SAYFA - Mealtefsir - 19. Sayfa
SAYFA 361
|
O |
|
|
O |
| |
وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا لَوْلَا أُنزِلَ عَلَيْنَا
الْمَلَائِكَةُ أَوْ
نَرَى رَبَّنَا لَقَدْ اسْتَكْبَرُوا فِي أَنفُسِهِمْ وَعَتَوْا عُتُوًّا
كَبِيرًا
(21)
يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلَائِكَةَ لَا بُشْرَى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِمِينَ
وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَحْجُورًا (22)
وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاءً مَنْثُورًا
(23) أَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ
خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَأَحْسَنُ مَقِيلًا (24)
وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ
الْمَلَائِكَةُ تَنزِيلًا (25)
الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمَانِ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى
الْكَافِرِينَ عَسِيرًا (26) وَيَوْمَ
يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَالَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ
الرَّسُولِ سَبِيلًا (27) يَاوَيْلَتِي
لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا (28)
لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنْ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءَنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ
لِلْإِنسَانِ خَذُولًا (29) وَقَالَ
الرَّسُولُ يَارَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا
(30) وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ
نَبِيٍّ عَدُوًّا مِنْ الْمُجْرِمِينَ وَكَفَى بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَصِيرًا
(31) وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا
لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ
جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذَلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِ
فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتِيلًا (32)
|
21)
Bizimle karşılaşmayı (bir gün huzurumuza geleceklerini)
ummayanlar: Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi
görmeliydik, dediler. Andolsun ki onlar kendileri hakkında kibire
kapılmışlar ve azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir.
22)
(Fakat) melekleri görecekleri gün, günahkârlara o gün hiçbir sevinç haberi
yoktur ve: (Size, sevinmek) yasaktır, yasak! diyeceklerdir.
23)
Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler
haline getiririz (değersiz kılarız).
24)
O gün cennetliklerin kalacakları yer çok huzurlu ve dinlenecekleri yer pek
güzeldir.
25)
O gün gökyüzü beyaz bulutlar ile yarılacak ve melekler bölük bölük
indirileceklerdir.
26)
İşte o gün, gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah'ındır.
Kâfirler için de pek çetin bir gündür o.
27)
O gün, zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o
peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!
28)
Yazık bana! Keşke falancayı (bâtıl yolcusunu) dost edinmeseydim!
29)
Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan
insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder.
30)
Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler.
31)
(Resûlüm!) İşte biz böylece her peygamber için suçlulardan düşmanlar peydâ
ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
32)
İnkâr edenler: Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi?
dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça
parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
“
SAYFA 362
|
O |
|
|
O |
| |
وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئْنَاكَ بِالْحَقِّ وَأَحْسَنَ
تَفْسِيرًا
(33)
الَّذِينَ يُحْشَرُونَ عَلَى وُجُوهِهِمْ إِلَى جَهَنَّمَ أُوْلَئِكَ
شَرٌّ مَكَانًا وَأَضَلُّ سَبِيلًا (34)
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُ أَخَاهُ
هَارُونَ وَزِيرًا (35)
فَقُلْنَا اذْهَبَا إِلَى الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا
فَدَمَّرْنَاهُمْ تَدْمِيرًا (36)
وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ أَغْرَقْنَاهُمْ
وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ آيَةً وَأَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ
عَذَابًا أَلِيمًا (37)
وَعَادًا وَثَمُودَ وَأَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذَلِكَ
كَثِيرًا (38) وَكُلًّا
ضَرَبْنَا لَهُ الْأَمْثَالَ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبِيرًا
(39) وَلَقَدْ أَتَوْا عَلَى
الْقَرْيَةِ الَّتِي أُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِ أَفَلَمْ يَكُونُوا
يَرَوْنَهَا بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا
(40) وَإِذَا رَأَوْكَ إِنْ
يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَذَا الَّذِي بَعَثَ اللَّهُ
رَسُولًا (41) إِنْ كَادَ
لَيُضِلُّنَا عَنْ آلِهَتِنَا لَوْلَا أَنْ صَبَرْنَا عَلَيْهَا
وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلًا
(42) أَرَأَيْتَ مَنْ اتَّخَذَ
إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
(43)
33)
Onların sana getirdikleri hiçbir temsil yoktur ki, (onun
karşılığında) sana doğrusunu ve daha açığını getirmeyelim.
34)
Yüzükoyun cehenneme (sürülüp) toplanacak olanlar; işte onlar,
yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır.
35)
Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik, kardeşi Harun'u da ona
yardımcı yaptık.
36)
"Ayetlerimizi yalan sayan kavme gidin" dedik. Sonunda, (yola
gelmediklerinden) onları yerle bir ediverdik.
37)
Nuh kavmine gelince, peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde
onları, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık.
Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.
38)
Ad'ı, Semûd'u, Ress halkını ve bunlar arasında daha birçok
nesilleri de (inkârcılıklarından ötürü helâk ettik).
39)
Onların her birine (uymaları için) misaller getirdik; (ama öğüt
almadıkları için) hepsini kırdık geçirdik.
40)
(Resûlüm!) Andolsun (bu Mekkeli putperestler), belâ ve felâket
yağmuruna tutulmuş olan o beldeye uğramışlardır. Peki onu
görmmüyorlar mıydı? Hayır, onlar öldükten sonra dirilmeyi
ummamaktadırlar.
41)
Seni gördükleri zaman: "Bu mu Allah'ın peygamber olarak
gönderdiği!" diyerek hep seni alaya alıyorlar.
42)
"Şayet tanrılarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten
bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı" diyorlar. Azabı
gördükleri zaman, asıl kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler!
43)
Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Sen
(Resûlüm!) ona koruyucu olabilir misin?
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 363
|
O |
|
|
O |
| |
أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ
إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا
(44) أَلَمْ تَرَى إِلَى رَبِّكَ كَيْفَ
مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ
عَلَيْهِ دَلِيلًا (45) ثُمَّ
قَبَضْنَاهُ إِلَيْنَا قَبْضًا يَسِيرًا (46)
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمْ اللَّيْلَ لِبَاسًا وَالنَّوْمَ
سُبَاتًا وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُورًا (47)
وَهُوَ الَّذِي أَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ
رَحْمَتِهِ وَأَنزَلْنَا مِنْ السَّمَاءِ مَاءً طَهُورًا
(48) لِنُحْيِيَ بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا
وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا أَنْعَامًا وَأَنَاسِيَّ كَثِيرًا
(49) وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ
لِيَذَّكَّرُوا فَأَبَى أَكْثَرُ النَّاسِ إِلَّا كُفُورًا
(50) وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِي
كُلِّ قَرْيَةٍ نَذِيرًا (51) فَلَا
تُطِعْ الْكَافِرِينَ وَجَاهِدْهُمْ بِهِ جِهَادًا كَبِيرًا
(52) وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ
هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا
وَحِجْرًا مَحْجُورًا (53) وَهُوَ
الَّذِي خَلَقَ
مِنْ الْمَاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا
(54)
وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ
وَكَانَ الْكَافِرُ عَلَى رَبِّهِ ظَهِيرًا (55)
|
44)
Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut
düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta
onlar yolca daha da sapıktırlar.
45)
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi, onu
elbet hareketsiz kılardı. Sonra biz güneşi, ona delil kıldık.
46)
Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş kendimize çektik
(kısalttık).
47)
Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü de dağılıp
çalışma (zamanı) yapan, O'dur.
48)
Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. Biz,
ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve nice
insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirdik.
49)
Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. Biz,
ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve nice
insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirdik.
50)
Andolsun bunu, insanların öğüt almaları için, aralarında çeşitli
şekillerde anlatmışızdır; ama insanların çoğu ille nankörlük edip
diretmiştir.
51)
Şayet dileseydik, elbet her ülkeye bir uyarıcı gönderirdik.
52)
O halde, kâfirlere boyun eğme ve bununla onlara karşı olanca
gücünle büyük bir savaş ver!
53)
Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı
iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır
koyan O'dur.
54)
Sudan (meniden) bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyet (kan ve
evlilik bağından doğan) yakınlığa dönüştüren O'dur. Rabbinin her
şeye gücü yeter.
55)
Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda ne de zarar verebilen şeylere
kulluk ediyorlar. İnkârcı da Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 364
|
O |
|
|
O |
| |
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
(56) قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ
أَجْرٍ إِلَّا مَنْ شَاءَ أَنْ يَتَّخِذَ إِلَى رَبِّهِ سَبِيلًا
(57) وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي
لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا
(58) الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ
وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى
الْعَرْشِ الرَّحْمَانُ فَاسْأَلْ بِهِ خَبِيرًا
(59) وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ اسْجُدُوا لِلرَّحْمَانِ قَالُوا وَمَا
الرَّحْمَانُ أَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا
(60) تَبَارَكَ الَّذِي جَعَلَ فِي
السَّمَاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُنِيرًا
(61) وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً
لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يَذَّكَّرَ أَوْ أَرَادَ شُكُورًا
(62) وَعِبَادُ الرَّحْمَانِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ
هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمْ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا
(63) وَالَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ
سُجَّدًا وَقِيَامًا (64) وَالَّذِينَ
يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ
غَرَامًا (65) إِنَّهَا سَاءَتْ
مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا (66)
وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ
ذَلِكَ قَوَامًا (67)
|
56)
(Resûlüm!) Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
57)
De ki: Buna karşılık, sizden, Rabbine doğru bir yol tutmayı
dileyen kimseler (olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum.
58)
Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile
tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.
59)
Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra
Arş'a istivâ eden (ona hükmeden) Rahmân'dır. Bunu bir bilene sor.
60)
Onlara: Rahmân'a secde edin! denildiği zaman: "Rahmân da neymiş!
Bize emrettiğin şeye secde eder miyiz hiç!" derler ve bu emir
onların nefretini arttırır.
61)
Gökte burçları var eden, onların içinde bir çerağ (güneş) ve nurlu
bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir.
62)
İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü
birbiri ardınca getiren de O'dur.
63)
Rahmân'ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler
ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin)
"Selam!" derler (geçerler);
64)
Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.
65)
Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav.
Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.
66)
Orası cidden ne kötü bir yerleşme ve ikamet yeridir!
67)
(O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi
arasında orta bir yol tutarlar.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA
365
|
O |
|
|
O |
| |
وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلَا
يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ
وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا
(68) يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ
يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَانًا
(69) إِلَّا مَنْ تَابَ وَآمَنَ
وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَأُوْلَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ
سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
(70) وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ
صَالِحًا فَإِنَّهُ يَتُوبُ إِلَى اللَّهِ مَتَابًا
(71) وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ
الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا
(72) وَالَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا
بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا
(73) وَالَّذِينَ يَقُولُونَ
رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ
أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا
(74) أُوْلَئِكَ يُجْزَوْنَ
الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا
(75) خَالِدِينَ فِيهَا
حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا (76)
قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ
فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا
(77)
|
68)
Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya
yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve
zina etmezler. Bunları yapan, günahı (nın cezasını) bulur;
69)
Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış
olarak devamlı kalır.
70)
Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır;
Allahı onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok
bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
71)
Kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul
edilmiş olarak Allah'a döner.
72)
(O kullar), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle
karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.
73)
Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara
karşı sağır ve kör davranmazlar;
74)
(Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve
zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler.
75)
İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı
verilecek, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.
76)
Orada ebedî kalacaklardır. Orası ne güzel bir yerleşme ve ikamet
yeridir.
77)
(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne
diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl'ün bildirdiklerini)
kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 366
|
O |
|
|
O |
| |
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
طسم (1) تِلْكَ آيَاتُ
الْكِتَابِ الْمُبِينِ (2)
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
(3) إِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ
عَلَيْهِمْ مِنْ السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا
خَاضِعِينَ (4) وَمَا
يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ الرَّحْمَانِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا
عَنْهُ مُعْرِضِينَ (5) فَقَدْ
كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون
(6)
أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ
زَوْجٍ كَرِيمٍ
(7) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً
وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (8)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
(9) وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى
أَنْ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (10)
قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ
(11) قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ
أَنْ يُكَذِّبُونِي (12)
وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَى
هَارُونَ (13) وَلَهُمْ
عَلَيَّ ذَنْبٌ فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِي
(14) قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا
بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ
(15) فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ
فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
(16) أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي
إِسْرَائِيلَ (17) قَالَ
أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ
سِنِينَ (18) وَفَعَلْتَ
فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنْتَ مِنْ الْكَافِرِينَ
(19)
|
26- eş-ŞUARA SURESİ
(Mekke’de inmiştir, 227 ayettir.)
Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...
1)
Tâ. Sîn. Mîm.
2)
Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
3)
Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
4)
Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona
boyunları eğilip kalır.
5)
Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez
ki, ondan yüz çevirmesinler.
6)
Üstelik (ona) "yalandır" derler; fakat alay edip durdukları
şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
7)
Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler
yetiştirdik.
8)
Şüphesiz bunlarda bir nişâne vardır; ama çoğu iman etmezler.
9)
Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
10-11)
Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git.
Hâla sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
12)
Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla
suçlamalarından korkuyorum.
13)
(Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da
elçilik ver.
14)
Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni
öldürmelerinden korkuyorum.
15)
Allah buyurdu: Hayır! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki,
biz sizinle beraberiz, işitmekteyiz.
16)
Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin
elçisiyiz;
17)
İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.
18)
(Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz
seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok
yıllarını aramızda geçirmedin mi?
19)
Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 367
|
O |
|
|
O |
| |
قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنْ الضَّالِّينَ
(20) فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا
خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا
وَجَعَلَنِي مِنْ الْمُرْسَلِينَ
(21) وَتِلْكَ نِعْمَةٌ
تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدْتَ بَنِي إِسْرَائِيلَ
(22) قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا
رَبُّ الْعَالَمِينَ (23)
قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إنْ كُنتُمْ
مُوقِنِينَ (24) قَالَ لِمَنْ
حَوْلَهُ
أَلَا تَسْتَمِعُونَ (25)
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمْ الْأَوَّلِينَ (26)
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمْ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ
لَمَجْنُونٌ (27) قَالَ رَبُّ
الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ
تَعْقِلُونَ (28)
قَالَ لَئِنْ اتَّخَذْتَ إِلَهًَا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنْ
الْمَسْجُونِينَ
(29) قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ
بِشَيْءٍ مُبِينٍ (30) قَالَ
فَأْتِ بِهِ إِنْ كُنْتَ
مِنْ الصَّادِقِينَ (31)
فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ (32)
وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ
(33) قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ
إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ (34)
يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ
فَمَاذَا تَأْمُرُونَ (35)
قَالُوا أَرْجِهِ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ
(36) يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ
عَلِيمٍ (37) فَجُمِعَ
السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ
(38) وَقِيلَ
لِلنَّاسِ هَلْ أَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ
(39)
|
20)
Dedi ki: o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım.
21)
Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana
hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.
22)
O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını
kendine kul köle etmendir.
23)
Firavun dedi ki: Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?
24)
Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler
olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi
arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
25)
Dedi ki: Etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz?
26)
Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da
Rabbidir.
27)
Dedi ki: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir,
28)
Dedi ki:: Şayet aklınızı kullansanız, O, doğunun, batının ve
ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.
29)
Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni
zindanlıklardan ederim! dedi.
30)
Dedi ki: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?
31)
Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık
verdi.
32)
Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ
apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
33)
Elini de çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen!
34)
Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok
bilgili bir sihirbaz!
35)
Sizi sihiriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne
buyurursunuz?
36)
Dediler ki: Onu ve kardeşini eğle ve şehirlere toplayıcı
görevliler gönder;
37)
Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.
38)
Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya
getirildi.
39)
Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 368
|
O |
|
|
O |
| |
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِنْ كَانُوا هُمْ الْغَالِبِينَ
(40) فَلَمَّا جَاءَ
السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا
نَحْنُ الْغَالِبِينَ
(41) قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ
إِذًا لَمِنْ الْمُقَرَّبِينَ (42)
قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ
(43) فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ
وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ
الْغَالِبُونَ (44) فَأَلْقَى
مُوسَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
(45) فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ
سَاجِدِينَ (46) قَالُوا
آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ (47)
رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ (48)
قَالَ آمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمْ
الَّذِي عَلَّمَكُمْ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ
أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ ع
أَجْمَعِينَ (49) قَالُوا لَا
ضَيْرَ إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ
(50) إِنَّا نَطْمَعُ أَنْ
يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَنْ كُنَّا أَوَّلَ
الْمُؤْمِنِينَ (51)
وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُمْ
مُتَّبَعُونَ (52) فَأَرْسَلَ
فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ
(53) إِنَّ هَؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ
(54) وَإِنَّهُمْ لَنَا
لَغَائِظُونَ (55) وَإِنَّا
لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ (56)
فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
(57) وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
(58) كَذَلِكَ
وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ (59)
فَأَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ (60)
|
40)
(Firavun'un adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde
sihirbazlara uyarız, dediler.
41)
Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek,
muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.
42)
Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde
kimselerden de olacaksınız.
43)
Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.
44)
Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un
kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.
45)
Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların
uydurduklarını yutuveriyor!
46)
Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
47)
"Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler.
48)
"Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik" .
49)
Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona
iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama
şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı
çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
50)
"Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize
döneceğiz."
51)
"Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı
bağışlayacağını umarız."
52)
Musa'ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip
edileceksiniz, diye vahyettik.
53)
Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
54)
"Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır."
55)
"(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir."
56)
"Biz ise, elbette uyanık bir cemaatız."
57)
Ama biz onları, bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.
58)
Hazinelerden ve değerli bir yerlerden.
59)
Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
60)
Derken gün doğumunda onların ardına düştüler.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 369
|
O |
|
|
O |
| |
فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى إِنَّا
لَمُدْرَكُونَ
(61) قَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِي
رَبِّي سَيَهْدِينِي (62)
فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ
فَانفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ
(63) وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ
الْآخَرِينَ (64)
وَأَنْجَيْنَا مُوسَى وَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ
(65) ثُمَّ أَغْرَقْنَا
الْآخَرِينَ (66) إِنَّ فِي
ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
(67) وَإِنَّ
رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
(68) وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ (69)
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ
(70) قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا
فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ (71)
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
(72) أَوْ يَنْفَعُونَكُمْ أَوْ
يَضُرُّونَ (73) قَالُوا بَلْ
وَجَدْنَا آبَاءَنَا كَذَلِكَ يَفْعَلُونَ
(74) قَالَ أَفَرَأَيْتُمْ مَا
كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ (75)
أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ الْأَقْدَمُونَ
(76) فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ
لِي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ (77)
الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِي (78)
وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِي
(79) وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِي
(80) وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ
يُحْيِينِ (81) وَالَّذِي
أَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ
(82) رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا
وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ (83)
|
61)
İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: İşte
yakalandık! dediler.
62)
Dedi ki: Asla! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.
63)
Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. derhal
yarıldı, her bölük koca bir dağ gibi oldu.
64)
Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
65)
Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
66)
Sonra ötekilerini suda boğduk.
67)
Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş
değillerdir.
68)
Şüphesiz Rabbin, işte O, Aziz’dir, Rahim’dir.
69)
Onlara İbrahim’in haberini de oku.
70)
Hani, babasına ve kavmine: “Siz neye ibadet ediyorsunuz?”
demişti.
71)
Demişlerdi ki: “Putlara ibadet ediyoruz, bunun için sürekli
onların önünde bel büküp eğiliyoruz.”
72)
Dedi ki: “Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?”
73)
“Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?”
74)
Dediler ki: “Hayır, ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk.”
75)
Dedi ki: “Şimdi neye ibadet ettiğinizi gördünüz mü?”
76)
“Hem siz, hem de eski atalarınız?”
77)
“İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin
Rabbi hariç.”
78)
“Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O’dur.”
79)
“Bana yediren ve içiren O’dur.”
80)
“Hastalandığımda bana şifa veren O’dur.”
81)
“Beni öldürecek, sonra diriltecek
olan da O’dur.”
82)
“Din günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur.”
83)
“Rabbim, bana hüküm bağışla ve beni
salihlere kat.”
|
|
|
O |
|
|
O |
|
69)
Ey Muhammed! O Mekke kâfirlerine İbrahim’in o önemli haberini de oku, aktar,
anlat.
70)
Hani İbrahim bir zamanlar, babasına ve kavmine: “Siz neye ibadet ediyorsunuz?
Neye tapıyorsunuz?” demişti.
71)
Sevinç ve iftiharla demişlerdi ki: “Putlara ibadet ediyoruz, bunun için
sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz, onlara tapınmayı asla
bırakmayacağız.”
72)
İbrahim kınamak ve ayıplamak üzere dedi ki: “Peki, dua ederek onlara
sığındığınız zaman onlar sizi işitiyorlar mı?”
73)
“Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu? Sizin için herhangi
bir menfaat sağlıyorlar mı ya da herhangi bir zararı sizden savıyorlar mı?”
74)
Dediler ki: “Hayır, ama biz atalarımızı onlara tapar bulduk, dolayısıyla biz
de onlar gibi yapıyoruz.”
75)
İbrahim dedi ki: “Şimdi neye ibadet ettiğinizi, taptığınızı gördünüz mü?”
76)
“Hem sizin, hem de önceki atalarınızın Allah’ı bırakarak kendilerine
taptığınız bu putların ne olduğunu şimdi gördünüz mü?”
77)
“İşte bu putlar, gerçekten benim düşmanımdır. Ben onlara asla tapmam. Tapmış
olduğunuz şeylerin içinde yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah’a ibadet ederim.
O’na hiçbir şeyi şirk koşmam. O dünyada da ahirette de benim dostumdur.”
78)
“Ki beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren ve beni hidayete ulaştıran bu
putlar değil, Allah’tır.”
79)
“Bana yediren ve içiren O’dur. O, yaratıcı ve rızık vericidir. Yağmur dolu
bulutlar göndererek yağmur yağdırır ve bu yağmurla, kullarına rızık olsun diye
çeşit çeşit meyveler çıkarır.”
80)
“Hastalandığımda bana şifa veren O’dur. O’ndan başka kimse bana şifa
veremez.”
81)
“Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da
O’dur. Buna O’ndan başka kimsenin gücü yetmez. Beni dilediği zaman öldürür,
öldürdükten sonra da dilediği zaman tekrar diriltir.”
82)
“O’nun geniş rahmetine güvenerek, kulların, yaptıklarının karşılığını
göreceği din günü de denilen hesap ve ceza günüde hatalarımı ve günahlarımı
bağışlayacağını umduğum da O’dur.”
83)
“Rabbim, bana hüküm, ilim ve anlayış
bağışla ve beni salihlere, iyi kullarının zümresine kat.”
SAYFA 370
|
O |
|
|
O |
| |
وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ
(84) وَاجْعَلْنِي مِنْ وَرَثَةِ
جَنَّةِ النَّعِيمِ (85)
وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنْ الضَّالِّينَ
(86) وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ
يُبْعَثُونَ (87) يَوْمَ لَا
يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ (88)
إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
(89) وَأُزْلِفَتْ الْجَنَّةُ
لِلْمُتَّقِينَ (90)
وَبُرِّزَتْ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ (91)
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ
(92) مِنْ دُونِ اللَّهِ هَلْ
يَنْصُرُونَكُمْ أَوْ يَنْتَصِرُونَ (93)
فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ
وَالْغَاوُونَ (94) وَجُنُودُ
إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
(95)
قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ (96)
تَاللَّهِ إِنْ كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
(97) إِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ
الْعَالَمِينَ (98) وَمَا
أَضَلَّنَا إِلَّا الْمُجْرِمُونَ (99)
فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعِينَ (100)
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ (101)
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنْ الْمُؤْمِنِينَ
(102) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً
وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
(103) وَإِنَّ رَبَّكَ
لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (104)
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ
(105) إِذْ قَالَ لَهُمْ
أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ (106)
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
(107) فَاتَّقُوا اللَّهَ
وَأَطِيعُونِي (108) وَمَا
أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِي إِلَّا عَلَى رَبِّ
الْعَالَمِينَ (109)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِي (110)
قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ
(111)
|
84)
“Sonrakiler arasında bana doğruluk dili ver.”
85)
“Beni Na’îm cennetinin mirasçılarından kıl.”
86)
“Babamı da bağışla. Çünkü o, sapıtanlardandır.”
87)
“Ve beni diriltilecekleri gün küçük düşürme.”
88)
“Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı bir günde.”
89)
“Allah’a selim kalb ile gelmiş olanlar müstesna.”
90)
Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
91)
Cehennem de azgınlar için sergilenir.
92)
Ve onlara denilir ki: “İbadet etmekte olduklarınız nerede?”
93)
“Allah’ın dışında olanlar; size yardımları dokunuyor mu veya
kendilerine yardımları oluyor mu?”
94)
Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
95)
Ve İblis’in bütün orduları da.
96)
Onlar orada tartışarak derler ki:
97)
“Andolsun Allah’a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık
içindeymişiz.”
98)
“Çünkü sizi alemlerin rabbi ile eşit tutuyorduk.”
99)
“Bizi suçlulardan başkası saptırmadı.”
100)
“Artık bizim için ne bir şefatçi var.”
101)
“Ne de yakın bir dost.”
102)
“Bizim için bir kere daha dönüş olsaydı da iman edenlerden
olabilseydik.”
103)
Şüphe yok ki bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu mü’min
değillerdi.
104)
Muhakkak Rabbin Azîz’dir, Rahîm’dir.
105)
Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
106)
Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti:sakınmaz mısınız?
107)
Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
108)
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
109)
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek
olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
110)
Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
111)
Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup
dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
|
|
|
O |
|
|
O |
|
84)
“Benden sonra kıyamet gününe kadar gelecek olanlar arasında bana doğruluk
dili ver, güzel bir şekilde övülmeyi ve anılmayı bana nasip et ki öyle anılayım
ve bana uyulsun.”
85)
“Beni ahirette ebedi olan Na’îm cennetinin mirasına hak kazanan mutlu
kişilerden eyle.”
86)
“Babamı da bağışla, ona iman ve tevbe etmeyi nasip et. Çünkü o, doğru yolu
şaşıranlardan, hak yoldan sapanlardandır.”
87)
“Ve beni yaratıkların, yaptıklarının karşılığını vermek için diriltilecekleri
gün hor, küçük ve zelil düşürme.”
88)
“Malın da, çocukların da hiç kimseye bir yarar sağlayamadığı o zor günde.”
89)
“Allah’ın huzuruna selim, tertemiz, şirk, haset ve kinden arınmış bir kalb
ile gelmiş olanlar müstesna.”
90)
Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
91)
Cehennem de azgınlar için sergilenir.
92)
Ve onlara denilir ki: “İbadet etmekte olduklarınız nerede?”
93)
“Allah’ın dışında olanlar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine
yardımları oluyor mu?”
94)
Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
95)
Ve İblis’in bütün orduları da.
96)
Onlar orada tartışarak derler ki:
97)
“Andolsun Allah’a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”
98)
“Çünkü sizi alemlerin rabbi ile eşit tutuyorduk.”
99)
“Bizi suçlulardan başkası saptırmadı.”
100)
“Artık bizim için ne bir şefatçi var.”
101)
“Ne de yakın bir dost.”
102)
“Bizim için bir kere daha dönüş olsaydı da iman edenlerden olabilseydik.”
103)
Şüphe yok ki bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu mü’min değillerdi.
104)
Muhakkak Rabbin Azîz’dir, Rahîm’dir.
SAYFA 371
|
O |
|
|
O |
| |
قَالَ وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
(112) إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا
عَلَى رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ
(113) وَمَا أَنَا بِطَارِدِ
الْمُؤْمِنِينَ
(114) إِنْ أَنَا إِلَّا
نَذِيرٌ مُبِينٌ (115) قَالُوا
لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَانُوحُ لَتَكُونَنَّ
مِنْ الْمَرْجُومِينَ (116)
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِي (117)
فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِي مِنْ
الْمُؤْمِنِينَ
(118) فَأَنجَيْنَاهُ وَمَنْ
مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ (119)
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ
(120) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً
وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
(121) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
(122) كَذَّبَتْ عَادٌ
الْمُرْسَلِينَ (123) إِذْ
قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
(124) إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ
أَمِينٌ (125) فَاتَّقُوا
اللَّهَ وَأَطِيعُونِي (126)
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِي إِلَّا
عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ (127)
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ (128)
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
(129) وَإِذَا
بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ (130)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِي (131)
وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ
(132) أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ
وَبَنِينَ (133) وَجَنَّاتٍ
وَعُيُونٍ (134) إِنِّي
أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
(135) قَالُوا سَوَاءٌ عَلَيْنَا
أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُنْ مِنْ الْوَاعِظِينَ
(136)
|
112)
Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.
113)
Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!
114)
Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.
115)
Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
116)
Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki,
taşlanmışlardan olacaksın!
117)
Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.
118)
Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve
beraberimdeki müminleri kurtar.
119)
Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde
(taşıyarak) kurtardık.
120)
Sonra da geri kalanları suda boğduk.
121)
Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
122)
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
123)
Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
124)
Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: sakınmaz mısınız?
125)
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
126)
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
127)
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek
olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
128)
Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz?
129)
Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
130)
Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
131)
Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
132)
Bildiğiniz şeyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun.
133)
''O size verdi : davarlar, oğullar".
134)
"Bahçeler çeşmeler." (Allah'a karşı gelmek) den sakının.
135)
Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe
ediyorum.
136)
(Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce
birdir.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 372
|
O |
|
|
O |
| |
إِنْ هَذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ
(137) وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
(138) فَكَذَّبُوهُ
فَأَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ
مُؤْمِنِينَ (139) وَإِنَّ
رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
(140) كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ
(141) إِذْ قَالَ لَهُمْ
أَخُوهُمْ صَالِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ (142)
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
(143) فَاتَّقُوا اللَّهَ
وَأَطِيعُونِي (144) وَمَا
أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِي إِلَّا
عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ (145)
أَتُتْرَكُونَ فِي مَا هَاهُنَا آمِنِينَ (146)
فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (147)
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ
(148) وَتَنْحِتُونَ مِنْ
الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ (149)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِي (150)
وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ (151)
الَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
(152) قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ
مِنْ الْمُسَحَّرِينَ (153)
مَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا فَأْتِ بِآيَةٍ إِنْ كُنْتَ مِنْ
الصَّادِقِينَ (154) قَالَ
هَذِهِ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍ
(155) وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ
فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ
(156) فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ
(157) فَأَخَذَهُمْ الْعَذَابُ
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ
أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
(158) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ
الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
(159)
|
137)
Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.
138)
Biz azaba uğratılacak da değiliz.
139)
Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk
ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman
etmezler.
140)
Şüphesiz Rabbin, işte O, Aziz’dir, Rahim’dir.
141)
Semûd da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
142)
Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: sakınmaz mısınız?
143)
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
144)
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
145)
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek
olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
146)
Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız?
147)
"Böyle bahçelerde, çeşme başlarında ?"
148)
"Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?"
149)
Dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz
150)
Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
151)
"O aşırıların emrine uymayın."
152)
"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in
sözüyle hareket etmeyin).
153)
Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
154)
Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden
isen, haydi bize bir mucize getir.
155)
Salih: İşte bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli
bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
156)
Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı
yakalayıverir.
157)
Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
158)
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders
vardır; ama çokları iman etmezler.
159)
Şüphesiz Rabbin, işte O, Aziz’dir, Rahim’dir.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 373
|
O |
|
|
O |
| |
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ
(160) إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
(161) إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ
أَمِينٌ (162) فَاتَّقُوا
اللَّهَ وَأَطِيعُونِي (163)
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِي إِلَّا
عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ (164)
أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنْ الْعَالَمِينَ (165)
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ
أَزْوَاجِكُمْ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
(166) قَالُوا لَئِنْ لَمْ
تَنْتَهِ يَالُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنْ الْمُخْرَجِينَ
(167) قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُمْ
مِنْ الْقَالِينَ (168) رَبِّ
نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ
(169) فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
(170) إِلَّا عَجُوزًا فِي
الْغَابِرِينَ (171) ثُمَّ
دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ (172)
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنذَرِينَ
(173) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً
وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
(174) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
(175) كَذَّبَ أَصْحَابُ
الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ (176)
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
(177) إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ
أَمِينٌ (178) فَاتَّقُوا
اللَّهَ وَأَطِيعُونِي (179)
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِي إِلَّا عَلَى
رَبِّ الْعَالَمِينَ
(180) أَوْفُوا الْكَيْلَ
وَلَا تَكُونُوا مِنْ الْمُخْسِرِينَ
(181) وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ
(182) وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ
أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
(183)
|
160)
Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
161)
Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: sakınmaz mısınız?
162)
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
163)
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
164)
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek
olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
165)
Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar
içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış
(sapık) bir kavimsiniz!
166)
Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar
içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış
(sapık) bir kavimsiniz!
167)
Onlar şöyle dediler: Ey Lût! vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün
edilmişlerden olacaksın!
168)
Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!
169)
Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden)
kurtar.
170)
Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
171)
Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan.
172)
Sonra diğerlerini helâk ettik.
173)
Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların yağmuru
ne de kötü!
174)
Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.
175)
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
176)
Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
177)
Şuayb onlara şöyle demişti: sakınmaz mısınız?
178)
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
179)
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
180)
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek
olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
181)
Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden
olmayın.
182)
Doğru terazi ile tartın.
183)
İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk
yaparak karışıklık çıkarmayın.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 374
|
O |
|
|
O |
| |
وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ
(184) قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ
مِنْ الْمُسَحَّرِينَ (185)
وَمَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَإِنْ نَظُنُّكَ لَمِنْ
الْكَاذِبِينَ (186)
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنْ السَّمَاءِ إِنْ
كُنْتَ مِنْ الصَّادِقِينَ
(187) قَالَ رَبِّي أَعْلَمُ
بِمَا تَعْمَلُونَ
(188) فَكَذَّبُوهُ
فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ
عَظِيمٍ (189) إِنَّ فِي
ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
(190) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ
الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (191)
وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
(192) نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ
الْأَمِينُ (193) عَلَى
قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنْ الْمُنذِرِينَ
(194) بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ
(195) وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ
الْأَوَّلِينَ (196) أَوَلَمْ
يَكُنْ لَهُمْ آيَةً أَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمَاءُ بَنِي إِسْرَائِيلَ
(197) وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى
بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ (198)
فَقَرَأَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ
(199) كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي
قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ (200)
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّى يَرَوْا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
(201) فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً
وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ (202)
فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ (203)
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ (204)
أَفَرَأَيْتَ إِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ (205)
ثُمَّ جَاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَ
(206)
|
184)
Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.
185)
Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
186)
Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bilki, biz seni ancak
yalancılardan biri sayıyoruz.
187)
Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.
188)
Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.
189)
Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün
azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!
190)
Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
191)
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
192)
Muhakkak ki o âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
193)
(Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) indirdi.
194)
Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
195)
Apaçık Arapça bir dille.
196)
O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
197)
Benî İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil
midir?
198)
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,
199)
Bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
200)
Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk.
201)
Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
202)
İşte bu onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın
geliverecektir.
203)
O zaman: Bize mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.
204)
Onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?
205)
Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatsak.
206)
Sonra tehdit edilmekte oldukları başlarına gelse!
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 375
|
O |
|
|
O |
| |
مَا أَغْنَى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَ
(207) وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ
قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
(208) ذِكْرَى وَمَا كُنَّا
ظَالِمِينَ
(209) وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ
الشَّيَاطِينُ (210) وَمَا
يَنْبَغِي لَهُمْ
وَمَا يَسْتَطِيعُونَ (211)
إِنَّهُمْ عَنْ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ (212)
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتَكُونَ مِنْ
الْمُعَذَّبِينَ (213)
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ
(214) وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنْ اتَّبَعَكَ مِنْ
الْمُؤْمِنِينَ (215) فَإِنْ
عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ
(216) وَتَوَكَّلْ عَلَى
الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ (217)
الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ (218)
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ (219)
إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (220)
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَى
مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ
(221) تَنَزَّلُ عَلَى كُلِّ
أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
(222) يُلْقُونَ السَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ
(223) وَالشُّعَرَاءُ
يَتَّبِعُهُمْ
الْغَاوُونَ (224) أَلَمْ
تَرَى أَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ (225)
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
(226) إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا
وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيرًا وَانتَصَرُوا
مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ
مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ (227)
|
207)
Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
208)
Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu
uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
209)
(Onlar)ihtar edilmiştir ve biz zülmetmiş değilizdir.
210)
O'nu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi.
211)
Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.
212)
Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
213)
O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip
yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!
214)
(Önce) en yakın akrabanı uyar.
215)
Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.
216)
Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan
muhakkak ki uzağım.
217)
Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
218)
O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
219)
Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).
220)
Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
221)
Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?
222)
Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.
223)
Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
224)
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.
225)
Baksana onlar her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
226)
Ve onlar yapamayacakları şeyleri söylerler.
227)
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve
haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır.
Haksızlık edenler, hangi dönüşe döndürüleceklerini yakında
bileceklerdir.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 376
|
O |
|
|
O |
| |
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
طس تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُبِينٍ
(1) هُدًى وَبُشْرَى
لِلْمُؤْمِنِينَ (2) الَّذِينَ
يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ
هُمْ يُوقِنُونَ (3) إِنَّ
الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ
أَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ (4)
أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْآخِرَةِ
هُمْ الْأَخْسَرُونَ (5)
وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ
(6) إِذْ قَالَ مُوسَى لِأَهْلِهِ
إِنِّي آنَسْتُ نَارًا سَآتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ آتِيكُمْ
بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
(7) فَلَمَّا جَاءَهَا نُودِيَ
أَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَانَ اللَّهِ
رَبِّ الْعَالَمِينَ (8)
يَامُوسَى إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
(9) وَأَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا
رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ
يَامُوسَى لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ
(10) إِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُوءٍ
فَإِنِّي غَفُورٌ رَحِيمٌ (11)
وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ
فِي تِسْعِ آيَاتٍ إِلَى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا
قَوْمًا فَاسِقِينَ (12)
فَلَمَّا جَاءَتْهُمْ آيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هَذَا سِحْرٌ
مُبِينٌ (13)
|
27- en-NEML SURESİ
(Mekke’de inmiştir, 93 ayettir.)
Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...
1)
Tâ. Sîn. Bunlar Kur'an'ın, (gerçekleri) açıklayan Kitab'ın
âyetleridir.
2)
İman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.
3)
Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin
olarak inanırlar.
4)
Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü
gösterdik; o yüzden bocalar dururlar.
5)
İşte bunlar, azabı en ağır olanlardır; ahirette en çok ziyana
uğrayacaklar da onlardır.
6)
(Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen
Allah tarafından sana verilmektedir.
7)
Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş gördüm.
(Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası
getireceğim, umarım ki ısınırsınız!
8)
Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve
çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah,
eksikliklerden münezzehtir!
9)
Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan
Allah'ım!
10)
Asânı at! Musa onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına
bakmadan kaçtı. Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda
peygamberler korkmaz.
11)
Ancak, kim haksızlık eder, sonra işlediği kötülük yerine iyilik
yaparsa, bilsin ki ben Ğafur’um, Rahim’im.
12)
Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile
Firavun ve kavmine (git). Çünkü onlar artık yoldan çıkmış bir
kavim olmuşlardır.
13)
Mucizelerimiz onların gözleri önüne serilince: "Bu, apaçık bir
büyüdür" dediler.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 377
|
O |
|
|
O |
| |
وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا
فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
(14) وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ
وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا وَقَالَا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي فَضَّلَنَا
عَلَى كَثِيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ
(15) وَوَرِثَ سُلَيْمَانُ
دَاوُودَ وَقَالَ يَاأَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ الطَّيْرِ
وَأُوتِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَضْلُ
الْمُبِينُ (16) وَحُشِرَ
لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ مِنْ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ
يُوزَعُونَ (17) حَتَّى إِذَا
أَتَوْا عَلَى وَادِي النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَاأَيُّهَا
النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ
وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ (18)
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ
أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ
وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي
بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ
(19) وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ
فَقَالَ مَا لِي لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنْ الْغَائِبِينَ
(20) لَأُعَذِّبَنَّهُ
عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَذْبَحَنَّهُ أَوْ لَيَأْتِيَنِي
بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ (21)
فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ
وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَإٍ بِنَبَإٍ يَقِينٍ
(22)
|
14)
Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve
kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun
nice olduğuna bir bak!
15)
Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar: Bizi,
mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun,
dediler.
16)
Süleyman Davud'a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili
öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık
bir lütuftur.
17)
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil
orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak
sevkediliyordu.
18)
Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey
karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına
varmadan sizi ezmesin! dedi.
19)
(Süleyman) onun sözünden dolayı gülümsedi ve dedi ki: Ey Rabbim!
Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve
hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni
iyi kulların arasına kat.
20)
(Süleyman) kuşları gözden geçirdi ve şöyle dedi: Hüdhüd'ü niçin
göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?
21)
Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek ya da
onun canını iyice yakacağım yahut onu boğazlayacağım!
22)
Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi
öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 378
|
O |
|
|
O |
| |
إِنِّي وَجَدتُّ امْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ
وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ (23)
وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللَّهِ
وَزَيَّنَ لَهُمْ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنْ
السَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ (24)
أَلَّا يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي
السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ
وَمَا تُعْلِنُونَ (25)
اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
(26)
قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنتَ مِنْ الْكَاذِبِينَ
(27) اذْهَب بِكِتَابِي هَذَا
فَأَلْقِهِ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانظُرْ مَاذَا
يَرْجِعُونَ (28) قَالَتْ
يَاأَيُّهَا المَلَأُ إِنِّي أُلْقِيَ إِلَيَّ كِتَابٌ كَرِيمٌ
(29) إِنَّهُ مِنْ سُلَيْمَانَ
وَإِنَّهُ بِاِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ
(30) أَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ
وَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (31)
قَالَتْ يَاأَيُّهَا المَلَأُ أَفْتُونِي فِي أَمْرِي مَا كُنتُ
قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّى تَشْهَدُونِي
(32) قَالُوا نَحْنُ أُوْلُوا قُوَّةٍ وَأُولُوا بَأْسٍ
شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ
(33) قَالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ
إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِهَا
أَذِلَّةً وَكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ (34)
وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ
بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ (35)
|
23)
Gerçekten, onlara (Sebe'lilere) hükümdarlık eden, kendisine her
şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım.
24)
Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm.
Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru
yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar.
25)
(Şeytan böyle yapmış ki) göklerde ve yerde gizleneni açığa
çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde
etmesinler.
26)
(Halbuki) büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur.
27)
(Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: Doğru mu söyledin, yoksa
yalancılardan mısın, bakacağız.
28)
Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz
çekil de, ne sonuca varacaklarına bak.
29)
(Süleyman'ın mektubunu alan Sebe' melikesi,) "Beyler, ulular! Bana
çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
30)
"Mektup Süleyman'dandır, rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla
(başlamakta) dır."
31)
"Bana baş kaldırmayın, teslimiyet gösterip bana gelin, diye
(yazmaktadır)".
32)
(Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir
verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir
işi kestirip atmam.
33)
Onlar, şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu
savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen
düşün.
34)
Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan
ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) onlar da
böyle yapacaklardır, dedi.
35)
Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne
(gibi bir sonuç) ile dönecekler.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 379
|
O |
|
|
O |
| |
فَلَمَّا جَاءَ سُلَيْمَانَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِي بِمَالٍ فَمَا
آتَانِي اللَّهُ خَيْرٌ مِمَّا آتَاكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ
تَفْرَحُونَ (36) ارْجِعْ
إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا
وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا أَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ
(37) قَالَ يَاأَيُّهَا المَلَأُ
أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ
(38) قَالَ عِفْريتٌ مِنْ
الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ
وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ (39)
قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنْ الْكِتَابِ أَنَا
آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ
مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي
أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ
لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ
(40) قَالَ نَكِّرُوا لَهَا
عَرْشَهَا نَنظُرْ أَتَهْتَدِي أَمْ تَكُونُ مِنْ الَّذِينَ لَا
يَهْتَدُونَ (41) فَلَمَّا
جَاءَتْ قِيلَ أَهَكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَأَنَّهُ هُوَ وَأُوتِينَا
الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ
(42) وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ
تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِرِينَ
(43) قِيلَ لَهَا ادْخُلِي
الصَّرْحَ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ
سَاقَيْهَا قَالَ إِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَارِيرَ قَالَتْ
رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَانَ لِلَّهِ
رَبِّ الْعَالَمِينَ (44)
|
36)
Süleyman'a gelince şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı
ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir.
Hediyenizle siz sevinirsiniz.
37)
(Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı
koyamıyacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve
hakir halde oradan çıkarırız!
38)
(Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar
teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin
tahtını bana getirebilir?
39)
Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana
getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz,
dedi.
40)
Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise:
Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu
(melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi,
şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak
üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi
için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki,
Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.
41)
(Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtını bilemeyeceği bir hale
getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı
olacak.
42)
Melike gelince: Senin tahtın da böyle mi? dendi. O şöyle cevap
verdi: Tıpkı o! (Süleyman şöyle dedi): Bize daha önce bilgi
verilmiş ve biz müslüman olmuştuk.
43)
Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi
inkârcı bir kavimdendi.
44)
Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve
eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir
zemindir, dedi. Melike de di ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime
yazık etmişim. Süleymanla beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a
teslim oldum.
|
|
|
O |
|
|
O |
|
SAYFA 380
|
O |
|
|
O |
| |
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا أَنْ اعْبُدُوا
اللَّهَ فَإِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ
(45) قَالَ يَاقَوْمِ لِمَ
تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ لَوْلَا
تَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
(46) قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ
وَبِمَنْ مَعَكَ قَالَ طَائِرُكُمْ عِنْدَ اللَّهِ بَلْ أَنْتُمْ
قَوْمٌ تُفْتَنُونَ (47)
وَكَانَ فِي الْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ
وَلَا يُصْلِحُونَ (48)
قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَأَهْلَهُ ثُمَّ
لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ أَهْلِهِ وَإِنَّا
لَصَادِقُونَ (49) وَمَكَرُوا
مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
(50) فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ
عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْ أَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ أَجْمَعِينَ
(51) فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ
خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُوا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ
يَعْلَمُونَ (52) وَأَنجَيْنَا
الَّذِينَ آمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ
(53) وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَتَأْتُونَ
الْفَاحِشَةَ وَأَنْتُمْ تُبْصِرُونَ (54)
أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَاءِ
بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ (55)
|
45)
Andolsun ki, "Allah'a kulluk edin!" (demesi için) Semûd kavmine
kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümre
oluverdiler.
46)
Sâlih dedi ki: Ey kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe
koşuyorsunuz? Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı? Belki size
merhamet edilir.
47)
Şöyle dediler: Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa
uğradık. Sâlih: Size çöken uğursuzluk (sebebi), Allah katında
(yazılı) dır. Hayır, siz imtihana çekilen bir kavimsiniz, dedi.
48)
O şehirde dokuz kişi (elebaşı) vardı ki, bunlar yeryüzünde
bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
49)
Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: Gece ona ve
ailesine baskın yapalım (hepsini öldürelim); sonra da velisine:
"Biz (Sâlih) ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik,
inanın ki doğru söylüyoruz" diyelim.
50)
Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan,
onların planlarını altüst ettik.
51)
Bak işte, tuzaklarının âkıbeti nice oldu: Onları da; (kendilerine
uyan) kavimlerini de (nasıl) toptan helâk ettik!
52)
İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir kavim için
elbette bunda bir ibret vardır.
53)
İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları ise kurtardık.
54)
Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle
demişti: Göz göre göre hâla o hayâsızlığı yapacak mısınız?
55)
(Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadınları bırakıp
şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte
devam edegelen bir kavimsiniz!
|
|
|
O |
|
|
O |
|