Tefsir Kulliyati - 12. Sayfa - Abd
|
|
234 |
52 / 11 HÛD (118-123) 53 / 12 YÛSUF (1-4) |
Cüz : 12 |
|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الر تِلْكَ اَيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ -1, اِنَّا اَنْزَلْنَاهُ قُرْاَنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ -2, نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ هَذَا الْقُرْاَنَ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ -3, اِذْ قَالَ يُوسُفُ لاَبِيهِ يَااَبَتِ اِنِّى رَاَيْتُ اَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَاَيْتُهُمْ لِى سَاجِدِينَ -4,
12 YÛSUF SÛRESİ
Kur’ân’da anlatılan her kıssa yani yaşanmış ibret ve mesaj verici her olay yalnızca bir anlatı değildir. Her kıssada bir mesaj verilmekte, bir emir aktarılmakta ve her kıssa bir tebliğ aracı olarak kullanılmaktadır. Bu sûre-de de Yusuf’tan bahisle İbrahim, İshak, Yakub ve Yusuf’un inandığı dinin Hz. Muhammed’in tebliğiyle aynı olduğu a-çıklığa kavuşturulmaktadır. Daha sonra sûre içinde geçen şahıslardan iki karakter şekillendirilir. Allah’a, ahirete ina-nan ve bu inancından her türlü şartlarda bile taviz vermeyen karakterle, sadece dünyayı tanıyan küfre dayalı ikinci bir karakter, ikisi arasında karşılaştırma ve tercih… Bir gerçeği daha sergiler sûre; Kuyuya ölmesi için atılan sonunda devlet yöneticisi olur Allah dilerse. Ve Allah’a inanan ve O’nun emirlerinden taviz vermeyen her türlü yardımı O’n-dan bekleyen Yusuf gibi genç yaştaki bir köle, sonunda Mısır yöneticisi olur Allah dilerse…
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Elif, Lâm, Râ, Bunlar, doğruyu apaçık gösteren, kendisi de apaçık o-lan kitabın ayetleridir. 2 Biz onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik ki, aklınızı kullanıp anlayasınız diye. 3 Ey Muhammed! Biz sana bu Kur’ân’ı vahyetmekle her türlü haber-leri, sana en güzel ifade biçimiyle anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce bu ha-berleri bilmeyenlerden idin. 4 Bir vakit Yûsuf babasına şöyle demişti: “Babacığım, ben rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayı gördüm. Benim önümde, saygıyla yere kapanmış-lardı.” 8
|
|
Cüz : 12 |
53 / 12 YÛSUF (5-14) |
235 |
|
قَالَ يَابُنَىَّ لاَ تَقْصُصْ رُءْ يَاكَ عَلَى اِخْوَتِكَ فَيَكِيدُوا لَكَ كَيْدًا اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلاِنْساَنِ عَدُوٌّ مُبِينٌ -5, وَكَذَلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوِيلِ اْلاَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلَى اَلِ يَعْقُوبَ كَمَا اَتَمَّهَا عَلَى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرَهِيمَ وَاِسْحَقَ اِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ -6, لَقَدْ كَانَ فِى يُوسُفَ وَاِخْوَتِهِ اَيَاتٌ لِلسَّآئِلِينَ -7, اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلَى اَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّ اَبَانَا لَفِى ضَلاَلٍ مُبِينٍ -8, اُقْتُلُوا يُوسُفَ اَوِ اطْرَحُوهُ اَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ اَبِيكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِهِ قَوْمًا صَالِحِينَ -9, قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ لاَ تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَاَلْقُوهُ فِى غَيَابَةِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ -10, قَالُوا يَآاَبَانَا مَا لَكَ لاَ تَأْمَنَّا عَلَى يُوسُفَ وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ -11, اَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ -12, قَالَ اِنِّى لَيَحْزُنُنِى اَنْ تَذْهَبُوا بِهِ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ -13, قَالُوا لَئِنْ اَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّا اِذًا لَخَاسِرُونَ -14,
7 5 Babası Yakub: “Yavrucuğum” dedi. “Bu rüyanı kardeşlerine anla-tayım deme, yoksa kıskançlıklarından dolayı, sana karşı bir tuzak kurabilirler; doğrusu şeytan gözle görünmese bile insan için apaçık bir düşmandır. 6 Çün-kü rüyanda sana gösterilene bakılacak olursa, Rabbin seni de peygamber ola-rak seçecek ve sana olayların içyüzünü görüp yorumlamayı öğretecek ve tıpkı ataların İbrahim ve İshak’a olan nimetini her bakımdan tam ve yeterli kıldığı gi-bi sana ve Ya’kub’un soyuna verdiği nimeti de, her bakımdan tam ve yeterli kı-lacaktır. Doğrusu Rabbin, herşeyi bilen ve herşeyi yerli yerince yapandır.”
/ 7 Gerçek şu ki, Yûsuf ve kardeşlerinin haberlerinde, gerçekleri arayanlar için çıkarılacak nice dersler vardır. 8 Bir vakit Yûsuf’un kardeşleri, kendi aralarında şöyle konuşuyorlardı: “Sayımız bu kadar çok, güçlü bir gurup olduğumuz halde bile, Yûsuf ve kardeşi Bünyamin babamızın yanında, bizden daha sevimli gözüküyor. Gerçek şu ki, babamız açık bir yanılgı içerisindedir.” 9 İçlerinden biri: “Yûsuf’u öldürün” dedi. “Yahut onu uzak bir yere götürün bıra-kın ki, böylece babanız sevgi ve alakasıyla, yalnızca size kalsın. Daha sonra da sizler, tevbe ederek iyi insanlar olmuş olursunuz.” 10 Bir diğeri: “Hayır, Yûsuf’u öldürmeyin” diye söze karıştı. “Eğer mutlaka birşey yapmanız gereki-yorsa, onu bir kuyunun dibine atın; nasıl olsa onu oradan geçen bir kervan bu-lup yanına alır.” 11 Bu görüşte birleştiler ve bunun üzerine babalarına: “Ey ba-ba!” dediler. “Biz Yûsuf’un iyiliğini isteyen kimseler olduğumuz halde, neden O’nun hakkında bize güvenmiyorsun? 12 Bırak O’nu yarın bizimle gelsin, ge-zip oynasın; onu koruyup gözeteceğimizden hiç endişen olmasın!”
13 “Doğrusu onu götürmeniz beni çok üzer. Gözden uzak tuttuğunuz bir anda, O’nu kurdun yemesinden korkuyorum.”
