Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Cüz : 11 - Kuran - Abd - 10. Sayfa

 

Cüz : 11

51 / 10 YÛNUS (1-6)

207

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الر تِلْكَ اَيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ -1, اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَا اِلَى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذِينَ اَمَنُوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْ  قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ مُبِينٌ -2, اِنَّ رَبَّكُمُ اللهُ الَّذِى خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ  يُدَبِّرُ اْلاَمْرَ مَا مِنْ شَفِيعٍ اِلاَّ مِنْ بَعْدِ اِذْنِهِ ذَلِكُمُ اللهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ اَفَلاَ تَذَكَّرُونَ -3, اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا وَعْدَ اللهِ حَقًّا اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ لِيَجْزِىَ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ اَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ -4, هُوَ الَّذِى جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ مَا خَلَقَ اللهُ ذَلِكَ اِلاَّ بِالْحَقِّ يُفَصِّلُ اْلاَيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ -5, اِنَّ فِى اخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللهُ فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ -6,

 

10    YÛNUS SÛRESİ

 

Sûre; insanları peygambere çağrıyla başlar. Çağrıya uymayanlara ihtar vardır. Bu mesajla, ev-reni yaratan ve onu yöneten Allah’ın ibadete layık gerçek Rab olduğu, dünya hayatından sonra ahirette de bir hayatın olacağını ve adil bir karşılığın bulunacağını bildirir. Sûre müşriklerin Kur’ân ve peygamber karşı-sındaki tutumlarını ele alır ve onların zanlarını çürüterek Kur’ân ve peygamberin hak olduğunu ispatlar. Bu ispatını yaparken onlara meydan okur ve onların bu meydan okuma karşısındaki acziyetlerini sergiler. Ayrıca Nuh, Hud ve Yunus (as) ın devrinde yaşanmış ibret verici olaylar anlatılarak insanların hakka itibar etme-meleri durumunda bu kavimlerin karşılaştığı sonuçlarla karşılaşma durumunda oldukları belirtilir.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

 

/ 1 Elif, Lâm, Râ, İşte bunlar, hikmetle dolu olan ilâhî kitabın ayetleridir. 2 Kendilerinden biri olan ve onların arasından seçtiğimiz Peygambere; “Bütün insanlığı uyar, inananlara her bakımdan ihlaslı, samimi ve dürüst olmakla, Rableri katında diğer herkesten ileri geçtiklerini müjdele” diye vahyetmemiz, insanların tuhafına mı gitti ki, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler bakın, bu peygamber “Düpedüz bir büyücü-dür” derler.

3 Gerçek şu ki; Rabbiniz, gökleri ve yeri altı zaman ve birimde yaratan, son-ra da kudret ve egemenlik makamına geçip kâinâtı yöneten Allah’tır.O’nun izni olma-dıkça araya girip kayırıcılık yapacak kimse yoktur. İşte Rabbiniz olan Allah budur, baş-kası değil. Öyleyse yalnız O’na kulluk edin; artık iyice düşünüp, ibret almaz mısınız?

4 Hepiniz topluca O’na döneceksiniz. Bu Allah’ın gerçekleşmesi kaçınılmaz olan sözüdür, yaratmayı ilk başlatan ve devamlı sürdüren O’dur iman edip doğru ve faydalı işler yapanlara, adaletle karşılık vermek için yeniden yaratacak olan da Allah’tır. Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere gelince, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeleri dolayısıyla, onlar için kaynar sudan bir içki ve can yakıcı bir azap var-dır.

5 Güneşi parlak bir ışık kaynağı, ayı da aydınlık kılan ve yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz, yani zamanı ölçebilesiniz diye aya dolaşma konakları dü-zenleyen O’dur. Allah bunların hiçbirini boş yere değil, belli amacı gerçekleştirmek ü-zere, koyduğu genel kanunlara uyumlu bir düzen olarak yaratmıştır. Allah, bilmek iste-yen bir toplum için ayetlerini böylece açıklıyor. 6 Çünkü geceyle gündüzün birbiri ar-dınca gelmesinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı herşeyde, yolunu Allah ve ki-tap ile bulmaya çalışan bir toplum için mutlaka işaretler vardır. 8

 

 

208

51 / 10 YÛNUS (7-14)

Cüz : 11

 

 

اِنَّ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءَ ناَ وَرَضُوا بِالْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذِينَ هُمْ عَنْ اَيَاتِنَا غَافِلُونَ -7, اُولَئِكَ مَأْوَيهُمُ النَّارُ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ -8, اِنَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْدِيهِمْ رَبُّهُمْ بِاِيمَانِهِمْ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهِمُ اْلاَنْهَارُ فِى جَنَّاتِ النَّعِيمِ -9, دَعْوَيهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ وَاَخِرُ دَعْوَيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ -10, وَلَوْ يُعَجِّلُ اللهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِىَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءَ ناَ فِى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ -11, وَاِذَا مَسَّ اْلاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِهِ اَوْ قَاعِدًا اَوْ قَائِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَا اِلَى ضُرٍّ مَسَّهُ كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -12, وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَاءَ تْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ  وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا كَذَلِكَ نَجْزِى الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ -13, ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلاَئِفَ فِى اْلاَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ -14,

 

7 7 Öldükten sonra dirilip bize kavuşmayı beklemeyenler, dünya ha-yatına razı olup onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizi umursamayanlara gelin-ce, 8 yapageldikleri bütün o kötülüklerden dolayı, onların varacağı yer ateştir. 9 Ama iman edip te, doğru ve yararlı işler yapanlara gelince, Rableri imanla-rından dolayı onları doğru yola eriştirmektedir. Ahirette ise nimet dolu cennet-lerde, onların konaklarının altından ırmaklar akmaktadır. 10 Orada, o mutluluk makamında onlar: “Ey Allah’ım! Sınırsız kudret ve izzetinle ne yücesin, seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz” diye dua ederler. Orada, onların selam-laşmaları “Selam olsun” şeklinde olacaktır. Dua ve niyazlarının sonu ise, “Ek-siksiz bütün övgüler, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” derler.

 

/ 11 Eğer Allah, insanlara, hayrı hemen acele istedikleri gibi, gü-nahları yüzünden hakettikleri şerri çabucak verseydi, onların sonu çarçabuk gelmiş olurdu. Ne var ki, bize kavuşmayı arzu etmeyenleri, azgınlıkları içinde, bocalar bir halde bırakıveririz.

12 İnsana bir dert ve sıkıntı dokunduğu zaman, yanı üzere yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır, dua eder; ama biz kendisinden dert ve sı-kıntıyı kaldırdığımızda ise, kendisine dokunan dert ve sıkıntıdan kurtulmak için bize hiç dua etmemiş gibi hareket eder. Kendi güçlerini boşa harcayan budala-lara, yapıp ettikleri işte böyle güzel görünür.

13 Andolsun ki, sizden önce peygamberleri kendilerine mucizeler ge-tirdiği halde, varoluş gayelerine aykırı hareket ettikleri için, nice nesilleri yok et-tik; onları helak etmeseydik bile, yine de iman edecek değillerdi. İşte günaha gömülüp giden toplumları, biz böyle cezalandırırız.

14 Sonra da onların ardından, sizi yeryüzünde onların yerine getirdik ki, nasıl davranacağınıza bakıp değerlendirelim. 8

 

 

Cüz : 11

51 / 10 YÛNUS (15-20)

209

 

 

وَاِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ اَيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءَ ناَ ائْتِ بِقُرْاَنٍ غَيْرِ هَذَا اَوْ بَدِّلْهُ قُلْ مَا يَكُونُ لِى اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَاءِ نَفْسِى اِنْ اَتَّبِعُ اِلاَّ مَا يُوحَى اِلَىَّ  اِنِّى اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ -15, قُلْ لَوْ شَاءَ اللهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلاَ اَدْرَيكُمْ بِهِ  فَقَدْ لَبِثْتُ فِيكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِهِ اَفَلاَ تَعْقِلُونَ -16, فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاَيَاتِهِ اِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ -17, وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللهِ مَا لاَ يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلاَءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللهِ قُلْ اَتُنَبِّؤُنَ اللهَ بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِى السَّمَوَاتِ وَلاَ فِى اْلاَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ -18, وَمَا كاَنَ النَّاسُ اِلاَّ اُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُوا وَلَوْلاَ كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ فِيمَا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ -19, وَيَقُولُونَ لَوْلاَ اُنْزِلَ عَلَيْهِ اَيَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلَّهِ فَانْتَظِرُوا اِنِّى مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ -20,

 

7 15 Ve hal böyleyken, ne zaman ayetlerimiz bütün açıklığıyla, ken-dilerine okunup ulaştırılsa, o bizim huzurumuza çıkacaklarına inanası gelme-yen kimseler “Ya bize bundan başka bir Kur’ân getir veya bunu değiştir” derler. De ki: “onu kendiliğimden değiştirmem olacak şey değil. Ben ancak bana vah-yedilene uyarım. Bakın bu konuda, Rabbime baş kaldıracak olursam, dehşet veren o büyük günün azabından korkarım.”

16 De ki: “Eğer Allah dileseydi, bana bu Kur’ân’ı indirmezdi. Ben de onu size okumazdım, Allah ta size onu bildirmezdi. Gerçek şu ki, bu vahiy ba-na gelmezden önce bir ömür aranızda bulundum, böyle şeylerle hiç ilişkimin olmadığını görüyordunuz, öyleyse yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?”

17 Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun ayetlerini yalan sayan-dan daha zalim yani yaratılış gayesi dışında hareket eden kim olabilir? Doğru-su böyle davranarak günaha batıp gidenler, kurtuluşa asla erişemeyeceklerdir. 18 O inkârcı putperestler Allah’ı bırakıp, ne kendilerine ne de kendilerine ta-panlara yarar ve zarar vermeyen, veremeyen cisimlere tapıyorlar ve bunlar “Allah yanında şefaatçilerimizdir” diyorlar. De ki: “Allah’a göklerde ve yerde bil-mediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoo, kudret ve egemenliğinde sınırsız olan O’dur ve insanların O’na ilahlıkta ortak olarak yakıştırdıkları herşeyden sonsuzca yücedir.

19 Ve bilin ki, bütün insanlık sadece bir tek topluluk halindeydi, ama sonradan ayrı ayrı görüşler benimsemeye başladılar. Şayet bu konuda, Rabbi-nin katında önceden belirlenmiş bir karar olmasaydı, ayrılığa düştükleri bütün konularda aralarında hüküm verilmiş olurdu, yani düştükleri tüm ayrılıklar me-selesi, daha başlangıçta çözümlenmiş olurdu.”

20 Şimdi hakkı inkâr edenler: “O’na Rabbinin katından, Kur’ân’dan başka bir mucize indirilseydi ya!” derler. O halde onlara de ki: “İnsanoğlunun görüp algılamayacağı şeylerin bilgisi ancak Allah’a aittir. Öyleyse, bekleyin O’-nun iradesi tecelli edinceye kadar; hem, ben de sizinle beraber bekleyeceğim.”

 

 

210

51 / 10 YÛNUS (21-25)

Cüz : 11

 

 

وَاِذَا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ فِى اَيَاتِنَا قُلِ اللهُ اَسْرَعُ مَكْرًا اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ -21, هُوَ الَّذِى يُسَيِّرُكُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتَّى اِذَا كُنْتُمْ فِى الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَاءَ تْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءَ هُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ اُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ -22, فَلَمَّا اَنْجَيهُمْ اِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِى اْلاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ يَآاَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلَى اَنْفُسِكُمْ مَتَاعَ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -23, اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ اْلاَرْضِ مِمَّا يَاْكُلُ النَّاسُ وَاْلاَنْعَامُ حَتَّى اِذَا اَخَذَتِ اْلاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا اَتَيهَا اَمْرُنَا لَيْلاً اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِاْلاَمْسِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ اْلاَيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ -24, وَاللهُ يَدْعُو اِلَى دَارِ السَّلاَمِ وَيَهْدِى مَنْ يَشَاءُ اِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -25,

 

/ 21 Kendilerine dokunan bir darlıktan sonra, insanlara bir rahmet, sağlık ve bolluk zevki tattırdığımız zaman bir de bakarsın ki, ayetlerimiz hak-kında tertip ve tuzaklar kurarak asılsız iddialar tasarlamaya başlarlar. De ki: “Allah yalanlarınıza karşılık vermekte ve tuzaklar bozmakta daha çabuktur.” Dikkat edin! Bizim görünmeyen görevlilerimiz, tasarlayıp durduğunuz herşeyi inceden inceye kaydediyorlar.

22 Sizi karada ve denizde gezdiren O’dur. Öyle ki, gemilerle denize açıldığınızda, gemilerin elverişli bir rüzgar önünde yolcuları alıp götürdüğü za-man olanları bir düşünün… Gemidekiler, güven ve sevinç içinde hissederler kendilerini. Derken bir fırtına yakalar gemiyi ve dalgalar her yandan kuşatır on-ları, öyle ki ölümün kendilerini çepeçevre sardığını düşünürler de, o zaman dinlerine sıkı sıkıya sarılıp yalnızca Allah’a yönelerek, “Bizi bu felaketten kurta-rırsan, andolsun ki şükredenlerden olacağız” diye yalvarıp yakarırlar O’na. 23 Ne var ki Allah, onları bu felaketten kurtarır kurtarmaz, hemen yeryüzünde haksızlık ederek azgınlık yapmaya koyulurlar. Ey insanlar! Yaptığınız bütün taşkınlıklar, döne dolaşa yine kendinizi bulacaktır. Yalnızca bu dünya hayatı-nın geçici doyumlarını gözetiyorsunuz; fakat hatırlayın ki, sonunda bize döne-ceksiniz ve o zaman hayatta yapıp ettiğiniz herşeyi, size eksiksizce haber ve-receğiz.

24 Dünya hayatının durumu tıpkı şöyledir ki: Gökten indirdiğimiz su sebebiyle, insan ve hayvanların yediği yeryüzündeki bitkiler, onunla birbirine karışır, ta ki yeryüzü bütün zinetini takınıp süslendiği, yeryüzü ehli de kendileri-ni onun ürününü biçip toplamaya güç yetireceklerini zannettikleri bir sırada, geceleyin veya gündüzleyin o yere emrimiz gelir de, sanki bir gün önce, o yer-yüzü hiç bitkisiyle süslenip zengin olmamış gibi, onu kökünden biçilmiş yapar, süsünü, zenginliğini yok ediveririz. İşte biz düşünen bir toplum için ayetleri böyle geniş geniş açıklıyoruz.

25 Böyle yapmakla bilin ki Allah, insanları huzur ve güvenlik ortamı-na, yani cennete çağırmakta ve isteyen kimseleri de dilediği şekilde doğru yo-luna yöneltmektedir. 8

 

 

Cüz : 11

51 / 10 YÛNUS (26-33)

211

 

 

لِلَّذِينَ اَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ وَلاَ يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلاَ ذِلَّةٌ اُولَئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -26, وَالَّذِينَ كَسَبُوا السَّيِّئاَتِ جَزَاءُ سَيِّئَةٍ بِمِثْلِهَا وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ مَا لَهُمْ مِنَ اللهِ مِنْ عَاصِمٍ كَاَنَّمَا اُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِنَ اللَّيْلِ مُظْلِمًا اُولَئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -27, وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَاؤُكُمْ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَاؤُهُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ -28, فَكَفَى بِاللهِ شَهِيدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِلِينَ -29, هُنَالِكَ تَبْلُو كُلُّ نَفْسٍ مَا اَسْلَفَتْ وَرُدُّوا اِلَى اللهِ مَوْليَهُمُ الْحَقِّ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ -30, قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَاْلاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَاْلاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ اْلاَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللهُ فَقُلْ اَفَلاَ تَتَّقُونَ -31, فَذَلِكُمُ اللهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلاَّ الضَّلاَلُ فَاَنَّا تُصْرَفُونَ -32, كَذَلِكَ حَقَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ عَلَى الَّذِينَ فَسَقُوا اَنَّهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ -33,

 

7 26 İyi ve yararlı işler yapmakta devamlı ve kararlı olanlara, karşılık olarak daha iyisi ve ondan da fazlası vardır. Kıyamet gününde onların yüzleri-ni, ne bir kararma, ne de aşağılık ve horluk kaplayacaktır. İşte bunlardır cen-netlikler, orada ebedî kalacaklardır.

27 Ama kötü iş yapmış olanlara gelince, kötülüğün karşılığı kendisi kadar olacaktır. Ve onları bir utanç ve aşağılanma bürüyecektir. Allah’a karşı onları koruyacak ta yoktur. Sanki yüzler gecenin karartıcı parçalarıyla kaplan-mış gibidir. İşte bunlardır cehennemde ebedî olarak kalacak olanlar.

28 Çünkü bir gün, onların hepsini bir araya toplayacağız ve dünya-dayken Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranlara: “Siz ve Allah’a ortak koştu-ğunuz o şeyler, durun yerinizde” diyecek ve böylece onları birbirinden ayıraca-ğız ve o zaman Allah’a ortak koştukları kimseler, vaktiyle kendilerine kul-köle olmuş olanlara, sizin tapınıp durduğunuz biz değildik. 29 Bizimle sizin aranız-da hiç kimse, Allah’ın yaptığı gibi şahitlik yapamaz. Gerçek şu ki, bize tapındı-ğınızın farkında bile değildik. 30 O an ve işte orada herkes, geçmişte yapıp et-tiğiyle sorgulanacak, herkes Allah’a, O yüceler yücesi gerçek sahibine döndü-rülecek, onların boş hayalleri, uydurmakta oldukları şeyler, ortadan kaybolup kendilerini, yüzüstü bırakacaktır.

 

/ 31 De ki: Sizi göğün ve yerin ürünleriyle rızıklandıran kimdir? Ya-hut işitme ve görme organlarınızı yaratan ve onların görevlerini devam ettir-mek suretiyle, onlara gerçekten sahip olan kimdir? Kimdir ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkaran? Ve yine kimdir, var olan herşeyin hayatını tanzim edip, çe-kip çeviren? Şüphesiz diyecekler ki: “Elbette Allah.” Öyleyse de ki: “Peki hâlâ yolunuzu, Allah ve O’nun kitabıyla bulmaya çalışmayacak mısınız? 32 İşte gü-cü kudreti size böylece anlatılan sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Artık hak-tan ayrıldıktan sonra, sapıklıktan başka ne kalır. O halde nasıl oluyor da, ger-çeklerden sapıklığa döndürülüyorsunuz?” 33 İşte böylece Rabbinin yoldan çı-kanlar hakkında, “Onlar inanmayanlardır” diye söylemiş olduğu sözü, gerçek-leşmiş oldu. 8

 

 

212

51 / 10 YÛNUS (34-42)

Cüz : 11

 

 

قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَائِكُمْ  مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ قُلِ اللهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ فَاَنَّا تُؤْفَكُونَ -34, قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَائِكُمْ مَنْ يَهْدِى اِلَى الْحَقِّ قُلِ اللهُ يَهْدِى لِلْحَقِّ اَفَمَنْ يَهْدِى اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لاَ يَهِدِّى اِلاَّ اَنْ يُهْدَى فَمَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ -35, وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلاَّ ظَنًّا اِنَّ الظَّنَّ لاَ يُغْنِى مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا اِنَّ اللهَ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ -36, وَمَا كَانَ هَذَا الْقُرْاَنُ اَنْ يُفْتَرَى مِنْ دُونِ اللهِ وَلَكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ الْكِتَابِ لاَ رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ -37, اَمْ يَقُولُونَ افْتَرَيهُ قُلْ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِهِ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -38, بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُحِيطُوا بِعِلْمِهِ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْوِيلُهُ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ -39, وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ لاَ يُؤْمِنُ بِهِ وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِدِينَ -40, وَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ لِى عَمَلِى وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ اَنْتُمْ بَرِيؤُنَ مِمَّا اَعْمَلُ وَاَنَا بَرِئٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ -41, وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لاَ يَعْقِلُونَ -42,

 

7 34 De ki: Sizin o ilahlık yakıştırdığınız varlıklar arasında, hayatı yoktan var edip, sonra onu tekrar diriltip yaratacak olan biri var mı? De ki: Ancak Allah’tır bü-tün karmaşıklığıyla hayatı yoktan var eden ve sonra tekrar tekrar yaratan. Hal böyley-ken nasıl oluyor da, hak yoldan çevrilip saptırılıyorsunuz? 35 De ki: O sizin ilahlaştır-dığınız varlıklardan, hiç sizi gerçeğe eriştiren var mı? De ki: Yalnızca Allah’tır gerçeğe ulaştıran. Öyleyse, gerçeğe eriştiren mi izlenmeye daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmedikçe, kendi başına doğru yolu bulamayacak durumda olan mı? Peki ne olu-yor size, nasıl böyle yanlış hükmediyorsunuz? 36 Onların çoğu, sadece zanna uy-maktadırlar. Oysa zan hiçbir şekilde gerçeğin yerini tutamaz. Gerçek şu ki, Allah onla-rın yaptıklarını bütünüyle bilmektedir.

37 Bu Kur’ân Allah’tandır. O’ndan başkası tarafından tasarlanmış, uydurul-muş değildir. Üstelik O Kur’ân, önceki vahiylerden hakikat adına, bu güne kalmış ne varsa onu doğrulayıp, alemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe olmayan vahyi, özlü bir şekilde açıklayandır. 38 Buna rağmen yine de, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etme-ye alışık olanlar, onu Muhammed uydurdu diyorlar. Onlara de ki: “Eğer doğru sözlü kimselerdenseniz, o zaman ona benzer bir sûre de haydi siz getirin; hem bu iş için Allah’tan başka kimi yardıma çağırabilirseniz çağırın.” 39 Hayır, o Allah’tan gelen ger-çekleri örtbas edenler, ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine de henüz yorumu gelme-miş bir şeyi, yani Kur’ân’ı yalanladılar. Onlardan öncekiler de, kitap ve peygamberleri böyle yalanlamışlardı. Gerçekleri görmek istiyorsan, yaratılış maksadına aykırı davra-nanların, sonunun nasıl olduğuna bir bak. 40 Onlardan bu Kur’ân’a inanan da var, i-nanmayan da; ne olursa olsun Rabbin, bozgunculuk yapanları çok iyi bilmektedir.

 

/ 41 Bunun içindir ki, ey peygamber! Seni yalanlamaya kalkışırlarsa, o zaman onlara de ki: “Benim yapıp ettiklerim bana yazılacak, sizin yapıp ettikleriniz de size; siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım. Yani inanç ve yaşantı yönünden saflarımız ayrı ayrıdır.”

42 Ve o Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin arasında, sana kulak ka-bartanlar var; ama eğer akıllarını kullanmıyorlarsa, sen sesini hiç sağırlara işittirebilir misin? 8

 

 

Cüz : 11

51 / 10 YÛNUS (43-53)

213

 

 

وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْظُرُ اِلَيْكَ اَفَاَنْتَ تَهْدِى الْعُمْىَ وَلَوْ كَانُوا لاَ يُبْصِرُونَ -43, اِنَّ اللهَ لاَ يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْئًا وَلَكِنَّ النَّاسَ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ -44, وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُوا اِلاَّ سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْ قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ -45, وَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِى نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ اللهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ -46, وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌ فَاِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ -47, وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -48, قُلْ لاَ اَمْلِكُ لِنَفْسِى ضَرًّا وَلاَ نَفْعًا اِلاَّ مَا شَاءَ اللهُ لِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌ اِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ فَلاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ -49, قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَتَيكُمْ عَذَابُهُ بَيَاتًا اَوْ نَهَارًا مَاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ الْمُجْرِمُونَ -50, اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ اَمَنْتُمْ بِهِ آلئَنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ -51, ثُمَّ قِيلَ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلاَّ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ -52, وَيَسْتَنْبِؤُنَكَ اَحَقٌّ هُوَ قُلْ اِى وَرَبِّى اِنَّهُ لَحَقٌّ وَماَ اَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ -53,

 

7 43 Ve yine onların arasında, sana ve mucizelerine bakıyormuş gibi ya-panlar var; ama eğer kör iseler göremiyorlarsa, sen körlere doğru yolu gösterebilir mi-sin?

44 Gerçek şu ki, Allah hiçbir konuda insanlara en küçük bir haksızlık yap-maz; fakat hep insanlardır kendilerine haksızlık edenler.

45 Ve o gün Allah, onları huzuruna topladığı zaman, onlara öyle gelecek ki, yeryüzünde sanki sadece tanışmalarına yetecek kadar kısa bir süre, yani gündüzün bir saati kadar kalmış gibi olacaklar, vaktiyle Allah’ın huzuruna çıkarılacakları uyarısı-na, yalan gözü ile bakan ve bu yüzden doğru yolu tutmaktan geri duranlar, o gün bü-tün bütün yanılmış ve kaybetmiş olacaklar.

46 Ve bu söylediklerimiz doğrultusunda, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas e-denlere hazırladığımız şeylerden bazılarını, sana ya bu dünyada gösteririz, ya da ceza gerçekleşmeden önce, senin ruhunu almış oluruz. Ama bil ki, onların dönüşü er geç bizedir ve Allah onların bütün edip eylediklerine şahittir.

47 Her toplum için mutlaka bir elçi gönderilmiştir. Ancak her toplumun elçisi geldikten ve tebliğini yaptıktan sonra, onlar hakkında bütünüyle adaletle hükmedilir ve onlara asla haksızlık yapılmaz.

48 Buna rağmen yine de, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeye çalışan-lar, “Kıyametle alakalı söz, ne zaman gerçekleşecek? Eğer doğru sözlü kimselerseniz, buna cevap verin ey inananlar!” diye sorup duruyorlar.

49 Ey peygamber! De ki: Allah dilemedikçe, ben kendi kendime ne bir zararı önleyecek, ne de kendime bir yarar sağlayabilecek güçteyim. Her toplum için, bir süre belirlenmiştir; süreleri son bulunca, onu ne bir an geciktirebilirler, ne de çabuklaştırabi-lirler.

50 De ki: Ya bir gece vakti, ya da güpegündüz eğer O’nun azabı başınıza koparsa, ne yapacaksınız hiç düşündünüz mü? Günaha gömülüp gitmiş bir toplumun, bu azabı acele istemesinin sebebi ne olabilir ki? 51 Azap başınıza geldikten sonra mı, O’na inanacaksınız, yoksa şimdi mi inandınız? Hani ya, siz onu çabuk isteyip duruyor-dunuz nasılmış? 52 O gün ki, dünya hayatında, yaratılış gayesine aykırı davrananlara “Tadın bitmeyen azabı” denecek. “Yaptığınız işlerin karşılığından başkasıyla mı ceza-landırılıyorsunuz sanki.” 53 O azap gerçekleşecek midir? diye senden haber soruyor-lar. De ki: “Evet Rabbim hakkı için o azap, gerçekten meydana çıkacaktır ve siz ondan yakayı kurtaramayacaksınız.”

 

 

214

51 / 10 YÛNUS (54-61)

Cüz : 11

 

 

وَلَوْ اَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِى اْلاَرْضِ لاَفْتَدَتْ بِهِ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ وَقُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ -54, اَلاَ اِنَّ لِلَّهِ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ اَلاَ اِنَّ وَعْدَ اللهِ حَقٌّ وَلَكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لاَيَعْلَمُونَ -55, هُوَ يُحْيىِ وَيُمِيتُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ -56, يَآاَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَ تْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِى الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ -57, قُلْ بِفَضْلِ اللهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ -58, قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا اَنْزَلَ اللهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلاَلاً قُلْ آللهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللهِ تَفْتَرُونَ -59, وَمَا ظَنُّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ اِنَّ اللهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لاَ يَشْكُرُونَ -60, وَمَا تَكُونُ فِى شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاَنٍ وَلاَ تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلاَّ كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فِى السَّمَاءِ وَلاَ اَصْغَرَ مِنْ ذَلِكَ وَلاَ اَكْبَرَ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ -61,

 

/ 54 Kıyamet günü, yaratılış gayesine aykırı hareket eden herkes, dünyadaki herşey onun olsa, o gün kurtulmak için onu fidye olarak verirdi. Ve o zalimler, kendilerini bekleyen azabı görünce, pişmanlıklarını açıklayacak bir yapıda olurlar veya için için yanarlar. O gün onların arasında, adaletle hükmo-lunur ve asla haksızlığa uğratılmazlar.

55 Dikkat edin! Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır. Yine dikkat edin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir ve mutlaka ger-çekleşir. Ne var ki, insanların çoğu onu bilmezler. 56 Hayat veren de, ölümü takdir eden de O’dur ve sonunda hepiniz O’na dönmek zorundasınız.

57 Ey insanlar! İşte Rabbinizden size bir öğüt, kalplerde olabilecek her türlü hastalıklar için bir şifa ve O’na inanan herkes için hidayet ve rahmet olan Kur’ân, sizlere gelmiş bulunuyor.

58 Söyle onlara, Allah’ın insanlığa verdiği bu lütfu ve rahmetiyle yani Kur’ân’la sevinsinler. Bu Kur’ân’a sarılmak, onların toplayıp durdukları, biriktir-dikleri bütün dünyalıklardan daha üstün ve daha iyidir.

59 De ki: Baksanıza, Allah size rızık olarak ne indirdiyse, tuttunuz o-nun bir kısmını haram, bir kısmını da helal yaptınız. De ki: Allah mı size böyle izin verdi, yoksa siz Allah’a mı iftira ediyorsunuz?

60 Peki bu kendi yalanlarını Allah’a yakıştıranlar, kıyamet günü baş-larına gelecek olan hakkında, acaba ne düşünüyorlar? Gerçek şu ki Allah, in-sanlara karşı sınırsız cömertlik göstermektedir; ama ne yazık ki, onların çoğu şükretmezler.

 

/ 61 Ve sen ey peygamber! Hangi şartlarda olursan ol, bu ilâhî ki-taptan okunacak hangi konuyu, dile getirirsen getir ve siz ey insanlar! Hangi işi yaparsanız yapın, unutmayın ki devamlı biz üzerinize gözlemci bulunuyoruz. Çünkü ne yerde, ne gökte tartıya gelmeyecek kadar küçük şeyler bile, senin Rabbinin bilgisinden dışarıya çıkamaz; ne bundan daha küçüğü, ne de büyüğü yok ki, O’nun apaçık kitabı olan Levh-i Mahfuz’da, yani Allah’ın yanındaki sahi-fede bulunmasın. 8

 

 

Cüz : 11

51 / 10 YÛNUS (62-70)

215

 

 

اَلاَ اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ -62, اَلَّذِينَ اَمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ -63, لَهُمُ الْبُشْرَى فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلاَخِرَةِ لاَ تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ -64, وَلاَ يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -65, اَلاَ اِنَّ لِلَّهِ مَنْ فِى السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِى اْلاَرْضِ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ شُرَكَاءَ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلاَّ الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلاَّ يَخْرُصُونَ -66, هُوَ الَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ -67, قَالُوا اتَّخَذَ اللهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ هُوَ الْغَنِىُّ لَهُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ اِنْ عِنْدَكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بِهَذَا اَتَقُولُونَ عَلَى اللهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ -68, قُلْ اِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُونَ -69, مَتَاعٌ فِى الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ نُذِيقُهُمُ الْعَذَابَ الشَّدِيدَ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ -70,

 

7 62 Unutmayın ki, Allah’a dost ve yakın olanların korkmaları için bir sebep yoktur. Onlar acı ve üzüntü de çekmeyecekler. 63 Onlar iman edip, sonra yollarını Allah ve kitabıyla bulmaya çalışanlardır. 64 Onlar için hem bu dünya hayatında, hem de sonraki hayatta müjdeler var. Allah’ın vaadinde asla değişme yoktur. O verdiği sözü mutlaka yerine getirir. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk da budur. 65 Bu sebeple, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin sözleri, sana acı ve sıkıntı vermesin. Çünkü kudret ve üstünlük, bütünüyle Allah’a aittir. Herşeyi işiten ve bilen de O’dur.

66 Unutmayın ki, göklerde ve yerde kim ve ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah’ın yanısıra başka putlara tapanlar böyle yapmakla neye uyuyorlar, onlar sadece zanna uyuyorlar; hayallerine kapılıp sadece saçmalıyorlar. 67 Oysa bağrında dinlenesiniz diye geceyi ve işlerinizi görüp gözetesiniz diye gündüzü var eden O’dur. Şüphe yok ki, bu söylenenlerde, kulak verip dinleyip ders al-mak isteyen insanlar için ibretler, apaçık belgeler vardır.

68 Bütün bu açıklamalardan sonra, yine de “Allah kendine bir oğul e-dindi” diyorlar. O yüceler yücesi, kendisine yakışmayacak niteliklerden kesin-likle uzaktır. O zengindir, hiçbir şeye muhtaç değildir. Göklerde ve yerde var o-lan herşey, ona aittir; sizin elinizde bu tür iddialarınızı destekleyecek hiçbir de-liliniz de yoktur. Hal böyleyken, bilemeyeceğiniz şeyi mi Allah’a yakıştırıyorsu-nuz?

69 De ki: Allah hakkında yalan uydurup iftira edenler ne bu dünyada, ne de öbür dünyada asla kurtuluşa eremeyeceklerdir.

70 Onlar için belki dünyada biraz faydalanma vardır fakat dönüşleri bizedir. Bizden gelen gerçekleri örtbas etmelerinden dolayı onlara çok şiddetli bir azabı tattıracağız.

 

 

216

51 / 10 YÛNUS (71-78)

Cüz : 11

 

 

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامِى وَتَذْكِيرِى بِاَيَاتِ اللهِ فَعَلَى اللهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَاءَ كُمْ ثُمَّ لاَ يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُوا اِلَىَّ وَلاَ تُنْظِرُونِ -71, فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ -72, فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِى الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلاَئِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاَيَاتِنَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ -73, ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِ رُسُلاً اِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاؤُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا بِهِ مِنْ قَبْلُ كَذَلِكَ نَطْبَعُ عَلَى قُلُوبِ الْمُعْتَدِينَ -74, ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسَى وَهَرُونَ اِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلاَئِهِ بِاَيَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمِينَ -75, فَلَمَّا جَاءَ هُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اِنَّ هَذَا لَسِحْرٌ مُبِينٌ -76, قَالَ مُوسَى اَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَ كُمْ اَسِحْرٌ هَذَا وَلاَ يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ -77, قَالُوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اَبَاءَ نَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَاءُ فِى اْلاَرْضِ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِنِينَ -78,

 

/ 71 Şimdi artık, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere, Nuh’un başından geçenleri anlat. Hani o kavmine: “Ey kavmim! Eğer benim aranızdaki ko-numum ve Allah’ın ayetlerini size bildirmem zorunuza gidiyorsa bilin ki, ben Allah’a güvenip dayanıyorum. Öyleyse artık, bana yapacağınızı yapmak için, hem kendi gücünüzü, hem de Allah’tan başka ilahlık yakıştırdığınız yardımcılarınızı bir araya toplayın; bir kere ne yapacağınıza karar verdikten sonra, artık girişeceğiniz eylem sizi tasalandırmasın. Neye karar verdiyseniz, bana karşı artık elinizden geleni ar-dınıza koymayın hem de bana hiç soluk aldırmadan. 72 Eğer size ulaştırdığım mesajdan yüz çevirirseniz hatırlayın ki, ben sizden bir karşılık beklemiş değilim, benim ücretimi ödemek Allah’tan başkasına düşmez. Çünkü ben kendimi, O’na teslim edenlerden biri olmakla emrolundum.” 73 Bütün bu uyarılara rağmen, onu yalanlamaya kalkıştılar biz de onu gemide onunla birlikte olanların hepsini kurta-rıp, bu kurtardıklarımızı o yok ettiklerimizin yerine geçirdik. Ayetlerimizi yalanlama-ya kalkışanları ise suda boğduk. Artık sen bir bak, uyarılıp da yola gelmeyenlerin sonu nasıl oldu? 74 Ve sonra onun ardından her birini kendi toplumlarına olmak üzere başka elçiler gönderdik. Öyle ki, onlar da hakkın apaçık delillerini ortaya koydular. Fakat onlar, bir kere yalan saymış oldukları şeye, sonradan bir türlü i-nanmak istemediler. Haddi aşanların kalplerini işte biz böyle mühürleriz.

75 Bu ilk peygamberlerden sonra, Musa ve Harun’u ayetlerimizle, Fira-vun ve seçkin çevresine gönderdik. Ne var ki onlar, inanmakta büyüklük tasladılar ve günaha gömülüp giden bir topluluk oldular. 76 Öyle ki, kendilerine tarafımızdan gerçek olan kitabımız ve mucizeler geldiği zaman: “Bakın bu düpedüz bir büyü” dediler. 77 Musa dedi ki: “Size gerçekler geldiğinde, onun hakkında böyle mi ko-nuşursunuz, hiç büyü olabilir mi bu? Hem de büyücülerin hiçbir şekilde, umdukları-na eremedikleri ortada iken.” 78 Firavun ve çevresindeki seçkinler: “Bizi, ataları-mızı inanç ve uygulama olarak izler bulduğumuz yoldan çevirmeye ve böylece iki-nizin bu ülkede söz sahibi kimseler olmanızı sağlamaya mı geldiniz? Her ne hal i-se, ikinize de inanmıyoruz” dediler. 8

 

 

Cüz : 11

51 / 10 YÛNUS (79-88)

217

 

 

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُونِى بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلِيمٍ -79, فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالَ لَهُمْ مُوسَى اَلْقُوا مَا اَنْتُمْ مُلْقُونَ -80, فَلَمَّا اَلْقَوْا قَالَ مُوسَى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُ اِنَّ اللهَ سَيُبْطِلُهُ اِنَّ اللهَ لاَ يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ -81, وَيُحِقُّ اللهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ -82, فَمَا  اَمَنَ لِمُوسَى اِلاَّ ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِهِ عَلَى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلاَئِهِمْ اَنْ يَفْتِنَهُمْ وَاِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِى اْلاَرْضِ وَاِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفِينَ -83, وَقَالَ مُوسَى يَاقَوْمِ اِنْ كُنْتُمْ اَمَنْتُمْ بِاللهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُوا اِنْ كُنْتُمْ مُسْلِمِينَ -84, فَقَالُوا عَلَى اللهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا لاَ تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ -85, وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ -86, وَاَوْحَيْنَا اِلَى مُوسَى وَاَخِيهِ اَنْ تَبَوَّاَ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَقِيمُوا الصَّلَوةَ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ -87, وَقَالَ مُوسَى رَبَّنَا اِنَّكَ اَتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلأَهُ زِينَةً وَاَمْوَالاً فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيلِكَ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلَى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَلاَ يُؤْمِنُوا حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ اْلاَلِيمَ -88,

 

7 79 Ve Firavun: “En usta sihirbazları bana getirin” diye emretti. 80 Sihirbazlar gelince, Musa onlara: “Haydi atın, atmak istediğinizi” dedi. 81 Böy-lece sihirbazlar, ellerindeki ip ve değnekleri atıp, göz boyama yoluyla bakanları etkileyince, Musa onlara: “Bu yaptığınız sihirden başka birşey değil. Allah bu-nu mutlaka boşa çıkaracaktır. Gerçek şu ki, Allah bozgunculuk yapanların işle-rini asla ileri götürmez. 82 Allah, günaha gömülüp gidenlerin hoşuna gitmese de, kendi sözleriyle gerçeği ortaya çıkaracaktır.”

 

/ 83 Firavun ve onun seçkin çevresi, kendilerine kötülük yapar korkusuyla, başkaları geri dururken, kavminden az bir kısmı Musa’ya inandı. Çünkü Firavun, o ülkede gerçekten nüfuz ve iktidar sahibiydi; ve üstelik ölçü-süz ve acımasız biriydi.

84 Musa dedi ki: “Ey kavmim! Eğer Allah’a inanıyorsanız, eğer ger-çekten O’na bağlanıp kendinizi O’na teslim etmişseniz, öyleyse artık güvenin O’na.” 85 Bunun üzerine onlar da: “Biz Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbi-miz! O varoluş gayesine aykırı davranan topluluğu bize musallat etmek sure-tiyle, bizi deneme aracı yapma” dediler. 86 “Senden gelen gerçekleri örtbas eden bu toplumun elinden rahmetinle kurtar bizi.”

87 Biz de Musa ve kardeşine, “Şehirde kavminiz için bazı evleri sığı-nak, karargah ve merkez edinin, o evlerinizi de mescide dönüştürün oralarda namazınıza devamlı ve kararlı olun ve sen ey Musa! İnananları Allah’ın yardı-mıyla müjdele.”

88 Ve Musa: “Ey Rabbim!” dedi. “Gerçek şu ki, sen Firavun ve onun seçkin çevresine, dünya hayatında görkem ve zenginlik verdin. Öyle ki Bunun sonucu olarak, onlar da kullarını senin yolundan çeviriyorlar! Ey Rabbimiz! Öy-leyse, artık onların zenginliklerini silip yok et ve böylece kalplerini iyice sıkıp katılaştır. Çünkü bunlar, çetin azabı görmedikçe inanmayacaklar.” 8

 

 

218

51 / 10 YÛNUS (89-97)

Cüz : 11

 

 

قَالَ قَدْ اُجِيبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَقِيمَا وَلاَ تَتَّبِعَانِّ سَبِيلَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ -89, وَجَاوَزْناَ بِبَنِى اِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ  فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتَّى اِذَا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ اَمَنْتُ اَنَّهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ الَّذِى اَمَنَتْ بِهِ بَنُو اِسْرَائِيلَ وَاَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ -90, اَلْئَنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ -91, فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اَيَةً وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ اَيَاتِنَا لَغَافِلُونَ  -92,  وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَنِى اِسْرَائِيلَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ  مِنَ الطَّيِّبَاتِ  فَمَا اخْتَلَفُوا  حَتَّى  جَاءَ هُمُ الْعِلْمُ  اِنَّ رَبَّكَ  يَقْضِى  بَيْنَهُمْ  يَوْمَ الْقِيَمَةِ  فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ -93, فَاِنْ كُنْتَ فِى شَكٍّ مِمَّا اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ فَسْئَلِ الَّذِينَ يَقْرَؤُنَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ لَقَدْ جاَءَ كَ الْحَقُّ  مِنْ رَبِّكَ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ -94, وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاَيَاتِ اللهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِرِينَ -95, اِنَّ الَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ -96, وَلَوْ جَاءَ تْهُمْ كُلُّ اَيَةٍ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ اْلاَلِيمَ -97,

 

7 89 Allah, bu dileğiniz kabul olundu, dedi. “Öyleyse siz ikiniz, dos-doğru yolda sabır ve sebatla devam edin, doğru nedir, eğri nedir bilmeyenlerin yolunu izlemeyin.”

90 Derken İsrailoğullarını, denizin öte yakasına geçirdik; bunun üzeri-ne Firavun ve ordusu, zulüm ve saldırıyla onların ardına düştü, denizin dalga-ları onları örtüp de, Firavun boğulmak üzereyken “Şu anda inandım, İsrailoğul-larının inandığı ilahdan başka gerçek ilah yok ve ben de artık kendimi O’na teslim edenlerdenim” dedi. 91 Ona, şimdi mi iman ettin? denildi. Oysa bu gü-ne kadar hep başkaldırmış ve bozgunculardan olmuştun. 92 Bu gün senin sa-dece bedenini kurtaracağız ki, senden sonra gelecek olanlar için uyarıcı bir a-lamet olsun. Çünkü gerçek şu ki, insanların çoğu ayetlerimize karşı habersiz ve umursamaz durumdadırlar.

 

/ 93 Derken İsrailoğullarını, güzel ve emin bir yere yerleştirdik ve kendilerini temiz ve hoş rızıklarla rızıklandırdık. Ama ne zaman ki, vahiy yoluy-la kendilerine hakikat bilgisi geldi, ancak o zaman aralarında çekişmeye ve farklı görüşler benimsemeye başladılar. Allah çekişmeye düştükleri her konu-da, kıyamet günü aralarında elbette hüküm verecektir.

94 Ey insanlar! Benim dinimden ve bana indirilen Kur’ân’ın doğrulu-ğundan hâlâ şüphede iseniz, önceki çağlarda vahyedilmiş kitapları okuyan kimselere sor; o zaman anlayacaksınız ki, Rabbinden sana gelen gerçektir. O halde artık şüphe edenlerden olma! 95 Allah’ın ayetlerine yalan gözüyle ba-kan kimselerden olma ki, kendini kaybedenler arasında bulmayasın. 96 Hakla-rında Rabbinin sözü sabit olanlar, elbette inanmayacaklardır. 97 Kendilerine her türlü kanıtlayıcı belge gelse bile, çok can yakıcı azabı gözleriyle görünceye kadar iman etmezler. Azabı görünce iman ettik derler, ama imanları onlara bir fayda sağlamaz. 8

 

 

Cüz : 11

51 / 10 YÛNUS (98-106)

219

 

 

فَلَوْلاَ كَانَتْ قَرْيَةٌ اَمَنَتْ فَنَفَعَهَا اِيمَانُهَا اِلاَّ قَوْمَ يُونُسَ لَمَّا اَمَنُوا كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ الْخِزْىِ فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَمَتَّعْنَاهُمْ اِلَى حِينٍ -98, وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لاَمَنَ مَنْ فِى اْلاَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا اَفَاَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ -99, وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تُؤْمِنَ اِلاَّ بِاِذْنِ اللهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ -100, قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِى السَّمَوَاتِ  وَاْلاَرْضِ وَمَا تُغْنِى اْلاَيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لاَ يُؤْمِنُونَ -101, فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلاَّ مِثْلَ اَيَّامِ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ قُلْ فَانْتَظِرُوا اِنِّى مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ -102, ثُمَّ نُنَجِّى رُسُلَنَا وَالَّذِينَ اَمَنُوا كَذَلِكَ حَقًّا عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِنِينَ -103, قُلْ يَآاَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ فِى شَكٍّ مِنْ دِينِى فَلاَ اَعْبُدُ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللهِ وَلَكِنْ اَعْبُدُ اللهَ الَّذِى يَتَوَفَّيكُمْ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ -104, وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ -105, وَلاَ تَدْعُ مِنْ دُونِ اللهِ ماَ لاَ يَنْفَعُكَ وَلاَ يَضُرُّكَ فَاِنْ فَعَلْتَ فَاِنَّكَ اِذًا مِنَ الظَّالِمِينَ -106,

 

7 98 Azap geleceği vakit iman edip de, imanı kendilerine yarar sağ-layan bir memleket varsa, her halde Yûnus’un kavmidir. İman ettiklerinde, dün-ya hayatında sürüklenebilecekleri alçalmanın ve bayağılaşmanın yol açacağı acıyı ve sıkıntıyı onlardan uzaklaştırdık ve belli bir süre daha varlıklarını sür-dürmeleri için bu dünyada kendilerine fırsat tanıdık.

99 İşte bunun gibi Rabbin, eğer öyle olmasını dileseydi, yeryüzünde yaşayan herkes, topyekün iman ederdi. Hal böyleyken ey peygamber! İnsanla-rı iman etsinler diye zorlayacak mısın? 100 Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kim-se iman etmez; Allah, azabı ve rezilliği, akıllarını kullanamayanlara musallat e-der.

101 De ki: “Göklerde ve yerde var olanlara bakın da düşünün.” Ne var ki, inanmayacak olan bir topluma ne ayetlerin, ne de uyarıların bir yararı dokunabilir. 102 O halde, kendilerinden önce gelip geçen inkârcıların yaşadığı felaket günlerinden başka günler mi bekliyorlar? De ki: Öyleyse olacak olanı bekleyin bakalım; doğrusu ben de sizinle beraber bekleyeceğim. 103 Çünkü bu konudaki değişmeyen uygulama şudur: Hakkı inkâr edip, ayetlerimizi yalan-lamaya kalkışanların felaketlerini hazırlarız ve buna karşılık elçilerimizi ve i-man edenleri kurtarırız, mü’minleri de azap geldiğinde kurtarmak üzerimize bir haktır.

 

/ 104 Ey peygamber! De ki: “Ey İnsanlar! Eğer benim hayat tar-zımdan şüphede iseniz bilin ki ben, sizin Allah’tan başka kulluk ettiğiniz varlık-lara kulluk etmem. Ben yalnızca, sizin hayatınıza son verecek olan Allah’a iba-det ederim. Çünkü ben, yalnız O’na inanan kimselerden biri olmakla emrolun-dum.”

105 Ey insanoğlu işte böyle, sen de yüzünü yalancı, aldatıcı şeyler-den bütünüyle arınmış olarak, samimiyetle gerçek inanca çevir. Allah’tan baş-kalarına ilahlık yakıştıranlardan olma. 106 Sana ne bir zarar, ne de yarar ve-rebilecek imkanı olmayan varlıklara, Allah’la beraber Allah’ı andığın gibi anıp, onlara yalvarıp yakarma. Eğer böyle yaparsan, muhakkak ki yaratılış gayesine aykırı hareket etmiş olursun. 8

 

 

220

51 / 10 YÛNUS (107-109)  

Cüz : 11

 

 

وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ اِلاَّ هُوَ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلاَ رَآدَّ لِفَضْلِهِ يُصِيبُ بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ  -107,  قُلْ يَآاَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَ كُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ  فَمَنِ اهْتَدَى فَاِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَا اَنَا عَلَيْكُمْ بِوَكِيلٍ -108, وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتَّى يَحْكُمَ اللهُ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ -109,

 

7 107 Ve bil ki, eğer senin başına Allah bir darlık, bir sıkıntı saracak olursa, O’ndan başka, onu giderecek olan yoktur ve eğer hakkında iyilik, genişlik diliyorsa, O’-nun lütuf ve cömertliğini senden engelleyebilecek kimse de yoktur. O lütuf ve cömertli-ğini kullarından isteyen kimseye dilediği şekilde nasip eder. Çünkü O, çok acıyan ve çok bağışlayandır. 108 Ey peygamber! De ki: “Ey insanlar! Şimdi size, Rabbinizden gerçekleri içeren bilgi gelmiş bulunuyor. Bundan böyle her kim, doğru yolu izlemeyi se-çerse, bunu kendi lehine seçmiş olacaktır. Ve kim de sapıklığı seçerse, yine bunu ken-di aleyhine seçmiş olacaktır. Ben sizin üzerinize, bir koruyucu ve işinizi yüklenici de değilim.” 109 Sana gelince, ey Muhammed! Sen de, yalnızca sana vahyedilene uy ve Allah hükmünü verinceye kadar her türlü sıkıntı ve zorluklara göğüs ger; çünkü hük-medenlerin en iyisi O’dur.