Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 14. Sayfa - Abd

 

254

 14 İBRAHİM (1-5)

Cüz : 13

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الر كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ -1, اَللهِ الَّذِى لَهُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ وَوَيْلٌ لِلْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ -2, اَلَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَوةَ الدُّنْيَا عَلَى اْلاَخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا اُولَئِكَ فِى ضَلاَلٍ بَعِيدٍ -3, وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ  فَيُضِلُّ اللهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِى مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -4, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسَى بِاَيَاتِنَا  اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللهِ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ -5,

 

14    İBRAHİM SÛRESİ

 

Bu sûrede peygamberin davetini reddeden ve O’nu başarısızlığa uğratmak için her türlü kötü yollara başvuran kâfirlere bir uyarı ve değişik tavsiyelerde bulunulur. Diğer peygamberlerin de aynı zorluklar ve yalanlamalarla karşılaştığının misalleri verilerek hak ile batıl mücadelesinin hep devam edip geldiğini vur-gular.

Sûre içerisinde ahiret sahnelerinden büyük manzaralar canlandırılır ki, sanki kendinizi orada zannedersiniz ve onu yaşıyorsunuz.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

 

/ 1 Elif, Lâm, Râ, Bu Kur’ân, Rablerinin izniyle insanları karanlık-lardan aydınlığa, güçlü ve her övgüye layık olanın yoluna çıkarasın diye sana indirdiğimiz bir kitaptır. 2 Allah’ın yoluna ki, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O’nundur. Kendilerini bekleyen o çok zorlu azaptan dolayı, Allah’tan gelen ger-çekleri örtbas edenlerin vay haline. 3 Onlar ki, dünya hayatını biricik sevgi nesnesi olarak seçip, ahirete tercih ederler ve başkalarını Allah’ın yolundan çevirip, o yolu eğri ve dolambaçlı göstermeye çalışırlar. İşte onlar çok uzak ve derin bir sapıklık içerisindedirler. 4 Allah’ın emirlerini onlara iyice açıklasın di-ye, her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık bundan sonra, Allah sapmayı dileyeni, sapıklık içerisinde bırakır. Doğru yolu tutmayı dileyeni de, doğru yola yöneltir. O güçlüdür, O’nun gücüne hiçbir güç ulaşamaz, yine O yaptığı herşeyi, yerli yerince yapar.

5 Ve andolsun ki, Musa’yı da, “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın geçmiş kavimlerin başına getirdiği felaket günlerini hatırlat!” diye, ayetlerimizle birlikte göndermiştik. Çünkü bu hatırlatmada, her türlü sıkın-tıya göğüs germesini ve Allah’a yürekten şükretmesini bilen herkes için, ibret-ler ve öğütler vardır. 8

 

 

Cüz : 13

72 / 14 İBRAHİM (6-10)

255

 

 

وَاِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ اِذْ اَنْجَيكُمْ مِنْ اَلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ اَبْنَاءَ كُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَ كُمْ وَفِى ذَلِكُمْ بَلاَءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ -6, وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لاَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ  اِنَّ عَذَابِى لَشَدِيدٌ -7, وَقَالَ مُوسَى اِنْ تَكْفُرُوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِى اْلاَرْضِ جَمِيعًا فَاِنَّ اللهَ لَغَنِىٌّ حَمِيدٌ -8, اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ لاَ يَعْلَمُهُمْ اِلاَّ اللهُ جَاءَ تْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّوا اَيْدِيَهُمْ فِى اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِهِ وَاِنَّا لَفِى شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَا اِلَيْهِ مُرِيبٍ -9, قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِى اللهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلَى اَجَلٍ مُسَمًّى  قَالُوا اِنْ اَنْتُمْ اِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُنَا  تُرِيدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا  عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اَبَاؤُنَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ -10,

 

7 6 Hani Musa da toplumuna bu doğrultuda, “Allah’ın size bahşettiği nimeti hatırlayın! O sizi, Firavun yönetiminin elinden kurtarmıştı. Onlar ki, size dayanılmaz acılar çektiriyorlar, oğullarınızı boğazlayıp, kadınlarınızı sağ bıra-kıyorlardı. Bunlar, size Rabbinizin büyük bir sınamasıydı” demişti.

 

/ 7 Ve yine hatırlayın ki, Rabbiniz size şöyle bildirmişti: “Bana şük-rederseniz muhakkak ki, size kat kat fazla veririm. Yok eğer nankörlük ederse-niz bilin ki, benim azabım gerçekten çok çetindir.” 8 Ve Musa şöyle ekledi: “Siz ve sizinle birlikte yeryüzünde yaşayan başka kim varsa, hepiniz hakkı inkâr et-seniz dahi, Allah’ın hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı yoktur ve her türlü övgüye layıktır.”

9 Sizden önce gelip geçen inkârcı toplumların başına gelenlerden, hiç haberiniz olmadı mı? Nuh kavminin, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra gelip geçen daha nicelerinin! Onların başına gelenleri, Allah’tan başka kimse bilmez. Peygamberleri onlara apaçık belgelerle geldiler, onlar ise pey-gamberleri konuşturmamak için, ellerini onların ağızlarına doğru uzatıp, kapat-maya çalışmışlar ve: “Doğrusu biz, sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz ve bizi davet ettiğin şeyden de, iyice şüphe içindeyiz” dediler.

10 Peygamberleri onlara: “Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın varlığı ve birliği hakkında şüphe ediyorsunuz haa…” dediler. “Sizi geçmişteki günahları-nızdan dolayı, bağışlamak ve size belirlediği süre bitinceye kadar mühlet ver-mek üzere, doğru yola çağıran O’dur.”

Ama onlar: “Sizler, bizim gibi ölümlü insanlardan başka kimseler de-ğilsiniz” diye cevap verdiler. “Bizi atalarımızın tapınageldiği şeylerden uzaklaş-tırmak istiyorsunuz. Madem öyle, o zaman Allah’ın elçileri olduğunuza dair, a-çık bir delil getirin bize!” 8

 

 

256

72 / 14 İBRAHİM (11-18)

Cüz : 13

 

 

قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلَكِنَّ اللهَ يَمُنُّ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَمَا كَانَ لَنَا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلاَّ بِاِذْنِ اللهِ وَعَلَى اللهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ -11, وَمَا لَنَا اَلاَّ نَتَوَكَّلَ عَلَى اللهِ وَقَدْ هَدَينَا سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلَى مَا اَذَيْتُمُونَا وَعَلَى اللهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ -12, وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَا اَوْ لَتَعُودُنَّ فِى مِلَّتِنَا فَاَوْحَى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمِينَ -13, وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ اْلاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْ ذَلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِى وَخَافَ وَعِيدِ -14, وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ -15, مِنْ وَرَآئِهِ جَهَنَّمُ وَيُسْقَى مِنْ مَاءٍ صَدِيدٍ -16, يَتَجَرَّعُهُ وَلاَ يَكَادُ يُسِيغُهُ وَيَأْتِيهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍ وَمِنْ وَرَآئِهِ عَذَابٌ غَلِيظٌ -17, مَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍ اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ فِى يَوْمٍ عَاصِفٍ لاَ يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلَى شَىْءٍ ذَلِكَ هُوَ الضَّلاَلُ الْبَعِيدُ -18,

 

7 11 Peygamberleri de onlara demişti ki: “Doğrusu biz de, sizin gibi insandan başkası değiliz; ama Allah nimetini, kullarından dilediğine bahşeder. Ayrıca Allah’ın izni olmadıkça, bir delil getirmek de, bizim harcımız değildir ve inananlar, sadece Allah’a güvenip dayanmalıdırlar. 12 Ve ne diye Allah’a gü-venip dayanmayalım, gerçekten bize yollarımızı göstermiştir. Elbette bize etti-ğiniz eziyetlere katlanacağız ve dayanıp güvenenler ancak Allah’a dayanıp gü-venmeli.”

 

/ 13 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, peygamberlerine dediler ki: “Ya sizi yurdumuzdan çıkarırız, yahut da bizim dinimize dönersiniz!” Bunun üzerine Rableri elçilerine: “Var oluş gayesi dışına çıkanları, mutlaka he-lak edeceğiz” diye vahyetti. 14 Ve onlar yok olup gittikten sonra, yeryüzüne el-bette sizi yerleştireceğiz. Bu mükafatım, huzurumda durmakta saygı ve sakın-ma gösteren ve tehdidime uğramaktan korkanlar içindir. 15 Peygamberler yar-dım ve zafer dilediler, inatçı ve zorbalar yok olup gittiler. 16 Önünde de cehen-nem var. Orada kanlı, irinli su içirilecek ona. 17 Onu yudum yudum içer, fakat boğazında kalır, yutamaz. Her tarafından ölüm gibi felaketler sarar, fakat yine ölmez, ileride daha ağır biz azap var. 18 Rablerine inanmayıp, O’nu tanıma-yan kimselerin yaptıkları işler, fırtınalı bir günde sert rüzgarların savurduğu kü-le benzer, böyleleri kazandıkları iyi şeylerden de, ahirette hiçbir fayda sağlaya-mazlar. İşte budur, doğru yoldan çok uzak bir sapıklık. 8

 

 

Cüz : 13

72 / 14 İBRAHİM (19-24)

257

 

 

اَلَمْ تَرَى اَنَّ اللهَ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ بِالْحَقِّ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ -19, وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللهِ بِعَزِيزٍ -20, وَبَرَزُوا لِلَّهِ جَمِيعًا فَقَالَ الضُّعَفَاءُ لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللهِ مِنْ شَىْءٍ قَالُوا لَوْ هَدَينَا اللهُ لَهَدَيْنَاكُمْ سَوَاءٌ عَلَيْنَا اَجَزِعْنَا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَحِيصٍ -21, وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِىَ اْلاَمْرُ اِنَّ اللهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِىَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلاَّ اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِى فَلاَ تَلُومُونِى وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِىَّ اِنِّى كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِى مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -22, وَاُدْخِلَ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاَتِ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ -23, اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِى السَّمَاءِ -24,

 

7 19 Görmüyor musun ki, Allah gökleri ve yeri, yerli yerince ve uy-gun bir düzende yarattı. Dilerse sizi ortadan kaldırır, yerinize yeni bir toplum getirir. 20 Ve bu da, Allah’a güç bir şey değildir. 21 Ve o yargı gününde, in-sanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacaklar; işte o zaman zayıf olanlar, bir va-kitler büyüklük taslamış olanlara derler ki: “Doğrusu bizler size uymuştuk. Allah’ın azabından bir kısmını olsun bizden defedebilir misiniz?” Onlar da: “Allah bizi doğru yola sevketseydi, biz de size doğru yolu gösterirdik” derler. “Artık ağlayıp sızlasak da, hakettiğimiz azaba katlansak da bizim için sonuç aynıdır, sığınacak hiçbir yerimiz yok” derler.

 

/ 22 Ve herşey olup bittikten sonra, şeytan der ki: “Allah size, sö-zün en doğrusunu söyledi. Ben de size söz verdim, ama sizi hep yüzüstü bı-raktım yine de, benim sizin üzerinizde hiçbir baskım, gücüm, kuvvetim yoktu. Sizi sadece çağırıyordum, siz de bu çağrıya icabet ediyordunuz. Bunun içindir ki, beni suçlamayın, yalnızca kendinizi suçlayın. Ne ben sizin imdadınıza yeti-şecek durumdayım, ne de siz benim imdadıma yetişebilecek kimselersiniz. Si-zin önceden, beni Allah’a ortak koşmanızı da ben kabul etmiyordum, reddedi-yordum. Doğrusu tüm varoluş gayesi dışında davrananlara, can yakıcı bir a-zap vardır.”

23 Ama iman edip, doğru dürüst işler yapanlar, her tarafında çağla-yanlar akan cennetlere sokulacaklar ve orada Rablerinin izniyle ebedi kalacak-lar. Orada onların birbirlerine iltifatları, tebrikleri “Selam”dır.

24 Görmedin mi? Allah nasıl bir örnek getirmede: Temiz söz, tertemiz bir ağaca benzer, kökü sağlam ve sabit, dalları budakları gökte. 8

 

 

258

72 / 14 İBRAHİM (25-33)

Cüz : 13

 

 

تُؤْتِى اُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ  بِاِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللهُ اْلاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ -25, وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ اْلاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ -26, يُثَبِّتُ اللهُ الَّذِينَ اَمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلاَخِرَةِ وَيُضِلُّ اللهُ الظَّالِمِينَ وَيَفْعَلُ اللهُ مَا يَشَاءُ -27, اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ بَدَّلُوا نِعْمَةَ اللهِ كُفْرًا وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ -28, جَهَنَّمَ  يَصْلَوْنَهَا وَبِئْسَ الْقَرَارُ -29, وَجَعَلُوا لِلَّهِ اَنْدَادًا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَصِيرَكُمْ اِلَى النَّارِ -30, قُلْ لِعِبَادِى الَّذِينَ اَمَنُوا يُقِيمُوا الصَّلَوةَ وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِىَ يَوْمٌ لاَ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خِلاَلٌ -31, اَللهُ الَّذِى خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِىَ فِى الْبَحْرِ بِاَمْرِهِ وَسَخَّرَ لَكُمُ اْلاَنْهَارَ -32, وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَائِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ -33,

 

7 25 Rabbinin izniyle meyvesini her zaman verir ve Allah düşünüp ibret alsınlar diye insanlara böyle örnekler getirir.

26 Çirkin bir sözün durumu ise, kökü toprağın üstüne çıkarılmış, hiç-bir bakımdan dayanıklılığı olmayan çürük bir ağacın durumuna benzer.

27 Allah iman edenlerin durumunu dünya hayatında da, ahirette de sapasağlam sarsılmaz ve dosdoğru biçimde tutarlı söz olan, kelime-i tevhîd sözü ile dile getirilen anlayış ve inançla sağlamlaştırır. Varoluş gayesi dışına çıkanları ise, sapıklık içinde bırakır ve Allah dilediğini yapar.

 

/ 28 Allah’ın iman ve hidayet nimetini küfre çevirip değiştirenleri ve toplumlarını da sürükleyerek helâke sokanları görmedin mi? 29 Onların hepsi de cehenneme girecekler, ne kötü bir  konaklama yeridir orası. 30 Onlar, halkı O’nun yolundan çıkarıp saptırmak için Allah’la rekabet edebilecek güçlerin var olabileceğini kabul ettiler. De ki: “Bu dünyada geçinin bakalım şimdilik; çünkü gerçekten dönüp varacağınız yer ateştir!” 31 Ve iman eden kullarıma da söy-le; hiçbir alışverişin, dostluğun, arkadaşlığın olmayacağı bir gün gelip çatma-dan önce, namazlarına devamlı ve duyarlı olsunlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, bizim yolumuzda gizli ve açık harcasınlar. 32 Ve hatırla-yın ki, Allah’tır gökleri ve yeri yoktan var eden, gökten su indirip onunla size rı-zık olsun diye ürünler çıkaran, bağlı kıldığı yasalar gereğince denizde akıp git-mekte olan gemileri, hizmetinize veren ve sizi nehirlerden yararlandıran. 33 Ve her ikisi de kendi yörüngelerinde seyreden güneşi ve ayı, sizin yararlanma-nız için koyduğu yasalara bağlı kılan; ve gece ile gündüzü yine sizin yararlan-manız için koyduğu yasalara bağlı tutan. 8

 

 

Cüz : 13

72 / 14 İBRAHİM (34-42)

259

 

 

وَاَتَيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللهِ لاَ تُحْصُوهَا اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ -34, وَاِذْ قَالَ اِبْرَهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ اَمِنًا وَاجْنُبْنِى وَبَنِىَّ اَنْ نَعْبُدَ اْلاَصْنَامَ -35, رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ فَمَنْ تَبِعَنِى فَاِنَّهُ مِنِّى وَمَنْ عَصَانِى فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -36, رَبَّنَا اِنِّى اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِى بِوَادٍ غَيْرِ ذِى زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلَوةَ فَاجْعَلْ اَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِى اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ -37, رَبَّنَا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِى وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفَى عَلَى اللهِ مِنْ شَىْءٍ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فِى السَّمَاءِ -38, اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى وَهَبَ لِى عَلَى الْكِبَرِ اِسْمَعِيلَ وَاِسْحَقَ اِنَّ رَبِّى لَسَمِيعُ الدُّعَاءِ -39, رَبِّ اجْعَلْنِى مُقِيمَ الصَّلَوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِى رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ -40, رَبَّنَا اغْفِرْ لِى وَلِوَالِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ -41, وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ اْلاَبْصَارُ -42,

 

7 34 Ve size kendisinden isteyebileceğiniz her türlü şeyden bir kıs-mını veren de O’dur. Öyle ki, Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamaz-sınız. Yine de insanoğlu, yaratılış gayesi dışında yaşamakta pek ısrarlı ve ger-çekleri örtbas etmekte de pek inatçıdır.

 

/ 35 Hani İbrahim: “Ey Rabbim!” demişti. Bu Mekke şehrini güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan ebediyyen uzak tut. 36 Çünkü, ey Rabbim! “Bu tapınılan nesneler gerçekten, insanlardan pek çoğunu yoldan çı-kardı.  Onun için her kim, bana uyar, bana katılırsa o bendendir. Bana baş kal-dırana gelince, şüphesiz sen çok acıyan ve gerçek bağışlayansın!” 37 Ey Rabbimiz! Soyumdan bir kısmını ekin bitmez bir yere, senin kutsal evinin yakı-nına yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Namazı devamlı ve tam bir duyarlılık içinde, yerine getirsinler. Artık sen, insanlardan bir kısmının gönlünü hevesle oralara meylettir ki, hac ve umre maksadıyla gelip gitmelerinde de, çeşitli meyvelerle rızıklandır onları, belki şükrederler. 38 Ey Rabbimiz! Şüphe yok ki, sen gizledi-ğimizi de bilirsin, açığa vurduğumuzu da; ve Allah’tan hiç birşey gizlenemez, ne yeryüzünde ve ne de gökte. 39 En içten ve tüm eksiksiz övgüler, kocamış halimde bana İsmail ve İshak’ı armağan eden Allah’a mahsustur. Duaları, ya-karışları işiten, elbette benim Rabbimdir. 40 O halde ey Rabbim! Beni ve so-yumdan gelen insanları, namaza devamlı ve duyarlı kıl. Rabbim, dualarımı da kabul buyur. 41 Hesabın görüleceği gün beni, anamı, babamı ve bütün mü’-minleri bağışla.

 

/ 42 Sakın, Allah’ı yaratılış gayesi dışında hareket edenlerin edip eylediği şeylerden habersiz sanma! O sadece onlara, gözlerin dehşetle baka-kalacağı güne kadar zaman tanımaktadır. 8

 

 

260

72 / 14 İBRAHİM (43-52)

Cüz : 13

 

 

مُهْطِعِينَ مُقْنِعِى رُؤُسِهِمْ لاَ يَرْتَدُّ اِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَاَفْئِدَتُهُمْ هَوَآءٌ -43, وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُوا رَبَّنَا اَخِّرْنَا اِلَى اَجَلٍ قَرِيبٍ  نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ اَوَلَمْ تَكُونُوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ -44, وَسَكَنْتُمْ فِى مَسَاكِنِ الَّذِينَ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ اْلاَمْثَالَ -45, وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللهِ مَكْرُهُمْ وَاِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ -46, فَلاَ تَحْسَبَنَّ اللهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِ رُسُلَهُ اِنَّ اللهَ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ -47, يَوْمَ تُبَدَّلُ اْلاَرْضُ غَيْرَ اْلاَرْضِ وَالسَّمَوَاتُ وَبَرَزُوا لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ -48, وَتَرَى الْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ مُقَرَّنِينَ فِى اْلاَصْفاَدِ -49, سَرَابِيلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشَى وُجُوهَهُمُ النَّارُ -50, لِيَجْزِىَ اللهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ اِنَّ اللهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ -51, هَذَا بَلاَغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِهِ وَلِيَعْلَمُوا اَنَّمَا هُوَ اِلَهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُولُوا اْلاَلْبَابِ -52,

 

7 43 O gün onlar, başları bir kurtarıcı ararcasına yukarı kalkık, ba-kışları kendilerine bile çevrilip bakamaz halde kalpleri bomboş oradan oraya koşuşup dururlar.

44 Bunun içindir ki insanları, azabın başlarına geleceği gün için uyar; o gün ki, yaratılış gayesine aykırı davrananlar: “Ey Rabbimiz!” derler. “Bize kı-sa bir süre daha ver ki, senin çağrına icabet edelim, senin elçilerine uyup peş-lerinden gidelim!” Fakat Allah da onlara: “Siz bir vakitler kıyamet gibi, ceza gibi bir şeyin, sizin için söz konusu olmadığına, yemin edip durmuyor muydunuz?” diye karşılık verecektir. 45 Üstelik sizden önce, varoluş gayelerine aykırı yaşa-yıp, helak olan toplumların yaşadığı yerlerde yaşıyorsunuz ve onlara nasıl a-zap ettiğimiz, sizce apaçık belli oldu ve size günahkarların başlarına gelenler hakkında, kıyamet ve ceza hakkında pek çok örnekler de getirdik.

46 Hal böyleyken onlar, yine de çürük, asılsız tasarımlara dayanan o-yunlarını oynamaya devam etmekteler. Oysa onların tüm oyunları ve tuzakları, dağları yerinden oynatacak kadar bile büyük olsa, Allah yanında onların tuza-ğına karşı tuzak var. 47 Öyleyse sakın ha, Allah’ın elçilerine verdiği sözden döneceğini sanma; çünkü Allah çok güçlüdür ve cezaya layık olanın cezasını da verendir. 48 Yerin başka bir yere, göğün başka bir göğe dönüştürüleceği ve bütün insanların var olan, tek olan ve herşeyin üzerinde hükümran olan Allah’ın huzuruna çıkacakları gün, Allah’ın önceden verdiği sözü yerine gele-cektir. 49 O gün bütün suçluları, zincirlere vurulmuş görürsün. 50 Giysileri katrandan olacak ve yüzlerini de ateş bürüyecektir. 51 Bütün bunlar, Allah’ın herkese hayatta elde ettiği şeyle, karşılık vereceği için böyledir. Gerçekten Allah, hesabı çarçabuk görendir. 52 Bütün insanlığa bir mesajdır bu. Öyleyse artık, O’nunla uyarıldıklarını bilsinler ki, tek ve gerçek olan ilah O’dur; ve sağ-duyu sahipleri bunu akıllarında tutsunlar.