14 “Bu kadar güçlü kuvvetli bir topluluk olan bizlerin arasında, yine de onu kurt kapacak olursa, biz ölmüşüz demektir” dediler. 8
|
|
236 |
53 / 12 YÛSUF (15-22) |
Cüz : 12 |
|
فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهِ وَاَجْمَعُوا اَنْ يَجْعَلُوهُ فِى غَيَابَةِ الْجُبِّ وَاَوْحَيْنَا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هَذَا وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ -15, وَجَاؤُا اَبَاهُمْ عِشَاءً يَبْكُونَ -16, قَالُوا يَآاَبَانَآ اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَاَكَلَهُ الذِّئْبُ وَمَا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِقِينَ -17, وَجَاؤُا عَلَى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ -18, وَجَاءَ تْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلَى دَلْوَهُ قَالَ يَابُشْرَى هَذَا غُلاَمٌ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةً وَاللهُ عَلِيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ -19, وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكاَنُوا فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ -20, وَقَالَ الَّذِى اشْتَرَيهُ مِنْ مِصْرَ لاِمْرَاَتِهِ اَكْرِمِى مَثْوَيهُ عَسَى اَنْ يَنْفَعَنَا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَكَذَلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِى اْلاَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْوِيلِ اْلاَحَادِيثِ وَاللهُ غَالِبٌ عَلَى اَمْرِهِ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ -21, وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ اَتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنِينَ -22,
7 15 Ne zaman ki, Yûsuf’u alıp götürdüler ve toplanıp onu, kuyunun dibine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz de ona: “Andolsun ki, sen bir gün onların bu yaptıklarını, kendilerine farkına varmadıkları bir sırada, haber verceksin” di-ye vahyettik. 16 Ve akşam olunca, babalarının karşısına ağlayarak çıkıp geldi-ler. 17 “Ey babamız!” dediler. “Yarış yapmak için bulunduğumuz yerden biraz uzaklaşmış ve Yûsuf’u eşyamızın başına bırakmıştık. Bir de ne görelim, onu kurt yemiş. Ama biliyoruz ki, biz böylece doğruyu söylüyor olsak da, sen bize i-nanmayacaksın.” 18 Böyle diyerek üzerinde yalancı bir kan bulaştırılmış olan gömleğini getirdiler ve gösterdiler. Ya’kub: “Yoo” dedi. “Sizi kendi benlikleriniz ve hayal gücünüz bu kötü oyuna sürüklemiş. Artık bana düşen güzelce sabre-dip bu acıya katlanmaktır. Söylediklerinize karşılık ancak Allah’ın yardımı bek-lenir.”
19 Derken bir kervan çıkageldi ve sucularını su kuyusuna gönderdi-ler, o da kovasını suya saldı ve “Müjdeler olsun, ne güzel kısmet” diye bağırdı. “Güzel bir oğlan çocuğu bu.” Ve böylece kervandakiler, Yûsuf’u bir ticaret malı gibi sakladılar. Allah onların her yaptığını adım adım biliyordu. 20 Ve sonunda Mısır’a varınca, Yûsuf’u değersiz bir fiyatla, birkaç dirhem gümüşe sattılar. O’nu ellerinde tutmak için isteksiz davrandılar. Yani buluntu olduğu için, ona fazla değer vermeyip hemen ellerinden çıkardılar.
/ 21 Ve onu satın alan Mısırlı adam karısına, “O’na iyi bak” dedi. “Belki bize yararı olur. Kaldı ki, evlatlık edinebiliriz onu.” Böylece Yûsuf’a o ül-kede iyi bir yer sağladık ki, ona olayların içyüzüne ve gerçek anlamına dair bir kavrama öğretelim diye. Allah şüphesiz istediğini yapmaya güç yetirendir. Fa-kat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar.
22 Derken, ergenlik çağını aştığı zaman eğriyi doğruyu ayırmaya ye-tecek keskin bir muhakeme gücü ve derin bir kavrayış yeteneği bahşettik ona. İyilik yapanları, biz işte böyle ödüllendiririz. 8
|
|
Cüz : 12 |
53 / 12 YÛSUF (23-30) |
237 |
|
وَرَاوَدَتْهُ الَّتِى هُوَ فِى بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِهِ وَغَلَّقَتِ اْلاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ قَالَ مَعَاذَ اللهِ اِنَّهُ رَبِّى اَحْسَنَ مَثْوَاىَ اِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ -23, وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بِهَا لَوْلاَ اَنْ رَاَ بُرْهَانَ رَبِّهِ كَذَلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشَاءَ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ -24, وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَمِيصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَى الْبَابِ قَالَتْ مَا جَزَاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُوء اً اِلاَّ اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -25, قَالَ هِىَ رَاوَدَتْنِى عَنْ نَفْسِى وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَا اِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِبِينَ -26, وَاِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِقِينَ -27, فَلَمَّا رَاَ قَمِيصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ -28, يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هَذَا وَاسْتَغْفِرِى لِذَنْبِكِ اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِئِينَ -29, وَقَالَ نِسْوَةٌ فِى الْمَدِينَةِ امْرَاَةُ الْعَزِيزِ تُرَاوِدُ فَتَيهَا عَنْ نَفْسِهِ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا اِنَّا لَنَرَيهَا فِى ضَلاَلٍ مُبِينٍ -30,
7 23 Ve barındığı evin hanımı, Yûsuf’tan murad almak istedi ve ka-pıları sımsıkı kapatarak: “Haydi gelsene!” dedi. Ama Yûsuf: “Öyle birşey yap-maktan Allah’a sığınırım” diye karşılık verdi. Çünkü O Allah benim Rabbimdir, yerimi güzel ayarlamıştır. Veya senin kocan benim efendimdir, bana çok iyi baktı, ben O’nun iyiliğine karşı hainlik yapamam. Gerçek şu ki, her nerede o-lursa olsun, Allah’ın istediği şekilde hayat sürmeyenler, asla rahat ve huzura e-rişemezler. 24 Gerçek şu ki, kadın ona karşı arzu doluydu; eğer Yûsuf Rabbi-nin zinayı yasaklayan kesin delilini, hatırına getirmemiş olsaydı, onun da ona bir arzu ve isteği doğmuş gitmişti. Böylece biz ondan kötülüğü, çirkin ve taş-kınca halleri geri çevirmek için, kesin delilimizi hatırlatmış olduk. Gerçekten de o Yûsuf, bizim seçkin kullamızdan biriydi. 25 Derken ikisi birlikte kapıya ko-şuştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı ve o an kapıda, kadının kocasını karşılarında buldular. Kadın: “Karın için kötülük düşünen birinin ceza-sı, hapisten ya da en ağır ceza neyse ondan başka ne olabilir?” diyerek üste çıkmaya çalıştı. 26 Yûsuf: “Ben ona saldırmadım, aksine o benden murad al-mak istedi!” diye kendisini savundu. O an kadının yakınlarından duruma tanık-lık eden biri, görüşünü şöyle bildirdi: “Eğer Yûsuf’un gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru, öbürü yalan söylüyor demektir. 27 Yok eğer gömleği arkadan yır-tıldıysa, o zaman kadın yalan, öbürü doğru söylüyor demektir.” 28 Böylece ka-dının kocası, Yûsuf’un gömleğinin sırtından yırtılmış olduğunu görünce: “Belli ki, bu yine sizin tuzaklarınızdan biri ey kadınlar topluluğu! Doğrusu, sizin tu-zaklarınız korkunçtur. 29 Ey Yûsuf! Sen de bu olayın üstünde durma, kimseye de söyleme! Ve ey kadın! Sen de işlediğin günahtan ötürü bağışlanma dile, çünkü sen gerçekte hatası büyük olan birisin.”
/ 30 Şehirde olayı duyan bir takım kadınlar birbirleriyle: “Azizin karısı, genç kölesinin gönlünü çelmeye kalkmış, kölesine olan aşkı yüreğinin derinliğine işlemiş; doğrusu biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” diye de-dikodu yapıyorlardı. 8
|
|
238 |
53 / 12 YÛSUF (31-37) |
Cüz : 12 |
|
فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَاً وَاَتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَاَيْنَهُ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلَّهِ مَا هَذَا بَشَرًا اِنْ هَذَا اِلاَّ مَلَكٌ كَرِيمٌ -31, قَالَتْ فَذَلِكُنَّ الَّذِى لُمْتُنَّنِى فِيهِ وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ فَاسْتَعْصَمَ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَا اَمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونَ مِنَ الصَّاغِرِينَ -32, قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَىَّ مِمَّا يَدْعُونَنِى اِلَيْهِ وَاِلاَّ تَصْرِفْ عَنِّى كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِلِينَ -33, فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -34, ثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَاَوُا اْلاَيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّى حِينٍ -35, وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِ قَالَ اَحَدُهُمَا اِنِّى اَرَينِى اَعْصِرُ خَمْرًا وَقَالَ اْلاَخَرُ اِنِّى اَرَينِى اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِى خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِ اِنَّا نَرَيكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ -36, قَالَ لاَ يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ اِلاَّ نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَا ذَلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِى رَبِّى اِنِّى تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَهُمْ بِاْلاَخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ -37,
7 31 Kadın, onların dedikodu yaparak kendisini dile düşürme düzen-lerini işitince, onları davet edip kendileri için mükellef bir ziyafet hazırladı ve herbirinin eline de yiyecekleri eti ve meyveyi kesmek üzere bir bıçak tutuştur-du. Sonra Yûsuf’a: “Çık şimdi onların karşısına!” dedi. Kadınlar onu görünce, güzelliği karşısında şaşırıp kaldılar da onu gözlerinde büyüttüler ve şaşkınlık-larından ellerini kestiler: “Aman Allah’ım!” dediler. “Bu ölümlü bir insan olamaz, olsa olsa gözde bir melektir bu.” 32 Kadın onlara: “İşte hakkında beni kınadı-ğınız delikanlı bu! Yemin ederim ki, ben kendisinden murad almak istedim de, o iffetinden ötürü beni reddetti. Ama benim kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, hangi konumda olursa olsun zindana atılacak, aşağılanıp perişanlığa sürüklenenlerden olacak” dedi. 33 Bunun üzerine Yûsuf dedi ki: “Rabbim! Zin-dan bana, bunların beni davet ettiği şeyden daha sevimlidir. Sen onların tuzak-larını benden uzak tutmazsan, ben o zaman onların ayartmalarına kapılır, doğ-ru eğri nedir bilemeyen şaşkın kimselerden olurum.” 34 Rabbi onun dua ve is-teğini kabul buyurdu da, kadınların tuzaklarını ondan çevirdi. Şüphesiz ki O, herşeyi işiten ve herşeyi olduğu gibi bilendir.
35 Sonra aziz ve çevresindekiler, Yûsuf’un iffetine dair birçok belge-leri görmelerine rağmen, onu bir süre zindana atmayı uygun gördüler.
/ 36 O’nunla beraber iki genç daha girmişti hapse. Sohbet esna-sında onlardan biri, Yûsuf’a dedi ki: “Rüyamda kendimi şaraplık üzüm sıkarken gördüm.” Diğeri ise: “Ben, kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar ondan yiyorlar şeklinde gördüm” dedi. “Bize bu rüyaların gerçek anlamını ha-ber ver, çünkü sen rüyaların nasıl yorumlanacağını iyi bilen kimselerdensin” dediler. 37 Yûsuf dedi ki: “Size yedirilecek yemek, size gelmezden önce, yani kısa bir zaman içerisinde, o rüyaların yorumunu mutlaka size haber verece-ğim. Bu Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir. Öncelikle bilin ki, ben Allah’a inanmayan ve ahiret gerçeğine inanmayıp tüm bu gerçekleri örtbas eden bir toplumun izlediği yolu kabul edenlerden değilim. 8
|
|
Cüz : 12 |
53 / 12 YÛSUF (38-43) |
239 |
|
وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اَبَآئِى اِبْرَهِيمَ وَاِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا اَنْ نُشْرِكَ بِاللهِ مِنْ شَىْءٍ ذَلِكَ مِنْ فَضْلِ اللهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَشْكُرُونَ -38, يَاصَاحِبَىِ السِّجْنِ ءَ اَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ اَمِ اللهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ -39, مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ اِلاَّ اَسْمَاءً سَمَّيْتُمُوهَآ اَنْتُمْ وَاَبَآؤُكُمْ مَا اَنْزَلَ اللهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ اِنِ الْحُكْمُ اِلاَّ لِلَّهِ اَمَرَ اَلاَّ تَعْبُدُوا اِلاَّ اِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ -40, يَاصَاحِبَىِ السِّجْنِ اَمَّآ اَحَدُكُمَا فَيَسْقِى رَبَّهُ خَمْرًا وَاَمَّا اْلاَخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَأْسِهِ قُضِىَ اْلاَمْرُ الَّذِى فِيهِ تَسْتَفْتِيَانِ -41, وَقَالَ لِلَّذِى ظَنَّ اَنَّهُ نَاجٍ مِنْهُمَا اذْكُرْنِى عِنْدَ رَبِّكَ فَاَنْسَيهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ فَلَبِثَ فِى السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ -42, وَقَالَ الْمَلِكُ اِنِّى اَرَى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنْبُلاَتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍ يَآاَيُّهَا الْمَلأُ اَفْتُونِى فِى رُءْ يَاىَ اِنْ كُنْتُمْ لِلرُّءْ يَا تَعْبُرُونَ -43,
7 38 Atalarım İbrahim, İshak ve Ya’kub’un dinine uydum. Allah’a herhangi birşeyi ortak koşmak bize yakışmaz; bu tevhid inancı bize ve insanla-ra Allah’ın bir lütfudur. Ama insanların çoğu, bu lütfun değerini bilmez de onun için şükretmezler. 39 Ey benim hapishane arkadaşlarım! Düşünün bir kere, ayrı ayrı isimler altında, bir sürü değişik tanrılara inanmak mı, yoksa bütün var-lıkları hükmü altında tutan tek Allah’a inanmak mı daha hayırlıdır? 40 Siz Allah’ı bırakıp, sadece sizin ve atalarınızın taptığı birtakım anlamsız isimlere tapıyorsunuz ki, Allah onların haklılığı hakkında hiçbir belge ve kanıt indirme-miştir. Neyin eğri, neyin doğru olduğu konusunda hüküm, yalnızca Allah’a ait-tir. O da, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyuruyor. İşte dosdoğru olan tek din budur. Ama insanların çoğu bilmezler. 41 Ey hapishane arkadaş-larım! Rüyalarınızın yorumuna gelince, biriniz eskisi gibi efendisine şarap sun-maya devam edecek, diğeri ise asılacak ve et yiyici kuşlar onun başını didikle-yecek. Benden yorumlamamı istediğiniz şey, Alah tarafından bu şekilde karara bağlanmış bulunuyor.” 42 Ve bunun üzerine Yûsuf, iki hapis arkadaşından kurtulacağını düşündüğü kimseye, efendinin yanında benim suçsuz olduğumu hatırlatmak üzere beni hatırla dedi. Fakat şeytan o adama, Yûsuf’un durumu-nu efendisine hatırlatmayı unutturdu; bundan dolayı Yûsuf bir kaç yıl daha zin-danda kaldı.
/ 43 Ve bir gün hükümdar: “Rüyamda yedi çelimsiz ineğin yediği yedi semiz inek, yedi yeşil başak ve bir o kadar da kurumuş başak gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumlamayı biliyorsanız, rüyamı bana yorumlayın ba-kalım!” dedi. 8
|
|
240 |
53 / 12 YÛSUF (44-52) |
Cüz : 12 |
|
قَالُوا اَضْغَاثُ اَحْلاَمٍ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ اْلاَحْلاَمِ بِعَالِمِينَ -44, وَقَالَ الَّذِى نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْوِيلِهِ فَاَرْسِلُونِ -45, يُوسُفُ اَيُّهاَ الصِّدِّيقُ اَفْتِنَا فِى سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلاَتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍ لَعَلِّى اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ -46, قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَاَبًا فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ فِى سُنْبُلِهِ اِلاَّ قَلِيلاً مِمَّا تَأْكُلُونَ -47, ثُمَّ يَأْتِى مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلاَّ قَلِيلاً مِمَّا تُحْصِنُونَ -48, ثُمَّ يَأْتِى مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ -49, وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِى بِهِ فَلَمَّا جَاءَ هُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلَى رَبِّكَ فَسْئَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللَّتِى قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ اِنَّ رَبِّى بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌ -50, قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِهِ قُلْنَ حَاشَ لِلَّهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُوءٍ قَالَتِ امْرَاَةُ الْعَزِيزِ اْلئَنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ اَنَا رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ -51, ذَلِكَ لِيَعْلَمَ اَنِّى لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَاَنَّ اللهَ لاَ يَهْدِى كَيْدَ الْخَائِنِينَ -52,
7 44 Kralın başına toplanmış ünlü rüya tabircileri dediler ki: “Anlaşıl-ması zor, karmaşık rüyalardan biri bu. Biz böyle karışık rüyaların yorumunu bi-len kimseler değiliz.” 45 Zindandaki o iki kişiden kurtulan adam, hayli zaman sonra Yûsuf’u hatırladı da, “Ben size bunun yorumunu haber vereyim, beni he-men zindana gönderin” dedi. 46 Zindana gönderilince: “Ey Yûsuf ey doğru sözlü arkadaş! Bize yedi semiz ineği, yedi arık inek yiyor ve yedi yeşil başak, diğeri de bir o kadar kuru başak… şeklindeki bir rüyanın yorumunu yap ki, sa-raydaki insanların yanına döneyim ve onlar da böylece senin, nasıl bir kimse olduğunu öğrensinler!” 47 Yûsuf şöyle cevapladı: “Yedi yıl boyunca, her za-manki gibi ekip biçin, ama hasat ettiğiniz ekini yemek için ayıracağınız az mik-tar dışında, öylece başağında bırakın.
48 Çünkü yedi yıl sürecek olan bu bolluk zamanından sonra, yedi yıl-lık bir kıtlık dönemi gelecek ve sizin bu dönem içinde hazırladığınız herşeyi, sakladığınız az bir miktarın dışında silip süpürecek. 49 Sonra onun ardından bir yıl gelecek ki, insanlar yağmura kavuşturulacak ve insanlar bol bol üzüm, zeytin gibi meyveleri sıkacaklar veya hayvanlardan bol bol süt sağacaklar.”
/ 50 Ve Yûsuf’un yorumu kendisine ulaşır ulaşmaz hükümdar: “O’-nu bana getirin” dedi. Ama elçiler kendilerine geldiğinde, Yûsuf dedi ki: “Efen-dinize gidin ve ona sorun, ellerini kesen o kadınların maksadı neydi? Bunu araştırıp ortaya çıkarsın. Çünkü Rabbim, şüphesiz o kadınların tuzaklarını bü-tün gerçeğiyle bilmektedir.” 51 Bunun üzerine hükümdar o kadınları çağırtıp kendilerine: “Yûsuf’un gönlünü çelmek isterken, ne sağlayacağınızı umuyordu-nuz?” diye sordu da. Kadınlar: “Allah korusun, biz ondan en küçük bir kötülük görmedik” dediler. Azizin karısı da: “İşte şimdi gerçek yerini buldu” dedi. “Ben O’nun nefsinden murad almak istemiştim, ama o özü, sözü doğru kimseler-dendi.” 52 Elçi gelipte kadınların itirafını anlatınca, Yûsuf şöyle dedi: “Onların bu itiraflarına lüzum görmem; benim vezirin yokluğunda kendisine hainlik et-mediğimi ve Allah’ın hainlerin hile ve tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını, vezirin de bilmesi içindir. 8
|
|
Cüz : 13 |
53 / 12 YÛSUF (53-63) |
241 |
|
وَمَا اُبَرِّئُ نَفْسِى اِنَّ النَّفْسَ لاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّى اِنَّ رَبِّى غَفُورٌ رَحِيمٌ -53, وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِى بِهِ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِى فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَكِينٌ اَمِينٌ -54, قَالَ اجْعَلْنِى عَلَى خَزَائِنِ اْلاَرْضِ اِنِّى حَفِيظٌ عَلِيمٌ -55, وَكَذَلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِى اْلاَرْضِ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاءُ نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَاءُ وَلاَ نُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ -56, وَلاَجْرُ اْلاَخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ اَمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ -57, وَجَاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ -58, وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قاَلَ ائْتُونِى بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَبِيكُمْ اَلاَ تَرَوْنَ اَنِّى اُوفِى الْكَيْلَ وَاَنَا خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ -59, فَاِنْ لَمْ تَأْتُونِى بِهِ فَلاَ كَيْلَ لَكُمْ عِنْدِى وَلاَ تَقْرَبُونِ -60, قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ -61, وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ فِى رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَا اِذَا انْقَلَبُوا اِلَى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ -62, فَلَمَّا رَجَعُوا اِلَى اَبِيهِمْ قَالُوا يَآاَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ -63,
7 53 Bununla beraber yine ben, kendimi bütünüyle temize çıkarma-ya çalışmıyorum. Çünkü Rabbimin acıyıp esirgediği kimseler hariç, insanın kendi benliği de onu kötülüğe sürükleyen büyük bir zorbadır. Gerçekten de be-nim Rabbim çok acıyan gerçek bağışlayandır.” 54 Hükümdar dedi ki: “Onu ba-na getirin; kendime has en yakınlardan biri yapayım.” Ve onunla konuşunca, hükümdar dedi ki: “Bu gün sen, yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin.” 55 Yûsuf: “Beni, yeryüzünün hazineleri üzerinde görevlendirin; güveni-lir, bilgili bir gözcü ve koruyucu olacağımdan emin olabilirsiniz” dedi. 56 Böyle-ce yeryüzünde Yûsuf’a imkan verdik. Herşey ve her yer O’nun idaresi altında idi. Rahmetimizi dilediğimiz kimselere nasib ederiz. İyilik yapanların mükafatını da muhakkak veririz. 57 Ahiret mükafatı ise, iman edip yolunu Allah ve kitabıy-la bulanlar için daha değerlidir.
/ 58 Her yerde başgösteren kıtlık münasebetiyle, Yûsuf’un kardeş-leri de zahire almak için gelip onun huzuruna girdiler de Yûsuf onları tanıdı; onlar ise Yûsuf’u tanımıyorlardı. 59 Yûsuf onların zahîre yüklerini hazırlattık-tan sonra dedi ki: “Bana, baba bir erkek kardeşinizi de getirin. Görmüyor mu-sunuz, size o kardeşiniz adına da, tam ölçek hissenizi veriyorum. Ben konuk-severlerin hayırlısıyım. 60 Eğer o kardeşinizi bir sonraki sefer bana getirmez-seniz, o zaman benden ne bir ölçek olsun zahîre bekleyin, ne de yanıma yak-laşın!” 61 Dediler ki: “Onu getirmek için babasını razı etmeye çalışacağız ve her halde bu isteğinizi yapacağız.” 62 Bu arada Yûsuf hizmetçilerine: “Onların bedel olarak getirdikleri sermayelerini de yüklerinin içine koyun, belki ailelerine döndükleri zaman bunu farkederler de, belki daha istekli olarak bize geri dö-nerler” dedi. 63 Ve böylece babalarının yanına döndüklerinde, Yûsuf’un kar-deşleri, “Ey baba!” dediler. “Bünyamin’i yanımızda götürmedikçe, artık bize bir ölçek bile zahîre verilmeyecek; bunun için kardeşimizi bizimle gönder ki, hepi-mize yetecek tartıda zahîre alabilelim. Şüphen olmasın ki, biz onu koruyaca-ğız.”
|
|
242 |
53 / 12 YÛSUF (64-69) |
Cüz : 13 |
|
قَالَ هَلْ اَمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلاَّ كَمَا اَمِنْتُكُمْ عَلَى اَخِيهِ مِنْ قَبْلُ فَاللهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ -64, وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْ قَالُوا يَآاَبَانَا مَا نَبْغِى هَذِهِ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَا وَنَمِيرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍ ذَلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ -65, قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتَّى تُؤْتُونِ مَوْثِقًا مِنَ اللهِ لَتَأْتُنَّنِى بِهِ اِلاَّ اَنْ يُحَاطَ بِكُمْ فَلَمَّا اَتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللهُ عَلَى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ -66, وَقَالَ يَابَنِىَّ لاَ تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ وَمَا اُغْنِى عَنْكُمْ مِنَ اللهِ مِنْ شَىْءٍ اِنِ الْحُكْمُ اِلاَّ لِلَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ -67, وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْ مَا كَانَ يُغْنِى عَنْهُمْ مِنَ اللهِ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ حَاجَةً فِى نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضَيهَا وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ -68, وَلَمَّا دَخَلُوا عَلَى يُوسُفَ اَوَى اِلَيْهِ اَخَاهُ قَالَ اِنِّى اَنَا اَخُوكَ فَلاَ تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -69,
7 64 Ya’kub: “Daha önce kardeşiniz Yûsuf’u size nasıl emanet ettiy-sem, onu da aynı şekilde size emanet edeyim öyle mi? Oysa Allah koruyup gözetici olarak, sizden elbette daha iyi, daha üstündür. Çünkü O, acıyıp mer-hamet edenlerin en yücesidir.”
65 Ve neden sonra yüklerini açtıklarında, takas için götürdükleri ser-mayelerin de kendilerine, iade edilmiş olduğunu gördüler. “Ey babamız!” dedi-ler. “Başka ne isteyebiliriz ki? İşte kendi mallarımız, olduğu gibi bize iade edil-miş. Eğer Bünyamin’in bizimle gelmesine izin verirsen, bu mallarla ailemize yeniden zahîre getirebilir, kardeşimizi de iyi koruyup gözetir ve böylece, bir de-ve yükü zahîre fazladan elde etmiş oluruz. Bu seferki alıp getirdiğimiz pek az sayılır, bize yetmez.”
66 Ya’kub: “Hepiniz ölümle kuşatılıp kıstırılmadıkça, onu bana geri getireceğinize dair bana Allah huzurunda yeminle söz vermedikçe, onu sizinle göndermeyeceğim!” dedi. Hepsi birden, yeminle söz verdiklerinde Ya’kub: “Allah bu dediklerimize karşı vekildir!” diyerek razı oldu. 67 Ve şöyle dedi: “Ey oğullarım! Mısır’a bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla be-raber, sizden Allah’ın takdirini çevirecek de değilim. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben O’na güvenip dayandım. Güvenip dayanmak isteyenler de, ancak O’na güvenip dayansınlar!” dedi. 68 Onlar Yûsuf’un bulunduğu şehre, her ne kadar babalarının emrettiği şekle uygun olarak girdilerse de, babalarının bu tedbiri, Allah’ın takdirine karşı onlara bir yararı olmadı. Yalnızca, Ya’kub’un oğullarını korumak yönünde duyduğu arzunun bir ifadesiydi bu. Çünkü o, kendisine öğ-rettiklerimiz sayesinde, her zaman Allah’ın hükmünün geçerli olduğuna dair, yeterli bir bilgiye sahipti. Ama insanların çoğu bunu böyle bilmezler.
/ 69 Tüm kardeşleri Yûsuf’un yanına vardıklarında, kardeşi Bün-yamin’i bağrına bastı da, ona gizlice: “Ben senin kardeşinim, artık onların geç-mişte hakkımızda yapmış olduklarına karşı üzülme!” dedi. 8
|
|
Cüz : 13 |
53 / 12 YÛSUF (70-78) |
243 |
|
فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فِى رَحْلِ اَخِيهِ ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْعِيرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ -70, قَالُوا وَاَقْبَلُوا عَلَيْهِمْ مَاذَا تَفْقِدُونَ -71, قَالُوا نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَنْ جَاءَ بِهِ حِمْلُ بَعِيرٍ وَاَنَا بِهِ زَعِيمٌ -72, قَالُوا تَاللهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِى اْلاَرْضِ وَماَ كُنَّا سَارِقِينَ -73, قَالُوا فَمَا جَزَآؤُهُ اِنْ كُنْتُمْ كَاذِبِينَ -74, قَالُوا جَزَآؤُهُ مَنْ وُجِدَ فِى رَحْلِهِ فَهُوَ جَزَآؤُهُ كَذَلِكَ نَجْزِى الظَّالِمِينَ -75, فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاءِ اَخِيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَاءِ اَخِيهِ كَذَلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ اَخَاهُ فِى دِينِ الْمَلِكِ اِلاَّ اَنْ يَشَاءَ اللهُ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ وَفَوْقَ كُلِّ ذِى عِلْمٍ عَلِيمٌ -76, قَالُوا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُ فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ فِى نَفْسِهِ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَانًا وَاللهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ -77, قَالُوا يَآاَيُّهَا الْعَزِيزُ اِنَّ لَهُ اَبًا شَيْخًا كَبِيرًا فَخُذْ اَحَدَنَا مَكَانَهُ اِنَّا نَرَيكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ -78,
7 70 Yûsuf onların yüklerini hazırlatırken su kabını öz kardeşi Bün-yamin’in yüküne koydurdu ve böylece onlar, bundan habersiz şehirden ayrılır-ken bir çağırıcı şöyle seslendi, “Ey kervan durun! Siz hırsızlarsınız!” 71 Yû-suf’un kardeşleri, o çağırıcıya dönerek: “Ne kaybettiniz?” dediler. 72 Dediler ki: “Kralın su kabını kaybettik, onu kim bulursa, ödül olarak kendisine bir deve yükü zahîre verilecek. Buna ben kefilim!” diye ekledi o görevli kimse. 73 Yû-suf’un kardeşleri: “Allah’a yemin ederiz ki, sizin de bildiğiniz gibi biz Mısır top-rağında bozgunculuk yapmaya gelmedik ve biz hırsızlık yapmış da değiliz!” dediler. 74 Görevliler: “Peki ya yalancı çıkarsanız, o hırsızlık edenin sizce ce-zası nedir?” diye sordular. 75 Ya’kub’un oğulları: “Bunun cezası, su kabı kimin yükünde çıkarsa, yaptığının cezası olarak o kimse tutuklanır. İşte suç işleyen, yaratılış gayeleri dışında yaşamaya çalışanları biz böyle cezalandırırız.”
76 Bunun üzerine kovuşturma için Yûsuf’un yanına getirildiler. Yûsuf arama işine küçük kardeşi Bünyamin’in yükünden önce ötekilerin yüklerinden başladı ve sonunda su kabını küçük kardeşinin yükünde bulup çıkardı. Yû-suf’un, dileğine erişmesi için biz olayları işte böyle düzenledik. Allah böyle dile-meseydi o hükümdarın yasalarına göre Yûsuf kardeşini başka türlü yanında alıkoyamazdı. Biz dilediğimiz kimseyi bilgice yüksek düzeylere çıkarırız, fakat her bilgi sahibinin üstünde herşeyi bilen Allah vardır. 77 Hükümdarın su kabı, Bünyamin’in eşyasında çıkar çıkmaz öteki kardeşleri, “Eğer o çaldıysa ne âlâ, çünkü bir zamanlar onun kardeşi Yûsuf’da hırsızlık yapardı” diye mırıldandılar. Yûsuf bu sözü içinde tuttu, onlara birşey açmadı ve içinden: “Siz kötü bir du-rum içindesiniz; Allah bu anlattıklarınızı çok daha iyi bilir” dedi. 78 Dediler ki: “Ey vezir! Onun çok yaşlı bir babası var, O’nun burada bırakıldığına çok üzü-lür, O’nun yerine bizden birimizi al; zira biz seni iyilik edenlerden birisi olarak görüyoruz.” 8
|
|
244 |
53 / 12 YÛSUF (79-86) |
Cüz : 13 |
|
قَالَ مَعَاذَ اللهِ اَنْ نَأْخُذَ اِلاَّ مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُ اِنَّا اِذًا لَظَالِمُونَ -79, فَلَمَّا اسْتَيْئَسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِيًّا قَالَ كَبِيرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقًا مِنَ اللهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ فِى يُوسُفَ فَلَنْ اَبْرَحَ اْلاَرْضَ حَتَّى يَأْذَنَ لِى اَبِى اَوْ يَحْكُمَ اللهُ لِى وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ -80, اِرْجِعُوا اِلَى اَبِيكُمْ فَقُولُوا يَآاَبَانَآ اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَا اِلاَّ بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حاَفِظِينَ -81, وَاسْئَلِ الْقَرْيَةَ الَّتِى كُنَّا فِيهَا وَالْعِيرَ الَّتِى اَقْبَلْنَا فِيهَا وَاِنَّا لَصَادِقُونَ -82, قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ عَسَى اللهُ اَنْ يَأْتِيَنِى بِهِمْ جَمِيعًا اِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ -83, وَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَآاَسَفَى عَلَى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌ -84, قَالُوا تَاللهِ تَفْتَؤُا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّى تَكُونَ حَرَضًا اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِكِينَ -85, قَالَ اِنَّمَا اَشْكُو بَثِّى وَحُزْنِى اِلَى اللهِ وَاَعْلَمُ مِنَ اللهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ -86,
7 79 Yûsuf: “Yitiğimizi yanında bulduğumuz kişiden başkasını alı-koymaktan Allah’a sığınırız. Çünkü o zaman, yaratılış gayemize aykırı hareket etmiş oluruz” diye cevap verdi.
/ 80 O’ndan ümitlerini kesince, meseleyi gizlice görüşmek üzere ayrılıp bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz hatayı bilmiyor musu-nuz? Bunun için ben artık, babam bana izin verinceye kadar bu ülkeden ayrıl-mayacağım yahut Allah lehimde bir hüküm verinceye kadar. Çünkü Allah hük-medenlerin en iyisidir. 81 Size gelince, siz babanıza dönüp gidin ve ona ey baba! Oğlun hırsızlık yaptı; fakat biz bildiğimizden ve gördüğümüzden başka-sına şahit değiliz ve sana söz vermiş olsak da, onu bizim göremeyeceğimiz gizli tehlikelere karşı da koruyamazdık ki” deyiniz. 82 “İnanmazsan içinde bu-lunduğumuz ve döndüğümüz şehir halkına veya aralarında geldiğimiz kervan-dakilere sor; göreceksin ki biz gerçekten doğru söylüyoruz.” 83 Ve babalarının yanına dönüp, olup biteni ona anlattıkları zaman Ya’kub: “Yoo, benlikleriniz ve hayalleriniz size yeni bir iş kurdurdu. Bana düşen yalnızca güzelce sabredip bu acıya da katlanmaktır. Belkide Allah onların hepsini birden bana geri getire-cektir. Gerçekten Allah herşeyi bilendir, yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır.” 84 Ya’kub onlardan yüz çevirdi ve “Ey Yûsuf üzerindeki sıkıntılarım! Neredesi-niz? Bu da üzerine tuz biber oldu” dedi. Acısını yutkunuyordu, gözlerine üzün-tüsünden ak düştü. 85 Oğulları; “Allah şahittir ki, sen Yûsuf’u anmaktan hasta olacaksın veya yok olup gideceksin!” dediler. 86 Ya’kub: “Ben tasamı ve üzün-tümü ancak Allah’a havale ederim. Çünkü ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri, Allah tarafından vahiy ile biliyorum” dedi. 8
|
|
Cüz : 13 |
53 / 12 YÛSUF (87-95) |
245 |
|
يَابَنِىَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخِيهِ وَلاَ تَايْئَسُوا مِنْ رَوْحِ اللهِ اِنَّهُ لاَ يَايْئَسُ مِنْ رَوْحِ اللهِ اِلاَّ الْقَوْمُ الكَافِرُونَ -87, فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ قَالُوا يَآاَيُّهَا الْعَزِيزُ مَسَّنَا وَاَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُزْجَاةٍ فَاَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَا اِنَّ اللهَ يَجْزِى الْمُتَصَدِّقِينَ -88, قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَاَخِيهِ اِذْ اَنْتُمْ جَاهِلُونَ -89, قَالُوا ءَ اِنَّكَ لاَنْتَ يُوسُفُ قَالَ اَنَا يُوسُفُ وَهذَا اَخِى قَدْ مَنَّ اللهُ عَلَيْنَا اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللهَ لاَ يُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ -90, قَالُوا تَاللهِ لَقَدْ اَثَرَكَ اللهُ عَلَيْنَا وَاِنْ كُنَّا لَخَاطِئِينَ -91, قَالَ لاَ تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللهُ لَكُمْ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ -92, اِذْهَبُوا بِقَمِيصِى هَذَا فَاَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ اَبِى يَأْتِ بَصِيرًا وَأْتُونِى بِاَهْلِكُمْ اَجْمَعِينَ -93, وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعِيرُ قَالَ اَبُوهُمْ اِنِّى لاَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلاَ اَنْ تُفَنِّدُونِ -94, قَالُوا تَاللهِ اِنَّكَ لَفِى ضَلاَلِكَ الْقَدِيمِ -95,
7 87 Ya’kup: “Ey oğullarım! Mısır’a gidin de, Yûsuf ile kardeşini a-raştırıp bulmaya çalışın ve Allah’ın lütfundan ümit kesmeyin. Ancak Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden toplumlar, O’nun lütfundan ümitlerini keserler.”
88 Bunun üzerine Ya’kub’un oğulları, tekrar Mısır’a gidip Yûsuf’un ya-nına girdikleri zaman dediler ki: “Ey aziz! Biz ve ailemiz yine darlık ve sıkıntıya düştük ve pek değersiz bir sermaye ile geldik. Sen bizim için, ölçeği tam tut ve bize karşı cömert ol. Çünkü Allah cömertçe verenleri ödüllendirir.” 89 Yûsuf dedi ki: “Siz henüz cahil kimseler iken, Yûsuf’a ve kardeşi Bünyamin’e neler yaptığınızı biliyor musunuz?” 90 “Aaa, yoksa sen Yûsuf musun?” diye haykır-dılar. O da: “Ben Yûsuf’um, bu da benim kardeşim Bünyamin, Allah bize birbi-rimize kavuşmayı lütfetti, bize yardımda bulunarak korudu ve yüceltti. Gerçek şu ki, kim yolunu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışırlar ve güçlüklere göğüs ge-rerse bilsin ki, Allah iyilikte bulunanların emeklerini boşa çıkarmaz.” 91 Kar-deşleri: “Allah’a yemin ederiz ki, Allah gerçekten seni bizden üstün tutmuştur. Biz sana ve Bünyamin kardeşimize karşı çok hatalı bir iş yaptık!” dediler. 92 Yûsuf: “Bu güne kadar yaptıklarınızdan dolayı kınanmayacaksınız, Allah sizi bağışlayabilir. Çünkü O merhametlilerin en merhametlisidir. 93 Şimdi benim şu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun, gözleri görür hale gelecektir ve sonra hepiniz, ailenizle birlikte bana gelin” dedi.
