Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 16. Sayfa - Abd

 

266

   70 / 16 NAHL (1-6)

Cüz : 14

 

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَتَى اَمْرُ اللهِ فَلاَ تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ -1, يُنَزِّلُ الْمَلَئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ اَنْ اَنْذِرُوا اَنَّهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنَا فَاتَّقُونِ -2, خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ -3, خَلَقَ اْلاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ  فَاِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ -4, وَاْلاَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ  فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ -5, وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ -6,

 

16    NAHL SÛRESİ

 

Sûre dikkatleri herşeye gücü yeten tek Allah’ın kudretine çekmeyi hedef alır ve şirki reddeder. Hakka düşmanlığın, hakka karşı çıkmanın ve O’nu reddetmenin sonuçları belirtilir. Sûrede kâfirlerin itirazlarına cevaplar verilmekte, iddiaları çürütülmekte, her türlü şüpheleri ortadan kaldırılmaktadır. Ayrıca Hz. Peygambere ve arkadaş-larına kâfirlerin düşmanlığına ve işkencelerine nasıl bir tavır takınılması gerektiği belirtilerek bu konuda müslüman-lar teselli edilmektedir. 68. ayetinde bal arısından bahsedildiği için bu isim verilmiştir.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

/ 1 Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir. Öyleyse onun, hemencecik gelmesini istemeyin. O, sınırsız güç ve kuvvetiyle, insanların tanrısal nitelikler yakıştır-dıkları herkesten ve herşeyden üstündür ve yücedir. 2 O Allah ki, kullarından dilediği-ne: “Benden başka gerçek ilah olmadığı gerçekliğine ve yolunuzu benim mesajlarımla bulun!” buyruğunu ulaştırmaları için meleklerini vahiyle indirendir. 3 O ki, gökleri ve ye-ri şaşmaz bir düzen ve uygunluk üzere yaratmıştır. İnsanların tanrısal nitelikler yakıştı-rarak, kendisine ortak koştukları herşeyin ve herkesin ötesindedir O. 4 O, insanı bir damla sudan yarattı. Böyleyken bir de bakarsın o insan, apaçık bir düşman kesilmiş. 5 Ve davarları da yarattı O. O hayvanlar ki, kendilerinden pekçok yararları yanında, sizi ısıtan giysiler, besleyen yiyecekler elde ediyorsunuz. 6 Akşamleyin mer’adan getirir, sabahleyin meraya götürürken de, güzellikleri var, zevk alırsınız o davarlardan. 8

 

 

Cüz : 14

70 / 16 NAHL (7-14)

267

 

 

وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلَى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ اِلاَّ بِشِقِّ اْلاَنْفُسِ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُفٌ رَحِيمٌ -7, وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ -8, وَعَلَى اللهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَائِرٌ وَلَوْ شَاءَ لَهَدَيكُمْ اَجْمَعِينَ -9, هُوَ الَّذِى اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ -10, يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَاْلاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ -11, وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِهِ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ -12, وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِى اْلاَرْضِ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ -13, وَهُوَ الَّذِى سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ -14,

 

7 7 Kendinizi büyük sıkıntılara sokmadan, varamayacağınız nice yerlere, yükünüzü onlar taşır. Rabbiniz gerçekten çok şefkatli ve çok acıyan-dır. 8 Binmeniz için ve zinet olarak atları, katırları, merkepleri yaratmıştır; daha da bilmediğiniz nice şeyler yaratacaktır. 9 Yolun doğrusunu göstermek de Allah’a düşer; kimi yol ise eğridir. Allah dileseydi sizin hepinizi doğru yola çıka-rırdı.

 

/ 10 O öyle bir Allah’tır ki, size gökten yağmur yağdırır da, suyun-dan içersiniz, hayvanlarınızı otlattığınız ağaçlar ve otlar da onunla biter ve ye-şerir. 11 Onunla Allah sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve çeşit çeşit meyveler bitirir. Şüphe yok ki, bunlarda düşünen insanlar için mutlaka bir ders vardır. 12 Ve geceyi, gündüzü sizin yararlanmanız için, koyduğu yasalara boyun eğdirmiştir O. Güneş ve ay, bütün yıdızlar hepsi O’nun buyruğuna bo-yun eğmişlerdir. Dikkat edin! Bütün bunlarda, şüphesiz aklını kullanan kimse-ler için çıkarılacak dersler vardır. 13 Ve yeryüzünde sizin için yarattığı, çeşitli renklerde ne varsa, hepsi de boyun eğmişlerdir O’nun emrine. İşte bunlarda da, anıp hatırda tutmasını bilen kimseler için elbette çıkarılacak bir ders, bir ib-ret vardır. 14 Ve yemek için taze et, takınmak için değerli taşlar çıkarasınız diye denizi ve denizin üstünde suları yararak yol aldığını gördüğünüz gemileri, O’nun lütfundan nasibinizi arayıp bularak şükredesiniz diye, koyduğu yasalara bağlı kılan da O’dur. 8

 

 

268

70 / 16 NAHL (15-26)

Cüz : 14

 

 

وَاَلْقَى فِى اْلاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَمِيدَ بِكُمْ وَاَنْهَارًا وَسُبُلاً لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ -15, وَعَلاَمَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ -16, اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لاَ يَخْلُقُ اَفَلاَ تَذَكَّرُونَ -17, وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللهِ لاَ تُحْصُوهَا اِنَّ اللهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ -18, وَاللهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ -19, وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ لاَ يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ -20, اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَاءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ -21, اِلَهُكُمْ اِلَهٌ وَاحِدٌ فَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاْلاَخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ -22, لاَ جَرَمَ اَنَّ اللهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ اِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ -23, وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ مَاذَا اَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا اَسَاطِيرُ اْلاَوَّلِينَ -24, لِيَحْمِلُوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَمَةِ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ اَلاَ سَاءَ مَا يَزِرُونَ -25, قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتَيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُونَ -26,

 

7 15 Sizinle beraber sallanmaması, çalkalanmaması için yeryüzün-de, yerinden oynatılmaz dağlar ve gideceğiniz yeri bulmanız için, nehirler ve yollar da yaratmıştır. 16 Ve daha nice alametler ve yıldızlar yaratmıştır ki, on-larla insanlar yollarını bulmaktalar. 17 O halde bütün bunları yaratan Allah, hiç birşey yaratamayan, herhangi bir varlıkla bir olur mu? Hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız? 18 Ve Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız, imkan yok sayamazsınız. Şüphe yok ki, Allah suçları örten ve acıyandır. 19 Ve Allah gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. 20 Allah’tan başka yalvarıp yakar-dıklarınız, kendileri yaratılmış varlıklar olduklarına göre, hiç birşey yaratamaz-lar. 21 Ölülerdir onlar, diriler değil. Ne vakit diriltilecekler, ondan da haberleri yok.

 

/ 22 Sizin ilahınız tek ve gerçek ilahtır. Ne var ki, ahirete inanma-yanların kalpleri, bu gerçeği boş bir kibir yüzünden kabule yanaşmıyor. 23 Hiç şüphesiz Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da tastamam bil-mektedir. Kesin olan şu ki O, kendini büyüklük tutkusuna kaptıranları sevmez. 24 Böyle kimselere: “Rabbiniz ne indirdi?” diye sorulsa, “Eskilerin masalları” derler. 25 Böyle yapmaları kıyamet günü kendi günahlarını tamamen yüklen-dikten başka, bilgisizlikle doğru yoldan çıkarıp saptırdıkları bilgisiz kişilerin suçlarının bir kısmını da yüklenmeleri içindir. Bilin ki, yüklendikleri yük, ne kötü yüktür.

 

/ 26 Gerçekten onlardan önce gelip geçenler de, Allah’a karşı düzenler kurmuşlardı. Allah onların yapılarını temelden yıktı da, tavanları baş-larına göçüverdi ve hem de bu azap, anlayamadıkları bir yerden gelip çattı on-lara. 8

 

 

Cüz : 14

70 / 16 NAHL (27-34)

269

 

 

ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَمَةِ يُخْزِيهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَآئِىَ الَّذِينَ كُنْتُمْ تُشَاقُّونَ فِيهِمْ قَالَ الَّذِينَ اُوتُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْىَ الْيَوْمَ وَالسُّوءَ عَلَى الْكَافِرِينَ -27, اَلَّذِينَ تَتَوَفَّيهُمُ الْمَلَئِكَةُ ظَالِمِى اَنْفُسِهِمْ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُوءٍ بَلَى اِنَّ اللهَ عَلِيمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -28, فَادْخُلُوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ -29, وَقِيلَ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا مَاذَا اَنْزَلَ رَبُّكُمْ  قَالُوا خَيْرًا لِلَّذِينَ اَحْسَنُوا فِى هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَلَدَارُ اْلاَخِرَةِ خَيْرٌ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّقِينَ -30, جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَاؤُنَ كَذَلِكَ يَجْزِى اللهُ الْمُتَّقِينَ -31, اَلَّذِينَ تَتَوَفَّيهُمُ الْمَلَئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلاَمٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِماَ كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -32, هَلْ يَنْظُرُونَ اِلاَّ اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلَئِكَةُ اَوْ يَأْتِىَ اَمْرُ رَبِّكَ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللهُ وَلَكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ -33, فَاَصَابَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُن -34,

 

7 27 Sonra Allah, kıyamet gününde onları hor ve hakir bir hale geti-recek de, nerede diyecek kendileri yüzünden, inananlara düşman kesildiğiniz ve bana eş tuttuğunuz ortaklarım? Kendilerine ilim verilenler ise; “Bugün ger-çekten horluk ve kötülük, senden gelen gerçekleri örtbas edenler içindir” diye-cekler. 28 Melekler, kendi kendilerine zulmeden yani yaratılış gayeleri dışında yaşayanların canlarını alırken onlar, biz hiçbir kötülük yapmadık diye diye can verirler. Evet şüphe yok ki, Allah sizin yaptıklarınızı tamamiyle bilir. 29 Artık gi-rin cehennem kapılarından, ebedi kalacaksınız orada, büyüklük duygusuna kapılanların düştüğü durum ne kötüdür. 30 Ama, yollarını Allah ve kitabıyla bulanlara: “Rabbiniz ne indirdi?” diye sorulduğunda onlar da, “Hayır indirdi” derler. Bu dünyada güzel hareket edenlere, güzel bir mükafat var, ahiret evi ise elbette daha hayırlı. Yolunu Allah ve kitabıyla bulanların evleri, gerçekten de ne güzeldir. 31 Adn cennetleridir onların yurtları, oraya girerler, kıyılarından ırmaklar akar, orada gönüllerinin çektiği herşeyi bulabilecekler. Allah, yollarını Allah ve kitabıyla bulanları, işte böyle ödüllendirecektir. 32 Bunlar o kimseler-dir ki, Melekler ruhlarını tertemiz olarak alır ve onlara “Selam size, yaptıklarını-zın karşılığı olarak cennete girin!” derler.

33 Gerçekleri örtbas edenler, meleklerin gelip çatmasından yahut Rabbinin azap emrinin gelmesinden başka birşey mi beklerler? Onlardan ön-cekiler de böyle yapmışlardı. Helak edildikleri zaman, onlara haksızlık eden Allah değildi; fakat onlar kendi kendilerine haksızlık edip, yaratılış gayesi dışı-na çıkarak yaşamışlardı. 34 Yaptıkları kötülüklerin cezası başlarına geldi de, alay etmekte oldukları gerçekler onları çepeçevre sarıverdi.

 

 

270

70 / 16 NAHL (35-42)

Cüz : 14

 

 

وَقَالَ الَّذِينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَىْءٍ نَحْنُ وَلاَ اَبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَىْءٍ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ -35, وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِى كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلاَلَةُ فَسِيرُوا فِى اْلاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ -36, اِنْ تَحْرِصْ عَلَى هُدَيهُمْ فَاِنَّ اللهَ لاَ يَهْدِى مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ -37, وَاَقْسَمُوا بِاللهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ  لاَ يَبْعَثُ اللهُ مَنْ يَمُوتُ بَلَى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ -38, لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِى يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِبِينَ -39, اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَىْءٍ اِذَا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ -40, وَالَّذِينَ هَاجَرُوا فِى اللهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَلاَجْرُ اْلاَخِرَةِ اَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ -41, اَلَّذِينَ صَبَرُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ -42,

 

/ 35 Allah’tan başkalarına tanrısal nitelik yakıştıranlar: “Allah dile-seydi” dediler, “Ne biz O’ndan başka birşeye kulluk ederdik, ne de atalarımız, ne de O’ndan başkasının buyruğuyla birşeyi haram sayardık.” İşte onlardan öncekiler de, tıpkı böyle hareket ettiler. Peki bu durumda peygamberlere, apa-çık mesajları iletmekten başka ne düşer. 36 Andolsun ki, biz her ümmete, “Allah’a kulluk edin, azdırıp saptıran şeytani şer güçlerden uzaklaşın!” diye, bir peygamber gönderdik. O geçmiş toplumların içerisinden bir kısmını, Allah hi-dayetiyle doğru yola yöneltti, bir kısmı da sapıklığı hak edenlerden oldu. O hal-de şimdi yeryüzünü gezip dolaşın, hakkı yalanlayanların sonuçları ne olmuş, görün bakın. 37 Onları doğru yola sevketmek için, üzerlerine düştükçe düşsen de şüphe yok ki, Allah sapıklığı kabul edeni, doğru yola getirmez ve onlara bir-tek yardımcı da yoktur. 38 Üstelik bunlar Allah’a kesin olarak and içtiler de “Allah ölen bir kimseyi asla diriltmez” dediler. Hayır, diriltecektir. Bu O’nun ger-çekleşmesini kendi üzerine aldığı bir sözüdür; ne var ki, insanların çoğu bunu bilmezler. 39 Allah ölüleri mutlaka diriltecektir ki, üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeği, onlara bütün açıklığıyla göstersin ve o Allah’tan gelen gerçekleri ört-bas edenler de, kendilerinin yalancı olduklarını görüp anlayabilsinler.

40 Biz ne zaman birşeyin olmasını istesek, ona sadece “Ol” deriz ve o şey hemen oluverir.

 

/ 41 Dinini İslâmla değiştirmesinden dolayı, haksızlığa uğrayıp, Allah yolunda yerlerini, yurtlarını terkedenlere gelince, biz onları şüphesiz bu dünyada,  güzel bir yere  yerleştireceğiz  ama ahirette  kazanacakları ödül, da-ha da büyük olacaktır. Eğer hicretten geri kalanlar ve tüm insanlar bunu bilse-lerdi, o zulüm yurdunda bir saniye bile kalmak istemezlerdi. 42 O hicret eden-ler öyle kimselerdir ki, hertürlü kötülüklere göğüs gerip, Rablerine güvenip da-yanırlar. 8

 

 

Cüz : 14

70 / 16 NAHL (43-54)

271

 

 

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلاَّ رِجَالاً نُوحِى اِلَيْهِمْ فَسْئَلُوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ -43, بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَاَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ -44, اَفَاَمِنَ الَّذِينَ مَكَرُوا السَّيِّئَاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللهُ بِهِمُ اْلاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُونَ -45, اَوْ يَأْخُذَهُمْ فِى تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِزِينَ -46, اَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلَى تَخَوُّفٍ فَاِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُفٌ رَحِيمٌ -47, اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى مَا خَلَقَ اللهُ مِنْ شَىْءٍ يَتَفَيَّؤُا ظِلاَلُهُ عَنِ الْيَمِينِ وَالشَّمَائِلِ سُجَّدًا لِلَّهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ -48, وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ مِنْ دَابَّةٍ وَالْمَلَئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ -49, يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ -50, وَقَالَ اللهُ لاَ تَتَّخِذُوا اِلَهَيْنِ اثْنَيْنِ اِنَّمَا هُوَ اِلَهٌ وَاحِدٌ فَاِيَّاىَ فَارْهَبُونِ -51, وَلَهُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَلَهُ الدِّينُ وَاصِبًا اَفَغَيْرَ اللهِ تَتَّقُونَ -52, وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللهِ ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجْئَرُونَ -53, ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَرِيقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ -54,

 

7 43 Andolsun ki, senden önce de gönderdiğimiz ve kendilerine vah-yettiğimiz kimseler erkeklerdendi. Bu konuda yeterli bilgiye sahip değilseniz, sorun önceki vahyi bilenlere. 44 O peygamberler, apaçık delillerle ve kitaplarla gönderildiler. Ey peygamber! Biz sana da bu uyarıcı kitabı indirdik ki, insanlara başından beri indirilegelen mesajın aslını, olanca açıklığıyla anlatasın diye, onlar da böylece belki düşünürler.

45 Kötülük düzenleri kuranlar, Allah’ın onları yere batırmayacağın-dan, yahut hiç anlamadıkları bir yerden başlarına bir azap gelmeyeceğinden e-min mi oldular? 46 Yahut O’nu aciz bırakamayacaklarına göre, dönüp dolaşır-larken, tutup onları helak etmeyeceğinden. 47 Yahut da yavaş yavaş azalta-rak korkuya, azaba uğratarak onları yakalayıvermesinden de emin midirler? A-ma bilin ki, Rabbiniz çok merhametli ve şefkatlidir.

48 Öyleyse gerçekleri örtbas edenler, Allah’ın yarattığı nesneleri gör-müyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’ın iradesine bütünüyle boyun eğerek, bir sağa, bir sola dönüp Allah için saygı ve ta’zimle nasıl yere kapanmaktadırlar. 49 Ve Allah’a secde etmektedir. Göklerde ve yeryüzünde ne varsa ve yeryü-zünde yürüyen ne varsa, melekler de büyüklenmeden Allah’a secde etmekte-dir. 50 Hepsi üstlerine egemen olan Rablerinden korkarlar da, kendilerine em-redileni hemen yaparlar.

 

/ 51 Hani Allah; “İki ya da daha fazla ilah edinmeyin!” demişti. Çünkü O’dur tek ve gerçek olan ilah. Bunun içindir ki benden, yalnızca benden korkun.

52 Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O’nundur. O halde kulluk ve itaat da daima O’na olmalıdır. Hal böyleyken, tutup yine de Allah’tan başka bi-rinden, çekinmekte ve korkmaktasınız.

53 Size gelen her nimet, mutlaka Allah’tandır. Sonra bir zarara uğra-sanız, yine O’na yalvarırsınız. 54 Sonra sizden o zararı giderdi mi, o vakit içi-nizden bir kısmı Rablerine karşı başka güçlere de ilahlık yakıştırıverirler. 8

 

 

272

70 / 16 NAHL (55-64)

Cüz : 14

 

 

لِيَكْفُرُوا بِمَا اَتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ -55, وَيَجْعَلُونَ لِمَا لاَ يَعْلَمُونَ نَصِيبًا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ تَاللهِ لَتُسْئَلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ -56, وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُ وَلَهُمْ مَا يَشْتَهُونَ -57, وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِاْلاُنْثَى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ -58, يَتَوَارَى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهِ اَيُمْسِكُهُ عَلَى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِى التُّرَابِ اَلاَ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ -59, لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاْلاَخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِ وَلِلَّهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلَى وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -60, وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلَكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلَى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ -61, وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ اَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ اَنَّ لَهُمُ الْحُسْنَى لاَ جَرَمَ اَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَاَنَّهُمْ مُفْرَطُونَ -62, تَاللهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَا اِلَى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ  فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ  وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -63, وَمَا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِى اخْتَلَفُوا فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ -64,

 

7 55 Adeta kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etmek için, bu geçici dünya hayatıyla avunup, geçinedurun bakalım, yakında bilir anlarsınız. 56 Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden, mahiyetlerini bilmedikleri putlara, bir hisse ayırır onlar. Andolsun Allah’a iftira ettikleri şeyler yüzünden, sorguya çekilecek onlar. 57 Bir de Allah’a kızlar yakıştırırlar. O böyle şeylerden münez-zehtir. Kendilerine ise, canlarının istediği oğulları seçmek isterler. 58 O kadar ki, ne zaman birine bir kız çocuğu olduğu müjdesi verilse, hemen yüzü kararır ve içi öfkeyle dolar. 59 Müjdelendiği kötü şey yüzünden, kavminden gizlenme-ye çalışır. O çocuğu horlukla elinde mi tutacak, yoksa toprağa mı gömecek, bunu düşünür. Dikkat edin, izledikleri düşünce tarzı, ne kadar da kötüdür. 60 Ahirete inanmayanlar, kötü sıfatlara sahiptir. En yüce sıfatlarsa Allah’a aittir. Çünkü O, en güçlü olandır, yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır.

 

/ 61 Allah, insanları yaratılış gayeleri dışında yaşamalarından do-layı, hemen helak ediverecek olsaydı, yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı kal-mazdı. Ne var ki, onları belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar erteliyor, süreleri dolduğu zaman, sonlarını bir an olsun, ne geciktirebilirler, ne de öne alabilirler.

62 Allah’a, kendilerinin bile hoşlanmadıkları kızları yakıştırırlar ve dil-leri de güzel ve hayırlı sonucun kendilerine ait olduğunu yalan yere söyler du-rur. Şüphe yok ki, ateş onlarındır ve herkesten önce de onlar girerler ateşe.

63 Andolsun O Allah’a ki, senden önce de diğer ümmetlere peygam-berler göndermişti de, şeytan onların yaptıklarını onlara süslü göstermişti, me-sajlarımızı hep reddettiler. Zaten şeytan, bugün de onların dostudur. Bu yüz-den onlara can yakıcı bir azap vardır.

64 Biz sana bu Kur’ân’ı ancak, hakkında ayrılığa düştükleri şeyleri, onlara apaçık bildirmen için indirdik. Bu kitap, iman edenler için hidayet ve rah-mettir. 8

 

 

Cüz : 14

70 / 16 NAHL (65-72)

273

 

 

وَاللهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً  فَاَحْيَا بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ -65, وَاِنَّ لَكُمْ فِى اْلاَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِى بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا لِلشَّارِبِينَ -66, وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَاْلاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ -67, وَاَوْحَى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذِى مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ -68, ثُمَّ كُلِى مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِى سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاً يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ -69, وَاللهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفَّيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلَى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلاَ يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْئًا اِنَّ اللهَ عَلِيمٌ قَدِيرٌ -70, وَاللهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ فِى الرِّزْقِ فَمَا الَّذِينَ فُضِّلُوا بِرَادِّى رِزْقِهِمْ عَلَى مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَاءٌ اَفَبِنِعْمَةِ اللهِ يَجْحَدُونَ -71, وَاللهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَنِينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللهِ هُمْ يَكْفُرُونَ -72,

 

7 65 Ve Allah, gökten yağmur yağdırır da, yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Şüphesiz bunda kulak verip dinleyen bir toplum için ibretler var-dır.

 

/ 66 Doğrusu sizin için, davarlarda da ibretler vardır. Karınlarında-ki fışkıyla kan arasında oluşan halis sütü içirmekteyiz size; ve süt, içenlerin bo-ğazından kayıp gitmede.

67 Hurma ağacının meyveleriyle, üzümlerden de hem şarap yaparsı-nız, hem de güzel bir rızık elde edersiniz. Şüphe yok ki, bunda aklını kullanan topluluklar için bir ders ve ibret vardır.

68 Ve bir de, Rabbinin arıya: “Dağlarda, ağaçlarda ve insanların ha-zırladıkları kovanlarda, kendine yuva edin” diye vahyettiğini. 69 Ve ona: “Son-ra bütün meyvelerden yiyerek bal toplayıp ve mutlak bir boyun eğmişlikle Rab-binizin yollarını izleyin” diye vahyettiğini düşünün. İşte bundan dolayıdır ki, on-ların karınlarından çeşitli renkte ballar çıkar, onlarda şifa var insanlara. Şüphe yok ki, bunda da düşünen kimseler için ders ve ibretler vardır.

70 Ve sizi Allah yarattı, zamanı gelince de öldürecek, içinizden haya-tın en kötü düşkünlük çağına, kocalığa kadar ömür sürdürülenler de vardır ki, bildikleri şeyi bilmez hale gelirler. Şüphe yok ki, Allah herşeyi bilir, herşeye gü-cü yeter.

 

/ 71 Ve Allah, rızık bakımından bir kısmınızı, bir kısmınızdan üs-tün kılmıştır. Hal böyleyken, rızkı kendilerine fazla verilmiş olanlar, bu rızıkları-nı elleri altında bulunan işci ve kölelerine verip, onları da geçim bakımından kendilerine eşit etmezler. Peki böyle yapmakla, Allah’ın rızık nimetini bile bile inkâra mı kalkışıyorlar?

72 Ve Allah size, kendi cinsinizden eşler yarattı. Eşlerinizden de size oğullar ve torunlar verdi ve tertemiz şeylerle de sizi rızıklandırdı. Hal böyley-ken, insanlar kalkıp, yine de asılsız boş şeylere inanıp, Allah’ın nimetine karşı nankörlük mü yapacaklar? 8

 

 

274

70 / 16 NAHL (73-79)

Cüz : 14

 

 

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللهِ مَا لاَ يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ شَيْئًا وَلاَ يَسْتَطِيعُونَ -73, فَلاَ تَضْرِبُوا لِلَّهِ اْلاَمْثَالَ اِنَّ اللهَ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ -74, ضَرَبَ اللهُ مَثَلاً عَبْدًا مَمْلُوكًا لاَ يَقْدِرُ عَلَى شَىْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًا هَلْ يَسْتَوُنَ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ  لاَ يَعْلَمُونَ -75, وَضَرَبَ اللهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَا اَبْكَمُ لاَ يَقْدِرُ عَلَى شَىْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَى مَوْلَيهُ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُّ لاَ يَأْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوِى هُوَ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -76, وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَمَا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ اِنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -77, وَاللهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لاَ تَعْلَمُونَ شَيْئًا وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَاْلاَبْصَارَ وَاْلاَفْئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ -78, اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ فِى جَوِّ السَّمَاءِ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلاَّ اللهُ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ -79,

 

7 73 Onlar hâlâ, Allah’ı bırakıp ne göklerde, ne de yerde herhangi bir rızık sağlayamayan ve hiç birşeye gücü yetmeyen putlara mı tapınıp dura-caklar? 74 Öyleyse, Allah’a eşit varlıklar tanımayın. Çünkü Allah, herşeyin as-lını bilir, fakat sizler bilmezsiniz.

75 İşte Allah, size iki insan örneği veriyor. Bir köle olsa ve hiç birşeye gücü yetmese ve bir de, güzel bir şekilde rızıklandırdığımız birisi bulunsa da, rızıklandırdığımız şeylerden bir kısmını gizli, açık doğru yolda harcasa, bu hür kimse ile köle, eşit ve denk olur mu? Eksiksiz tüm övgüler Allah’a mahsustur, ne varki insanların çoğu bilmezler.

76 Ve Allah yine, size başka iki insan örneği daha veriyor: Biri dilsiz-dir, hiçbirşeye gücü yetmez, sahibine bir yüktür, nereye gönderse hayırlı bir iş becerip gelemez. Peki böyle biri doğru ve hakça olanın yapılmasını emreden ve kendisi de, dosdoğru yolda olan kimseyle bir tutulabilir mi?

 

/ 77 Göklerin ve yerin bilinmeyen gerçekleri, Allah’a aittir ve kıya-metin kopması da, göz açıp kapayacak kadar bir an içinde olup biter, belki on-dan daha da çabuk bir an içinde. Şüphe yok ki, Allah’ın herşeye gücü yeter.

78 Ve Allah sizi analarınızın karnından çıkardı, hiç birşey bilmezdiniz. Belki de şükredersiniz diye size kulak verdi, gözler verdi ve gönüller verdi.

79 Gökle yer arasında uçup duran kuşları görmezler mi? Onları boş-lukta tutan ancak Allah’tır, şüphe yok ki, bunda inanan bir toplum için ibretler vardır. 8

 

 

Cüz : 14

70 / 16 NAHL (80-87)

275

 

 

وَاللهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ اْلاَنْعَامِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَا اَثَاثًا وَمَتَاعًا اِلَى حِينٍ -80, وَاللهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلاَلاً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابِيلَ تَقِيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابِيلَ تَقِيكُمْ بَأْسَكُمْ كَذَلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ -81, فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ -82, يَعْرِفُونَ نِعْمَةَ اللهِ ثُمَّ يُنْكِرُونَهَا وَاَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ -83, وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَهِيدًا ثُمَّ لاَ يُؤْذَنُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا وَلاَ هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ -84, وَاِذَا رَاَ الَّذِينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلاَ هُمْ يُنْظَرُونَ -85, وَاِذَا رَاَ الَّذِينَ اَشْرَكُوا شُرَكَاءَ هُمْ قَالُوا رَبَّنَا هَؤُلاَءِ شُرَكَاؤُنَا الَّذِينَ كُنَّا نَدْعُو مِنْ دُونِكَ فَاَلْقَوْا اِلَيْهِمُ الْقَوْلَ اِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَ -86, وَاَلْقَوْا اِلَى اللهِ يَوْمَئِذٍ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ -87,

 

7 80 Ve size dinlenme yeri olarak, kendinize ev yapma imkanı ve yeteneği veren, size hayvanların derilerinden, konaklama ve göçme zamanın-da kolayca taşıyabileceğiniz barınaklar yapma imkanı veren, yünlerinden, ya-pağılarından ve tüylerinden dayanıklı ev eşyası ve alıp satacağınız eşyalar meydana getirmenizi sağlayan da Allah’tır.

81 Ve Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgeler meydana getirdi. Dağlarda gizlenme ve saklanma yerleri bahşeden ve sizi sıcağa, soğuğa karşı koruyacak elbiseler, savaşlarda zararlardan koruyacak zırhlar yapma imkanı ve becerisini de veren Allah’tır. O’na teslim olarak müslüman olup, kurtulabil-meniz için nimetlerini böylece tamamlar size.

82 Bütün bunlara rağmen ey peygamber! Hâlâ senden ve mesajın-dan yüz çevirirlerse, şüphe yok ki sana düşen, açıkça bir bildirimdir. 83 Aslın-da Allah’ın nimetinin pekala farkındalar, ama yine de O’nu tanıyıp doğrulama-ya yanaşmıyorlar. Çünkü onların pek çoğu, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas e-diyorlar.

 

/ 84 Ama biz, bir gün gelecek ki, her toplumdan bir şahit çıkaraca-ğız. O gün gerçekleri örtbas edenlere, özür dilemeleri için izin verilmeyecek, yaptıkları kötülüklerden vazgeçeceklerine dair verdikleri söz de kabul edilme-yecektir.

85 Yaratılış gayesi dışında yaşamaya alışanlar, azabı karşılarında bulduklarında, o azabın kendileri için hiçbir mazeretle hafifletilmeyeceğini ve kendilerine artık mühlet de verilmeyeceğini hemen anlayacaklar.

86 Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranlar, Allah’a eş olarak kabul ettikleri düzmece varlıkları, karşılarında bulduklarında “Ey Rabbimiz!” diyecek-ler, “Evet bunlar bizim sana ortak ilahlar olarak gördüğümüz ve seni bırakıp, kendilerine yalvarıp yakardığımız varlıklar.” Bunun üzerine o varlıklar, onların hakettikleri sözü yüzlerine çarparlar da, “Şüphe yok ki, sizler yalancı kimseler-siniz” derler.

87 O gün onlar, Allah’a teslim oluverirler ve uydurdukları düzmece tanrılar da, yüzüstü bırakır onları ve kaybolup giderler. 8

 

 

276

70 / 16 NAHL (88-93)

Cüz : 14

 

 

اَلَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ -88, وَيَوْمَ نَبْعَثُ فِى كُلِّ اُمَّةٍ شَهِيدًا عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَى هَؤُلاَءِ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ -89, اِنَّ اللهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَاْلاِحْسَانِ وَاِيتَائِ ذِى الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْىِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ -90, وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلاَ تَنْقُضُوا اْلاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلاً اِنَّ اللهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ -91, وَلاَ تَكُونُوا كَالَّتِى نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثًا تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِىَ اَرْبَى مِنْ اُمَّةٍ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللهُ بِهِ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ مَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ -92, وَلَوْ شَاءَ اللهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِى مَنْ يَشَاءُ وَلَتُسْئَلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -93,

 

7 88 Gerçekleri örtbas eden, başkalarını Allah yolundan çeviren kimselerin üzerine, çıkardıkları bozgunculuktan dolayı, azap üstüne azap kata-rak cezalandırırız. 89 O gün her topluma, kendileri içinden aleyhlerine bir şahit çıkaracağız. Ve seni de ey peygamber! Mesajının ulaşabileceği tüm insanlar üzerinde şahit kılacağız ve biz sana herşeyi açıklayıp anlatan, doğru yolu gös-teren ve rahmet olan ve Allah’a yürekten boyun eğenlere müjde olarak bu kita-bı indirdik.

 

/ 90 Şüphe yok ki, Allah adaleti ve iyilik yapmayı, yakınlara karşı cömert olmayı emredip, çirkin olan kötü görünen şeylerle, haksızlığı ve taşkın-lığı yasaklıyor ve size böylece düşünesiniz diye öğüt veriyor.

91 Ve sözleşme yaptığınızda Allah’ın sözleşmesini yerine getirin. Sağlama bağladıktan sonra, yeminlerinizi bozmayın. Nasıl bozarsınız ki, Allah’ı kendinize kefil kılmışsınız. Şüphesiz ki Allah, ne yaparsınız hepsini de bilir.

92 İpliğini sağlamca büktükten sonra, onu söküp dağıtan kadına ben-zemeyin. Bir topluluk diğer bir topluluktan daha çok ve üstün diye yeminlerinizi bozup, hileli hareket etmeyin. Allah bütün bunlarla sizi sınavdan geçiriyor ve ü-zerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri de, kıyamet gününde size açıklayıp bildire-cektir.

93 Çünkü Allah dileseydi, sizleri tek tip bir toplum yapardı; ama sap-mak isteyeni saptırıp doğru yola ulaşmak isteyeni de doğru yoluna iletiyor.  Ve şüphesiz yaptıklarınızdan dolayı mutlaka sorguya çekileceksiniz. 8

 

 

Cüz : 14

70 / 16 NAHL (94-102)

277

 

 

وَلاَ تَتَّخِذُوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ  بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَبِيلِ اللهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ -94, وَلاَ تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللهِ ثَمَنًا قَلِيلاً اِنَّمَا عِنْدَ اللهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ -95, مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُوا اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -96, مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَوةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -97, فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاَنَ فَاسْتَعِذْ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ -98, اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ -99, اِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ -100, وَاِذَا بَدَّلْنَا اَيَةً مَكَانَ اَيَةٍ وَاللهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوا اِنَّمَا اَنْتَ مُفْتَرٍ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ -101, قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ اَمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ -102,

 

7 94 Bunun içindir ki, yeminlerinizi aranızda bir aldatma aracı olarak kullanmayın, sonra ayağınız adamakıllı, İslâm’la sağlamlaşıp pekiştikten sonra kayar ki, Allah yolundan sapmanıza karşılık dünyada fena bir kötülüğe uğrar, ahiretteki hakkınız ise daha büyük bir azap olur.

95 Öyleyse Allah’la yaptığınız sözleşmeyi, az bir paha ile değişme-yin. Eğer bilirseniz, Allah yanında olan sizin için daha hayırlıdır. 96 Çünkü siz-de ne varsa, bitip tükenir, ama Allah katındaki kalıcıdır ve kesin olan şu ki, güçlüklere göğüs gerenleri, yaptıkları en iyi şey neyse, ona göre ödüllendire-ceğiz. 97 Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi amel işlerse, biz ona hoş ve huzurlu bir hayat yaşatırız ve yine şüphesiz böylelerini, yapageldikleri en güzel şey neyse, ona göre ödüllendireceğiz. 98 Kur’ân okuyacağın zaman, hemen Allah’ın rahmetinden kovulmuş taşlanmış şeytanın şerrinden Allah’a sığın. 99 Gerçekte o şeytanın iman eden ve Rablerine güvenip dayananlar üzerinde, hiçbir yaptırıcı otoritesi yoktur, hükmü yürümez onun. 100 Onun gücü kuvveti, ancak ona dost olup, ona itaat edenlere yeter ve onlar da Allah’la beraber, şeytana tanrısal nitelikler yakıştıranlardır.

 

/ 101 Biz bir ayetin yerine, başka bir ayeti getirdiğimizde, Allah neyi indireceğini çok iyi bilirken, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, sen sadece değişik zamanlarda değişik ayetler getirdiğini söylemek suretiyle, hep uyduruyorsun derler. Halbuki onların çoğu, bilmeyen, anlamayan kimselerdir.

102 De ki: O Kur’ân’ı, inananların imanını sağlamlaştırmak için ve müslümanlara hidayet ve müjde olarak, Rûhu’l-Kudüs=Cebrail Rabbinden a-paçık bir gerçeklik ve sarsılmayan bir doğru olarak indirmiştir. 8

 

 

278

70 / 16 NAHL (103-110)

Cüz : 14

 

 

وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّهُمْ يَقُولُونَ اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِسَانُ الَّذِى يُلْحِدُونَ اِلَيْهِ اَعْجَمِىٌّ وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِىٌّ مُبِينٌ -103, اِنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاَيَاتِ اللهِ لاَ يَهْدِيهِمُ اللهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -104, اِنَّمَا يَفْتَرِى الْكَذِبَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاَيَاتِ اللهِ وَاُولَئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ -105, مَنْ كَفَرَ بِاللهِ مِنْ بَعْدِ اِيمَانِهِ اِلاَّ مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِاْلاِيمَانِ وَلَكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ -106, ذَلِكَ بِاَنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الْحَيَوةَ الدُّنْيَا عَلَى اْلاَخِرَةِ وَاَنَّ اللهَ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ -107, اُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْ  وَاُولَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ -108, لاَ جَرَمَ اَنَّهُمْ فِى اْلاَخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ -109, ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ -110,

 

7 103 Andolsun ki, biz kâfirlerin “Bu Kur’ân’ı, ona ancak bir insan öğretmektedir” dediklerini biliyoruz. Öğrettiğini sandıkları adam yabancıdır, A-rapçayı doğru düzgün konuşamaz. Fakat bu Kur’ân, apaçık Arap diliyle indiril-miştir. 104 Allah’ın ayetlerine inanmayanları, Allah doğru yola yöneltmez, öte dünyada onların payları, can yakıcı bir azap olacaktır. 105 Allah’ın ayetlerine inanmayanlar yalan söylerler, iftira ederler; işte asıl onlardır yalancılar.

106 Gönülden inanmışken ve yüreği imanla dopdolu iken, zorla is-temediği halde, dininden döndüğünü söyleyenden başka, inandıktan sonra, Allah’ı inkâr eden, hatta Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmekle yüreği geniş-leyen ve hoşlanan kişi yok mu, bu çeşit kimseleredir Allah’ın gazabı, ahirette de büyük bir azap vardır; Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler için. 107 Bunun da sebebi, dünya hayatının sevilip, ahiretten üstün tutulmasındandır. Şüphe yok ki, Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas eden kimseleri doğru yola iletmez. 108 İşte Allah’ın, kalplerini işitme ve görme duyularını mühürledi-ği kimseler bunlardır. Hakka ve gerçeklere karşı umursamazlık içinde bulunan-lar da, işte bunlardır. 109 Hiç şüphe yok ki, ahirette de kaybedecek olanlar bunlardır.

110 Sonra şüphe yok ki, Rabbin işkenceye uğradıktan sonra, yurtla-rından göçenlerin, sonra Allah yolunda üstün çabalar gösterip, her türlü güç-lüklere göğüs gerenlerin yanındadır. Rabbin çok bağışlayan ve çok acıyandır.

 

 

Cüz : 14

70 / 16 NAHL (111-118)

279

 

 

يَوْمَ تَأْتِى كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا وَتُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ -111, وَضَرَبَ اللهُ مَثَلاً قَرْيَةً كَانَتْ اَمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللهِ فَاَذَاقَهَا اللهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ -112, وَلَقَدْ جَاءَ هُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ -113, فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللهُ حَلاَلاً طَيِّبًا وَاشْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ -114, اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ  فَاِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -115, وَلاَ تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَذَا حَلاَلٌ وَهَذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللهِ الْكَذِبَ اِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُونَ -116, مَتَاعٌ قَلِيلٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -117, وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ -118,

 

/ 111 Öyleyse haberiniz olsun ki, o kıyamet günü herkes kendi başının çaresini aramaya çabalayacak ve herkese yapıp ettiğinin karşılığı, tam olarak ödenecek ve kimseye de haksızlık yapılmayacaktır.

112 Allah size bir örnek veriyor: Bir şehir düşünün, halkı emniyet içe-risinde yaşamada, gönülleri rahat, rızıkları herbir taraftan bol bol gelmekte, derken Allah’ın tüm nimetlerine karşı, nankörlük ettiler de, Allah onlara işledik-leri yüzünden, açlık ve korku felaketini tattırdı.

113 Andolsun, onlara kendi aralarından bir peygamber de geldi ve O’nu yalanladılar, yaratılış gayeleri dışına çıktıkları için, azap onları kıskıvrak yakalayıverdi.

114 Bunun içindir ki, Allah’ın size rızık olarak verdiği şeylerin, temiz ve meşru olanlarından istifade edin ve eğer yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, o zaman nimetlerinden dolayı Allah’a şükrünüzü gösterin.

115 Allah size sadece leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası için kesilmiş hayvanı haram etmiştir. Fakat zorda kalan, aşırı gidip ihtiyacının öte-sine geçmemek şartıyla, bunlardan yiyebilir. Çünkü Allah, gerçekten çok ba-ğışlayan ve çok acıyandır.

116 Kendi dillerinizin uydurmasıyla Allah’a iftira ederek, “Bu helaldir, şu haramdır” demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan düzenler asla kurtuluşa eri-şemezler.

117 Onların bu dünyadaki hali: Az bir geçim ve avunmaktan ibarettir. Onlar için, can yakıcı bir azap vardır.

118 Daha önce sana anlattığımız şeyleri, yani tırnaklı hayvanlar ve iç yağları, Yahudilere haram kılmıştık. Bununla biz, onlara haksızlık etmedik, ter-sine onlar kendi kendilerine haksızlık yaparak, yaratılış gayesi dışında yaşa-maya kalkıştılar. 8

 

 

280

70 / 16 NAHL (119-128)

Cüz : 14

 

 

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُوا السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَاَصْلَحُوا اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ -119, اِنَّ اِبْرَهِيمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلَّهِ حَنِيفًا وَلَمْ يَكُنْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ -120, شَاكِرًا لاَنْعُمِهِ اِجْتَبَيهُ وَهَدَيهُ اِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -121, وَاَتَيْنَاهُ فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَاِنَّهُ فِى اْلاَخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ -122, ثُمَّ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرَهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ -123, اِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِيهِ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ -124, اُدْعُ اِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّتِى هِىَ اَحْسَنُ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ -125, وَاِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرِينَ -126, وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلاَّ بِاللهِ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلاَ تَكُ فِى ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ -127, اِنَّ اللهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ -128,

 

7 119 Şüphe yok ki Rabbin, bilmeyerek kötülük işleyen sonra da tevbe eden ve hallerini düzeltenlerin yanındadır. Rabbin muhakkak ki, tevbe-den sonra çok acıyıp bağışlayandır.

 

/ 120 Şüphe yok ki, İbrahim tek başına bir ümmetti. Allah’a itaat e-derdi, daima doğruydu, Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıran kimselerden de değildi. 121 O Allah’ın nimetlerine şükrederdi, Allah da onu seçmiş ve dos-doğru yoluna iletmişti. 122 Dünyada da ona iyilik vermiştik; ahirette de o, iyi-lerle beraberdir.

123 Sonra sana: “Yalan ve sahtelik taşıyan herşeyden sakınan ve hiçbir şekilde Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştırmayan, İbrahim’in dinine uy” diye vahyettik.

124 Cumartesi gününe saygı ve o günü yalnız ibadet günü yapmak, o tatil günündeki ağır hükümler, onda ayrılığa düşen Yahudilere farz kılınmıştı. Şüphe yok ki, bu çekişip durdukları konuda, kıyamet günü senin Rabbin, ara-larında elbette hükmedecektir.

125 Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en gü-zel, en inandırıcı yöntemlerle tartış. Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sa-panları da, doğru yolu tutanları da en iyi bilendir.

126 Eğer bir kimseye ve bir topluma ceza verecekseniz, onların sizi cezalandırdıkları gibi ve o miktar cezalandırın onları. Fakat kendinizi tutarsanız bilin ki, güçlüklere göğüs germesini bilenler için, bu tutum daha iyi ve daha ha-yırlıdır.

127 Allah yolunda başına gelecek herşeye göğüs ger, dirençli ol. Bu dirençlilik ancak Allah’ın vereceği başarıyla mümkündür. Sana düzen kurduk-larından dolayı da daralma, sıkıntıya düşme. 128 Şüphe yok ki Allah, elbette yolunu Allah ve kitabıyla bulan ve Allah huzurunda olma bilinciyle kulluk ya-panlarla beraberdir.