Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Cüz : 15 - Kuran - Abd - 17. Sayfa

 

 

Cüz : 15

50 / 17 İSRA (1-7)

281

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

سُبْحَانَ الَّذِى اَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ اْلاَقْصَى الَّذِى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اَيَاتِنَا اِنَّه هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ -1, وَاَتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَنِى اِسْرَائِيلَ  اَلاَّ تَتَّخِذُوا مِنْ دُونِى وَكِيلاً -2, ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ اِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا -3, وَقَضَيْنَا اِلَى بَنِى اِسْرائِيلَ فِى الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِى اْلاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا -4, فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ اُولَيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَنَا اُولِى بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُوا خِلاَلَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَفْعُولاً -5, ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَفِيرًا -6, اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَا فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ اْلاَخِرَةِ لِيَسُوؤُا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيرًا -7,

 

17    İSRA SÛRESİ

Ana unsur Rasûlullah’ın şahsiyeti ve Allah’ın peygamberini desteklemek ve davasının doğrulu-ğunu göstermek üzere getirdiği açık mucizeler ve delillerdir. Sûrede Allah’ın harikulade şeyler yaratma ko-nusundaki gücünü göstermede açık bir delil olan İsra hadisesi anlatılır. Ayrıca İsrailoğullarının fesadından örnekler vererek devam eden sûre gece ve gündüzün ve birbiri ardına değişmeyen bir kanunla seyreden ni-zamından da bahseder. Bazı sosyal davranış usulleri ve güzel ahlaktan da bahsederek, bu kurallarla yaşa-maya davet eder. Sûre müşriklerin sapıklıklarından bahsedip dirilme ve hesap günü de hatırlatılarak Allah’ın ortaktan, çocuktan ve noksan sıfatlardan uzak olduğu birdirilerek son bulur. Sûreye “Sübhân” ve “Benî İsrail” ismi de verilir.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

/ 1 Yüceliğinde sınır olmayan O Allah ki, kulu Muhammed’i gecele-yin, kendisine bazı ayetlerini göstermek için, Mekkede’ki Mesci-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız, Mescid-i Aksâ’ya götürdü. Çünkü, gerçekten herşeyi duyan ve gören O’dur.

 

/ 2 Biz Musa’ya da kitap vermiştik ve O’nu İsrailoğulları için, doğru yol rehberi kılmış ve onlara şöyle demiştik: “Benden başka koruyucu, destekçi, savunucu tanımayın.” 3 Ey Nuh’la beraber gemiye bindirip kurtardığımız in-sanların soyundan gelenler! O Nuh ki, gerçekten çok şükreden bir kuldu.

4 Ve İsrailoğullarına, kitapta şu haberi vermiştik: “Yeryüzünde mutla-ka, iki kere bozgunculuk edeceksiniz ve iki kere başkaldıracak ve büyük bir taşkınlıkta bulunacaksınız. 5 O iki taşkınlıktan birincisinin zamanı gelince, size azap etmede çetin, kuvvetli kullarımızı gönderdik de, bunlar ülkede sizi ara-mak için kıyı bucak girmedik yer bırakmadılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü ki, böylece gerçekleşmiş oldu.”

6 Bir süre sonra size onlara üstün gelme fırsatı verdik ve sizi malca ve evlatça destekleyip sayınızı artırdık.

7 Ve dedik ki: “İyilik ederseniz faydası kendinize, kötülükte bulunursa-nız zararı yine size.” Artık diğer cezalandırma zamanı gelince yüzlerinizi üzün-tüden kötü duruma sokmaları, daha önce girdikleri gibi yine Mescid-i Aksa’ya girmeleri ve ellerine geçirdikleri herşeyi, büsbütün tahrip etmeleri için başınıza tekrar düşmanlarınızı gönderdik. 8

 

 

282

50 / 17 İSRA (8-17)

Cüz : 15

 

 

عَسَى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْ وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ حَصِيرًا -8, اِنَّ هَذَا الْقُرْاَنَ يَهْدِى لِلَّتِى هِىَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا كَبِيرًا -9, وَاَنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاْلاَخِرَةِ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَلِيمًا -10, وَيَدْعُ اْلاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَاءَ هُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ اْلاِنْسَانُ عَجُولاً -11, وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ اَيَتَيْنِ فَمَحَوْنَا اَيَةَ اللَّيْلِ وَجَعَلْنَا اَيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ وَكُلَّ شَىْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْصِيلاً -12, وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَائِرَهُ فِى عُنُقِهِ  وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ كِتَابًا يَلْقَيهُ مَنْشُورًا -13, اِقْرَأْ كِتَابَكَ كَفَى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا -14, مَنِ اهْتَدَى فَاِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً -15, وَاِذَا اَرَدْنَا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُوا فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمِيرًا -16, وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِنْ بَعْدِ نُوحٍ وَكَفَى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا -17,

 

7 8 Rabbinizin size acıyıp esirgemesi, elbette umulabilir. Ama siz günaha geri dönerseniz, biz de azaba geri döneriz ve biz cehennemi, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler için bir zindan yaptık.

9 Gerçek şu ki bu Kur’ân, insanları dosdoğru yola iletir. İyi ve dürüst davranışlar ortaya koyan mü’minlere, ödüllerinin çok büyük olacağını da müj-delemektedir. 10 Ahirete inanmayanlara gelince, onlara da can yakıcı bir azap hazırladık.

 

/ 11 Hal böyleyken, insan yine de çoğu zaman iyilik için dua ettiği gibi, kötülük için de dua eder. Çünkü insan pek acelecidir.

12 Biz geceyi ve gündüzü, varlığımıza ve kudretimize birer delil kıl-dık. Öyle ki, gece ayetini gideriyoruz ve peşinden onun yerine, ışık saçan gün-düz ayetini getiriyoruz ki, Rabbinizin cömertliğinden, payınıza düşeni arayası-nız ve bir de gelip geçen yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz. Ve böylece herşeyi yeterince açıklayıp bildirdik.

13 Her insanın yaptığı işlerden dolayı, bir pay bir nasip takdir ettik. Kıyamet günü de apaçık yazılmış bir kitap olarak, onları meydana çıkaracağız. Herkes ne yapmışsa, hepsini o kitapta yazılmış bulacak. 14 Ve o gün ona, şimdi oku kitabını denecek, bu gün hesap görücü olarak sen, sana yetersin ar-tık. 15 Kim doğru yolu bulursa, ancak kendisi için bulmuştur ve kim de doğru yoldan sapmışsa, kendisi sapmıştır ve kimse bir başkasının yükünü yüklen-mez. Ve biz bir peygamber göndermedikçe, hiçbir topluluğa azap etmeyiz. 16 Bir memleketi yok etmek istediğimiz zaman, o toplumun refaha gömülmüş seçkinlerine, zenginlikten şımarmış elebaşlarına son uyarılarımızı iletiriz veya o şımarmış elebaşlarını komuta makamına getiririz, eğer onlar günahkarca ya-şamaya devam ederlerse o zaman üzerlerine azap ile ilgili hüküm gerçekleşir de, artık orayı yıkıp yerle bir ederiz.

17 Nuh’tan bu yana nice kuşakları yok ettik. Çünkü kullarının günah-larını, bütünüyle görerek haberdar olmakta Rabbin yeter. 8

 

 

Cüz : 15

50 / 17 İSRA (18-27)

283

 

 

مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ فِيهَا مَا نَشَاءُ لِمَنْ نُرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَ يَصْلَيهَا مَذْمُومًا مَدْحُورًا -18, وَمَنْ اَرَادَ اْلاَخِرَةَ وَسَعَى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُولَئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُورًا -19, كُلاًّ نُمِدُّ هَؤُلاَء وَهَؤُلاَءِ مِنْ عَطَاءِ رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا -20, اُنْظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَلَلاَخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْضِيلاً -21, لاَ تَجْعَلْ مَعَ اللهِ اِلَهًا اَخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَخْذُولاً -22, وَقَضَى رَبُّكَ اَلاَّ تَعْبُدُوا اِلاَّ اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَا اَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُلْ لَهُمَا اُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا -23, وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِى صَغِيرًا -24, رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا فِى نُفُوسِكُمْ اِنْ تَكُونُوا صَالِحِينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلاَوَّابِينَ غَفُورًا -25, وَاَتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا -26, اِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُوا اِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُورًا -27,

 

7 18 Her kim, bu çarçabuk geçen dünya hayatını dilerse, orada dile-diğimiz kimseye, dilediğimiz kadarını verir, sonra da onu kınanmış ve mahrum bırakılmış olarak gireceği cehenneme sokarız. 19 Fakat ahiret hayatının gü-zelliğini isteyen ve bunun için gösterilmesi gereken çabayı gösterenlere gelin-ce, gerçek mü’minler bunlardır. Çabalarına Allah katında değer verilen kimse-ler de, işte böyleleridir. 20 Biz onları da, bunları da yani dünyayı isteyenleri de ahireti isteyenlerin de herbirini rızıklarımızla rızıklandırırız. Rabbinizin ihsanı sınırsızdır, kimseden yasaklanmış değildir. 21 Baksana, biz insanların kimini, kiminden nasıl üstün kılmışızdır. Elbette ki, ahiretteki yücelik, dereceler bakı-mından da daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyük. 22 Ey in-sanoğlu! Allah’la beraber başka sahte ilah tanıma, sonra kınanmış bir halde ve tek başına, yardımdan mahrum olarak oturup kalırsın.

 

/ 23 Çünkü Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anaya-babaya iyilik etmenizi buyurmuştur. Eğer onlardan biri, veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ererse, onlara öf bile deme, azarlama onları ve onlara güzel ve iyi söz söyle. 24 İkisine karşı da merhametle kol kanat ger, mütevazi ol ve ya Rabbi de: “Onlar çocukluğumda beni nasıl büyütüp yetiştirdi-lerse, sen de onlara öylece merhamet et!”

25 İçinizde olanı en iyi Rabbiniz bilmektedir. Eğer düzgün ve temiz ki-şiler olursanız, şüphe yok ki O, tevbe edip, hakka dönenlerin suçlarını örter. 26 Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız yere malını saçıp savurma. 27 Gerçekten de, malını boş yere sa-çıp savuranlar, şeytanlarla kardeş olurlar ve şeytan da Rabbine karşı çok bü-yük nankördür. 8

 

 

284

50 / 17 İSRA (28-38)

Cüz : 15

 

 

وَاِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَاءَ رَحْمَةٍ مِنْ رَبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُلْ لَهُمْ قَوْلاً مَيْسُورًا -28, وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ  فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا -29, اِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ  اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا -30, وَلاَ تَقْتُلُوا اَوْلاَدَكُمْ خَشْيَةَ اِمْلاَقٍ نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَاِيَّاكُمْ اِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْأً كَبِيرًا -31, وَلاَ تَقْرَبُوا الزِّنَى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبِيلاً -32, وَلاَ تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِى حَرَّمَ اللهُ اِلاَّ بِالْحَقِّ وَمَنْ قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا فَلاَ يُسْرِفْ فِى الْقَتْلِ اِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا -33, وَلاَ تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ اِلاَّ بِالَّتِى هِىَ اَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ اَشُدَّهُ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُلاً -34, وَاَوْفُوا الْكَيْلَ اِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْوِيلاً -35, وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ اُولَئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُلاً -36, وَلاَ تَمْشِ فِى اْلاَرْضِ مَرَحًا اِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ اْلاَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولاً -37, كُلُّ ذَلِكَ كَانَ سَيِّئُهُ عِنْدَ رَبِّكَ مَكْرُوهًا -38,

 

7 28 Eğer elin dar olduğu için, Rabbinden umduğun bir rahmeti bekle-yerek, o hak sahiplerinden yüz çevirecek, onlara birşey veremeyecek olursan, gü-zel sözler söyle onlara, gönüllerini al. 29 Ve ne elini boynuna bağlayıp cimri ol ve ne de sonuna kadar açıp, varını yoğunu ortaya döküp savurgan ol. Böyle yapar-san, kendini kınanır durumda ve bir şeye gücün yetmeyerek, pişman bir halde otu-rur kalırsın. 30 Şüphesiz senin Rabbin, rızkı dilediğine bolca verendir ve dilediği-ne de ölçülü verendir. Kullarının durumunu, bütün açıklığıyla görerek haberdar o-lan da O’dur.

 

/ 31 Öyleyse artık, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de doyurup rızıklandıran biziz. Şüphe yok ki, onları öldürmek pek büyük bir suçtur. 32 Ve sakın zinaya da yaklaşmayın; çünkü bu son derece yüz kızartıcı, azgınca bir davranış ve çok kötü bir yoldur. 33 Ve yine sakın haklı bir ge-rekçeye dayanmaksızın, Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. Bu konuda haksız yere öldürülen kimsenin velisine, adil bir karşılıkta bulunma yetkisi tanımı-şızdır, böylelikle o öldürülenin hakkını arar. Ancak o da öldürmede aşırı gitmesin, katil yerine, katilin akrabalarını veya onunla birlikte bir başkalarının ölümünü de is-temesin. Çünkü o, kendisine böyle bir yetki verilmekle, zaten yardım görmüştür.

34 Yetimin malına, kendisi ergenlik çağına varıncaya kadar, onu değer-lendirmek amacı dışında, sakın yaklaşmayın. Verdiğiniz her sözü yerine getirin; çünkü verdiğiniz her sözden, hesap gününde mutlaka sorguya çekileceksiniz.

35 Ve ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun, tartıyı da doğru terazi ile ya-pın. Böylesi sizin için daha iyi, daha yararlı ve sonuç olarak da, daha güzel olacak-tır.

36 Bilmediğin şeyin üstüne durup ısrar etme; çünkü kulak, göz ve kalp hepsi yaptıklarından sorumludur. Kıyamette yaptıklarından sorguya çekilecektir.

37 Yeryüzünde kibirlenerek yürüme; çünkü ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.

38 Bunların hepsi de kötüdür ve Rabbinin katında, hoşa gitmeyen şey-lerdir. 8

 

 

Cüz : 15

50 / 17 İSRA (39-49)

285

 

 

ذَلِكَ مِمَّا اَوْحَى اِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ  وَلاَ تَجْعَلْ مَعَ اللهِ اِلَهًا اَخَرَ فَتُلْقَى فِى جَهَنَّمَ مَلُومًا مَدْحُورًا -39, اَفَاَصْفَيكُمْ رَبُّكُمْ بِالْبَنِينَ وَاتَّخَذَ مِنَ الْمَلَئِكَةِ اِنَاثًا اِنَّكُمْ لَتَقُولُونَ قَوْلاً عَظِيمًا -40, وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِى هَذَا الْقُرْاَنِ لِيَذَّكَّرُوا وَمَا يَزِيدُهُمْ اِلاَّ نُفُورًا -41, قُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُ اَلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ اِذًا لاَبْتَغَوْا اِلَى ذِى الْعَرْشِ سَبِيلاً -42, سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا -43, تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلَكِنْ لاَ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ اِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا -44, وَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاَنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاْلاَخِرَةِ حِجَابًا مَسْتُورًا -45, وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِى اَذَانِهِمْ وَقْرًا وَاِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِى الْقُرْاَنِ وَحْدَهُ وَلَّوْا عَلَى اَدْبَارِهِمْ نُفُورًا -46, نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِ اِذْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ وَاِذْ هُمْ نَجْوَى اِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلاَّ رَجُلاً مَسْحُورًا -47, اُنْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ اْلاَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلاَ يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلاً -48, وَقَالُوا ءَ اِذَا كُنَّا عِظَامًا وَرُفَاتًا ءَ اِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَدِيدًا -49,

 

7 39 İşte tüm bu söylenenler, doğru ile eğrinin ne olduğuna dair, Rabbinin sana vahyettiği şeylerdir. Öyleyse ey insanoğlu! Allah’la beraber, sa-kın başka bir ilah edinme, yoksa kınanmış ve kovulmuş vaziyette cehenneme atılırsın. 40 Yoksa sizi Rabbiniz, erkek çocuklar vererek yüceltti de, kendisinin meleklerden kız çocukları mı var? Gerçekten de, ne büyük bir söz söylüyorsu-nuz.

 

/ 41 Gerçek şu ki, düşünüp ibret almaları için, şu Kur’an’da ger-çekleri pek çok yönden, apaçık ortaya koyduk. Fakat bu gerçekler ve hatırlat-malar inanmak istemeyen o kimselerin ancak gerçeklerden büsbütün uzaklaş-malarına sebep oldu. 42 De ki, onların dedikleri gibi, Allah’la beraber başka gerçek ilahlar da olsaydı, o zaman bu ilahlar, topyekün egemenliği elinde tutan Allah’a karşı galip gelmeye uğraşırlardı. Bunu başaramayınca da O’na yakın-laşmak, itaat etmek için çareler ararlardı. 43 Halbuki O Allah, onların söyledik-leri her türlü şeyden tamamıyla uzak, tamamıyla yüce ve büyüktür. 44 Yedi gök ve yerle, onlarda ne varsa hepsi, O’nu noksan sıfatlardan tenzih eder. Ve hiç birşey yoktur ki, O’na hamdederek O’nu noksan sıfatlardan tenzih etmesin. Yalnız siz onların tesbih edişlerini anlayamazsınız. Şüphe yok ki, o azap etme-de acele etmez, suçları da örter.

45 Kur’ân okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına, gizli bir perde çekeriz biz. 46 Gönüllerine anlamalarına engel perdeler çeker, kulaklarına ağırlık koyarız ve sen Kur’ân’da Rabbinden, tek olarak bahsettin mi yüz çevirirler, uzaklaşırlar senden. 47 Biz onların seni dinlerken, ne sebeple dinlediklerini kendi aralarında gizlice konuşurlarken, o varoluş gayesine aykırı hareket edenlerin: “Siz eğer Muhammed’e uyarsanız, düpedüz büyülenmiş bir adama uymuş olacaksınız” dediklerini de çok iyi biliyoruz. 48 Baksana, onlar seni kimlere benzettiler de saptılar. Artık bir yol bulmaya güçleri yetmeyecek onların. 49 Onlar bir de şöyle diyorlar: “Kemik ve toz haline geldikten sonra mı, yeni bir yaratılışla yaratılıp, tekrar diriltileceğiz?” 8

 

 

286

50 / 17 İSRA (50-58)

Cüz : 15

 

 

قُلْ كُونُوا حِجَارَةً اَوْ حَدِيدًا -50, اَوْ خَلْقًا مِمَّا يَكْبُرُ فِى صُدُورِكُمْ فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُعِيدُنَا قُلِ الَّذِى فَطَرَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ فَسَيُنْغِضُونَ اِلَيْكَ رُؤُسَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى اَنْ يَكُونَ قَرِيبًا -51, يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَجِيبُونَ بِحَمْدِهِ وَتَظُنُّونَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلاَّ قَلِيلاً -52, وَقُلْ لِعِبَادِى يَقُولُوا الَّتِى هِىَ اَحْسَنُ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلاِنْسَانِ عَدُوًّا مُبِينًا -53, رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِكُمْ اِنْ يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ اَوْ اِنْ يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْ وَماَ اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ وَكِيلاً -54, وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِمَنْ فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيِّينَ عَلَى بَعْضٍ وَاَتَيْنَا دَاوُدَ زَبُورًا -55, قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِهِ فَلاَ يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنْكُمْ وَلاَ تَحْوِيلاً -56, اُولَئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذاَبَهُ اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا -57, وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلاَّ نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيَمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا كَانَ ذَلِكَ فِى الْكِتَابِ مَسْطُورًا -58,

 

7 50 De ki: “İster taş olun, ister demir olun, 51 Veya kafanızda bü-yüttüğünüz başka bir yaratık olun, yine ölümden sonra mutlaka diriltileceksi-niz.” Diyecekler ki: “Kim tekrar hayata getirecek bizi?” De ki: “İlk defa sizi yara-tan diriltecek” ve sonra sana inanmamış bir tavırla başlarını sallayıp, “Bu ne zaman olacak?” diye sorarlarsa, onlara de ki: “Umarım ki pek yakında.” 52 O, kıyamet günü sizi çağıracak, siz de hamdederek O’nun çağrısına uyacaksınız ve kendinizi, yeryüzünde pek az bir müddet kalmışsınız sanacaksınız.

 

/ 53 Yine de sen kullarıma söyle, her zaman sözün en güzelini söylesinler. Şüphe yok ki şeytan, insanların arasını açmak için, her zaman fır-sat kollamaktadır. Şüphe yok ki şeytan, gözle görülmese de insana apaçık bir düşmandır.

54 Rabbiniz sizin ne olduğunuzu, neye layık olduğunuzu tam olarak bilmektedir, dilerse size acıyıp merhametli davranır, dilerse azap edebilir. Ve seni onların amellerini gözetmek, onları korumak için göndermedik. 55 Çünkü göklerde ve yerde bulunan her varlığı, her bakımdan bilen senin Rabbindir; fa-kat şu da bir gerçektir ki, bazı peygamberleri bazısından üstün kıldık. Davûd’a da Zebûr’u verdik. 56 De ki: Allah’tan başka ortaya koyduğunuz ilahları çağırın ve yalvarın. Onlar sizden ne bir zararı çevirebilirler, ne de onu değiştirebilirler. 57 Onların taptıkları, yalvarıp yakardıkları varlıklar da, onların Allah’a en yakın olanları da, yani melekler, peygamberler, azizler ve benzeri tanrılaştırılan var-lıklar Rablerine yaklaşmak için bir yol ararlar, O’nun rahmetini umarlar, O’nun azabından korkarlar. Çünkü O’nun azabı, cidden çekinip kaçınmaya değer bir azaptır.

58 Kıyamet günü gelmeden önce, helak edip ortadan kaldırdığımız veya zorlu bir azapla azaplandırdığımız hiçbir toplum yoktur ki, bunların hepsi-nin durumları, bir kitapta yazılı olmuş olmasın, yani herşey ve herkes, Allah’ın koyduğu değişmez yasalara bağlıdır. 8

 

 

Cüz : 15

50 / 17 İSRA (59-66)

287

 

 

وَمَا مَنَعَنَا اَنْ نُرْسِلَ بِاْلاَيَاتِ اِلاَّ اَنْ كَذَّبَ بِهَا اْلاَوَّلُونَ وَاَتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَا وَمَا نُرْسِلُ بِاْلاَيَاتِ اِلاَّ تَخْوِيفًا -59, وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْ يَا الَّتِى اَرَيْنَاكَ اِلاَّ فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِى الْقُرْاَنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ اِلاَّ طُغْيَانًا كَبِيرًا -60, وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلَئِكَةِ اسْجُدُوا لاَدَمَ فَسَجَدُوا اِلاَّ اِبْلِيسَ قَالَ ءَ اَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًا -61, قَالَ اَرَاَيْتَكَ هَذَا الَّذِى كَرَّمْتَ عَلَىَّ  لَئِنْ اَخَّرْتَنِ اِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ لاَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ اِلاَّ قَلِيلاً -62, قَالَ اذْهَبْ فَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَاِنَّ جَهَنَّمَ جَزَاؤُكُمْ جَزَاءً مَوْفُورًا -63, وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِى اْلاَمْوَالِ وَاْلاَوْلاَدِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلاَّ غُرُورًا -64, اِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلاً -65, رَبُّكُمُ الَّذِى يُزْجِى لَكُمُ الْفُلْكَ فِى الْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ اِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا -66,

 

7 59 Bizi mucizeler ve açık belgeler göndermekten alıkoyan şey, an-cak önceki ümmetlerin, onları yalanlamalarıdır. Semûd kavmine, apaçık muci-ze olarak dişi deveyi verdik de, deveyi boğazlamak suretiyle, kendilerine yazık ettiler. Biz ayetlerimizi daima, korkutup uyarmak için göndermişizdir.

60 Hatırla o zamanı, hani sana demiştik ki, hiç şüphe yok Rabbin in-sanları, ilmi ve kudretiyle kuşatmıştır. Ve biz sana gösterdiğimiz rüyayı da, Kur’ân’daki lanetlenmiş ağacı da, ancak insanları sınamak için gösterdik. Ve onları korkutmaktayız, fakat bu ancak onların taşkınlıklarını arttırmakda…

 

/ 61 Hani bir vakitler meleklere, “Adem’in önünde yere kapanın!” demiştik de, İblisten başka hepsi secde etmişti. Ve o: “Balçıktan yarattığın bu yaratığın önünde mi eğileceğim?” demişti. 62 “Baksana, benden üstün ve şe-refli kıldığın bu da kim? Eğer beni kıyamet gününe kadar yaşatırsan, andolsun ki pek azı dışında onun soyunu azdırıp, peşime takacağım” demişti İblis. 63 Allah da ona: “Defol git!” demişti. “Onlardan kim sana uyarsa, hepinizin de ce-zası cehennemdir. Hem de noksansız ve tastamam bir ceza olarak. 64 Ey şeytan haydi onlardan gücünün yettiklerini sesinle yerinden oynat ayart ve al-dat. Onlara karşı atlarınla ve adamlarınla, bütün kuvvetini toplayarak yürü ve yüklen onlara. Böylece onların mallarıyla, çocuklarıyla ilgili olarak, işleyecekleri günahlara yani mal ve çocuklarını kendi yolunda kullandırarak onlara ortak ol. Onlara türlü türlü sözler vererek aldat onları...” Gerçekten şeytan, aldatmadan başka birşey vaadetmez ki onlara. 65 Şüphesiz ki, benim gerçek kullarımın ü-zerinde hiçbir hükmün yoktur, onlara karşı hiçbir gücün olamaz. Vekil mi arıyo-ruz, Rabbimizden başkasına ne ihtiyacımız var, O yeter.

66 Rabbinizdir, bolluğundan bereketinden payınızı arayasınız diye, sizin için denizde gemileri yüzdüren O’dur. O’dur size gerçekten acıyıp, sahip çıkan. 8

 

 

288

50 / 17 İSRA (67-75)

Cüz : 15

 

 

وَاِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِى الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلاَّ اِيَّاهُ فَلَمَّا نَجَّيكُمْ اِلَى الْبَرِّ اَعْرَضْتُمْ وَكَانَ اْلاِنْسَانُ كَفُورًا -67, اَفَاَمِنْتُمْ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ الْبَرِّ اَوْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا ثُمَّ لاَ تَجِدُوا لَكُمْ وَكِيلاً -68, اَمْ اَمِنْتُمْ اَنْ يُعِيدَكُمْ فِيهِ تَارَةً اُخْرَى  فَيُرْسِلَ عَلَيْكُمْ قَاصِفًا مِنَ الرِّيحِ فَيُغْرِقَكُمْ بِمَا كَفَرْتُمْ  ثُمَّ لاَ تَجِدُوا لَكُمْ عَلَيْنَا بِهِ تَبِيعًا -69, وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِى اَدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً -70, يَوْمَ نَدْعُو كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْ فَمَنْ اُوتِىَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَاُولَئِكَ يَقْرَؤُنَ كِتَابَهُمْ وَلاَ يُظْلَمُونَ فَتِيلاً -71, وَمَنْ كَانَ فِى هَذِهِ اَعْمَى فَهُوَ فِى اْلاَخِرَةِ اَعْمَى وَاَضَلُّ سَبِيلاً -72, وَاِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِى اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ لِتَفْتَرِىَ عَلَيْنَا غَيْرَهُ  وَاِذًا لاَتَّخَذُوكَ خَلِيلاً -73, وَلَوْلاَ اَنْ ثَبَّتْنَاكَ لَقَدْ كِدْتَ تَرْكَنُ اِلَيْهِمْ شَيْئًا قَلِيلاً -74, اِذًا لاَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيَوةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لاَ تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصِيرًا -75,

 

7 67 Denizde bir tehlikeyle karşılaştığınız zaman, O’ndan başka bü-tün yalvarıp yakardığınız şeyler, sizi yüzüstü bırakarak yok olup giderler, an-cak O kalır. Sizi kurtarıp, sağ salim karaya çıkarınca, hemen yüz çevirip unutu-verirsiniz O’nu. Çünkü insanoğlu gerçekten nankördür. 68 Peki emin misiniz O’nun sizi, yerin dibine geçirmeyeceğinden, yahut üzerinize taş yağdıracak bir kasırga göndermeyeceğinden? Sonra bir koruyucu da bulamazsınız kendinize. 69 Yahut sizi tekrar denize döndürüp, üzerinize kırıp döken bir fırtına yollama-yacağından ve böylece sizi, nankörlüğünüze karşılık boğmayacağından çok mu eminsiniz? Sonra bizden öcünüzü alacak, bir kimse de bulamazsınız ken-dinize.

70 Andolsun ki, biz ademoğullarını üstün ve saygıdeğer kıldık. Kara-da ve denizde onların ulaşımını sağladık, tertemiz şeylerle onları rızıklandırdık ve yarattıklarımızın pek çoğundan da üstün ettik onları.

 

/ 71 O gün her toplumu, uydukları kişilerle beraber çağıracağız. Gerçekten de kitabı sağ eline verilenler, tutanaklarını sevinçle okuyacaklardır. Bununla birlikte, kimseye de kıl kadar haksızlık yapılmayacaktır. 72 Ve bu dünyada kalben kör olan, ahirette de kördür, yolunu da tam sapıtmıştır, şaşır-mış gitmiştir.

73 O yolunu şaşırmış kimseler, bizim sana vahyettiğimizden, başka birşey ortaya atasın diye seni ayartarak, seni vahyettiğimiz gerçeklerden uzak-laştırmaya çalışmaktalar. Öyle ki, bunu başarabilselerdi, seni hemen kendileri-ne dost edinirlerdi. 74 Eğer senin imanına sebat vermemiş olsaydık, belki de az kalsın onlara biraz olsun eğilim gösterecektin. 75 Eğer bunu yapsaydın, hayatın acısını da iki kat olarak tattıracaktık sana, ölümün acısını da, sonra bi-ze karşı hiçbir yardımcı da, bulamayacaktın kendine. 8

 

 

Cüz : 15

50 / 17 İSRA (76-86)

289

 

 

وَاِنْ كَادُوا لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ اْلاَرْضِ لِيُخْرِجُوكَ مِنْهَا وَاِذًا لاَ يَلْبَثُونَ خِلاَفَكَ اِلاَّ قَلِيلاً -76, سُنَّةَ مَنْ قَدْ اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنْ رُسُلِنَا وَلاَ تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلاً -77, اَقِمِ الصَّلَوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْاَنَ الْفَجْرِ اِنَّ قُرْاَنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا -78, وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا -79, وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْنِى مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْنِى مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ لِى مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَصِيرًا -80, وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا -81, وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاَنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ اِلاَّ خَسَارًا -82, وَاِذَا اَنْعَمْنَا عَلَى اْلاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاَ بِجَانِبِهِ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ كَانَ يَؤُسًا -83, قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ فَرَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ اَهْدَى سَبِيلاً -84, وَيَسْئَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبِّى وَمَا اُوتِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلاَّ قَلِيلاً -85, وَلَئِنْ شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِالَّذِى اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ ثُمَّ لاَ تَجِدُ لَكَ بِهِ عَلَيْنَا وَكِيلاً -86,

 

7 76 Onlar neredeyse, seni yurdundan çıkarmak için tedirgin edip duracaklar. Fakat sen çıkdıktan sonra da, arkandan onlar da pek az bir müd-det kalacaklar. 77 Senden önce gönderdiğimiz, peygamberler hakkındaki ge-çerli kural buydu. Ve bizim çizdiğimiz yol ve yordamda bir değişiklik bulamaz-sın.

 

/ 78 Güneşin doruğu aşmasından, gecenin karanlığı basıncaya kadarki süre içerisindeki belirli vakitlerde namazı gereği üzere kıl. Sabah na-mazını da unutma, çünkü sabah namazı ikindi namazı gibi gece ve gündüz meleklerin tanık olduğu bir namazdır. 79 Gecenin bir kısmında da uyanıp te-heccüd namazı kıl, bu sadece sana mahsustur ve farz namazlardan fazlaca kılınan bir namazdır. Umulur ki, Rabbin belki ahirette seni, övgüye değer bir konuma yükseltir. 80 Ve dua ederken de ki: “Ey Rabbim! Girişeceğim her işe, doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve iç-tenlik göstererek çıkmamı sağla; ve bana katından destekleyici bir güç ve kuv-vet ver.” 81 Ve yine de ki: “Değişmeyen gerçek geldi, sahte ve tutarsız olan a-maçsız ve anlamsız olan herşey de yıkılıp gitti. Zaten sahte ve tutarsız olan, er geç yıkılıp gitmek zorundadır.” 82 Ve biz Kur’ân’dan, inananlara şifa ve rah-met olan ayetleri indirmekteyiz. Bu indirdiklerimiz, varoluş gayesi dışında hare-ket edenlere, ziyanı artırmaktan başka bir katkıda bulunmaz. 83 İnsana nimet verdik mi, yüz çevirir uzaklaşır fakat bir şerre uğradı mı, hemen umutsuzluğa düşer. 84 De ki: Herkes kendi haline uygun yolda hareket eder. Bunun içindir ki Rabbiniz, kimin en iyi yolu seçtiğini çok iyi bilmektedir.

 

/ 85 Sana ruhtan yani insanın ruhu, Cebrâil, vahyin gelişi ve Kur’ân’ın Allah’tan gelişi hakkında soruyorlar, de ki: “Ruh, Rabbimin emrin-dedir. Bu konuda size pek az bilgi verilmiştir.” 86 Andolsun eğer dilersek, sana vahyettiğimizi senden tamamen gideririz de, onun geri alınması için, bize karşı sana yardım eden bir vekil de bulamazsın. 8

 

 

290

50 / 17 İSRA (87-96)

Cüz : 15

 

 

اِلاَّ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ اِنَّ فَضْلَهُ كَانَ عَلَيْكَ كَبِيرًا -87, قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ اْلاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هَذَا الْقُرْاَنِ لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا -88, وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِى هَذَا الْقُرْاَنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ فَاَبَى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلاَّ كُفُورًا -89, وَقَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ اْلاَرْضِ يَنْبُوعًا -90, اَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ اْلاَنْهَارَ خِلاَلَهَا تَفْجِيرًا -91, اَوْ تُسْقِطَ السَّمَاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا اَوْ تَأْتِىَ بِاللهِ وَالْمَلَئِكَةِ قَبِيلاً -92, اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ اَوْ تَرْقَى فِى السَّمَاءِ وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَقْرَؤُهُ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّى هَلْ كُنْتُ اِلاَّ بَشَرًا رَسُولاً -93, وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُوا اِذْ جَاءَ هُمُ الْهُدَى اِلاَّ اَنْ قَالُوا اَبَعَثَ اللهُ بَشَرًا رَسُولاً -94, قُلْ لَوْ كَانَ فِى اْلاَرْضِ مَلَئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ مَلَكًا رَسُولاً -95, قُلْ كَفَى بِاللهِ شَهِيدًا بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا -96,

 

7 87 Böyle birşey olmuyorsa bil ki, bu yalnızca Rabbinden bir rah-met nedeniyledir. Gerçekten de, O’nun sana olan iyilik ve ikramı pek büyüktür.

88 De ki: Bütün insanlar ve cinler, birbirlerine yardımcı ve destek ol-salar, bu Kur’ân’ın bir benzerini meydana getirmek için bir araya gelseler, bir benzerini meydana koyamazlar. 89 Çünkü gerçekten de, biz bu Kur’ân’da her konuyu insanlığın yararı için, değişik açılardan örneklerle açıklamış bulunmak-tayız. Hal böyleyken insanların çoğu, inkâr ve nankörlükte ısrar edip dururlar. 90 Nitekim “Ey Muhammed! Bize yerden pınarlar çıkarmadıkça sana inanma-yacağız” diyorlar. 91 “Yahut hurma ağaçlarıyla, asmalarla dolu bir bahçen ol-madıkça ve onların arasında, çağıl çağıl ırmaklar akıtmadıkça. 92 Yahut da, tehdit edip durduğun gibi, göğü parça parça üzerimize düşürmedikçe, yahut Allah’ı ve melekleri, bizimle yüzyüze getirmedikçe. 93 Yahut altından yapılma bir evin olmadıkça veya gözümüzün önünde, göklere yükselmedikçe sana asla inanmayacağız ki, bize okuyabileceğimiz bir kitap, yazılı olarak gökten inme-dikçe, senin göğe çıktığına da inanmayız.” De ki: “Bu gibi hayalleri teklif et-mekten Rabbimi tenzih ederim. Hâşâ ben O’na böyle şeyler yapmasını teklif e-demem. Ben sadece, elçi olarak gönderilen bir insan değil miyim?”

 

/ 94 İşte bunun gibi insanlara bir peygamber eliyle, doğru yol bilgi-si geldiği zaman onları, O’na inanmaktan alıkoyan, onların “Allah, ölümlü bir insanı mı elçi olarak gönderdi?” diye itiraz etmelerinden başka birşey değildir.

95 Onlara şu sözümü ilet: Yeryüzünde melekler bulunsaydı da, rahat rahat gezselerdi, şüphesiz onlara elçi olarak gökten bir melek indirirdik.

96 De ki: Benimle sizin aranızda, tanık olarak Allah yeter. Şüphesiz O, kullarından haberdardır, onları görür. 8

 

 

Cüz : 15

50 / 17 İSRA (97-104)

291

 

 

وَمَنْ يَهْدِ اللهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِهِ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ عَلَى وَجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا مَأْوَيهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعِيرًا -97, ذَلِكَ جَزَاؤُهُمْ بِاَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاَيَاتِنَا وَقَالُوا ءَ اِذَا كُنَّا عِظَامًا وَرُفَاتًا ءَ اِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَدِيدًا -98, اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللهَ الَّذِى خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ قَادِرٌ عَلَى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ اَجَلاً لاَ رَيْبَ فِيهِ فَاَبَى الظَّالِمُونَ اِلاَّ كُفُورًا -99, قُلْ لَوْ اَنْتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَائِنَ رَحْمَةِ رَبِّى اِذًا لاَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ اْلاِنْفَاقِ وَكَانَ اْلاِنْسَانُ قَتُورًا -100, وَلَقَدْ اَتَيْنَا مُوسَى تِسْعَ اَيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَاسْئَلْ بَنِى اِسْرَائِيلَ اِذْ جَاءَ هُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَوْنُ اِنِّى لاَظُنُّكَ يَامُوسَى مَسْحُورًا -101, قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا اَنْزَلَ هَؤُلاَء اِلاَّ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ بَصَائِرَ وَاِنِّى لاَظُنُّكَ يَافِرْعَوْنُ مَثْبُورًا -102, فَاَرَادَ اَنْ يَسْتَفِزَّهُمْ مِنَ اْلاَرْضِ فَاَغْرَقْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ جَمِيعًا -103, وَقُلْنَا مِنْ بَعْدِهِ  لِبَنِى اِسْرَائِيلَ اسْكُنُوا اْلاَرْضَ فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ اْلاَخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفًا -104,

 

7 97 Allah’ın yol gösterdiği kimseler doğru yola erişir. Artık kimi de saptırırsa, onlara Allah’tan başka dost olacak kimseler bulamazsın. Biz onları kıyamet günü, yüzü koyun yere kapanmış olarak kör ve dilsiz olarak toplaya-cağız, yurtları da cehennemdir. Cehennemin ateşi küllenip sakinleşince, alevi-ni fazlalaştırır, yakar yandırırız.

98 Bu onların mesajlarımızı inkâr edip ve “Demek biz kemiğe, toza, toprağa dönüştükten sonra, gerçekten yepyeni bir yaratma biçimiyle diriltilece-ğiz, öyle mi?” demelerinden dolayıdır.

99 Düşünmüyorlar mı onlar, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah, ken-dilerinin bir benzerini de yaratmaya gücü yeter. Allah kendileri için bir süre koymuştur ki, onda hiç şüphe yoktur. O süre dolunca, mutlaka ölecekler ve sonra mutlaka diriltileceklerdir. Böyle iken, varoluş maksadına aykırı hareket edenler, ancak Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeye çalışırlar.

100 De ki: Rabbimin rahmet hazineleri elinizde olsaydı, harcayıp tü-kenmesinden korkar da, sımsıkı tutardınız. Çünkü insan çok cimridir.

 

/ 101 Gerçek şu ki, biz Musa’ya apaçık dokuz tane delil vermiştik. Sor İsrailoğullarına: Musa onlara gelince, Firavun “Ya Musa!” Demişti. “Şüphe yok ki ben, senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum.” 102 O Musa da “Sen de biliyorsun ki” demişti. “Bunları insanlara apaçık deliller olmak üzere, ancak göklerin ve yeryüzünün Rabbi indirmiştir ve şüphe yok ki, ey Firavun! Ben de seni küfründen dolayı mahvolduğunu sanıyorum.”

103 Ve sonunda Firavun, onları Mısır’dan çıkarıp atmaya karar verdi, bunun üzerine biz de Firavun ve onunla beraber olan herkesi denizde boğduk.

104 Ve bundan sonra İsrailoğullarına dedik ki: Yeryüzünde rahatça oturun ve yaşayın, ahiret hakkındaki vaadimizin yerine gelme zamanı çatınca, hepinizi derleyip huzurumuza getiririz. 8

 

 

292

50 / 17 İSRA (105-111)  

Cüz : 15

 

 

وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَ وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلاَّ مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا -105, وَقُرْاَنًا فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَاَهُ عَلَى النَّاسِ عَلَى مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنْزِيلاً -106, قُلْ اَمِنُوا بِهِ اَوْ لاَ تُؤْمِنُوا اِنَّ الَّذِينَ اُوتُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهِ اِذَا يُتْلَى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلاَذْقَانِ سُجَّدًا -107, وَيَقُولُونَ سُبْحَانَ رَبِّنَا اِنْ كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولاً -108, وَيَخِرُّونَ لِلاَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَزِيدُهُمْ خُشُوعًا -109, قُلِ ادْعُوا اللهَ اَوِ ادْعُوا الرَّحْمَنَ اَيًّا مَا تَدْعُوا فَلَهُ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنَى وَلاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلاَ -110, وَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِى الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِىٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا -111,

7 105 Ve biz Kur’ân’ı apaçık bir gerçek ve sarsılmayan bir doğru olarak indirdik, O da bütün hakikatları içinde toplayarak indi ve seni de ancak uyarıcı ve müjdeci olarak gönderdik. 106 Ve ayrıca onu insanlara dura dura, yavaş yavaş o-kuyasın diye, ayet ayet, sûre sûre ayırdık ve onu azar azar indirdik. 107 De ki: İs-ter inanın, ister inanmayın, bundan önce kendilerine bilgi verilenlere okundumu, onlar yüzüstü kapanıp secde ederler. 108 Ve şöyle derler: “Sınırsız kudretiyle ne yücedir Rabbimiz, işte Rabbimizin vaadi apaçık gerçekleşti.” 109 İşte böylece ağ-layarak, yüzüstü secdeye kapanırlar da, Kur’ân’ı dinleyişleri onların gönül alçaklı-ğını ve itaatlerini artırır. 110 De ki: İster Allah adıyla dua edin, ister Rahman adıy-la, hangi adla dua ederseniz, hepsi birdir. Gerçekten bütün güzel isimler ve nitelik-ler O’nundur. Namazında da sesini pek yükseltme, sesini pek de kısma, ikisinin a-rasında bir ses tonu tut. 111 De ki: Tüm eksiksiz övgüler O Allah’a ki, oğul edin-memiştir kendisinin egemenlik ve saltanatta ortağı yoktur, aciz olmadığı için, yar-dımcıya da ihtiyacı yoktur ve pek büyük bil O’nu, büyüklüğünü de herkese bildir