/ 94 Kervan Mısır’dan ayrılıp yola koyulduğu sıralarda, babaları yanında bulunan kimselere: “Eğer bana bunak demezseniz, inanın ki ben Yû-suf’un kokusunu duyuyorum!” dedi. 95 Yanındakiler: “Allah şahittir ki, sen eski şaşkınlığında devam ediyorsun!” dediler. 8
|
|
246 |
53 / 12 YÛSUF (96-103) |
Cüz : 13 |
|
فَلَمَّا اَنْ جَاءَ الْبَشِيرُ اَلْقَيهُ عَلَى وَجْهِهِ فَارْتَدَّ بَصِيرًا قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنِّى اَعْلَمُ مِنَ اللهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ -96, قَالُوا يَآاَبَانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا اِنَّا كُنَّا خَاطِئِينَ -97, قَالَ سَوْفَ اَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّى اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ -98, فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَى يُوسُفَ اَوَى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ اِنْ شَاءَ اللهُ اَمِنِينَ -99, وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَااَبَتِ هَذَا تَأْوِيلُ رُءْ يَاىَ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّى حَقًّا وَقَدْ اَحْسَنَ بِى اِذْ اَخْرَجَنِى مِنَ السِّجْنِ وَجَاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِى وَبَيْنَ اِخْوَتِى اِنَّ رَبِّى لَطِيفٌ لِمَا يَشَاءُ اِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ -100, رَبِّ قَدْ اَتَيْتَنِى مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِى مِنْ تَأْوِيلِ اْلاَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ اَنْتَ وَلِىِّ فِى الدُّنْيَا وَاْلاَخِرَةِ تَوَفَّنِى مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنِى بِالصَّالِحِينَ -101, ذَلِكَ مِنْ اَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ اِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ -102, وَمَا اَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ -103,
7 96 Fakat müjdeci çıkagelip Yûsuf’un gömleğini Ya’kub’un yüzüne sürünce, gözü açılıverdi de Ya’kub: “Ben size Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim?” dedi. 97 Oğulları: “Ey babamız! Bizim için Allah’tan günahlarımızın bağışlanmasını dile. Çünkü biz gerçekten günahkar kimseler olmuştuk.” 98 “Sizin için, Rabbimden sonra bağışlanma dileyeceğim. Çünkü Rabbim çok acıyan ve çok bağışlayandır.” 99 Ve sonra hep birlikte Mı-sır’a varıp Yûsuf’un yanına çıktıklarında Yûsuf: “Allah’ın izniyle Mısır’a güven-lik içinde girip yerleşin!” diyerek anne ve babasını bağrına bastı. 100 Ve ana babasını tutup tahtın üzerine çıkarıp oturttu ve onların hepsi onun önünde hür-met ve saygı için Allah’a şükür secdesinde bulundular. Bunun üzerine Yûsuf: “Ey babacığım! Yıllar önce gördüğüm rüyanın gerçek anlamı buydu demek, Rabbim bunu gerçekleştirdi, bana iyilik etti” dedi. “Beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra da, O sizi çölden bura-ya getirdi. Gerçek şu ki, benim Rabbim ne isterse onu lutfeder. Çünkü O, her-şeyi bilendir ve yapıp ettiği herşeyi yerli yerince yapandır.”
101 “Ey Rabbim! Bana mülk ve saltanat verdin, olayların altında ya-tan gerçekleri kavrayıp, açıklama bilgisi de verdin. Ey göklerin ve yerin yaratı-cısı! Dünyada ve ahirette benim yanımda ve yakınımda olan, beni koruyup destekleyen sensin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni dürüst, erdemli insanlar arasına kat.”
102 Ey peygamber! Bu anlatılanlar, senin önceden bilmediğin haber-lerden olup, onları sana vahiyle bildiriyoruz. Çünkü Yûsuf’un kardeşleri, yapa-cakları işe karar verdikleri ve tuzaklarını kurdukları vakit, sen onların yanında değildin. 103 Ama sen, insanların iman etmelerine ne kadar içten arzu edip çırpınsan da, insanların çoğu iman edecek değillerdir. 8
|
|
Cüz : 13 |
53 / 12 YÛSUF (104-111) |
247 |
|
وَمَا تَسْئَلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ هُوَ اِلاَّ ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ -104, وَكَاَيِّنْ مِنْ اَيَةٍ فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ -105, وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللهِ اِلاَّ وَهُمْ مُشْرِكُونَ -106, اَفَاَمِنُوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ -107, قُلْ هَذِهِ سَبِيلِى اَدْعُو اِلَى اللهِ عَلَى بَصِيرَةٍ اَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِى وَسُبْحَانَ اللهِ وَمَا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ -108, وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلاَّ رِجَالاً نُوحِى اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرَى اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِى اْلاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ اْلاَخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا اَفَلاَ تَعْقِلُونَ -109, حَتَّى اِذَا اسْتَيْئَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَ هُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّىَ مَنْ نَشَاءُ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ -110, لَقَدْ كَانَ فِى قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لاُولِى اْلاَلْبَابِ مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرَى وَلَكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ -111,
7 104 Oysa, sen onlardan peygamberlik görevine karşı, hiçbir ücret de istemiyorsun. Bu Kur’ân Allah’ın bütün insanlığa bir hatırlatması ve nasihatıdır sa-dece. / 105 Kaldı ki, göklerde ve yerde nice ayetler, işaretler var ki insanlar, ü-zerinde düşünmeden sırtlarını çevirerek yanlarından geçip gidiyorlar. 106 Ve in-sanların çoğu başka varlıklara da tanrısal nitelikler yakıştırmaksızın Allah’a inan-mazlar. 107 Onlar, Allah’ın azabından herkesi saracak bir belanın, kendilerine gelmeyeceğinden veya hiç farkında değillerken, kıyametin gelmesinden güvende mi görüyorlar kendilerini?
108 De ki: “Budur benim yolum; akla uygun bilinç ve duyarlılıkla donan-mış bir kavrayışa dayanarak hepinizi Allah’a çağırıyorum. Ben ve bana uyanlar, aynı çağrıyı yapıyoruz.” Ve yine de ki: “Allah kudret ve büyüklüğüyle her türlü ek-sikliğin üstünde ve ötesindedir, ben O’ndan başka varlıklara tanrılık yakıştıran kim-selerden değilim!” 109 Senden evvel peygamber olarak gönderdiklerimizin hepsi, o memleketlerin halkından olup, kendilerine vahyettiğimiz ölümlü erkek kişilerdi. Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendi-lerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler; ve onlar bilmiyorlar mı ki, yolunu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışan kimseler için ahiret yurdu, bu dünyadan daha tercihe layıktır. Hâlâ akıllarını kullanmayacaklar mı?
110 Önceden gönderdiğimiz elçilerin hepsi, uzun süre baskı ve zulümle karşı karşıya kalmışlar, ta ki nerdeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve yalanlandık-larını gördükleri bir sırada, bizim yardımımız kendilerine ulaşmıştır; ve böylece di-lediğimiz kimseleri kurtarmış, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri ise, yok et-mişizdir. Çünkü azabımız, günaha gömülüp gitmiş insanlardan asla geri çevrilmez.
111 Andolsun, geçmiş peygamberler ve onların ümmetlerinin kıssaların-da, kendilerine kavrayış yeteneği verilmiş kimseler için mutlaka çıkarılacak bir ders vardır.
Bu Kur’ân, hiçbir şekilde insanlar tarafından uydurulmuş bir söz olamaz. Tersine o kendisinden önceki vahiylerden doğru ve gerçek adına ne kalmışsa, on-ları doğrulayan ve inanmak isteyen insanlara, herşeyi açık seçik biçimde dile geti-ren bir rahmet ve klavuzdur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi