli de değilsin.

30) Yoksa onlar: “O bir şairdir, biz onun zamının ızdırap veren musibetlerine uğramasını bekliyoruz.” mu diyorlar?

31) De ki: “Bekleyedurun. Şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”

 

 

O

 

O

15) “Gözlerinizle gördüğünüz bu azap bir büyü mü? Yoksa siz, dünyada hayrı ve imanı görmediğiniz gibi, bugün de kör müsünüz?”

16) “Onun şiddetine katlanın. O azaba ister sabredin, ister sabretmeyin. Sabır da sabırsızlık ta sizin için birdir. Çünkü siz, Cehennemde ebedi kalacaksınız. Sadece yapmış olduğunuz inkar ve yalanlamanın karşılığını alacaksınız. Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”

17) Dünyada emirlerine sarılmak ve yasaklarından kaçınmak suretiyle Rablerinden korkanlar, ahirette büyük bahçelerde ve ebedi nimetler içerisinde olacaklardır.

18) Rablerinin kendilerine ihsan ettiği iyi şeyler, ikramlar ve yiyilecek, içilecek, giyilecek, binilecek çeşitli şeyler ve Cennetin diğer lezzetli nimetlerinden faydalanır ve zevk alırlar. Rableri onları Cehennem azabından korumuş ve şiddetini onlardan uzaklaştırmıştır.

19) Onlara şöyle denir: “Dünyada iken ahiret için takdim ettiğiniz iyi ameller sebebiyle, gamsız ve kedersiz olarak afiyetle yiyin, için.”

20) Yanyana dizilmiş ve inci ve yakutlarla süslenmiş altın koltuklar üzerinde yüzyüze otururlar. Onlara gözleri iri, gözlerinin beyaz kısmı siyah kısmına baskın olan hurilerden güzel ve saliha eşler verdik.

21) Onlar Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyen kimseler olup, çocukları da onlar gibi iman edip salih amel işlemişlerdir. Her ne kadar çocukları amelleriyle babasının derecesine ulaşmasa da, babanın gözü aydın olsun diye mü’minin zürriyetini de onun derecesine yükseltir. Bunu yaparken, babaların amellerinin sevabından da hiçbir şey eksiltmeyiz. Her kafir insan dünyada iken yaptığı şirk ve küfür amelleri sebebiyle Cehennemde rehin tutulmuştur. Mü’minler ise Allah’ın lütfu ve rahmeti sonucu Cennettedirler.

22) Mü’minlere Cennette verilen nimetlerden fazla olarak beğenilen ve hoşa giden çeşitli meyveler ve etler veririz.

23) Cennette, zevk alıp arkadaşlık etmek için, birbirlerine şarap kaseleri alıp verirler, kadeh tokuştururlar. İçki içilmesi sebebiyle aralarında dünyada olduğu gibi saçmalama olmaz ki, adi sözler konuşsunlar. Onlara dünyada şarap içene gereken günah da yazılmaz. Bu şaraplar içene sarhoşluk vermez, baş ve karın ağrısı yapmaz, berraktır, içenlere lezzet verir.

24) Hizmetçiler, etraflarında dolaşırlar. Onlar güzellik, beyazlık ve parlaklıkta, adeta sedefte korunmuş inci gibidirler.

25) Cennet ehli sohbetin zevkini tatmak ve nimeti itiraf etmek için birbirlerine dönerek, dünyadaki işlerini ve durumlarını, ahiretteki erdikleri dereceleri sorarlar.

26) Kendilerine sorulanlar der ki: “Biz dünya yurdunda, eşlerimiz ve çocuklarımızın arasındayken Rabbimizden, O’nun azabından korkuyorduk. Allah’ın istediği ve razı olduğu bir hayat tarzını benimsedik. O’na asla şirk koşmadık. Tüm ibadetleri yalnız O’na yaptık.”

27) “Yüce Allah bize günahlarımızdan tevbe edip bağışlanmayı ve bunun sonucunda lütfuyla Cenneti ikram etti. Bizi, korktuğumuz şeyden emin kıldı ve çok sıcak rüzgarın tesiri gibi ter deliklerine nüfuz eden ‘Semum’ adlı Cehennem azabından korudu.”

28) Cennet ehli der ki: “Biz dünyada Allah’a boyun eğer ve O’na yalvarır yakarırdık. Allah da bizim duamızı kabul etti ve bize lütufta bulundu. Kuşkusuz Yüce Allah, kullarına rahmeti ve bağışlanmayı lutfeden ve ihsanda bulunandır.”

29) Ey Muhammed! Kavmine Kur’an’la öğüt ver. Allah’ın sana akıl, ahlak ve risalet nimeti ikram ve ihsan etmesiyle sen, müşriklerin iddia ettiği gibi, ne vahiy olmadan gaybi şeylerden haber veren bir kahinsin, ne de bir delisin. Sen ancak vahiy ile konuşursun.

30) Yoksa o müşrikler: “O Züheyr ve Nabiğa gibi bir şairdir, başına zamanın musibetleri gelsin diye bekliyoruz. Neticede yok olsun da, biz de ondan kurtulalım.“ mı diyorlar?

31) Ey Muhammed! Onlara de ki: “Benim ölümümü bekleyin. Siz benim yok olmamı beklediğiniz gibi, ben de sizin yok olmanızı beklemekteyim.”

 

SAYFA      524                          

O

O

 

أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَامُهُمْ بِهَذَا أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ (32) أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَل لَا يُؤْمِنُونَ (33) فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِثْلِهِ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ (34) أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمْ الْخَالِقُونَ (35) أَمْ خَلَقُوا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بَل لَا يُوقِنُونَ (36) أَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمْ الْمُسَيْطِرُونَ (37) أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ (38) أَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمْ الْبَنُونَ (39) أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ (40) أَمْ عِنْدَهُمْ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ (41) أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا فَالَّذِينَ كَفَرُوا هُمْ الْمَكِيدُونَ (42) أَمْ لَهُمْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ (43) وَإِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنْ السَّمَاءِ سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ (44) فَذَرْهُمْ حَتَّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمْ الَّذِي فِيهِ يُصْعَقُونَ (45) يَوْمَ لَا يُغْنِي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ (46) وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذَلِكَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ (47) وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ (48) وَمِنْ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَارَ النُّجُومِ (49)

 

32) Yoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir?

33) Yoksa: “Onu kendisi uydurup düzüyor.” mu diyorlar? Hayır, onlar iman etmiyorlar.

34) Şu halde, eğer doğru söyleyenlerden iseler, onun ben-zeri bir söz getirsinler.

35) Yoksa onlar, hiç bir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi?

36) Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar.

37) Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa üstün güç sahipleri kendileri midir?

38) Yoksa onların dinlemek için merdivenleri mi var? Öy-leyse dinleyicileri apaçık bir delil getirsin.

39) Yoksa kızlar O’nun da erkekler sizin mi?

40) Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altındalar?

41) Yoksa gayb onların yanındadır da onlar mı yazıyorlar?

42) Yoksa onlar, hileli bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fa-kat küfürlerinde bilinçli olarak ısrar edenler hileli düzene düşecek olanlardır.

43) Yoksa onların Allah’ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından münezzehtir.

44) Eğer gökten düşen bir parça görseler: “Üstüste yığıl-mış bir buluttur.” diyeceklerdir.

45) Şimdi onları, baygın düşüp yıkılacakları günleri ile karşılaşana kadar bırak.

46) O gün, ne hileli düzenleri kendilerine herhangi bir şey-le yarar sağlayacak, ne yardım görecekler.

47) Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azab vardır; fakat onların çoğu bilmiyorlar.

48) Artık Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.

49) Gecenin bir kısmında da, yıldızların kaybolması vak-tinde de O’nu tesbih et.

 

 

O

 

O

 

32) Yoksa, akılları mı onlara bu yalan ve iftirayı emrediyor? Bilakis onlar, inkar, azgınlık, kibir ve inatta sınırı aşan bir kavimdir.

33) Yoksa o müşrikler, “Muhammed, Kur’an’ı kendiliğinden uydurdu” mu diyorlar? İş, onların iddia ettiği gibi değildir. Bilakis onlar, kibir ve inatlarından, Kur’an’a inanmıyorlar.

34) “Kur’an’ı Muhammed uydurdu.” sözlerinde doğru iseler, nazmında, güzelliğinde ve açıklamasında ona benzer bir söz getirsinler. 

35) Yoksa onlar kendilerini yaratan ve takdir eden bir Rab ve yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa onlar kendi kendilerini mi yarattılar da, böyle cür’et gösteriyor ve Yüce Allah’ın varlığını inkar ediyorlar?

36) Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Bilakis onlar, Allah’ın birliğine ve öldükten sonra diriltebileceğine inanıp tasdik etmiyorlar. Bundan dolayı da, yaratanı inkar ediyorlar. Kendilerini yaratan bir şey olmadan mı yaratıldılar? Yaratıcısız mı meydana geldiler?

37) Yoksa Allah’ın rahmet, iyilik, üstünlük, erdem ve rızık hazineleri onların yanında mı ki rasullüğü dilediklerine versinler, dilediklerine vermesinler. Veya her şeye gücü yeten ve üstün olan onlar mı ki, mahlukat üzerinde diledikleri gibi tasarruf ederler.

38) Yoksa göklere uzanan merdiven ve asansörleri mi var da orada meleklerin konuşmalarını ve vahyi dinleyip haklı olduklarını anlıyor ve ona sarılıyorlar. Bunu iddia eden kimse Muhammed’in kesin delil getirdiği gibi, gökleri dinlediklerine dair açık ve kesin delil getirsin.

39) Yoksa kızlar Allah’ın, oğullar sizin mi? Kızlardan dolayı utanıp onlardan hoşlanmadığınız halde, nasıl onları Allah’a veriyor, oğulları kendinize alıyorsunuz? Bu insaf ve mantığa sığar mı? Aklı böyle olan kimsenin öldükten sonra dirilmeyi inkar etmesi uzak görülmez.

40) Ey Muhammed! İslamı tebliğ ve dinin hükümlerini öğretmek için onlardan ücret mi istiyorsun da, onlar bu ücret ve üzerlerine yüklediğin ağır borç sebebiyle yorulup halsiz düşüyorlar. Dolayısıyla sana tabi olmaktan uzak duruyor ve İslama girmiyorlar?

41) Yoksa onlar gaybı biliyorlar da Rasulullah’ın kendilerine verdiği ahiret, haşir ve neşir işlerinin batıl olduğunu biliyor ve bu sebeple onları kesin bilgiyle yazıyorlar. Muhammed’in kendilerinden önce öleceğini mi biliyorlar da bu hükme varıyorlar?

42) Ey Muhammed, yoksa o suçlular Daru’n-nedve’de öldürmek amacıyla sana komplo mu hazırlıyorlar? Muhammed’in rasullüğünü inkar edenler var ya, asıl tuzağa düşenler onlardır. Çünkü bunun zararı onlara dönecektir, vebali de onlara aittir.

43) Yoksa onların, Allah’tan başka yaratıcıları ve rızık vericileri var da, sıkıntı ve darlık zamanlarında ona sığınıyor, zararın ve azabın kendilerinden savulması için ondan yardım mı istiyorlar?! Yüce Allah, onların kendisine ortak koştuğu şeylerden münezzehtir, uzaktır.

44) Eğer, gökten üzerlerine inen parçaların düşmesiyle onları cezalandırsaydık, yine de yaptıklarını bırakmaz ve ondan dönmezler. Mutlaka alay ve inat olsun diye, “Bu inen şey birbiri üstüne birikmek suretiyle yoğunlaşmış ve üzerimize gelmekte olan bir bulut kümesidir. Bize yağmur getirecek. Yoksa azap için düşen bir parça değildir.” derlerdi.

45) Ey Muhammed! O korkunç gün, yani Kıyamet günü ile karşılaşıncaya kadar, onları sapıklıkları ve azgınlıkları içerisinde bırak, devam etsinler. O gün kendilerine, onların akıllarını giderecek azabın geleceği bir gündür.

46) Dünyada kullandıkları hile ve tuzakları, o gün onlara fayda vermez. Hiçkimse tarafından, Allah’ın azabından korunmazlar.

47) Kuşkusuz, inkar edenler için, ahiret azabından önce dünyada da kıtlık ve Bedir savaşında öldürülme azabı vardır. Onlar için kabirde de azap vardır. Onların asıl azabı ahirette cehennemdedir. Fakat onların çoğu, kendilerine azabın geleceğini bilmezler.

48) Ey Muhammed! Rabbinin sana yüklediği risalet yükünü taşıma hususunda, Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen, bizim korumamız ve kollamamız altındasın. Rabbini daima, O’na layık olmayan noksan sıfatlardan tenzih et, uykudan kalktığında Allah için namaz kıl. 

49) Gecenin bir kısmında, insanlar uyurken, Kur’an okuyup namaz kılarak Allah’a kulluk et. Sabahın aydınlanmasıyla yıldızların kaybolduğu vakit yani gecenin sonunda Allah için namaz kıl. İbn Abbas bunun sabah namazının iki rekat sünneti olduğunu söylemiştir.

 

SAYFA 525

O

O

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى (1) مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى (2) وَمَا يَنْطِقُ عَنْ الْهَوَى (3) إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى (4) عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى (5) ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى (6) وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى (7) ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى (8) فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى (9) فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى (10) مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى (11) أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى (12) وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى (13) عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى (14) عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى (15) إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى (16) مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى (17) لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى (18) أَفَرَأَيْتُمْ اللَّاتَ وَالْعُزَّى (19) وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَى (20) أَلَكُمْ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنثَى (21) تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَى (22) إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنْفُسُ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمْ الْهُدَى (23) أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّى (24) فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى (25) وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَى (26)

 

53- en-NECM SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 62 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Battığı zaman yıldıza andolsun;

2) Arkadaşınız asla sapmadı, batıla da yönelmedi.

3) O, hevadan konuşmaz.

4) O, yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.

5) Ona, üstün bir güç sahibi öğretmiştir.

6) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen asıl şek-linde doğruluverdi.

7) Ve o, en yüksek bir ufukta idi.

8) Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.

9) Nitekim iki yay kadar veya daha yakınlaştı.

10) Böylece O’nun kuluna vahyettiğini vahyetti.

11) Gözüyle gördüğünü kalb yalanlamadı.

12) Şimdi siz, gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz?

13) Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü.

14) Sidretü’l-Münteha’nın yanında.

15) Cennetü’l-Me’va da onun yanındadır.

16) O vakit, Sidre’yi bürüyen bürüyordu.

17) Göz kayıp-şaşmadı ve aşmadı.

18) Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü.

19) Gördünüz mü, Lat ve Uzza’yı?

20) Ve üçüncü olan Menat’ı?

21) Erkek sizin, dişi O’nun mu?

22) Öyleyse bu, insafsızca bir paylaştırmadır.

23) Onlar ancak sizin ve atalarınızın adlandırdığı ve Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği bir takım isimler-den ibarettir. Onlar ancak zanna ve nefislerin hevasına uyarlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.

24) Yoksa insana her arzu ettiği şey mi var!?

25) İşte son da ilk de Allah’ındır.

26) Göklerde nice melekler vardır ki, Allah’ın dileyip razı ol-duğu kimseye izin vermedikçe şefaatleri hiçbir yarar sağla-maz.

 

 

O

 

O

1) Kıyamet kopacağı esnada yüksekten düştüğü zaman Süreyya yıldızına andolsun... Yüce Allah, yıldızlara, gökleri gizlice dinlemek istediklerinde şeytanların ardından hızla gittiği zaman yemin etti. Yaratan, yarttıklarından dilediği adına yemin eder. Fakat yaratılmış olanların, yaratandan başkası adına yemin etmesi caiz değildir. Allah yaptıklarından sorulmaz fakat kullar sorulurlar.

2) Ey Kureyş müşrikleri! Bütün hallerine detaylı bir şekilde vakıf olduğunuz arkadaşınız Muhammed doğru yoldan sapmadı ve azıtmadı.

3) O nefsi arzusuyla ve şahsi görüşüne dayanarak Allah adına konuşmaz. O, beşeri hareketlerinde de itidallidir.

4) O sadece Yüce Allah’tan gelen vahiyle konuşur. Kur’an ve sahih sünnet, Allah’ın ona indirdiği vahiyden başka bir şey değildir.

5) Kur’an’ı ona, çok kuvvetli bir melek, yani Cibril öğretti. Ona vahyi indirmesi ve yükselmesi göz açıp kapamaktan daha çabuk olurdu.

6) Cibril, çok akıllı, üstün yetenekli, güçlü ve kuvvetlidir. Allah’ın yarattığı biçimde, kendi hakiki suretinde ona göründü.

7) Cibril, doğu tarafında güneşin doğduğu yerde, gök ufkunda idi.  Çok hareketli olduğu için ufku batıya kadar kapattı.

8) Cibril Muhammed’e yaklaştıkça yaklaştı, yanına kadar sokuldu.  

9) Cibril Muhammed’e, iki yay kadar veya daha yakın mesafe yaklaştı.

10) Cibril, Allah’ın kulu ve rasulü olan Muhammed’e, Allah’ın ona vahyettiği emirleri vahyetti.   

11) Muhammed’in kalbi gözünün gördüğünü yani Cibril’in hakiki suretini yalanlamadı. Rasulullah Cibril’i asli suretiyle gördü.

12) Ey müşrikler topluluğu! Muhammed’in İsra ve Mirac gecesinde gördükleri hakkında mı cedelleşiyorsunuz?

13) Andolsun Muhammed, Cibril’i melek şeklinde bir defa daha gördü.

14) Miraca çıktığı zaman yedinci kat gökte Arş’ın yakınında bulunan, mahlukatın bilgisinin sona erdiği Sidretu’l-Munteha’da gördü.

15) Sidretu’l-Munteha’nın yanında meleklerin, şehitlerin ve takva sahiplerinin ruhlarının barındığı Cennet vardır.

16) Muhammed, Cibril’i, Sidre’yi hayret verici şeylerin kapladığı bir zaman gördü. Sidre’yi, Alemlerin Rabbi’nin nuru sardı.

17) O makamda, Rasulullah’ın gözü edebinden dolayı ne sağa sola döndü, ne de o, gördüğü sınırı geçti., o makamda sabit kaldı.

18) Andolsun, Muhammed o gece, Sidretu’l-Muntaha’yı, Beytu’l-Ma’mur’u, Cennet ve Cehennem’i, asli şekliyle Cibril’i  gördü.

19) Ey Kafirler topluluğu! Kendilerine taptığınız Lat ve Uzza gibi ilahlarınızı bana bildirin. İlah olarak ne yapmış, gücü ne?

20) Ve üçüncüleri olan öteki Menat’ı da bana bildirin. Bunlar nasıl ilah oluyor? Bizim bilmediğimiz bir şey mi biliyorsunuz?

21) Ey Müşrikler topluluğu! Sevilen çocuklar, yani erkek sizin de, iddianıza göre yerilip sevilmeyen çocuklar, yani kız Allah’ın mı?

22) Öyleyse, bu taksim adil değil, zalimce bir taksimdir. Çarpık bir paylaştırmadır. Zira hoşunuza gitmeyen şeyi Rabbinize veriyorsunuz.

23) O putlar, hiçbir manası olmayan, cansız mücerret isimlerdir. Çünkü ne zarar verir, ne fayda sağlarlar. Onları siz ve babalarınız ‘ilah’ diye isimlendirdiniz. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar putlara ibadet hususunda zan, vehim ve şeytanın kendilerine süsleyip güzel gösterdiği şeylere uyuyorlar. Halbuki onlara, putların ilah olmadığına ve herşeye gücü yeten tek Allah’tan başkasına ibadet etmenin uygun bulunmadığına dair, kesin bir delil geldi. Buna rağmen onlar, müslüman olup yalnızca Allah’a ibadet etmediler!

24) Yoksa, kafir insanın, her arzu ettiği şey olacak mı? Yani, kafir insan için her arzu ettiği şey olmayacaktır ki, putların şefaatini de beklesin. Nefsani arzulara uymak zillettir. Nefsani arzularına uyarak, ahireti unutup dünyaya dalan hüsrana uğrayacaktır.

25) Bütün mülk Allah’ındır. Dilediğine verir, dilediğine vermez. Çünkü dünyanın da, ahiretin de sahibi O’dur.

26) Göklerde nice melekler vardır ki makamlarının yüceliğine rağmen, Allah’ın izni olmadan, şefaatleri hiçbir kimseye fayda sağlamaz. Hal böyle iken, hiçbir şey yaratmadıkları ve adiliklerine rağmen putlar nasıl şefaat ederler?! Ancak Yüce Allah meleklere, şefaat hususunda, tevhid ve iman ehlinden dilediği ve razı olduğu kimse için izin verdikten sonra şefaatleri fayda verir.

 

SAYFA  526

O

O

 

إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنْثَى (27) وَمَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنْ الْحَقِّ شَيْئًا (28) فَأَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلَّى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (29) ذَلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنْ الْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ اهْتَدَى (30) وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى (31) الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُمْ مِنْ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنْتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ اتَّقَى (32) أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّى (33) وَأَعْطَى قَلِيلًا وَأَكْدَى (34) أَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى (35) أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَى (36) وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى (37) أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى (38) وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى (39) وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى (40) ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاءَ الْأَوْفَى (41) وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنْتَهَى (42) وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى (43) وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا (44)

 

 

27) Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.

28) Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. On-lar yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, hak-tan yana hiçbir yarar sağlamaz.

29) Şu halde sen, bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya ha-yatından başkasını istemeyenden yüz çevir.

30) İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri budur. Şüphe-siz senin Rabbin; kendi yolundan sapanı en iyi bilen O’dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O’dur.

31) Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendi-rir.

32) Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve hayasızlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi yerden inşa ettiği-yarattığı zaman ve analarınızın karnında ceninler halinde iken sizi en iyi bilendir. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.

33) Şimdi, o yüz çevireni gördün mü?

34) Azıcık verdi ve sımsıkı elinde tuttu.

35) Gaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor?

36) Yoksa Musa’nın sahifelerinde olan kendisine haber ve-rilmedi mi?

37) Ve ahdine bağlı İbrahim’in.

38) Doğrusu hiçbir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez.

39) Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.

40) Şüphesiz kendi emeği ileride görülecektir.

41) Sonra yaptıklarının karşılığı ona eksiksiz verilecektir.

42) Elbette son varış Rabbinedir.

43) Doğrusu, güldüren ve ağlatan O’dur.

44) Doğrusu, öldüren ve dirilten O’dur.

 

 

O

 

O

 

27) Öldükten sonra dirilmeye inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar. Onların Allah’ın kızları olduğunu iddia ediyorlar.

28) Oysa söyledikleri hususta hiçbir bilgileri yoktur. Çünkü onlar, ne meleklerin yaratılışını gördüler, ne de onlara Allah’tan bir delil geldi. Bu batıl sözlerde sadece zan ve vehimlerin peşinden giderler. Oysa zan, hiçbir fayda sağlamaz. Asla gerçek makamına da geçmez.

29) Ey Muhammed! İman ve Kur’an’dan uzak duran o müşriklerden yüz çevir. Onların dünya ve dünyada bulunan geçici ve yok olucu nimetlerden başka düşünceleri yoktur. Bu yüzden ona yapılan davet faydalı olmaz.

30) Dünyayı ahirete tercih ettikleri için, bu onların ilim ve idraklerinin en son noktasıdır. Kuşkusuz Rabb bu iki grubu, yani sapıklarla doğru yolu bulanları ezeli ve kadim ilmi gereği bilir ve herkese amellerinin karşılığını zerre miktarı haksızlık etmeden verecektir.

31) Yaratma, mülk ve tasarruf bakımından kainatta ne varsa hepsi Allah’ındır. Hiç kimsenin asla bunlara bir etkisi yoktur. Bu, Allah’ın kötülük edenleri kötülüklerine karşılık cezalandırması, iyilik edenlere de iyiliklerinin karşılığı olarak Cennet vermesi içindir.

32) Allah’a ortak koşmak, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, zina etmek ve babanın eşi ile evlenmek gibi akıl ve din bakımından son derece çirkin kabul edilen büyük günahlardan uzak duranlar var ya, Allah onların öpme, bakma, dokunma gibi küçük günahlarını, ufak tefek kusur ve kabahatlarını da affeder. Şüphesiz Allah her türlü günahlarından tevbe eden mü’min kullarının günahlarını bağışlayan, tevbelerini kabul eden, ayıpları çok örtendir. Allah’ın rahmeti her şeyi kapsar. Yüce Allah sizi ve babanız Adem’i topraktan yaratmadan önce hallerinizi bilicidir. Analarınızın rahimlerinde gizlendiğiniz zamandan itibaren de bilicidir. Yüce Allah, muttaki ile günahkarı, mü’min ile kafiri ve iyi ile kötüyü bilir. Yapacaklarınızı ve neticede ne olacağınızı bilir. O halde, kendinizi temize çıkarmayın. Yani kendinizi beğenerek övmeyin. Kemal ve takva sahibiyiz demeyin. Çünkü nefis adi bir varlıktır. Övüldüğünde kibirlenip gururlanır. Nefislerinizin günahsız olduğunu söylemeyin. Onları övmeyin. Çünkü Allah sizden temiz ve takva sahibi olanı Adem’in sulbünden ve annelerinizin karınlarından çıkarmadan önce, bilir. Yüce Allah ihlas ile amel edeni, gizli ve açıkta Rabbinden korkanı bilir. 

33) Ey Muhammed! İmandan ve hidayete uymaktan son anda yüz çeviren o günahkar Velid b. Muğire’yi gördün mü?

34) O, müslüman olmayı düşündüğü için kendisini ayıplayan fakir arkadaşına, müslüman olmadığı zaman Allah’ın vereceği azabı kendi yerine çekmesi için anlaşmasına rağmen sözünde durmayıp şart koşulan maldan az bir miktar verip, kalanını vermedi.

35) Gayba ait şeylerin bilgisi, onun katında mı ki, arkadaşının, kendisinin yerine azab çekeceğini bilsin?

36) Yoksa, Musa’ya indirilmiş olan Tevrat’taki emirler bildirilmedi mi?

37) Yoksa kendisine emredilen Allah’a itaat ve risaleti tebliğ görevini tam ve mükemmel bir şekilde yerine getiren, oğlu İsmail’i Allah’ın emri gereği kurban etmek isteyen,  Ka’be’yi inşa eden, Hicaz’dan hicret eden İbrahim’in sahifelerindeki bilgiler ona bildirilmedi mi?   

38) İbrahim ve Musa’nın sahifelerinde, “Hiç kimse başkasının günahını yüklenmez. Hiç kimse başkasının işlediği suçtan dolayı cezalandırılmaz.” diye bildirilmişti.

39) Yine o sahifelerde şunlar da bildirilmişti: “İnsan için, gayret ve çalşmalarından başka bir şey yoktur, fayda elde edemez.”

40) Kuşkusuz ameli, Kıyamet günü ona gösterilecek ve terazisinde görecektir. Yüce Allah, mü’min sevinsin diye salih amellerini ona gösterecektir. Kafir ise fasit amellerini görünce üzülür ve kederi artar.

41) Sonra insana, amelinin karşılığı zerre miktarı haksızlığa uğratılmaksızın tam olarak verilir.

42) Sonunda dönüş sadece Rabbine olacak ve O, herkesin dünyada iken işledikleri amellere göre sevap veya ceza verecektir.

43) Sevinci ve üzüntüyü, neşe ve kederi yaratan O’dur. O, Cennet ehlini nimetlerle güldürür, Cehennem ehlini de azapla ağlatır.

44) Ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Öldürmeye de, diriltmeye de gücü yeten, başkası değil sadece O’dur.

 

SAYFA  527

O

O

 

وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى (45) مِنْ نُطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى (46) وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى (47) وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى (48) وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى (49) وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَى (50) وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَى (51) وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى (52) وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَى (53) فَغَشَّاهَا مَا غَشَّى (54) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكَ تَتَمَارَى (55) هَذَا نَذِيرٌ مِنْ النُّذُرِ الْأُولَى (56) أَزِفَتْ الْآزِفَةُ (57) لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ (58) أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ (59) وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ (60) وَأَنْتُمْ سَامِدُونَ (61) فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا (62)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

اقْتَرَبَتْ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ (1) وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ (2) وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ (3) وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ (4) حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ (5) فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِي إِلَى شَيْءٍ نُكُرٍ (6)

 

 

45) Doğrusu çiftleri; erkek ve dişiyi yaratan O’dur.

46) Bir damla sudan meni döküldüğü zaman.

47) Gerçek şu ki, diğer diriltme de O’na aittir.

48) Doğrusu muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip hoşnut kıldı.

49) Doğrusu Şi’ra’nın Rabbi O’dur.

50) Doğrusu önce gelen Ad’ı o helak etti.

51) Semud’u da. Böylelikle bırakmadı.

52) Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar daha zalim ve daha azgındılar.

53) Altı üstüne gelen şehirleri de O yerin dibine geçirdi.

54) Böylece ona sardırdığını sardırdı.

55) Öyleyse Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun?

56) Bu, önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

57) O yaklaşmakta olan yaklaştı.

58) Onu Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.

59) Şimdi siz bu sözden dolayı mı hayret edersiniz?

60) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz.

61) Ve şuursuzca baş kaldırıyorsunuz.

62) Hemen Allah’a secde edin ve kulluk edin.

 

54- el-KAMER SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 55 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Saat yakınlaştı ve ay yarıldı.

2) Eğer bir ayet görseler, yüz çevirirler ve: “Süregelen bir sihirdir.” derler.

3) Yalanladılar ve hevalarına uydular. Halbuki her işin ka-rarlaştırılmış bir vadesi vardır.

4) Andolsun, onlara kendisinde alıkoyucu özelliği olan ha-berler gelmiştir.

5) En üstün seviyede ve yeterli bir hikmettir. Uyarılar ise fayda vermiyor.

6) O halde onlardan yüz çevir. O günde o çağırıcı bilinme-dik bir şeye çağırır.

 

 

O

 

O

45) Adem’in çocuklarından ve bütün canlılardan iki sınıfı yani erkek ve dişiyi yaratan O’dur. Yüce Allah, bir tek şey olan nutfeden erkek ve dişiyi meydana getirmiştir. Bu O’nun hayret verici sanatından ve kudretinin sonsuzluğundandır.

46) Erkek ve dişiyi, erkeğin belinden atılan ve kadının rahmine dökülen meniden yarattı.

47) İnsanları, öldükten sonra dirilmek, hesap ve ceza için tekrar yaratmak Allah’a aittir.

48) Dilediğini zengin, dilediğini de fakir kılan O’dur. Veren ve razı eden O’dur. İnsanı zengin kılar, sonra da verdiği ile onu razı kılar.

49) Allah, Huzaa kabilesine mensup müşriklerin tapmakta olduğu Şi’ra isimli parlak yıldızın de yaratıcısı, sahibi ve yönlendiricisidir.

50) Kendilerine, Allah’ın rasulü Hud’un gönderildiği Eski Ad kavmini uğultulu, korkunç ve azgın bir fırtına ile helak eden de O’dur.

51) Semud kavmini de aşırı derecede şiddetli, öldürücü bir gürültü ile helak eden O’dur. O, onlardan hiçbirini bırakmadı.

52) Ad ve Semud’dan önce de Nuh kavmini tufan ile helak etti. Kuşkusuz onlar bu iki gruptan daha zalim ve kendilerinden önce geçen diğer insanlardan daha inatçı ve azgın idiler. Nuh onlara 950 yıl boyunca İslam’ı tebliğ etmesine rağmen çok az kimse iman etti.

53) Lut kavminin beldelerini (Sodom ve Gomore) de alt üst ettikten sonra yeryüzüne attı. Cibril o beldeleri göğe kaldırıp yeryüzüne attı.

54) Allah, onlara sayısız sıkıntı ve acılar tattırdı. Gökten yeryüzüne atıldıktan sonra da üzerlerine, ateşte pişirilip istif edilmiş taş yağdırdı.

55) Ey insan! Allah’ın birliğini ve gücünü gösteren nimetlerden hangisi hakkında kuşkuya düşüyor ve yalanlıyorsun?

56) İşte bu Muhammed’dir. Diğer rasuller gibi uyarıcı bir rasuldür. Yalanlayanların başına neler geldiğini öğrendiniz.

57) Kıyamet günü iyice yaklaşmıştır.

58) Kıyamet, şiddet ve sıkıntıları ile insanları sardığında, onun üzerindeki perdeyi Allah’tan başka kimse açamaz ve geri çeviremez.

59) Ey Müşrik topluluğu! Alay ve eğlenceye almak için mi, bu Kur’an’a hayret ediyorsunuz? Bu kadar mı gaflete daldınız?

60) Onu dinlediğinizde gülüyorsunuz da ayetlerinden ve tehditlerinden dolayı ağlamıyorsunuz. Oysa hakkınız, kusurlarınızdan dolayı değil üzülüp gözyaşı dökmek, kan ağlamanızdır. Nefislerinizi şeytana sattınız, o da onları cehenneme yakıt yapacak.

61) Siz gaflet içinde eğlenceye dalıp da gülüyor musunuz? Şarkı söylemek ve putlara tapmak gibi sapık sözlerle mi oyalanıyorsunuz?

62) Haydi, sizi yaratan Allah’a secde edin ve sadece sevgi, saygı ve korku içinde O’na ibadet edin. Lat’a, Uzza’ya, Menat’a ve Şi’ra’ya tapmayın. Allah birdir, tektir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, herşey O’na muhtaçtır. Secde ve ibadete O’ndan başkası layık değildir.

KAMER SURESİ

1) Kıyamet saati yaklaştı ve ay yarıldı, iş açıklık kazandı, ortaya çıktı. Kıyametin kopmasının ve ayın yarılmasının zamanı yaklaşmıştır.

2) Kureyş kafirleri, Muhammed’in doğruluğunu gösteren parlak bir mucize ve açık bir alamet istediler. Rasulullah’tan ayı ikiye ayırması halinde iman edeceklerini söylediler. Allah’ın izniyle bu mucize gerçekleşti. Herkes bu olaya şahitlik ettikleri halde kafirler hakka iman etmediler, aksine yüzçevirdiler ve, “Bu, devamlı bir sihirdir. Muhammed onunla gözlerimizi büyüledi.” dediler.

3) Ayın yarılması hususunda açıkça gördükleri, Allah’ın gücünü ve Rasulullah’ı yalanladılar. Şeytanın kendilerine süslü gösterdiği batıla uydular. Bütün işler, bir hedefe ulaşmaktadır. O hedefte karar kılacaklardır. Hayırsa, karşılığı hayır, şerse karşılığı şer olacaktır. 

4) O kafirlere, nebilerini yalanlayan geçmiş ümmetlerin haberlerinden, inkar ve sapıklıklarına karşı öğüt verecek şeyler gelmiştir.

5) Bu Kur’an, hidayet ve beyan hususunda son noktaya ulaşmış bir hikmettir. Allah’ın ezelde kendisine bedbahtlık yazdığı, bile bile küfürde ısrar ettikleri, hakkı işitmedikleri ve görmedikleri için kulağını ve kalbini mühürlediği kimseye uyarıların ne faydası olur?!

6) Ey Muhammed! O suçlulardan yüzçevir ve onların başına geleceği bekle. O gün İsrafil, görülmemiş korkunç bir şeye, Kıyamet duruşmasına çağırır. Şiddet ve korkunçluğu yüzünden nefisler onu tanıyamaz. O, Kıyamet günü ve onda bulunan bela ve sıkıntılardır.

 

SAYFA  528

O

O

 

خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنْ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنتَشِرٌ (7) مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِي يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ (8) كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ (9) فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ (10) فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُنْهَمِرٍ (11) وَفَجَّرْنَا الْأَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاءُ عَلَى أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ (12) وَحَمَلْنَاهُ عَلَى ذَاتِ أَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ (13) تَجْرِي بِأَعْيُنِنَا جَزَاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ (14) وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَا آيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ (15) فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ (16) وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِر ٍ(17) كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُر ِ(18) إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِّ ٍ (19) تَنْزِعُ النَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِ ٍ (20) فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ (21) وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ (22)كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ (23) فَقَالُوا أَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُ إِنَّا إِذًا لَفِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ (24) أَؤُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ (25) سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنْ الْكَذَّابُ الْأَشِرُ (26) إِنَّا مُرْسِلُو النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْ (27)

 

7) Gözleri zillet ve dehşetten düşmüş olarak, sanki yayılan çe-kirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

8) Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, ka-firler: “Bu, zorlu bir gündür.” derler.

9) Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuzu yalanladılar ve: “Delidir.” dediler. O, baskı altına alınıp engellenmişti.

10) Sonunda Rabbine dua etti: “Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık sen intikam al.”

11) Biz de bardaktan boşalırcasına akan bir su ile göğün ka-pılarını açtık.

12) Yeri de coşkun kaynaklar halinde fışkırttık da su, önceden takdir edilmiş bir emir üzere birbirine kavuştu.

13) Ve onu da tahtaları ve çivileri olan üzerinde taşıdık.

14) Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. İnkar-nankörlük e-dilmiş olana bir mükafat olmak üzere.

15) Andolsun ki biz onu bir ayet olarak bıraktık. O halde var mı ibret alıp düşünen?

16) Şu halde benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış?

17) Andolsun biz Kur’an’ı zikir için kolaylaştırdık. O halde var mı ibret alıp düşünen?

18) Ad da yalanladı. Şu halde benim azabım ve uyarmam nasılmış?

19) Muhakkak biz üzerlerine uğursuz olan ve sürekli olan bir günde, gürültülü ve soğuk bir rüzgar gönderdik.

20) İnsanları koparıp atıyordu. Sanki onlar kökünden kopmuş hurma kütükleri idiler.

21) Şu halde benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış?

22) Andolsun biz Kur’an’ı zikir için kolaylaştırdık. O halde var mı ibret alıp düşünen?

23) Semud da uyarıları yalanladı.

24) Dediler ki: “Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz.”

25) “Zikir, içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır.”

26) Yarın kimin mağrur ve şımarık bir yalancı olduğunu bilip-öğreneceklerdir.

27) Gerçekten biz onlara fitne olmak üzere o dişi deveyi gön-deririz. Artık onları gözetle, sabret!

 

 

O

 

O

7) Korkunun şiddetinden dolayı gözleri, kaldıramıyacakları şekilde zelil olarak kabirlerden çıkarlar. Onlar yayılmaları ve davetçi İsrafil’e hızla icabet etmeleri hususunda etrafa yayılmış çekirgeler gibidir. Korku ve şaşkınlıktan, nereye gideceklerini bilemezler.

8) Davetçiye doğru boyunlarını uzatarak hızla mahşer meydanına giderler. Kâfirler, “Bu, bizim için zor ve çetin bir gündür.” derler.

9) Ey Muhammed! Senin kavminden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı. Nuh’u yalanladı ve, “O bir delidir. Aklın kabul etmeyeceği şeyler söylüyor.” dediler. Sövmek, korkutmak ve ölümle tehdit etmek suretiyle, onu risalet davasından alıkoymaya çalıştılar. Kavminden biri, bayılıp yere düşünceye kadar onun gırtlağını sıkıyordu. O ise: “Allah’ım kavmimi bağışla. Çünkü onlar bilmiyor.” diyordu.

10) Nuh 950 yıl boyunca hakkı anlatmasına rağmen çok az kişi iman etti. Nuh onların müslüman olmalarından ümidini kesince Rabbine şöyle dua etti: “Rabbim! Ben bu suçlulara karşı koyamayacak kadar zayıfım. Benim intikamımı onlardan sen al ve dinine yardım et.”

11) Biz de hemen, gökten bol ve şiddetli yağan yağmur indirdik. 

12) Bütün yeryüzünü su fışkırtan gözeler haline getirdik. Göğün suyu ile yerin suyu, Allah’ın ezelde, Levh-i Mahfuz’da takdir ettiği ve yalanlayanların boğularak helak edilmesine hükmettiği bir durumda birleşti.

13) Nuh’u, çivilerle birbirine çakılmış geniş tahta levhalı gemiye bindirdik.

14) Gemi, gözlerimizin önünde, korumamız ve gözlerimizin önünde suyun üzerinde yüzüyordu. Kulumuz Nuh’a yardım etmek, mükafatlandırmak için kafir kavmini suda boğduk. Çünkü Nuh, yalanlanmış ve fazileti inkar edilmişti. Kavmi onun kıymetini bilmemişti.

15) Bu tufan olayını bir mucize ve ibret olarak geriye bıraktık. İbret ve öğüt alan mı var?

16) Nebi ve rasullerimi yalanlayıp ayetlerimden öğüt almayanlar için azabım ve uyarım nasıl oldu?!

17) Allah’a yemin olsun ki, biz, ezberlenmesi, düşünülmesi ve öğüt alınması için Kur’an’ı kolaylaştırdık. Çünkü o, çeşitli öğütler ve ibretleri kapsamaktadır. Fakat onun öğütlerinden öğüt alan mı var?! Kıssa ve yasaklamalarından ibret alan mı var?!

18) Ad kavmi de rasulleri Hud’u yalanladı. Kendisine ve getirdiği vahye inanmadı. Ama, onları azap ile uyarım nasıl oldu?!

19) Üzerlerine şiddetli esen, soğuk ve çok gürültülü bir fırtına gönderdik. Bu olay, uğursuzluğu devamlı olan bir günde meydana geldi. O gün, uğursuzluğu ile onların başında devam etti. 7 gece 8 gün devam etti. O gün, onlardan helak olmadık hiç kimse kalmadı.

20) Rüzgar o kavmi yukarı kaldırıp baş aşağı atıyor ve boyunlarını kırıp bedenlerinden ayırıyordu. Bedenleri, yerlerinden sökülüp yere yıkılmış hurma kökleri gibi başsız kalıyordu. Boylarının uzunluğu ve bedenlerinin iriliğinden dolayı hurma ağacına benzetildiler. 

21) Onları uyarmam ve azabım nasıl oldu? Korkutucu ve dehşet verici değil miydi?

22) Allah’a yemin olsun ki, biz, ezberlenmesi, düşünülmesi ve öğüt alınması için Kur’an’ı kolaylaştırdık. Çünkü o, çeşitli öğütler ve ibretleri kapsamaktadır. Fakat onun öğütlerinden öğüt alan mı var?! Kıssa ve yasaklamalarından ibret alan mı var?!

23) Hicaz’ın Hicr bölgesinde yaşayan Semud kavmi de, rasulleri Salih’in uyarılarını ve öğütlerini yalanladı.

24) Semud kavmi kıskançlıklarından şöyle dediler: “Bizim gibi birisi olan, eşraftan ve büyüklerden olmayan bir insana mı uyacağız? Oysa biz, kalabalık bir topluluğuz. Biz ona uyduğumuz taktirde mutlaka hata etmiş, açıkça haktan uzaklaşmış ve sürekli bir deliliğe yakalanmış oluruz.” Halbuki üstünlük Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Hidayet nurunu, razı olduğu kimsenin üzerine saçar.

25) “Bize değil de, bir tek ona mı vahiy ve nübüvvet geldi. Oysa içimizde ondan daha zeki, daha zengin ve durumu daha iyi olan var. Aksine o, rasullük iddiasında yalancı, bu konuda sınırı aşan, bize karşı üstünlük taslayan kibirli ve şımarığın tekidir.”

26) Kimin çok yalancı ve şımarık olduğunu ahirette anlayacaklardır. Salih mi, yoksa yalanlayan suçlu kavmi mi?..

27) Ey Salih! Biz, onları denemek için, dişi deveyi çıkarıcıyız, ne yapacaklarını ve onlara ne yapılacağını gözetle, eziyetlerine sabret.

 

SAYFA  529

O

O

 

وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ الْمَاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ (28) فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَى فَعَقَرَ (29) فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ (30) إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشِيمِ الْمُحْتَظِرِ (31) وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ (32) كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ (33) إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّا آلَ لُوطٍ نَجَّيْنَاهُمْ بِسَحَرٍ (34) نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَا كَذَلِكَ نَجْزِي مَنْ شَكَرَ (35) وَلَقَدْ أَنذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ (36) وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِهِ فَطَمَسْنَا أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ (37) وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّ (38) فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ (39) وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ (40) وَلَقَدْ جَاءَ آلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُ (41) كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَاهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُقْتَدِرٍ (42) أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِنْ أُوْلَئِكُمْ أَمْ لَكُمْ بَرَاءَةٌ فِي الزُّبُرِ (43) أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُنْتَصِرٌ (44) سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ (45) بَلْ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ (46) إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ (47) يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ (48) إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ (49)

 

28) Ve onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini ha-ber ver. Her biri su içme sırasında hazır olsun.

29) Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kesip hayva-nı ayağından biçip yere devirdi.

30) Şu halde benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış?

31) Çünkü biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böyle-ce onlar ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler.

32) Andolsun biz Kur’an’ı zikir için kolaylaştırdık. O halde var mı ibret alıp düşünen?

33) Lut kavmi de uyarıları yalanladı.

34) Biz, üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Lut’un ailesi müstesna; onları seher vaktinde kurtardık.

35) Tarafımızdan bir nimet olmak üzere. İşte biz, şükredenleri böyle mükafatlandırırız.

36) Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşku ile karşılamışlardı.

37) Andolsun onlar misafirlerine dahi kötülük yapmak istedi-ler de gözlerini silme kör ettik. “Şimdi azabımı ve uyarılarımı tadın!”

38) Andolsun yerini bulmuş ve geri çevrilemez bir azab, sa-bahleyin erkenden onları bastırdı.

39) Şimdi azabımı ve uyarmamı tadın!

40) Andolsun biz Kur’an’ı zikir için kolaylaştırdık. O halde var mı ibret alıp düşünen?

41) Andolsun Firavun ailesine de uyarıp-korkutanlar gelmişti.

42) Ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları üstün, güçlü ve kudretli olanın yakalayışıyla yakalayıverdik.

43) Sizin kafirleriniz bunlardan daha mı hayırlıdır? Yoksa ki-taplarda sizin için bir beraat mı var?

44) Yoksa onlar: “Biz birbirine yardım eden bir topluluğuz.” mu diyorlar?

45) Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönerek kaça-caklardır.

46) Asıl onlara vadedilen saattir. O saat daha büyük bir bela ve daha acıdır.

47) Şüphesiz suçlular sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.

48) Azabın içinde yüzükoyun sürünecekleri gün cehennemin dokunmasını tadın!

49) Hiç şüphesiz biz her şeyi bir kader ile yarattık.

 

 

O

 

O

28) Vadilerinden akan suyun, Semud kavmi ile deve arasında taksim edildiğini onlara bildir. Su sırası gelen, gelip payını alırdı. Devenin günü olduğunda, içme nöbetine deve gelir, onların günü olduğunda da, su alma nöbetine onlar gelirdi.

29) Kavmin en azılısı Kudar b. Salif’e, deveyi öldürmesini söylediler. O, bu büyük olaya aldırış etmeden kılıcını çekip deveyi öldürdü.

30) Onları uyarmam ve azabım nasıl oldu. Çok korkunç olmadı mı?

31) Onları Cibril’in seslendiği tek bir sesle yok ettik. Çürüyüp parçalanarak ufalanan ağaç kurusu gibi dağınık çöp haline geldiler.

32) Allah’a yemin olsun ki, biz, ezberlenmesi, düşünülmesi ve öğüt alınması için Kur’an’ı kolaylaştırdık. Çünkü o, çeşitli öğütler ve ibretleri kapsamaktadır. Fakat onun öğütlerinden öğüt alan mı var?! Kıssa ve yasaklamalarından ibret alan mı var?!

33) Lut kavmi olan Sodom ve Gomore halkı, İbrahim’in yeğeni rasulleri Lut’un kendilerine yönelttiği uyarıları ve korkutmaları yalanladı.

34) Biz de onların üzerine taş attık. Emrimizle gökten taş yağmuruna tutuldular. Ancak Lut ve ona uyan iki kızı ve iman eden bir kaç kişi, bu azabın dışında kalmıştır. Onları, sabah olmadan az önce, seher vaktinde o beldeden çıkarmak suretiyle helakten kurtardık.

35) Mü’minleri, bir lütuf olarak azaptan kurtardık. İman ve itaat ederek nimetimize şükreden kimseyi mutlaka mükafatlandırırız.

36) Kuşkusuz Lut, çetin azabımıza ve intikamımıza karşı onları uyarmıştı. Fakat kuşkulanıp uyarı ve tehditi yalanladılar.

37) Misafirlerine, livata yoluyla kötülük yapmak için, Lut’tan onları kendilerine teslim etmesini istediler. Bunun üzerine biz, gözlerini kör ettik. Neticede gözlerini kaybedip görmez oldular. “Lut’un sizi uyardığı azabımı tadın!” dedik.

38) Sabah vakti onlara, devamlı ve ahiret azabına bitişik bir azap geldi. Cibril, şehirlerini kökünden söküp göğe yükseltti sonra da onlarla birlikte alt üst etti ve üzerlerine gökten pişirilmiş taş yağdırdı. Böylece dünya azabı ile kabir ve ahiret azabı birleşmiş oldu.

39) Ey kâfirler! Elem verici azabımı ve rasullerimin diliyle yaptığım uyarımı görün.

40) Allah’a yemin olsun ki, biz, ezberlenmesi, düşünülmesi ve öğüt alınması için Kur’an’ı kolaylaştırdık. Çünkü o, çeşitli öğütler ve ibretleri kapsamaktadır. Fakat onun öğütlerinden öğüt alan mı var?! Kıssa ve yasaklamalarından ibret alan mı var?! Her kıssada bu ayetin tekrar edilmesinin hikmeti, geçmiş milletlerle ilgili haberleri düşünmeye ve öğüt almaya dikkat çekmektir. Ayrıca bir rasulü inkar etmenin, azabın inmesini gerektirdiğine işaret etmektir.

41) Andolsun ki, Firavun ve kavmine de, Musa ve Harun aracılığıyla tekrar tekrar uyarılar yapılmış fakat ibret almamışlardır.

42) Bütün mucizeleri, yani Musa’ya verilen dokuz mucizeyi yalanladılar. Denizde boğarak onlardan intikam aldık. İntikamını almaya gücü yeten, onları yok edebilen ve kendisini hiçbir şeyin acze düşüremediği bir ilahın yakalayışı gibi yakalayıp azap ettik.

43) Ey Arap topluluğu! Sizin kafirleriniz, kendilerine azap indirdiğim O Nuh, Ad, Semud, Lut ve Firavun kavmi kafirlerinden daha mı üstün ki, onlara azap etmeyeyim?! Ey Kureyş kafirleri! Yoksa sizin azaptan kurtulduğunuza dair, nebi ve rasullere inen semavi kitaplarda bir beraatınız mı var?

44) Yoksa onlar, “Biz kalabalık bir topluluğuz, çokluğumuza ve kuvvetimize güveniyoruz, Muhammede’e galip geliriz” mi diyorlar?

45) Bütün müşrikler hezimete uğrayacak ve mağlup olarak dönüp kaçacaklardır. (Bu gaybi bilgi Bedir savaşında gerçekleşmiştir.)

46) Bu, onlara yapılacak azabın tamamı değildir. Aksine, onlara asıl azap etme zamanı kıyamettir. Kıyamet, öldürülmek ve esir edilmekten daha büyük ve acı bir musibettir.

47) Kuşkusuz kafirler, dünyada şaşkınlık, hayret ve bocalama, ahirette ise alevli yanan ateş içindedirler.

48) Cezalandırmak için, onlar o gün yüz üstü Cehenneme çekilirler. Onlara: “Ey yalanlayanlar! Tadın Cehennem azabını!” denilir. 

49) Biz her şeyi, ezelde Levh-i Mahfuz’da yazılmış ve takdir edilmiş olarak yarattık. Her şey bizim yazdığımız şekilde gerçekleşir.

 

SAYFA  530

O

O

 

وَمَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ (50) وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ (51) وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ (52) وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُسْتَطَرٌ (53) إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ (54) فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَلِيكٍ مُقْتَدِرٍ (55)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

الرَّحْمَانُ (1) عَلَّمَ الْقُرْآنَ (2) خَلَقَ الْإِنسَانَ (3) عَلَّمَهُ الْبَيَانَ (4) الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ (5) وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ (6) وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ (7) أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ (8) وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ (9) وَالْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ (10) فِيهَا فَاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْأَكْمَامِ (11) وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ (12) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (13) خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ (14) وَخَلَقَ الْجَانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ (15) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (16)

 

50) Bizim emrimiz, bir göz kırpması gibi yalnızca bir keredir.

51) Andolsun biz, benzerlerinizi helak ettik. O halde var mı bir düşünen?

52) İşledikleri herşey de defterlerdedir.

53) Küçük büyük herşey satır satırdır.

54) Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehirdedirler.

55) Sıdk meclisinde, gayet muktedir bir melikin yanın-dadırlar.

 

55- er-RAHMAN SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 78 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Rahman,

2) Kur’an’ı öğretti.

3) İnsanı yarattı.

4) Ona beyanı öğretti.

5) Güneş ve ay bir hesap iledir.

6) Gövdesiz bitkiler de ağaçlar da secde ederler.

7) Göğe gelince, onu da yükseltti ve mizanı koydu.

8) Sakın tartıda haksızlık ve taşkınlık etmeyin

9) Tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve tartıyı eksik yap-mayın.

10) Yere gelince, onu da oranın yarattıkları için alçalttı.

11) Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları var-dır.

12) Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler de vardır.

13) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabi-lirsiniz?

14) İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı.

15) Cinleri de dumansız ateşten yarattı.

16) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabi-lirsiniz?

 

 

O

 

O

50) Yaratma ve vücuda getirme hususunda biz bir şeye sadece bir kez emrederiz. İkinciyle te’kide ihtiyacımız yoktur. O şey, göz açıp kapayacak kadar kısa sürede, ertelenmeden hemen meydana geliverir.

51) Andolsun ki biz, geçmiş milletlerden inkar ve sapıklıkta size benzeyenleri yok etmiştik. Hatırlayıp öğüt alan hani?!

52) Yalanlayan milletlerin, hayır-şer tüm yaptıkları üzerlerine yazılmış ve koruyucu meleklerin ellerindeki defterlere kaydedilmiştir.

53) Büyük küçük her amel, satır satır Levh-i Mahfuz’da yazılmış ve tesbit edilmiştir.

54) Takva sahipleri Cennetlerde, su, şarap, bal ve süt nehirleri içindedir.

55) Onlar, boş konuşmanın yapılmadığı ve günahın işlenmediği, beğenilen bir mevkide ve güzel bir makamdadırlar. Mülkünde ve saltanatında güçlü, hiçbir şeyin kendisini acze düşüremiyeceği yüce bir Rabbin, yani Alemlerin Rabbi Allah’ın katındadır.

RAHMAN SURESİ

1) Merhameti tüm kainatı kuşatmış Rahman olan Allah,

2) Kur’an’ı öğretti. Ezberlemek ve anlamak için onu herkese kolaylaştırdı. (Allah’ın kullarına verdiği en üstün ve en yüce nimet Kur’an’dır. Çünkü Kur’an, Allah’ın rasullerine gönderdiği vahyin en büyüğü, semavi kitapların en üstünü, veli ve temiz kulları katında makamca en üstünü, en çok zikredileni ve din konularında en güzel etkili olanıdır. Kur’an’ın hükmü kıyamete kadar geçerlidir.)

3) Rahman olan Allah, Adem’i ve soyundan işiten, gören ve konuşan insan cinsini yarattı.

4) Meramını, isteğini, düşüncesini açıklama ve bu sayede diğer canlılardan ayrılma imkanını sağlayan konuşma kabiliyetini Adem’e ve soyuna ilham etti. Bu yüzden insana düşen kendisine bu kadar nimetleri veren Allah’a ibadet etmek, O’na hiçbir şeyi şirk koşmamaktır.

5) Güneş ve ay, burçlarında değişmeyen, kanunlaşmış belli bir hesaba göre, yörüngelerinde birbirlerinin ardından akıp giderler. Böylece siz bunu hesap ederek ibadetlerinizi ve borçlarınızın ödenmesini ayarlarsınız.

6) Yıldızlar burçlarda hareket ederek, bitkiler ve ağaçlar da meyve çıkarmak suretiyle Rahman olan Allah’a gönülden itaat ederler.

7) Göğü yüksek, binasını sağlam, kadri ve şanını yüce yarattı. İnsanın, hakkını tam olarak alması için, alıp vermede teraziyi emretti ki,

8) Tartıda eksiltme yapmayasınız. Allah, kainattaki tüm varlıklar arasındaki umumi muvazene kanununu koymuştur.

9) Tartıyı adalet ve eşitlikle dosdoğru yapın. Tartıda eksiklik ve noksanlık yapmayın.

10) Yeryüzünü de insanlar için yaydı ki, orada yerleşip mahlukattan faydalansınlar. Yeryüzüne yüksek dağlar yerleştirdi ki, üzerinde bulunan mahlukatla karar kılsın. Bunlar, yeryüzünün dört bir tarafında bulunan türleri, şekilleri ve renkleri farklı mahlukattır.

11) Orada, rengi, tadı ve kokusu farklı meyve türleri ve salkım tomurcuklu hurma ağaçları vardır.

12) Yeryüzünde buğday, arpa ve gıda alınan diğer hububat türleri vardır. Bu hububatın, hayvanlara gıda olan samanı da vardır. Ayrıca orada gül, zambak, yasemin ve benzeri güzel kokulu ve koklanan her türlü bitkiler vardır.

13) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

14) Allah, babanız Adem’i ateşte pişmiş gibi kurumuş bir çamurdan yarattı. Allah, yeryüzünün değişik bölgelerinin toprağından biraz aldı. Onu su ile karıştırdı. Yapışkan bir çamur haline geldi. Sonra kokmuş siyah çamur haline geldi. Daha sonra ona şekil verdi. Sonunda da onu kuruttu ve ateşte pişmiş gibi son derece sertleşip vurulduğunda ses çıkaracak hale geldi. Burada, son aşama anlatılmaktadır.

15) Cinlerin atasını da, kırmızı, lacivert ve sarı renklerin karışımı olan dumansız saf alevden yarattı.

16) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? Bu fasılalardaki tekrar, pekiştirme, uyarma ve teşvik içindir. Her bir nimet zikredildikçe tekrarlanmıştır. Ayetteki soru azarlamak ve kınamak içindir.

 

SAYFA 531

O

O

 

رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ (17) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (18) مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ (19) بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِ (20) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (21) يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجَانُ (22) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (23) وَلَهُ الْجَوَارِي الْمُنشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ (24) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (25) كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ (26) وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ (27) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (28) يَسْأَلُهُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ (29) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (30) سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا الثَّقَلَانِ (31) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (32) يَامَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنْ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانفُذُوا لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ (33) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (34) يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنتَصِرَانِ (35) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (36) فَإِذَا انشَقَّتْ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ (37) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (38) فَيَوْمَئِذٍ لَا يُسْأَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنسٌ وَلَا جَانٌّ (39) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (40)

 

17) O, hem iki doğunun Rabbi’dir, hem de iki batının Rabbi’-dir.

18) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

19) İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıverdi.

20) İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geç-mez ler.

21) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

22) İkisinden de inci ve mercan çıkar.

23) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

24) Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler O’nundur.

25) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

26) Üzerindeki her şey yok olucudur.

27) Celal ve ikram sahibi Rabbinin vechi ise baki kalacaktır.

28) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

29) Göklerde ve yerde ne varsa O’ndan ister. O, her gün bir iş-tedir.

30) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

31) Ey ağır yükler altında bulunan iki fırka, yakında sizin he-sabınıza bakacağız.

32) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

33) Ey cinn ve insan toplulukları, eğer göklerle yerin kenarla-rından kaçmaya gücünüz yetiyorsa kaçın. Ama buna dair güç ve imkanınız olmadıkça kaçamazsınız ki...

34) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

35) İkinizin de üzerine ateşten yalın bir alev ve kıpkızıl bir duman salıverilir; size yardım da olunmaz.

36) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

37) Artık gök yarılıp yağ tortusunu andıran kırmızı bir gül gibi olduğu zaman...

38) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

39) İşte o gün, ne insana, ne cinne günahından sorulmaz.

40) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

 

 

O

 

O

17) Yüce Allah, ay ve güneşin doğduğu ve battığı yerlerin, kış ve yaz mevsimlerinin doğuları ile batılarının yaratıcısı ve sahibidir.

18) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

19) Yanyana bulunan tatlı ve tuzlu iki denizi serbest bıraktı. Bunlar birbirleriyle karşılaştıkları halde birbirlerine karışmazlar. Ayrıca tuzlu olan deniz suyu tatlı olan nehir sularıyla birleşmediği için insanlar tatlı sudan istifade ederler.

20) İkisi arasında, Allah’ın kudretinden bir engel vardır. Karışarak biri diğerine taşkınlık etmez.

21) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

22) Sizin için topraktan hububat, yaprak ve güzel kokulu bitkiler, sudan da inci, elmas, yakut ve mercan gibi türlü süs eşyaları çıkarır.

23) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

24) Denizde yüzen dağlar gibi büyük ve yüksek gemiler onundur. Su, latif ve akıcı bir madde olduğu halde erzak, ticaret ve kazanç mallarıyla yüklü o büyük gemileri, üzerinde, bir taraftan diğer tarafa, bir bölgeden diğer bölgeye taşır.

25) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

26) Yeryüzünde insan ve diğer canlılardan ne varsa, hepsi ölüp yok olacaktır. Ölüm, fani yurttan, sevap ve ceza yurduna göç sebebidir.

27) Bir ve tek olan azametli, büyük, ihsan ve ikram sahibi olan Allah’ın yüzü, zatı baki kalır.  

28) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

29) Göklerde ve yerde ne varsa, ona muhtaçtır. Dil ile veya lisan-ı hal ile, ondan yardım ve rızık isterler. Her an Yüce Allah, mahlukatın işlerinden bir iştedir. Bu işler, Yüce Allah’ın yeniden yarattığı değil, mahlukat için ortaya çıkardığı işlerdir. Çünkü kalem, kıyamete kadar olacakları yazıp kurumuştur. Yüce Allah dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltır. Hasataya şifa verir, sıhhatliyi hasta eder.

30) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

31) Ey insan ve cin topluluğu! Kıyamet gününde amellerinizden dolayı sizi hesaba çekeceğiz. O gün sadece bununla meşgul olacağız. 

32) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

33) Mahşer günü melekler mahlukatı her taraftan yedi sıra halinde kuşatacaktır. Allah’ın emir ve iradesi olmadan kimse kımıldayamayacaktır. İşte o zaman Allah şöyle der: “Ey insan ve cin topluluğu! Allah’tan ve hükmünden kaçarak, göklerin ve yerin etrafından çıkabilirseniz çıkın ve kendinizi Allah’ın azabından kurtarın. Bir güç ve kuvvet olmadan oradan çıkamazsınız. Bunu yapmak sizin için nerede!?” İnsan füzeler ve yeni icat edilen şeyler vasıtasıyla uzaya, ay ve diğer yıldızlara çıkabilir. Çünkü bunlar dünya göğünün altındadır. Fakat göğe yükselemez. Çünkü Allah onu korunmuş bir tavan kılmıştır.

34) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

35) Kıyamet günü kaçıp gitmek isteseniz zebaniler tarafından üzerinize kızgın ateş alevi, erimiş sarı bakır ve alevsiz duman gönderilir. Başınızın üstünden dökülür. Mutlaka geriye dönmek zorunda kalırsınız. Kendinize bir yardımcı da bulamazsınız.

36) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

37) Meleklerin inip mahlukatı her taraftan kuşatması için gök yarıldığı ve ateşin sıcağından kıpkırmızı bir gül ve bir deri gibi olduğunda...

38) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

39) O korkunç günde, insan ve cinlerin günahkarlarından hiçbirine günahı sorulmaz. Çünkü günahkarın, yüz siyahlığı, gözlerinin ağarıp körleşmesi gibi suçlu olduğunu gösteren alametleri vardır. Onlar hesaplaşma sırasında sorgulanırlar.

40) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz?

 

SAYFA 532

O

O

 

يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمَاهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ (41) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (42) هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ (43) يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ (44) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (45) وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ (46) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (47) ذَوَاتَى أَفْنَانٍ (48) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (49) فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ (50) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (51) فِيهِمَا مِنْ كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِ (52) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (53) مُتَّكِئِينَ عَلَى فُرُشٍ بَطَائِنُهَا مِنْ إِسْتَبْرَقٍ وَجَنَى الْجَنَّتَيْنِ دَانٍ (54) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (55) فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ (56) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (57) كَأَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُ (58) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (59) هَلْ جَزَاءُ الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ (60) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (61) وَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّتَانِ (62) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (63) مُدْهَامَّتَانِ (64) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (65) فِيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ (66) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (67)

 

41) Suçlu-günahkarlar, simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.

42) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

43) İşte bu, suçlu-günahkarların kendisini yalanladıkları ce-hennemdir.

44) Onlar, kendisiyle alabildiğine kaynar hale getirilmiş su arasında dönüp-dolaşırlar.

45) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

46) Rabbinin makamından korkan kimse için ise iki cennet vardır.

47) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

48) Çeşit çeşit inceliklere ve güzelliklere sahiptirler.

49) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

50) İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır.

51) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

52) İkisinde de her meyveden iki çift vardır.

53) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

54) Astarları, ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde yaslanır-lar. Her iki cennetin de meyve-devşirmesi yakındır.

55) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

56) O ikisinde de bunlardan evvel ne bir insanın ne de bir cin-nin asla dokunmadığı gözlerini yalnız eşlerine dikmişler var-dır.

57) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

58) Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.

59) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

60) İyiliğin karşılığı iyilikten başkası olabilir mi?

61) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

62) O ikisinden başka, iki cennet daha vardır.

63) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

64) İkisi de alabildiğine yemyeşildirler.

65) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

66) İkisinde de suları durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar var-dır.

67) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

 

 

O

 

O

41) Kıyamet günü suçlular, üzerlerinde görünen alametlerle tanınırlar. Bu alametler onları saran üzüntü ve kederdir. Melekler onları alınlarından yani perçemlerinden ve ayaklarından yakalayıp odun kırar gibi kırdıktan sonra Cehenneme atarlar.

42) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

43) Azarlamak ve kınamak için onlara, “Bu, size haber verilip de yalanladığınız Cehennemdir. İşte o hazırdır. Girin oraya!” denilir.

44) Suçlular, Cehennem ateşi ile, son derece sıcak su arasında şaşkın dolaşırlar. Bir defa sıcak suya, bir defa da Cehenneme doğru giderler.

45) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

46) Hesap vermek için Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kula iki Cennet vardır. Biri oturması, biri de eşleri ve hizmetçileri için. İtaat ettiği için bir Cennet, isyanı terkettiği için de bir Cennet vardır. Cennetin ağaçları ve köşkleri birbirine bitişik ve geniş çöller gibi aralarında birini diğerinden ayıran bir boşluk olmadığı için bir tek Cennet gibidir. Genişliği, ağaçlarının çeşitliliği ve köşklerinin çokluğu sebebiyle de birçok Cennet gibidir. Ruhun ve bedenin zevk alacağı şeyleri kapsadığı için de, sanki iki Cennettir.

47) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

48) O Cennetlerde çeşitli dallara sahip ağaçlar, bitkiler ve türlü güzel, tatlı, hoş meyveler vardır.

49) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

50) Bu iki Cennetten her birinde, içimi kolay tatlı su akıtan bir çeşme vardır.

51) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

52) İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır. Bunlardan biri bilinen; diğeri ise mü’minlerin dünyada iken bilmedikleri bir meyvedir.

53) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

54) Takva sahipleri ebedilik cennetlerinde, örtüleri altında süslü kalın ipekten yapılmış kalın yatak ve döşemelere yaslanırlar. Bu iki Cennetin meyveleri yere yakındır. Oturan, ayakta olan ve yatan kimse onu yorulmadan, zahmet çekmeden rahatlıkla alabilir.

55) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

56) O Cennetlerde, iffetlerinden gözlerini yalnız eşlerine çeviren, başka kimseye bakmayan, kocalarından evvel onlarla, ne insanlardan ne cinlerden hiç kimse cinsi münasebette bulunmamış ve onlara dokunmamış dilberler, huriler vardır.

57) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

58) O eşler sanki, yakut saflığında ve mercan kırmızılığındadır. Topuklarının iliği elbiselerinin altından görülür.

59) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

60) Dünyada güzel iş yapanın mükafatı, ahirette kendisine güzel muamele edilmekten başka bir şey değildir.

61) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

62) Fazilet ve değerde bu iki Cennetten aşağı derecede, başka iki Cennet daha vardır. İlk iki Cennet Sabikun adı verilen takvada önde olanlar içindir. Diğer ikisi ise amel defteri sağından verilen mü’minler içindir. Sabikun’ların makamı daha yücedir.

63) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

64) Bu iki Cennet yemyeşildir.

65) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

66) O iki Cennette, cennet ehlinin evlerine, bol yağmur gibi kesilmeksizin misk, amber, kafur ve su fışkırtan iki kaynak vardır.

67) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

 

SAYFA 533

O

O

 

فِيهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌ (68) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (69) فِيهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌ (70) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (71) حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِ (72) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (73) لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ (74) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (75) مُتَّكِئِينَ عَلَى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍ (76) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (77) تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ (78)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا وَقَعَتْ الْوَاقِعَةُ (1) لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ (2) خَافِضَةٌ رَافِعَةٌ (3) إِذَا رُجَّتْ الْأَرْضُ رَجًّا (4) وَبُسَّتْ الْجِبَالُ بَسًّا (5) فَكَانَتْ هَبَاءً مُنْبَثًّا (6) وَكُنتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً (7) فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ (8) وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ (9) وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ (10) أُوْلَئِكَ الْمُقَرَّبُونَ (11) فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ (12) ثُلَّةٌ مِنْ الْأَوَّلِينَ (13) وَقَلِيلٌ مِنْ الْآخِرِينَ (14) عَلَى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍ (15) مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ (16)

 

68) İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır.

69) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

70) İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlüler vardır.

71) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

72) Çadırlar içinde örtülerle gizlenmiş huriler vardır.

73) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

74) Bunlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cinn.

75) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

76) Yeşil yastıklara ve güzel döşemelere yaslanırlar.

77) Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

78) Celal ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!

 

56- el-VAKIA SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 96 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Vakıa vuku bulduğu zaman,

2) Onun vukuunu yalanlayacak yoktur.

3) O, alçaltıcıdır, yükselticidir.

4) Yeryüzü, şiddetli bir şekilde sarsıldığı zaman;

5) Ve dağlar parça parça ufalandığı zaman,

6) Derken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu zaman,

7) Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman;

8) Ashabu’l-Meymene, nedir Ashabu’l-Meymene?

9) Ashabu’l-Meş’eme, nedir Ashabu’l-Meş’eme?

10) Es-Sabikun ise öne geçmiş öncülerdir.

11) İşte onlar yakınlaştırılmış olanlardır.

12) Naim cennetleri içindedirler.

13) Bir çoğu öncekilerdendir.

14) Birazı da sonrakilerdendir.

15) İşlenmiş tahtlar üzerindedirler.

16) Onların üzerine karşılıklı olarak yaslanmışlardır.

 

 

O

 

O

68) Bu Cennetlerde, her türlü meyve ve her türlü hurma ve nar vardır.

69) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

70) O Cennetlerde, ahlakı güzel, yüzleri parlak saliha kadınlar vardır.

71) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

72) Onlar örtülü güzel hurilerdir. Şeref ve itibarlarından dolayı inciden yapılmış çadırlar içerisinde örtüler içinde kalıp dışarı çıkmazlar.

73) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz?

74) Eşlerinden önce onlarla, ne insanlardan ne de cinlerden hiçkimse cinsi münasebette bulunmamış ve onlara dokunmamıştır.

75) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

76) Cennet yastıklarından, yeşil yastıklara yaslanırlar. Çeşitli şekillerle ve zinetlerle süslenmiş kalın döşemelere yaslanırlar.

77) Ey insan ve cin toplulukları! Allah’ın size verdiği sayılamayacak kadar çok nimetlerden hangisini yalanlıyorsunuz? 

78) Azamet, ululuk, lütuf ve ihsan sahibi Yüce Allah’ın zatı, noksan sıfatlardan uzak ve münezzehtir. O’nun hayrı ve bereketi boldur.

VAKIA SURESİ

1) Kesin bir gerçek olup mutlaka kopacak olan kıyamet koptuğunda, hayal edilemiyecek kadar korkunç şeyler olacaktır.

2) O olay meydana geldiğinde, onun meydana gelişini yalanlayan bugünkü yalanlayıcılar gibi, tek bir yalancı bulunmaz. O gün herkes azabı açık açık göreceği için ona inanır.

3) Bu olay Allah’ın düşmanlarını dünyada izzetli de olsa Cehennemde alçaltır, dostlarını da dünyada zelil de olsa Cennette yükseltir.

4) Yer şiddetli bir şekilde sarsılıp çocuğun beşikte sallanması gibi sarsılıp sallandığı ve üzerinde bulunan bütün binalar, dağlar, kaleler yıkılıp yeryüzünün dümdüz hale geldiği zaman...

5) Dağlar daha önce yüksek iken, dağıtılarak savrulmuş un haline geldiği zaman...

6) Dağlar paramparça olup havada uçuşan dağınık toz haline geldiği zaman...

7) Ey insanlar! Siz, amel defteri sağından verilenler, amel defteri solundan verilenler ve önde olanlar olmak üzere üç gruba ayrılacaksınız.

8) Onlardan biri Ashab-ı Meymene’dir. Ey Muhammed! Ashab-ı Meymene’nin ne olduğunu sana ne bildirdi? Bunların kimler olduğunu, sıfatlarını ve gerçek durumunu ancak Allah bilir. Bunlar amel defteri sağ tarafından verilen Cennet ehli salih mü’minlerdir.

9) Diğeri Ashab-ı Meş’eme’dir. Ey Muhammed! Ashab-ı Meş’eme’nin ne olduğunu sana ne bildirdi? Bunların kimler olduğunu, sıfatlarını ve gerçek durumunu ancak Allah bilir. Bunlar amel defteri sol tarafından verilen Cehennem ehli kafir, müşrik, mürted ve münafıklardır.

10) Üçüncüsü Sabikun’dur. İyilikte ve hayırda önde olanlardır. Onlar nimetlere ve Cennetlere girmekte de önde gidenler olacaktır.

11) İşte onlar mukarrebundurlar. Allah’a yaklaştırılmış, onun civarında, Arş’ının gölgesinde ve ikram yurdunda olanlardır.

12) Onlar, ebedilik Cennetlerinde olup, orada nimet içinde yaşıyacaklardır.

13) Allah’a yaklaştırılmış olan Sabikun, geçmiş ümmetlerden büyük bir topluluktur.

14) Bu ümmetten de az bir topluluktur. Yani Muhammed ümmeti en hayırlı ve en çok olmasına rağmen geçmiş ümmetlerin genel olarak toplamından az olacaktır. Çünkü Muhammed’den önce bir çok nebi ve rasul gelip geçmiştir.

15) Özenle işlenmiş, altın tellerle örülmüş, inci ve yakutla parlatılmış tahtlarda, divanlarda otururlar.

16) Onlar, karşı karşıya, refah ve nimet içinde yaşayan kimselerin durumu gibi o divanlara yaslanarak otururlar. Hiç biri diğerinin arkasında olmaz. Bu durum daha neşe verici ve oturma edebine daha uygundur.

 

SAYFA 534

O

O

 

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ (17) بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ (18) لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ (19) وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَ (20) وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ (21) وَحُورٌ عِينٌ (22) كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ (23) جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (24) لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا (25) إِلَّا قِيلًا سَلَامًا سَلَامًا (26) وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ (27) فِي سِدْرٍ مَخْضُودٍ (28) وَطَلْحٍ مَنْضُودٍ (29) وَظِلٍّ مَمْدُودٍ (30) وَمَاءٍ مَسْكُوبٍ (31) وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ (32) لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ (33) وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ (34) إِنَّا أَنشَأْنَاهُنَّ إِنشَاءً (35) فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا (36) عُرُبًا أَتْرَابًا (37) لِأَصْحَابِ الْيَمِينِ (38) ثُلَّةٌ مِنْ الْأَوَّلِينَ (39) وَثُلَّةٌ مِنْ الْآخِرِينَ (40) وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ (41) فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ (42) وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ (43) لَا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ (44) إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُتْرَفِينَ (45) وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنثِ الْعَظِيمِ (46) وَكَانُوا يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ (47) أَوْ آبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ (48) قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ (49) لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ (50)

 

17) Çevrelerinde ebedi kılınmış gençler dönüp-dolaşır.

18) Kaynağından testiler, ibrikler ve kadehler,

19) Ondan başları da ağrımaz ve akılları da giderilmez.

20) Arzulayıp-seçecekleri meyveler,

21) Ve canlarının çektiği kuş eti.

22) Ve iri gözlü huriler,

23) Sarmalanıp-gizlenmiş inciler misali.

24) Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere.

25) Orada ne batıl ne de günahı gerektiren bir söz işitirler.

26) “Selam selam” diye bir sözden başka.

27) Ashabu’l-Yemin, nedir Ashabu’l-Yemin.

28) Dikensiz Arabistan kirazı altında,

29) Meyveleri birbirine girmiş muz ağaçları altında,

30) Yayılıp-uzanmış gölgelerde,

31) Ve sürekli akan su yanında,

32) Ve birçok meyveler arasında,

33) Ardı arkası kesilmeyen ve asla men olunmayan,

34) Yükseklere-kurulmuş döşeklerdedirler.

35) Gerçek şu ki, biz onları yeni bir inşa ile inşa edip-yarattık.

36) Onları hep bakireler olarak kıldık.

37) Eşlerine düşkün, hep bir yaşta;

38) Ashabu’l-Yemin için.

39) Bir çoğu öncekilerdendir.

40) Bir çoğu da sonrakilerdendir.

41) Ashabu’l-Şimal, nedir Ashabu’l-Şimal?

42) Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar bir su içerisindedirler

43) Ve kapkara bir dumandan gölgededirler.

44) O, serin de değildir, ferahlatıcı da değildir.

45) Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış kimse-lerdi.

46) O büyük günah üzerinde de ısrar ederlerdi.

47) Ve: “Biz ölüp toprak ve kemik olduktan sonra mı tekrar diriltileceğiz?” derlerdi.

48) “Önceden gelip-geçmiş atalarımız da mı?”

49) De ki: “Şüphesiz öncekiler de sonrakiler de.”

50) “Bilinen bir günün belli bir vaktinde elbette toplanacak-lardır.”

 

 

O

 

O

17) Hizmet için çevrelerinde, çocuk tazeliğinde genç delikanlılar dolaşır. Bunlar ne ölür ne de ihtiyarlarlar. Hep aynı yaştadırlar.

18) Kulpsuz, yuvarlak, büyük kadehler, kulplu, parlak, şeffaf, ibrik ve sürahilerle pınarlardan sürekli akan şarap dolu kaselerle dolaşırlar.

19) O lezzetli şarabı içmekten ne başları ağrır, ne de sarhoş olurlar. O şarabı içtiklerinden dolayı kusma ve su dökme de olmaz.

20) Cennet ehli için orada çok meyve vardır. Çokluklarından ve türlü türlü olmalarından dolayı, onlardan canlarının istediğini seçerler.

21) Canlarının çektiği ve sevdikleri şeylerden kuş eti de vardır. Yani onlar kuş eti yemeği düşünürler, hemen kızartılmış bir kuş eti gelir.

22) Bu nimetlerin yanında onlar için son derece güzel, geniş gözlü, ak tenli eşler vardır.

23) O eşler saflık ve berraklıkta kutuları veya sedefleri içerisinde bulunan el değmemiş inciler gibidir.

24) Bütün bunları onlara, dünyadaki imanlarına ve iyi amellerine karşılık olsun diye verdik.

25) Cennette kulaklarına çirkin, adi, edepsiz, batıl ve yalan söz gelmez. İşittikleri sözlerden onlara bir günah da gelmez. 

26) Ancak birbirlerine söyledikleri, “selam, selam” sözünü işitirler. Bu sözlerle birbirlerine selam verir ve selamı aralarında yayarlar.

27) Ey Muhammed! Ashab-ı Yemin, amel defteri sağ tarafından verilen Cennet ehli salih mü’minlerdir.

28) Onlar, cennette dikenleri kesilmiş kiraz ağaçlarının altında otururlar. İnsanın arzu ettiği her şey anında zahmet çekmeden olur.

29) Meyveleri ağacın altından üstüne kadar tıklım tıklım dizili muz ağaçları altındadırlar.

30) Onlar, devamlı ve upuzun olan, hiç yok olmayan, güneşin asla gideremediği sürekli bir gölgeler içerisindedirler.

31) Oluksuz, kanalsız, yataksız devamlı akan, kesilmeyen sular içindedirler. Bu alem insan aklının alamayacağı bir alemdir.

32) Türlü ve çok meyveler arasındadırlar. Ülkelerinde olduğu gibi az veya mevsimlik değildir. Orada hiçbir zorluk yoktur.

33) Dünya meyvelerinin sona erip bittiği gibi bitmez, koparıldığında mutlaka yerine bir başkası gelir. Onu almak isteyene engel olunmaz.

34) Yüksek, serilmiş ve yumuşak yataklardadırlar. Yatakların yüksekliği gök ile yer arası kadardır. İkisi arası mesafe, 500 yıllık yoldur.

35) Biz Cennet kadınlarını, yeni bir yaratılışla yarattık ve onları enteresan bir şekilde eşsiz olarak genç ve güzel bir şekilde yarattık.

36) Onları bakire kılacağız. Kocaları her geldiğinde, onları bakire bulurlar.

37) Eşlerine aşık, onları sever ve onlara düşkündürler. Eşleriyle aynı yaştadırlar, yani 33 yaşındadırlar. Birbirleriyle uyum içerisindedirler.

38) O bakire kadınları Ashab-ı Yemin için yani amel defteri sağ taraftan verilenler için yaratacağız ki, Cennette onlardan faydalansınlar.

39) Ashab-ı Yemin geçmiş ümmetlerden bir topluluktur.

40) Bir o kadar topluluk ta sonradan gelen Muhammed ümmetidir. Muhammed ümmetinin sağ ehli, sabikun’dan çoktur.

41) Ey Muhammed! Ashab-ı Şimal amel defteri sol tarafından verilen Cehennem ehli kafir, müşrik, mürted ve münafıklardır.

42) Vücudun deliklerine, hücrelerine, beyine işleyen, kavurucu, ateşten sıcak bir rüzgar ve çok sıcak, kaynar bir su içindedirler.

43) Simsiyah, kapkara dumandan bir gölge içerisindedirler.

44) Bu gölge o kadar soğuktur ki, insan sıcağın şiddetine karşı onda dinlenemez. Manzarası da güzel olmadığı için neşelenemez. 

45) Çünkü onlar, dünyada nimet içinde yüzüyor, istedikleri ve zevk aldıkları şeyleri yapıyorlardı. Allah’a itaat etmiyorlardı.

46) O büyük günaha, yani Allah’a ortak koşmaya devam ediyorlardı. Diğer büyük günahlarda da ısrar ediyorlardı.

47) Ahiret gününü inkar ederek: “Bedenimiz toprak ve çürümüş kemik yığını haline geldikten sonra diriltilecek miyiz?” diyorlardı.

48) “Önceki babalarımız da, bedenleri çürüyüp kemikleri dağıldıktan sonra, onlar da mı diriltilip hesaba çekilecek?”

49) Ey Muhammed! Onlara de ki: “Onlardan önceki ve sonraki bütün mahlukat...”

50) “Allah’ın belirlediği muayyen bir zamanda, hesap günü için toplanacaklardır. O gün ne önce gelir, ne de sonraya kalır.”

 

SAYFA  535

O

O

 

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ (51) لَآكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍ (52) فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ (53) فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنْ الْحَمِيمِ (54) فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ (55) هَذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ (56) نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ (57) أَفَرَأَيْتُمْ مَا تُمْنُونَ (58) أَأَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ (59) نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمْ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ (60) عَلَى أَنْ نُبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ (61) وَلَقَدْ عَلِمْتُمْ النَّشْأَةَ الْأُولَى فَلَوْلَا تَذكَّرُونَ (62) أَفَرَأَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ (63) أَأَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ (64) لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلَلْتُمْ تَتَفَكَّهُونَ (65) إِنَّا لَمُغْرَمُونَ (66) بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ (67) أَفَرَأَيْتُمْ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ (68) أَأَنْتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنْ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنزِلُونَ (69) لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ (70) أَفَرَأَيْتُمْ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ (71) أَأَنْتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنشِئُونَ (72) نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوِينَ (73) فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ (74) فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ (75) وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ (76)

 

51) Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar,

52) Siz elbette Zakkum ağacından yiyeceksiniz.

53) Ve o ağaçtan karınları dolduracaksınız.

54) Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz.

55) Üstelik içtikçe susayan hasta develerin içişi gibi içe-ceksiniz.

56) İşte bu, onların din gününde şölenleridir.

57) Sizi biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?

58) Şimdi dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?

59) Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı biz miyiz?

60) Sizin aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önü-müze geçilmiş değildir.

61) Benzerlerinizi getirip değiştirme ve sizi şimdi bileme-yeceğiniz bir şekilde inşa etme hususunda

62) Andolsun ilk inşaı-yaratmayı bildiniz. İbretle düşün-meniz gerekmez mi?

63) Şimdi ekmekte olduğunuzu gördünüz mü?

64) Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

65) Dileseydik onu gerçekten bir ot kırıntısı kılardık da, siz hayret ederdiniz!

66) “Doğrusu biz ağır bir borç altına girip-zorlandık.”

67) “Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık.”

68) Şimdi içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü?

69) Onu, siz mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz?

70) Dileseydik onu acı kılardık. Peki şükretmeniz gerek-mez mi?

71) Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?

72) Onun ağacını siz mi inşa ettiniz, yoksa inşa eden-yara-tan biz miyiz?

73) Biz onu hem öğüt ve hatırlatma, hem de ihtiyacı olan-lara fayda kıldık.

74) O halde Rabbini o büyük ismi ile tesbih et.

75) Hayır, yıldızların yer-mevkilerine yemin ederim,

76) Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir ye-mindir.

 

 

O

 

O

51) “Sonra siz, ey Mekke kafirleri! Ey hidayetten sapan, öldükten sonra dirilmeyi ve haşri inkar edenler!”

52) “Siz, mutlaka Cehennemin dibinde biten Zakkum ağacından yiyeceksiniz.”

53) “Acıktığınız için, o pis ve acı ağaçtan karınlarınızı dolduracaksınız.”

54) “Onun üzerine de son derece şiddetle kaynayan sıcak suyu içtikçe içeceksiniz.”

55) “Kendilerindeki bir hastalıktan dolayı suya kanamayan susamış develer gibi o sıcak suyu içeceksiniz.”

56) Bu, Kıyamet günü onlara verilecek bir ziyafet, şölen ve yapılacak bir ikramdır.

57) Ey insanlar! Sizi biz, yoktan yarattık. Hala öldükten sonra dirilmeye inanmıyacak mısınız?

58) Bildirin bana, cinsel ilişki esnasında eşlerinizin rahimlerine döktüğünüz menileri...

59) O meniyi, rahimlerde düzgün bir insan olarak siz mi yaratıyorsunuz, yoksa biz mi gücümüzle onu yaratıyor ve şekil veriyoruz?

60) Hakkınızdaki ölüm hükmünü biz verdik ve o hususta hepinizi eşit kıldık. Bu hususta yüksek tabaka ile alçak tabakada olan, hükümdar ile fakir birdir. Biz önüne geçilebilecek acizlerden değiliz. Hiç bir şey bizi aciz bırakamaz. Nerede olursanız olun ecel, vaktinde sizi bulur.

61) Sizi yok edip yerinize, Allah’a karşı sizden daha itaatlı bir topluluk getirelim diye böyle yaptık. Kıyamet gününde sizi, bilmeyeceğiniz ve akıllarınızın eremeyeceği bir yaratılışla tekrar yaratmaktan da aciz değiliz. Bizim herşeye gücümüz yeter.

62) Biliyorsunuz ki Allah sizi, daha önce anılan bir şey değilken, yoktan yarattı. Sizi bir nutfe, sonra embriyon, sonra bir et parçasından yarattı. Size göz, kulak ve kalp verdi. Allah’ın sizi ilk kez yaratabildiği gibi, tekrar yaratabileceğini düşünüp ibret alsanız ya!?

63) Toprağa attığınız tohumu bana söyleyin.

64) Onu siz mi geliştirip büyütüyorsunuz da onda başak ve taneler oluyor? Yoksa bunu yapan biz miyiz? Ekini bitiren ve hububatı çıkaranın Allah olduğunu kabul ediyorsanız, ölüleri yerden çıkaracağını nasıl inkar edersiniz?!

65) İstesek o ekini, ne yemekte ne de başka bir şeyde kendisinden yaralanılamıyacak bir şekilde çerçöp haline getiririz de siz, ekinin başına gelenlerden dolayı acı ve üzüntü içinde kalakalırsınız.

66) “Masraflarımızda borç altında kaldık. Çünkü ekinimiz yok oldu, ektiğimiz tohumda ziyan ettik.” dersiniz.

67) Hatta “Biz, rızıktan mahrum kaldık. Tohumun bedelini zarar ettik ve ekinin bitmesinden mahrum edildik.” dersiniz.

68) Susuzluğunuzu gidermek için içtiğiniz, yeme, içme, yıkanma vb. ihtiyaçlarınızı giderdiğiniz tatlı sudan bana haber verin.

69) O suyu buluttan yağmur olarak indiren siz misiniz? Yoksa kudretimizle onu indiren biz miyiz?

70) Dileseydik onu, çok tuzlu, içilemeyecek kadar zehir gibi acı bir su yapardık. Rabbinizin size verdiği o yüce nimetlere şükretseniz ya!

71) Tutuşturmakta olduğunuz, et ve sebzelerin pişirilmesini sağlayan, yaş ağaçtan çıkardığınız o ateşi bana haber verin.

72) Onun ağacını siz mi yarattınız? Yoksa onu yoktan yaratan biz miyiz?

73) Dünyadaki ateşi, o büyük ateşi, yani Cehennem ateşini öğüt, ibret ve hatırlatıcı kıldık. Çünkü, kişi onu gördüğünde Cehennem ateşini hatırlar da Allah’tan ve azabından korkar. Cehennem ateşi, dünya ateşinin yetmiş misli büyüklüğündedir. Bir de ateşi, gerek yolcu, gerek ıssız çölde yaşayan kimseler gerekse şehirde yaşayan kimseler için bir fayda kıldık. Ateşin ne kadar önemli olduğunu herkes bilir,

74) Ey Muhammed! Müşriklerin nisbet ettiği acizlik ve noksanlıklardan Rabbini tenzih et ve de ki: “Gücüyle bu şeyleri yaratan ve hikmetiyle onları bizim emrimize veren Allah’ı noksan sıfatlardan uzak tutarım. O’nun şanı ne yücedir! Gücü ne büyüktür.”

75) Yıldızların yerlerine, feleklerinde ve burçlarında döndükleri, doğdukları ve battıkları yerlere yemin ederim...

76) Bu büyük yemin, yücedir. Onun yüceliğini bilseydiniz, mutlaka Allah’a inanır ve rasulünden faydalanırdınız.

 SAYFA  536

O

O

 

إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ (77) فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ (78) لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ (79) تَنزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ (80) أَفَبِهَذَا الْحَدِيثِ أَنْتُمْ مُدْهِنُونَ (81) وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ (82) فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتْ الْحُلْقُومَ (83) وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ (84) وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَكِنْ لَا تُبْصِرُونَ (85) فَلَوْلَا إِنْ كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ (86) تَرْجِعُونَهَا إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ (87) فَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنْ الْمُقَرَّبِينَ (88) فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّةُ نَعِيمٍ (89) وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ (90) فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ (91) وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنْ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ (92) فَنُزُلٌ مِنْ حَمِيمٍ (93) وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ (94) إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ (95) فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ (96)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (1) لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يُحْيِ وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (2) هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ (3)

 

77) O, elbette pek şerefli bir okumadır.

78) Korunmuş bir kitaptadır.

79) Arınanlardan başkası ona dokunamaz.

80) Âlemlerin Rabbinden indirilmedir.

81) Şimdi bu sözü mü küçümsüyorsunuz siz?

82) Ve rızkınızı yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?

83) Eğer canın boğaza dayanma zamanı olmasa!

84) Ki siz o sırada bakıp-durursunuz.

85) Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz.

86) Eğer karşılık görmeyecekseniz,

87) Eğer doğru söylüyorsanız onu çevirsenize.

88) Eğer o yakın kılınanlardan ise,

89) Artık rahaklık, güzel kokular ve Naim cenneti vardır.

90) Ve eğer Ashabu’l-Yemin’den ise,

91) Artık selam sana Ashabu’l-Yemin’den.

92) Ve eğer o, yalanlayan sapkınlardan ise,

93) Artık kaynar sudan bir ikram vardır.

94) Ve kızgın ateşe atılma da.

95) Bu, kesin bilgi veren haktan başkası değildir.

96) O halde Rabbini o büyük ismi ile tesbih et.

 

57- el-HADİD SURESİ

(Medine’de inmiştir. 29 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih etmiştir. Muhakkak ki O, Azîz’dir, Hakîm’dir.

2) Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir ve öldürür. Şüphesiz O, her şeye gücü yetendir.

3) O, Evvel’dir, Ahir’dir, Zahir’dir, Bâtın’dır. Şüphesiz O, her şeyi bilendir.

 

 

O

 

O

77) Muhammed’in getirdiği, üslup, belağat ve beyan bakımından eşi ve benzeri olmayan bu Kur’an değerli, şerefli ve yüce bir kitaptır. 

78) Levh-i Mahfuz’da bulunan bu Kur’an, Allah katında korunmuş, batıldan, değiştirilme ve bozulmadan muhafaza edilmiş bir kitaptır.

79) O korunmuş kitaba şirk, küfür, günah, gusül ve abdestsizlik kirlerinden temizlenmiş meleklerden başka kimse dokunamaz.

80) Bu Kur’an, Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın katından indirilmiştir. Şeytanın ona bir müdahalesi söz konusu değildir.

81) Ey kâfirler! Bu Kur’an’ı mı yalanlayıp inkar ediyorsunuz? Ey mü’minler, Kur’an’ı yalanlayanlara yumuşak mı davranıyorsunuz?

82) Rızkınızın şükrünü, “Falanca yıldızın hareketi ile yağmur yağdı.” diyerek onu vereni yalanlayarak mı eda ediyorsunuz?

83) Öyleyse, can çekiştiren hastanın, ruhu gırtlağına geldiğinde, onu geri çevirseniz ya!

84) O zaman siz, ölmek üzere olan kimseye ve çektiği sıkıntı ve güçlüklere çaresiz bakıp duruyorsunuz.

85) Biz, ilmimiz sayesinde ölmek üzere olana sizden daha yakınız. Fakat siz bunu bilmezsiniz ve canını almak üzere gelmiş olan meleklerimizi göremezsiniz.

86) İddia ettiğiniz gibi, amellerinizin karşılığında, öldükten sonra hesaba çekilmeyecek ve ceza görmeyecek iseniz,  

87) Eğer iddianızda doğru iseniz, sevdiğiniz kişinin canı gırtlağa geldiğinde bedenine geri çevirseniz ya! Bunu yapamadığınız zaman bilin ki, iş sizden başkasının, yani Allah’ın elindedir. Öyleyse O’na iman edin.

88) Ölen o kimse, eğer güzel iş yapan ve yüksek dereceler elde etmek için hayırlarda yarışanlardan ise,

89) Rabbi katında onun için rahatlık, güzel rızık ve faydalanacağı geniş bir Cennet ve içerisinde hoş kokulu, çiçekli bahçeler vardır.

90) Ölmek üzere olan o şahıs, eğer Ashab-ı Yemin’den yani kitaplarını sağ tarafından alan Cennetlik mutlu kimselerden ise,

91) Ey Muhammed! Onlardan sana selam vardır. Çünkü onlar rahat, saadet ve nimetler içerisindedirler.

92) Bu şahıs eğer, öldükten sonra dirilmeyi inkar eden, hak ve hidayetten sapanlardan ise,

93) İlk geldiklerinde onlara çekilecek ziyafet, aşırı sıcaklığından karınları eritecek olan kaynar sudur.

94) Onlar Cehennem ateşine atılacak ve onun sıcağını tadacaklardır.

95) Ey Muhammed! Bu -sana anlattığımız hayırda önde gidenlere ve mutlu kimselere verilecek mükafat ile, bedbahtlara verilecek ceza,- içinde, şek ve şüphe bulunmayan, bir gerçektir. İnkarı mümkün olmayan kesin bir şeydir.

96) Öyleyse Rabbini noksan ve kötü sıfatlardan, zalimlerin O’na isnat ettiği vasıflardan tenzih et.

(Bu ayet inice Rasulullah bunu rüküda söylememizi emretti. A’la suresi inince de onu secdede söylememizi emretti.)

HADİD SURESİ

1) Melek, insan, ağaç ve cansız varlıklardan göklerde ve yerde ne varsa hepsi ya hal diliyle ya da doğrudan doğruya dilleriyle Allah’ı her türlü noksan sıfatlardan ve mahlukata benzemekten uzak tutarak tesbih ve takdis ederler. Fakat siz bunun farkında değilsiniz. Şüphesiz Allah galip ve güçlü olan, her şeyi yenen, asla yenilmeyen, hüküm ve hikmet sahibidir.

2) Yüce Allah yarattıklarının maliki ve onlarda dilediği gibi tasarruf edendir. Yaratma ve mülkte ortağı olmadığı gibi hüküm koymada da ortağı yoktur. Dilediğine hayat verir, dilediğini öldürür. Dünyada dirileri öldürür. Ahirette ise, öldükten sonra diriltme ve haşri gerçekleştirmek için ölülere hayat verir. O’nun herşeye gücü yeter. Yerde ve gökte hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz.

3) O’nun varlığının başlangıcı ve bekasının sınırı yoktur. O’ndan başka kalacak hiç bir şey yoktur. Varlığını gösteren apaçık deliller sayesinde, akıl sahipleri için zahir; gözlerin göremiyeceği, akılların, zatını kavayamıyacağı şekilde batındır. Yüce Allah, kainattaki her zerreyi bilendir. Gökte ve yerde hiçbir şey O’nun bilgisinden uzak kalmaz. (Marifetullah tabiri, bir açıdan yanlış, tehlikeli ve şaibelidir.)

 

SAYFA  537

O

O

 

هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنْ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ (4) لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ (5) يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ (6) آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَأَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفِينَ فِيهِ فَالَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَأَنْفَقُوا لَهُمْ أَجْرٌ كَبِيرٌ (7) وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ أَخَذَ مِيثَاقَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (8) هُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ عَلَى عَبْدِهِ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنْ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَإِنَّ اللَّهَ بِكُمْ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ (9) وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا يَسْتَوِي مِنْكُمْ مَنْ أَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ أُوْلَئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِنْ الَّذِينَ أَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلًّا وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنَى وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ (10) مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ أَجْرٌ كَرِيمٌ (11)

 

 

4) O, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra Arş’a istiva edendir. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir. Nerede olursanız, O sizinle bera-berdir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görendir. 

5) Göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur. Bütün iş-ler de Allah’a döndürülür.

6) Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. Şüphesiz O, göğüslerin özünü bilendir.

7) Allah’a ve Rasulü’ne iman edin. Sizi üzerine vekiller kılıp harcama yetkisi verdiği şeylerden infak edin. Ar-tık sizden iman eden ve infak eden kimseler için büyük bir mükafat vardır.

8) Size ne oluyor ki, Rasul sizi Rabbinize iman etmeye çağırırken Allah’a iman etmiyorsunuz? Oysa O, sizden kesin bir söz almıştı. Eğer mü’min iseniz.

9) O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarması için kulu-na apaçık ayetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı elbette Rauf’dur, Rahîm’dir.

10) Size ne oluyor ki Allah yolunda infak etmiyorsu-nuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Siz-den, fetihten önce infak eden ve savaşanlar eşit olmaz; onlar, sonradan infak eden ve savaşanlardan derece ola-rak daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va-adetmiştir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdar-dır.  

11) Kim Allah’a güzel bir ödünç verirse onu, onun için kat kat artırır ve ona değerli bir de ödül vardır.

 

 

O

 

O

 

4) Gökleri ve yeri dünya günleri ile altı günde, yani pazar gününden cuma gününe kadar yaratan O’dur. Onları altı gün kadar bir müddette yarattı. Dileseydi onları göz açıp kapayana kadar bir müddette yaratabilirdi. Bu, Yüce Allah’ın gücünü ve kudretinin sonsuzluğunu ortaya koymaktır. Bir şeye benzetme olmaksızın ve keyfiyeti belirtilmeden, azametine yakışır bir şekilde, yaratıklarından ayrı olarak yedi göklerin üstündeki Arş’a istiva etti, tahta oturdu. O, yerin içine giren yağmuru ve ölüleri, ondan çıkarılan maden, bitki vb. şeyleri, gökten inen rızık, melek, rahmet ve azabı bilir. Göğe yükselen melekleri, duaları ve salih amelleri de bilir. Yüce Allah ilmi ve kuşatmasıyla herkesle beraberdir. Çünkü tüm mahlukat bir hardal tanesi gibi O’nun önündedir. Onlar üzerinde dilediği tasarrufta bulunur. Allah nerede ve nasıl olursa olsun tüm kulların işlerini gözetleyen, küçük-büyük herşeyden haberdar olup ahirette onları hesaba çekecek olandır.

5) Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Mülkünde ortağı olmadığı gibi hüküm koymada da ortağı yoktur. Mahlukat üzerinde istediği gibi tasarruf edendir. Ahirette bütün mahlukatın işleri sadece O’na dönecektir. O, amellerinin karşılığını onlara eksiksiz bir şekilde verecektir.

6) Yüce Allah kainatta istediği gibi tasarruf eder, hikmeti ve gücüyle gece ve gündüzü döndürür. Bunlardan her birini diğerine sokar. Kışın geceyi uzatıp gündüzü eksiltir, yazın da aksini yapar. Aynıca bunlardan birini tümü ile öbürüne dönüştürür. O zaman da biri diğerinde yok olduğu için kutuplarda olduğu gibi alt ay gündüz altı ay gece olur. O, sırları, gizli şeyleri ve kalplerden geçen niyetleri ve gizli düşünceleri bilir. Herkesin eğilimlerini ve zaaflarını dikkate alır. Bu özellikleri taşıyan zattan başkasına ibadet edilmesi caiz değildir.

7) Allah’ın bir ve Muhammed’in, O’nun kulu ve rasulü olduğunu tasdik edin. Tasarrufları konusunda Allah’ın sizi vekil kıldığı malların bir kısmını Allah yolunda harcayın. Zira o mallar gerçekte sizin değil, Allah’ındır. Çünkü onları Allah yaratmıştır. Sadık bir şekilde iman eden ve Allah rızasını elde etmek için O’nun yolunda harcama yapan kimseler için büyük bir mükafat yani Cennet vardır.

8) Allah’a iman etmemeniz konusunda hangi mazeretiniz vardır? Oysa ki Rasul kesin deliller ve kat’i hüccetlerle sizi Rabbinize ve yaratıcınıza iman etmeye çağırıyor. Allah, kendisinin varlığını gösteren delilleri göz önüne dökmek, onlara bakma imkanını sağlamak ve akıllarınıza yerleştirmek suretiyle sizden kesin söz almıştı. Sizi Adem’in belinden çıkardığı ve size, Allah’ın, Rabbiniz olduğunu, O’ndan başka ibadete layık ilahınız olmadığını bildirdiği zaman sizden söz almış. Sizi birbirinize şahit tutmuştu. İleride iman edecekseniz, hüccet ve deliller getirildiği için, şimdi imanın en uygun zamanıdır. O halde imana koşun, sakın bu işi ağırdan almayın.

9) İfadesinde mucize, hükümlerinde açık olan Yüce Kur’an’ı ve birçok mucizeleri Muhammed’e indiren O’dur. Size, cehalet ve inkar karanlıklarından ilim ve iman nuruna çıkarmak için Kur’an’ı indirdi. Kuşkusuz Allah size karşı çok merhametli, çok şefkatlidir. Zira sizin doğru yolu bulmanız için, size gösterdiği akli delillerle yetinmeyip kitaplar indirdi., nebi ve rasuller gönderdi.

10) Sizi, Allah yolunda ve Rabbinize yaklaşmanızı sağlayacak hususlarda harcamaktan alıkoyan nedir? Oysa siz ölecek ve mallarınızı geride varislerinize miras bırakacaksınız. Bıraktığınız o mallar sonuçta Allah’a dönecektir. Onları, Allah’a itaat uğrunda harcasanız ya!! Hudeybiye barışından veya Mekke’nin fethinden önce, malını Allah yolunda harcayıp Rasulullah’la birlikte düşmana karşı savaşan ile barış veya fetihten sonra Allah yolunda malını harcayan ve savaşan kimse fazilette eşit olmaz. Çünkü bundan önce müslümanlar sıkıntı içindeydiler. Mekke’nin fethinden sonra bir çok grup müslüman oldu, İslam güçlendi. Onların mükafatı, Mekke fethinden sonra Allah yolunda malını harcayan ve Allah’ın dinini yüceltmek için savaşanlardan daha büyük ve mevkileri daha yüksektir. Gerek fetihten önce iman edip malını harcayan, gerekse fetihten sonra iman edip malını harcayanlardan her birine, dereceleri farklı olmakla birlikte, Allah Cennet vadetmiştir. Allah, yaptıklarınızı bilen, niyetleriniz ve sırlarınızdan haberdar olan ve onların karşılığını size verecek olandır.

11) Kim Allah’a güzel bir borç, ödünç verirse... Yani kim, Allah rızası için O’nun yolunda malının bir kısmını harcarsa, Allah onun harcamasının karşılığını kat kat verir. Bununla beraber onun için değerli, güzel, büyük bir ödül, mükafat yani Cennet vardır. 

 

SAYFA  538

O

O

 

يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَى نُورُهُمْ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ بُشْرَاكُمْ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (12) يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذِينَ آمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ قِيلَ ارْجِعُوا وَرَاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌ بَاطِنُهُ فِيهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُ (13) يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ قَالُوا بَلَى وَلَكِنَّكُمْ فَتَنْتُمْ أَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمْ الْأَمَانِيُّ حَتَّى جَاءَ أَمْرُ اللَّهِ وَغَرَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ (14) فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنْ الَّذِينَ كَفَرُوا مَأْوَاكُمْ النَّارُ هِيَ مَوْلَاكُمْ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ (15) أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنْ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمْ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ (16) اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يُحْيِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَدْ بَيَّنَّا لَكُمْ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ (17) إِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَأَقْرَضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ (18)

 

 

12) O gün mü’min erkeklerle mü’min kadınları, ışıkları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Bugün müj-deniz -orada daimi kalıcılar olmak üzere- altlarından nehirler akan cennetlerdir. İşte büyük kurtuluş budur. 

13) O gün, münafık erkekler ve kadınlar, iman edenlere derler ki: “Bize bir bakın, sizin ışığınızdan yararlana-lım.” “Arkanıza dönün de bir nur arayın.” denilir. Ara-larına, içinde rahmet, dışında azap olan kapılı bir sur çekilir.

14) Onlara: “Biz sizinle birlikte değil miydik?” diye seslenirler. Derler ki: “Evet, ama siz -Allah’ın emri ge-linceye kadar- kendinizi fitneye düşürdünüz, bekleyip durdunuz, kuşkulara kapıldınız, kuruntular da sizi al-dattı. O çok aldatıcı da sizi Allah’a karşı aldatıp-dur-du.”

15) Artık bugün sizden de fidye alınmaz, küfürde ısrar edenlerden de. Varacağınız yer ateştir. Veliniz odur. Ne kötü bir dönüştür.

16) İman edenlerin, Allah’ın zikrine ve haktan inene kalplerinin ürpermesi ve daha önce kendilerine kitap verildiği halde uzun zaman geçince kalpleri katılaşan ve çoğu fasık olan kimseler gibi olmama zamanı gel-medi mi?

17) Bilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryü-züne hayat verir. Şüphesiz biz, ayetleri iyice açıkladık size. Belki aklınızı kullanırsınız.   

18) Doğrusu sadaka veren erkekler ve kadınlar ile Al-lah’a güzel bir ödünç verenler, onlar için kat kat artırı-lır. Onlara değerli bir ödül de vardır.

 

 

O

 

O

12) O günü hatırla ki, mü’min erkek ve kadınların nurlarının, sırat üzerinde aydınlanmaları için önlerinde ve her taraflarında parladığını görürsün. O gün mü’minlerin yüzleri de, gece karanlığındaki ayın parlaklığı gibi parlar. Onları karşılayıp içeri almaya hazırlanan melekler onlara şöyle der: “Bugün, ebedilik ve Naim Cennetleri ile sevinin. Orada köşklerinizin ve ağaçlarınızın altından sudan, sütten, şaraptan ve baldan oluksuz ve kanalsız Cennet nehirleri akar. Orada ebedi kalacaksınız. Orada ölüm yoktur.” İşte bu öyle bir kazançtır ki, ondan öte kazanç yoktur. Çünkü bu, ebedi mutluluk sebebidir. Her birinin nuru, iman derecesine göre olup, birbirinden farklıdır. Öyleleri vardır ki, nuru ayağının önünü aydınlatır. Öylesi de vardır ki, nuru bir yanar bir söner.

13) O gün münafık erkeklerle münafık kadınlar, mü’minlere: “Bizi azıcık bekleyin de nurunuzdan biraz aydınlanalım.” derler. Mü’minler alay edip eğlenerek: “Dünyaya dönün. Bu nurları oralarda arayın. Nurun kaynağı dünyada Allah rızası için ve Allah’ın istediği şekilde yapılan hayırlı işlerdir.” derler. Adamlar gerilerine dönerler ama hiç bir şey bulamazlar. Mü’minlerle münafıklar arasına, tek kapılı yüksek bir sur çekilir. Bu, cennet ehli ile cehennem ehli arasında bir engel teşkil eder. Mü’minlerin kaldığı tarafı teşkil eden iç yüzünde rahmet, yani cennet vardır. Kafirlerin ve münafıkların kaldığı tarafı teşkil eden dış yüzünde ise azap yani cehennem vardır.  

14) Münafıklar mü’minlere şöyle seslenir: “Dünyada sizinle beraber değil miydik? Sizin gibi namaz kılmıyor ve sizin gibi oruç tutmuyor muyduk? Cumaya ve cemaatlere gelmiyor muyduk? Sizinle birlikte savaşmıyor muyduk?” Mü’minler onlara der ki: “Evet, görünüşte bizimle idiniz. Fakat münafıklık yaparak kendinizi helak ettiniz. İslam’dan ve müslümanlardan nefret ettiniz. Mü’minlerin başına musibetler gelmesini, yenilmelerini, böylece tekrar eski günlerinize dönmeyi beklediniz. İslam’ın doğruluğu, getirdiği ilkelerin gerçekliği, müjde ve tehdit eden Allah’ın verdiği haberlerin aslının olup olmadığı hususunda devamlı şüphe içinde oldunuz ve İslam’ın üstünlük kazanamayacağı yolundaki boş kuruntular sizi aldattı. Neticede size ölüm geldi ve hilekar şeytan, “Allah affedicidir, kerimdir, günah işleseniz de size azap etmez.” diyerek sizi aldattı.”

15) Ey münafıklar topluluğu! O zor günde sizden ne bir bedel, ne de bir fidye kabul edilir. Dünya dolusu altın verseniz yine de kabul edilmez. Allah’ı ve ayetlerini inkar eden kafirlerden de kabul edilmez. Makamınız, sürekli barınağınız ve ikametgahınız cehennem ateşidir. Sizi kucaklayacak olan, bağrına basacak olan yer orasıdır. Cehennem yardımcınız ve dayanağınızdır. Ondan başka hiçbir yardımcınız yoktur. Cehennem dönüp varılacak ne kötü bir yerdir. Ne mutlu cehennem ateşinden korunanlara!

16) İnen Kur’an ayetleri sonucunda Allah’ın öğütleri için mü’minlerin kalplerinin yumuşaması ve incelmesi zamanı hala gelmedi mi? Onlar daha önce Allah’ın kendilerine Tevrat ve İncil’i verdiği yahudi ve hristiyanlar gibi olmasınlar. Onlarla rasulleri arasında zaman uzadı da dünyaya meylettiler, haham ve rahiplerini rab edindiler, Kitabın öğütlerinden yüz çevirdiler. Kalpleri iyilik ve itaat için hiçbir tepki göstermeyecek şekilde katılaştı. Taş gibi oldu veya taştan daha da katı hale geldi. Ehli kitabın çoğu Allah’a itaatten çıkmışlar ve aşırı derecede kalpleri katılaştığı için, dinlerinin ilke ve öğretilerini terketmişlerdir. Ey mü’minler! Sakın sizler de onlar gibi olmayın.

17) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Bilin ki Allah, çoraklaşıp kurumuş yeri yağmurla diriltir. Daha önce kupkuru iken ondan bitkiler çıkarır. Aynı şekilde Allah, daha önce kalpleri katı iken onları zikirle ve öğütle yumuşatır ve itaatkar hale getirir. Ölü kalplere de ilim ve hikmetle hayat verir. Birliğimizi ve gücümüzün sonsuzluğunu gösteren delilleri size açıkladık ki, Allah’ın Kur’an’da indirdiklerini düşünüp nefislerinizi yozlaşmaktan ve helak olmaktan koruyasınız.

18) Allah rızası için, gösterişe ve şöhret kazanma arzusuna kapılmaksızın, başa kakmadan ve eziyet etmeden fakirlere ihsanda bulunan ve gönül hoşluğu ile, iyilik yapan, karşılığını ahirette almak üzere Allah için malını harcayan erkek ve kadınlar var ya, onların sevapları, bire karşı on, yedi yüz hatta daha fazla yazılarak kat kat verilir. Ayrıca onlar için ahirette bolca güzel sevap yani cennet vardır. 

 

SAYFA 539

O

O

 

وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ أُوْلَئِكَ هُمْ الصِّدِّيقُونَ وَالشُّهَدَاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ (19) اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ (20) سَابِقُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ (21) مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنْفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَبْرَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ (22) لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا آتَاكُمْ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ (23) الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ (24)

 

 

19) Allah’a ve rasullerine iman edenler, işte Rableri katında sıddıklar ve şehidler onlardır. Ödülleri ve nurla-rı vardır. Küfürde ısrar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennem halkıdır.

20) Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme, mal ve çocuklarda bir çoğalma tutkusudur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin, ekicilerin hoşuna gider. Sonra gürleşir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş. Sonra bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab, ayrıca Al-lah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir yararlanmadan başka bir şey değildir.

21) Rabbinizden bir mağfirete, Allah’a ve rasullerine iman edenler için hazırlanmış, genişliği yer ile göğün genişliği gibi olan bir cennet için yarışın. İşte bu, Al-lah’ın dilediğine verdiği lütfudur. Şüphesiz Allah bü-yük bir lütuf sahibidir. 

22) Yeryüzünde ve kendinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a çok kolaydır.

23) Elinizden çıkana üzülmemeniz ve Allah’ın size ver-diklerine karşı şımarmamanız için. Şüphesiz Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez,

24) Ki, cimrilik ederler ve insanlara cimriliği emre-derler. Her kim yüz çevirirse, şüphesiz Allah, O, Ğa-niyy’dir, Hamîd’dir.

 

 

O

 

O

 

19) Allah’ın varlığını ve birliğini tasdik eden, yalnızca O’na ibadet edip O’na hiç bir şeyi şirk, ortak koşmayan, rasullerine ve Allah’tan getirdiklerine şeksiz şüphesiz, tereddütsüz ve kesin bir şekilde iman eden ve bu imanın gereği olarak salih amel işleyenler var ya, işte bu sıfatları taşıyanlar, en yüksek mertebeleri birlikte elde edenler yani özü sözü doğru olan sıddıklık ve Allah yolunda şehitlik derecelerini kazananlardır. Ahirette bolca sevapları ve önlerinde ve sağ taraflarında yansıyan nurları vardır. Allah’ın birliğini inkar edip ayetlerini bile bile yalanlayanlar... İşte onlar, Cehennemde ebedi kalacak olanlardır.

20) Ey iman edenler! Bilin ki, bu dünya hayatı çocukların oyun oynayarak kendilerini yordukları gibi, insanların kendilerini yorduğu oyundan başka bir şey değildir. Bu dünya hayatı, insanı ahiretten ve Allah’a itaatten alıkoyan bir oyalanma; güzel giyim, kıymetli binek ve yüksek evler gibi, cahillerin komplekslerini tatmin ettiği birer geçici süs aracı, soy sop, mal ve çocuklarla övünme rekabetidir. Dünya hayatının durumu, bir yere bolca yağan yağmura benzer ki, onun bitirdiği bitki ziraatçıların hoşuna gider. Ne var ki yeşerip gelişmiş olan o bitki, sonra sararıp kurur. Artık ufalanır ve rüzgarın savuracağı kırıntı haline gelir. İşte dünya hayatının sonu da böyledir. Asıl mutluluk ahiret mutluluğudur. Ahiretteki karşılık ise, ya kafirler için şiddetli azap veya itaat edenler için, Allah’tan bir bağış ve hoşnutluktur. Değersizliği ve hızla geçmesi bakımından, dünya hayatı, faydası az, geçici bir metadan başka bir şey değildir. Ona ancak cahiller ve gafiller aldanır. Mü’min kişi ise dünya metaını Allah yolunda harcayarak ahiret mutluluğunu elde eder.  

21) Ey iman edenler! Rabbiniz tarafından bağışlanmanızı gerektiren iyi amelleri işlemede birbirinizle yarışın. Genişliği, toplam olarak yedi yerle birlikte yedi gök kadar olan geniş Cennete koşun. Kuşkusuz Cennetin uzunluğu genişliğinden fazladır. Allah o Cenneti, kendisine ve rasullerine inanan ve tasdik edenler için hazırlamıştır. Bu va’dedilen bağışlanma ve Cennet, Allah’ın büyük lütfudur. Onu kullarından dilediğine, mecbur olmadan bir ikram olarak verir. Allah, büyük lütuf ve ihsan sahibidir. Allah, irade-i cüziyesini hayırlı yönde kullananlara hayrın kapılarını açar, ona hidayeti ve hidayet üzere kalmayı nasip eder. Ahirette de onu cennete yerleştirir.

22) Yer yüzünde meydana gelen kıtlık, deprem, ekinlere gelen afet, meyvelerin az olması ve vücutlarınızda meydana gelen hastalık, ağrı, fakirlik ve çoluk-çocuğun ölümü gibi, uğradığınız hiç bir musibet yoktur ki, biz onu yaratıp meydana getirmeden önce ezelde takdir edilmiş olmasın ve olaya dönüşmeden önce Levh-i Mahfuz’da yazılı bulunmasın. Yüce Allah, Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri yaratmadan ellibin sene önce her şeyin kaderini yazmıştır. Çokluğuna rağmen bunları yapmak, her ne kadar kullara zor ve imkansız gelse de, Allah’a kolay ve basittir. Çünkü Allah olmuş ve olacak her şeyi bilen, her şeyi takdir eden, her şeyi yaratan, izni ve iradesi olmadıkça bir yaprak dahi kıpırdamayan, güçlü, kuvvetli ve yüce bir varlıktır. Hiç bir şey O’nu aciz bırakamaz. Allah insanın işini, rızkını, ecelini, cennetlik veya cehennemlik olduğunu kısacası herşeyini bilmiş ve yazmıştır. Adaleti gereği bunu insana bildirmemiştir. Allah’ın bilmesi tesir etmesi, yönlendirmesi, istemediği şeyleri yaptırması demek değildir. Allah adildir, kimseye zerre kadar zulmetmez.

23) Yüce Allah bütün bunları Levh-i Mahfuz’da yazdı ki, dünya nimetlerinden elde edemedikleriniz için ümitsizliğe düşüp üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği dünya nimeti ve süsüyle de sevinip şımarmayasınız. Mü’min, musibeti sabır, ganimeti de şükürle karşılar. Allah, dünya nimetlerinden kendisine lutfettiği şeyler sebebiyle insanlara karşı öğünen ve kibirli ve gururlu davranan hiç kimseyi sevmez.

24) Onlar, Allah yolunda harcama hususunda cimrice davranan, bununla yetinmeyip insanlara da cimriliği emreden ve onları tutuculuğa teşvik edenlerdir. Kim, Allah yolunda harcamadan, iman ve itaatten yüz çevirirse, bilinmelidir ki, Allah’ın onun harcamasına, iman ve itaatına ihtiyacı yoktur. Allah zengindir, kimseye muhtaç değildir. Çünkü O’nun zenginliği kendinden kaynaklanır, başkasından almaz. O, zatında ve sıfatlarında övgüye layıktır. Şükretmemek O’na zarar vermez. İtaat edenlerin itaatının da O’na bir yararı yoktur. O, celal ile cemali ile, kullarına verdiği nimetlerle ve ayrıcalıkla övgüye layıktır

 

SAYFA  540

O

O

 

لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنْزَلْنَا مَعَهُمْ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَأَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ (25) وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا وَإِبْرَاهِيمَ وَجَعَلْنَا فِي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ (26) ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَآتَيْنَاهُ الْإِنجِيلَ وَجَعَلْنَا فِي قُلُوبِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَامَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا فَآتَيْنَا الَّذِينَ آمَنُوا مِنْهُمْ أَجْرَهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ (27) يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِهِ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ (28) لِأَلَّا يَعْلَمَ أَهْلُ الْكِتَابِ أَلَّا يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ وَأَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ (29)

 

 

25) Hiç şüphesiz ki biz rasullerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, on-larla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ayrıca kendisin-de hem çetin bir güç, hem de insanlar için faydalar bu-lunan demiri de indirdik. Allah, kendisine ve rasulleri-ne gayb ile kimlerin yardım edeceğini bilsin diye. Şüp-hesiz Allah Kaviyy’dir, Azîz’dir. 

26) Hiç şüphesiz Nuh’u ve İbrahim’i gönderdik. Onla-rın soylarına nübüvveti ve kitabı verdik. Aralarında ki-misi hidayet bulmuştu, bir çoğu da fasık olanlardı.

27) Sonra onların izleri üzere rasullerimizi birbiri ar-dınca gönderdik. Arakalarından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik; ona İncil’i verdik ve onu izleyenlerin kalp-lerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Allah’ın rızasını kazanmak için türettikleri fakat gereği gibi uymadıkları ruhbanlığı onlara gerekli kılmadık. Bununla birlikte on-lardan iman edenlere ödüllerini verdik, onlardan bir ço-ğu da fasıklardır. 

28) Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve Rasulüne iman edin ki rahmetinden size iki pay versin, sizin için aydınlığıyla yürüyeceğiniz bir nur versin ve size mağfi-ret etsin. Şüphesiz Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir.

29) Böylece Kitap Ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeye nail olamayacaklarını ve lütfun muhakkak Allah’ın elinde olduğunu, onu dilediğine verdiğini bilsin. Şüphe-siz Allah büyük lütuf sahibidir.

 

 

O

 

O

25) Andolsun ki, rasullerimizi kesin delil ve açık mucizelerle göndermiştik. Onlarla birlikte insanlığı saadete götüren inanç ve ibadet esasları, yasalar, hükümler, öğütler içeren semavi kitaplar gönderdik. Mizanı, teraziyi, insanların arasında kendisiyle hükmedilen kanunu indirdik ki, insanlar, muamelelerinde hak ve adaletle iş görsünler. Biz demiri de indirdik. Yani onu da yarattık ki, mü’minler düşmanlarına karşı onu kullanarak savaşsınlar. Allah’ın dinini yüceltmek için yapacakları cihadda ondan yararlansınlar. Demirden yapacakları silahları kullanmak suretiyle Allah, melek ve ölüm ötesi yaşam gibi henüz gözleriyle görmedikleri gerçekler uğruna verecekleri mücadeleler böylece ortaya çıksın. Şüphesiz Allah güçlü ve kuvvetlidir. Asla mağlup edilemez.

(Kuşkusuz Allah, düşmanlarından bizzat kendisi intikam alabilir. Üstündür, mağlup edilemez. O kendi gücü ve kuvveti sayesinde, hiçbir kimseye muhtaç olmaz. O’nun kullarının desteğini istemesinin sebebi onunla kullarının kulluk görevlerini yapmalarıdır. Cihadı, sadece, insanları birbirleriyle imtihan etmek, takva sahibi mü’minlerin sevaplarının daha çok artması için meşru kılmıştır. Demirde büyük bir güç vardır. Zırh, mızrak, kalkan, tank ve benzeri savaş araçları demirden yapılır. İnsanoğlunun tarih boyunca hayatın hemen her alanında kullandığı araç, makina ve ekipman demir vb. madenlerden yapılır.  Demirin araç olarak kullanılmadığı sanat pek azdır.) 

26) Andolsun ki, insanların ikinci atası Nuh’u ve rasullerin atası İbrahim’i rasul olarak gönderdik ve onların nesillerine rasullük verdik. Nitekim onların soyuna dört büyük kitabı yani Tevrat’ı, Zebur’u, İncil’i ve Kur’an’ı indirdik. Nuh ve İbrahim’in soyundan, Allah ve rasullerine iman ederek doğru yolu bulanlar vardır. Çoğu ise, Allah’a ve rasullerine isyan edip itaatten ve doğru yoldan çıkmışlardır.

27) Sonra onların ardından, değerli rasullerimizi, Musa’yı, İlyas’ı, Davud’u, Süleyman’ı, Yunus’u ve diğerlerini peşpeşe gönderdik. Onların ardından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. O, İsrailoğullarından gönderilen rasullerin sonuncusudur. Ona, içinde Muhammed’in geleceğine dair müjde bulunan İncil’i indirdik. Onun peşinden giden Havarilerin kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Keşişlerin ve rahiplerin kendiliklerinden icat ettikleri ruhbaniyete, kadınlardan ve dünyevi isteklerden uzak durma ve manastırlara kapanmaya gelince, onu onlara biz, ne farz kıldık, ne de emrettik, onu Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla kendiliklerinden icat ettiler. Biz onlara sadece, Allah’ın razı olduğu ve istediği şeyi yapmalarını emrettik. Zaten kendiliklerinden icat ettikleri rahipliğin hakkını da yerine getiremediler ve gerektiği gibi ona devam edemediler. Bu ümmetin ruhbanlığı Allah yolunda cihad etmektir. İsa’ya tabi olanlardan, sözlerinde durup şirk ve küfürden uzaklaşarak Muhammed’e iman eden salih kimselere sevaplarını kat kat verdik. Hristiyanlardan çoğu da namaz, oruç, zekât, hac gibi şeyleri yerine getirmeyerek itaat sınırından çıkıp Allah’ın haram kıldığı şeyleri yapmakta, tahrif edilmiş kitaba bağlanmaktadırlar. İsa’ya “Allah’ın oğlu” demekte, domuz eti yemekte, Allah adına suç ve günahları affetmeye kalkışmakta, papanın masum olduğuna inanmaktadırlar. Onlara ahiret gününde ecir, ödül, mükafat ve sevap yoktur. Onları sadece azap beklemektedir.

28) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyen ehli kitap! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olarak, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle O’nun azabından sakının. Rasulünün getirdiklerine iman etmede sebat gösterin. Muhammed gelmeden önceki rasulünüze, sonra da Muhammed’e ve getirdiği Kur’an’a iman ederseniz Allah size iki kat rahmet verir. Sizi İslam hidayeti üzere yaşatır. Ahirette size, sayesinde sırat üzerinde yürüyeceğiniz bir nur verir, geçmiş günahlarınızı bağışlar. Allah’ın mağfireti büyük, rahmeti geniştir. Şüphesiz Allah, tevbe etmeleri halinde kullarının günahlarını bağışlayan, mü’min kullarına dünya ve ahirette merhamet edendir.

29) Bunu vurgulu bir şekilde anlattık ki ehl-i kitap, Allah’ın lütfunu kendilerine tahsis edemiyeceklerini ve risaleti kendi tekellerine almalarının mümkün olmadığını, Allah’ın lütfu üzerinde herhangi bir denetim yetkisine sahip olmadıklarını anlasın. Risalet, hidayet ve imanın Allah’ın elinde olduğunu, onu kullarından dilediğine vereceğini bilsinler. Allah’ın lütuf ve ihsanı boldur.