Sayfa - Kuran - Mealtefsir - 3. Sayfa
|
253) Allah tarafından kendilerine vahyolunan ve davet etmekle yükümlü oldukları bir şeriat bildirilen rasullerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Bu üstünlük nebilik sıfatlarında değildir. Onların kimisine verilen bazı özellik ve ikramlardaki üstünlüktür. Çünkü bütün nebi ve rasuller nübüvvette eşittirler. O rasullerden, Allah'ın kendisiyle konuştuğu vardır. Allah Adem, Musa ve Muhammed ile vasıtasız konuşmuştur. Bazısını da derecelerle yükseltmiştir. Allah İbrahim’i halil edindi, İsa’yı ve Adem’i babasız yarattı. Adem’i topraktan yarattı. İsa’ya “Ol” dedi ve o da oldu. Süleyman’a hiç kimseye vermediği mülkü verdi. Muhammed’in tüm hata ve günahlarını affetti. O’nu yüce bir ahlak üzere yarattı. Alemlere rahmet olmak üzere insan ve cinlere gönderdi. O’na kelimelerin en güzeli olan Kur’an’ı verdi. O’nun hükmü kıyamete kadar baki kalacaktır. İsa Allah’ın izniyle beşikte iken konuşmuş, ölüleri diriltmiş, anadan doğma körleri iyileştirmiş, barası (cüzzamı) iyileştirmiş, çamurdan yaptığı kuşlara üfleyerek onları canlandırmış, insanların evlerinde yediklerini ve bitirdiklerini onlara haber vermiş, havarilerin isteği üzerine gökten sofra indirmiştir. İsa ilah olmadığı, bilakis Allah’ın kulu, kelimesi ve yarattığı ruhlardan biri olduğu için Allah onu Cibril ile ve yarattığı temiz ruhlardan bir ruh ile desteklemiştir. Yahudiler İsa’nın bu mucizelerini inkar ettiler, hristiyanlar ise onu ilahlaştırdılar. Allah dileseydi rasullerden sonraki ümmetler kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ihtilaf edip birbirlerini öldürmezlerdi. Kimi iman etti, kimi de küfre girdi. Hak ve batıl savaşı başladı. Allah dileseydi insanları iradesi olmayan bir varlık yapabilirdi o zaman birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat Allah böyle dilemedi. O, insanı hayrı ve şerri yapabilecek özellikte yarattı. Hayrı emretti, şerri yasakladı. Hayra rızası vardır, şerre rızası yoktur. Allah’ın herşeye gücü yeter. Kelam Allah’ın zati sıfatlarındandır. O’nun zatının mahiyeti bilinmediği için bu sıfatının nasıl olduğu da bilinmez. Kur’an Allah’ın kelamıdır. Mahluk değildir.
254) Ey iman edenler! Hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve kafirler için hiçbir şefaatin, töleransın olmadığı ahiret günü gelmeden önce size rızık olarak verdiklerimizden bir kısmını Allah yolunda infak edin, cimrilik etmeyin! İnfak etmeyen kafirler, zalimlerin ta kendileridir.
255) Allah kendisinden başka ibadete layık ilah olmayandır. Başlangıcı ve sonu olmayan, devamlı ve sonsuz hayat sahibidir. Mahlukatın bütün işlerini ve alemlerde meydana gelen bütün olayları ahenkli bir biçimde düzenleyen, yarattıklarına rızık vermeyi ve onları koruyup gözetmeyi dilediği gibi yapandır. O’nu ne bir uyuklama tutar ne de bir uyku. Herşeyden haberdardır. Hiçbir şey O’na gizli değildir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Mülkün sahibi O olduğu gibi, mülkünde hüküm verme yetkisi de O’na aittir. İnsanlar ancak O’nun kanunlarına tabi olurlar ve yalnızca O’na ibadet ederlerse mutluluğu elde edebilirler. İzni olmaksızın O’nun katında kim şefaat edebilir? Şefaat etmesine izin verdiği kimseler ancak O’nun dilemesiyle, razı olduğu mü’minlere şefaat edecektir. Bu yüzden şefaat yetkisi O’nun elindedir. O’ndan başkasından şefaat istenmez. Allah onların dünyada işledikleri ve ahirette işleyeceklerini, insanların bildikleri ve bilmedikleri şeyleri, açığa vurdukları ve gizledikleri şeyleri bilir. Yarattıkları O'nun ilminden dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. Allah’ın öğrenilmesine izin vermediği gaybi konularda zerre kadar bilgi edinemezler. O’nun Kürsisi, gökleri ve yeri, Arş’ı da kürsisini kuşatmıştır. Onların korunması O'na ağır gelmez. Şüphesiz O, yücelik ve yükseklik sahibidir, azamet ve büyüklük sahibidir.
256) Dinde zorlama yoktur. Müslüman olmaları için insanları zorlamayın. Fakat insanların kurtuluşa ermeleri için onlara İslam’ı güzellikle anlatın, anlatmanıza engel olanlarla en güzel şekilde mücadele edin. Müslüman olan kimselerin şirke, küfre, bid’ate saplanmamaları için gayret sarfedin. Hatta bu gibi durumlarda onların maslahatı gereği baskı yapın. Bu, hastaya acı ilaç içirmek gibidir. İnsanları zorla müslüman yapmış olsanız bile kalbine imanı sokamazsınız. Bu yüzden yapıcı olun. Şüphesiz hak batıldan, iman küfürden apaçık bir şekilde ayrılmıştır. Artık kim tağutu ve onun yolunda gidenleri tekfir edip Allah'a O’nun istediği şekilde iman ederse o kimse kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulp olan İslam’a yapışmıştır. Şüphesiz Allah gizli-açık herşeyi işiten ve herşeyden haberdar olandır.
SAYFA 42
|
257) İman edenlerin dost ve yardımcısı Allah'tır; onları şirk ve küfür karanlıklarından iman aydınlığına çıkarır, onları hidayet üzere sabit kılar. Kafirlerin yandaşları ise tağuttur; onları imanın nurlu yolundan küfür ve şirkin karanlıklarına döndürür ve bu yolda kalması için elinden gelen herşeyi yaparlar. İşte onlar bu yaptıklarından vazgeçmezlerse ateş halkıdır. Onlar orada sürekli azap içerisinde kalıcıdırlar.
Tağut: Haddini aşan mahluk olup Allah’a ait olan hak, sıfat ve yetkileri kendinde görendir. Allah ve Rasulü’nün hükümlerine aykırı hüküm koyan ve insanları Allah’ın hükümleri dışında hükümlerle muhakeme olmaya zorlayan zalim bir diktatör, insanı Allah’a ibadetten alıkoyan insi ve cinni şeytan, halkın seçtiği seçkin bir zümre, bir meclis veya bir grup bilim adamı, gaybı bildiğini iddia eden kimse, nefis, hayvan, ağaç, para, taş, kadın, mezar tağut olabilir. Tağutu bilmeyen onu reddedemez. Onu ve yandaşlarını kalbiyle, diliyle ve ameliyle reddetmeyen de mü’min olamaz.
258) Allah’ın kendisine mülk vermesi ile şımarıp Allah’ın varlığı, rububiyyeti ve uluhiyyeti hakkında İbrahim’le tartışan kimsenin haberini gözle görür gibi duymadınız mı, bilmediniz mi? Bu tağut nereden ve nasıl geldiğini unutarak kendisini rab ve ilah olarak görmeye başladı. Bu sebeple kendisini tekfir eden, sapıklığını yüzüne haykıran ve şirksiz olarak yalnız Allah’a iman eden İbrahim ile Allah hakkında tartışmaya girişti. İbrahim: “Benim Rabbim mahlukatı dirilten ve öldürendir." dediği zaman o azılı kafir ya kibir ve inadından dolayı kelimelerin manasını kavrayamaz duruma geldiği, ya da çevresinde bulunan insanları aldatmak istediği için Allah’a ait olan bu iki sıfatı basite aldı ve: “Ben de diriltir ve öldürürüm!?” dedi. Fakat o, Allah gibi cansız varlıklara can vererek yaşatmayı değil; açlıktan ölmek üzere olan bir kişiye yemek vererek veya ölüm cezasına çarptırılmış bir kişiyi affederek hayat vermeyi kastediyordu. Öldürme fiilini ise; canlı olan bir kişiyi herhangi bir sebeple öldürmek olarak algılıyordu. İbrahim, adamın bilerek sözleri saptırdığını hissedince ona: “Hayat veren ve öldüren zat, varlıkları istediği gibi düzenleyen zattır. Eğer bu zat sen isen işte güneş! Muhakkak Allah güneşi doğudan getiriyor batıdan kaybettiriyor ve bu düzenli olarak devam ediyor. Haydi sen de onu batıdan getir, doğudan kaybetsene!" dedi. O azılı kafir bu açık söz karşısında şaşırıp kaldı. Daha fazla inat edemeyeceğini anlayınca sesini kesti. Böylece tartışmada İbrahim’e yenildi. Doğrusu Allah küfür karanlığında yüzen, haktan yüzçevirip iman etmek istemeyen, hem nefsine hem insanlara hem de bütün varlıklara zulmeden zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. Hakkı ve batılı açıkça ortaya koymak için tartışmak caizdir. Fakat tartışmada sonuç elde etmek için her iki tarafın da hakkı istemesi, şeriatın ve aklın doğru kabul ettiği değerleri, delilleri ortaya koyması gerekir. Tartışmaya haksız inat ve nefis karışırsa tartışmayı hemen kesmek gerekir. Çünkü bu, tarafları caiz olmayan cedelleşmeye sevkeder.
259) Ey Muhammed! Şu kimsenin haberini gözle görür gibi duymadın mı, bilmedin mi? O kimse, yıkılmış, harap olmuş, duvarları, çatıları üstüne çökmüş bir kasabaya uğradı da merakla: “Acaba Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?” dedi. Bu kimse Allah’ın varlığına ve birliğine iman eden, ahiret gününe yakinen inanan bir mü’min idi. Hatta rivayetlere göre bu kimse bin nebi veya rasul olan Uzayir idi. Bu, Allah’ın kudreti hakkında şüphe etmiyordu. Sadece diriltme olayının keyfiyetini merak ediyordu. Bunun üzerine Allah onun hayretini gidermek için onu öldürdü ve yüz yıl ölü bıraktı. Sonra dirilterek vahiy yoluyla: “Ne kadar kaldın?" buyurdu. Adam ölü olarak kaldığı süreyi tam olarak bilemediği için güneşe ve günün durumuna bakarak tahminen: "Bir gün veya günün bir kısmı kadar." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır! Sen bu haldeyken yüz sene kaldın; buna rağmen yiyeceğine ve içeceğine bak! Bıraktığın gibi, hiç bozulmamış. Bir de eşeğine bak! Eti çürümüş, kemikleri dağılmıştır. Ahirete iman etsinler diye seni insanlara delil ve alamet kılmamız için böyle yaptık. Çünkü sen hala eski yaşındasın. Eşeğin kemiklerine bak! Onları nasıl kaldırıyor, sonra da ona et giydiriyor ve can veriyoruz!” Artık öldükten sonra diriltmenin mahiyeti değil de keyfiyeti kendisine apaçık belli olunca: "Biliyorum ki, şüphesiz Allah her şeye kadirdir!” dedi.
|
260) Hani İbrahim öldükten sonra dirilmenin keyfiyetini merak edip: "Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!" demişti. Allah İbrahim’in niyetini bildiği halde insanların yanlış anlamaması için: "Yoksa inanmadın mı?” buyurunca: “Hayır ben zaten öldükten sonra dirilmenin varlığına inanıyorum, bu konuda asla şüphem söz konusu değildir, fakat nasıl olacağını merak ediyorum, bu konuda bir takım tahminlerim var, yakinimin artması, kalbimin mutmain olması, huzur ve sükun bulması için bunu istiyorum." demişti. Allah: "O halde dört kuş tut, onları iyice tanı, şekillerini öğren ve onları kendine alıştır; sonra onları kes, parçala ve her dağın üzerine onlardan bir parça koy. Ardından onları “Allah’ın izniyle gel!” diye çağır; onların nasıl canlandıklarını, her kuşun parçalarının nasıl bir araya toplandığını ve nasıl tanıdığın o kuşlar haline geldiğini göreceksin. Öyleki onlar koşarak sana geleceklerdir. Bil ki şüphesiz Allah izzet sahibi, güçlü, kuvvetli olan, herşeyi yenen hiçbir şeye yenilmeyen, hüküm ve hikmet sahibi olan, herşeyi olduğu gibi bilen ve gerekeni en güzel şekilde yapandır.” buyurmuştu. İşte Allah, kıyamet gününde dünyanın dört bucağında bulunan ölüleri de böylece diriltip kendisine çağıracaktır.
261) İslam toplumunun ilerleyebilmesi, ihtiyaçlarının giderilebilmesi ve Allah yolunda her türlü cihadın yapılabilmesi için muhakkak infak edilmesi gerekir. Mallarını Allah yolunda infak edenlerin bu infaklarının misali, her başakta yüz tohum olmak üzere yedi başak bitiren bir tohum gibidir. Böylece Allah, Allah yolunda ve O’nun rızası için infak edenlerin sevaplarını kat kat artırır. Yani bir iyliğe karşılık yedi yüzden daha fazla sevap verir. Şüphesiz Allah geniş ve cömert olan, dilediğine kat kat veren, kime ne kadar vereceğini çok iyi bilendir. Allah kimin nereye ne kadar ne niyetle harcadığını ve harcayacağını çok iyi bilir ve vereceği nimetleri buna göre kat kat arttırır.
262) Mallarını Allah’ın dininin hakim kılınması yolunda infak edip sonra infaklarını başa kakma ve eziyet vesilesi kılmayanlar... Onlar için Rableri katında Cennet nimetleri vardır. Onlar, öldükten sonra korkunun yaygın olduğu kıyamet gününde tüm korkulardan emin olacaklar, ahirette alacakları mükafaat çok büyük olacakları için dünyada bıraktıklarına veya kaçırdıkları fırsatlara üzülmeyecekler ve dünyada Allah yolunda, Allah için harcama yapmayanların duyduğu üzüntüyü, pişmanlığı duymayacaklardır.
İnfak eden kimse yaptığı iyilikleri sadece Allah rızası için yapmışsa gündeme getirerek kendisini hiçbir zaman infak ettiği kişiden daha üstün görmemeli, onu alçaltmamalı, ona hakaret etmemelidir. Onu üzmek niyetiyle: “Ben sana infak ettim.” dememeli veya öğrenmesini istemediği kişilere gidip: “Ben filan kişiye infak ettim, filan kişinin ihtiyacını giderdim.” dememeli veya sürekli ihtiyaç içinde olduğu için kendisinden yardım isteyen kişiye: “Sabrımı tükettin, yeter.” gibi kötü sözler söylememelidir.
263) İhtiyacının giderilmesi için yardım isteyen kimseye gönül alıcı güzel bir söz söylemek, dua etmek, güler yüz göstermek ve o kimsenin dışa vurduğu kızgınlık, kötü söz ve eziyetlerini görmezlikten gelip bağışlamak, ardından eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Çünkü ihtiyaçlı olana ne kadar yardım edilirse edilsin bununla birlikte eziyet verici davranışlarda bulunulduğunda veya alçaltıldığında, yapılan yardımdan dolayı Allah katında ne sevap alınır ne de yardım edilen kişiden bir teşekkür... Aksine kişilerin kin, haset ve nefreti kazanılır. Şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç olmayan, günahlara karşı hemen ceza vermeyip tevbe için mühlet verendir.
264) Ey iman edenler! Malını insanlara gösteriş için infak eden, bir takım dünyevi menfaatler elde etmek isteyen ve Allah'a da ahiret gününe de iman etmeyen kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle boşa çıkarmayın. Kafir ve münafıkların dünyadaki infaklarının durumu, üzerinde ince toprak bulunan ve şiddetli bir yağmurun ona isabet etmesiyle onu dümdüz bıraktığı kaygan bir kayanın durumu gibidir. İnfaklarından dolayı ahirette hiçbir şey elde edemezler. Yaptıkları boşa çıkmıştır. Doğrusu Allah iman kendisine ulaştığı halde küfrü tercih eden, küfür üzerinde yaşamak isteyen kimseleri hidayete erdirmez.
|
265) Mallarını, Allah’ın rızasını kazanmak, nefislerini cimrilikten temizleyip Allah’ın istediği şekilde ıslah etmek ve içlerinde olan imanı ve yakini sağlamlaştırmak için gönüllü olarak infak edenlerin infaklarının durumu, yüksek bir yerde bulunan ve bol yağmur düşünce meyvelerini iki kat veren bir bahçenin durumu gibidir. Ona bol yağmur yağmasa da bir çisenti isabet eder ve yine de iki kat ürün verir. Şüphesiz Allah gizli-açık yaptıklarınızı hakkıyla gören, bilen ve yaptıklarınızın karşılığını eksikliğe uğratmaksızın verecek olandır.
266) Sizden biri istermi ki kendisinin, içinden nehirler akan, hurmalar ve üzümlerden oluşan, ayrıca kendisi için orada bütün meyvelerin bulunduğu bir bahçesi olsun da, zayıf ve bakıma muhtaç, küçük çocukları olduğu halde kendisine ihtiyarlık çökmüşken onlara ateşli bir kasırga isabet etsin de o güzel ve verimli bahçe yanıversin, kupkuru, çorak bir araziye çevrilsin? Artık ona bu halde iken kim yardım eder? Allah size ayetlerini işte böyle iyice açıklıyor ki düşünesiniz, bu kimsenin yaptığı gibi yapmayasınız. Allah bu ayette Allah rızası için ve nefislerini ıslah etmek amacıyla değil de gösteriş, dünyevi menfaat elde etme, başa kakma ve eziyet etme suretiyle mallarını infak edenlerin durumunu bir örnekle açıklıyor. İtaat üzere olan bu kimse daha sonra şeytana uyup yanlış yola sapınca Allah onu zor duruma düşürüyor. Müslüman daima Allah’ın gözetiminde olduğunu unutmadan Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde amel etmelidir.
267) Ey iman edenler! Ticaret sonucu kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız petrol, maden ve bitkilerin kaliteli, güzel ve iyilerinden Allah rızası için Allah yolunda infak edin. Nefsinizin hoşlanmadığı, hatta size verildiğinde ya utanarak, ya istemeyerek, ya yüz buruşturarak ya da gözünüzü yumarak alacağınız, satın almak istediğinizde çok düşük değere aldığınız kötü, adi ve değersiz şeyleri veya haram yoldan elde ettiğiniz malları infak etmeye kalkışmayın. İnfakta önemli olan nefsin istediği ve sevdiği mallardan harcamaktır. Bilin ki, muhakkak Allah hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, herkesin kendisine ihtiyacı olan, yapılan salih amellerden dolayı kullarına mükafaat veren ve onları övendir. Teberruda bulunmada bu şartlar aranmamaıştır. Kişi her türlü malı teberru amacıyla verebilir.
268) Şeytan size fakirliği vaad eder ve size fahşayı (çirkin şeyleri, cimriliği) emreder. Şeytan insana vesvese vererek şöyle söyler: “Eğer infak edersen malın azalır, sonra muhtaç olursun, yaşadığın bu rahat hayat kaybolur, sıkıntı içine düşersin. Öyleyse sakın infak etme. Eğer infak edeceksen az harca veya hoşuna gitmeyen kötü şeylerden harca.” der. Veya infak etmemesi için kişiye: “Bu, Allah rızası için değil, hak eden kişiler yok veya yeterince harcadın.” gibi bahaneler uydurtur. Allah ise mü’minleri şeytanın böyle kötü tuzaklarından ve nefse uymaktan sakındırıyor, sevilen malları infaka teşvik ediyor, işlenen günahları ahiret gününde affetmeyi, hem dünyada hem de ahirette bol ve bereketli rızıklar vermeyi vaad ediyor. Şüphesiz Allah geniş, nimeti ve mağfireti bol olan, dilediğine kat kat veren, gizli-açık her şeyi bilen ve herekese yaptıklarının karşılığını zerre kadar haksızlığa uğratmaksızın verecek olandır.
269) Allah, hikmeti kullarından dilediği kimseye verir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da kimseye zerre kadar haksızlık etmez. O, her şeyi lütfundan verir. Hikmet verilen kimseye de pek çok hayır verilmiştir. Şeytanı tuzaklarından korunabilmek için ilim tahsil etmek ve bilinenlerle amel etmek gerekir. Bildikleriyle amel etmeyenleri şeytan öyle kandırır ki bu kimseler sonunda şeytana itaat ederler. Bu kimselere hikmet verilmemiştir, Allah bunların anlayışlarını alır. Bunları şeytanın maskarası yapar. Kur’an ve sünnetteki misallerden ancak akıl sahipleri öğüt alır. Akıl sahiplerinden başkası düşünmez!
“Hikmet” kelimesi hakkında alimlerin görüşleri: Kur’an’ı, Kur’an’ın nasih ve mensuhunu, muhkem ve müteşabihini, helal ve haramını ve misallerini bilmek, Allah’ın dininde bir kavrayış ve Allah’ın rahmet ve fazlından kalplere koymuş olduğu bir şey, Kur’an’ın tefsiri, Kur’an ve fıkıh, Kur’an ve anlayış, sünnet, söz ve fiilde isabet, nübüvvet, dini akletmek, tefekkür etmek, Allah korkusu, akıl, vera’.
|
270) Nafaka olarak her ne infak ederseniz veya adak olarak her ne adarsanız muhakkak ki Allah onu hangi gayeyle ve nasıl yaptığınızı bilir ve ona göre mükafaat veya ceza verir. Eğer bu amellerinizi sadece Allah rızası için yapar, gösterişten uzak durur iseniz mükafaat alırsınız. Dünyevi menfaatler elde etmek amacıyla infak ederseniz veya cimrilik edip yeterli miktarda infak etmezseniz veya infak ettikten sonra başa kakar veya eziyet ederseniz zalimlerden olursunuz. Bu amelleriniz sebebiyle azaba maruz bıraktığınız için nefsinize, fakirlerin ve ihtiyaçlı kişilerin ihtiyaçlarını gidermediğiniz için de insanlara zulmetmiş olursunuz. Her kim böyle zulüm olan amelleri işlerse ve tevbe etmeyerek bu hali üzere ölürse kıyamet gününde onu Allah’ın azabından hiç kimse kurtaramaz. O gün onlar bir yardımcı da bulamazlar.
İnfak: Kişinin, kendisini mecbur tutmayarak Allah için harcama yapmasıdır. Adak: Kişinin kendisine farz olmayan amelleri Allah’a yaklaşmak niyetiyle üzerine farz kılmasıdır. Adak türleri: 1- İbadet olan adak: Kişinin sırf Allah rızasını kazanmak için salih bir amel yapmaya niyet etmesi ve bu adağı yerine getirmesidir. 2- Şirk olan adak: Kişinin sırf Allah rızası için değil de Allah ile beraber bir başkasının rızasını kazanmak amacıyla yaptığı adak. 3- Haram olan adak: Haram olan bir şeyi yapmak için niyet etmek. 4- Mübah olan adak: Bir kimsenin, Allah’ın kendisine mübah kıldığı bazı şeyleri bazı sebeplerden dolayı nefsine yasaklamasıdır.
271) Mendup olan sadakaları açıktan verirseniz bu ne güzeldir. Onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Çünkü sadakanın gizli olarak verilmesi, hem Allah için verildiğini gösterir, hem gösteriş karışmamış hem de sadaka verilen fakirler utandırılmamış olur. Farz olan sadakaları açıktan vermek daha iyidir. Çünkü burada gösteriş söz konusu olmadığı gibi teşvik unsuru da olabilir. Ayrıca kişi töhmetten de kurtulur. Böylece sizin günahlarınızdan bir kısmını örter, bağışlar. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır! Sadakalarınızı hangi niyetle ve nasıl verdiğinizi bilir. Size karşılığını eksikliğe uğratmaksızın verecektir. Mendup olan sadaka kafirlere de verilebilir. Fakat farz olan sadaka (zekat) ve fıtır sadakası sadece müslümanlara verilir.
272) Ey Muhammed! İnsanları hidayete erdirmek senin elinde değildir; sen ancak doğru yolun ne olduğunu anlatırsın. Doğru yola iletmek yalnızca Allah’a aittir. Allah da hidayeti hakedenleri hidayete erdirir. O halde müslüman olmadılar diye ihtiyacı olan, harbi olmayan kafirlere sadaka vermemezlik yapma. Hayır olan şeylerden Allah rızası için ve Allah’ın istediği şekilde her ne infak ederseniz kendiniz için iyidir, karşılığını dünya ve ahirette görürsünüz. Ayrıca siz ancak Allah'ın vechini (rızasını) istediğiniz için infak edersiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz eksikliğe uğratılmaksızın size tamamen ödenir ve siz zulme uğratılmazsınız. Çünkü Allah adildir.
273) Ey Muhammed! Sadakalar Allah yoluna bağlanmış cihad ve ilim yapan, İslam ümmetinin fedaileri olan fakirler içindir ki, bunlar ticaret yapmak için yeryüzünde gezip dolaşmaya vakit bulamazlar. Onurlu oldukları için bilmeyenler onları iffetlerinden dolayı zengin sanır. Basiret sahibi olanlar onları simalarından tanır, ihtiyaçlı olduğunu anlar, iffet ve haya sahibi oldukları için ısrarla insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz muhakkak ki Allah onu bilir ve size karşılığını verir. İhtiyaçlı durumlarda kişinin fazilet sahibi, cömert, takvalı, salih kişilerden istemesi caizdir. Dilencilik hoş değildir. İstemediği halde kendisine verilen sadakayı reddetmemek gerekir.
274) Onlar ki, mallarını gece, gündüz, gizli ve açık, israf etmeksizin, cimrilik etmeksizin, fesat çıkarıp saçıp savurmaksızın Allah rızası için ve Allah’ın istediği şekilde infak ederler. Onlar için Rableri katında ecirler vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülecek değillerdir. Onlar için Rableri katında Cennet nimetleri vardır. Onlar, öldükten sonra korkunun yaygın olduğu kıyamet gününde tüm korkulardan emin olacaklar, ahirette alacakları mükafaat çok büyük olacakları için dünyada bıraktıklarına veya kaçırdıkları fırsatlara üzülmeyecekler ve dünyada Allah yolunda, Allah için harcama yapmayanların duyduğu üzüntüyü, pişmanlığı duymayacaklardır.
|
275) Riba yoluyla haksız yere mal kazananlar hem dünyada hem ahirette delilikten şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi sersemleyerek kalkarlar. Rastgele ve anlamsız hareketlerde bulunurlar. Bu onların; "Alış veriş de ancak riba gibidir." demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alış-verişi helal, ribayı ise haram kılmıştır. Artık her kim kendisine Rabbinden ribanın haram olduğuna dair bir öğüt gelir de ribadan vazgeçerse geçmişteki aldıkları kendisinindir ve işi Allah'a kalmıştır. Samimi bir şekilde tevbe ederse Allah onu bağışlar. O’na ummadığı yerden bol bol rızık verir. Her kim de tekrar ribaya dönerse; işte onlar ateş halkıdır; orada sürekli azap içerisinde kalıcıdırlar.
Riba: Aynı cins malların birbirleriyle karşılıklı satış akdinde şart koşulan bir fazlalığın olması veya borç veren kimsenin borç alandan borcun zamanının uzamasından dolayı verdiği para ya da malı fazlasıyla almasıdır. Eğer borçlu ödünç aldığı malı çalışarak arttırmışsa riba yiyen, borçlunun emeğinden gasbetmiş olur. Fakat borçlu aldığı malı arttıramamış bilakis daha çok zarar etmişse veya aldığı malı ailesi için harcamışsa, riba yiyen bu sefer borçlunun etinden, kanından yemiş olur. Ribanın tüm çeşitleri yasaklanmıştır. Sadaka: Geri iadesi istenmeden karşılıksız olarak bir kimseye malların bir kısımını bağışlamaktır. Karz-ı hasen: Bir kişiye karşılıksız olarak borç vermektir.
276) Allah riba sonucu elde edilen malı yok eder, bereketini giderir, bu mal ahirette sahibine fayda vermez, bilakis eziyete sebep olur. Sadakaları ise sevap ve bereket bakımından artırır, sahibine ahirette de mükafaat verir. Allah, verdiği malları Allah yolunda ve ihtiyaçlı kimselere harcamayan nankörleri ve devamlı günah işleyen, insanların ihtiyaçlarını fırsat bilerek ve Allah’ın nimet olarak verdiği malı kullanarak insanları sömürenleri sevmez. Onlar bu amellerinden vazgeçmezlerse ahirette onlar için can yakıcı bir azap vardır.
277) Allah’ın istediği şekilde iman edip salih amel işleyen, Allah’ın yasakladıkları şeylerden uzak duran, namazı rükun ve şartlarını yerine getirerek, huşu içerisinde, devamlı kılan ve zekatı eksiksiz bir şekilde, vaktinde verilmesi gereken yerlere veren kimseler var ya, onlar için Rableri katında Cennet nimetleri vardır. Onlar, öldükten sonra korkunun yaygın olduğu kıyamet gününde tüm korkulardan emin olacaklar, ahirette alacakları mükafaat çok büyük olacakları için dünyada bıraktıklarına veya kaçırdıkları fırsatlara üzülmeyeceklerdir.
278) Ey iman edenler, Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, O’nun emirlerini yerine getirin ve yasaklarından kaçının, ancak bu şekilde Allah’ın azabından sakınmış olabilirsiniz. Eğer gerçek manada iman etmiş iseniz ribadan alacaklarınızı bırakın! Çünkü o bir ateştir.
279) Şayet ribadan vazgeçmezseniz Allah ve Rasulü'nün size düşman olup savaş açmış olduğunu ve bu yüzden dünyada da ribayı haram kabul etseniz bile İslam devlet başkanının emriyle öldürüleceğinizi kesinlikle bilin! Tevbe edip ribadan vezgeçerseniz ana paranız size aittir. Ne riba alarak veya borcunuzu geciktirerek başkasına zulmediniz ne de riba vererek başkası tarafından zulme uğrayınız.
280) Eğer borçlu kimse sıkıntıda olup borcunu zamanında ödeyemeyecekse biraz mühlet vermek gerekir. Borçlu kimsenin de iyi niyeti suistimal etmeden, bütün gücüyle borcunu ödemek için gayret sarfetmesi, israf etmemesi, yalan söylememesi gerekir. Alacaklı olan kimsenin maddi durumu iyi ise borçlu olan kimsenin de uzun bir süre o borcu ödemesi mümkün gözükmüyorsa, devamlı boynu bükük bir vaziyette kalmaması için, zekat veya sadaka olarak alacağından vazgeçmesi kendisi için daha hayırlıdır.
281) Ey iman edenler! Allah’a döndürüleceğiniz, sonra her nefse işlediklerinin karşılığı zerre miktarı zulme uğratılmaksızın tamamen verilecek olan ahiret gününden sakının. O gün kafir ve zalimler için çok kötüdür. O gün Allah’ın izni olmadan kimse kimseye fayda veremiyecektir. O günün dehşetinden baba, oğul, eş, akraba bile birbirinden kaçacaktır. Ancak gerçek manada iman eden kimselerin işledikleri hayır ameller kendilerine fayda verir. O gün için şimdiden hazırlık yapın. Bu ayet Kur’an’ın en son inen ayetidir.
|
282) Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süreye kadar olan bir alış veriş veya ödünç verme gibi nedenlerden dolayı birbirinize borçlandığınız zaman onu ayrıntılı bir şekilde anlaşılır olarak yazın. Hak-hukuk meselelerini, borçlar konusunu ve yazma ilmini bilen bir yazıcı da aranızda adaletle, tarf tutmadan, ihtimalli kelimeler kullanmadan, açık ve net bir şekilde yazsın. Allah’ın kendisine ilim ve anlayış verdiği hiçbir yazıcı müslümanlar arasında ihtilaf çıkmaması için Allah’ın kendisine öğrettiği gibi hakkı gözeterek yazmaktan çekinmesin; yazsın! Borçlu kimse de borcunu dürüstçe yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın da ondan hiçbir şeyi eksik bırakmasın. Borçlu kimse düşünmeden parasını harcayan, aklı ermeyen, çocuk, deli, bunaklık derecesinde yaşlı, dilsiz, kekeme, yazdıracak dili bilmeyen veya yazdıracak ilmi olmayan biriyse veya hapiste bulunmak veya kaybolmak gibi sebeplerden dolayı yazdırma imkanı yoksa, velisi onun yerine borcu adaletle yazdırsın. Bu yazışmada müslüman ve hür iki şahit bulundurun. İki erkek bulamazsanız, dinini, adaletini, dürüstlüğünü kabul ettiğiniz, bir erkek ile -biri şaşırır veya unutursa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın olsun. Şahitler, şahitlik için çağrıldıkları zaman kaçınmasınlar, icabet etsinler ve hakkı söylesinler. Adaletin yerine getirilmesi, hakların kaybolmaması, kalplere şek-şüphe girmemesi ve her iki tarafın mutmain olması için borcunuz küçük ya da büyük olsa da onu vadesine kadar yazmaya üşenmeyin, ihmalkarlık yapmayın. Çünkü yazma işi, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam, şüphe etmemenize daha yakındır. Zaten müslümanlar arasındaki ihtilafların bir çoğu karşılıklı güvenin suistimalinden kaynaklanıyor. Kişi ayıp olmasın diye borç verdiği arakadaşından yazı almıyor, hatta hiçbir şahit bile tutmuyor. Sonunda karşı taraf borcunu inkar ediyor. Bazen yazı, evrak da almış olsa gereksiz yere borcunu geciktiriyor. Bütün bunlar İslam ahlakına yakışmayan şeylerdir, zulümdür. Vadeli alış-verişlerinizi yazın. Ancak aranızda devrettiğiniz peşin bir ticaret ise onu yazmamanızda sizin için hiçbir günah yoktur. Alış-veriş yaptığınız zaman da sonradan problem çıkmasın diye malı sağlam aldığınıza ve parayı tam olarak verdiğinize dair şahit tutun. Yazıcı ve şahide zarar verilmesin. Meşgul oldukları halde şahitliğe ve yazmaya çağrılmasın. Şayet müsait olur da gelirlerse aleyhinize doğru olarak şahitlik ettiği için yazıcı ve şahide zarar verirseniz şüphesiz ki o sizin için bir fısktır, hak yoldan çıkmaktır, Rabbinize isyandır. Yazan yazmaktan çekinmesin. Kendisine yazdırılmadıkça yazmasın. Yazdırılan şeyleri de tam olarak, adaletle yazsın. Şahit de şahitlikten çekinmesin. Şahitliğini de tam yapsın. Hiçbir şey artırmasın, eksiltmesin. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, O’nun emirlerini yerine getirin ve yasaklarından kaçının, ancak bu şekilde Allah’ın azabından sakınmış olabilirsiniz. Allah size her konuyu olduğu gibi İslam ticaret ahlakını da öğretiyor. Bu hükümleri iyice öğrenin, gayret gösterin, öğrendiklerinizle amel edin. Kul hakkı yememeye, sözlerinizi zamanında yerine getirmeye gayret edin. Bir takım zikirler yaparak çalışmadan ilim sahibi olamazsınız. İlim sahibi olmak için çokça okumak, okuduklarınızla amel etmek, tebliğ etmek gerekir. Elbetteki Allah’ın yardım ve desteği olmadan hiçbir şey yapamazsınız. Fakat çabalamadan ilim sahibi olmayı Allah murad etmemiştir. İlim takvayı doğurur. İlimsiz takva olmaz. Asıl olan ilimdir. İlim öğrenmeden takva sahibi olmak mümkün değildir. Çünkü takva öğrenilen şeylerle amel etmekten ibarettir. Takva kişiye özel bir anlayış, hakkı batıldan ayırma kabiliyeti verir. Takva sahibi olmayan kimse basiret ilmine sahip olamaz. Takvadan doğan anlayış ve ilim ise ancak çalışıp öğrenilerek elde edilebilen, Kur’an, hadis, fıkıh gibi ilimlerden farklıdır. Şer’i ilimler mutlaka çalışıp öğrenilerek elde edilir. Şüphesiz Allah, sizin maslahatınızın ne ve nerede olduğunu, nasıl muhafaza edeceğinizi, aranızdaki kardeşlik bağının nasıl kuvvetleneceğini kısacası her şeyi hakkıyla bilen ve hesaba çekendir. Herkese yaptıklarının karşılığı zerre miktarı haksızlığa uğratılmaksızın verilecektir.
İslam dini zannedildiği gibi sadece ibadet dini değildir. Bu din, hayatın bütününü tanzim eden bir dindir. Evet İslam dini hem ibadet, hem ahlak, hem iktisat, hem de idari bir sistemdir.
|
283) Yolculukta olur, vadeli alış veriş yapar veya borç alır da kağıt, kalem veya yazacak kimse bulamazsanız alacaklı, verdiği borca mukabil rehin alabilir. Rehin alma işini yolculuk dışında da yapabilirsiniz. Borç alıp-verme veya ticaret konusunda birbirinize güveniyorsanız ve yazacak katip bulamadıysanız yazmamanıza, şahit tutmamanıza, rehin vermemenize izin verilmiştir. Kendisine güvenilen kimse emanetini inkar etmeden eksiksiz bir şekilde zamanında ödesin ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın da ihmalkarlık etmesin. Ayrıca akrabalarınızın aleyhine dahi olsa şahidliği gizlemeyin. Her kim onu bir takım menfaatler gözeterek gizlerse muhakkak ki o, kalbi günahkar olandır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilen ve hesaba çekendir. Herkese yaptıklarının karşılığı zerre miktarı haksızlığa uğratılmaksızın verilecektir. Kalbin günahları: Kötü düşünce, kötü zan, kin, nefret, haset, şahitliği gizleme. Bunlar günahların en şerlilerindendir. Demek ki sadece göz, kulak, dil, el vs. gibi görünen uzuvlar günah işlemiyor.
284) Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Mülkte Allah’ın ortağı olmadığı gibi hüküm koymada da ortağı yoktur. Yalnız göklerin ve yerlerin sahibi olan zata ibadet edilir ve hükümlerine teslimiyet gösterilir. Allah’ın hükümlerine aykırı hükümler koymak şirktir. Bu hükümlere itaat edenler, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edemezler. Nefislerinizde gizlemiş olduğunuz duygu ve düşüncelerinizi açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker; eğer bu düşünceleriniz şeytanın vesvesesi ise ve siz onu hayalinizde kurmuyorsanız veya haram olduğu için Allah korkusuyla yapmaktan vazgeçiyorsanız bundan dolayı sizi hesaba çekmez. Fakat kötü zan, kin, nefret, haset, şahitliği gizleme gibi kalbi günahlardan veya şeytanın vesvesesi sonucu yapmayı hayal ettiğiniz zina, hırsızlık vb. günahları işleme imkanı bulamazsanız bile sizi hesaba çeker. Allah şirki asla affetmez. Şirk dışındaki günahları ise dilediği kul için affedebilir. Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter. Hiç bir şey O’nu aciz bırakamaz. O, herkese yaptıklarının karşılığını verecektir.
285) Rasul Muhammed ve mü’minlerden her biri, Rabblerinden kendilerine indirilen şeylere iman etti ve imanın gereklerine uydu. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve rasullerine Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman ettiler. "Rasullerinden hiçbirinin arasını ayırmayız, bizim için hepsi birdir. Göndermiş olduğun nebi ve rasuller vasıtasıyla emirlerini işittik ve itaat ettik, gereğince amel etmeye çalışıyoruz. Ey Rabbimiz! Senden dileğimiz günahlarımızı bağışlamandır. Sen bizi affetmezsen helak oluruz. Çünkü biz senin emrine ne kadar itaat edersek edelim yine de istemeyerek, bilmeyerek, nefsimize uyarak, kasten veya unutarak sana karşı gelebiliriz. Bu yüzden senin affını diliyoruz. Bizler, işlediğimiz salih amellerden dolayı değil, ancak senin rahmetinle Cennete girebiliriz. Rabbimiz kesin olarak inanıyoruz ki dönüşümüz yalnız sanadır. Bunun bilincinde olarak hazırlık yapıyoruz. O günde utananlardan olmamak için gücümüz nisbetinde emirlerine uyuyor, yasaklarından da kaçıyoruz.” dediler.
286) Allah, hiç kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez. Allah’ın emrettiği şeyler insanların kaldırabileceği şeylerdir. Çünkü Allah’ın, insanlara kaldıramayacakları şeyleri yüklemesi ilahi hikmete zıttır. İnsanın işlediği her hayır kendi menfaatine, işlediği her şer yine kendi zararınadır. Bu sebeple kendisini seven ve kendisini Allah’ın can yakıcı azabından kurtarmak isteyen kimse hayrın her çeşidini işlesin, şerrin her türünden de uzak dursun. Çünkü sonuçta zarar ve menfaat kendisine dönecektir. Mü’minler Allah’a şöyle dua ederler: “Rabbimiz, ihmal ve önemsememezlik sebebiyle unutur veya yanılırsak bu yüzden bizi sorumlu tutuma! Rabbimiz, bizden önceki topluluklara günahları sebebiyle yüklediğin ağır yükümlülüklerin benzerini bize yükleme! Rabbimiz, günahlarımızdan dolayı gücümüzün yetmeyeceği ve kaldıramıyacağı bir cezayı bize verme! Bize kolay şeyler emret! Bizim günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Senin dinini istediğin şekilde yaşamamız için bize yardım et ve bizi muvaffak kıl Sen bizim mevlamızsın,senden başka dostumuz yoktur, senin dinini inkar eden kafirler topluluğuna karşı bize yardım et, bizi muzaffer kıl!..”
|
1) Bakara: 2/1’e bakınız. 2) Bakara: 2/255’e bakınız.
3) Ey Muhammed! Allah, sana Kur’an'ı kendisinden önce indirilen Tevrat, Zebur, İncil, Musa ve İsa’nın sahifelerinin Allah katından geldiğini doğrulayıcı olmak üzere açık ve nihai delil ile kısım kısım indirdi. Tevrat ve İncil’i ise bir bütün olarak indirmişti. Tevrat ve İncil sonradan tahrif edildikleri için şu anki nüshalarında bir çok şirk unusuru içermektedir. Günümüzdeki Tevrat, Buhtu’n-Nasr’ın Yahudileri yenip köle edinmesinden sonra yazılmıştır. İncil ise İsa’nın hayatı ve öğütlerini anlatan Matta, Markos, Lukas ve Yuhanna adlı dört kitap ile Pavlos, Petrus, Yuhanna ve Yakub’un mektupları ve Yuhanna’nın rüyalarından oluşan ve Ahdi cedid denilen bir kitapta toplanmıştır.
4) Tevrat ve İncil, Kur’anı’ın indirilmesinden önce insanlar için bir hidayet rehberi idiler. Allah, insanlara doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyeti verdi ve onlara bir çok kitap ve sahifeler indirdi. Allah’ın insanlığa gönderdiği ve hükmü kıyamete kadar baki kalacak kitap hakkı batıldan ayıran Kur’an’dır. Doğrusu Allah'ın apaçık ayetlerini inkar eden kimseler var ya, onlar için çok şiddetli ve sürekli bir azap vardır. Şüphesiz Allah galip ve güçlü olan, herşeyi yenen, hiçbir şeye yenilmeyen, suçlulara layık olduğu cezayı verendir.
5) Doğrusu yerdeki ve gökteki hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz! O, gizli-açık herşeyi en ince ayrıntısına kadar bilir ve hesaba çeker.
6) Allah sizi annelerinizin rahimlerinde dilediği gibi şekillendirir, renk, hacim ve cinsiyet verir. Anne rahmindeki çocuğun cinsiyetini, karakterini, müslüman mı kafir mi olacağını, rızkını, ecelini bilir. Galip ve güçlü olan, herşeyi yenen, hiçbir şeye yenilmeyen, hüküm ve hikmet sahibi olan, herşeyi olduğu gibi bilen ve gerekeni en güzel şekilde yapan Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur.
7) Ey Muhammed! Kur’an’ı sana Allah indirdi. Hiçkimsenin bu konuda şüphesi olmasın. Bu kitabın içerisinde birbirine zıt hiçbir hüküm yoktur. Ayetleri birbirleriyle çelişkili değildir. Kur’an’daki ayetlerin bir kısmı muhkemdir ki onlar kitabın temeli ve esasıdır. Bunlar manası ve tefsiri bilinen, tek mana ifade eden, başka mana verilemeyen, manası tahrif edilip saptırılamayan, başka delillere ve açıklamalara ihtiyaç duyulmadan anlaşılan, haramı, helali, emirleri, nehiyleri, vaadi, tehdidi, cezaları, ögütleri ve ibretleri belirten, nesheden, kendisiyle amel edilen ayetlerdir. Kur’an’ın çok az bir kısmı da müteşabihtir. Bunlar gerçek manasını Allah’tan başka kimsenin bilmediği, birkaç manaya gelen, manası tahrif edilmeye, değişik manalar verilmeye müsait olan, anlaşılması için başka delillere ve açıklamalara ihtiyaç duyulan, Kur’an’ın yeminlerini ve misallerini anlatan, neshedilen ve kendisiyle pratik hayatta amel edilmeyen ayetlerdir. Kalplerinde şüphe hastalığı bulunan, hakkı istemeyen kimseler, müslümanlar arasında fitne çıkarmak için müteşabih ayetleri heva ve heveslerine göre te’vil ederler. Halbuki müteşabih ayetlerin gerçek tevilini Allah'tan başka kimse bilemez. İlimde derinleşmiş olan kimseler ancak Allah’ın dilediği oranda cüz’i bilgiye sahip olurlar. Onlar şöyle derler: "Biz, muhkemiyle müteşabihiyle Kur’an ayetlerinin tamamına iman ettik; hepsi Rabbimizin katındandır. Aralarında hiçbir çelişki yoktur. Akıl sahiplerinden başkası böyle düşünmez."
8) “Rabbimiz, bizi doğru yol olan İslam’a ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Şeytanın vesveselerini bizden uzak tut! Bizi bu yolda sabit kıl! Bize katından bir rahmet, fazilet, ikram, kuvvet ve sebat ver; ki İslam hidayeti üzere yaşayalım ve bu iman üzere ölelim. Aksi taktirde dünya ve ahiret mutluluğunu elde edemeyiz. Şüphesiz kullarına karşılıksız nimet veren ve onlara ihsan eden sensin yalnız sen!”
9) “Rabbimiz! Muhakkak ki sen, geleceği konusunda hiçbir şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak ve onları hesaba çekecek olansın. Bizim bu konudaki imanımızda asla bir tereddüt söz konusu değildir. Biz o gün için hazırlık yapıyoruz. İnşaallah senin rahmetinle Cennet’e gireceğiz. Doğrusu sen, vaadinden dönmezsin! İman edenleri Cennet’e, inkar edenleri ise Cehennem’e girdirirsin."
|
10) Doğrusu küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimseler var ya; onların malları da çocukları da Allah'tan başlarına gelecek olan dünya ve ahiret azabını kendilerinden asla uzaklaştıramazlar! İşte onlar, rasulün getirdiklerinden yüz çevirdikleri ve inkar ettikleri için ateşin yakıtıdırlar. Onlar, Cehennem’de sürekli azap içerisinde kalacaklardır. Nitekim Kureyş müşrikleri sayı ve techizat bakımından mü’minlerden fazla olmasına rağmen Bedir’de yenildi, ölenleri Cehennem’e odun oldular.
11) Kureyş müşrikleri de tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan önceki Nuh, Hud, Salih ve Lut’un kavimlerinin adeti gibi, bizim rasulümüzü ve ayetlerimizi yalanladılar. Allah da diğer kavimleri cezalandırdığı gibi onları günahları sebebiyle Bedir’de cezalandırdı. Mü’minler sayı bakımından az olmalarına rağmen Allah’ın yardımıyla onlara ağır bir darbe indirdi. Doğrusu Allah, azabı şiddetli olandır.
12) Ey Muhammed! Küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden, azgın Kureyş müşriklerinin başına gelen şeylerden ders almayan kibirli Yahudilere de ki: "Eğer bu inadınızdan ve ırkçılığınızdan vazgeçip de müslüman olmazsanız yakında siz de yenileceksiniz ve ahiret gününde de cehenneme sürüleceksiniz. Orası sizin toplanacağınız ne kötü bir döşektir!" Allah bu vaadini yerine getirdi. Müslümanlar, Bedir zaferinden sonra müslüman bir kadının örtüsünü açmaları ve buna engel olmak isteyen bir müslümanı öldürmeleri nedeniyle Beni Kaynuka yahudilerini Medine’den sürdüler. Uhud savaşından sonra da Rasulullah’ı öldürmek isteyen Beni Nadir yahudilerini Medine’den sürdüler. Hendek savaşından sonra ise müslümanlarla yaptıkları anlaşmaya ihanet ederek müşriklerle birleşen Beni Kureyza yahudilerini öldürdüler. Daha sonra da Hayber’i tamamen fethettiler. Bunlar dışında müslümanlarla savaşan diğer yahudilerden de cizye aldılar.
13) Muhakkak ki Bedir’de karşılaşan iki toplulukta sizin için bir ibret vardır. Mü’min topluluk Allah yolunda savaşıyordu. Diğer topluluk olan Kureyşliler ise kafirdi. Kafirler mü’minlerin üç katı olmasına rağmen Allah, kafirlerin sayısını mü’minlerin gözünde azalttı. Mü’minler, kafirleri kendilerinin iki katı olarak görüyorlardı. Allah mü’minlere bu savaşta çok yardım etti. Doğrusu Allah, istediği şekilde iman eden kullarınıa yardım eder. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden bir delil vardır…
14) Kadınlar, çocuklar, altın ve gümüşten yığın yığın biriktirilmiş mallar, cihad için hazırlanmış semiz ve güzel atlar, her türlü ulaşım araçları, inek, deve, koyun, keçi gibi sağmal hayvanlar ve topraktan çıkan ürünlere duyulan şehvetlerin sevgisi insanlara süslü kılınmıştır. Allah bunların sevgisini insanın fıtratına yerleştirmiştir. İşte bunlar dünya hayatının zinetidir. Bunlar aynı zamanda insanlar için bir imtihan vesilesidir. Bu nimetleri, şeytanın hile, aldatma ve vesveselerine kanmadan, Allah’ın razı olduğu ve istediği şekilde değerlendirenler, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edeceklerdir. Bu metalar bize dünyada geçici mutluluk verir. Varılacak güzel yer Allah katındadır, Cennettir… Cennet, ancak nefsin hoşuna gitmeyen şeyler aşılarak ve sabredilerek kazanılır. Cehennemden kurtulmak ise ancak nefsin arzuladığı ve hoşuna giden şeyleri terketmekle olur. İslam dini insan fıtratındaki arzu, istek ve eğilimleri gözardı etmez. Onları baskı altında tutmaz ve örtmez. Bilakis onların var olduğunu kabul eder ve onları kontrol altına alarak hayırlı yönlere sevketmeyi öğretir.
15) Ey Muhammed insanlara de ki: "Size bu metalardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olup, O’nunn emrettiği şeyleri yerine getiren, yasakladıkları şeylerden kaçınmak suretiyle Allah’ın azabından sakınan kimseler için Rableri katında, ağaçların ve odalarının altlarından oluksuz, kanalsız, baldan, sütten, sudan, şaraptan nehirler akan, içlerinde sürekli kalıcı oldukları cennetler, hayız, nifas, kötü ahlak ve diğer bütün pisliklerden beri tertemiz kılınmış eşler ve Allah’ınr rızası vardır… Allah ebedi olarak mü’minlerden razı olacak ve onlara kızmayacak, gazap etmeyecektir. Doğrusu Allah kullarını hakkıyla gören, kullarının maslahatını ve onlara fayda verecek şeyleri en iyi bilendir!”
|
16) Takva sahipleri: "Rabbimiz! Şüphesiz biz gerçek manada iman ettik, bu imanımız aklın derinliğine yerleşmiş olan, kalbe hükmeden ve onu kontrol altında tutan şüpheden uzak, kesin bir inanç ve bu inanca uygun söz ve amellerdir. Unutma, cehalet veya kızgınlık sebebiyle işlemiş olduğumuz günahları bağışla, biz günahlarımızda ısrar edenlerden değiliz. Bu günahlar bizi Cehennem ateşine götürür. Biz o azaba dayanamayız. Sen bizi ateş azabından koru!" derler.
17) O takva sahipleri, masiyetlere ve arzularına karşı direnenler, Allah’ın emirlerine itaate devam edenler, niyet, söz ve amellerinde doğru ve dürüst olanlar, Allah’a huşu içerisinde gönülden boyun eğici olanlar, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdikleri şeylerin bir kısmını Allah yolunda, Allah rızası için ve Allah’ın istediği şekilde infak edenler ve seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma dileyenlerdir.
18) Allah, kendisinden başka ibadete layık ilah olmadığını, yarattığı herşeyde adil davranarak, kullarına fiziki ve akli delillerle bildirdi, açıkladı ve gösterdi. Melekler ve ilim sahipleri de buna şahitlik ettiler. Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur. Allah, yenilmeyen, mükemmel bir kuvvet ve kudret sahibi olan, büyüklük ve azametin en yücesine sahip olan, sözünde, fiillerinde, koyduğu nizamda, takdir ettiği şeylerde en doğru olanı yapandır. Bu ayet, ilmin ve alimlerin faziletini, manası bilinmeden ve bu manaya uygun amel edilmeden söylenen Lailahe illallah sözünün kişiye hiçbir fayda vermeyeceğini gösteren delillerdendir.
19) Doğrusu Allah’ın kabul ettiği, razı olduğu ve katında geçerli saydığı din İslam'dır. O’nun dışındaki diğer dinler batıl ve geçersizdir. Yahudi ve Hristiyanlar bilgisizlik ve cehaletlerinden dolayı değil ancak kendilerine ilim geldikten sonra dünya metaı, makam ve mevki elde etmek ve aralarındaki kin ve haset sebebiyle ihtilafa düştüler. Yahudiler Uzeyr’in, Hristiyanlar ise İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu iddia ettiler ve her iki gurup da birbirini tekfir etti. İttifak ettikleri tek nokta geleceği kitaplarında apaçık bir şekilde bildirildiği halde Muhammed’i ve Kur’an’ı inkar etmeleridir. Kim Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ederse, şüphesiz Allah hesabı çabuk gören ve gereken cezayı verendir! Bir işi yapması O’nu diğer işten alıkoymaz. O’nun herşeye gücü yeter. Allah’ın azabı bu kimselere her an gelebilir.
İslam: Allah’ın gönderdiği rasullere bağlanmak ve onların Allah katından getirdiklerine boyun eğip kayıtsız şartsız, zahiren ve batınen teslim olmaktır. İman etmek için hakkı bilmek yetmez. Hakka uygun amel etmek ve onu bozacak şeylerden uzak durmak gerekir.
20) Ey Muhammed! Hakkı apaçık delillerle anlattıktan sonra heva, heves ve isteklerine ters düştüğü için inat ederek kabul etmeyenler seninle tartışırlarsa artık onlarla tartışma. Tartışmak onlara fayda vermez. Çünkü onlar hakkı kabul edici değillerdir. Onlara de ki: "Ben kendimi tamamen Allah’a teslim ettim; bana uyanlar da öyle. Aramızda inanç noktasında bir ayrım söz konusu değildir.” Yahudi, Hristiyan ve müşriklere de ki: "Allah’ın hükümlerine zahiren ve batınen teslim oldunuz mu:" Şayet teslim olurlarsa muhakkak hidayete ermiş olurlar. Fakat itaatten yüz çevirir batıl itikatlarında yaşamaya devam ederlerse artık sana düşen yalnızca tebliğdir. Allah onlar hakkındaki hükmünü verinceye kadar onları şimdilik bu halleriyle başbaşa bırak. Sen iman etmeleri için onlar üzerine zorlayıcı değilsin. Onların işlediği günahlardan sana bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah kullarını hakkıyla gören ve onları hesaba çekecek olandır.
21) Doğrusu Allah'ın apaçık ayetlerini bile bile inkar edenler, Zekeriyya, Yahya gibi masum nebileri haksız yere öldürenler ve insanlara hakkı ve adaleti emreden münkerden nehyeden kimseleri öldürenler var ya; onları çok acıklı ve ebedi bir Cehennem azabı ile müjdele!
22) İşte onlar dünyada da ahirette de amelleri boşa gidenlerdir. Dünyada yaptıkları iyiliklere karşı övülmeyi değil yerilmeyi, teşekkürü değil lanetlenmeyi hakkedecekler, ahirette ise ateşe atılacaklardır. Onların ateşten çıkmaları konusunda yardımcıları da yoktur!
|
23) Ey Muhammed! Kendilerine Allah tarafından ilahi kitap gönderilen Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlardan bir takım hasta ruhlu münafıkların yaptıklarının gördün mü? Allah’tan kendilerine indirilen kitaba inandıklarını dilleriyle söylemelerine rağmen ihtilaf ettikleri meselelerde aralarında hükmetmesi için Allah’ın kitabına çağırıldıklarında içlerinden bir grup Allah’ın hükmünden kaçıyor, gelmek istemiyor; zaten onlar Allah’ın hükmünü kabul etmedikleri için daima haktan yüz çeviricidirler. Sen onlara aldırış etme!
24) Nefislerine ağır geldiği için Allah’ın hükümleriyle muhakeme olmak istemeyenler bir takım bahaneler uydururlar. Örneğin Yahudiler: “Bizler Allah’ın sevgili çocukları olduğumuz için bize yedi veya kırk gün gibi sayılı günlerden başka asla ateş dokunmayacaktır.” derler. Müslüman olduğunu iddia eden kimselerin de buna benzer iddiaları vardır. Onlara göre Lailahe illallah’ı manasını bile bilmeden sadace dille söylese, hayatını bu kelimenin manasına aykırı olarak bile düzenlese mutlaka sonunda Cennet’e gidecektir. Doğrusu hiçbir sahih delile dayanmadan heva ve heveslerine göre uydurdukları batıl iddialar onları dinleri konusunda aldatmıştr.
25) Onları geleceği konusunda hiçbir şüphe olmayan ahiret gününde biraraya topladığımız zaman halleri nasıl olacak? O gün herkese dünyadayken yaptığı iyi ve kötü amellerin karşılığı hiçbir eksikliğe uğratılmaksızın ve zulmedilmeksizin verilecektir.
26) Ey Muhammed de ki: "Ey mülkün yaratıcısı ve hüküm koyucusu olan Allah'ım! Akıl, ilim, güzel ahlak, mal, makam, mevki gibi mülk kavramına giren değerli şeyleri hakeden kimseye verirsin; haketmeyen kimseden de alırsın. Razı olduğun kimseyi aziz ve şerefli kılarsın; hoşnut olmadığın kimseyi de zelil ve rüsvay edersin. Her türlü hayır ancak senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin.”
27) “Bazen geceyi gündüzden uzun tutar, bazen de gündüzü geceden uzun tutarsın. Bunları hep birbiri ardınca getirirsin. Ölüden diriyi, kafirden mü’mini, cahilden alimi, şerli olandan hayırlı olanı, tohumdan ağacı, nutfeden insanı, yumurtadan kuşu çıkarısın. Aynı şekilde diriden ölüyü, mü’minden kafiri, alimden cahili, hayırlı olandan şerli olanı, ağaçtan tohumu, insandan nutfeyi, kuştan yumurtayı çıkarırsın, razı olduğun kimseyi de hesapsız ve sınırsız bir şekilde lutfundan rızıklandırırsın.”
28) Mü’minler, mü’min kardeşlerini bırakıp ta düşmanları olan kafirleri dost ve yardımcı edinmesinler! Her kim bunu yaparsa Allah'tan bekleyecekleri hiçbir şeyleri yoktur. Allah onlardan uzaktır. Ancak kafirlerden sakınmanızı gerektirecek bir şey olması müstesna. O zaman onlara dinin caiz gördüğü şekilde takiyye yapabilirsiniz. Buna rağmen Allah sizi kendisinden sakındırıyor. Onlardan korkmayın. Onlar size Allah izin vermedikçe hiçbir şey yapamaz. Muhakkak ki öldükten sonra hesap vermek üzere hepinizin döneceği yer yalnız Allah'dır.
Takıyye: Nefsi, malı, ırzı korumak için kafirlere kalpte buğz olmakla birlikte dille vela gösterisinde bulunmak. Küfür olan vela kapsamına giren ameller: 1- Kafirlere itaat etmek, heva ve heveslerine uymak. 1- Yardım etmek, desteklemek. 3- Sevmek, saygı göstermek 4- Hatalarına göz yummak, geçiştirmek. 5- Sırdaş edinmek, güvenmek, yakınlık göstermek. 6- Müslümanlara tercih etmek. 7- İslam’ın menfaati sözkonusu olmadığı halde onlarla birlikte ikamet etmek. 8- Küfürlerine rıza göstermek. 9- Meyletmek. 10- Benzemek, giyim-kuşam ve modalarını taklid etmek. 11- Grup ve partilerine üye olmak. 12- İslam devletinde onları önemli mevkilere getirmek.
29) Ey Muhammed mü’minlere de ki: "Kafirlere belli şartlar altında takıyye yapmanıza izin verilmiştir. Fakat şunu unutmayın sinelerinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir ve sizi onunla hesaba çeker. Hüküm zahire göre olduğu için dünyada iken bir çok insanı aldatabilirsiniz. Fakat Allah’ı asla aldatamazsınız. Göklerde ve yerde her ne varsa bilir. Hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Kıyamet günü herkese yaptıklarının karşılığını verecektir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. Hiçbir şey O’na ağır gelmez.”
|
30) Ey Mü’minler! Hatırlayın o günü ki herkes, dünyada Allah’ın rızasına uygun olarak yaptıklarının karşılığını eksikliğe uğratılmaksızın bulacağı ahiret gününde, dünyada iken her ne kötülük işlediyse onu da görecek, pişmanlıktan günahlarıyla ve o günle kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını isteyecektir. Allah sizi emirlerine karşı gelmekten sakındırıyor. Doğrusu Allah kullarına karşı çok merhametlidir. Onlara hakkı bulmaları için rasuller göndermiştir. Allah insanlara azap etmek istemiyor. Bu yüzden rasuller göndererek onları uyarıyor.
31) Ey Muhaımmed! De ki: “Ey insanlar! Allah’ı gerçekten seviyorsanız her konuda bana uyun, hayatınızı benim getirdiklerime uygun olarak düzenleyin ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlayıp Cennet’le mükafaatlandırsın. Muhakkak ki Allah, tevbe eden kullarının günahlarını örten, bağışlayan, Rasule itaat eden kişiyi affeden, hem dünyada hem de ahirette o kişiye merhamet edendir.”
32) Ey Muhaımmed! De ki: “Ey insanlar! Allah’a da Rasul’e de itaat edin! Kur’an ve sahih sünnetin emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız teslim olun! Eğer itaatten yüz çevirirlerse elbette ki Allah, hakkı inkar eden kafirleri sevmez. Onları Cehennem azabıyla cezalandırır.”
33) Doğrusu Allah, ilk insan ve ilk nebi olan Adem’i, ilk rasul ve insanlığın ikinci atası olan Nuh’u, İbrahim ailesini (İsmail, İshak, Yakup, Yusuf) ve Musa’nın babası olan İmran ailesini (Musa, Harun) ve Meryem’in babası olan İmran ailesini (Meryem, İsa) zamanlarındaki bütün insan, melek ve cinler üzerine seçti, üstün kıldı. Onlardan nebiler ve rasuller çıkardı. İbrahim ailesinden gelen son nebi ve rasul olan Muhammed’i ise alemlere rahmet olarak gönderdi.
34) Bunlar din ve takva bakımından, ihlas ve tevhid inancı yönünden birbirlerinden olan soylardır. Allah’ın üstün kıldığı Adem, Nuh, İbrahim ailesi ve İmran ailesinin soyundan gelen her çağ ve dönemdeki mü’minler fazilet, iyi ahlak, dinlerini ve insanların menfaatlerini gözetme bakımından birbirlerine benzerler. Şüphesiz ki Allah söylenen sözleri duyan, gizli açık herşeyi bilen ve hesaba çekecek olandır.
35) Hani bir zamanlar Meryem’in babası olan İmran’ın karısı Hanne demişti ki: “Rabbim, doğrusu ben karnımdaki çocuğu hür olması, senden başka kimseye ibadet etmemesi için sana adadım; benden kabul et! Şüphesiz herşeyi işiten ve herşeyi bilen sensin, yalnız sen!”
36) Hanne karnındaki çocuğu doğurduğunda Beytu’l-Makdis’e kabul edilmeyeceğini düşündü, üzülerek dedi ki: “Rabbim, ben erkek çocuk doğurmayı arzulayarak bu duayı yapmıştım, fakat senin de bildiğin gibi kız çocuğu doğurdum. Erkek kız gibi değildir. Hayız vb. sebeplerden dolayı devamlı sana ibadet edemez, erkeklerin arasında devamlı bulunamaz, bulunsa bile ithamlardan kurtulamaz. Ona Allah’a ibadet eden anlamına gelen Meryem adını verdim. Doğrusu ben onu da soyunu da kovulmuş şeytandan sana sığındırırım! Onları ancak sen koruyabilirsin!” Allah Hanne’nin ihlasını bildiği için duasını kabul etti ve şöyle buyurdu: “Erkek kız gibi değildir. Fakat üzülme! Ben onu, erkeğin yapamayacağı bir işi için yarattım. Bu kızın değeri ve görevi büyüktür. Onun görevini ancak ben bilirim. Senin ne doğuracağını ve doğurduğun kızın ileride ne olacağını elbette en iyi bilen benim. Çünkü benim ilmim herşeyi kuşatmıştır.”
37) Bunun üzerine Rabbi Meryem’i razı olduğu şekilde kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi, iyi bir şekilde en güzel ahlak üzere eğiterek yetiştirdi. Sütten kesildikten sonra eniştesi rasul Zekeriyya’yı da onu iyi bir ahlak ve ilimle eğitmekle görevlendirdi. Zekeriyya, mihrab adı verilen tapınağın ön kısmında bulununan odacığa her girdiğinde, Meryem’in yanında yazın kış meyvelerini, kışın da yaz meyvelerini buluyordu. Zekeriyya dedi ki: “Ey Meryem! Bu meyveler sana nereden geldi?” Meryem dedi ki: “O Allah katındandır. Allah’ın ikramıdır. Şüphesiz ki Allah dilediği kimseye, haketmese bile hiçbir karşılık beklemeksizin ve sıkıntıya düşmeksizin hesapsız rızık verir.” Allah’ın veli kullarına katında bir ikram olarak verdiği olağan üstü şeylere keramet denir. Keramet haktır. Fakat dinde delil kaynağı değildir.
|
38) Zekeriyya Meryem’in yanında, mihrapta Allah’ın Meryem’e verdiği ikramları görünce Rabbine dua etti. Dedi ki: “Rabbim, bana katından Meryem gibi tertemiz, salih bir nesil bağışla! Muhakkak ki sen ihlaslı kullarının dualarını hakkıyla işiten ve icabet edensin.”
39) Zekeriyya, mihrapta durup namaz kılarken melekler ona seslendi: “Şüphesiz Allah sana Allah’ın ‘ol’ kelimesi ile babasız olarak meydana gelen İsa’yı ve Allah katından gelen kitapları tasdik edici, kavmine efendilik eden ve sözüne başvurulan, ilim ve takvada ileri ve şerefli bir kişi, nefsine hakim olup haramlardan uzak duran ve Allah’ın emirlerini yerine getiren, insanların haklarını veren salih kullarından bir nebi olan Yahya’yı müjdeliyor!” Yahya (a.s.) hiç evlenmemiştir. Kafası kesilerek şehid edilmiştir.
40) Zekeriyya sevincin verdiği heyecanla bunun keyfiyetini merak ederek dedi ki: “Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmışken eşim de çocuk doğuramayacak yaştayken benim nasıl oğlum olabilir?” Allah buyurdu ki: “İşte böyledir, Allah size bu şekilde de çocuk vermeye kadirdir. Çünkü Allah dilediğini yapar! Hiçbir şey O’na ağır gelmez.”
41) Zekeriyya sevinç ve heyecanla: “Rabbim bana çocuğumun ne zaman olacağına dair bir alamet ver! Benim bunu öğrenmem mümkün değil.” dedi. Allah onun bu isteğini kabul etti ve sakinleşmesi için ona: “Senin alametin insanlarla el, göz, dudak, kaş, baş vb. uzuvlarla işaretleşmen dışında üç gün konuşamamandır. Ancak zikir ve tesbih amacıyla konuşabilirsin. Bunun için Rabbini çokça zikret ve sabah akşam tesbih et!” buyurdu.
42) Hani Melekler bir zamanlar demişlerdi ki: “Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni insanlar arasından babasız dünyaya gelecek İsa’yı doğurman için seçti, seni günahlardan, hayız, nifas gibi pisliklerden tertemiz kıldı, arındırdı. Seni yaşadığın dönemdeki kadınların en üstünü kıldı.” Meryem rasul değildir. Çünkü rasuller erkeklerden olur. Fakat Allah’ın ona vahyetmesini delil alan bazı alimler Meryem’in nebi olduğunu söylemiştir. Bazı alimler de bunun ilham olduğunu iddia ederek veli olduğunu söylemişlerdir.
43) “Ey Meryem Rabbine gönülden, samimi olarak itaat et, huşu içerisinde boyun eğ, yalnız O’ndan yardım iste, O’na tevekkül et, O’na sığın, O’na güven, namazda uzunca kıyamda dur! Secde et ve seni seçip üstün kıldığı için Rabbine şükrederek onun önünde huşu ile rüku eden mü’minlerle beraber rüku et.”
44) Ey Muhammed! İşte bu anlatılanlar senin ve kavminin bilmediği ancak Allah’ın bildirmesiyle Yahudi ve Hristiyan alimlerinin bildiği gayb haberlerindendir ki biz onu sana vahyederek gerçek bir şekilde bildiriyoruz ki senin Allah’ın rasulü olduğunu inkar edenlerin aleyhine bir delil olsun. Çünkü onlar senin okur yazar olmadığını, Allah bildirmedikçe bunları bilemeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Meryem’e Beyt-i Makdis’te bulunanların hangisi kefil olacak diye kur’a çekmek amacıyla kalem şeklindeki oklarını Ürdün nehrine atarlarken sen onların yanlarında değildin, bu hususta birbirleriyle çekişirlerken de sen yanlarında değildin. Buna rağmen senin Allah’ın rasulü olduğunu inkar etmelerinin mantığı nedir? Yunus ve Muhammed de (s.a.v.) kur’a ile amel etmiştir.
Vahiy: Allah’ın mesajının gizli bir şekilde bildirilmesidir. Açıkça bildirme olursa buna tebliğ denir. Kur’an’da vahiy kelimesi şu anlamlarda kullanılır: 1- Allah’ın Cibril vasıtasıyla nebi ve rasullere haber iletmesi, onlarla konuşması. 2- İlham. 3- İç güdü. 4- İşaret etmek. 5- Emretmek. 6- Gizlice bildirmek 7- Vesvese vermek.
45) Hani melekler demişlerdi ki: “Ey Meryem! Allah seni ‘ol’ kelimesi ile babasız meydana gelen bir çocuk ile müjdeliyor. İsmi Meryem oğlu İsa Mesih’tir, dünyada da ahirette de şanı yücedir, tüm mü’minler onu sevmektedir ve Cennette Allah’a yakın kılınan kullardandır.”
|
46) “Ey Meryem! İsa senin zina etmediğini, tertemiz olduğunu, kendisinin de Allah’ın oğlu değil, kulu ve rasulu olduğunu ispat etmek için Allah’ın mucizesi sonucu beşikteyken de yetişkinken de Allah’tan aldığı vahiyle insanlarla konuşacaktır; o aynı zamanda Allah’ın salih kullarındandır.” İsa’nın yetişkinken de konuşacağını İmam Taberi İsa’nın hayatta olup, tekrar dünyaya geleceği şeklinde yorumlamıştır.
47) Meryem hayretle dedi ki: “Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, evli değilken nasıl çocuğum olabilir?” Allah buyurdu ki: “İşte böyledir. Allah senden babasız çocuk meydana getirecektir. Allah dilediğini dilediği şekilde yaratır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “Ol” der; o da hemen oluverir. Allah’ın bir şeyin olmasını dilemesi o şeyin olması için yeter ve o şey o anda oluverir. Hiçbir şey O’na ağır gelmez. O’nun herşeye gücü yeter.”
48) Allah, İsa’ya okuyup yazmayı, kendisine vahyedeceği hikmetli sünnetleri, sözde ve amelde doğruyu bulma yeteneğini, Musa’ya indirdiği Tevrat’ı ve kendisine indireceği İncil’i öğretecektir. İsa’nın şeriatı Tevrat’ı tamamen neshetmemiştir. Sadece İsrailoğullarının çok soru sormalarından ve günah işlemelerinden dolayı, Tevrat’ta haram kılınan bazı şeyleri İncil’le helal kılmıştır.
49) İsa, İsrailoğullarına şöyle dedi: “Doğrusu ben İsrailoğullarına bir rasul olmak üzere Rabbinizden bir ayet, apaçık belge, delil, mucize ile geldim. Muhakkak ben size çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıp ona üflerim, o da Allah’ın izni ile hemen bir kuş oluverir. Allah’ın izniyle doktorların tedavi etmekten aciz kaldığı doğuştan kör olanı, alacalıyı iyileştirir ve ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri görmediğim halde size haber veririm. Eğer mü’min kimselerseniz muhakkak bunda sizin için Allah’ın varlığına ve birliğine, benim Allah’ın rasulü olduğuma delalet eden bir ayet vardır...” İsa döneminde en yaygın meslek tıptı. Bu yüzden Allah tıbbın gerçekleştiremiyeceği anadan doğma körleri, alaca hastalığını iyleştirme mucizesini gösterdi. Mucizeler bir anda olur ve sonra kaybolur, devamlılık arzetmez. Aksi taktirde insanlar buna alışır ve artık bu olaylar harikulade olma özelliğini yitirirler. Üflemeyle ruh arasında bir ilişki var mıdır? Bunu bilemeyiz. Ruh maddi bir şey değildir. Onun mahiyetini ancak Allah bilir. Allah’tan başka hiçkimse, rasuller dahi bunu bilemez.
50) İsa, İsrailoğullarına şöyle dedi: “Benden önce Musa’ya indirilen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan iç yağlarını, bazı kuş ve balık çeşitlerini, tırnaklı hayvanların eti gibi bazı şeyleri veya bazı ilim adamlarının yanlış içtihadları sonucu haram kıldıkları şeyleri size helal kılmak, cumartesi günü çalışma yasağını kaldırmak için geldim. Size Rabbinizden bir çok mucize ve İncil getirdim. Artık Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olup, O’nun emrettiği şeyleri yerine getirin, yasakladığı şeylerden kaçınmak suretiyle Allah’ın azabından sakının da bana itaat edin.” Tevrat’ta hayatı düzenleyici kanunlar vardı. İncil’de ise daha çok ahlak ve ruh terbiyesi ile ilgili hükümler vardı. Dolayısıyla Yahudiler olsun Hristiyanlar olsun tüm İsrailoğulları her iki kitapla da amel etmek zorundaydılar. Allah katından gelen şeriatların hepsi insan hayatının her alanını düzenleyici bir özelliğe sahiptir.
51) İsa, İsrailoğullarına şöyle dedi: “Muhakkak ki ben ne Allah’ım ne de Allah’ın oğluyum. Ben de Allah’ın sizler gibi yaratmış olduğu kullardan biriyim. Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O halde yalnızca O’na ibadet edin. O’ndan başka ibadet edilenleri reddedin. O’na hiçbir şeyi şirk koşmayın. Kendisinde eğrilik bulunmayan dosdoğru yol işte budur! Bunun dışındaki yol sapıktır.”
52) İsa, İsrailoğullarının çoğunun bu daveti kabul etmeyip inkar edeceklerini ve kendisini öldürmek isteyeceklerini anlayınca: “Allah’a giden yolda yardımcılarım kimlerdir?” dedi. İsa’nın seçkin ashabı olan Havariler dediler ki: “Allah’ın rasulünün ve dininin yardımcıları biziz. Allah’a iman ettik. Sen de şahit ol ki şüphesiz biz Allah’ın emir ve yasaklarına zahiren ve batınen teslim olan müslümanlarız.”
|
53) Havariler sözlerine şöyle devam ettiler: “Rabbimiz, Kitabında indirip açıkça bildirdiğin hükümlere tüm kalbimizle iman ettik ve Rasul’e tabi olduk, hayatımızı İsa’nın getirdiği Tevrat ve İncil’e göre düzenleyeceğiz, İsa’nın tavsiyelerine uyacağız. Artık bizi rasullerin getirdiklerine şahitlik eden ve hayatını buna göre düzenleyen mü’minlerle beraber yaz, bizi onlardan kıl!”
54) İsrailoğullarının büyük bir kısmı İsa’yı öldürmek için hile yaptılar, sinsice tuzak kurdular. Allah da onların plan ve hazırlıklarını boşa çıkarttı. Onlardan birini İsa’ya benzetti. İsa’yı da katına yükselterek kafirlerden korudu. Kafirleri ise cezalandırdı, onları derece derece azaba yaklaştırdı. Onlar için ahirette şiddetli bir azap vardır. Şüphesiz Allah hile yapanlara karşılık verenlerin en hayırlısıdır. Allah’ın mekir sıfatı kendine ait bir sıfattır, kullarınkine benzemez. Bu sıfat O’nun şanına layıktır ve hayırlıdır. Onun mahiyetini ancak Allah bilir.
55) Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Muhakkak ki ben seni kafirlerin tuzağından kurtaracağım ruhunla ve cesedinle seni katıma yükselteceğim. Kafirlerin sana ve annene attıkları pisliklerden seni temizleyeceğim. Sana iman edip getirdiklerine tabi olan mü’minleri de akide doğruluğu, edep, ahlak, hüccet, delil kuvveti ve kıymeti bakımından kıyamet gününe kadar rasullüğünü yalanlayan ve getirdiklerini inkar eden kafirlerin üstünde tutacağım. Ey kafirler! Ne kadar yaşarsanız yaşayın sonra dönüşünüz ancak banadır. İşte o zaman, dünyada ihtilafa düştüğünüz, çekiştiğiniz şeylerde aranızda hükmedeceğim. Kimin haklı kimin haksız olduğu ortaya çıkacaktır.” Allah’ın İsa’yı nasıl ve ne şekilde vefat ettirdiği ve katına yüksellttiği konusunda ihtilaf vardır. Bu ihtilafın sebebi “teveffa” ve “yükseltmek” kelimelerinin bir kaç manaya gelmesidir. Bazı alimlere göre İsa hayattadır, hiç ölmemiştir, dünyaya geldikten sonra ölecektir. Bazılarına göre ölmüştür, dünyaya geldikten sonra bir daha ölecektir. Bazılarına göre uykudadır. Bazılarına göre İsa semadadır. Bazılarına göre derece ve kıymet bakımından yükseltilmiştir. Fakat kesin olan şu ki İsrailoğulları İsa’yı öldüremediler. Buhari ve Müslim’de geçtiği üzere İsa, kıyamete yakın bir zamanda Muhammed’in dinine tabi olmak üzere tekrar yeryüzüne gelecek ve Deccal’i öldürecektir.
56) Küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimseler var ya, onlara dünyada öldürülmek, asılmak, esir edilmek ve cizye vermek zorunda bırakılmak suretiyle, ahirette de Cehennem’de çok şiddetli bir azap ile azabedeceğim. Doğrusu onları azaptan koruyacak hiç bir yardımcıları da yoktur.
57) Allah’ın istediği şekilde iman edip de bu imana uygun salih ameller işleyenlere gelince, onlara ecirlerini tastamam verecektir. Onları Cennetlere koyacaktır. Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez. Herkese yaptıklarının karşılığını eksikliğe ugratılmaksızın verir.
58) Ey Muhammed! İşte Cibril vasıtasıyla sana okuduğumuz bu kıssalar, hikmetli bir zikir olan Kur’an’ın ayetlerindendir.
59) Şüphesiz Allah katında İsa’nın durumu Adem’in durumu gibidir. Her ikisi de babasız yaratılmışlardır. Allah Adem’i topraktan yarattı; sonra ona “Ol!” dedi, o da hemen oluverdi. Allah Cibril vasıtasıyla Meryem’e ilka etti. ‘Ol!’ dedi. O da hemen oluverdi.
60) Ey Muhammed ümmeti! Hak Rabbinizden size gelendir. Bunlara iman edin! O halde Yahudi ve Hristiyanların anlattıklarıyla şüpheye kapılanlardan olmayın! Onlar yalan ve iftiradır.
61) Ey Muhammed! Artık sana İsa’nın Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna dair ilim geldikten sonra kim seninle İsa hakkında tartışırsa de ki: “Gelin çağıralım oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı; bizleri ve sizleri sonra dua edelim de Allah’ın lanetini yalancıların üzerine kılalım!” Rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) Hasan, Hüseyin, Fatıma ve Ali’yi (r.a.) alarak Necranlıların ileri gelenlerinden Seyyid, Akib ve İbn Haris’i lanetleşmeye davet etmiştir. Fakat onlar korkularından bu davete icabet etmemişlerdir.
|
62) Ey Muhammed! İşte bu, o hak olarak anlatılan kıssalardır. Bunun dışında anlatılanlar batıldır. Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur. Muhakkak ki Allah, galip ve güçlü olan, herşeyi yenen, hiçbir şeye yenilmeyen, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
63) Artık bu hakikatlerden yüz çevirirlerse şüphesiz ki Allah, elbette, o fesatçıları hakkıyla bilen ve onlara gereken cezayı verendir.
64) Ey Muhammed de ki: “Ey kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlar! Bizimle sizin aranızda ortak bir kelimeye, La ilahe illallah’a gelin! Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim, hiç bir şeyi O’na şirk koşmayalım, O’ndan başka ibadet edilen sahte ilahları, tağutları reddedelim, bir kısmımız bir kısmınızı Allah’tan başka rabler edinmesin! İsa, Uzeyir ve melekler Allah’ın kullarıdır, rab değildir. Allah’ın helal kıldığnı helal, haram kıldığını haram kabul edelim. Din adamlarının heva ve heveslerine dayalı olarak çıkardıkları hükümleri reddedelim. Eğer bunları kabul etmekten yüz çevirirlerse: ‘Şahit olun ki şüphesiz biz Allah’ın hükümlerine boyun eğen müslümanlarız.’ deyin.”
Rasullerin davetinin temeli olan La ilahe illallah sözünün kişiye faydalı olması için, manasını bilmenin ve bu manaya göre amel etmenin gerekli olduğunu bildiren bu ayeti, Rasulullah arapça bilmeyen krallara gönderdiği mektuba yazdırmıştır. Çünkü bu ayette La ilahe illallah’ın manası ve bu manaya göre amel etmenin, bu manayı bozacak hareketlerden kaçınmanın gereği bildirilmiştir. Arap müşriklerinin çoğu La ilahe illallah’ın manasını bildikleri için Rasulullah onlara sadece bu kelimeyi söylemelerini istemiştir. Onlar bu kelimeyi söylemekle ne gibi bir sorumluluğun altına imza atacaklarını bildikleri için çoğu bundan yüz çevirmiştir.
65) Ey kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlar! Niçin İbrahim hakkında delilsiz bir şekilde tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat ta, İncil de ancak ondan yüzlerce yıl sonra indirilmiştir; İbrahim nasıl Yahudi veya Hristiyan olabilir? Hala akletmiyor musunuz?
66) İşte siz böylesiniz! Hadi yarım yamalak bildiğiniz Musa, İsa ve Muhammed hakkında veya helal haram kılınan şeyler hakkında birbirinizle veya başkalarıyla tartıştınız kabul edelim. Zira elinizde bir kısmı tahrif edilse de bir kısmı tahrif edilmemiş Tevrat ve İncil var. Fakat hiçbir bilginiz olmayan ve sizden yüzlerce yıl önce yaşayan İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Bir kısmınız onun Yahudi, bir kısmınız da Hristiyan olduğunu iddia ediyor. Oysa Allah herşeyi bilir; siz ise Allah bildirmedikçe ve izin vermedikçe hiçbir şeyi bilmezsiniz. Size düşen, Allah’ın son rasulü Muhammed’e ve getirdiklerine kayıtsız şartsız, zahiren ve batınen teslim olmaktır.
67) İbrahim yahudi olmadı, hristiyan da değildi. Fakat bütün nebi ve rasuller gibi batıl dinleri reddederek Allah’a yönelen, Allah’ın emirlerine kayıtsız şartsız, zahiren ve batınen teslim olan bir müslümandı; Allah’a şirk koşan kimselerden asla değildi!..
68) Elbette ki insanların İbrahim’e en yakın, en layık, en çok hak sahibi olanları, kendi zamanında onun dini ve sünneti üzere olup ona uyanlar ve Muhammed ile ona iman eden mü’minlerdir. Şüphesiz ki Allah mü’minlerin velisi, dostu ve destekleyicisidir.
69) Ey iman edenler! Kitap ehlinden bir grup size olan kinlerinden dolayı sizi dininizden saptırarak küfre düşürmek istedi. Oysa ancak kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar. Allah’ın lanetini ve gazabını hak ederler. Çünkü gerçek manada iman eden kimseleri Allah korur. Bu yüzden onların dış görünüşlerindeki yumuşak ve iyi davranmalarına, güzel sözlerine ve dostluklarına aldanmayın!
70) Ey kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlar! Siz kitaplarınızda bulunan Allah’ın ayetlerinin doğruluğuna ve geleceği bildirilen rasule şahitlik ettiğiniz halde Muhammed’in getirdiği Allah’ın ayetlerini niçin bile bile inkar ediyorsunuz? Kitaplarınızdaki hakikatleri dillerinizle kabul ettiğiniz halde amellerinizle reddediyorsunuz.
|
71) Ey kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlar! Niçin Allah’ın indirdiği hakkı sapık bir şekilde te’vil ederek ve te’vil edemediklerinizi de gizleyerek, dilinizle Muhammed’e inandığınızı söyleyip, kalplerinizle onu inkar ederek hakkı batılla karıştırıyor ve Muhammed’in sıfatları kitaplarınızda mevcut olduğu halde bile bile hakkı gizliyorsunuz?
72) Kitap ehlinden Ka’b b. El-Eşref, Malik b. Sayf, Abdullah b. Sayf, Adiy b. Zeyd, Haris b. Avf vs. bir grup dedi ki: “İman eden kimselere indirilen Kur’an’a gündüzün erken saatlerinde dillerinizle iman edin, geç saatlerinde de’Biz Tevrat’a baktık, orada geleceği bildirilen rasul bu değilmiş!” diyerek inkar edin; belki müslümanlar sizden etkilenirler de dinlerinden şüphe edip dönerler.” Rasulullah’ın gizli olan bu hileyi bilmesi mucizedir. Allah bunu mü’minlere bildirerek müslümanlar arasında yapacağı tahribatı ve etkiyi yok etmiştir. Ayrıca kitap ehli için de bir yıkım olmuştur. Allah’ın açığa çıkaracağını düşünerek bir daha böyle bir şey yapmaya yeltenememişlerdir.
73) Müslümanları dinlerinde şüpheye düşürmek isteyen bu münafık topluluk avam halka: “Sizin dininize uyanlardan başkasına da asla inanmayın, güvenmeyin. Onlara sırlarınızı vermeyin.” dediler. Ey Muhammed! De ki: “Ey Mü’minler! Dikkat edin! Mü’minlerden başkasına güvenmeyin, onu dost edinmeyin. Şüphesiz doğru yol Allah’ın gösterdiği yol olan İslam’dır. Ey Kitap ehli! İslam’a girin. Irkçılık yapmayın.” Münafık topluluk avam halka şöyle dedi: “Size gönderilen rasulün ve indirilen kitabın bir benzerinin Muhammed’e de indirileceğine inanmayın. O, bir yalancıdır. Şayet rasul ise bize gönderilmemiştir. Sizler, Rabbiniz huzurunda aleyhinize delil getirilerek mağlup edileceğinize de inanmayın! Kitabınızda bulunan Muhammed’in niteliklerini, herkese anlatmayın. Yoksa bunu duyan müşrikler müslüman olurlar, aleyhinize delil getirirler!” Ey Muhammed! De ki: “Size verilen kitabın benzeri Muhammed’e veriliyor ya da Rabbiniz katında müslümanlar kitaplarınızda Muhammed’in geleceğine dair bilgileri size karşı delil getirirler diye mi hakkı gizliyor, iman etmiyorsunuz? Şüphesiz lütuf ve bağış Allah’ın elindedir, onu kullarından dilediğine verir. Kimse O’na hesap soramaz. Şüphesiz Allah fazilet ve keremi çok geniş olan, ilmi herşeyi kuşatan, nimetini ve gazabını hakedenleri çok iyi bilen ve karşılığını verendir. Bu yüzden ey Mü’minler! Üzülmeyin, bilin ki sizin dininzden üstün bir din yoktur. Allah hiçbir ümmete vermediği üstünlüğü size vermiştir.”
74) Allah nübüvvet, islam ve iman gibi nimetlerini kullarından dilediğine tahsis eder. Doğrusu Allah çok büyük lütuf ve kerem sahibidir.
75) Kitap ehlinden Abdullah b. Selam gibi öyle kimseler vardır ki ona tonlarca mal emanet etsen ihanet etmeden onu sana zamanında eksiksiz bir şekilde tamamen öder. Onlardan öylesi de vardır ki ona çok az bir mal emanet etsen, o kimse tepesi üzerinde ısrarla durup sıkıştırmadıkça onu sana ödemez. Bu onların: “Bizim dinimden olmayan kimselere karşı bir sorumluluğumuz yoktur. Onların malları, kanları ve ırzları bize helaldir” demeleri sebebiyledir. Onlar bunun yanlış olduklarını bildikleri halde Allah’a karşı yalan söylerler.
76) Hayır! Durum onların iddia ettiği gibi değildir. Aksine her kim Allah’ın rasulüne ve getirdiklerine uyacaklarına dair verdiği ahdi ve insanlarla yaptıkları anlaşmalardan dolayı meydana gelen ahdini yerine getirir ve Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olup, O’nun emrettiği şeyleri yerine getirir, yasakladığı şeylerden kaçınmak suretiyle Allah’ın azabından sakınırsa, muhakkak Allah muttakileri sever. Onları Cennetlere yerleştirir.
77) Doğrusu kendilerine gönderilen kitapta, Muhammed ve O’nun getirdiklerine iman edeceklerine dair Allah’a verdikleri sözü ve yalan yere yaptıkları yeminlerini, dünya malından az bir değere değişenler var ya; işte onların ahirette Cennet nimetlerinden hiç bir nasipleri yoktur. Allah kıyamet günü onlarla iyi bir şekilde konuşmayacak, onlara rahmet nazarıyla bakmayacak, onları bağışlamayacak ve onları küfür, şirk ve günah pisliklerinden temize çıkarmayacaktır. Onlar için çok acıklı ve ebedi bir azap vardır.
|
78) Muhakkak ki kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlardan öyle bir grup vardır ki heva ve heveslerine uyarak siz onu kitaptan sanasınız diye dilleriyle kitabı eğip bükerler, ayetleri tahrif ederler, batıl şekilde tevil ederler. Halbuki o yaptıkları yorum kitabın esasına uygun değildir. O yaptıkları yorumlar, Allah katından olmadığı, bilakis Allah’ın kitabına aykırı olduğu halde: ‘Bunlar Allah katındandır. Bunlara uymanız gerekir.’ derler. Kendileri saptıkları gibi avam halkı da saptırırlar. Onlar bir takım dünya menfaatlerini elde etmek için bile bile Allah’a karşı yalan söylerler. Onlar için çok acıklı bir azap vardır. Onlara körü körüne uyan cahil halk da mazur değildir.
79) Hiçbir insanın, Allah’ın beşer arasından tevhidi anlatması ve sadece Allah’a ibadete davet etmesi için seçtiği, kendisine yol gösterici olarak bir kitap ve o kitabı en güzel şekilde kavrayacak bir anlayış verdiği ve bu şekilde nübüvvetle şereflendirdiği bir kimsenin çıkıp ta insanlara: “Allah’ın yanısıra bana da ibadet edin!?” demesi mümkün değildir. Böyle bir iddia nebi ve rasullere apaçık bir iftiradır. O insan ancak: “Allah’tan gelen kitabı öğrendiğiniz, içindeki hükümlerle amel ettiğiniz, insanlara öğrettiğiniz ve ders yaptığınız kitaba göre Rabbe yakın olan, Rabbin sevdiği, insanları yetiştiren, işlerini düzene koyan, onları sevk ve idare eden idareciler, liderler, Alîm, fakih, hikmet ve takva sahibi, salih ve halis kullar olun!” der. Nebi ve rasuller, Allah’ın seçkin kullarıdır. Yalan söylemezler, günah işlemezler, Allah’ın kendilerine yüklediği görevi yerine getirirler. Rasuller , ancak kitabı ve kitabın hükümlerini insanlara ulaştırmak için bir vasıtadır. Yoksa onlara ibadet etmek suretiyle Allah’a yaklaşmak için bir vasıta değildirler.
80) Bu insanlar, ayrıca size Allah’a ait olan hak, sıfat ve yetkileri meleklere ve nebilere verdirerek onları Rabler edinmenizi de emretmez. Siz İslam fıtratı üzere yaratıldıktan, Allah’ın emirlerine zahiren ve batınen kayıtsız şartsız teslim olarak müslüman olduktan sonra size hiç şirki ve küfrü emreder mi? Masum nebi ve rasuller hakkında nasıl böyle bir şey düşünebilirsiniz?
81) Tüm insanlar islam fıtratı üzere yaratılmıştır. Bütün nebi ve rasullerin dini İslam’dır. Allah tüm nebi, rasul ve mü’minlerden: “Andolsun ki ben size kitabı ve hikmeti verdim. Bunu insanlara tebliğ edin. Sonra size beraberinizde bulunan kitabı ve sünneti tasdik edici bir rasul geldiğinde mutlaka ona inanacak ve ona yardım edeceksiniz!” diye yeminle destekleyerek kuvvetli bir söz almış ve: “Bunları ikrar edip kabul ediyor musunuz?” buyurmuştu. Onlar: “Evet kabul ediyoruz! Gereğince de amel edeceğiz.” demişlerdi. Allah: “O halde kabul ettiğinize dair birbirinize şahitlik edin, bilin, açıklayın, ben de sizinle beraber buna şahitlik edenlerdenim.” buyurmuştu.
82) Artık kim Allah’a verdiği bu sözden sonra Allah’ın emir ve yasaklarına itaatten yüz çevirir, nebilerin bir kısmına inanır, bir kısmını inkar eder, özellikle son rasul Muhammed’in şeritına tabi olmazsa, işte onlar hak yoldan çıkarak şirke ve küfre giren fasıkların ta kendileridir.
83) Nebi ve rasullerin bir kısmına iman edip bir kısmını inkar edenler, Allah’ın en son ve mükemmel dini olan İslam’dan başka bir din, şeriat, hukuk düzeni mi arıyorlar? Oysa bütün nebi ve rasullerin dini birdir. Nebi ve rasuller arasında ayrım yapmak küfürdür. Göklerde ve yerde her ne varsa ister istemez Allah’ın kanunlarına teslim olmuştur , O’nun çizdiği programın dışına çıkamazlar. Herkes, sonunda ancak O’na döndürülecek ve zerre miktarı zulme uğratılmaksızın hesaba çekilecektir. Bu yüzden kendinizi dünyadayken hesaba çekin! Mü’minler Allah’a isteyerek, severek itaat ederler. Kafirler ölüm anında istemeyerek Allah’a teslim olurlar. Fakat bu onlara Kıyamet gününde fayda vermeyecektir. Kafirlerin gölgeleri Allah’a secde eder. Bir çok insan sıkıntı anında, öldürülme korkusunun bulunduğu sırada istemeyerek teslim olur. Kafirlerin varolmaları, yokolmaları, vücud azalarının işlemesi de Allah’ın dilemesi doğrultusundadır.
|
84) Ey Muhammd de ki: “Biz Allah’ın istediği şekilde Allah’a; bize indirilen Kur’an’a; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilen kitap ve sahifelere; Musa’ya, İsa’ya ve tüm nebi ve rasullere Rableri tarafından verilen kitap ve sahifelere, içerisindeki hakikatlere iman ettik. Onlardan hiçbirinin arasını ayırmayız. Doğrusu biz yalnız Allah’ın emir ve yasaklarına zahiren ve batınen teslim olanlarız. Hayatımızı son rasul Muhammed’in getirdiği şeriat üzere düzenleriz.”
85) Kim İslam’dan başka bir dine girer, Muhammed’in şeriatından başka bir şeriata tabi olursa, o din ve şeriat ondan asla kabul edilmeyecektir. Yaptıkları ameller boşa gidecektir. Muhakkak ki o kişi dünyada rezil ve rüsvay olur, ahirette de hüsrana uğrayacak olanlardandır! Muhammed’in şeriati önceki nebi ve rasullerin getirdiği şeriatı neshetmiştir. Önceki nebi ve rasuller sağ olsalardı onlar da Muhammed’in şeriatına tabi olurlardı. Bugün kim olursa olsun herkesin tüm hayatını Muhammed’in getirdiği İslam şeriatına göre düzenlemesi gerekir. Sosyal, siyasal, ekonomik tüm kanun ve prensipler için de aynı şey söz konusudur.
86) Rasulün Allah tarafından gönderildiğine, yalancı olmadığına şahitlik ettikleri, rasulün kendilerine getirdiği apaçık delillere kayıtsız şartsız zahiren ve batınen teslim oldukları, şeksiz şüphesiz iman ettikten sonra şirke ve küfre girerek dinden çıkan bir toplumu Allah nasıl hidayete erdirir? Doğrusu Allah, bile bile hakkı inkar eden ve bu hal üzere yaşamak suretiyle hem nefislerine, hem Allah’a, hemrasulüne, hem müslümanlara, hem de insanlara zulmeden zalimler, fsıklar ve kafirler toplumunu hidayete erdirmez. Allah, ancak hakkı isteyen, hak kendisine geldiğinde ona tabi olan kimseleri hidayete ulaştırır. Bu kimseler samimi oldukları müddetçe Allah onları hidayet üzere yaşatır, öldürür ve onları Cennetlere yerleştirir. Ehli kitap, kendi kitaplarında son rasul olan Muhammed’in geleceğini çok iyi bilmelerine rağmen bile bile hakkı inkar etmişlerdir.
87) İşte iman ettikten sonra bile bile küfre giren ve bu hal üzere ölenlerin cezası muhakkak ki Allah’ın rahmetinden uzaklaşıp gazabına maruz kalarak Cehennemi boylamaktır. Melekler ve bütün mü’minler de Allah’ın rahmetinin bunlardan uzaklaşması için beddua ederler. Kıyamet günü kafir ve müşrikler, kendilerini şirke ve küfre götüren kimselere lanet edecektir.
88) Onlar Cehennemin içinde sürekli kalacaklardır. Onlardan azap bir an olsun hafifletilmez ve onlara rahmet nazarıyla bakılmaz, özür dilemeleri ve tevbe etmeleri için mühlet verilmez, azapları ertelenmez. Onları bu azaptan kurtaracak hiçbir kimse de yoktur.
89) Ancak şirk ve küfürlerinden pişman olup onları terkeden, bir daha onlara dönmemek üzere karar alan ve hayatını Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde düzenleyenler bundan müstesnadır. Şüphesiz Allah tevbe etmeleri halinde kullarının günahlarını bağışlayan, mü’min kullarına dünyada ve ahirette merhamet edendir.
90) Doğrusu iman ettikten sonra bile bile küfre giren sonra da küfür ve şirk üzere yaşayan ve müslümanlara eziyet ederek azan kimselerin samimi olmaksızın dilleriyle söyledikleri ‘tevbe ettim’ sözleri veya ölmek üzereyken ölüm korkusuyla yaptıkları tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Onlar şirk üzere yaşamayı tercih ettikleri müddetçe Allah onlara iman etmeyi nasip etmeyecek, derece derece azaba yaklaştıracaktır. İşte onlar imanı bırakap küfre girerek haktan batıla sapanların ta kendileridir.
91) Şüphesiz küfürlerinde bilinçli olarak ısrar edip kafir olarak ölenler Cehennem azabından kurtulmak için fidye olarak yeryüzü dolusu altın verseler yine de onların hiçbirinden asla kabul edilmez. İşte onlar var ya, onlar için çok acıklı ve ebedi bir azap vardır. Onları azaptan kurtaracak hiçbir yardımcıları da yoktur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi