SAYFA - Mealtefsir - 28. Sayfa
SAYFA 541
|
MÜCADELE SURESİ
1) Ey Muhammed! Kocası Evs b. Samit hakkında seninle tartışıp onun durumu hakkında soru soran Havle binti Salebe’nin sözünü Allah elbette işitmiş, duasını kabul etmiştir. O kadın kocasının kendisine zıhar yapması sonucu sıkıntıdan, yalnızlığından, yaşlılığından, yoksulluğundan ve küçük çocuklarının perişanlığından kurtarılması için Allah’a yalvarıp yakarmaktadır. Eğer bu çocukları babalarının yanına verirlerse mahvolacaklar, eğer kadının yanına verirlerse aç kalacaklar. Yüce Allah sözünüzü ve karşılıklı konuşmanızı, kadının sana zıharın hükmü hakkında söylediklerini, senin de bu konuda hüküm gelmediği için ona verdiğin cevabı işitir. Kuşkusuz Allah, kendisine yalvarıp yakaran dostalarını işiten, dualarına icabet eden ve kulların gizli açık tüm yaptıklarını görendir. Herkese yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecektir.
2) Eşlerine, onları, anneleri gibi kendilerine haram kılmak maksadıyla “Sen bana annemin sırtı gibisin.” diyenler bilsinler ki o kadınlar gerçekte onların anneleri değil, sadece eşleridir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz o zıhar yapanlar çirkin bir söz söylüyorlar. Örf te, gerçek te, şeriat ta onu hoş görmez. O yalan ve iftiradır. Bu yüzden hemen Allah’a yönelin, yaptıklarınızdan pişman olup tevbe edin. Kuşkusuz Yüce Allah, tevbe edip kendine dönen kullarınıi çok affedici ve çok bağışlayıcıdır.
3) Eşlerini annelerine benzeterek onlarla zıhar yapan, sonra dediklerinden dönerek yaptıklarına pişman olanlar ve eşlerinin kendilerine iade edilmesini isteyenler var ya, eşleriyle oynaşma yapmadan ve onlarla cinsel ilişkiye girmeden önce bir köle veya cariyeyi hürriyetine kavuşturmaları gerekir. Elde köle olmadığı için ya da pahalı olduğu için köle bulamayanlar, bunun yerine aralıksız iki ay oruç tutmak zorundadırlar. Ciddi mazerete binaen bunu yapmaya gücü yetmeyenlerin altmış yoksula yemek vermeleri gerekir. Bu, Allah’ın, zıhar yapanlar hakkındaki hükmüdür. Mü’minler bundan öğüt alsınlar diye bu hükmü verdi ki, zıharı bırakasınız ve ona dönmeyesiniz. Allah işlerin içini ve dışını bilen ve size onların karşılığını verendir. Öyleyse, sizin için koymuş olduğu hükümlere uymaya devam edin.
4) Zıhara dair açıkladığımız bu hükümler, kanunları ile amel etme hususunda Allah’ı ve Rasul’ünü tasdik etmeniz ve Cahiliyye kanunlarına göre amel işlemeye devam etmemeniz içindir. Bunlar Allah’ın emirleri ve koyduğu sınırlardır. Onları aşmayın. Bu kanunları dilleriyle olmasa dahi amelleriyle inkar edip yalanlayanlar için elem ve acı verici bir azap vardır.
(Bugün maalesef bu hükümler, bir çok müslüman tarafından yeterince bilinmemekte, İslam ülkeleri denilen memleketlerin çoğu tarafından pratikte uygulanmamaktadır.)
5) Allah ve Rasulü’nün emrine muhalefet edip onlara düşmanlık edenler var ya, işte onlar dünya ve ahirette rezil edileceklerdir. Onlar, kendilerinden önce Allah ve Rasulü’ne muhalefet ettikleri için zillete düşürülüp alçaltılan kafir ve münafıkların yardımsız bırakıldıkları gibi, yardımsız bırakılıp alçaltılacaklardır. Oysa biz, Rasulün ve Kur’an’ın hak olduğuna dair apaçık ayetler indirmiştik. Helaller ve haramlar, farzlar ve hükümler o ayetlerde vardır. Ayetleri inkar edip onlarla amel etmeyen kafirler için, ahiret gününde alçaltıcı ve onurlarını kırıcı, şiddetli ve ebedi bir azap vardır.
(Bu ayet Ahzab (Hendek) savaşında, Rasulullah’ın aleyhine birleşip toplanmak isteyen Mekke kafirleri ile çeşitli Arap kabilelerinden oluşan müşrikler koalisyonu hakkında inmiştir. Onların mü’minlere galip gelemiyeceği müjdesi verilmektedir.
6) Yüce Allah’ın, bütün suçluları bir tek yerde toplayacağı o korkunç günü hatırla. O gün, Allah onlara, dünyada işledikleri suç ve günahları haber verecektir. Hesap ve ceza olmadığına inandıkları için onlar o suçları unutmuşken, Allah onları amel defterlerinde zaptetmiş ve aleyhlerinde kullanmak üzere korumuştur. Yüce Allah herşeyden haberdar ve herşeyi görmektedir. Hiçbir şey O’na galip ve gizli kalmaz. O, ahiret gününde herkese dünyada iken yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecektir.
SAYFA 542
|
7) Ey akıl sahipleri! Bilmiyor musunuz ki, Allah, kainattaki her zerreden haberdardır. Yerde ve gökte hiçbir şey O’na kapalı kalmaz. O’na ne sır gizli kalır, ne de aşikar yapılan iş. Üç kişi kendi ralarında ne kadar gizli konuşsalar bile, mutlaka Yüce Allah ilmiyle onların dördüncüsü olur ve insanlardan gizli olarak konuştukları ve fısıldadıkları şeylerde onların yanında bulunur. Beş kişi arasında her ne gizli konuşma ve fısıldaşma olursa, mutlaka Allah ilmiyle onların yanındadır ve altıncıları olur. Bu sayıdan daha az ve daha çok ne varsa, mutlaka Allah onlarla beraberdir. Aralarında geçen söz ve konuşmayı bilir. Sonra Yüce Allah onlara, yaptıkları güzel ve çirkin işleri haber verecek ve ona göre Kıyamet gününde karşılığını da zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecektir. Çünkü O, gizli açık herşeyi en ince ayrıntılarına kadar bilendir. Bu yüzden müslümanlar aleyhinde gizli gizli konuşan münafıklar bu yaptıklarını kâr sanmasınlar. Allah onların yaptıklarını biliyor, onlara adaleti gereği gereken cezayı verecektir. Çünkü O, üstün iradelidir ve her işi yerinde yapar.
8) Kendilerine halkın önünde gizli konuşma yasaklandıktan sonra, tekrar kendilerine yasaklanmış olan gizli konuşmayı yapan, günahı, zulmü, mü’minlere düşmanlığı ve Rasulullah’a isyanı fısıldaşan yahudi ve münafıkları görmüyor musun? Ey Muhammed! Onlar senin yanına geldiklerinde sana, Allah’ın meşru kılmadığı ve izin vermediği zalimce bir selamla selam veriyorlar. Yani ‘Es-samu aleykum: Ölüm senin üzerine olsun’ diyorlar. Sen de onlara: “Ve aleykum: Sizin de üzerinize olsun” diye cevap ver. Onlar kendi aralarında: “Muhammed, Allah’ın Rasulü ise, ona söylediğimiz bu sözden dolayı Allah bize azap etse ya!? Eğer o gerçek rasul olsaydı, bu sözden dolayı Allah mutlaka bize ceza verirdi.” diyorlar. Allah kullarına karşı çok merhametlidir. Onları cezalandırma hususunda acele etmez. O’na eş ve çocuk isnad eden kafirlere bile rızık verir, tevbe etmeleri için onlara fırsat verir. Tevbe etmeyip zulüm ve şirklerini artırırlarsa azap olarak onlara, Cehennem ateşine girmeleri ve onun can yakıcı ateşinde ebedi olarak yanmaları yeter. Cehennem onlar için, dönüp varılacak ne kötü bir yer ve karargahtır.
9) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Aranızda gizlice konuştuğunuzda, çirkin söz, gıybet, koğuculuk gibi günah ifade eden veya saldırganlık, zulüm gibi başkalarının hakkına tecavüz ya da Rasulullah’ın emrine muhalefet ve isyan manası taşıyan şeyleri konuşmayın. İyilik, itaat, ihsan, takva ifade eden şeyleri konuşun. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle azabından sakının. O, ahiret gününde sizi dünyada iken yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekmek için toplayacak ve her birinize yaptıklarınızın karşılığını zerre miktarı haksızlık etmeksizin verecektir.
10) Günah ve haksızlığı gizli gizli konuşma, sadece şeytanın güzel gösterdiği, körüklediği şeylerdendir. Şeytan bunu mü’minleri üzüntüye sokmak için dostlarına yaptırır. Bu gizli konuşma, Allah’ın dilemesi ve iradesi olmadıkça mü’minlere hiç bir zarar asla vermez. Mü’minler sadece tek olan Allah’a güvenip dayansınlar. Münafıkların gizli konuşmalarına aldırış etmesinler. Çünkü Allah mü’minleri, onların kötülük ve tuzaklarından korur.
11) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Herhangi biri size, “Meclislerde yer açın!” dediğinde, genişleyiverin ve ona yer açın. Bu meclis, ister Rasulullah’ın bulunduğu meclis olsun, ister başkasının meclisi olsun, ilim veya zikir meclisi olsun durum aynıdır. Alime yakın durmak şart değildir. Kullarına rahatlık ve hayır kapılarını açan herkese, Yüce Allah dünya ve ahiretin hayırlarını genişletir, rızkını, kabrini ve cennettteki makamını genişletir. Size, başkasına yer vermek için veya namaz için “Kalkın!” denildiğinde kalkın. İyi bir işe çağrıldığınızda hemen olumlu karşılık verin. Böyle yaparsanız bilin ki, Allah kendisinin ve Rasulü’nün emirlerine sarılmalarından dolayı mü’minleri, özellikle inanan alimleri en yüce mertebelere yükseltir ve onlara Cennette en yüksek dereceleri verir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır, lütuf ve sevaba layık olan ile olmayanı bilendir.
SAYFA 543
|
12) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Allah’ın Rasulü ile gizlice konuşmak istediğinizde, görüşmeden önce fakirlere bir sadaka verin. Bu emirde Rasulullah’ın makamı için bir saygı, fakirler için bir yarar vardır. Ayrıca samimi mü’min ile münafık ve dünyayı seven ile ahireti seven birbirinden ayırt edilmektedir. Bu Allah katında sizin için daha hayırlı ve sizi günahlardan daha çok temizleyicidir. Çünkü bu şekilde Allah’ın emrine uymuş olursunuz. Sadaka verecek bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah size müsamaha eder ve sizi bağışlar. Çünkü Allah, sizden ancak gücü yeteni bununla mükellef kılmıştır.
13) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Allah’ın Rasulü ile gizlice konuşmadan önce, sadaka verdiğiniz taktirde fakir düşeceğinizden mi korkuyorsunuz? Korkmayın, kuşkusuz Allah rızkınızı verir. Çünkü O zengindir. Göklerin ve yerin hazineleri O’nun elindedir. Madem size emredileni yapmadınız ve bu size ağır geldi. Allah da sadaka vermeden onunla gizlice konuşmak için size ruhsat vererek sizi affetti. Öyleyse rükun ve şartlarını yerine getirerek namaza devam etmek ve farz olan zekatı vermekle yetinin. Bütün hallerinizde Allah’ın ve Rasulü’nün emrine uyun. Allah, amellerinizi ve niyetlerinizi bilir.
(Zekâtın farz oluşu, bu sadaka verme hükmünü kaldırmıştır. Zaten bu hükümle Ali’den (r.a.) başka kimse amel etmemiştir.)
14) Ey Muhammed! İman ettiklerini iddia eden o münafıkların durumuna şaşmıyor musun? Oysaki onlar, müslümanlara olan kinlerinden gazaba uğramış, lanetlenmiş Yahudileri dost edinmişlerdir. Birbirlerine nasihatta bulunuyor ve mü’minlerin sırlarını onlara taşıyorlar. O münafıklar, ne müslümanlardan ne de yahudilerdendir. Bilakis ikisi arasında bocalayıp durmaktadırlar. Yalan söyleyerek Allah adına yemin ediyorlar. “Vallahi biz gerçekten müslümanız.” diyorlardı. Halbuki onlar kendilerinin yalancı ve kâfir olduklarını biliyorlardı.
15) Münafıklıklarından dolayı, Yüce Allah onlar için, son derece şiddetli ve elem verici bir azap hazırlamıştır ki, bu da, Cehennemin en alt tabakasıdır. Yaptıkları ne kötü ve ne çirkin şeydir!
16) Müslüman olduklarına, münafıklık yapmadıklarına dair yalan yere yaptıkları yeminleri, canlarını ölümden kurtarmak için bir kalkan ve siper edindiler. İmanı zayıf olanların kalplerine şüphe sokmak, müslümanlara hile ve tuzak kurmak suretiyle insanların İslam dinine girmesine engel oldular. Onlar için son derece şiddetli, horlayıcı ve aşağılayıcı, çetin bir azap vardır.
17) Ne malları ne de çocukları, onlara asla ahirette bir fayda vermeyecektir. Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savmayacaktır. İşte onlar Cehennem ehlidir. Oradan asla çıkmayacaklardır.
18) Allah, hesap ve ceza için, Kıyamet günü onların tümünü toplayacaktır. Bugün dünyada, müslüman olduklarına dair yalan yere size yemin ettikleri gibi, ahirette de Allah’a yemin edeceklerdir. Yeminlerinin, dünyada öldürülmekten korunarak elde ettikleri avantajın, onları ahirette çarptırılacakları cezadan da kurtaracağını sanırlar. Şaşılacak durumları var. İnkarlarının, gaybları bilen Allah’a gizli kalacağına nasıl inanıyorlar?! Mü’minler onların kâfir ve münafık olduklarını fark etmiyor olabilirler; Ancak Allah’ı bu konuda mü’minlerle nasıl bir tutabilirler?! Ey insanlar! Uyanık olun. Onlar yalanda son derece ileri gidenlerdir. O kadar ileri gitmişlerdir ki, gaybları çok iyi bilen Yüce Allah’ın huzurunda dahi yalan söylemeye cesaret ederler.
19) Kalplerini Şeytan istila edip onlara galip geldi, nefislerini ele geçirdi. O kadar ki, Rablerini zikretmeyi onlara unutturdu. İşte onlar, Şeytana uyanların kendileri ve onun yardımcılarıdır. Dikkat edin. Şeytana uyanlar ve onun orduları, tam bir hüsran ve sapıklık içindedirler. Çünkü onlar ebedi olan cennet nimetlerini kaçırdılar ve kendilerini cehennemin ebedi azabına arzettiler.
20) Allah ve Rasulü’nün emirlerine karşı çıkanlar var ya, işte onlar, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmış zelil kimseler arasındadırlar.
21) Allah, dininin, rasullerinin ve mü’min kullarının galip olacağını Levhi Mahfuz’da yazdı, takdir etti, hükmetti. Kuşkusuz Allah’ın, nebi ve rasullerine, dostlarına yardım etmeye gücü yeter. Düşmanlarına karşı galiptir. Hiç kimse O’nu ne ezebilir, ne de mağlup edebilir.
SAYFA 544
|
22) Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah ve Rasulü’ne düşmanlık eden ve emirlerine aykırı davranan kimseleri isterse babaları, oğulları, kardeşleri ve aşiretleri gibi, onlara en yakın kimseleri bile olsa, sevip dost edindiklerini göremezsin. Çünkü kim Allah’ı severse, O’nun düşmanlarına düşman olur. Nur ile karanlık bir araya gelmediği gibi, bir kalpte, hem Allah sevgisi, hem de O’nun düşmanlarının sevgisi beraber bulunamaz. Mü’minler öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalplerine imanı yerleştirmiş, düşmanlarına karşı onları yardım ve desteği ile kuvvetlendirmiştir. Allah onları odalarının ve ağaçlarının altından, oluksuz ve kanalsız, sudan, sütten, şaraptan ve baldan nehirler akan Cennetlere yerleştirecekler, orada ebedi olarak nimetler içerisinde yaşayacaklardır. Allah, onların amellerini kabul etmiş ve kendilerinden razı olmuştur. Dolayısıyla onlar, Allah’ın sevabını elde etmiş ve kendilerine verdiklerinden razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın cemaati, has kulları ve dostlarıdır. Bilesiniz ki Allah’ın ordusu, dünya ve ahiret iyiliklerini kazananlardır.
HAŞR SURESİ
1) Kainatta bulunan her şey daima Allah’ı layık olduğu şekilde yüceltir, O’nu kötü ve eksik şeylerden sözle, fiille ve inançla uzak tutarlar, tenzih ederler. O’nu mahlukata benzetmezler. Akıl sahiplerinin tesbihi dil ile, cansız varlıkların tesbihi ise hal lisanı ile olur. Allah’ın koyduğu kanunlar çerçevesinde hareket ederler. Biz onların yaptığı tesbihi farkedemeyiz. Allah, işinde üstündür. Hiçbir şey O’nu engelleyemez ve O’nunla çekişemez. Fiillerinde hikmet sahibidir. Hikmet ve menfaatin gerektirdiği şeylerin dışında bir şey yapmaz.
2) Ehl-i kitab’tan olan Nadiroğulları Yahudilerini Medine-i Münevvere’deki yurtlarından ilk kez çıkartan O’dur. Bu Yahudilerin toplu halde Arap yarımadasından çıkarıldıkları ilk sürgündür. Çünkü bundan önce böyle bir zillete düşmemişlerdi. Ey iman edenler! Yahudilerin güçlü, kuvvetli ve iyi savaşçı olmaları sebebiyle, bu şekilde zillet ve horluk içerisinde yurtlarından çıkarılacaklarını beklemiyordunuz. Çünkü onların kaleleri, gelir getiren arazileri, hurma ve meyve ağaçları vardı. Yahudiler de bu sağlam kalelerinin, kendilerini Allah’ın haklarında verdiği hükümden, yani Medine’den sürülme hükmünden kurtaracağını, kendilerini Allah’ın azabından koruyacağını ve O’nun azap ve intikamını kendilerinden savacağını sanmışlardı. Allah’ın azabı ve şiddeti hesaplarında olmayan ve akıllarına gelmeyen bir taraftan başlarına geliverdi. Allah, Nadiroğulları’nın kalplerine, güçlerini zayıflatacak, güven ve huzurlarını yok edecek şiddetli korku verdi. Neticede Rasulullah’ın vereceği hükmü kabul ettiler. Sürgün edilmeden evvel mü’minlere olan kin ve hasetlerinden evlerini yıkıyor, direkleri söküyor, tavanları kırıyor ve duvarları deliyorlardı ki mü’minler oralarda oturamasın. Müslümanlar da, dışarıdan diğer tarafları tahrib ediyorlardı ki, onların kalelerini yıksınlar. Ey akıl sahipleri! Yahudilerin başlarına gelenden ibret alın da gurura kapılmayın ve sadece Allah’a güvenin! Sizler de onlar gibi bile bile hakkı reddetmeyin.
(Rasulullah Medine’ye geldiğinde, Nadiroğullarıyla, ne lehinde ne de aleyhinde olacaklarına dair bir anlaşma yapmıştı. Rasulullah Bedir savaşında düşmana galip gelince Yahudiler: “Kuşkusuz o, Tevrat’ta muzaffer olacak diye nitelenen rasuldür. Onun sancağı, ulaştığı yerden geri çevrilmez.” dediler. Fakat müslümanlar Uhud savaşında mağlup olunca şüpheye düşüp anlaşmayı bozdular. Hatta Rasulullah’a suikast düzenlediler. Ka’b b. Eşref kırk kişilik süvari ile Mekke’ye gidip Ebu Süfyan ile antlaşma yaptı. Rasulullah da Ka’b’ın süt kardeşi Muhammed b. Mesleme’ye onu öldürmesini emretti. O da onu güzel bir plan yaparak öldürdü, Sonra da Rasulullah askerleriyle baskın yaparak onları kuşattı. Neticede sürgüne gitmek üzere Rasulullah ile anlaşma yaptılar. Çoğu Suriye taraflarına gitti. Bir kısmı da Hayber Yahudilerine katıldı. Onlar daha sonra Ömer (r.a.) tarafından Hayber’den Şam’a sürüldüler, Arap yarımadasından kovuldular. Üçüncü toplu sürgünleri Müslim’de belirtildiği üzere inşaallah Filistin İslam devletinin kurulmasından sonra olacaktır.)
3) Eğer Yüce Allah, onların çoluk-çocuk ve aile olarak yurtlarından çıkmalarına ezelde hükmetmiş olmasaydı, kardeşleri Kureyzaoğullarına yaptığı gibi mutlaka onlara da dünyada kılıçla azap ederdi. Onlar için dünya azabı ile birlikte, Cehennemin ebedi azabı da vardır.
SAYFA 545
|
4) Bu sürgün ve azap, onların Allah’a karşı gösterdikleri muhalefet ve düşmanlık, emrine karşı giriştikleri isyan, işlemiş oldukları suçlar ve Rasulüne verdikleri sözü bozmaları sebebiyledir. Kim Allah’ın emrine muhalefet ve dinine düşmanlık ederse, bilinmelidir ki, Allah ondan intikamını alır. Çünkü Allah’ın azabı şiddetli, cezası elem vericidir.
5) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği olarak salih amel işleyenler! Kestiğiniz veya gövdesi üzerine olduğu gibi bıraktığınız hurma ağaçları, Allah’ın emri, iradesi ve rızasıyla kesilmiş ya da bırakılmıştır. Bir de Allah, ağaçları ve hurmalıkları kesilmek suretiyle yahudileri zelil edip öfkelendirmek için böyle yaptı. Bunda sizin bir günahınız yoktur. Bu Allah’ın takdiridir. Siz onları daha çok kızdırmak amacıyla yaptığınız ictihadınızda hatalı bile olsanız Allah bundan dolayı sizi sorumlu tutmaz.
6) Nadiroğulları yahudilerinin mallarını, Allah’ın Rasulü’ne teslim etmelerine gelince, siz onun için ne atlarınızı sürdünüz ne develerinizi, ne de onu elde etmek için yoruldunuz. Siz, o ganimetler için uzak yol katetmediniz. Savaşıp güçlük te çekmediniz. Fakat savaşın sıkıntılarına katlanmadan, düşmanlarının kalplerine korku salarak Rasulü’ne yardım etmesi Yüce Allah’ın ilahi kanunlarındandır. Yüce Allah’ın her şeye gücü yeter. O, mağlup edilemez, engellenemez ve hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz.
(Nadiroğulları yurdu Medine’ye iki mil uzaklıkta idi. Rasulullah burayı sulh yolu ile fethetti ve Yahudileri oradan sürüp mallarını aldı. Dolayısıyla Yüce Allah o malları sadece Rasulullah’a verdi. Rasulullah bu malları ihtiyaç sahiplerine dağıttı. Kendisine sadece eşlerinin bir yıllık masraflarını karşılayacak kadar miktarı kaldı.)
7) Allah’ın, savaş yapmadan Kureyza, Nadir, Fedek ve Hayber yahudilerinin mallarından Rasulü’ne verdiği fey adlı ganimet, Allah, Rasulü, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Mala şiddetli ihtiyaçları olmasına rağmen, Fakirlerin değil de, bu maldan sadece zengin ve liderlerin faydalanmaması ve onların tercih edilmemesi için böyle yaptık. Fey adlı bu ganimet Allah’ındır. Onu dilediğine verir. Rasulü’nün de hakkı vardır. O da hem kendisi hem de müslümanların yararı için onu harcar. Rasulullah’ın Haşim ve Abdulmuttaliboğullarından olan akrabalarının, babaları ölmüş yetimlerin, muhtaç durumda olan düşkünlerin ve yurdundan, evinden, malından ayrı düşmüş yolda kalmış yabancıların da hakkı vardır. Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği olarak salih amel işleyenler! Gerek fey’in taksimi hususu olsun, gerekse emir, nehiy tüm meselelerde Allah’ın Rasulü size neyi emrederse onu yerine getirin, neden nehyederse ondan da kaçının. Çünkü o, hevasından konuşmaz. Ancak Allah’ın vahyettiği Kur’an’ı ve sünneti konuşur. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olarak O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle Allah’ın azabından sakının. Kuşkusuz Allah’ın, kendisine isyan eden ve emrine muhalefette bulunan kimse için azabı elem verici ve şiddetlidir.
8) Fey ve ganimetler, Mekke kafirlerinin yurtlarından göçe zorlamaları sonucu, Allah’ın rızasını ve lütfunu isteyerek yurtlarını, çoluk çocuklarını ve mallarını terkeden, açlıktan belini düz tutsun diye karınlarına taş bağlayan o Muhacir fakirler içindir. Onlar Allah’ın emrini yüceltmek ve dinine yardım etmek maksadıyla hicret ediyorlar. İşte bu güzel sıfatları taşıyanlar, imanlarında samimi olanlardır.
9) Medine’ye yerleşip orayı yurt edinen ve muhacirlerin bir çoğundan önce samimi ve kesin bir şekilde iman eden Ensar var ya, onlar, Muhacir kardeşlerini sever ve kendi evlerinde oturtup mallarıyla onlara yardım ederler. Ensar -içlerinden üç kişi hariç- muhacirlerden başka kimseye verilmeyen fey ve ganimetten dolayı hiçbir kıskançlık, çekememezlik, kin ve üzüntü duymuyorlardı. Onlar son derece ihtiyaç ve yoksulluk içinde olsalar da, malın başkalarına verilmesini tercih ederler. Onların bu tercihi mala ihtiyaç duymadıklarından değil, aksine bu tercihleri mala ihtiyaçları olmasına rağmendir. İşte bu, başkasını kendine tercih etmektir. Allah kimi şiddetli hırs ve tamahkarlıkla birlikte cimrilikten korur ve uzak tutarsa, o felah bulup kazanmış demektir. Çünkü cimrilik bir çok insanı helak etmiş, onları kan dökmeye ve haramları helal saymaya itmiştir.
SAYFA 546
|
10) Muhacir ve ensarın arkasından gelen tabiin (ikinci kuşak), etbau’t-tabiin (üçüncü kuşak) ve kıyamet gününe kadar onları izleyen mü’minler ise, bunlar lütuf ve ihsana hak kazanan, Kıyamete kadar ihsan ile onların peşlerinden gidenlerdir. Onlar şöyle dua ederler: “Ey Rabbimiz! Bizi bağışla, bizden önce iman etmiş olan din kardeşlerimizi de bağışla! Günahlarımızı affet! Kalplerimizde hiçbir mü’mine karşı kin ve kıskançlık yaratma! Mü’minler arasındaki ihtilafı gider! Ey Rabbimiz! Sen mü’min kullarına karşı çok şefkatli ve merhametlisin. Dualarımızı kabul et. Bize ancak sen yardım edebilirsin.”
(Sahabenin geneline sövmek, hakaret etmek, küçümsemek -Allah korusun- insanı küfre götürebilir. Çünkü onları sevmek imandandır.
11) Ey Muhammed! İçlerinde sakladıklarının aksini açıklayan Abdullah b. Ubeyy b. Selül, Vedia ve Malik b. Nevfel ile Süvey ve Dais adlı o münafıkların durumuna şaşmıyor musun? O münafıklar ehl-i kitab’dan Kureyza ve Nadiroğulları yahudilerinden küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden, senin risaletini inkar eden din kardeşlerine şöyle derler: “Kalelerinizde kalın, ne olursa olsun kaçmayın, direnin, biz sizin yanınızdayız. Eğer siz Medine’den çıkarılırsanız, kesinlikle biz de sizinle oradan çıkacağız. Biz, sizinle savaşma hususunda Muhammed’in emrine uymayız. Size yardımı bırakmamızı emreden hiç kimseyi de dinlemeyiz. Eğer herhangi biri sizinle savaşırsa, düşmanlarınıza karşı mutlaka size asker ve silahla yardım eder ve yanınızda oluruz.” Münafıkların, sözlerinde ve onlara verdikleri vaadde kesinlikle yalancı olduklarına, samimi olmadıklarına Allah şahitlik eder.
12) Eğer yahudiler yurtlarından çıkarılacak olurlarsa münafıklar onlarla birlikte Medine’den çıkmayacaklardır. Yahudilerle savaş yapılırsa, münafıklar ne onlara silah bakımından yardım edecek, ne de onlarla birlikte savaşacaklardır. Eğer, onlara yardıma gelseler ve onlarla birlikte savaşsalar, bu durumda da mutlaka yenilecekler. Münafıkların yardımı onlara fayda sağlamayacaktır. Çünkü onlar da aşırı derecede korkak oldukları için arkalarına dönüp kaçacaklardır.
13) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Siz, münafıkların kalbine Allah’tan daha çok korku veriyorsunuz. Çünkü onlar, Allah’tan çok sizden korkuyorlar. Bunun sebebi, Allah’ın büyüklüğünü ve kudretini bilmedikleri ve anlamadıkları içindir. Çünkü Allah onları cezalandırmayı erteler, fakat siz ertelemezsiniz. Halbuki bilseler cehennemin sıcaklığı dünya sıcaklığının 70 katı daha şiddetlidir. Orada onlar için ebedi bir azap vardır.
14) Onlar toplu olarak ve yüzyüze sizinle savaşamazlar. Surlar ve hendeklerle korunmuş, tahkim edilmiş şehirlerde veya siper edinecekleri duvarların arkasında oldukları zaman ancak savaşabilirler. Çünkü onlar aşırı derecede korkak ve telaşlıdırlar. Kendi aralarında birbirlerine düşmanlıkları ise pek çetindir. Görünüşte onları, bir iş ve görüşte toplanmış, dostluk ve birlik içinde sanırsın. Oysaki onlar son derece ihtilaf içindedirler. Çünkü görüşleri farklı, arzuları değişik, kalpleri de ayrı ayrıdır. İslam’a ve müslümanlara düşmanlıktan başka hiç bir hedefte birleşmezler. Bu ayrılık ve dağınıklık, Allah’ın emirlerini düşünebilecekleri ve anlayabilecekleri bir akılları olmadığı içindir. Onlar herhangi bir durumda ittifak edemeyen, herbiri bir yana dağılan hayvanlar gibidir.
15) Sürgün olma ve zillete düşme olayında Nadiroğullarının durumu, Bedir savaşında yenilip esir düşen Mekke kafirlerinin veya yakın geçmişte helak olan eski milletlerin durumu gibidir. Onlar, dünyada işledikleri suçun kötü akibetini tattılar. Onlar için ahirette de, elem verici, şiddetli, ebedi bir azap vardır.
16) Münafıkların yahudileri savaşa teşvik edip sonra yalnız bırakmaları hususundaki durumları, insanı inkara teşvik edip sonra da onu yalnız bırakıp yardım etmeyen şeytanın durumuna benzer. İnsan inkar edip küfre girince şeytan ondan uzaklaşır, yalan ve riyadan şöyle der: “Allah’ı inkar ettiğim taktirde, O’nun azabından ve intikamından korkarım.” Şeytan bu sözlerinde samimi değildi. Eğer samimi olsaydı Allah’ın emirlerine isyan etmezdi, tevbe istiğfar ederek Allah’a yönelirdi.
SAYFA 547
|
17) Münafıklar ile yahudilerin sonu, şeytan ile ona aldanan insanın sonuna benzer. Çünkü bunlar ebedi Cehennemlik olmuşlardır. İşte zalim, kafir, Allah’ın koyduğu sınırları ve yasaları ihlal eden ve Bel’am kılıklı alimlere körü körüne uyan herkesin cezası budur.
18) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği olarak salih amel işleyenler! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilinci içinde olun, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle azabından sakının! Herkes yarın dönüp Rabbinizin huzuruna çıkarılacağınız ahiret günü için, iyi amellerden hazırladıklarına baksın. Allah’tan korkun. Kuşkusuz Allah amellerinizden haberdardır. Size onların karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğramaksızın verecektir.
19) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Allah’ı anmayı, O’nun gözetiminde olduğunu ve O’na itaat etmeyi terkedenler gibi olmayın. Onlar böyle yapınca Allah da onlara elverişli bir şekilde bakmayı unutturdu. Onlar Allah’a ibadeti ve emirlerine sarılmayı terkettiler. Dolayısıyla payları unutturulmak suretiyle onlara ceza verildi. Neticede yarın için kendilerine fayda sağlayacak herhangi bir iyilik sunmadılar. İşte onlar Allah’a itaat etmekten çıkan günahkarların ta kendileridir.
20) Kıyamet gününde bahtiyarlarla bedbahtlar, mutlularla mutsuzlar, yani cehennemliklerle cennetlikler rütbe ve fazilette eşit değildirler. Cennetlikler, nimet yurdunda ebedi mutluluğu kazananlardır. İşte bu büyük bir kazançtır. Cehennemlikler ise azap yurdunda ebedi olarak şiddetli ve can yakıcı bir cezaya çarptırılacaklardır.
21) İnsanlarda yarattığımız gibi, dağda da akıl, kavrama ve temyiz gücü yaratsaydık, vaad ve tehdidi ile bu Kur’an’ı ona indirseydik, mutlaka Allah’ın hakettiği saygı görevini yerine getirememe endişesinin doğurduğu Allah korkusu ve dehşetinden boyun eğer ve çatlardı. Dağ, cansızlığına, sertliğine ve büyüklüğüne rağmen ona boyun eğip çatlıyorsa, insanoğlunun bunu yapması daha uygundur. Fakat insanoğlu, zayıflığına ve değersizliğine rağmen etkilenmiyor. Allah’a şirk koşuyor, Allah’ı gereği gibi takdir edemiyor. Biz bu misalleri, Allah’ın birliğini ve kudretini düşünüp Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imana uygun olarak salih amel işlesinler diye insanlara uzun uzun açıklıyoruz ki kıyamet gününde bir bahaneleri kalmasın..
22) Şanı yüce olan O Allah, ibadete layık gerçek ilahtır. O’ndan başka ibadete layık hiçbir ilah ve rab yoktur. Gizliyi de açığı da bilendir. Kulların gerek göremediği ve gerekse görüp bildikleri şeyleri O bilir. Herkese yaptıklarının karşılığını verecektir. O Yüce Allah dünyada hem mü’minlere hem kafirlere, ahirette ise yalnızca mü’minlere çok merhamet edendir.
23) O Allah ki, kendisinden başka ibadete layık ilah yoktur. O, bütün mahlukatın sahibidir. Emirler ve yasaklar koyarak, vücuda getirip yok ederek kulları üzerinde tasarrufta bulunandır. Hüküm koyma yetkisi yalnızca O’na aittir. Kimsenin O’nun hükmüne aykırı hüküm verme yetkisi yoktur. Çirkin şeylerden ve yaratıklara özgü niteliklerden, her türlü eksiklik ve ayıptan, eş ve çocuktan uzaktır. O, mahlukatın, cezasından selamet bulduğu ve zulmünden emin olduğu kimsedir. Her türlü noksanlıktan ve afete uğramaktan münezzehtir. Dilediği kullarına güven yağdırır. Nebi ve rasullerinin eliyle mucizeler göstermek suretiyle onları tasdik edendir. Herşeyi gözetleyip koruyan, kullarını amelleri ile birlikte görüp kendisine hiçbir şey gizli kalmayandır. Güçlü, kuvvetli, mağlup edilemeyen ve kendisine zillet gelmeyendir. Kudretli, azametli, alicenab, kendisinden aşağıda olanların O’na boyun eğdiği kimsedir. Her istediğini yapan yüce varlıktır. Gerçekten büyüklüğe layık olan kimsedir. Büyüklük O’ndan başkasına layık olmaz. Azamet ve yüceliği içerisinde Allah, müşriklerin kendisine koştukları ortaklar ve benzerlerden münezzeh ve mukaddestir.
24) O Yüce Allah her şeyi yaratan, yoktan vücuda getiren ve yaratarak ortaya koyandır. Mahlukata dilediği gibi şekil verendir. Güzel manaları gösteren yüce isimler de O’nundur. Kainattaki her şey, hal veya söz diliyle, Yüce Allah’ı acizlik ve noksanlık sıfatlarından tenzih eder. O, mülkünde güçlüdür, üstün iradelidir, istediğini yapar, yaptığında ve yarattığında, tüm tasarruflarında hikmet sahibidir.
SAYFA 548
|
MÜMTAHİNE SURESİ
1) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kafirleri ve münafıkları dost ve arkadaş edinmeyin. Çünkü imanın alametlerinden biri de, Allah düşmanlarına karşı dostluk ve sevgi göstermek değil, onlardan nefret etmektir. Din, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmekten ibarettir. Kişi sevdiğiyle beraber haşrolur. Onlar, dininizi ve Allah’ın size apaçık hak olarak indirdiği Kur’an’ı inkar ettikleri, eşi ve ortağı bulunmayan Allah’a ibadet ettikleri, O’na hiçbir şeyi ortak koşmadıkları için Rasulullah’ı ve muhacirleri Mekke’den zorla çıkardıkları ve size en çetin düşmanlığı yaptıkları halde onlara sevgi ve yakınlık gösteriyor, müslümanların sırlarını onlara bildiriyor, tavsiyede bulunuyor ve onları dost ediniyorsunuz. Eğer siz Allah’ın rızasını taleb etmek amacıyla yurtlarınızdan hicret ettiyseniz veya Allah’ın dinini hakim kılmak için cihada çıktıysanız, benim de sizin de düşmanınız olan kimseleri asla dost edinmeyin. Onlarla dost olmak, iyi geçinmek, ileride bazı konularda onlardan faydalanmak amacıyla onlara, müslümanlara ait bazı gizli şeyler ulaştırıyorsunuz. Oysa ben sizin gizli yaptıklarınızı da, açıktan yaptıklarınızı da bilirim. Sizin hallerinizden hiçbir şey bana gizli kalmaz. Kim Allah düşmanları ile dost olur, Rasul’ün ve müslümanların sırlarını ifşa ederse, hak ve doğru yol olan İslamdan küfre sapmış olur.
2) Eğer onlar sizi ele geçirip üstünlük sağlarlarsa, kalplerinde size karşı olan o şiddetli düşmanlığı açığa vururlar. Vurmak ve öldürmek suretiyle size ellerini, sövmek ve hakaret etmek suretiyle de dillerini uzatırlar. Ayrıca kendileri gibi olmanız için inançlarınızı inkar etmenizi, Allah’a şirk koşmanızı isterler.
3) Akrabalarınız ve Mekke’deki çocuklarınız, sizi, Allah’ın Rasulüne ve mü’minlere hıyanet etmeye, onlarla ilgili haberleri kafirlere nakletmeye ve Allah düşmanları ile dost olmaya sevketmesin. Çünkü akrabalıklarınız ve kendileri için kafirlerle dostluk kurduğunuz çocuklarınız Kıyamet günü size hiçbir fayda sağlamayacak ve sizden hiçbir zararı savamayacaklar. O zor günde Allah, mü’minlerle kafirler arasında hükmünü verecek, mü’minleri Naim Cennetlerine, kafirleri ise Cehennemin en alt tabakalarına sokacaktır. Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir. Neticede size, yaptıklarınızın karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecektir.
4) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! İbrahim’de ve onunla beraber olan mü’minlerde, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kafir olan kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizlerden ve Allah’tan başka taptığınız putlardan uzağız. Sizi ve yürüdüğünüz yolu tanımıyoruz. Sizi tekfir ediyoruz. Sizin kâfir olduğunuzu açıkça söylüyoruz. Siz bu hal üzere devam ettiğiniz sürece yani Allah’ı birleyip sadece O’na ibadet etmedikçe ve işlemekte olduğunuz şirki ve putlara ibadeti terketmedikçe, sonsuza kadar sizinle bizim aramızda düşmanlık ve kin sürüp gider.” Ancak, İbrahim’e, babasının bağışlanmasını istemesi konusunda uymayın. Çünkü o, müşrik babasının müslüman olması ümidiyle mağfiret istemişti. Ancak Allah’ın düşmanı olduğunu anlayınca af dilemekten vazgeçip ondan uzaklaştı. İbrahim babasına şöyle demişti: “Eğer sen Allah’a başkasını ortak koşarsan, ben Allah’ın azabından hiçbir şeyi senden savamam. Senin için mağfiret istemekten başka elimden bir şey gelmez.” İbrahim Allah’a şöyle dua etmişti: “Ey Rabbimiz! Bütün işlerimizde sadece sana güvendik. Sadece sana yönelip tevbe ettik. Ahiret yurdunda dönüş ancak sanadır. O gün sen bizi mahcup etme. Kusurlarımızı bağışla.Tevbemizi kabul buyur.”
5) “Ey Rabbimiz! Kafirleri bize musallat kılma da, gücümüzün yetmeyeceği şekilde bir işkenceyle bizi dinimizden dönmeye zorlamasınlar. Bize ne onların eliyle, ne de kendi katından gelen bir azapla azap etme ki, “Eğer haklı olsalardı başlarına bu gelmezdi.” demesinler. İşlediğimiz günahları bizim için bağışla! Rabbimiz! Sen öyle galip ve üstün bir zatsın ki, sana sığınan zelil olmaz. Sen öyle bir hakimsin ki, içinde hayır ve iyilik bulunan şeyden başkasını yapmazsın.”
SAYFA 549
|
6) Andolsun İbrahim’de ve onunla beraber bulunan mü’minlerde, Allah’a ve ahiret gününe iman eden mü’minler için kafirlerden uzak durmak ve bir müslümanın onlarla nasıl bir ilişki içerisinde olabileceği hususunda güzel bir örnek vardır. Kim imandan ve Allah’a itaatten yüz çevirirse, bilsin ki Allah onun gibilere ve diğer bütün mahlukata muhtaç değildir. O, zatında ve sıfatlarında hamde layık olandır.
7) Olur ki Allah sizinle, müslüman olmadığı için kendilerine düşmanlık yaptığınız müşrik akrabalarınız arasında bir sevgi ve yakınlık meydana getirir; onları mü’min ve müslüman olmaya sevkederek sizin dostlarınız haline getirir; kinden sonra bir sevgi, düşmanlıktan sonra bir dostluk hasıl eder. Allah güçlüdür, hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz. Kalpleri döndürmeye ve durumları değiştirmeye kadirdir. Allah kendisine tevbe edip dönenleri çok bağışlayan ve onlara çok acıyandır. Bu sevgi Mekke’nin fethi günü olgunlaştı. Çünkü o gün Kureyşlilerin büyük bir çoğunluğu İslam’a girdi. Allah, daha önce bir takım sebeplerle ayrı düşen, birbirine düşman olan bir toplumu böylece İslam bayrağı altında bir araya getirmiş oldu.
8) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Allah, dininiz için sizinle savaşmayan ve sizi vatanınızdan çıkarmayan, yani harbi durumunda olmayan kadınlar, çocuklar, yaşlılar vb. kimselere iyilik yapmayı, onlara adaletli davranmayı yasaklamaz. Bilakis onlara dininizden taviz vermeden İslam’ın hoşgörüsüyle yaklaşın. Onlara İslam’ı gerek halinizle gerekse dilinizle tebliğ edin. Şüphesiz Allah, bütün işlerinde ve verdikleri hükümlerde adaletli olanları, yönetimi altındakilere adil ve hakkaniyetli davrananları sever. Onlara hakettiklerini zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verir.
9) Allah ancak, size karşı düşmanlığını ortaya koyan, dininizden dolayı sizinle savaşan, sizi yurdunuzdan çıkarmak için düşmanlarınıza yardım eden, onlara akıl veren, onları maddi ve manevi yönden destekleyen harbi durumundaki kafirlerle dost ve ahbab olmanızı, onları yardımcı edinmenizi yasaklar. Kim, bu kadar uyarılara rağmen Allah’ın düşmanlarına karşı dostluk gösterir, onları ahbab ve yardımcı edinirse işte onlar canlarını cehennem azabına soktukları için kendilerine zulmedenlerdir. Onlar bu konuda kendilerinden başkasını suçlamasınlar. Çünkü Allah adildir, kimseye zerre kadar zulmetmez.
10) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Hudeybiye antlaşmasından sonra Mü’min kadınlar hicret ederek size geldiklerinde imanlarındaki sadakatlarını anlamanız için onları imtihan edin. Kocasına kızdığı için, müslüman bir erkeğe aşık olduğundan veya dünyevi bir istekten dolayı hicret etmediğine, sadece Allah ve Rasulünü sevdiği ve İslam dinini istediği için çıkıp geldiğine dair yemin ettirin. Onların iman iddiasındaki doğruluklarını Allah daha iyi bilir. Çünkü Yüce Allah onların kalplerinden haberdardır. Hiçbir şey O’na gizli kalmaz. İmtihandan sonra iman etmiş olduklarını anlarsanız onları kafir kocalarına geri vermeyin. Mü’min kadın müşrik erkeğe helal olmaz. Mü’min erkeğin de müşrik bir kadınla evlenmesi helal değildir. Kafir kocalarına onlara verdikleri mehri veriniz ki hem eşini kaybedip hem de ekonomik zarara uğramasın. Mehirlerini verdiğinizde o muhacir mü’min kadınlarla evlenmenizde size herhangi bir günah yoktur. Kafir eşlerinizi nikahınızda tutmayın. Çünkü sizinle onların arasında ne nikah vardır ne de evlilik alakası... Eğer eşleriniz kafirlere katılırsa onlara vermiş olduğunuz mehri isteyin. Müşrikler de Medine’ye hicret eden mü’min eşlerine verdiklerini istesinler. İşte bu, Allah’ın şeriatı ve düşmanlarınızla sizin aranızdaki adil hükmüdür. Şüphesiz Allah kulların yararına olanı bilendir ve onlar için koyduğu kanunlarda hikmet sahibidir.
11) Müslümanlardan herhangi birinin eşi kaçar da kafirlere katılırsa siz de savaşarak kafirlerden ganimet almışsanız eşi kaçıp gitmiş olan kimseye, ona vermiş olduğu mehir kadar, elinizdeki ganimetten verin. Söz ve fiillerinizde emirlerine muhalefet ettiğiniz taktirde varlığına inanıp tasdik ettiğiniz Allah’ın azap ve intikamından korkun. O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçının. Çünkü Allah’tan korkmak imanın icabındandır. Ancak kafirler cehaletlerinden Allah’ın azabından emin olurlar. Mü’min ise korku ile ümit arasında yaşar.
SAYFA 550
|
12) Ey Muhammed! Mü’min kadınlar biat etmek için sana geldiklerinde şu altı önemli hususta biatlarını al: Bunların başında Allah’a şirk koşmamaları gelmektedir. Çünkü şirk tüm salih amelleri boşa çıkarır, sahibini ebedi olarak kalacağı cehenneme götürür. Kimsenin malını çalmak suretiyle hırsızlık yapmasınlar ve suçların en çirkini olan zina suçunu işlemesinler. Eşleri ve cariyeleriyle yetinsinler. Cahiliyye insanlarının, utanma, gurur meselesi yaptıkları veya fakirlik korkusuyla ana rahmindeyken veya doğduktan sonra kız çocuklarını diri diri toprağa gömmesinler. Çocuğu olmadığı için kocalarının kendilerini boşayacağından korkan kadınlar, kocalarından olmayan buluntu çocuğu: “Bu benim çocuğumdur, senden olmuştur.” diyerek kocalarına yalan yere nisbet etmesinler. İyilik hususunda onlara verdiğin emirlere ve kötülük hususundaki yasaklamalarına karşı çıkmasınlar. Aksine dinleyip itaat etsinler. İşte bu şartlar doğrultusunda onların biatlarını al. Allah’tan onların geçmiş ve gelecek günahları için af ve bağışlama dile. Kuşkusuz Allah’ın, rahmeti bol ve mağfireti geniştir. Allah, tevbe etmeleri halinde kullarının günahlarını bağışlayan, dünya ve ahirette mü’minlere merhamet edendir.
(Rasulullah erkeklerin biatını aldıktan sonra, Mekke fethinin ikinci günü Safa tepesinde de, kadınların biatını onlarla tokalaşmadan aldı.)
13) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Allah’ın kızdığı, lanetlediği, gazap ettiği yahudi, hristiyan ve müşrikleri dost ve yardımcı edinmeyin, onları sevmeyin, onları sırdaş edinmeyin, onları İslam toplumunda önemli konumlara getirmeyin, onların görüşlerini bile dikkate almayın, onlara değer vermeyin, onlardan yüz çevirin. O kafirler, ahiret sevabından ve cennet nimetlerinden ümit kesmiş kimselerdir. Bu, öldükten sonra dirilmeyi ve haşri kabul etmeyen kafirlerin, ölülerinin, ikinci kez hayata dönmelerinden ümit kesmelerine benzer. Onların herhangi bir yakını veya arkadaşı öldüğünde: “Bu, onu gördüğümüz son andır. Artık ebediyyen diriltilmeyecek, dünyada iken yaptıklarından dolayı hesaba çekilmeyecektir.” derlerdi. Bunun sebebi, Rasulullah’ın doğru söylediğini bildikleri halde karşı çıkmalarıdır.
SAFF SURESİ
1) Göklerde ve yerde bulunan melek, insan, bitki ve cansız varlıkların tümü Allah’ı noksan sıfatlardan uzak tutup O’nu takdis eder ve övgüyle yüceltir, O’nun ilahlığına, birliğine ve övülen diğer sıfatlarına gerek hal dilleriyle gerekse gerçek dilleri ile şahitlik eder. Fakat siz bunu hissedemezsiniz. Allah, mülkünde galiptir. Yaptığında hikmet sahibidir. O, hikmetin gerektirdiğinden başkasını yapmayandır.
2) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Yapmayacağınız halde niçin dillerinizle bir şeyi yapacağınızı söylüyorsunuz?! Yapmayacağınız bir hayrı ve iyiliği, niçin ‘yaparız’ diyerek insanları kandıryorsunuz?
3) Bir şeyi söyleyip sonra yapmamanız ve bir şeyi vadedip yerine getirmemeniz Allah katında şiddetli bir buğza ve hışma sebep olur. Allah katında en sevilmeyen şeylerden biri de budur. Sakın böyle bir şey yapmayın. Bu münafıkların adetidir.
4) Yüce Allah savaş anında kendilerini bir saf haline getiren ve düşmanla karşılaşıldığında savaştan kaçmayıp yerlerinde sebat eden mücahitleri sever. Birbirlerine yapışıp tutunmaları ve savaşta sebat etmeleri hususunda onlar, bir kısmı bir kısmına kenetlenmiş ve sağlam bir şekilde yapıştırılmış ve neticede tek bir şey haline gelmiş bir bina gibidirler.
5) Ey Muhammed! Kavmine Allah’ın kulu ve kendisiyle konuştuğu Musa b. İmran kıssasını anlat. Hani o, kavmi İsrailoğullarına: “Bana eziyet veren şeyi niçin yapıyorsunuz? Niçin benim hakkımda astarı olmayan şeyler ortaya atarak bana iftira ediyorsunuz? Oysa siz, gördüğünüz apaçık mucizeler sayesinde kesin olarak biliyorsunuz ki, ben Allah’ın size gönderdiği elçisiyim. Size getirdiğim risalet hususunda doğru olduğumu da biliyorsunuz.” demişti. Onlar bile bile haktan uzaklaşarak sapıklığa meyledince, Allah da onların kalplerini hidayetten uzaklaştırdı. Kuşkusuz Allah, bile bile itaatından çıkmış kimseleri doğru yola ve hayra muvaffak etmez. Allah hidayeti hakedene verir. Allah kimseye zulmetmez.
SAYFA 551
|
6) Ey Muhammed! Kavmine şu olayı da anlat: Hani İsa İsrailoğullarına, “Ben Tevrat’ta anlatılan vasıflarla size gönderilmiş, Tevrat’ın hükümlerini ve Allah’ın bütün kitap ve rasullerini tasdik ve ikrar eden, benden sonra gelecek olan Muhammed isimli övülmüş bir rasulün gönderileceğini müjdeleyen Allah’ın rasulüyüm. Tevrat’a aykırı bir şey getirmedim ki, benden nefret edesiniz. Benden önceki rasullere ve kitaplara inandığınız gibi bana ve getirdiklerime inanın.” İsa onlara ölüleri diriltmek, körleri ve alaca hastalığına yakalananları iyileştirmek, evde sakladıklarını söylemek ve çamurdan kuş şekli yapmak gibi mucizeler gösterince: “Bu bize apaçık sihri getiren bir sihirbazdır.” dediler. (Rasulullah da kavmine apaçık delillerle gelince kavmi de İsrailoğulları gibi onun getirdiklerini sihirle niteledi.)
7) Rabbi onu rasulünün diliyle İslam’a çağırdığında çağrıya icabet edeceği yerde Rabbinin rasulüne “Sihirbaz”, indirilmiş mucizelerine de “sihir” demek suretiyle Allah’a iftira edenden, Allah’a evlat ve ortak yakıştıran, O’na ilgisiz olduğu sözler ve hükümler isnad eden kimseden daha zalim insan bulunur mu? Allah, bile bile küfür ve zulüm işleyenleri hidayete ve kurtuluşa erdirmez, ona doğru yolu göstermez. Allah ancak samimi olanları hidayete erdirir.
8) Müşrikler Kur’an’a “sihir” demek suretiyle Allah’ın dinini ve nurlu şeriatını ağızlarıyla söndürmek, İslam’ı yoketmek isterler. Halbuki Allah suçlu kafirler gururlanıp istemese de dinini her tarafa yayarak ve bütün dinlere üstün kılarak galip getirecektir. Dini üstün kılmaktan maksat, dünyada bu dini kabul etmeyen kimse kalmayacak demek değildir. Aksine bundan maksat, bu dinin mensuplarının Kıyamete kadar delil, silah, dil ve kalemle diğer din mensuplarına üstün ve galip olmaları demektir.
9) Allah, kudret ve hikmetiyle elçisi Muhammed’i apaçık Kur’an ve nurlu dinle gönderendir. İslamı yahudilik, hristiyanlık ve diğer dinlere üstün kılmak için böyle yaptı. Allah’ın düşmanları ve O’na başkasını ortak koşanlar hoşlanmasa da bunu yapmıştır.
10) Ey iman edenler! Sizi elem verici, şiddetli ve ebedi bir azaptan kurtaracak kazançlı ve şanı yüce bir ticareti size tavsiye edeyim mi?
11) Allah ve Rasulüne, şüphe ve münafıklık karışmamış doğru bir imanla inanırsınız. Allah’ın dinini yüceltmek için mal ve canla din düşmanlarıyla cihad edersiniz. Eğer bilginiz ve anlayışınız varsa, size emretmiş olduğum Allah yolunda cihad, sizin için bu hayattaki her şeyden daha iyidir. Çünkü Allah kendi yolunda cihad eden kimseye ya şehadeti ya da gazi olup ganimet elde etmeyi vaadetmiştir.
12) Allah’a iman eder ve O’nun yolunda cihad ederseniz Allah sizin günahlarınızı bağışlar yani onları örter ve lütfuyla üzerinizden siler. Sizi ağaçlarının ve odalarının altından, oluksuz ve kanalsız, sudan, sütten, şaraptan ve baldan nehirler akan Cennetlere, bağlara ve bahçelere sokar ve sizi devamlı kalınacak Cennetlerde yüksek köşklere yerleştirir. İşte anlatılan bu mükafaat, öyle büyük bir kazançtır ki, artık ondan öte kazanç yoktur. O öyle devamlı bir mutluluktur ki, ondan öte bir mutluluk yoktur.
13) Allah size başka bir iyilik daha verecektir ki, o da düşmanlarınıza karşı size yardım etmesi ve size Mekke’nin, İran ve Bizans’ın fethini nasip etmesidir. Ey Muhammed! Mü’minlere bu apaçık lütfu müjdele! İşte bunlar, ahiret nimetleri ile birleşen dünya nimetleridir.
14) Ey iman edenler! Allah’ın dinine yardım edin, O’nun nurlu alametini yükseltin. Nitekim, Meryem oğlu İsa, yardımcılarına, “Allah’ın davetini tebliğ ve dinine yardım etmek için bana kim yardım edecek?” dediğinde, İsa’nın davetini kabul eden, samimi mü’minler olan 12 Havari, “Allah’ın dininin yardımcıları biziz.” dediler. İsa’nın daveti sonunda İsrailoğulları iki kısma ayrıldı. Biri, İsa’ya iman edip onu tasdik eden grup, diğeri de onun rasullüğünü yalanlayıp inkar eden gruptur. Bunlar İsa ve annesi Meryem’e eziyet eden Yahudilerdir. İsa’ya inananlardan bir grup da, onun hakkında ileri gitti ve sonunda onu, Allah’ın lutfettiği rasullük derecesinden daha yükseklere çıkardılar ve bu hususta birçok fırka ve gruplara ayrıldılar. Bazıları İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu iddia etti. Bazıları da onun “Baba, Ruhu’l-Kudüs ve oğul” üçlüsünden oluştuğunu ileri sürdü. Bazıları ise onun Allah olduğunu söylediler. Nihayet kafir düşmanlarına karşı biz mü’minleri destekledik de delil ve hüccetlerle sonunda onlara galip geldiler.
SAYFA 552
|
CUM’A SURESİ
1) Kainatta bulunan (insan, hayvan, bitki ve cansız) varlıkların tümü her şeyin sahibi olan, meydana getiren, hepsini tekrar yoketmek suretiyle yaratmada tasarruf sahibi olan, bütün noksanlıklardan münezzeh ve kemal sıfatlara sahip mülkünde güçlü ve yaptıklarında hikmet sahibi olan Allah’ı ya hal dilleri ile ya da gerçek dilleri ile tesbih, takdis ve ta’zim eder. Fakat insanlar bunu anlayamazlar.
2) Allah, rahmeti ve hikmetiyle, Araplar içinde soyu İbrahim’in oğlu İsmail’in torunu Adnan’a dayanan, Kureyş kabilesinin Haşimi koluna mensup ve kendileri gibi ümmi olan, okuma yazma bilmeyen bir rasul gönderendir. Bu rasul, onlara Kur’an ayetlerini okur, onları inkar ve günah kirlerinden arındırır, iman sayesinde onları temiz kalpli yapar. Onlara okunan ayetleri ve rasulün pak sünnetini, onların anlamlarını ve hükümlerini, her işte nazik ve dikkatli, her konuda isabetli ve doğru olmayı, şeriatın sırlarını, hükümlerinin hikmetlerini öğretir. Gerçek durum şu ki, onlar Muhammed kendilerine rasul olarak gönderilmeden önce hak yoldan apaçık bir şekilde sapmışlardı.
(Yüce Allah Muhammed’i uzun zamandır rasullerin gönderilmediği ve insanların hak yoldan uzaklaşıldığı bir dönemde gönderdi. O zaman ona ihtiyaç çok idi. İnsanlar siyasal, sosyal, ahlaki ve hukuki yönden sapıklık içinde idiler. Araplar daha önce İbrahim’in dinine bağlı idiler. Daha sonra onu değiştirip bozdular, tevhid yerine şirke, yakîn yerine şüphelere saplandılar, Allah’ın izin vermediği birçok bid’atler uydurdular. Ehl-i kitap da böyleydi. Onlar da kitaplarını tahrif edip değiştirdiler. İşte bunun üzerine Yüce Allah, Muhammed’i kapsamlı, mükemmel ve yüce bir şeriatla gönderdi. Bu şeriatta hidayet ve insanların yaşarken ve ölünce muhtaç oldukları her şeyin izahı vardır. Yüce Allah bütün güzellikleri Muhammed’de topladı, öncekilerden ve sonrakilerden hiçkimseye vermediği şeyi ona verdi.)
3) Yüce Allah bu rasulü, o ümmilerin zamanında bulunmayıp da daha sonra gelecek olan diğer kavimlere de göndermiştir. Bunlar, Kıyamete kadar müslüman olacakların hepsidir. Yani o, zamanında var olan ins-cin herkese gönderildiği gibi, onlardan sonra gelecek olanlara da gönderilmiştir. Onun elçiliği sadece kendi zamanında var olanlar için değil, aksine hem onları, hem de onların dışında kıyamete kadar gelecek olan tüm insanları kapsar. Şüphesiz Allah mülkünde güçlü ve galip, yaptıklarında hikmet sahibidir.
4) İnsanlığın efendisine has olan bu şeref yani onun bütün insanlara ve cinlere rasul olarak gönderilmesi, Kur’an’ın arapça inmesiyle Allah’ın arapları şereflendirmesi ve son nebi ve rasulü onlara göndermesi Allah’ın bir lütfudur. Onu, kullarından dilediklerine verir. Yüce Allah dünyada ve ahirette bütün yarattıklarını kapsayacak engin lütuf sahibidir.
5) Kendilerine Tevrat gönderilen ve içindekilerini yapmakla mükellef kılınan, sonra da onunla amel etmeyip hidayet ve nurundan faydalanmayan yahudilerin durumu, sırtında çok değerli kitaplar taşıyan eşeklerin durumuna benzer ki eşeğin eline bu kitaplardan yorgunluktan başka bir şey geçmez. Yahudiler hakkında getirmiş olduğumuz bu misal, Allah’ın Muhammed’in elçiliğini gösteren ayetlerini yalanlayan kavim için ne kötü bir misaldir. Allah zalim ve fasık olan kimseye imana giden yolu gösterip onu hayra muvaffak kılmaz.
6) Ey Muhammed! Yahudileşen ve Yahudi dinine sarılan o kimselere de ki: “Eğer iddia ettiğiniz gibi, diğer insanlar değil de sadece siz gerçekten Allah’ın dostları iseniz ve bu iddianızda da doğru iseniz, Allah’tan sizi öldürmesini isteyin ki, dostları için hazırlanmış olan ikram yurduna, Cennete hemen nakledilesiniz.”
7) Daha önce inkar ettikleri ve günah işledikleri, Muhammed’i yalanladıkları için hiçbir durumda ölümü dilemezler. Eğer ölümü temenni etselerdi hepsi ölürdü. Allah onları ve onlardan meydana gelen çeşitli zulüm ve isyanları bilendir.
8) Ey Muhammed! Onlara de ki: “Kendisinden kaçtığınız, dilinizle dahi istemekten korktuğunuz bu ölüm, çaresiz kesinlikle başınıza gelecektir, ondan kaçmak size bir fayda sağlamaz. Çünkü o kesin bir kaderdir. Korkunun ecele faydası yoktur. Sonra kendisine hiçbir şey gizli kalmayan Allah’a döndürüleceksiniz. O size amellerinizin karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecektir.”
SAYFA 553
|
9) Ey Allah’ın razı olduğu ve istediği şekilde iman edenler! Müezzinin Cum’a namazı için ezan okuyup seslendiğini işittiğiniz zaman, Cum’a hutbesini dinlemeye ve namazı eda etmeye sükunet ve vakarınızı koruyarak gidin, alış verişi bırakın. Zararlı ticareti bırakıp, karlı ticarete kalben, samimi niyetle ve huşu içerisinde koşun. Eğer doğru bilgi ve akl-ı selim sahibi iseniz, bilin ki, Allah rızasına koşmak ve alış verişi bırakmak, sizin için dünya ticaretinden daha hayırlı ve faydalıdır. Çünkü ahiretin faydası daha yüce ve kalıcıdır.
10) Namazı bitirdiğinizde, ticaret ve ihtiyaçlarınızı temin için yeryüzüne dağılın. Allah’ın lütuf ve ihsanından isteyin. Çünkü rızık O’nun elindedir. O, ihsan ve lütuf sahibidir. Çalışanın çalışmasını zayi etmez ve isteyenin ümidini boşa çıkarmaz. Rabbinizi, sadece namaz vaktinde değil, her zaman, dil ve kalple zikredin ki dünya ve ahiret hayatını kazanasınız. Allah’ın emirlerine itaat eder, yasaklarından kaçınırsanız Allah’ı zikretmiş olursunuz. Allah’a isyan ederseniz, çokça tesbih çekmiş olsanız bile O’nu zikretmiş sayılmazsınız.
11) Ey Muhammed! Cum’a günü Cum’a namazından sonra hutbe verirken adet üzere Şam’dan Dıhyetü’l-Kelbi’nin ticaret kervanını davul ve sevinç naraları içerisinde karşılamak için seni on iki kişi ile birlikte ayakta bırakıp ona dönenlere de ki: “Allah katındaki sevap ve nimet, elde ettiğiniz ticaret ve eğlenceden daha iyidir. Allah rızık veren ve lütufta bulunanların en iyisidir. Öyleyse rızkı O’ndan isteyin, lütuf ve ihsanını elde etmek için O’ndan yardım dileyin. Yalnızca Allah’a ibadet edin, O’na hiç bir şeyi şirk koşmayın.”
MÜNAFİKUN SURESİ
1) Ey Muhammed! Abdullah b. Selül ve arkadaşları gibi münafıklar senin meclisine geldiklerinde, riyadan dolayı, dilleriyle, “Ey Muhammed! Senin Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik ederiz.” derler. Kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler. Ey Muhammed! Yüce Allah da biliyor ki sen hak rasulsün. Çünkü seni gönderen O’dur. Allah, münafıkların açıkladıkları şahitlikleri ve dilleriyle ettikleri yeminleri hususunda kesinlikle yalancı olduklarına tanıklık eder. Çünkü diliyle bir şey söyleyip de onun aksine inanan kimse yalancıdır.
2) Münafıklar müslüman olduklarına dair Allah adına yalan yeminlerini, öldürülmekten korunabilecekleri bir kalkan edindiler. Böylece insanları cihaddan ve Muhammed’e iman etmekten alıkoydular. Allah’ın, Rasulü vasıtasıyla gönderdiği dinden ve mahlukatı için koymuş olduğu şeriatından yüz çevirdiler. Münafıklar, yalan yeminlerle insanlardan korundular. Gerçek yüzlerini bilmeyen kimseler onlara aldanıp müslüman olduklarına inandılar. Oysa gerçekte onlar, İslama ve müslümanlara kötülük etmekten geri kalmazlar. Onların bu tutumları sebebiyle birçok insana büyük bir zarar gelmiştir. Onların amelleri ve yaptıkları iş ne çirkin olmuştur.! Çünkü onlar münafık ve günahkar oldukları halde, kendilerini mü’min gösteriyorlar. Onların pis amelleri, yani münafıklık ve yalan yeminleri ne de kötü olmuştur.
3) Bu yalan yemin ve Allah yolundan alıkoyma, dilleri ile iman etmeleri, kalpleri ile ise inkar etmelerinden dolayıdır. Allah da onların kalplerini inkâr mührü ile mühürledi. Artık onlar hükkı batıldan seçemez hale geldiler.
4) O münafıkları gördüğünde, şekil ve görünümleri, güzel, boylu poslu oldukları için, hayranlık duyarsın. Fesahatları ve dillerinin akıcılığından dolayı, konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. İman, ilim ve fikirden mahrum bir takım suretler olmaları hususunda, duvara dayandırılmış kütüklere benzerler. Onlar ruhsuz kalıplar, akılsız bedenlerdir. Korkaklık ve zayıflıklarından dolayı, duydukları her ses ve seslenişte kendilerinin kastedildiğini zannederler. Allah’ın perdelerini yırtıp sırlarını açığa çıkarmasından mütemadiyen bir korku ve endişe içindedirler. Her ne zaman bir olay ve korkulu şey meydana gelse, korkaklıklarından, bu olayın kendi başlarına geleceğine inanırlar. Bir kayıp ilanı işittiklerinde veya nasıl olursa olsun, bir ses duyduklarında akılları başlarından gider ve bunu başlarına getirilecek bir musibet sanarlar. Onlar her ne kadar müslüman görünseler de, hem sana hem mü’minlere tam anlamıyla düşmandırlar. Binaenaleyh, onlardan sakın, sır hususunda onlara güvenme, çünkü onlar sana düşman olanların casuslarıdır. Allah onları rezil etsin, onlara lanet etsin ve rahmetinden uzaklaştırsın. İmanın nurunu gördükten sonra doğru yoldan sapıklığa nasıl döndürülüyorlar?!
SAYFA 554
|
5) Ayetler indikçe, münafıkların sırlarını gözler önüne serip onları rezil edince, mü’min akrabaları onlara şöyle dediler: “Yazıklar olsun size! Münafıklık yaparak rezil oldunuz, kendinizi helak ettiniz. Tevbe ederek, özür dileyerek Allah’ın Rasulüne gelin de, günahlarınızın bağışlanması için Allah’tan mağfiret dilesin!” denildiğinde böbürlenmek ve alay etmek için başlarını sallayıp hareket ettirirler. Onların, kibirlenip Rasulullah’ın kendileri için istiğfar etmesini istemeyerek, çağrıldıkları şeyden burun kıvırarak yüzçevirdiklerini görürsün.
6) Ey Muhammed! Senin onların bağışlanmasını istemenin hiçbir faydası olmaz. Bağışlamalarını dilemen ile dilememen birdir. Onlar imana gelmezler. Çünkü onlar bile bile Allah ve Rasulüne itaatten çıkmışlardır. Onlar iyice inkara daldıkları ve isyanda ısrar ettikleri için, Allah onları asla bağışlamayacaktır. Kuşkusuz Allah, bile bile itaatten çıkan ve hakka dönmemekte ısrar eden fasık kimseleri iman etmeye muvaffak etmez. Allah hidayeti hakedene verir. Allah adildir, kimseye zerre kadar zulmetmez.
7) O münafıklar, “Muhacirlere para vb. yardımda bulunmayın da Muhammed’den ayrılsınlar.” diyen kafirlerdir. Rızkın anahtarları sadece Yüce Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir, dilediğine vermez. Hiçkimse, Allah’ın kullarına lutfetmesine engel olamaz. Fakat münafıklar Allah’ın hikmetini ve tedbirini anlayamazlar. Dolayısıyla cahilce söyledikleri o inkar ve sapıklık sözlerini söylerler.
8) Münafıkların lideri Abdullah b. Ubeyy b. Selül ve arkadaşları diyorlar ki: “Beni Mustalik Savaşından döndüğümüz ve beldemiz olan Medine-i Münevvere’ye avdet ettiğimizde, mutlaka daha üstün özelliklere sahip olan ve soylu olan bizler, daha zelil ve ayak takımı olan Muhammed ve arkadaşlarını oradan çıkaracağız.” Halbuki kuvvet ve üstünlük, başkasına değil, sadece Allah’a ve onun üstün tutup desteklediği rasulüne ve mü’minlere mahsustur. Fakat münafıklar son derece cahil ve gururlu oldukları için izzet ve üstünlüğün, Allah’ın düşmanlarına değil de dostlarına mahsus olduğunu bilmezler, idrak edemezler. İzzet, insanın nefsinin hakikatini bilmesi ve onu Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde yönlendirmesidir. Kibir ise insanın kendisini tanımaması, Allah’ın razı olmadığı şekilde yaşamasıdır.
Abdullah b. Ubeyy b. Selül’ün oğlu Abdullah, Medine girişinde kılıcını çekerek babasını sıkıştırmış “Geri dön! Vallahi Rasulullah daha üstün, ben daha zelilim demedikçe asla Medine’ye giremezsin.” dedi. İbn Selül de korkudan bunları söyledi. Abdullah, çıkardığı fitneden dolayı öz babasını öldürmeyi Rasulullah’a teklif etti. Rasulullah “Muhammed ashabını öldürüyor” fitnesi çıkmasın diye bu teklifi kabul etmedi. İbn Selül görünürde müslüman idi. Küfür ve nifakı iddia edilince inkâr ediyor, hakkında ayet inince hemen tevbe ediyordu.
9) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imanın gereği salih amel işleyenler! Artırmaya çalışmanız ve biriktirmekten zevk almanız sebebiyle mallarınız; kendileriyle sevinç duymanız ve ihtiyaçlarını gidermeye bakmanız sebebiyle de çocuklarınız, münafıkları alıkoyduğu gibi, sizi zikirden, tesbihden, Allah’a itaat ve ibadetten, size farz kıldığı namaz, zekat ve haccı edadan alıkoymasın. Dünya, kimi Allah’a itaat ve ibadetten alıkoyarsa, işte onlar tam zarara uğrayanların ta kendileridir. Çünkü onlar geçici ve basit olanı, sonsuz ve yüce olana tercih etmişler ve dünyayı ahiretten üstün tutmuşlardır.
10) İnsana ölüm gelip de can çekişme durumuna düşmeden önce size verdiğimiz ve lutfettiğimiz malların bir kısmından Allah rızası için Allah yolunda ihtiyaç sahiplerine harcayın. Ve öleceğini kesin olarak anlayıp da: “Rabbim! Bana mühlet verip ölümümü kısa bir zaman ertelesen de, senin yolunda harcasam, güzel amel işlesem ve böylece salih ve takva sahibi birisi olsam.” demeden önce Allah yolunda harcayın. Allah’ın dininin hakim olması için meşru olan her türlü çalışmayı maddi ve manevi olarak destekleyin.
11) Kim olursa olsun, eceli geldiğinde Allah hiç kimseye kesinlikle bir saniye bile mühlet vermeyecektir. Asla ömrünü uzatmayacaktır. Ölümün ne zaman geleceği belli olmadığından Allah rızası için ve Allah’ın istediği şekilde iman edin ve bu imanın gereği olarak salih amel işleyin. Yüce Allah, hayır ya da şer, yapmış olduğunuz tüm amellerden haberdardır, onları bilir ve ahiret gününde zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın karşılığını size verir.
SAYFA 555
|
1) Göklerde ve yerde bulunan bütün mahlukat kesintisiz ve devamlı bir şekilde Allah’ı tenzih edip yüceltir. Mülk ve hüküm tamamen Allah’ındır. Övgüye layık olan sadece O’dur. Çünkü bütün nimetler, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’a mahsustur. O’nun her şeye gücü yeter. Zengin eder, fakir eder, aziz kılar, zelil kılar. Bir şeyin olmasını istediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.
2) Ey insanlar! Sizi hiç bir örneğe ihtiyaç duymaksızın en mükemmel şekilde yaratan O’dur. Dolayısıyla herbirinizin O’na iman etmesi lazımdır. Fakat içinizden Rabbini inkar eden de vardır. Yaratıcısına iman edip tasdik eden de az da olsa vardır. Yüce Allah durumlarınızı bilen ve yaptıklarınızdan haberdar olandır. İşlerinizden hiç biri O’na gizli kalmaz. O, yaptıklarınızın karşılığını size verecektir.
3) Allah, gökleri ve yeri boş yere ve eğlence olsun diye değil, dünya ve dine ait faydaları kapsayan engin bir hikmetle yarattı. O sizi en güzel şekil ve biçimde yarattı. Yaratılışınızı ve şekillendirilişinizi sağlam yaptı. Sizi bir çok hayvanlar gibi yüzükoyun değil de ayakları üzerinde dimdik durabilen biçimde yarattı. Dönüş ve varış, sadece tek olan Yüce Allah’adır. O herkese yaptığının karşılığını verecektir.
4) Allah göklerin ve yerlerin içerisinde bulunan her şeyi bilir. Niyet ve amellerinizden gizlediğinizi de, açıkladığınızı da bilir. Allah göğüslerdeki sırları ve gizli olan şeyleri bilir. Külliyattan ve cüz’iyattan hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Açıktan yaptıklarınız nasıl O’na gizli kalır? Yüce Allah sevap ve ceza ile amellerin karşılığını vericidir. Kimseye zerre kadar zulmetmez.
5) Ey Kureyş topluluğu! Ad ve Semud kavmi gibi geçmiş milletlerin kafirlerine ait haberler, onların başına gelen azap ve ceza hakkındaki bilgi size gelmedi mi? İnkarlarından dolayı dünyada korkunç cezayı tattılar. Onlar için ahirette de elem verici şiddetli bir azap vardır.
6) Dünyada tattıkları ve ahirette tadacakları bu azabın sebebi şudur: Rasulleri onlara, doğru olduklarını gösteren apaçık mucize ve parlak deliller getirdiler de onlar yadırgayarak ve hayret ederek dediler ki: “İnsanlardan gönderilen rasuller mi bize rehber olacaklar?” Akıllarının azlığı ve fikirlerinin zayıflığından dolayı rasullerin insan olmasını yadırgadılar da, mabudlarının taş olmasını yadırgamadılar. Gönderilen rasulleri inkar ettiler, imandan ve Allah’ın hidayetine uymaktan yüz çevirdiler. Allah onlara ve onların kendisine ve rasullerine iman etmelerine muhtaç değildir. Allah’ın, yarattıklarına ihtiyacı yoktur. Sıfatlarında ve zatında övülmüştür. O’na ne itaatın yararı olur, ne de isyanın zararı olur. Çünkü O’nun alemlere ihtiyacı yoktur.
7) Mekke kafirleri Allah’ın, insanları öldükten sonra diriltip kabirlerinden asla çıkarmayacağı ve hesaba çekmeyeceği zan ve iddiasında bulundular. Ey Muhammed! Onlara de ki: “Durum zan ve iddia ettiğiniz gibi değildir. Rabbime yemin olsun ki, kabirlerinizden diri olarak çıkartılacaksınız. Sonra dünyada iken büyük küçük, iyi kötü, bütün yaptıklarınız size bildirilecek ve zerre miktarı haksızlığa uğratılmaksızın karşılıkları verilecektir. Öldükten sonra diriltme ve hesap Allah’a ilk yaratmadan daha kolaydır.”
8) Allah’a, rasulü Muhammed’e ve Kur’an’a iman edin. Şüphesiz Kur’an, aydınlatıcı bir nurdur. O, aydınlığın karanlığı dağıttığı gibi, şüpheleri dağıtıcıdır. Allah gizli açık tüm yaptıklarınızı bilir. Herkese yaptıklarının karşılığını zerre kadar haksızlığa uğratmaksızın verir.
9) O korkunç günü, yani Allah’ın bütün mahlukatı hesap ve ceza için bir meydanda toplayacağı kıyamet gününü hatırlayın. Yüce Allah öncekileri ve sonrakileri o gün bir yerde ve alanda toplayacağı için ona toplanma günü denildi. Allah onları öyle bir yerde toplar ki, çağıran onlara sesini işittirir, bakan göz de onları görür. O öyle bir gündür ki, onda, iman etmediği için kafirin eksikliği ve zararı ortaya çıkar. Bu şöyle olur. Mü’minler dünyayı terkederek Cenneti satın almışlar, kafirler de ahireti terkederek Cehennemi satın almışlardır. Eğer kafir müslüman olsaydı, onun Cennette bir makamı ve aile efradı vardı. İşte o gün iman etmediği için kafirin zararı, iyilikte kusurlu davrandığı için de mü’minin zararı ortaya çıkar. Kim Allah’a onun istediği ve razı olduğu şekilde iman eder ve bu imanın gereği olarak salih amel işlerse, Allah onun günahlarını siler ve onu köşklerinin ve ağaçlarının altından, sudan, sütten, şaraptan ve baldan nehirler akan içlerinde ebedi olarak kalacakları Naim Cennetlerine girdirir. İşte bu, daha ötesi olmayan bir kazanç ve son derece büyük bir mutluluktur.
SAYFA 556
|
10) Allah’ın birliğini ve gücünü inkar edenler, öldükten sonra dirilmeyi gösteren delilleri ve Kur’an ayetlerini yalanlayanlar var ya, işte onların yeri içinde sonsuz kalmak üzere Cehennemdir. İnkar edenler ve sapıkların döneceği ve kalacağı yer olarak Cehennem ne kötüdür.
11) Bir kimsenin canına, malına veya çocuğuna gelen herhangi bir musibet, sadece Allah’ın kaza ve kaderiyledir. Kim Allah’a inanır ve her olayın, O’nun kaza ve kaderiyle olduğunu bilirse, Allah onun kalbine kesin iman nasip eder ve onu iman üzere sabit kılar. Bu kimse başına gelecek olanın mutlaka onu bulacağına, başına gelmeyecek olanın da mutlaka gelmeyeceğini bilir. Başına gelen musibetin Allah’tan olduğunu bilir ve buna razı olup sabreder, Allah’ın hükmüne teslim olur. Yüce Allah her şeyi bilendir. Yerde ve gökte hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Boyun eğenin onun emrine teslim olması ve hoşlanmayanın da hoşlanmaması ve hükmüne razı olmaması O’na gizli kalmaz. Ahiret gününde herkese yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecektir.
12) Allah’ın sizin için koymuş olduğu bütün emir ve yasaklarda O’nun ve Rasulünün emrine kayıtsız şartsız teslim olun. Eğer sizi çağırdığı iman ve hidayet hususunda onun davetine icabet etmekten yüz çevirirseniz, bunun ona herhangi bir zararı olmaz. Bunun zararı sizedir. Çünkü Rasulün görevi sadece Allah’ın emrini tebliğ etmektir. O da üzerine düşeni yapmıştır. Allah, kendisine isyan eden ve emrine karşı gelenlerden intikam alır. Onlara layık oldukları cezayı er geç verir. Kimseye zerre kadar zulmetmez.
13) Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur. O’ndan başka yaratıcı ve hüküm koyucu da yoktur. Sadece O’na güvenilir ve dönüş de sadece O’na olacaktır. Ey mü’minler! Bütün işlerinizde sadece bir olan Allah’a tevekkül edin, O’na sığının, O’na güvenin, O’ndan başkasını yardıma çağırmayın! Sıkıntılarınızı O’ndan başka giderebilecek kimse yoktur. Meşru olan tüm tedbirleri aldıktan sonra onlara değil, sadece Allah’a güvenin. O’ndan başkasına yönelmeyin.
14) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip, bu imanın gereği salih amel işleyenler! Eş ve çocuklarınızdan bazıları sizin düşmanlarınızdır. Bunlar sizi Allah yolundan, hicretten, cihaddan, infaktan alıkoyar ve O’na itaat etmenize köstek olurlar. Binaenaleyh onlara uymak ve itaat etmekten sakının. Eğer sizi hayırdan alıkoymaları hususunda onları affeder, yaptıkları hataları bağışlar ve kusurlarını hoş görürseniz, bilin ki Allah’ın mağfireti büyük, rahmeti geniştir. Sizin birbirinize yaptığınız muamele gibi size muamele eder. Şüphesiz Allah tevbe etmeleri halinde kullarının günahlarını bağışlayan, mü’min kullarına dünya ve ahirette merhamet edendir.
15) Mallar ve çocuklar sadece, Allah tarafından insanlar için bir imtihan ve denemedir. Bu imtihan, Allah’a itaat edenle isyan edenin bilinmesi, ortaya çıkarılması için yapılır. Kim malından ve evladından Allah’ın razı olduğu ve istediği şekilde faydalanırsa Allah katındaki sevap ve mükafatı, elbetteki çok üstündür. Öyleyse mal ve çocuklar sizi Allah’a itaatten, hicretten, cihaddan, infaktan, tebliğden, cemaatle namaz kılmaktan alıkoymasın, sizi cimri ve korkak yapmasın. Allah’ın fazlını unutmayın, azabından da emin olmayın.
16) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip, bu imanın gereği salih amel işleyenler! Güç ve takatinizi Allah’a itaat uğrunda harcayın! Gücünüzün yetmeyeceği şeyleri kendinize yüklemeyin. Allah’ın yasakladıkları şeylerden de tamamen sakının! Size yapılan öğütlere kulak verin. Size emredilen ve yasaklanan hususlarda itaat edin. Mallarınızdan bir kısmını Allah yolunda harcayın ki, bu sizin için bir hayır olsun. Kim, nefsinin sebep olduğu cimrilik, bencillik ve hırstan korunursa, bütün istediğini elde etmiş olur.
17) Gönül hoşluğu ile, içten gelen bir istekle Allah’a borç verirseniz, yani Allah yolunda ihtiyaç sahiplerine sadaka verirseniz, kuşkusuz Allah size kat kat sevap ve mükafat verir ve günahlarınızı siler. Şüphesiz Allah, ihsanda bulunanın ihsanını kabul edendir. Kullarına karşı halimdir, günahlarının çokluğuna rağmen onları cezalandırmada acele etmez, tevbe için onlara fırsat verir.
18) O Yüce Allah, görünmeyeni de görüneni de bilendir. Hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Allah mülkünde galip, yaptığında hikmet sahibidir. Herkese yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecektir.
SAYFA 557
|
1) Ey Nebi! Ey mü’minler! Kadınları boşamak istediğinizde onları, iddetlerine sayılacak müddetin başında bulunurlar iken, cinsi münasebette bulunmadan boşayın. Bu da temizlik anında olur. Onları hayız halinde boşamayın ki, iddet zamanı uzayıp da kadın zarar görmesin, hamile kalıp kalmadığı hususunda strese girmeyesiniz. Soyların karışmaması için iddeti sayın ve onu tam üç adet görmeğe veye adetten temizliğe tamamlayın. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olarak, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle alemlerin Rabbi olan Allah’tan sakının. Kadınları boşadıktan sonra, iddetleri bitinceye kadar evlerinizden çıkarmayın. Onlar da, iddetleri bitinceye kadar zaruret olmadıkça evlerinizden çıkmasınlar. Bu yasak, soyu ve kadını korumak içindir. Ancak boşanan kadın zina ve benzeri çirkin bir iş yaparsa, kendisine had cezası uygulanması için çıkarılır. Aynı şekilde kocasının ailesine ve akrabalarına kötü sözler söylerse veya dil uzatırsa bu durumda da kadın evden çıkarılır ve evde oturma hakkı düşer. Bu hükümler, Allah’ın koyduğu kanunlar ve yasaklarıdır. Kim bu hükümlerin dışına çıkar ve onları emir kabul edip uymazsa, kendini azaba sunmak suretiyle nefsine zulmetmiş ve ona zarar vermiş olur. Çünkü eşini geri alma imkanını elinden kaçırmıştır. Ey insan! Sen, boşamadan sonra Allah’ın ortaya ne çıkaracağını bilemezsin. Belki de Allah erkeğin kalbini, eşine karşı olan kinden sevgiye, nefretten muhabbete çevirir. Böylece daha önce onu sevmezken artık onu sever hale getirir de iddet müddeti bitmeden eşini tekrar nikahı altına alır.
2) İddet müddetinin bitimine yaklaştıklarında, Yüce Allah’ın emrettiği gibi, beraberliklerinde iyi davranmak, gönüllerini hoş etmek, ihtiyaçlarını gidermek üzere, onları tekrar nikah akdine döndürün. Ya da onları güzellikle, zulmetmeden, mehirlerini ve diğer haklarını tam olarak vererek bırakın da, iddetleri tamamlansın ve kendi iradelerine kendileri sahip olsun. Sırf onlara zarar vermek amacıyla iddet müddetinin sonunda tekrar nikahınıza alıp zulmetmeyin. Boşama ve geri dönme anında, ihtilafa mahal vermemek, zan altında kalmamak için dindarlığına ve güvenilirliğine itimat ettiğiniz kimselerden adalet ve doğruluk sahibi iki kişiyi şahit tutunuz. Herhangi birinin tarafını tutmadan şahitliği hak ile yerine getirin. Herhangi bir değiştirme ve bozma yapmadan taraflardan birini gözetip diğerini bırakmadan sırf Allah rızası için şahitlik yapın. Bu meşru kıldığımız hükümlerden, ancak Allah’tan sakınan ve ahirette hesap ve cezadan korkan mü’min faydalanır ve öğüt alır. Kim, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olarak, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle O’nun azabından sakınırsa Allah onu her sıkıntıdan kurtarır ve her darlıktan bir çıkış yolu gösterir.
3) Bilmediği ve aklına gelmeyen bir yerden Allah, ona rızık verir. Kim Allah’a dayanır ve başına gelen musibetlerde O’na güvenirse kuşkusuz Allah ona yeter. Sebeplere sarılmak tevekküle aykırı değildir. Bilakis tüm tedbirleri almak gerekir. Fakat sebeplere güvenilmez, Allah’a güvenilir. Allah, kendisine tam olarak güvenen kullarına sabahleyin yuvalarından aç giden kuşları tok olarak evlerine dönderdiği gibi rızıklandırır. Onları sıkıntılardan kurtarır. Kuşkusuz Allah bütün yarattıklarında emrini uygulayıcıdır. Dilediğini yapar, O’nu hiçbir şey aciz bırakamaz. Allah her iş için, ezeli hikmete göre, belli bir kader, ölçü ve zaman tayin etmiştir. Yani, Allah, kıtlık ve bolluk gibi her şey için, varacağı bir zaman takdir etmiştir.
4) Yaşlılıklarından dolayı hayız görmeyen kadınların iddetlerini bilemez ve şüpheye düşerseniz, bilinmelidir ki, onların iddetlerinin hükmü üç aydır. Her ay bir hayız yerine geçer. Aynı şekilde, küçüklüğünden veya bir özründen dolayı hayız göremeyenlerin iddeti de üç aydır. Gebe kadının iddeti, ister boşanmış olsun ister kocası ölmüş olsun, çocuğunu doğurmakla sona erer. Kim, söz ve fiillerinde Allah’tan korkar ve Allah’ın haram kıldığı şeylerden sakınırsa, Allah onun işini kolaylaştırır ve her türlü hayırlı işe onu muvaffak kılar.
5) İşte bu, Allah’ın hükmü ve hikmetli şeriatıdır. Ey iman edenler! Allah bunu size indirdi ki, ona uyup gereği ile amel edesiniz. Kim, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olarak, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle Rabbinin azabından sakınırsa, Allah onun günahlarını siler ve sevabını kat kat verir.
SAYFA 558
|
6) Ric’i talakla boşadığınız kadınları, gücünüz ve imkanınıza göre, oturduğunuz evlerinizin bir bölümünde oturtun. Koca zengin ise, kadının yerini geniş ve nafakasını bol verir. Eğer fakir ise, gücü yettiği kadar yapar. Boşadığınız kadınları evden çıkmaya veya nafakadan vazgeçmeye mecbur edecek şekilde, mesken ve nafaka hususunda sıkıntıya sokmayın. Onlara hiçbir konuda baskı yapmayın. Boşanan kadın hamile ise, hamilelik müddeti uzun da olsa, kadın çocuğunu doğuruncaya kadar kocanın ona nafaka vermesi icabeder. Kadın doğurup çocuğunu koca için emzirmeye razı olursa, kocanın kadına emzirme ücreti vermesi, nafaka vermesi ve diğer zaruri ihtiyaçlarını gidermesi icabeder. Çünkü çocuklar babalara nisbet edilirler. Eşlerden her biri diğerine, hoş görü, yumuşaklık ve lütufkarlığı emretsin. Kadın ücretsiz emzirmeyi, erkek ise bol emzirme ücreti vermeyi teklif etsin. Birbirinize güçlük ve zorluk çıkarırsanız, eşler arasında anlaşma yapma zorlaşır, koca kadının istediğini vermek istemez, kadın da istediği ücretten daha aşağısına emzirmeyi kabul etmezse, koca çocuğu için ücretle başka bir emzirici tutsun. Çocuk başkasını emmezse, anne ücretle emzirmeye mecbur tutulur.
7) Koca, ric’i talakla boşadığı karısına ve o hanımdan olan küçük çocuğuna gücü ve takatine göre nafaka versin. Koca gücü yetmeyeceği şeyle mükellef tutulamaz. Kadının hakkı da yenmez. Aksine durum, orta halli olur. Kimin rızkı daraltılmış olur ve yetmezse, gücü yettiği ve Allah’ın kendisine verdiği mala göre nafaka versin. Allah hiç kimseyi gücü ve takatinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Zengini mükellef tuttuğu şeyle fakiri mükellef tutmaz. Allah, istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyen kullarına fakirlikten sonra zenginlik ve darlıktan sonra genişlik ve rahatlık verecektir. Nitekim sahabelere İran ve Bizans topraklarının bir kısmını fethettirerek sıkıntılarını genişliğe dönüştürmüştür. Bain talakla ve kesin olarak boşanan kadınlara nafaka verme zorunluluğu olmasa da onlara da belli bir müddet iyilik etmek tavsiye edilmiştir.
8) Geçmiş milletlerden nice şehir halkı vardır ki, azmış ve Allah ve Rasulünün emirlerine karşı direnmiştir. Biz de, isyanları ve azgınlıkları yüzünden, açlık, kıtlık ve köklerini kazıma gibi çeşitli elem verici azaplarla onları cezalandırdık. Onlara, tasavvur edilemiyecek, görülmemiş büyük bir azapla azap ettik.
9) İnkar, azgınlık ve Allah’ın emirlerine karşı direnmelerinin cezasını tattılar. Azğınlıklarının sonu, helak, yok olma ve aşırı derecede hüsran olmuştur.
10) Allah ahirette onlar için şiddetli ve sonsuz Cehennem azabı hazırlamıştır. Ey akl-ı selim sahipleri! Ve ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olarak, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle O’nun azabından korkun ve O’nun yakalamasından ve intikam almasından sakının! Allah size okunan vahyi yani Kur’an’ı indirdi. Kur’an’ın hükümlerine kayıtsız şartsız teslim olun. Onun hükümlerini rafa kaldırmayın, bu çağda uygulanıp uygulanamayacağını tartışmayın.
11) Allah size apaçık ayetlerini okuyan, ihtiyaç duyduğunuz hükümleri açıklayan bir rasul olan Muhammed’i gönderdi. Bu rasul, takva sahibi mü’minleri sapıklıktan doğru yola, inkar ve cehalet karanlıklarından iman ve ilim nuruna çıkarsın diye gönderildi. Kim Allah’a O’nun istediği ve razı olduğu şekilde iman eder ve bu imanın gereği olarak salih amel işlerse, Allah ahirette onu, köşklerinin ve ağaçlarının altından, sudan, sütten, baldan ve şaraptan nehirler akan içlerinde ebedi olarak kalacakları Naim Cennetlerine girdirir. Allah onlar için Cennette dünya nimetlerine kıyaslanmayacak derecede güzel ve bol rızık hazırlamıştır. Ne mutlu onlara!
12) Gücüyle, gökleri birbiriyle uyum halinde yedi kat ve yedi tabaka halinde yaratan O Yüce Allah’tır. Aynı şekilde birbiri üstünde yedi kat ve yedi tabaka yeri yaratan da O’dur. Yer katları, göklerin aksine birbirinden ayrı değildir. Gökler ve yer arasında Allah’ın hükümleri iner, emir ve hükmü onlar arasında cereyan eder ki, bunu yaratabilenin her şeye gücünün yeteceğini, O’nun her şeyi bildiğini ve hiçbir şeyin O’na gizli kalmayacağını, bir gün O’nun huzurunda toplanacağını ve dünyadayken yaptıklarınızın hesabını vereceğinizi bilesiniz.
SAYFA 559
|
1) Ey Cibril vasıtası ile kendisine gökten vahiy ve haber gelen nebi Muhammed! Allah’ın sana helal kıldığı cariyen Mariye ile beraber olmayı ve eşin Zeyneb’in odasında içtiğin kötü koktuğu iddia edilen bal şerbetini eşlerin Hafsa ve Aişe’yi memnun etmek, gönlünü kazanmak için kendine niçin haram kılıyorsun? Eşlerin, senin gönlünü hoş etmek için gayret ederken, sen onların uğruna kendini sıkıntıya sokma. Kendini bu sıkıntıdan rahatlat. Allah’ın mağfireti bol, rahmeti geniştir. Allah sana olan merhametinden dolayı seni azarladı-uyardı.
2) Ey iman edenler! Allah, yeminlerinizi çözeceğiniz şeyi meşru kılmıştır. Bu da keffaretle olur. Allah, dostunuz ve yardımcınızdır. O, yarattığını bilen ve yaptığını hikmetle yapandır. O, hikmet ve menfaatin gerektirdiği şeyden başkasını ne emreder, ne de yasaklar.
3) Hani bir zamanlar nebi Muhammed eşi Hafsa’ya gizlice bir haber söylemiş ve ondan bunu gizli tutmasını istemişti. Bu, Hafsa’ya söylemiş olduğu cariyesi Mariye’yi kendisine haram kılma sırrıdır. Hafsa bu sırrı Aişe’ye bildirdi. Allah da Cibril vasıtasıyla, onun bu sırrı yaydığını Rasulullah’a bildirince, Rasulullah Hafsa’ya sitem ederek, yaydığı bu sırrın bir kısmını ona bildirdi. Haya ve lütfundan dolayı Hafsa’nın bütün yaptıklarını kendisine bildirmedi. Çünkü faziletli ve erdemli kişilerin adetlerinden biri de, hataları görmezlikten gelmek ve kınayıp azarlamada müsamahalı davranmak, suçun karşılığı cezayı tam olarak vermemektir. Rasulullah sırrını yaydığını Hafsa’ya bildirince, Hafsa, “Ey Allah’ın Rasulü! Sırrını yaydığımı sana kim bildirdi?” dedi. Rasulullah da, “Bunu bana, izzet sahibi, kulların sırlarını bilen, herşeyden haberi olan ve hiçbir şey kendisine gizli kalmayan Rabbim bildirdi.” deyince Hafsa susup boyun eğdi.
4) Ey Hafsa ve Aişe! Eğer Allah’a tevbe ederseniz, bu, Rasulullah’a eziyet vermek üzere birbirinize yardım etmenizden daha iyidir. Çünkü kalpleriniz, sevdiğini sevmek ve hoşlanmadığından hoşlanmamak suretiyle, Rasulullah’a göstermeniz gereken samimiyetten kayıp uzaklaşmıştır. Rasulullah’a karşı, onu üzecek konuda yani onunla diğer eşleri arasında meydana gelen olayda, aşırı kıskançlık, sırrını yayma vb. konularda ikiniz birbirinize destek olursanız, bilin ki, Yüce Allah onun dostu ve yardımcısıdır. Sizin bu yardımlaşmanız ona zarar vermez. Cibril ve Ebubekir, Ömer gibi salih mü’minler de onun dostu ve yardımcısıdır. Ona düşmanlık edenlere karşı Yüce Allah, Cebrail ve salih mü’minlerin ardından itaatkar melekler de onun yardımcılarıdır. Ona daima dua ederler. İşte yardımcıları ve destekçileri bunlar olan kimseye karşı, iki kadının yardımlaşması ne ifade eder?!
5) Allah’ın Rasulü sizi boşarsa yerinize, ona sizden daha hayırlı ve üstün salih eşler vermek Allah üzerine hak ve vaciptir. Onlar, Allah ve Rasulünün emirlerine boyun eğen, onlara inanan, kendilerine emredilen şeyleri yapan, itaata devam eden, masiyete devam etmeyip günahlardan tevbe eden, ibadet sanki kalpleriyle iyice karışmış da onların karekteri haline gelmişcesine Allah’a çokça ibadet eden, Allah ve Rasulün uğruna hicret eden hanımlardır. Bunların bir kısmı dul, bir kısmı da bakire olur. Yüce Allah, hanımları dul ve bakire diye ayırdı ki, nefis onları daha çok istesin. Çünkü çeşitlilik nefsi rahatlatır. Yüce Allah, Rasulullah’ın onları boşamayacağını bilir. Fakat, onları korkutmak için, Rasulü onları boşadığı takdirde, ona onların yerine daha hayırlılarını verebileceğine dair kudretini bildirdi.
6) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenler! Kendinizi, eşlerinizi ve çocuklarınızı, ateşinin tutuşturulduğu odunu kafir insanlar, taptıkları putlar ve çabuk yanan, pis kokulu, yüksek kalorili kükürt taşları olan, alevli, kızgın ateşten koruyun! O Cehennem ateşinin başında katı kalpli 19 Zebani vardır. Hiçkimseye acımazlar. Bunlar, kafirlere işkence etmekle görevlendirilmiş meleklerdir. Onlar gazaptan yaratılmışlardır. İnsanoğluna nasıl yemek ve içmek sevdirilmişse onlara da insanlara işkence etmek sevdirilmiştir. Onlar hiçbir durumda Allah’a isyan etmezler. Erteleme ve oyalama yapmadan emirleri uygularlar.
7) Kafirler Cehenneme girerken onlara şöyle denir: “Ey Kafirler! Suç ve günahlarınızdan dolayı özür dilemeyin. Bugün özür dilemenin mazeret göstermenin, size bir yararı olmaz. Çünkü dünyada daha önce uyarıldınız ve mazeretinizin orada kabul edileceği bildirildi. Siz sadece yaptığınız çirkin işlerin cezasını çekeceksiniz. Size hiçbir zulüm yapılmayacak.”
SAYFA 560
|
8) Ey Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenler! Günahlarınızı bırakın, pişman olun, bir daha işlememek üzere karar alın, içten, doğru ve son derece samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Kul hakları varsa onları ödeyin. Umulur ki Allah size acır da günahlarınızı siler. Ahirette köşklerinin ve ağaçlarının altından oluksuz ve kanalsız, sudan, sütten, şaraptan ve baldan nehirler akan Cennetlere, bağlara ve bostanlara sokacaktır. O gün mahşer gününde Allah, Rasulü ve ona uyan mü’minleri kafirlerin önünde utandırmayacak, aksine onlara ikram edip aziz kılacaktır. O mü’minlerin nuru, sırat üzerinde onlar için ışık saçacaktır. Ayın gece karanlığında ışık saçtığı gibi, onların nuru da önlerini, arkalarını, sağlarını ve sollarını aydınlatır. Allah münafıkların nurunu söndürdüğü zaman, mü’minler korkarlar, Cennete girinceye kadar Allah’a şöyle diyerek dua ederler: “Ey Rabbimiz! Bize verdiğin b nuru üzerimize tamamla. Onu bizim için devamlı kıl. Bizi, münafıklar gibi karanlıklarda bocalar kılma. Sen her şeye, yani bağışlama, cezalandırma, acıma ve azap etmeye gücü yetensin.”
9) Ey Nebi! Allah’ın en son ve en mükemmel dini İslam’ı inkar eden, mü’minlere eziyet eden, insanların hür bir irade ile İslam’ı seçmelerini engelleyin kâfirlere karşı Lailahe illallah deyinceye kadar kılıç ve mızrakla, zahiren müslüman görünmelerine rağmen münafık olanlara karşı da hüccet ve delil getirerek cihad et. Onlarla sert konuş, onları korkutmak ve zelil etmek için, onlara yumuşak davranma ki dirençleri kırılsın ve davranışları yumuşasın. Kafir ve münafıklar iman etmeden ölürlerse üzülme. Senin görevin sadece tebliğdir, cihaddır. Ahirette onların kalacağı yer Cehennemdir. Suçlular için Cehennem ne kötü varılacak yerdir.
10) Yüce Allah küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimselere, mü’minlerle akrabalıklarından istifade edemiyeceklerine dair, Nuh’un karısı ile Lut’un karısının durumunu misal getirdi. Bu iki kadın kullarımızdan iki salih rasulün, Nuh ile Lut’un nikahı altında idiler. Bu kadınların her biri inkar edip iman etmemek, eşlerinin yanında bulunmayıp kafirlerin safında bulunmak, mü’minleri kafirlere duman ve ateş yakarak ihbar etmek suretiyle eşlerine hainlik ettiler. Yoksa namus konusunda asla ihanet etmediler. Çünkü bu salih insanlar için onur kırıcı bir durumdur. Nuh ile Lut rasul olmalarına rağmen, karıları için gelecek olan Allah’ın azabından hiçbir şeyi savamadılar. Onlar da kafir kavimle beraber helak oldular. Cehennem bekçileri, Kıyamet günü o iki kadına, “Cehenneme giren diğer suçlu kafirlerle birlikte siz de Cehennem ateşine girin. Çünkü dünyada iken siz rasul olan eşlerinizin yanında değil, kafilerin safında idiniz.” derler.
11) Allah, istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenlere de Firavun’un karısını misal verdi. Asiye binti Müzahim, Musa’ya ve getirdiği Tevrat’a iman etmişti. Kocasının azgın bir kafir olması ona zarar vermedi, iman etmesine ve bu iman üzere yaşamasına engel olmadı. Firavun dininden dönmesi için Asiye’yi öldürtmek isteyince Asiye şöyle diyerek Allah’a dua ettti: “Ey Rabbim! Naim Cennetinde rahmetine komşu olarak benim için yüksek bir köşk yap, Beni Firavun’un inkarından ve taşkınlığından koru. Beni Kıptilerden, Firavun’un azgın tabilerinden kurtar. Onların bana işkence yapmalarını engelle!” Allah onun duasını kabul etti ve onun ruhunu zalimlerin elinden kurtardı, Cennete yerleştirdi. Zalimler ruhu alındıktan sonra onu öldürdüklerini sandılar.
12) İman hususunda bir başka misal de, namusunu zina gibi çirkin şeylere yaklaşmaktan koruyan, nikahlı dahi olsa hiç bir eşe sahip olmayan İmran binti Meryem’dir. O, iffetli, şerefli ve temizdir. Mel’un yahudilerin iddia ettiği gibi marangoz Yusuf ile zina etmemiştir. Yüce Allah Ruhu’l-kudüs lakabıyla da anılan Cibril’i Meryem’e insan suretinde gönderdi. Yüce Allah ona, ağzıyla Meryem’in elbisesinin yakasından üflemesini emretti. Üfürük inip Meryem’in rahmine girdi. Allah’ın dilemesiyle bu şekilde İsa’ya gebe kaldı. Korktu, kısa bir süre sonra doğum yaptı. Meryem Allah’ın kutsal emirlerine ve semavi kitaplarına iman etti. Allah’ın ol kelimesi ile meydana gelen ve yarattıkları ruhlardan bir ruh olan oğlu İsa’ya ve getirdiği İncil’e iman etti. Daha önce inen Tevrat ve Zebur’un Allah katından gelen bozulmamış hallerine de iman etti. Esasen o, Allah’a ibadet ve itaat eden, O’na gönülden boyun eğen kavimden idi.
İslami Okul Okulların En Önemlisi