Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 27. Sayfa - Abd

 

 

376

48 / 27 NEML (1-13)

Cüz : 19

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طس تِلْكَ اَيَاتُ الْقُرْاَنِ وَكِتَابٍ مُبِينٍ -1, هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ -2, اَلَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَوةَ وَهُمْ بِاْلاَخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ -3, اِنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاْلاَخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ -4, اُولَئِكَ الَّذِينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِى اْلاَخِرَةِ هُمُ اْلاَخْسَرُونَ -5, وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاَنَ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ -6, اِذْ قَالَ مُوسَى لاَهْلِهِ اِنِّى اَنَسْتُ نَارًا سَاَتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اَتِيكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ -7, فَلَمَّا جَاءَ هَا نُودِىَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِى النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَانَ اللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ -8, يَامُوسَى اِنَّهُ اَنَا اللهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -9, وَاَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَاَهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَى لاَ تَخَفْ اِنِّى لاَ يَخَافُ لَدَىَّ الْمُرْسَلُونَ -10, اِلاَّ مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْناً بَعْدَ سُوءٍ فَاِنِّى غَفُورٌ رَحِيمٌ -11, وَاَدْخِلْ يَدَكَ فِى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ فِى تِسْعِ اَيَاتٍ اِلَى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ -12, فَلَمَّا جَاءَ تْهُمْ اَيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ -13,

27    NEML SÛRESİ

Allah’ın tek oluşu, peygamberlik, ölümden sonraki hayat ve geçmiş toplumların kıssalarını anlatan sûrelerden biridir. Kur’ân’ın getirdiği gerçekleri temel hakikatlar olarak kabul edenlerin bu kitabın hidayetinden faydalanabilecekleri be-lirtilerek üç insan tipi ortaya konur. Birinci tip: Dünyaya kul olmuş, ahirete aldırmayan, Firavun, Semud ve Lut kavminin ileri gelen kimseler gibi olanların davete tavırları ve akıbetleri anlatılır. İkinci tip: Zenginlik ve saltanatın zirvesinde olup tüm bu ni-metlerin Allah’ın lûtfu olduğunu bilerek kibir ve gurura kapılmayan Süleyman peygamberin kişiliğidir. Üçüncü tip: Yine büyük saltanat sahibi olup şirk içinde yaşayan fakat Süleyman peygamber vasıtasıyla gerçeğe ulaşınca hemen  gerçeğe dönen Saba Melikesi Belkıs’ın şahsiyeti ortaya konur. Sonuç olarak da tek olan Allah’a kul olma çağrısı tekrar edilerek buna inananların kendi yararlarına , inanmayanların ise kendi zararlarına olacağı uyarılarak hatırlatma yapılır. Sûreye Tâ Sîn sûresi de denilir.

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

/ 1 Tâ, Sîn. Bunlardır Kur’ân’ın, gerçekle batılı açıklayan kitabın ayetleri. 2 O kitap ki, inananlar için bir yol gösterici ve bir müjdedir. 3 O mü’minler ki, namazla-rına devamlı ve duyarlıdırlar, zekatlarını da verirler, ahirete de adamakıllı olarak inanır-lar. 4 Ahirete inanmayanlara gelince, onlara yapıp ettiklerini güzel göstermişizdir. Bu yüzden, manevi körlük ve zihinsel karışıklık içersinde bocalayıp durmaktadırlar. 5 Aza-bın en kötüsüne uğrayacak olanlar, işte böyleleridir. Ahirette ise, en büyük kayba uğra-yacaklardır. 6 Ey Muhammed! Şüphesiz ki sen, bu Kur’ân’ı herşeyin aslını bilen, yaptı-ğı herşeyi yerli yerince yapan, Allah katından almaktasın.

7 Hani bir vakit çölde, Musa, ailesine demişti ki: “Gerçekten de ben uzakta bir ateş görüyorum. Ya gider size oradan bir haber getiririm, yahut bir kor getiririm ki böylece ısınırsınız.” 8 Fakat oraya varınca O’na şöyle seslenildi: “Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindeki herkes mübarek, kutlu kılınmıştır. Sınırsız kudretiyle, alemlerin Rabbi olan Allah yüceler yücesidir.” 9 Ve Allah Musa’ya “Ey Musa!” dedi. “Her zaman ve herşeyi yerli yerince yapıp eden, O yüceler yücesi Allah benim. 10 Şimdi asânı ye-re atıver.” Derken Musa asasını yılan gibi kıvranıp, çırpınır görünce, korkuyla arkasına bakmadan dönüp kaçtı. Allah: “Ey Musa, korkma!” dedi. “Çünkü benim katımda, pey-gamberler korkmazlar. 11 Ancak yaratılış gayesi dışında hareket eden, benden kor-kar, ama o da yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, ona da korku yok. Çünkü ben çok acı-yan ve çok bağışlayanım. 12 Şimdi elini koynuna sok, her türlü lekeden arınmış olarak bembeyaz, ışıl ışıl çıkacaktır. Bu da Firavun ve toplumuna göstereceğin dokuz muci-zeden biridir. Çünkü Firavun ve çevresi, gerçekten yoldan çıkmış bir toplum haline gel-diler.” 13 Fakat onlara gerçeği, bütün açıklığıyla ortaya koyan mesajlarımız gelince: “Bu apaçık bir büyü” dediler. 8

 

 

Cüz : 19

48 / 27 NEML (14-22)

377

 

 

وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا اَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ -14, وَلَقَدْ اَتَيْنَا دَاوُدَ وَسُلَيْمَنَ عِلْماً وَقَالاَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى فَضَّلَنَا عَلَى كَثِيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ -15, وَوَرِثَ سُلَيْمَنُ دَاوُدَ وَقَالَ يَآاَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُوتِينَا مِنْ كُلِّ شَىْءٍ اِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ -16, وَحُشِرَ لِسُلَيْمَنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَاْلاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ -17, حَتَّى اِذَا اَتَوْا عَلَى وَادِىَ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَآاَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لاَ يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَنُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ -18, فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْنِى اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِى اَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَى وَالِدَىَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَيهُ وَاَدْخِلْنِى بِرَحْمَتِكَ فِى عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ -19, وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِىَ لاَ اَرَى الْهُدْهُدَ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ -20, لاُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا اَوْ لاَذْبَحَنَّهُ اَوْ لَيَأْتِيَنِّى بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ -21, فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَقِينٍ -22,

 

7 14 Firavun ve çevresinin, vicdanları da Musa’nın getirdiğinin doğ-ruluğuna, tam bir kanaat getirdikleri halde, haksızlığı kendilerine yol edinmiş olmaları ve kendilerini büyüklük duygusuna kaptırmış olmalarından dolayı, me-sajlarımızı inkâr ettiler. Bak işte, bu bozguncuların sonu nasıl oldu!

 

/ 15 Ve gerçek şu ki biz, Davud’a, Süleyman’a da ilim verdik. Bun-dan dolayı, onların ikisi de: “Bütün eksiksiz övgüler bizi, inanan diğer kulların-dan üstün kılan Allah’a aittir” derlerdi. 16 Ve bu bakımdan Süleyman, Da-vud’un gerçek varisi idi. Öyle ki O, şöyle derdi: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi, güzel ve iyi şeylerin hepsinden bolca verildi. Bu bize Allah’ın apaçık bir lütfudur.” 17 Süleyman’ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordu-su toplandı. Hepsi birden Süleyman tarafından düzenli olarak sevk ve idare e-diliyordu. 18 Nitekim karıncalarla dolu bir vadiye geldiklerinde, karıncalardan biri: “Ey karıncalar!” diye bağırdı. “Hemen yuvalarınıza girin ki, Süleyman ve orduları farkında olmadan, sizi ezip geçmesin!” 19 Süleyman karıncanın bu sözüne neşeyle güldü ve “Ey Rabbim!” dedi. “İçimde öyle düşünceler uyandır ki, bana ve ana babama bahşettiğin nimetler için, sana hep şükreden biri ola-yım ve hep senin razı olacağın işler yapayım, rahmetine ve doğru dürüst olan kullarının arasına koy.” 20 Ve bir gün ordunun kuşlar bölümüne göz gezdirir-ken: “Hüdhüdü niçin göremiyorum?” dedi. “Yoksa kayıplara mı karıştı? 21 E-ğer böyleyse, karşıma inandırıcı bir mazeretle çıkmadığı takdirde, onu ya şid-detli bir ceza ile cezalandıracağım, ya da boynunu uçuracağım!” 22 Fakat Hüdhüd, çok geçmeden çıkageldi ve “Ben, senin henüz bilmediğin bir şeyi öğ-rendim ve sana Sebe’ hakkında doğru bir haber getirdim” dedi. 8

 

 

378

48 / 27 NEML (23-35)

Cüz : 19

 

 

اِنِّى وَجَدْتُّ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ  وَاُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ  وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ -23, وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لاَ يَهْتَدُونَ -24, اَلاَّ يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِى يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ -25, اَللهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ -26, قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِبِينَ -27, اِذْهَبْ بِكِتَابِى هَذَا فَاَلْقِهِ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ -28, قَالَتْ يَآاَيُّهَا المَلؤُا اِنِّى اُلْقِىَ اِلَىَّ كِتَابٌ كَرِيمٌ -29, اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمَنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ -30, اَلاَّ تَعْلُوا عَلَىَّ وَأْتُونِى مُسْلِمِينَ -31, قَالَتْ يَآاَيُّهَا الْمَلؤُا اَفْتُونِى فِى اَمْرِى مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْرًا حَتَّى تَشْهَدُونِ -32, قَالُوا نَحْنُ اُولُوا قُوَّةٍ وَاُولُوا بَأْسٍ شَدِيدٍ وَاْلاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُرِى مَاذَا تَأْمُرِينَ -33, قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَا اَذِلَّةً وَكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ -34, وَاِنِّى مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ -35,

 

7 23 Sebe’ halkına bir kadının hükümdar olduğunu gördüm. Öyle bir kadın ki, kendisine herşey verilmiş, güçlü bir yönetimi ve büyük bir tahtı var. 24 Ne var ki O’nu da, halkını da, Allah’ı bırakıp güneşe tapındıklarını gördüm. Şeytan onlara, bu yaptıklarını güzel ve iyi gösterip, kendilerini Allah’ın yolun-dan çevirmiş ve onlar da bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar. 25 Niçin gökler-de ve yerde gizli olanları ortaya çıkaran gizlediğimiz ve açıkladığımız herşeyi bilen Allah’a secde etmiyorlar? 26 En yüce hükümranlığın ve arşın sahibi olan Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. 27 Süleyman: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan biri misin? Bunu göreceğiz” dedi. 28 “Al, bu mektubu on-lara götür ve bak bakalım nasıl bir sonuca varacaklar.”

29 Sebe’ melikesi Süleyman’ın mektubunu alınca: “Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup gönderildi. 30 Mektup, Süleyman’dan geliyor ve dünyada herkese, ahirette sadece mü’minlere acıyan Allah adına yazılmış. 31 Mektup şöyledir: “Sakın bana karşı büyüklük taslamayın, kendi isteğinizle bo-yun eğerek bana gelin.” / 32 “Beyler, ileri gelenler” diye ekledi. “Bu önemli işin hakkında görüşünüzü bildirin. Bilirsiniz ki, siz yanımda olmadan, hiçbir işi kestirip atmam.” 33 Onlar şöyle cevap verdiler: “Biz güçlü ve kuvvetli kimsele-riz, zorlu savaşan bir topluluğuz. Fakat emir senindir, ne emredeceksen ona bak.” 34 Melike: “Gerçek şu ki, hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı alt üst edip, harap ederler. Aziz ve şerefli kişilerini aşağılık kılıp, rezil ederler. Herhalde onlar da böyle yapacaklardır. 35 Bunun içindir ki, bu mektup sahip-lerine, bir hediye gönderecek ve elçilerin, nasıl bir tepkiyle döneceklerini bekle-yeceğim.” 8

 

 

Cüz : 19

48 / 27 NEML (36-44)

379

 

 

فَلَمَّا جَاءَ سُلَيْمَنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَآ اَتَانِىَ اللهُ خَيْرٌ مِمَّا اَتَيكُمْ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ -36, اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لاَ قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ -37, قَالَ يَآاَيُّهَا الْمَلؤُا اَيُّكُمْ يَأْتِينِى بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُونِى مُسْلِمِينَ -38, قَالَ عِفْريتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا اَتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَاِنِّى عَلَيْهِ لَقَوِىٌّ اَمِينٌ -39, قَالَ الَّذِى عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا اَتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَاَهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى لِيَبْلُوَنِى ءَ اَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبِّى غَنِىٌّ كَرِيمٌ -40, قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَدِى اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذِينَ لاَ يَهْتَدُونَ -41, فَلَمَّا جَاءَ تْ قِيلَ اَهَكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَ وَاُوتِينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ -42, وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللهِ اِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِرِينَ -43, قِيلَ لَهَا ادْخُلِى الصَّرْحَ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَا قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَارِيرَ

 

7 36 Sebe’ melikesinin elçileri, Süleyman’a geldiklerinde, Süleyman “Bana hediye, mal göndererek, yardım mı ediyorsunuz? Oysa Allah’ın bana ver-dikleri, sizin getirdiklerinizden, daha da hayırlıdır. Öyleyse, sizin bu hediyeniz, an-cak sizin gibi insanları sevindirir. 37 Şimdi seni gönderenlere dön! Şüphesiz karşı duramayacakları bir orduyla, kendilerine geleceğiz ve onları küçük düşürülmüş o-larak, o ülkeden mutlaka çıkaracağız!”

38 Olayların gidişi içinde Süleyman, Sebe’ melikesinin kendisine gelece-ğini öğrenince, çevresindekilere: “Siz ey seçkin görevliler!” dedi. “Hanginiz bana Sebe’ melikesinin tahtını, daha O ve O’na bağlı olanlar, teslimiyet gösterip bana çıkıp gelmezden önce buraya getirebilir?” 39 Cinlerden becerikli, kurnaz, gözüpek biri: “Daha oturduğun yerden kalkmadan, onu sana getirebilirim. Çünkü ben, bu konuda gerçekten güvenilir bir güce sahibim” dedi. 40 Buna karşılık vahiyle bilgi-lendirilmiş olan kişi: “Bana kalırsa,” dedi. “Ben onu, göz açıp kapayıncaya kadar sana getireceğim.” Süleyman, onu gerçekten önünde görünce: “Benim, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü göstereceğim konusunda, beni denemek üzere, Rabbimin bahşettiği bir lütuf bu. Bununla birlikte Allah’a şükreden kişi, yalnızca kendi iyiliği için şükretmiş olur, nankörlük yapan kişi ise, bilsin ki Rabbim, hem sı-nırsız cömertlik sahibi, hem de mutlak manada kendi kendine yeterlidir.” 41 Süley-man sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi O’nun tahtını tanınmaz hale getirin baka-lım, tahtını tanıyıp bilebilecek mi veya doğru olan İslâm’ı bulabilecek mi, yoksa doğru yolu bulamayan kimselerden mi olacak?”

42 Ve böylece melike, Süleyman’ın yanına gelince: “Senin tahtın böyle mi?” denildi. O da, sanki onun aynısıdır. Zaten bize, daha önce yaptığımız araştır-malar ve Hüdhüd’ün mektup getirmesi gibi hadiselerden dolayı bilgi sahibi olmuş, senin güç, kuvvet ve peygamberliğini kabul ederek müslüman olmuştuk.” 43 Ve daha önce Allah’ı bırakıp da, Allah’ın dışında ibadet ettikleri onu doğru yoldan en-gellemişti. Çünkü o hakkı inkâr eden bir topluluktandı. 44 Sebe’ melikesine “Sara-ya gir!” denildi. Sarayın selamlık kısmını görünce, önünde derin bir su var sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: “Bu, zemini camla döşenmiş bir saraydır!” dedi. :

 

 

380

48 / 27 NEML (45-55)

Cüz : 19

 

 

قَالَتْ رَبِّ اِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَنَ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ -44, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا اِلَى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللهَ فَاِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ -45, قَالَ يَاقَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ لَوْلاَ تَسْتَغْفِرُونَ اللهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ -46, قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَ قَالَ طَائِرُكُمْ عِنْدَ اللهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ -47, وَكَانَ فِى الْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ يُصْلِحُونَ -48, قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِهِ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ -49, وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ -50, فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَعِينَ -51, فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِماَ ظَلَمُوا اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ -52, وَاَنْجَيْنَا الَّذِينَ اَمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ -53, وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ -54, اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَاءِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ -55,

 

9 Bunun üzerine melike: “Rabbim, senden başkasına kulluk etmekle, ben kendime yazık etmişim; fakat şimdi Süleyman’la beraber, alemlerin Rabbi olan Allah’a yürekten boyun eğiyorum!” dedi.

 

/ 45 Ve gerçek şu ki, biz kavmine: “Yalnızca Allah’a kulluk edin” desin diye Semûd toplumuna da, kardeşleri Salih’i göndermiştik. Onlar bunun üzerine, birbirleriyle çekişen ve düşmanlık eden iki guruba ayrılıvermişlerdi. 46 Salih, bu ilâhî mesaja karşı çıkanlara: “Ey kavmim!” dedi. “İyiliği ummak yerine, neden kötülüğün çarçabuk sizi bulmasını istiyorsunuz? Belki acınıp, esirgenirsiniz diye niçin, Allah’tan günahlarınızın bağışlanmasını istemiyorsu-nuz?” 47 “Biz sende ve seninle beraber olanlarda uğursuzluk görüyoruz” diye karşılık verdiler. Salih: “Uğursuzluğunuz Allah yanında, kötü amellerinizden dolayıdır. İşin gerçeği sizler, sınanan bir toplumsunuz” dedi. 48 Ve o şehirde, bozgunculuk yapan, düzen ve uyumdan yana olmayan, dokuz kişilik bir çete gurubu vardı. 49 Bunlar Allah adına yemin ederek, aralarında anlaşıp: “O’na ve ailesine geceleyin baskın yapalım ve onların hepsini öldürelim” sonra da O’na arka çıkacak kimseye rahatlıkla: “O’nu öldürmediğimiz gibi, öldüreni de bilmiyoruz ve şüphe yok ki biz, doğru söylüyoruz” dediler. 50 Onlar bir hile ve düzen planladılar, biz de onlar farkında değilken, hilelerini başlarına geçirecek bir plan kurduk. 51 Ve sonra bak onların kurduğu bütün tuzakların sonu ne ol-du, onları ve onların peşinden giden toplumun hepsini yerle bir ettik. 52 Ve iş-te onların yaşadığı yerler, yaptıkları haksızlıklardan dolayı, şimdi bomboş. Bu olayda bilmek, öğrenmek isteyen insanlar için, mutlaka bir ders vardır. 53 İ-man edip kötülükten sakınıp, yolunu Allah’ın kitabıyla bulanları ise kurtardık.

54 Ve Lût’u da kavmine peygamber gönderdik. Hani O kavmine: “Bu çirkin eylemi, insanın yapı ve yaratılışına aykırı olduğunu göre göre nasıl iş-liyorsunuz?” demişti. 55 Gerçekten kadınları bırakıp da, şehvetle erkeklere mi yöneliyorsunuz? Hayır, işin gerçeği siz, ne yaptığını bilmeyen bir toplumsu-nuz! 8

 

 

Cüz : 20

48 / 27 NEML (56-63)

381

 

 

فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلاَّ اَنْ قَالُوا اَخْرِجُوا اَلَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ -56, فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُ اِلاَّ امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَاهَا مِنَ الْغَابِرِينَ -57, وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ -58, قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلاَمٌ عَلَى عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَى اللهُ خَيْرٌ اَمَّا يُشْرِكُونَ -59, اَمَّنْ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَنْبَتْنَا بِهِ حَدَائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَا ءَ اِلَهٌ مَعَ اللهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ -60, اَمَّنْ جَعَلَ اْلاَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ خِلاَلَهَا اَنْهَارًا وَجَعَلَ لَهَا رَوَاسِىَ وَجَعَلَ بَيْنَ الْبَحْرَيْنِ حَاجِزًا ءَ اِلَهٌ مَعَ اللهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ -61, اَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ اِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ اْلاَرْضِ ءَ اِلَهٌ مَعَ اللهِ قَلِيلاً مَا تَذَكَّرُونَ -62, اَمَّنْ يَهْدِيكُمْ فِى ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَنْ يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِ ءَ اِلَهٌ مَعَ اللهِ تَعَالَى اللهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ -63,

 

7 56 Bu uyarıya karşı toplumun cevabı: “Lût ailesini memleketiniz-den çıkarın. Çünkü onlar, fazlaca temizlenip arınmaya özenen insanlardır” de-mek oldu. 57 Ve bunun üzerine biz de, O’nu ve ailesini kurtardık, yalnızca ka-rısının geride kalanlar arasında olmasını gerekli gördük. 58 Üzerlerine taş yağmuru indirdik uyarılıp da aldırmayanların yağmuru gerçekten de ne kötü ol-du!

 

/ 59 De ki: “Bütün eksiksiz övgüler gerçekte, Allah’a yaraşır. Se-lam olsun, O’nun Rasûl olarak seçtiği kullara!” Zaten Allah, ilahlaştırılan her-şeyden daha üstün ve daha hayırlı değil mi? 60 Peki kimdir, gökleri ve yeri ya-ratan ve sizin için gökten su indiren? Öyle bir su ki, onunla sizin tek bir ağacını bile yetiştiremeyeceğiniz görkemli bağlar, bahçeler yetiştiriyoruz. Allah’la bera-ber başka gerçek bir ilah öyle mi? Hayır hayır, böyle düşünenler, yoldan çık-mış kimselerdir. 61 Peki kimdir, yeryüzünü yerleşmeye uygun dinlenme yeri haline getiren ve aralarından ırmaklar çıkaran ve onun üzerine, sağlam dağlar yerleştiren ve iki deniz arasına bir engel koyan? Allah’la birlikte, başka gerçek bir ilah mı var? Hayır hayır, böyle düşünenlerin çoğu, ne söylediklerini bilmi-yorlar. 62 Peki kimdir darda kalıp dua ettiğinde dua edenin duasına olumlu ce-vap veren, üzüntü ve sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünde, öncekilerin yerine geçirip söz sahibi kılan? Allah’la beraber, başka ilah öyle mi? Ne kıt düşünü-yorsunuz. 63 Peki kimdir, karanın ve denizin karanlıklarında, yolunuzu bul-manızı sağlayan ve rüzgarları, rahmetinin önünden müjdeci olarak gönderen? Allah’la beraber, başka gerçek bir ilah öyle mi? Allah, onların ortak koştukların-dan, çok yüce ve çok uzaktır. 8

 

 

382

48 / 27 NEML (64-76)

Cüz : 20

 

 

اَمَّنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَمَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَاْلاَرْضِ ءَ اِلَهٌ مَعَ اللهِ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -64, قُلْ لاَ يَعْلَمُ مَنْ فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ الْغَيْبَ اِلاَّ اللهُ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ -65, بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِى اْلاَخِرَةِ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِنْهَا بَلْ هُمْ مِنْهَا عَموُنَ -66, وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا ءَ اِذَا كُنَّا تُرَابًا وَاَبَآؤُنَآ اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ -67, لَقَدْ وُعِدْنَا هَذَا نَحْنُ وَاَبَآؤُنَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هَذَا اِلاَّ اَسَاطِيرُ اْلاَوَّلِينَ -68, قُلْ سِيرُوا فِى اْلاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ -69, وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلاَ تَكُنْ فِى ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ -70, وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -71, قُلْ عَسَى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذِى تَسْتَعْجِلُونَ -72, وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لاَ يَشْكُرُونَ -73, وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ -74, وَمَا مِنْ غَائِبَةٍ فِى السَّمَاءِ وَاْلاَرْضِ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ -75, اِنَّ هَذَا الْقُرْاَنَ يَقُصُّ عَلَى بَنِى اِسْرَائِيلَ اَكْثَرَ الَّذِى هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ -76,

 

7 64 Peki kimdir, yaratılışı ilk defa başlatan, sonra onu aralıksız de-vam ettirip yenileyen? Ve kimdir sizi gökten ve yerden rızıklandıran? Allah’la beraber, başka bir gerçek ilah öyle mi? De ki: “İleri sürdüğünüz iddiaya ger-çekten inanıyorsanız, getirin o zaman delilinizi.” 65 De ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse, görünmeyeni, Allah’ın gizli ilmini bilmez. Ve onlar ne vakit diriltileceklerini de bilmezler. 66 Hayır, onların ahiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır, veya doğrusu ahiret hakkında onlar için yeteri kadar bilgi toplandı. Hayır, onlar ahiret hakkında şüphe içindedirler. Hayır, onlar ahiret hakkında tamamen kördürler.”

 

/ 67 Bunun içindir ki, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler: “Nasıl yani, biz ve atalarımız toz toprak olduktan sonra, yeniden çıkarılacağız öyle mi?” diyorlar. 68 “Gerçek şu ki, bu çeşit sözler bize de, bizden evvel ata-larımıza da söylenmişti. Bunlar eskilerin masallarından başka birşey değil.” 69 De ki: “Yeryüzünde dolaşın da, günahlara batıp gidenlerin sonu ne oldu görün, ibret alın.” 70 Ey peygamber! Sen onlar için üzülme, onların kurdukları dolap-lar, çevirdikleri hileler yüzünden canını sıkma! 71 Ve “Eğer doğru sözlü kimse-lerseniz, söyleyin siz ey inananlar, bu ölümden sonra diriliş vaadi ne zaman gerçekleşecek?” diye sordukları zaman 72 de ki: “Belki de acele ettiğiniz aza-bın, bir kısmı ardınıza takılmıştır, fakat sizin haberiniz yok.” 73 Şüphesiz senin Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler. 74 Ve yine Rabbin, elbette onların kalplerinin neleri gizlediğini ve neleri açığa vur-duğunu da bilmektedir. 75 Göklerde ve yerde gizli hiç birşey yoktur ki, apaçık bir kitapta tesbit edilmemiş olsun.

76 Şüphesiz bu Kur’ân; İsrailoğullarına, üzerinde anlaşmazlığa düş-tükleri pek çok meseleyi, açıklığa kavuşturup anlatmaktadır. 8

 

 

Cüz : 20

48 / 27 NEML (77-88)

383

 

 

وَاِنَّهُ لَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ -77, اِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُمْ بِحُكْمِهِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْعَلِيمُ -78, فَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ اِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُبِينِ -79, اِنَّكَ لاَ تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلاَ تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ -80, وَمَا اَنْتَ بِهَادِى الْعُمْىِ عَنْ ضَلاَلَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلاَّ مَنْ يُؤْمِنُ بِاَيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ -81, وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِنَ اْلاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ اَنَّ النَّاسَ كاَنُوا بِاَيَاتِنَا لاَ يُوقِنُونَ -82, وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ فَوْجًا مِمَّنْ يُكَذِّبُ بِاَيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ -83, حَتَّى اِذَا جَآؤُ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاَيَاتِى وَلَمْ تُحِيطُوا بِهَا عِلْمًا اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -84, وَوَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ بِمَا ظَلَمُوا فَهُمْ لاَ يَنْطِقُونَ -85, اَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا اللَّيْلَ لِيَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ -86, وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ فَفَزِعَ مَنْ فِى السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِى اْلاَرْضِ اِلاَّ مَنْ شَاءَ اللهُ وَكُلٌّ اَتَوْهُ دَاخِرِينَ -87, وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِىَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ صُنْعَ اللهِ الَّذِى اَتْقَنَ كُلَّ شَىْءٍ اِنَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ -88,

 

7 77 Muhakkak bu Kur’ân, inanmak isteyenler için, gerçek bir yol gösterici ve bir rahmettir.

78 Ey inanan kişi! Gerçek şu ki, senin Rabbin onların arasında, kendi yasalarıyla hükmedecektir. Çünkü herşeyin aslını bilen, güçlü hükümdar O’-dur. 79 Öyleyse, yalnızca Allah’a güven ve dayan, şüphesiz ki sen, apaçık gerçek yoldasın. 80 Şüphe yok ki sen, ölüye duyuramazsın ve arkalarını çevi-rip giderlerken, çağırsan da sağırlara sesini işittiremezsin. 81 Ve yine sen, kal-ben kör olanları saptıkları yoldan çevirip, doğru yola yöneltemezsin ve sen se-sini, ancak mesajlarımıza inanmaya istekli olanlara işittirebilirsin ki, onlar da zaten gerçekten müslüman olanlardır.

82 Söylenen kıyamet saati, başlarına geldiğinde, onların karşısına yerden kendilerine: “İnsanlığın, mesajlarımıza gerçek bir imanla inanmadığını” söyleyen bir yaratık çıkaracağız.

 

/ 83 Ve o gün, her ümmetin içinden mesajlarımızı yalanlayanları ayrı bir bölük olarak toplayacağız ve böylece hepsi, Allah’ın huzuruna hesap görülmek üzere sevkedilirler. 84 Sonunda mahşer meydanına geldiklerinde, Allah onlara: “Siz ayetlerimizi anlayıp, kavramadığınız halde, yalan mı saydı-nız, yoksa neydi o yaptığınız?” der. 85 Yaptıkları haksızlıklardan dolayı, va-adedilen azap sözü başlarına gelirde, artık söz söyleyecek güçleri kalmaz. 86 Onlar görmüyorlar mı ki, biz geceyi dinlenmeleri için yarattık, gündüzü de olup biteni görsünler diye aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda iman edenler için, çıkarı-lacak dersler vardır. 87 Ve o gün sûr’a üflenecek ve böylece Allah’ın istediği kimseler dışında, göklerde ve yerde var olan herkes, pek şiddetli bir korkuya kapılır ve başları önlerine düşmüş olarak, herkes O’nun huzuruna gelir. 88 Sen dağları görür, onları yerinde durur sanırsın. Oysa onlar, bulutlar gibi geçip gitmektedir. Bu iş, herşeyi sağlam ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. İşin doğrusu O, işlemekte olduğunuz herbir şeyden haberdardır. 8

 

 

384

48 / 27 NEML (89-93)  

Cüz : 20

 

 

مَنْ جَآءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا وَهُمْ مِنْ فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ اَمِنُونَ -89, وَمَنْ جَآءَ بِالسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِى النَّارِ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلاَّ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -90, اِنَّمَا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ رَبَّ هَذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذِى حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَىْءٍ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ -91, وَاَنْ اَتْلُوَ الْقُرْاَنَ فَمَنِ اهْتَدَى فَاِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَقُلْ اِنَّمَا اَنَا مِنَ الْمُنْذِرِينَ -92, وَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ اَيَاتِهِ فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ -93,

7 89 Her kim, O’nun huzuruna iyiliklerle çıkarsa, buna karşılık daha hayırlısını elde edecektir ve böyle olanlar, o günün dehşetli korkusundan da e-min olacaklardır.

90 Rablerinin huzuruna kötülüklerle gelen kimsler ise, yüzüstü ateşe atılacaklardır ve onlara: “Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyor-sunuz?” denilir.

91 Ey Muhammed! De ki: Ben yalnızca, kutlu kıldığı bu Mekke şehri-nin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ve O’nundur herşey ve bana müslü-manlardan olmam emredildi.

92 Ve ben, Kur’ân’ı insanlara okuyup ulaştırmakla da emrolundum. Artık bundan sonra, kim doğru yolu tutarsa, o yolu kendi iyiliği için tutmuş olur. Kim de yoldan saparsa, böylelerine de ki: “Ben yalnızca bir uyarıcıyım!”

93 Ve yine de ki: “Tüm eksiksiz övgüler Allah’a aittir. O size ayetlerini gösterecek ve siz de onları, hemen bilip anlayacaksınız. Hem Rabbin, yaptık-larınızdan habersiz değildir.”