Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 26. Sayfa - Abd

 

366

47 / 26 ŞUARÂ (1-19)

Cüz : 19

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طسم -1, تِلْكَ اَيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ -2, لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلاَّ يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ -3, اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ اَيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ -4, وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثٍ اِلاَّ كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ -5, فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ اَنْبَؤُا مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُن -6, اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى اْلاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ  -7, اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ -8, وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ -9, وَاِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ -10, قَوْمَ فِرْعَوْنَ اَلاَ يَتَّقُونَ -11, قَالَ رَبِّ اِنِّى اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ -12, وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلاَ يَنْطَلِقُ لِسَانِى فَاَرْسِلْ اِلَى هَرُونَ -13, وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنْبٌ فَاَخاَفُ اَنْ يَقْتُلُونِ -14, قَالَ كَلاَّ فَاذْهَبَا بِاَيَاتِنَا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ -15, فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولاَ اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ -16, اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَنِى اِسْرَائِيلَ -17, قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ -18, وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِى فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ -19,

 

26    ŞUARÂ SÛRESİ

İsmini 224. ayetten alan sûre insanoğlunun her zaman ve mekanda değişmeyen zayıf yapısına ve ka-rakterine ve kendi kendini aldatma eğilimine dikkat çekmekte hakkı hakikatı inkâra böylesine hazır olmasının ve so-nuç olarak da nüfuz, iktidar, zenginlik ve şöhrete kul köle olmasının basmakalıp düşüncelere kitlesel kültür ve ideo-lojilere körü körüne teslim olmasının temelinde insanın bu zayıf yanının bulunduğu haber verilmektedir. Sûrede Mu-sa, Firavun, İbrahim ve toplumuyla, Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb’dan bahsedilerek son peygamber ve O’na indirilen kitabın şair ve sihirbaz sözü olmadığı vurgulanarak zalim ve inatcıların acı sonları olan cehennem azabını mutlaka görecekleri tehdit edilerek sûre sona ermektedir.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

/ 1 Tâ, Sîn, Mîm. 2 Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir. 3 İnsanlardan bir kısmı, ulaştırdığın mesaja inanmıyorlar diye, üzüntüden neredeyse kendini tüketeceksin. 4 Eğer biz dileseydik, gökten onları zorla imana getirecek bir ayet ve alamet indirirdik de, onun karşısında hemen ona baş eğerler ve inanırlardı. 5 Fakat biz, böyle olmasını istemedik. Öyleyse sen, kendini yorma ve sıkıntıya sokma ve bu yüzden onlara ne zaman Rahman-dan uyarıcı, hatırlatıcı yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler. 6 Nitekim işte bu mesajı da yalanladılar, ama alay edip durdukları şeylerin haberleri, yakında gelip çatacak onlara. 7 Peki bunlar yeryüzüne hiç bakıpda düşünmediler mi? Orada her çeşitten, yani bitki, hayvan, insandan nice güzel türleri çıkarmışız. 8 Şüphesiz bunda insanlar için çıkarı-lacak bir ders vardır. Fakat onların çoğu inanmazlar. 9 Oysa senin Rabbin, gücüne erişile-meyen bir güç sahibi ve çok acıyıp esirgeyendir.

 

/ 10 Ve hatırla, hani Rabbin Musa’ya şöyle seslenmişti: “O yaratılış gayesi dı-şında yaşayan kavme git. 11 Firavun’un kavmine, Hâlâ yollarını Allah’ın kitabıyla bulmaya-caklar mı?” 12 Musa: “Rabbim!” dedi. “Ben onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum 13 ve göğsüm daralıyor ve dilim dönmüyor. Kardeşim Harûn’a da peygamberlik vererek bana yardımcı kıl. 14 Hem ben, onların gözünde suçluyum. Bu yüzden beni öldürmelerin-den korkuyorum.” 15 Allah: “Hayır, asla seni öldüremezler” buyurdu. “Yine de siz ikiniz, mesajlarımızla gidin. Onların yapıp edeceklerini dinlemek üzere biz de sizinle beraberiz. 16 Haydi şimdi ikiniz de Firavun’a gidin ve O’na deyin ki: Biz alemlerin Rabbinden bir me-saj getiriyoruz, O’nun elçileriyiz. 17 İsrailoğullarını bırak, bizimle gelsinler.” 18 Fakat Musa mesajını Firavun’a tebliğ edince, Firavun: “Biz, seni çocukken yanımızda yetiştirmemiş miydik” dedi “ve sen ömrünün pek çok yılını, bizim aramızda geçirmemiş miydin? 19 Ama sonunda yapacağını yaptın ve nankör biri olduğunu gösterdin.” 8

 

 

Cüz : 19

47 / 26 ŞUARÂ (20-39)

367

 

 

قَالَ فَعَلْتُهَآ اِذًا وَاَنَا مِنَ الضَّالِّينَ -20, فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ الْمُرْسَلِينَ -21, وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَنِى اِسْرَائِيلَ -22, قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ -23, قَالَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ -24, قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ اَلاَ تَسْتَمِعُونَ -25, قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اَبَائِكُمُ اْلاَوَّلِينَ -26, قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِى اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ -27, قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ -28, قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلَهاً غَيْرِى لاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ -29, قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُبِينٍ -30, قَالَ فَأْتِ بِهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ -31, فَاَلْقَى عَصَاهُ فَاِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ -32, وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِىَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ -33, قَالَ لِلْمَلأِ حَوْلَهُ  اِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ -34, يُرِيدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ -35, قَالُوآ اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِى الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ -36, يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ -37, فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ -38, وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ -39,

 

7 20 Musa dedi: “Ben o işi, henüz o anda sonucun ne olacağını bil-meyerek yaptım yani öldürmek için vurmadım. 21 Sizden korkunca da, aranız-dan hemen kaçtım, ama daha sonra bana Rabbim, doğruyla eğri arasında hü-küm verebilme yeteneği bahşetti ve beni peygamberlerinden biri yaptı. 22 Ve o başıma kaktığın iyiliğe gelince, bu İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucu değil miydi?” 23 Firavun: “Bu alemlerin Rabbi de kim oluyor?” dedi. 24 Musa: “Eğer gerçekten doğruyu öğrenmek ve onu yürekten benimsemek istiyorsanız söyliyeyim. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında var olan herşeyin Rabbidir O” diye cevap verdi. 25 Firavun çevresindekilere: “O’nun ne dediğini duydunuz mu?” dedi. 26 Ve Musa: “O sizin de Rabbinizdir, gelip geçmiş atalarınızın da” diye devam etti. 27 Firavun: “Size gönderildiğini iddia eden Rasûlünüz, düpe-düz deli” dedi. 28 Fakat Musa onun sözlerine aldırış etmeden devamla: “Do-ğunun, batının ve bu ikisi arasında kalan her yerin ve herşeyin Rabbidir O. E-ğer aklınızı kullanırsanız, bu gerçeği kavrayabilirsiniz” dedi. 29 Firavun: “Bak” dedi. “Eğer benden başka bir ilah benimsersen, seni mutlaka hapse attırırım.” 30 Musa: “Size gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan birşey getirmiş olsamda mı?” dedi. 31 Firavun: “Eğer doğru sözlü biriysen, haydi çıkar ortaya o dediği-ni” diye cevap verdi. 32 Bunun üzerine Musa, asâsını yere bıraktı, bir de ne görsünler, her haliyle koskoca bir ejderha. 33 Ve elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlar için bembeyaz ışık saçan bir lamba gibi oluvermiş.

 

/ 34 Firavun, çevresindeki seçkinlere: “Doğrusu bu, gerçekten çok bilgili bir büyücü” dedi. 35 “Büyüsünün gücüyle, sizi ülkenizden çıkarmak isti-yor. Ne buyurursunuz şimdi?” 36 “O’nu ve kardeşini bir süre alıkoy” dediler. “Bu arada şehirlere haberciler gönder. 37 Hüner sahibi bütün büyücüleri topla-yıp sana getirsinler.” 38 Ve böylece büyücüler, belirli bir günün, belirli bir sa-atinde bir araya geldiler. 39 Ve insanlara da: “Siz de hemen toplanır mısınız?” denildi. 8

 

 

368

47 / 26 ŞUARÂ (40-60)

Cüz : 19

 

 

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ -40, فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ -41, قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ -42, قَالَ لَهُمْ مُوسَى اَلْقُوا مَا اَنْتُمْ مُلْقُونَ -43, فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ -44, فَاَلْقَى مُوسَى عَصَاهُ فَاِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ -45, فَاُلْقِىَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ -46, قَالُوا اَمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ -47, رَبِّ مُوسَى وَهَرُونَ -48, قَالَ اَمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اَذَنَ لَكُمْ اِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِى عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلاَفٍ وَلاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَعِينَ -49, قَالُوا لاَ ضَيْرَ اِنَّا اِلَى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ -50, اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطاَيَانَا اَنْ كُنَّا اَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ -51, وَاَوْحَيْنَا اِلَى مُوسَى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادِى اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ -52, فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ -53, اِنَّ هَؤُلاَءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ -54, وَاِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ -55, وَاِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ -56, فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ -57, وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ -58, كَذَلِكَ وَاَوْرَثْنَاهَا بَنِى اِسْرَائِيلَ -59, فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ -60,

 

7 40 Halk veya Firavun’un yandaşları, üstün gelen büyücüler olursa, herhalde onlara uyarız dediler. 41 Büyücüler dört bir yandan toplanıp gelince, Firavun’a: “Eğer biz üstün gelirsek, doğrusu bize mükafat var mıdır?” dediler. 42 Firavun: “Evet” dedi. “Hem de, benim yakınlarım durumuna geçeceksiniz.” 43 Ve Musa onlara: “Ne atacaksanız, atın!” dedi. 44 Bunun üzerine onlar da iplerini, sopalarını yere bıraktılar ve “Firavun sayesinde, Firavun’un gücüyle, Firavun adına üstün çıkacağız” dediler. 45 Onların ardından Musa da asâsını yere atınca, bir de ne görsünler, onların bütün düzenbazlıklarını yutmasın mı! 46 Bunun üzerine büyücüler, hemen secdeye kapanarak, 47 “Biz alemlerin Rabbine inandık!” dediler. 48 “Musa’nın ve Harûn’un Rabbine.”

49 Firavun: “Ben size izin vermeden, O’na inanıyorsunuz öyle mi?” diye çıkıştı. “Size büyüyü öğreten ustanız bu olmalı mutlaka. Fakat yakında, nasıl intikam alacağımı göreceksiniz. Bana karşı gelmenizden dolayı ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim sonra hepinizi asacağım!” dedi. 50 Büyü-cüler: “Zararı yok” dediler. “Çünkü biz er geç dönüp, Rabbimize varacağız. 51 Sana uyanlar içinden, Musa’ya ve gerçek ilahına ilk olarak iman edenlerden olmamızdan dolayı, Allah tarafından bağışlanacağımızı umarız.”

 

/ 52 Ve Musa’ya: “Geceleyin kullarımla yola çık; çünkü siz Firavun tarafından takip edileceksiniz!” diye vahyettik. 53 Firavun, şehirlere asker top-layıcı adamlar yollayıp dedi ki: 54 “Şu İsrailoğulları sayısı az bir topluluktur. 55 Durum böyle iken, yine de bizi öfkelendirmişlerdir. 56 Biz ise, onların ya-pacaklarına karşı, gözü açık ve uyanık bir topluluğuz.” 57 Biz de Firavun ve yandaşlarını o güzelim bahçelerinden ve pınar başlarından, 58 hazine ve yüce makamlarından, seferberlik için çıkarıp yollara düşürdük. 59 Olaylar böylece gelişti ve bu iş, böylece bitti. İsrailoğullarını onların yerine mirasçı kıldık. 60 Fi-ravun ve orduları gün doğarken, İsrailoğullarının arkalarına düştüler. 8

 

 

Cüz : 19

47 / 26 ŞUARÂ (61-83)

369

 

 

فَلَمَّا تَرَآءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسَى اِنَّا لَمُدْرَكُونَ -61, قَالَ كَلاَّ اِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ -62, فَاَوْحَيْنَا اِلَى مُوسَى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ -63, وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ اْلاَخَرِينَ -64, وَاَنْجَيْنَا مُوسَى وَمَنْ مَعَهُ اَجْمَعِينَ -65, ثُمَّ اَغْرَقْنَا اْلاَخَرِينَ -66, اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ -67, وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ -68, وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرَهِيمَ -69, اِذْ قَالَ لاَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ -70, قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ -71, قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَ -72, اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ -73, قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا اَبَاءَ نَا كَذَلِكَ يَفْعَلُونَ -74, قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ -75, اَنْتُمْ وَاَبَاؤُكُمُ اْلاَقْدَمُونَ -76, فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِى اِلاَّ رَبَّ الْعَالَمِينَ -77, اَلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ -78, وَالَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ -79, وَاِذاَ مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ -80, وَالَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ -81, وَالَّذِى اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لِى خَطِيئَتِى يَوْمَ الدِّينِ -82, رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَاَلْحِقْنِى بِالصَّالِحِينَ -83,

 

7 61 İki topluluk, birbirinin görüş alanına girdiklerinde, Musa’nın a-damları: “Eyvah, yakalandık!” dediler. 62 Musa: “Hayır, asla! Rabbim benimle beraberdir, bana mutlaka bir yol gösterecektir” dedi. 63 Bunun üzerine Mu-sa’ya: “Asânla denize vur!” diye vahyettik. Musa söyleneni yapınca, deniz yarı-lıverdi, öyle ki, açılan yolun her iki yanında, sular koca dağlar gibi yükseldi. 64 Firavun ve ordularını da, bu açılan yola sokarak, İsrailoğullarına yaklaştırdık. 65 Musa ve beraberinde bulunanları hep kurtardık. 66 Ama diğerlerini deniz-de boğduk. 67 Bu olayda şüphesiz bütün insanlar için, bir ders ve ibret vardır. Ama insanların pek çoğu yine de inanmazlar. 68 Ve gerçek şu ki, senin Rab-bin yüceler yücesi ve çok acıyan, esirgeyendir.

 

/ 69 Onlara İbrahim’in başından geçenleri de anlat. 70 Hani O, babasına ve toplumuna “Neye tapıyorsunuz?” diye sormuştu. 71 Onlar da: “Putlara kulluk ediyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz” demişlerdi. 72 İbrahim: “Peki yalvarıp, yakardığınız zaman, sizi işittiklerine, 73 yahut size fay-da ve zarar verebildiklerine, gerçekten inanıyor musunuz?” dedi. 74 “Biz atala-rımızı böyle bulduk, böyle yapıyordu onlar” dediler. 75 İbrahim: “Peki” dedi. “Bu taptığınız şeylere başınızı kaldırıpda, onların ne olduklarına hiç bakmadı-nız mı, 76 sizler ve daha önce gelip geçen atalarınız? 77 Hiç şüphe yok ki, düzmece ilahlar benim düşmanlarımdır ve benim için, alemlerin Rabbinden başka dost yoktur. 78 Beni yaratan da, bana doğru yolu gösteren de O’dur. 79 Ve beni yediren de, içiren de O’dur. 80 Ve hasta olduğum zaman, beni iyi-leştiren 81 ve beni öldürecek olan ve sonra tekrar diriltecek olan hep O’dur. 82 Ve hesap gününde hatalarımı bağışlamasını umduğum kimse de O’dur.” 83 “Rabbim, bana yüksek bilgi, olgun hareket ver ve beni doğru dürüst olan yararlı işler yapan insanlar arasına kat. 8

 

 

370

47 / 26 ŞUARÂ (84-111)

Cüz : 19

 

 

وَاجْعَلْ لِى لِسَانَ صِدْقٍ فِى اْلاَخِرِينَ -84, وَاجْعَلْنِى مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ -85, وَاغْفِرْ لاَبِى اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ -86, وَلاَ تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ -87, يَوْمَ لاَ يَنْفَعُ مَالٌ وَلاَ بَنُونَ -88, اِلاَّ مَنْ اَتَى اللهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ-89,  وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ -90, وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ -91, وَقِيلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ -92,  مِنْ دُونِ اللهِ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ  اَوْ يَنْتَصِرُونَ -93, فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُنَ -94, وَجُنُودُ اِبْلِيسَ اَجْمَعُونَ -95, قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ -96, تَاللهِ اِنْ كُنَّا لَفِى ضَلاَلٍ مُبِينٍ -97, اِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ -98, وَمَا اَضَلَّنَا اِلاَّ الْمُجْرِمُونَ -99, فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعِينَ -100, وَلاَ صَدِيقٍ حَمِيمٍ -101, فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ -102, اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً وَماَ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ -103, وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ -104, كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ -105, اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلاَ تَتَّقُونَ -106, اِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ -107, فَاتَّقُوا اللهَ وَاَطِيعُونِ -108, وَمَا اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِى اِلاَّ عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ-109,  فَاتَّقُوا اللهَ وَاَطِيعُونِ-110,  قَالُوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ اْلاَرْذَلُونَ -111,

 

7 84 Bana sonra gelecek nesiller içinde doğruluk ve iyilikle anılmayı na-sip et 85 ve beni o nimetlerle dolu, cennetin varislerinden eyle. 86 Sapıklardan o-lan babamı da bağışla. 87 İnsanların dirilecekleri günde, beni utandırma. 88 Ve o gün ne mal fayda verir, ne de evlat.” 89 Ancak Allah’a küfür ve şirkten temizlen-miş bir kalple gelenler kurtulurlar. 90 Yolunu Allah’ın kitabıyla bulanlara o gün, cennet yaklaştırılır. 91 Cehennem azgın ve sapıklar için apaçık gösterilir. 92 Ve o cehennemliklere: “Nerede o sizin tapınıp durduklarınız?” diye sorulacaktır. 93 Ha-ni O Allah’tan başka ilah yerine koyduklarınız, size veya kendilerine yardım edebi-lecekler mi? 94 Onlar da, azgınlık içinde kaybolup gidenler de, hepsi üstüste ce-henneme tıkılacaklardır. 95 İblisin bütün ordusu da… 96 O gün orada, onlar birbi-riyle çekişerek derler ki: 97 Allah şahittir ki, biz apaçık bir sapıklık içindeydik. 98 Çünkü sizin gibi yaratılmış varlıkları, alemlerin Rabbıyla bir tutuyorduk. 99 Yine de bizi yoldan çıkaranlar, o günahlara gömülüp giden elebaşılarımız oldu. 100 Ama şimdi, ne bir arka çıkanımız var, 101 ne de candan bir dostumuz. 102 Ne olurdu, o hayata bir kere daha dönebilseydik de, inananlardan olsaydık. 103 Şüphesiz bütün bunlarda, insanlar için bir ders vardır, onların çoğu buna inanmasalar da… 104 Ve şüphesiz senin Rabbin, yüceler yücesi çok acıyıp, esirgeyendir.

 

/ 105 Nuh’un toplumu da, peygamberlerini yalanladı. 106 Kardeşleri Nuh onlara: “Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışmaz mısınız?” dedi. 107 “Bakın, ben O’nun tarafından size gönderilmiş, güvenilir bir elçiyim. 108 Öyleyse, yolunuzu Allah’la bulmak suretiyle, benim izimden yürüyün. 109 Hem bu görevim için, sizden dünyevî bir karşılık da beklemiyorum. Benim ücretim, ancak Alemlerin Rabbine aittir. 110 Öyleyse yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmak suretiyle, benim izimden yürüyün.” 111 “Toplumun en aşağı tabakasından, insanların senin ardına düştüğünü göre göre, tutup sana mı inanacağız?” dediler. 8

 

 

Cüz : 19

47 / 26 ŞUARÂ (112-136)

371

 

 

قَالَ وَمَا عِلْمِى بِماَ كَانُوا يَعْمَلُونَ -112, اِنْ حِسَابُهُمْ اِلاَّ عَلَى رَبِّى لَوْ تَشْعُرُونَ -113, وَمَا اَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ -114, اِنْ اَنَا اِلاَّ نَذِيرٌ مُبِينٌ -115, قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَانُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ -116, قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ -117, فَافْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَنْ مَعِىَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ -118, فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ -119, ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ -120, اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ -121, وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ -122, كَذَّبَتْ عاَدٌ الْمُرْسَلِينَ -123, اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلاَ تَتَّقُونَ -124, اِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ -125, فَاتَّقُوا اللهَ وَاَطِيعُونِ -126, وَمَا اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ -127, اَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ اَيَةً تَعْبَثُونَ -128, وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ -129, وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ -130, فَاتَّقُوا اللهَ وَاَطِيعُونِ -131, وَاتَّقُوا الَّذِى اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ -132, اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَنِينَ -133, وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ -134, اِنِّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ -135, قَالُوا سَوَاءٌ عَلَيْنَا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظِينَ -136,

 

7 112 “Bana uyan garip insanların bana gelmeden önce neler yaptıkla-rını ben bilmem. Ben sadece görünüşlerine bakarım. 113 Eğer iyi düşünecek o-lursanız, onları yargılamak ancak, Rabbime düşer. 114 Bunun içindir ki, inandığı-nı söyleyenleri yanımdan kovacak değilim. 115 Ben sadece gerçekleri, apaçık di-le getiren bir uyarıcıyım.” 116 İnanmayanlar: “Ey Nuh!” dediler. “Eğer bu iddiaları-na son vermezsen, mutlaka taşlanarak öldürülenlerden olacaksın.” 117 Bunun ü-zerine Nuh: ”Ey Rabbim!” dedi. “İşte kavmim beni yalanladı. 118 Artık benimle on-lar arasını hükmederek ayır ve benimle beraber olan mü’minleri kurtar.” 119 Bu-nun üzerine biz de, O’nu ve O’nunla beraber olanları insanlar ve hayvanlarla dop-dolu bir gemi içinde kurtardık. 120 Sonra da, geride kalanları sulara gömüverdik. 121 Şüphesiz bu kıssada, insanlar için bir ders ve ibret vardır, onların çoğu buna inanmasa da… 122 Muhakkak ki, senin Rabbin güçlülerin en güçlüsü ve çok acı-yıp, esirgeyendir.

 

/ 123 Âd kavmi de, kendilerine gönderilen elçileri yalanladı.124 Hani kardeşleri Hûd onlara: “Artık yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmayacak mısınız?” de-mişti. 125 “Bakın ben size, Allah’ın gönderdiği güvenilir bir elçiyim. 126 Öyleyse, artık yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışarak, bana itaat edin. 127 Hem ben, sizden bunun için bir karşılık da beklemiyorum. Benim ücretimi alemlerin Rabbi o-lan Allah verecektir. 128 Siz her yüksek tepelerde, ihtiyacınız olmayan yapılar ku-rarak eğlenir durur musunuz veya her bir yol üzerine, gelip geçenleri yanıltmak i-çin, bir işaret yapıp, boş şeylerle mi uğraşıyorsunuz? 129 Dünyada ebedi kalaca-ğınızı umarak, sağlam köşkler ve kaleler mi ediniyorsunuz? 130 Tutup yakaladığı-nız zaman, zorbalar gibi mi yakalarsınız? 131 Öyleyse, yolunuzu Allah’ın kitabıyla ve benim sünnetime uyarak bulun ve bana uyun. 132 Bilebildiğiniz büsbütün iyilik ve nimetleri, size sağlayan Allah’ın kitabıyla yolunuzu bulun. 133 Size sürüler ve çocuklar veren, 134 size bahçeler ve pınarlar veren Allah’ın kitabıyla. 135 Doğru-su ben, size büyük bir günün azabının çarpmasından korkuyorum.” 136 “Bütün bu uyarılara karşı onlar: “Senin öğüt vermen de, vermemen de bizim için birdir farket-mez” dediler. 8

 

 

372

47 / 26 ŞUARÂ (137-159)

Cüz : 19

 

 

اِنْ هَذَا اِلاَّ خُلُقُ اْلاَوَّلِينَ -137, وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ -138, فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ -139, وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ -140, كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ -141, اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلاَ تَتَّقُونَ -142, اِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ -143, فَاتَّقُوا اللهَ وَاَطِيعُونِ -144, وَمَا اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ -145, اَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَهُنَا اَمِنِينَ -146, فِى جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ -147, وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ -148, وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ -149, فَاتَّقُوا اللهَ وَاَطِيعُونِ -150, وَلاَ تُطِيعُوا اَمْرَ الْمُسْرِفِينَ -151, اَلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ يُصْلِحُونَ -152, قَالُوا اِنَّمَا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ -153, مَا اَنْتَ اِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُنَا فَأْتِ بِاَيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ -154, قَالَ هَذِهِ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍ -155, وَلاَ تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ -156, فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِمِينَ -157, فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ -158, وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ -159,

 

7 137 “Bu tavır ve hareketimiz, önceki atalarımızın tutumundan başka birşey değildir veya senin bu söylediklerin öncekilerin uydurmalarından başka bir-şey değildir. 138 Ve biz azaba da uğratılacak değiliz.” 139 İşte O’nu böyle yalan-ladılar ve bunun üzerine, biz de onları yok ettik. Bu kıssada insanlar için mutlaka bir ders vardır, onların çoğu buna inanmasa da… 140 Ve şüphesiz senin Rabbin güçlülerin en güçlüsü ve çok acıyıp, esirgeyendir.

 

/ 141 Ve Semûd toplumu da, gönderilen elçileri yalanladı. 142 Hani onlara da, kardeşleri Salih: “Artık yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmayacak mısınız?” demişti. 143 “Bakın, ben O’nun tarafından size gönderilen güvenilir bir elçiyim. 144 Öyleyse, yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulun ve bana uyun. 145 Üstelik ben, sizden herhangi bir karşılık da istemiyorum. Benim ücretimi, alemlerin Rabbi olan Allah verecektir. 146 Bu bulunduğunuz hal üzere, hep böyle güvenlik içinde bıra-kılacağınızı mı sanıyorsunuz? 147 Bu bahçeler içinde ve pınarlar başında, 148 bu ekinler, bu zarif görünüşlü ince sürgünlü hurmalıklar arasında… 149 Ve dağ-larda hep böyle ustalıkla, evler yontabileceğinizi mi sanıyorsunuz? 150 Öyleyse, yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulun ve bana itaat edin. 151 Ölçüyü aşıp, aşırı giden-lerin sözüne uymayın. 152 O ölçüyü aşanlar ki, yeryüzünde bozgunculuk yapıp, dirlik ve düzenlik vermeyenlerdir.” 153 Salih’in kavmi: “Sen, mutlaka büyülenmiş birisin” dediler. 154 “Bizim gibi bir insandan başka birşey de değilsin. Eğer doğru söyleyenlerdensen, doğru söylediğini ispat eden bir delil göster de görelim.” 155 “Allah’a ait bu dişi deve, sizin için bir delildir. Su içme hakkı belirli bir gün onun, belirli günlerde de sizindir. 156 Öyleyse, sakın ona bir kötülük yapmayın, sonra pek büyük bir günün azabı helak eder sizi.” 157 Bütün bu uyarılara rağmen, deve-yi ayaklarından keserek öldürdüler, sonra da pişman oldular. 158 O sebeple Sa-lih’in önceden haber verdiği azap, onları kıskıvrak yakaladı. Şüphesiz bu kıssada da, insanlar için bir ders vardır, onlardan çoğu buna inanmasalar da… 159 Ve şüphesiz senin Rabbin, çok acıyıp, esirgeyen ve güçlülerin en güçlüsüdür.

 

 

Cüz : 19

47 / 26 ŞUARÂ (160-183)

373

 

 

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ -160, اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلاَ تَتَّقُونَ -161, اِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ -162, فَاتَّقُوا اللهَ وَاَطِيعُونِ -163, وَمَا اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ -164, اَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ -165, وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ -166, قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَالُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ -167, قَالَ اِنِّى لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَالِينَ -168, رَبِّ نَجِّنِى وَاَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ -169, فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ اَجْمَعِينَ -170, اِلاَّ عَجُوزًا فِى الْغَابِرِينَ -171, ثُمَّ دَمَّرْنَا اْلاَخَرِينَ -172, وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ -173, اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ -174, وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ -175, كَذَّبَ اَصْحَابُ لْئَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ -176, اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلاَ تَتَّقُونَ -177, اِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ -178, فَاتَّقُوا اللهَ وَاَطِيعُونِ -179, وَمَا اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ -180, اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلاَ تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ -181, وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ -182, وَلاَ تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْياَءَ هُمْ وَلاَ تَعْثَوْا فِى اْلاَرْضِ مُفْسِدِينَ -183,

 

/ 160 Lût toplumu da, gönderilen peygamberleri yalanladılar. 161 Hani kardeşleri Lût onlara: “Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaz mısınız?” demişti. 162 “Bakın, ben O’nun tarafından size gönderilen, güvenilir bir elçiyim. 163 Öy-leyse, yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulun ve bana itaat edin. 164 Üstelik ben sizden herhangi bir karşılık da istemiyorum. Benim ücretim alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. 165 İnsanlar içinden meşru olanı bırakıpda, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? 166 Hem de Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakarak. Yoo, siz her türlü ölçü-yü aşan bir toplumsunuz.” 167 “Ey Lût!” dediler. “Eğer bu sözlerinden vazgeç-mezsen, bu şehirden mutlaka kovulacaksın!” 168 Lût dedi ki: “Ben sizin kadınları bırakıp, erkeklere gitmenize tiksinip kızanlardanım, nefret edip kızıyorum size!” 169 Ve sonra şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Beni ve ailemi, bunların yapageldikleri kötülüklerin şerrinden kurtar.” 170 Biz de, O’nu ve ailesini kurtardık. 171 Ancak Lût’un karısı olan yaşlı bir kadın, bu aileden geri kalan ve azabı hak edenlerden oldu. 172 Ve sonra ötekileri kırıp geçirdik. 173 Üzerlerine pişirilmiş taşlardan, fe-laket yağmuru yağdırdık. Uyarıldıkları halde, uslanmayanların maruz kaldığı yağ-mur, gerçekten de ne kötüydü. 174 Bu kıssada da, insanlar için bir ders vardır, onlardan çoğu buna inanmasalar da… 175 Şüphesiz senin Rabbin güçlülerin en güçlüsü, çok acıyıp, esirgeyendir.

 

/ 176 Ağaçlı vadinin halkı yani Eyke’liler de, kendilerine gönderilen elçiyi yalanladılar. 177 Hani Şuayb onlara: “Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya-cak mısınız?” demişti. 178 “Bakın, ben size O’nun tarafından gönderilmiş, güveni-lir bir elçiyim. 179 Öyleyse artık yolunuzu, Allah’ın kitabıyla bulun ve bana itaat e-din. 180 Üstelik ben sizden, bir karşılık da beklemiyorum. Benim ücretim, alemle-rin Rabbi olan Allah’a aittir. 181 Ölçüyü her zaman ve herkese karşı tam tutun, başkalarının hakkını düzenbazlıkla eksilten kimselerden olmayın. 182 Ve tarttığı-nız zaman, şaşmaz bir teraziyle tartın. 183 İnsanların hakettikleri şeylerden, yok-sun bırakmayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak, karışıklık çıkarmayın. 8

 

 

374

47 / 26 ŞUARÂ (184-206)

Cüz : 19

 

 

وَاتَّقُوا الَّذِى خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ اْلاَوَّلِينَ -184, قَالُوا اِنَّمَا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ -185, وَمَا اَنْتَ اِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ -186, فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ -187, قاَلَ رَبِّى اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ -188, فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ -189, اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ -190, وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ -191, وَاِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ -192, نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ اْلاَمِينُ -193, عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ -194, بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُبِينٍ -195, وَاِنَّهُ لَفِى زُبُرِ اْلاَوَّلِينَ -196, اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اَيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمَاءُ بَنِى اِسْرَائِيلَ -197, وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْضِ اْلاَعْجَمِينَ -198, فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ -199, كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ فِى قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ -200, لاَ يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ اْلاَلِيمَ -201, فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ -202, فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ -203, اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ -204, اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ -205, ثُمَّ جَآءَ هُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَ -206,

 

7 184 Sizi de, sizden önceki nesilleri de, yaratan Allah’ın kitabıyla yolunuzu bulmaya çalışın.” 185 Halkı Şuayb’a şöyle dedi: “Sen düpedüz bü-yülenmiş birisin. 186 Ve bizim gibi bir insandan başka birşey de değilsin. Biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz. 187 Eğer doğru sözlü biri isen, haydi gökyüzünden parçalar düşür üstümüze de görelim.” 188 Şuayb: “Bütün bu yaptıklarınızı, en iyi bilen Rabbimdir” diye cevap verdi. 189 Böylece O’nu ya-lanlamış oldular ve bu yüzden, kopkoyu gölgelerle kaplı bir günün azabı, onları kıskıvrak yakaladı. 190 Bu kıssada da, insanlar için bir ders vardır, insanların çoğu inanmasalar da… 191 Şüphesiz senin Rabbin güçlülerin en güçlüsü, çok acıyıp, esirgeyendir.

 

/ 192 Şimdi şüphesiz bu ilahi mesaj, yani Kur’ân, alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. 193 O’nu Rûhu’l-Emîn yani Cebrail indirdi. 194 Senin kalbine ki, ey Muhammed! O’nunla uyaran kimselerden biri olasın. 195 Ve çevrendekileri apaçık Arap diliyle uyarasın. 196 Ve bu mesaj, temel çizgileriy-le hiç şüphesiz ilâhî hikmetleri bildiren, önceki kitaplarda da yer almaktadır. 197 İsrailoğulları arasındaki bilginlerin, bu gerçeği bilmeleri, onlar için gerçeği yansıtan bir belge ve kanıt değil midir? 198 Kur’ân’ı Arap olmayanlardan biri-sine indirseydik de, 199 o da Kur’ân’ı onlara okusaydı, yine O’na inanmaya-caklardı. 200 Biz küfrü onların kalbine öylesine soktuk, veya biz Kur’ân’ı onla-rın kalplerine öyle soktuk, yani kendi dilleriyle indirdik, manasını çok iyi anladı-lar. 201 Fakat yine de can yakıcı azabı görünceye kadar, O’na inanmazlar. 202 O azab ki, sonunda onların hiç beklemedikleri bir anda ansızın gelip çata-caktır. 203 Azabı birden karşılarında bulunca, derler ki: İnanmamız için bize, imkan tanınır mı acaba? 204 Hâlâ bizim azabımızın, çabucak gelmesini mi is-tiyorlar? 205 Şimdi düşün ey Muhammed! Biz onları yıllarca yaşatsak, 206 sonra tehdit edildikleri azap başlarına gelse, 8

 

 

Cüz : 19

47 / 26 ŞUARÂ (207-227)

375

 

 

مَا اَغْنَى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَ -207, وَمَا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلاَّ لَهَا مُنْذِرُونَ -208, ذِكْرَى وَمَا كُنَّا ظَالِمِينَ -209, وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطِينُ -210, وَمَا يَنْبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ -211, اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ -212, فَلاَ تَدْعُ مَعَ اللهِ اِلَهًا اَخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبِينَ -213, وَاَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ اْلاَقْرَبِينَ -214, وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ -215, فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنِّى بَرِىءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ -216, وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ -217, اَلَّذِى يَرَيكَ حِينَ تَقُومُ -218, وَتَقَلُّبَكَ فِى السَّاجِدِينَ -219, اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -220, هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلَى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ -221, تَنَزَّلُ عَلَى كُلِّ اَفَّاكٍ اَثِيمٍ -222, يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ -223, وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُنَ -224, اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ -225, وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لاَ يَفْعَلُونَ -226, اِلاَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللهَ كَثِيرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا اَىَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ -227,

 

7 207 o yaşayıp, geçinip gitmeleri, onları herhangi bir surette kurta-rabilir mi ki? 208 Kaldı ki, hiçbir toplumu önceden uyarmadan yok etmemişiz-dir. 209 Ve hatırlatıcı mesajlar göndermeden, çünkü biz, hiç kimseye asla haksızlık etmeyiz. 210 Ve bu ilâhî mesaj öylesine katıksız vahiy ürünüdür ki, O’nu asla şeytanlar ve cinler indirmemiştir. 211 Çünkü bu onların harcı değil-dir, zaten buna güçleri de yetmez. 212 Ayrıca o şeytanların, inen vahyi dinle-meleri de kesinlikle engellenmiştir. 213 Bunun içindir ki, ey insanoğlu! Allah’la beraber başka ilaha baş vurma ki, kendini azaba uğrayanlar arasında bulma-yasın.

214 Ve en yakın hısım ve akrabalarından başlayarak, erişebileceğin herkesi uyar. 215 Seni izleyen mü’minlere, kol kanat ger. 216 Buna rağmen, sana karşı çıkarlarsa de ki: “Ben sizin yapıp ettiklerinizden sorumlu değilim.” 217 Ve bu yolda o yüceler yücesine çok acıyıp esirgeyene güven. 218 O ki, gece namazına kalktığın zaman, seni görüyor. 219 O’nun huzurunda saygıy-la, yere kapananlar arasında yer aldığını da görmektedir. 220 Çünkü herşeyi bütün gerçeğiyle bilen ve dolayısıyla herşeyi işiten de O’dur. 221 Size, o şey-tanların kime indiğini haber vereyim mi? 222 Onlar her günahkar, iftiracı, ya-lancı, sahtekar üzerine iner. 223 O yalancılar, şeytanlara kulak verirler, çoğu ise yalancıdırlar. 224 Şairlere gelince, onlara da sapıklar ve azgınlar uyar. 225 Görmüyor musun onların her vadide sözcüklerin, hayallerin peşinde şaş-kın şaşkın dolaştıklarını, 226 yapmadıkları şeyleri söylediklerini. 227 Ancak iman edip, dürüst ve faydalı davranışlar ortaya koyan, Allah’ı çokça anan, hak-sızlığa uğratıldıktan sonra, kendilerini savunanlar böyle değildir. Yaratılış ga-yesi dışında hareket edenler, yakında nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir.