Tefsir Kulliyati - 13. Sayfa - Abd
|
|
248 |
96 / 13 RA’D (1-5) |
Cüz : 13 |
|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
المر تِلْكَ اَيَاتُ الْكِتَابِ وَالَّذِى اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يُؤْمِنُونَ -1, اَللهُ الَّذِى رَفَعَ السَّمَوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِى لاَجَلٍ مُسَمًّى يُدَبِّرُ اْلاَمْرَ يُفَصِّلُ اْلاَيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ -2, وَهُوَ الَّذِى مَدَّ اْلاَرْضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِىَ وَاَنْهَارًا وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِى اللَّيْلَ النَّهَارَ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ -3, وَفِى اْلاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخِيلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقَى بِمَاءٍ وَاحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلَى بَعْضٍ فِى اْلاُكُلِ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ -4, وَاِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا ءَاِنَّا لَفِى خَلْقٍ جَدِيدٍ اُولَئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ وَاُولَئِكَ اْلاَغْلاَلُ فِى اَعْنَاقِهِمْ وَاُولَئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -5,
13 RA’D SÛRESİ
Sûrede Allah’ın birliğine iman, Hz. Muhammed’in ilettiği mesajın hak olması, öldükten sonra di-rilme gerçeği ve hesap tekrar vurgulanmaktadır. Müşrikler Kur’ân’ı yalanlayıp Allah’ın birliğini inkâr ettiler. Dolayısıyla bu sûredeki ayetler, göklerde ve yerde ay ve güneşte, gece ve gündüzde, ekinler ve meyvelerde Allah’ın üstün yaratma gücüne örnekler vererek tesbitler yapar. Ayrıca sûrede hak ve batıla, iyilik ve kötülüğe edebi anlamda örnekler verilir. 13. ayetinde gök gürültüsünün Allah’ı tesbih ettiği anlatıldığından bu isim ve-rilmiştir.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Elif, Lâm, Mim, Râ, Bunlar, sana vahiyle bildirilen mesajlardır; ve sana Rabbin katından indirilenler en iyinin, en doğrunun ve gerçeğin tâ kendisidir; ama insanların çoğu yine de bu gerçeğe inanmayacaklar.
2 Gökleri görülebilir herhangi bir destek ve dayanak olmadan yükselten ve sonra da kudret ve hükümdarlık tahtında kurulan, güneş ve ayı belli kanunlara bağlayıp emrine baş eğdiren Allah’tır. Bunlardan herbiri belirlenmiş bir süreye ka-dar kendi yörüngesinde hareketini sağlar. O’dur varlıkların hepsini yöneten, çekip çeviren. Varlığını gösteren belgeleri bir bir açıklar ki, Rabbinizin huzuruna çıkaca-ğınıza yürekten kesin bir biçimde inanasınız diye. 3 Yeryüzünü yayıp genişleten ve onun üzerine yerinden oynatılmaz dağlar yerleştirip vadilerden nehirler akıtan ve orada her türlü bitkiden iki cins yaratan ve gündüzü geceyle örtüp, bürüyen O’-dur. Doğrusu bütün bunlarda, düşünen insanlar için mutlaka çıkarılacak dersler vardır! 4 Ve yeryüzünde birbirine komşu, ama yine de yapı olarak birbirinden ayrı, nice kara parçaları, üzüm bağları, hububat ekili tarlalar, bir kökten sürgün verip kü-me halinde, ya da tek başına boy veren hurma ağaçları vardır ki, hepsi de aynı suyla sulanırlar, hal böyleyken yemişlerinde ve lezzetlerinde bir kısmını, diğerin-den farklı kılıyoruz. Doğrusu bunlarda, aklını kullanan insanlar için, mutlaka çıkarı-lacak dersler vardır! 5 Eğer Allah’ın yarattığı bunca harikalara hayret ediyorsan a-sıl hayret edilecek şey, inkârcıların şu sözleridir: “Nasıl yani! Biz toprağa karıştık-tan sonra, yeniden hayata dönmek üzere, yeniden mi yaratılacağız?” İşte bunu söyleyenler, Rablerini tanımayıp, inkâra kalkışan kimselerdir. İşte böyleleri boyun-larında, kendi davranışlarının bir sonucu olarak, demir halkalar taşıyacaklardır. Ve işte böyleleri ebedi olarak ateşte kalacak kimselerdir. 8
|
|
Cüz : 13 |
96 / 13 RA’D (6-13) |
249 |
|
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلاَتُ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلَى ظُلْمِهِمْ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ -6, وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلاَ اُنْزِلَ عَلَيْهِ اَيَةٌ مِنْ رَبِّهِ اِنَّمَا اَنْتَ مُنْذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ -7, اَللهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ اُنْثَى وَمَا تَغِيضُ اْلاَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ وَكُلُّ شَىْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ -8, عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ -9, سَواَءٌ مِنْكُمْ مَنْ اَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِهِ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِاللَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ -10, لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللهِ اِنَّ اللهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْ وَاِذَا اَرَادَ اللهُ بِقَوْمٍ سُوءاً فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَالٍ -11, هُوَ الَّذِى يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنْشِىءُ السَّحَابَ الثِّقَالَ -12, وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلَئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَنْ يَشَاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِى اللهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ -13,
7 6 Gerçekleri örtbas edenler, senden iyilikler yerine, önce çarçabuk kö-tülük isterler. Oysa, onlardan önce nicelerine, nice türlü cezalar gelip geçmiştir. Ni-çin onlardan ibret alıp da, doğru yola uymazlar. Rabbin, insanların varoluş gayeleri dışına çıkmalarına karşılık, yine de insanlara karşı hep bağışlayıcıdır; ama u-nutma ki aynı zamanda, ceza vermesi de çok şiddetlidir. 7 Bütün bunlara rağmen, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, yine de inanmaktan kaçınarak, “Rabbin-den Muhammed’e her an mucizeye benzer alametler indirilmeli değil miydi?” di-yorlar. Fakat onlar ne derlerse desinler, sen sadece bir uyarıcısın ve bütün top-lumlar için senin gibi bir yol gösterici vardır, veya sen bütün toplumlar için bir uya-rıcısın veya her toplum için gerçek yol gösterici Allah’tır. / 8 Allah her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi, ne kadar erken bırakacağını veya süresin-den fazla bekleteceğini de bilendir. O’nun katında var olan ve var olacak olan her-şey, bir ölçü ve amaca bağlı kılınmıştır.
9 O Allah, yaratılmışların akılla idrak edemeyecekleri şeyleri ve onların görüp, gözleyebildikleri şeyleri de, tam olarak bilmektedir. Büyük olan O’dur. İnsa-nî tanımlarla tanımlanabilecek herşeyin ve herkesin üstünde ve ötesindedir O. 10 Onun için sizden birinin düşüncesini gizlemesiyle açığa vurması veya kötülüklerini gecenin altında gizlemesiyle, gün ışığında cesaretle ortaya çıkarması arasında bir fark yoktur. 11 Her insanın önünde ve arkasında, kendisini Allah’ın emrine bağlı olarak koruyup denetleyen melekler vardır. Gerçek şu ki, insanlar kendi iç dünya-larını değiştirmedikçe, Allah onların genel durumunu değiştirmez. Allah bir toplu-ma kendi kötülüklerinin bir sonucu olarak, bir felaket tattıracağı zaman, onu geri çevirecek yoktur. Zaten o insanların, Allah’tan başka koruyup kollayanları da yok-tur. 12 O Allahtır ki, üzerinize düşme tehlikesiyle korkutarak ve getireceği bereket ve mahsüllerle umutlandırarak, şimşeği gösterip, yağmur yüklü ağır bulutları da meydana getirendir. 13 Gök gürlemesi, O’nun sınırsız kudret ve yüceliğini övgüyle anmakta, melekler de O’ndan korku ve sakınmalarından dolayı, bunu yapmakta-lar. O, yıldırımlar gönderip onunla dilediğini çarpar. Hal böyleyken, onlar yine de Allah hakkında tartışıp duruyorlar. Halbuki Allah’ın azabı, pek ağır ve şiddetlidir. 8
|
|
250 |
96 / 13 RA’D (14-18) |
Cüz : 13 |
|
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لاَ يَسْتَجِيبُونَ لَهُمْ بِشَىْءٍ اِلاَّ كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهِ وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرِينَ اِلاَّ فِى ضَلاَلٍ -14, وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَنْ فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلاَلُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَاْلاَصَالِ -15, قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ قُلِ اللهُ قُلْ اَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهِ اَوْلِيَاءَ لاَ يَمْلِكُونَ لاَنْفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِى اْلاَعْمَى وَالْبَصِيرُ اَمْ هَلْ تَسْتَوِى الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ اَمْ جَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ -16, اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِياً وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِى النَّارِ ابْتِغَاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاءً وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِى اْلاَرْضِ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللهُ اْلاَمْثَالَ -17, لِلَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنَى وَالَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُ لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِى اْلاَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لاَفْتَدَوْا بِهِ اُولَئِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسَابِ وَمَأْوَيهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ -18,
7 14 Bütün dua, çağrı ve arayışlar sadece O’na yöneltilmelidir veya gerçek davet yalnız O’nun için yapılır. Çünkü insanların O’nu bırakıp da yakardık-ları öteki varlıklar ve güçler bu yakarışlarına hiçbir şekilde karşılık veremezler. Öy-le ki, onlara yakarıp duran kimsenin durumu, ellerini suya doğru uzatıp, suyun kendisine ulaşmasını bekleyen birinin durumuna benzer. Halbuki bu durumda su asla ona ulaşamayacaktır. Bunun içindir ki, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden-lerin yakarması, kendilerini sapıklık içinde tüketmekten başka bir sonuç getirmez.
15 Göklerde ve yerde olan herşey ve herkes, isteyerek veya zorunlu o-larak; onların gölgeleri de, sabah akşam uzayıp kısalarak Allah’a secde etmek-tedirler. 16 Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? diye sor onlara. Ve de ki, “Allah’tır.” Ve yine de ki: “Peki öyleyse niçin Allah’ı bırakıp, kendileri için bile, ne bir yarar sağla-yabilecek ve ne de bir zararı giderebilecek güçte olmayan şeyleri, kendinize koru-yucular, kayırıcılar olarak görüyorsunuz?” Sor onlara, hiç kör olan kimseyle gören kimse bir olur mu? Yahut kopkoyu karanlıkla aydınlık bir tutulabilir mi? Yoksa Allah’a O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar mı buldular da, ikisinin yaratması birbi-rine benzer göründü. De ki: Herşeyin yaratıcısı Allah’tır. O tektir ve herşeye, her-kese üstün gelen ve tüm varlıklar üzerinde tek otorite sahibi olandır. 17 O gökten su indirdi de, kurumuş nehir yataklarından her biri, kendi hacimlerine göre dolup taştılar. Sel, üste çıkan köpük ve çerçöpü yüklenip götürdü. Tıpkı süs eşyası ya da alet yapmak için, ateşte eritilen madenlerin yüzeyinde de buna benzer bir köpük vardır. Hak ile batılı Allah böyle bir benzetmeyle gözler önüne sergiliyor. Köpük ve çerçöpe gelince, akar gider yok olur. İnsanlara yarar sağlayan şeylere gelince, su ve madenler gibi dipte kalır. Allah kapalı şeyleri anlatmak için, böyle örnekler ve-riyor. 18 Rablerinin çağrısına güzel karşılık verenlere en güzel karşılıklar vardır. Ona uymayan ise, yeryüzünde bulunan herşey ve bunun bir misli daha kendileri-nin olsa, Allah’ın azabından kurtulmak için onu fidye olarak verirlerdi. En kötü he-sap onları beklemektedir, varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir dinlenme yeri-dir orası.
|
|
Cüz : 13 |
96 / 13 RA’D (19-28) |
251 |
|
اَفَمَنْ يَعْلَمُ اَنَّمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ اَعْمَى اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُولُوا اْلاَلْبَابِ -19, اَلَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللهِ وَلاَ يَنْقُضُونَ الْمِيثَاقَ -20, وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا اَمَرَ اللهُ بِهِ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الْحِسَابِ -21, وَالَّذِينَ صَبَرُوا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلَوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً وَيَدْرَؤُنَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ اُولَئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ -22, جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اَبَائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلَئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍ -23, سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ -24, وَالَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا اَمَرَ اللهُ بِهِ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى اْلاَرْضِ اُولَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ -25, اَللهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ وَفَرِحُوا بِالْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَوةُ الدُّنْيَا فِى اْلاَخِرَةِ اِلاَّ مَتَاعٌ -26, وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلاَ اُنْزِلَ عَلَيْهِ اَيَةٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ اِنَّ اللهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِى اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَ -27, اَلَّذِينَ اَمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللهِ اَلاَ بِذِكْرِ اللهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ -28,
/ 19 Düşün bir kere, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bi-len kimse, bu gerçeği kabul etmeyen kör gibi olur mu hiç? Bu gerçeği ancak, akıl ve sağduyu sahipleri hatırdan çıkarmazlar. 20 Onlar ki, Allah’a olan sözleşmeleri-ne sadakat gösterir, antlaşmalarını asla bozmazlar. 21 Ve onlar ki, Allah’ın ulaştı-rılmasını istediği şeyi ulaştırırlar, yani akraba ve mü’minlerle ilgiyi kesmezler. Rab-lerine karşı son derece saygılı ve duyarlı davranırlar, O’nun çağrısına sağır kalan-ları bekleyen o pek kötü hesaptan korkarlar. 22 Ve yine onlar ki, Rablerinin rızası-nı arzu ederek her türlü güçlüklere göğüs gerip, namazda kararlılık gösterirler, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli açık başkaları için harcarlar ve kötü-lükleri iyiliklerle savarlar. İşte bunlar için, öyle güzel bir sonuç vardır ki. 23 İçinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Oraya babalarından, eşlerinden, çocuklarından iyi-lik edenlerle birlikte girerler. Melekler de her kapıdan onların yanına girerek: 24 “Dünyada müslüman olmanızdan dolayı katlandığınız her türlü zorluk ve sıkıntılara göğüs germenizin karşılığı olarak, size selam olsun” diyeceklerdir. Hal böyleyse, ahirette erişilecek olan bu mutlu son, ne hoş ve ne güzel! 25 Fakat yaratılışlarının gereği olan doğal bir sözleşmeye dayanıyor olmalarına rağmen, Allah’la olan bağ-lantılarını bozup, Allah’ın sıkı tutulmasını emrettiği bağları kesen ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaran kimselere gelince, işte Allah’ın laneti böylelerinedir; öte dün-yada varılacak yerlerin en kötüsü de onlara ayrılmıştır.
26 Allah rızkı dilediğine bollaştırır da, daraltır da. Hal böyle iken bol rızık verilenler, dünya hayatıyla sevinirler. Dünya hayatı ise, ahiret hayatı yanında, ge-çici bir doyum ve avunmaktan ibarettir.
/ 27 Peygamberin getirdiği mesajın doğruluğunu örtbas edenler, O’na Rabbinden mucizevî bir alamet indirilmeli değil miydi? diyorlar. Sen de şöyle söy-le: “Bilin ki, sapmayı dileyeni saptıran da, O’na yöneleni, kendisine yaklaştıran da şüphesiz Allah’tır.” 28 Onlar ki, inanmışlar ve Allah’ı anmakla kalpleri huzur ve do-yum bulmuştur. Çünkü bilin ki kalpler, gerçekten de, ancak Allah’ı anarak huzura erişir. 8
|
|
252 |
96 / 13 RA’D (29-34) |
Cüz : 13 |
|
اَلَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبَى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاَبٍ -29, كَذَلِكَ اَرْسَلْنَاكَ فِى اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ عَلَيْهِمُ الَّذِى اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمَنِ قُلْ هُوَ رَبِّى لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ -30, وَلَوْ اَنَّ قُرْاَنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ اْلاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتَى بَلْ لِلَّهِ اْلاَمْرُ جَمِيعًا اَفَلَمْ يَيْئَسِ الَّذِينَ اَمَنُوا اَنْ لَوْ يَشَاءُ اللهُ لَهَدَى النَّاسَ جَمِيعًا وَلاَ يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا تُصِيبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ اَوْ تَحُلُّ قَرِيبًا مِنْ دَارِهِمْ حَتَّى يَأْتِىَ وَعْدُ اللهِ اِنَّ اللهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَادَ -31, وَلَقَدِ اسْتُهْزِىءَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ -32, اَفَمَنْ هُوَ قَائِمٌ عَلَى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ قُلْ سَمُّوهُمْ اَمْ تُنَبِّئُونَهُ بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِى اْلاَرْضِ اَمْ بِظَاهِرٍ مِنَ الْقَوْلِ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّبِيلِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ -33, لَهُمْ عَذَابٌ فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ اْلاَخِرَةِ اَشَقُّ وَمَا لَهُمْ مِنَ اللهِ مِنْ وَاقٍ -34,
7 29 Evet imana erişen, dürüst ve erdemli davranan o kimseler ki, kendileri için bu dünyada huzurlu bir hayat, ahirette de varılacak yerlerin en güzeli ayrılmıştır.
30 İşte böylece ey Muhammed! Seni, kendisinden önce nice toplum-ların gelip geçtiği inanmayan bir toplum içinden elçi olarak çıkardık ki, sana vahyettiklerimizi onlara okuyup açıklayasın. Çünkü onlar, Rahman olan Allah’ı hâlâ tanımıyorlar. De ki: O’dur benim Rabbim, O’ndan başka gerçek ilah yok-tur, ben O’na güvendim ve yönümü de O’na döndüm.
31 Eğer bu Kur’ân ile dağlar yürütülseydi veya yer o Kur’ân’la parça parça edilseydi, ya da ölüler bu Kur’ân’la konuşturulsaydı, yine de bu Kur’ân’a inanmazlardı. Fakat bütün işlerin olup olmamasına karar verme gücü Allah’a aittir. İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğ-ru yola iletirdi. Ama o kâfirlere işledikleri kötülüklerden dolayı, başlarına her an beklenmedik bir felaket gelebilir veya o bela evlerinin yakınına inebilir. Allah’ın vaadi olan kıyamet gelinceye kadar bu böylece sürüp gidecektir. Allah verdiği sözü, yerine getirmekten asla geri durmaz.
/ 32 Gerçek şu ki, senden önceki elçilerle de alay edilmişti. Buna rağmen biz, O Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri, bir süre kendi halleri-ne bıraktık; ama sonunda kıskıvrak yakaladık ve böylece benim cezalandır-mam nasıl olurmuş gördüler. 33 Herkesin ne kazandığını görüp gözeten Allah, bunu yapmaktan aciz olan putlar gibi midir? Bununla beraber onlar, Allah’a or-taklar koşuyorlar. De ki, o putlara ve ortak koştuklarınıza istediğiniz ismi verin. Yoksa siz Allah’a yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber verdiğinizi sanıyor-sunuz? Yoksa boş ve anlamsız sözlerle mi kendinizi avutuyorsunuz? Hayır! Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin sinsi oyun ve düzenleri kendilerine süslü gösterilip sevdirildi de, doğru yoldan alıkonuldular. Zaten sapıklık isteyip de Allah’ın kendisini sapıklıkta bıraktığı kimseye yol gösteren bulunmaz. 34 Böyleleri için, dünya hayatında zaten bir azap vardır. Ahiretteki azap ise, daha çetin olacaktır. Ve onlar Allah’a karşı, kendilerini koruyacak kimse de bulama-yacaklardır. 8
|
|
Cüz : 13 |
96 / 13 RA’D (35-42) |
253 |
|
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِى وُعِدَ الْمُتَّقُونَ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ اُكُلُهَا دَآئِمٌ وَظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَوْا وَعُقْبَى الْكَافِرِينَ النَّارُ -35, وَالَّذِينَ اَتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمِنَ اْلاَحْزَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُ قُلْ اِنَّمَا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللهَ وَلاَ اُشْرِكَ بِهِ اِلَيْهِ اَدْعُو وَاِلَيْهِ مَاَبِ -36, وَكَذَلِكَ اَنْزَلْنَاهُ حُكْمًا عَرَبِيًّا وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَاءَ هُمْ بَعْدَمَا جَاءَ كَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلاَ وَاقٍ -37, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِىَ بِاَيَةٍ اِلاَّ بِاِذْنِ اللهِ لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ -38, يَمْحُوا اللهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ اُمُّ الْكِتَابِ -39, وَاِنْ ماَ نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِى نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ -40, اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَأْتِى اْلاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَا وَاللهُ يَحْكُمُ لاَ مُعَقِّبَ لِحُكْمِهِ وَهُوَ سَرِيعُ الْحِسَابِ -41, وَقَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلِلَّهِ الْمَكْرُ جَمِيعًا يَعْلَمُ مَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى الدَّارِ -42,
7 35 Yolunu Allah ve kitabıyla bulanlara, söz verilen cennetin özelliği şudur: Onun zemininden ırmaklar akar, ürünleri de, gölgesi de süreklidir. İşte yolunu Allah ve kitabıyla bulanların mutlu sonu böyle olacaktır. Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden-lerin sonu ise, ateştir, cehennemdir. 36 Kendilerine kitap verdiğimiz kimselerden sana inananlar, sana indirdiğimizden dolayı, dünyada doğru yolu gösterdiği, ahirette de ebe-di mutluluğu vaat ettiği için sevinirler; fakat müslümanlara karşı birleşen guruplar için-de, o Kur’ân’ın bir kısmını inkâr edenler de vardır. Ey peygamber! Onlara de ki: “Ben yalnızca, Allah’a kulluk etmekle ve O Allah’tan başkasına tanrısal güçler yakıştırma-makla emrolundum. Bütün insanlığı O’na çağırıyorum ve dönüşüm de O’nadır.” 37 İş-te biz bu Kur’ân’ı Arap diliyle hükümler ve hikmetler yığını bir kitap olarak indirdik. Ey peygamber! Sana gelen bunca vahiy bilgisinden sonra, onların gelip geçici istek ve ar-zularına uyarsan bil ki, Allah’a karşı ne bir yardımcı ve ne de bir koruyucu bulamazsın.
/ 38 Hiç şüphesiz senden önce de peygamberler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir peygamberin bir ayet veya mu-cize getirmesi düşünülemez. Her çağın, ihtiyacı için vahye dayanan bir yazgı vardır. 39 Dolayısıyla Allah, önceki mesajlardan dilediğini yürürlükten kaldırır, dilediğini bıra-kıp pekiştirir. Çünkü vahyin kaynağı O’nun katındadır.
40 Şimdi onlara vaadettiğimiz azabın bir kısmının başlarına geldiğini, ister sana sağlığında gösterelim, ister bundan önce seni öldürelim, her iki durumda da sana düşen, ancak mesajı tebliğ etmek, duyurmaktır. Hesap görmek ise, bize aittir.
41 Peki görmüyorlar mı, biz yeryüzüne İslâm orduları göndermek suretiyle yeryüzündeki kâfirlerin memleketlerini her taraftan daraltarak eksiltiyoruz. Yani İslâm yeryüzünde ilerlemektedir veya yeryüzünün sahip olduğu en iyi şeylerden, her gün bi-raz daha yoksun bırakarak, cezalandırıcı müdahalelerimizle nasıl yokluyoruz veya yeryüzünü kutuplardan basık yaptığımızı bilmiyorlar mı ki… Allah hüküm verdiği za-man, O’nun hükmünün önüne geçecek yoktur. O Allah hesabı da pek çabuk görendir.
42 Bu Mekkeli inkârcılardan önce yaşayan toplumlarda, Allah’a ve peygam-bere karşı hile ve tuzaklar tasarlamışlardı. Fakat tüm hile ve tuzaklara karşılık vermek Allah’a aittir. O Allah, her kişinin -günah, sevap, ödül, azap- ne kazanacağını bilir. Böylece Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, geleceğin kime ait olduğunu yakın-da görüp öğrenecekler. 8
|
|
254 |
14 İBRAHİM (1-5) |
Cüz : 13 |
|
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلاً قُلْ كَفَى بِاللهِ شَهِيدًا بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ -43,
7 43 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler: “Sen peygamber de-ğilsin” derler. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak, Allah ve kitaptan bilgi sahibi olanlar yeter.” Başka şahit aramaya gerek yoktur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi