Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 28. Sayfa - Abd

 

384

   49 / 28 KASAS (1-5)

Cüz : 20

 

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طسم -1, تِلْكَ اَيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ -2, نَتْلُوا عَلَيْكَ مِنْ نَبَأِ مُوسَى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ -3, اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلاَ فِى اْلاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ اَبْنَاءَ هُمْ وَيَسْتَحْيِى نِسَاءَ هُمْ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ -4, وَنُرِيدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِى اْلاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ -5,

 

28    KASAS SÛRESİ

Bu sûre mal ve saltanatları ile azgınlaşan Firavun ve Karun’un helak oluşlarını en güzel biçimde gözler önüne sergileyip Musa’nın kıssasını doğumundan itibaren en geniş biçimde anlatarak iman ile küfür mantığı arasındaki büyük farkı ortaya koyarak dünyevi çıkarları ölçü alarak yaşantı sürdürenlerin temel has-talıklarına çözüm getirerek sûre son bulmaktadır.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

/ 1 Tâ, Sîn, Mîm. 2 Bunlar apaçık kitabın ayetleridir. 3 Sana Musa ile Firavun’un haberlerini, dosdoğru naklediyoruz ki, mü’minler istifade etsinler. 4 Şüphesiz ki Firavun, Mısır topraklarında kendisini büyüklük duygusuna kap-tırmış ve ülke halkını sınıflara ayırmıştı, öyle ki onlardan bir kısmını, hor ve güçsüz buluyor ve bunun için de erkek çocuklarını öldürüyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü gerçekten de o, yeryüzünde bozgunculuk yapmak isteyen-lerdendi. 5 Biz ise, yeryüzünde güçsüz hale düşürülenlere lütuf ve rahmetimiz-le yardımda bulunmayı ve onların dinde öncüler olmalarını sağlayıp, Firavun ve yandaşlarına varis kılalım istedik. 8

 

 

Cüz : 20

49 / 28 KASAS (6-13)

385

 

 

وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِى اْلاَرْضِ وَنُرِىَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ -6, وَاَوْحَيْنَا اِلَى اُمِّ مُوسَى اَنْ اَرْضِعِيهِ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْقِيهِ فِى الْيَمِّ وَلاَ تَخَافِى وَلاَ تَحْزَنِى اِنَّا رَآدُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ -7, فَالْتَقَطَهُ آلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًا اِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِئِينَ -8, وَقَالَتِ امْرَاَةُ فِرْعَوْنَ قُرَّةُ عَيْنٍ لِى وَلَكَ لاَ تَقْتُلُوهُ عَسَى اَنْ يَنْفَعَنَا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ -9, وَاَصْبَحَ فُؤَادُ اُمِّ مُوسَى فَارِغًا اِنْ كَادَتْ لَتُبْدِى بِهِ لَوْلاَ اَنْ رَبَطْنَا عَلَى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ -10, وَقَالَتْ لاُخْتِهِ قُصِّيهِ فَبَصُرَتْ بِهِ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ -11, وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلَى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ -12, فَرَدَدْنَاهُ اِلَى اُمِّهِ كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلاَ تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللهِ حَقٌّ وَلَكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ -13,

 

7 6 İstiyorduk ki, onları yeryüzünde yerleştirip, kuvvetlendirelim ve Firavun’la, Hâmân’ı ve ordularını, İsrailoğulları eliyle korktukları şeye uğrata-lım. 7 Ve bunun içindir ki, Musa doğduğu zaman annesine, O’nu bir süre emzir diye ilham ettik, ama O’nun başına birşey gelmesinden korktuğun zaman, O’nu nehre bırak ve O’nun için korkma üzülme; çünkü biz O’nu, sana geri dön-düreceğiz ve O’nu peygamberlerden kılacağız diye ilhamda bulunduk. 8 Fira-vun’un taraftarları O’nu suya atılmış sahipsiz bir çocuk olarak bulup, güya kur-tardılar, ama ileride kendileri için bir düşman ve üzüntü olacağının farkında de-ğillerdi. Bu çocuğu alıp saraya koymalarında, Firavun, Hâmân ve orduları yan-lış hareket etmekteydiler, veya Firavun, Haman ve yandaşları, gerçekten gü-naha batıp giden kimselerdi. 9 Ve Firavun’un karısı, sepette çıkan çocuğu gö-rünce eşine: “Bu çocuk hem benim, hem de senin için neşe kaynağı olabilir” dedi. “O’nu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, yahut O’nu evlat edinebili-riz!” ve tabii ki bunları konuşurken, olacak olanlardan haberleri yoktu.

10 Bu arada Musa’nın annesi, yüreği acıyla dolup taşarak sabahı etti, öyle ki Allah’ın vaadine inananlardan olması için, kalbini güçlendirip yatıştırma-saydık, az daha saraya alınan O çocuğun, kendi evladı olduğunu açığa vura-caktı. 11 Annesi Musa’nın ablasına: “O’nu izle” dedi ve ablası da, Firavun yan-daşlarından kimseye farkettirmeden, O’nu uzaktan gözetledi. 12 Ve biz daha ilk günden, Mısırlı süt annelerinin sütünü O’na yasak ettik de, ablası bunu öğ-renince onlara: “Size O’nun bakımını, sizin adınıza üzerine alabilecek ve O’nu güzelce eğitip yetiştirecek bir aileyi, göstereyim mi?” dedi. 13 İşte böylece, O’nu annesine kavuşturduk ki, gözü gönlü aydınlansın, artık üzülmesin ve in-sanlardan çoğu bu gerçeği bilmeseler bile, O Allah’ın verdiği sözün, mutlaka gerçekleşeceğini bilsin.

 

 

386

49 / 28 KASAS (14-21)

Cüz : 20

 

 

وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوَى اَتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنِينَ -14, وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلاَنِ هَذَا مِنْ شِيعَتِهِ وَهَذَا مِنْ عَدُوِّهِ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِى مِنْ شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِى مِنْ عَدُوِّهِ فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ قَالَ هَذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبِينٌ -15, قَالَ رَبِّ اِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى فَاغْفِرْلِى فَغَفَرَ لَهُ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ -16, قَالَ رَبِّ بِمَا اَنْعَمْتَ عَلَىَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَهِيرًا لِلْمُجْرِمِينَ -17, فَاَصْبَحَ فِى الْمَدِينَةِ خَائِفًا يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِى اسْتَنْصَرَهُ بِاْلاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُ قَالَ لَهُ مُوسَى اِنَّكَ لَغَوِىٌّ مُبِينٌ -18, فَلَمَّا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذِى هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَا قاَلَ يَامُوسَى اَتُرِيدُ اَنْ تَقْتُلَنِى كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِاْلاَمْسِ اِنْ تُرِيدُ اِلاَّ اَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِى اْلاَرْضِ وَمَا تُرِيدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِحِينَ -19, وَجَآءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَى الْمَدِينَةِ يَسْعَى قَالَ يَامُوسَى اِنَّ الْمَلأَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنِّى لَكَ مِنَ النَّاصِحِينَ -20, فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنِى مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ -21,

 

/ 14 Derken Musa, ergenlik çağına ulaşıp zihnen iyice olgunlaşın-ca, kendisine doğruyla eğriyi birbirinden ayırmaya yarayan, güçlü bir muhake-me yeteneği ve ilim verdik. İyi işler işleyenleri, biz böylece mükafatlandırırız. 15 Ve Musa, halkının kendisinden habersiz olduğu bir sırada şehre indi. Ora-da biri kendi taraflarından, öbürü de düşmanlarından olan iki adamın dövüş-tüklerini gördü. Kendi halkından olan kişi, düşman tarafından olan kişiye karşı, O’nu yardıma çağırdı. Bunun üzerine Musa, bir yumruk indirip onun ölümüne sebeb oldu. Ama hemen sonra kendi kendine: “Bu düpedüz şeytanın işinden-dir!” dedi. Doğrusu o gözle görülse de görülmese de insanı yoldan çıkaran a-paçık bir düşmandır. 16 Ve “Ey Rabbim!” diye dua etti. “Ben kendime yazık et-tim! Beni bağışla.” Ve Allah da O’nu bağışladı. Çünkü O çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır. 17 “Ey Rabbim!” dedi. “Bana bahşettiğin nimetler hakkı için, bir daha asla suçlulara arka çıkmayacağım!” 18 Böylece ertesi sabah, korku içinde çevresini gözetleyerek, yine şehirde dolaşıyordu; bir de ne gör-sün, dün kendisinden yardım isteyen adam, yine feryat edip yardım isteğinde bulunuyor. Musa bu sefer ona: “Sen gerçekten, apaçık bir azgınmışsın!” dedi. 19 Bununla birlikte yine de, ikisinin de ortak düşmanı durumundaki kişiyi, tam yakalamak üzereyken, bu sonraki: “Ey Musa!” dedi. “Dün öldürdüğün adam gi-bi, beni de mi öldürmek istiyorsun? Galiba sen, ülkenin başına zorba olmak is-tiyorsun da, arabuluculardan olmak istemiyorsun.” 20 Tam o sırada, şehrin ö-teki ucundan bir adam koşarak geldi ve “Ey Musa!” dedi. “Ülkenin ileri gelenle-ri, seni öldürmek üzere hakkında görüşme yapıyorlar; hemen buradan çık git, ben senin iyiliğini isteyen kimselerdenim!” 21 Bunun üzerine Musa, korku için-de çevresine bakınarak ve “Ey Rabbim! Yaradılış gayesi dışında yaşayan bu topluma karşı beni koru” diye dua ederek oradan çıkıp uzaklaştı.

 

 

Cüz : 20

49 / 28 KASAS (22-28)

387

 

 

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَآءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسَى رَبِّى اَنْ يَهْدِيَنِى سَوَآءَ السَّبِيلِ -22, وَلَمَّا وَرَدَ مَآءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لاَ نَسْقِى حَتَّى يُصْدِرَ الرِّعَاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ -23, فَسَقَى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنِّى لِمَا اَنْزَلْتَ اِلَىَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ -24, فَجَآءَ تْهُ اِحْدَاهُمَا تَمْشِى عَلَى اسْتِحْيَآءٍ قَالَتْ اِنَّ اَبِى يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَآءَ هُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لاَ تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ -25, قَالَتْ اِحْدَيهُمَا يَآاَبَتِ اسْتَأْجِرْهُ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِىُّ اْلاَمِينُ -26, قَالَ اِنِّى اُرِيدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَىَّ هَاتَيْنِ عَلَى اَنْ تَأْجُرَنِى ثَمَانِيَةَ حِجَجٍ فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْرًا فَمِنْ عِنْدِكَ وَمَا اُرِيدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَ سَتَجِدُنِى اِنْ شَآءَ اللهُ مِنَ الصَّالِحِينَ -27, قَالَ ذَلِكَ بَيْنِى وَبَيْنَكَ اَيَّمَا اْلاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلاَ عُدْوَانَ عَلَىَّ وَاللهُ عَلَى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ -28,

 

/ 22 Ve Medyen’e doğru yola çıkarken, kendi kendine: “Umarım Rabbim, beni doğru yola yöneltir!” dedi.

23 Medyen suyuna varınca, orada hayvanlarını sulayan kalabalık bir gurup insanla karşılaştı ve onlardan biraz ötede, kendi hayvanlarını uzakta tut-maya çalışan iki kadın gördü ve onlara: “Derdiniz nedir?” diye sordu. “Bu çobanlar, işlerini bitirip uzaklaşmadıkça, biz hayvanlarımızı sulayamıyoruz; çünkü biz kadınız, bu işleri görecek başka kimsemiz yok, babamız da pek yaş-lı” diye cevap verdiler. 24 Bunun üzerine Musa, onların hayvanlarını suladı ve gölgeye çekilip: “Ey Rabbim! Bana bahşedeceğin her hayıra, öylesine muhta-cım ki!” diye niyazda bulundu. 25 Az sonra, o iki kızdan biri, utana sıkıla çıka-geldi ve: “Hayvanlarımızı sulamana karşılık, ücret ödemek için babam seni ça-ğırıyor” dedi. Musa O’nun yanına varınca, başından geçenleri O’na anlattı. Be-riki: “Korkma!” dedi. “Artık o zalim halkın elinden kurtulmuş bulunuyorsun.” 26 Kızlardan biri: “Babacığım,” dedi. “O’nu ücretli olarak yanında tut; çünkü ücretli olarak yanında tutabileceğin en güçlü ve en güvenilir kişi bu olacak.” 27 Bir süre sonra kızların babası Musa’ya: “Bak,” dedi. “Seni sekiz yıl yanımda çalış-mana karşılık, bu iki kızımdan biri ile evlendirmek istiyorum. Bu süreyi on yıla tamamlarsan, artık bu senin bileceğin bir iş, sana fazladan yük yüklemek iste-mem. İnşaallah beni, dürüst davranan biri olarak bulacaksın.” 28 Musa: “Bu, seninle benim aramda bir sözleşme olsun” dedi. Artık hangi süreyi doldurur-sam doldurayım, herhangi bir güçlük çıkarılmasın. Bu söylediklerimize Allah da şahit olsun.

 

 

388

49 / 28 KASAS (29-35)

Cüz : 20

 

 

فَلَمَّا قَضَى مُوسَى اْلاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِهِ آنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًا  قَالَ لاَهْلِهِ امْكُثُوا اِنِّى اَنَسْتُ نَارًا لَعَلِّى اَتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ -29, فَلَمَّآ اَتَيهَا نُودِىَ مِنْ شَاطِىءِ الْوَادِ اْلاَيْمَنِ فِى الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ  اَنْ يَامُوسَى اِنِّى اَنَا اللهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ -30, وَاَنْ اَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَاَهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَآنٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَى اَقْبِلْ وَلاَ تَخَفْ اِنَّكَ مِنَ اْلاَمِنِينَ -31, اُسْلُكْ يَدَكَ فِى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ اِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلاَئِهِ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ -32, قَالَ رَبِّ اِنِّى قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ -33, وَاَخِى هَرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنِّى لِسَانًا فَاَرْسِلْهُ مَعِىَ رِدْء اً يُصَدِّقُنِى اِنِّى اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ -34, قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخِيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلاَ يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاَيَاتِنَا اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ -35,

 

/ 29 Derken Musa o müddeti bitirince, Mısır’a gitmek üzere ailesiy-le yola düştü ve Sînâ Dağı’nın yamacında, Tûr’da bir ateş gördü. Ailesine: “Siz durun,” dedi. “Ben orada bir ateş gördüm, size oradan belki bir haber, yahut en azından ısınmanız için bir kor parçası getiririm.”

30 Musa ateşin yanına vardığı zaman, mübarek yerdeki, vadinin sağ tarafında bulunan ağaç yanından kendisine: “Ey Musa! Benim, ben. Alemlerin Rabbi olan Allah!” diye seslenildi. 31 Ve sonra Allah, Musa’ya: “Asânı yere bı-rak!” dedi. Fakat Musa, asâsının yılan gibi hızla hareket ettiğini görünce, arka-sına bakmadan dönüp kaçtı ve Allah O’na: “Ey Musa!” dedi. “Geri dön, yaklaş, korkma! Çünkü sen, bu dünyada da, öte dünyada da güvenlik içinde olan kim-selerdensin. 32 Ve şimdi elini koynuna sok, lekesiz olarak bembeyaz, pırıl pırıl çıksın ve korkudan kanat gibi açılan, ellerini birbirine kavuştur yani kendini to-parla. Bu iki şey, yani asâ ve beyazlaşan el, senin Rabbin tarafından, Firavun ve seçkinler çevresine gönderilen bir elçi olduğunu gösteren alametlerdendir. Çünkü onlar, yoldan çıkmış bir topluluktur.” 33 Musa: “Ey Rabbim!” dedi. “Ben onlardan birini öldürdüm ve bu yüzden onların da beni öldürmelerinden korku-yorum. 34 Ayrıca kardeşim Harun’un konuşma tarzı, benimkinden daha düz-gündür; öyleyse benim söylediklerimi doğrulayan bir yardımcı olarak, O’nu da benimle birlikte gönder. Çünkü gerçek şu ki, beni yalanlayacaklarından korku-yorum.” 35 Allah: “Seni kardeşinle destekleyip, kuvvetlendireceğiz ve size öyle bir yetki vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde ikinize asla dokunamayacaklar. Siz ve size uyanlar daima üstün geleceksiniz.” 8

 

 

Cüz : 20

49 / 28 KASAS (36-43)

389

 

 

فَلَمَّا جَآءَ هُمْ مُوسَى بِاَيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَذَا اِلاَّ سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِى اَبَائِنَا اْلاَوَّلِينَ -36, وَقَالَ مُوسَى رَبِّى اَعْلَمُ بِمَنْ جَآءَ بِالْهُدَى مِنْ عِنْدِهِ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ اِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ -37, وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَآاَيُّهَا الْمَلأُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلَهٍ غَيْرِى فَاَوْقِدْ لِى يَاهَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَل لِى صَرْحًا لَعَلِّى اَطَّلِعُ اِلَى اِلَهِ مُوسَى وَاِنِّى لاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِينَ -38, وَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِى اْلاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ اِلَيْنَا لاَ يُرْجَعُونَ -39, فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِى الْيَمِّ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ -40, وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِ وَيَوْمَ الْقِيَمَةِ لاَ يُنْصَرُونَ -41, وَاَتْبَعْنَاهُمْ فِى هَذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيَمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوحِينَ -42, وَلَقَدْ اَتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَا اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ اْلاُولَى بَصَائِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ -43,

 

7 36 Fakat Musa, apaçık mesajlarımızla, Firavun’un ve onun seçkin-ler çevresinin karşısına çıkınca, berikiler hemen: “Bu uydurulmuş parlak bir bü-yüden başka birşey değil; biz atalarımızdan böyle birşey işitmemiştik!” dediler. 37 Musa dedi ki: “Rabbim, kimin kendisinden bir hidayetle geldiğini ve bu dün-ya yurdunun sonucunun, kime ait olacağını daha iyi bilmektedir. Gerçek şu ki, yaratılış gayesi dışına çıkanlar, asla kurtuluşa ve esenliğe erişemezler.” 38 Bunun üzerine Firavun: “Ey ileri gelenler!” dedi. “Ben sizin için, benden başka ilah tanımıyorum. Bunun içindir ki, ey Hâmân! Benim için bir tuğla ocağını tu-tuştur ve bana öyle yüksek bir kule yap ki, çıkıp Musa’nın şu tanrısını bir göre-yim. Çünkü ben, Musa’yı yalancılardan sanıyorum.” 39 İşte böylece Firavun da, askerleri de yeryüzünde haksızlıkla büyüklük tasladılar ve zannettiler ki, bi-ze hiç döndürülmeyecekler. 40 Biz onu da, askerlerini de yakalayıp Kızılde-niz’e döktük. Yaratılış gayesi dışında yaşayanların sonu, nasıl oldu baksana! 41 Biz onları tuttukları yol gereği, cehennem ateşine davet eden liderler kıldık ve kıyamet gününde de, böylelerine asla yardım edilmeyecektir. 42 Çünkü biz, bu dünyada onların arkalarına lanet taktık, daima lanetle anılacaklardır. Kıya-met gününde de, suratları çirkinleştirilerek, yani gözleri gömgök, yüzleri kapka-ra iyice küçük düşmüş, bayağılaşmış kişiler olacaklardır.

 

/ 43 Ve gerçek şu ki, daha önceki günahkar nesilleri ortadan kal-dırdıktan sonra, Musa’ya insanların kalp ve vicdanlarını açıp aydınlatacak, hi-dayet rehberi ve rahmet olarak kitabı, yani Tevrat’ı verdik ki, böylece düşünüp öğüt alırlar diye. 8

 

 

390

49 / 28 KASAS (44-50)

Cüz : 20

 

 

وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِىِّ  اِذْ قَضَيْنَا اِلَى مُوسَى اْلاَمْرَ وَمَا كُنْتَ مِنَ الشَّاهِدِينَ -44, وَلَكِنَّآ اَنْشَأْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ وَمَا كُنْتَ ثَاوِيًا فِى اَهْلِ مَدْيَنَ تَتْلُوا عَلَيْهِمْ اَيَاتِنَا وَلَكِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ -45, وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الطُّورِ اِذْ نَادَيْنَا وَلَكِنْ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اَتَيهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ -46, وَلَوْلاَ اَنْ تُصِيبَهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّنَا لَوْلاَ اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اَيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ -47, فَلَمَّا جَآءَ هُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا لَوْلاَ اُوتِىَ مِثْلَ مَا اُوتِىَ مُوسَى اَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَا اُوتِىَ مُوسَى مِنْ قَبْلُ قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا وَقَالُوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ -48, قُلْ فَأْتُوا بِكِتَابٍ مِنْ عِنْدِ اللهِ هُوَ اَهْدَى مِنْهُمَا اَتَّبِعْهُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -49, فَاِنْ لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَكَ فَاعْلَمْ اَنَّمَا يَتَّبِعُونَ اَهْوَآءَ هُمْ وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوَيهُ بِغَيْرِ هُدًى مِنَ اللهِ اِنَّ اللهَ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ -50,

 

7 44 Ey Muhammed! Biz Musa’ya vahyimizi bildirirken, sen Tûr’un batı yamacında olmadığın gibi o hadiseyi görenlerden de değildin.

45 Bilakis biz, o zamandan, senin zamanına kadar nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun zamanlar geçti ve sen Medyen halkı içinde ya-şayıp da, ayetlerimizi onlardan okuyarak, öğrenmiş de değilsin. Ancak bu bilgi-leri sana gönderen de biziz.

46 Evet biz Musa’ya seslendiğimiz zaman, sen Sînâ Dağı’nın yama-cında da değildin. Fakat sen de, öteki elçiler gibi, senden önce kendilerine u-yarıcı gelmemiş bir toplumu uyarasın diye, Rabbinden bir rahmet olarak gön-derildin. Ola ki düşünüp öğüt alırlar. 47 Kendi elleriyle yaptıkları günahlar yü-zünden, başlarına bir felaket geldiği zaman: “Ey Rabbimiz! bize bir elçi gön-dersen de, ayetlerine uyup mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni göndermezdik. Bu bahanelere fırsat vermemek için seni gönderdik.

48 Buna rağmen yine de onlara tarafımızdan gerçek dolu mesajları-mız ve mucizelerimiz gelince: “Musa’ya verilenlerin bir benzeri buna da veril-meli değil miydi” dediler. İyi ama daha önce Musa’ya verilen gerçekleri de ört-bas etmemişler miydi? “Bunlar, yani Musa ve Muhammed, birbirine yardım e-den iki büyücüdür veya Tevrat ve Kur’ân birbirini destekleyen iki büyü kitabı-dır. Biz de onların hiç birini tanımıyoruz” demişlerdi.

49 Rasûlüm de ki: “Eğer doğru sözlüler iseniz, Allah tarafından bu iki-sinden, daha doğru yola iletici bir kitap getirin de, ben ona uyayım!”

50 Ve eğer senin bu çağrına da karşılık veremiyorlarsa bil ki onlar, sadece arzu ve heveslerine uyarlar. Allah’tan doğruyu gösterir bir belge ol-maksızın, sadece kendi arzu ve hevesine uyan kimseden, daha sapık ve şaş-kın kim olabilir. Şüphesiz ki Allah, yaratılış gayesi dışına çıkanları doğru yola i-letmez. 8

 

 

Cüz : 20

49 / 28 KASAS (51-59)

391

 

 

وَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ الْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ -51, اَلَّذِينَ اَتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِهِ هُمْ بِهِ يُؤْمِنُونَ -52, وَاِذَا يُتْلَى عَلَيْهِمْ قَالُوا اَمَنَّا بِهِ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّنَا اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلِهِ مُسْلِمِينَ -53, اُولَئِكَ يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَؤُنَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ -54, وَاِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ اَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ لاَ نَبْتَغِى الْجَاهِلِينَ -55, اِنَّكَ لاَ تَهْدِى مَنْ اَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللهَ يَهْدِى مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ -56, وَقَالُوا اِنْ نَتَّبِعِ الْهُدَى مَعَكَ نُتَخَطَّفْ مِنْ اَرْضِنَا اَوَلَمْ نُمَكِّنْ لَهُمْ حَرَمًا اَمِنًا يُجْبَى اِلَيْهِ ثَمَرَاتُ كُلِّ شَىْءٍ رِزْقًا مِنْ لَدُنَّا  وَلَكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ -57, وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَنْ مِنْ بَعْدِهِمْ اِلاَّ قَلِيلاً وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِثِينَ -58, وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى حَتَّى يَبْعَثَ فِى اُمِّهَا رَسُولاً يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اَيَاتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِى الْقُرَى اِلاَّ وَاَهْلُهَا ظَالِمُونَ -59,

 

7 51 Gerçek şu ki, biz vahyimizi onlara birbiri ardınca, aralıksız gön-dermişizdir. Belki düşünüp, öğüt alırlar diye.

 

/ 52 Bu Kur’ân’dan önce, kendilerine kitap verdiklerimiz de, yine bu Kur’ân’a inanmaktadırlar.

53 Bu kimseler, değişmeyen gerçek kendilerine okununca derler ki; “Biz buna inandık! Çünkü bu Rabbimizden bize ulaşan tek gerçek. Biz ondan önce de hakka teslim olmuştuk yani müslümanlardan idik” derler.

54 Her türlü güçlüklere göğüs germelerine, kötülüğü iyilikle savmala-rına, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, başkaları için harcamalarına karşılık, kendilerine iki kat mükafat verecek olduğumuz kimseler, işte bunlar-dır. 55 Onlar ki, boş ve anlamsız söz işittikleri zaman, ondan hemen yüz çevi-rip, bizim işlediklerimizin hesabı bize, sizin yapıp ettiklerinizin cezası da size a-it derler. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri arkadaş edinmek istemeyiz.

56 Gerçek şu ki, sen her sevdiğini, doğru yola yöneltemezsin. Fakat Allah’tır yönelmek isteyeni, dilediği şekilde doğru yola yönelten ve yine O’dur doğru yola erişecekleri daha iyi bilen.

57 “Seninle beraber doğru yolu tutacak olsak, bizi ülkemizden ko-parıp atarlar” diyorlar. Oysa biz onları, katımızdan rızık olarak, her türlü ürünün getirilip toplandığı mukaddes Harem’de yerleştirmedik mi? Ne var ki, çokları bunun farkında değil.

58 Oysa biz, varlık ve konfordan dolayı azgınlaşan nice toplumları yok etmişizdir. İşte gözler önünde, onların yaşadıkları yerler, pek azı dışında onlardan sonra oralarda kimse yerleşmemiştir. Onlara hep biz varis olduk, hepsi bize kaldı.

59 Bununla birlikte yine de senin Rabbin, hiçbir toplumu kendi içlerin-den onlara mesajlarımızı okuyup, açıklayacak bir elçi göndermedikçe yok et-mez; ve yine hiçbir toplumu kendi aralarında haksızlık yapmayı, yol olarak be-nimsemedikçe, yok etmiş değiliz. 8

 

 

392

49 / 28 KASAS (60-70)

Cüz : 20

 

 

وَمَآ اُوتِيتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَزِينَتُهَا وَمَا عِنْدَ اللهِ خَيْرٌ وَاَبْقَى اَفَلاَ تَعْقِلُونَ -60, اَفَمَنْ وَعَدْنَاهُ وَعْدًا حَسَنًا فَهُوَ لاَقِيهِ كَمَنْ مَتَّعْنَاهُ مَتَاعَ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ مِنَ الْمُحْضَرِينَ -61, وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَائِىَ الَّذِينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ -62, قَالَ الَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هَؤُلاَءِ الَّذِينَ اَغْوَيْنَا اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَا تَبَرَّأْنَآ اِلَيْكَ مَا كَانُوا اِيّاَنَا يَعْبُدُونَ -63, وَقِيلَ ادْعُوا شُرَكَآءَ كُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُمْ وَرَاَوُا الْعَذَابَ لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ -64, وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ مَاذَا اَجَبْتُمُ الْمُرْسَلِينَ -65, فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ اْلاَنْبَآءُ يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لاَ يَتَسَآءَ لُونَ -66, فَاَمَّا مَنْ تَابَ وَاَمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَعَسَى اَنْ يَكُونَ مِنَ الْمُفْلِحِينَ -67, وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللهِ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ -68, وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ -69, وَهُوَ اللهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِى اْلاُولَى وَاْلاَخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ -70,

 

7 60 Size verilen herşey dünya hayatının geçimi ve süsüdür. Allah katındaki ise, daha hayırlı ve daha devamlıdır. Buna rağmen hâlâ, aklınızı kul-lanmayacak mısınız?

 

/ 61 Öyleyse kendisine güzel bir söz verdiğimiz ve o söz verilene kavuşacak olan kimse; sırf kendisine dünya hayatının geçici zevkini yaşattığı-mız ve sonra kıyamet günü hesap ve azap için getirilen kimseler gibi midir? 62 Çünkü o kıyamet günü, böylelerine Allah şöyle seslenecek: İlahlıkta bana or-tak olduğunu zannettiğiniz varlıklar, ya da güçler şimdi neredeler? 63 Azap e-deceğimize dair söylediğimiz sözü hakedenler: “Ey Rabbimiz!” diyecekler. “Bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir, evet biz kendimiz azdığımız gibi, onları da azdırdık. Onların yaptıklarından uzak olduğumuzu, bu hususta bizim suçu-muzun olmadığını sana arzederiz. Zaten onlar, bize tapmıyorlardı, kendi arzu ve heveslerine tapıyorlardı” dediler. 64 Sonra onlara: “Çağırın bakalım, tanrı-sal nitelikler yakıştırarak, Allah’a ortak koştuğunuz varlıkları, ya da güçleri.” Ve onlar da bu sözü geçen varlık ve güçleri yardıma çağıracaklar, fakat onlar ce-vap veremezler ve sonunda, göre göre sadece azabı görecekler karşılarında. Böyle umutsuz ve çaresiz duruma düşeceklerine, vaktiyle doğru yolu tutsalardı ya. 65 Nitekim o gün, böylelerine seslenilip: “Size gönderilen elçilere, ne ce-vap verdiniz?” diye sorulacak. 66 O gün onlara, bütün bahane kapıları kapa-nacak ve birbirlerine de, herhangi birşey soramayacaklar. 67 Ama buna karşı-lık pişman olup, doğru yola dönen ve dolayısıyla inanıp, doğru dürüst davra-nışlar ortaya koyan kişiye gelince, böyle biri kurtuluşa erenlerden olabilir. 68 Rabbin dilediğini yaratır ve insanlar için dilediği şeyleri ve kimseleri de seçer. Seçmek onların hakkı değildir. Sınırsız kudret ve yüceliğiyle Allah, onların tan-rısal nitelikler yakıştırarak, ortak koştukları herşeyin ve herkesin mutlak olarak üstünde ve yüceler yücesidir. 69 Ve Rabbin, onların göğüslerinin neyi gizleyip, neyi açığa vurduğunu da bilir. 70 O, kendisinden başka gerçek ilah olmayan Allah’tır. Bu dünyada da, öteki dünyada da tüm gerçek övgüler O’na yaraşır, e-gemenlik her zaman ve her yerde O’na aittir. Çünkü hepiniz, eninde sonunda O’nun huzuruna döndürüleceksiniz. 8

 

 

Cüz : 20

49 / 28 KASAS (71-77)

393

 

 

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا اِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ مَنْ اِلَهٌ غَيْرُ اللهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَآءٍ اَفَلاَ تَسْمَعُونَ -71, قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا اِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ مَنْ اِلَهٌ غَيْرُ اللهِ يَأْتِيكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فِيهِ اَفَلاَ تُبْصِرُونَ -72, وَمِنْ رَحْمَتِهِ جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ -73, وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَآئِىَ الَّذِينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ -74, وَنَزَعْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَهِيدًا فَقُلْنَا هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ فَعَلِمُوا اَنَّ الْحَقَّ لِلَّهِ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ -75, اِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسَى فَبَغَى عَلَيْهِمْ وَاَتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا اِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُوءُ بِالْعُصْبَةِ اُولِى الْقُوَّةِ اِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لاَ تَفْرَحْ اِنَّ اللهَ لاَ يُحِبُّ الْفَرِحِينَ -76, وَابْتَغِ فِيمَا اَتَيكَ اللهُ الدَّارَ اْلاَخِرَةَ  وَلاَ تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا  وَاَحْسِنْ كَمَآ اَحْسَنَ اللهُ اِلَيْكَ وَلاَ تَبْغِ الْفَسَادَ فِى اْلاَرْضِ اِنَّ اللهَ لاَ يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ -77,

 

7 71 De ki: “Hiç düşündünüz mü; Allah geceyi üzerinizde, kıyamet gününe kadar sürekli kılacak olsa, söyleyin Allah dışında, size ışık getirebile-cek başka bir ilah var mı? O halde, artık gerçeğin sesine kulak vermeyecek misiniz?” 72 De ki: “Hiç düşündünüz mü; Allah gündüzü üzerinize, kıyamet gü-nüne kadar sürekli kılacak olsa, söyleyin Allah dışında içinde dinlenip rahat e-deceğiniz geceyi, size geri getirecek başka bir ilah mı var? Peki artık gerçeği görmeyecek misiniz?” 73 Çünkü rahmetinden, sizin için geceyi ve gündüzü O yarattı ki, birinde dinlenesiniz, ötekinde de O’nun lütfundan nasibinizi arayası-nız, ola ki şükredersiniz. 74 Evet o gün onlara seslenip; “Bana ortak olduğunu düşündüğünüz varlıklar, ya da güçler neredeler?” diye sorulacak. 75 Ve bu soru cevapsız kalacak, çünkü biz o sırada, her ümmetten birini şahit olarak çe-kip çıkarırız da, inkâr ettiklerinize dair delilinizi getirin deriz. Onlar o zaman gerçeğin Allah’a ait olduğunu bilip anlarlar ve uydurageldikleri düzmece ilahla-rın hepsi de, gözlerinden kaybolup gider.

 

/ 76 Şimdi hesap gününde, bu duruma düşmek istemeyenler bil-sinler ki, şu ünlü Kârûn da Musa’nın kavmindendi. Zenginliğiyle böbürlenerek toplumuna karşı şımardı da şımardı. Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki, sadece anahtarlarını taşımak bile bir topluluğa zor gelirdi. Toplumu ona de-mişti ki, servetinden dolayı böyle şımarma, Allah şımarıkları sevmez! 77 Öy-leyse Allah’ın sana verdiklerinden yararlanarak, yalnızca ahiret yurdunda iyi bir yer tutmanın yolunu ara; bunu kazanmak için dünyada yapman gerekenleri de unutma ve Allah sana nasıl iyilikte bulunduysa, sen de başkalarına öyle iyilikte bulun; yeryüzünde bozgunculuk etmeyi isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez! 8

 

 

394

49 / 28 KASAS (78-84)

Cüz : 20

 

 

قَالَ اِنَّمَآ اُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ عِنْدِى اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِهِ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًا وَلاَ يُسْئَلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ -78, فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ فِى زِينَتِهِ قَالَ الَّذِينَ يُرِيدُونَ الْحَيَوةَ الدُّنْيَا يَالَيْتَ لَناَ مِثْلَ مَا اُوتِىَ قَارُونُ اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظِيمٍ -79, وَقَالَ الَّذِينَ اُوتُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللهِ خَيْرٌ لِمَنْ اَمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا وَلاَ يُلَقَّيهَا اِلاَّ الصَّابِرُونَ -80, فَخَسَفْنَا بِهِ وَبِدَارِهِ اْلاَرْضَ فَمَا كاَنَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللهِ وَمَا كَانَ مِنَ المُنْتَصِرِينَ -81, وَاَصْبَحَ الَّذِينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِاْلاَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَاَنَّ اللهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَوْلاَ اَنْ مَنَّ اللهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَا وَيْكَاَنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ -82, تِلْكَ الدَّارُ اْلاَخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لاَ يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ -83, مَنْ جَآءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى الَّذِينَ عَمِلُوا السَّيِّئَاتِ اِلاَّ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -84,

 

7 78 Kârûn onlara: “Bu servet, bendeki bilgi sayesinde bana verildi” dedi. Oysa Allah’ın ondan önceki kuşaklardan, ondan daha güçlü ve ondan daha fazla servet toplamış nicelerini, kibirleri yüzünden yok ettiğini bilmiyor muydu sanki? Ama şu bir gerçektir ki; Allah her suçlunun günahını bilir. Böyle azgın suçlular, günahlarından dolayı sorguya çekilmezler, suçluların suçlarını bile sormaya hacet yoktur zaten. 79 Kârûn, görkem ve debdebesi içinde, mil-letinin karşısına çıktı. Dünya hayatına gözünü dikenler: “Ne olurdu bize de, Karun’a verilenin bir benzeri verilseydi. Şüphe yok ki, o ne zengin, ne büyük devlet sahibi!” dediler. 80 Kendilerine vahiyden bilgi verilenler ise: “Yazıklar ol-sun size, iman edip doğru dürüst işler yapanlar için, Allah’ın mükafatı daha ha-yırlıdır. Bu mükafata da, ancak her türlü güçlüklere göğüs gerebilenler kavu-şabilir.” 81 Ve sonunda Kârûn’u da, sarayını da yerin dibine geçirdik. O’na Allah’a karşı yardım edecek bir kimse bulunmadı. Kendisinin de, kendisine bir yardımı dokunamadı. 82 Ve daha dün, onun yerinde olmayı isteyenler, sara-yıyla birlikte Kârûn’un yere batırıldığını görünce: “Vah bize!” dediler. “Demek ki, kullarından dilediğine rızkı geniş tutan, dilediğine de, kısıp daraltarak veren Allah’mış. Ya Allah bize lutfetmemiş olsaydı, hiç şüphe yok ki, bizi de yerin di-bine geçirirdi. Vah vah, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, muratlarına eremezlermiş!”

 

/ 83 Ama ahiret yurduna gelince, biz orayı yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmak istemeyen kimselere ayırmış bulunuyo-ruz. Çünkü sonuç, yolunu Allah’ın kitabıyla bulanlarındır.

84 Kim ki, Allah’ın huzuruna iyilik yaparak çıkarsa, daha iyisini, daha üstününü bulacaktır. Ve her kim ki, kötülük yaparak çıkarsa bilsin ki, kötülük yapanlar, yalnızca yaptıklarının karşılığını görecekler. 8

 

 

Cüz : 20

49 / 28 KASAS (85-88)  

395

 

 

اِنَّ الَّذِى فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْاَنَ لَرَآدُّكَ اِلَى مَعَادٍ قُلْ رَبِّى اَعْلَمُ مَنْ جَآءَ بِالْهُدَى وَمَنْ هُوَ فِى ضَلاَلٍ مُبِينٍ -85, وَمَا كُنْتَ تَرْجُوا اَنْ يُلْقَى اِلَيْكَ الْكِتَابُ اِلاَّ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ فَلاَ تَكُونَنَّ ظَهِيرًا لِلْكَافِرِينَ -86, وَلاَ يَصُدُّنَّكَ عَنْ اَيَاتِ اللهِ بَعْدَ اِذْ اُنْزِلَتْ اِلَيْكَ وَادْعُ اِلَى رَبِّكَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ -87, وَلاَ تَدْعُ مَعَ اللهِ اِلَهًا اَخَرَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ -88,

7 85 Ey peygamber! Kur’ân’ı sana indiren ve O’nunla amel etmeyi farz kı-lan Allah, seni Mekke’den çıkardığı gibi, yine oraya döndürecektir. Hakkı kabule ya-naşmayanlara de ki: Kimin doğru yolda yürüdüğünü ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu, en iyi bilen Rabbimdir.

86 Sen, sana bu kitabın vahyedileceğini ummuyordun, ama bu ancak Rab-binden bir rahmet olarak sana verilmiştir. O halde, sakın Allah’tan gelen gerçekleri ört-bas edenlere arka çıkma, destekçi olma. 87 Allah’ın ayetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar seni o ayetlerden çevirmesinler. Ve sen insanları Rabbinin yoluna ça-ğırmaya devam et. Ve sakın Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yakıştıran kim-selerden olma. 88 Yani Allah’la beraber tutup, başka bir ilaha yalvarmaya kalkma! Çünkü O’ndan başka gerçek ilah yok. O’ndan başka herşey fanidir, yok olmaya mah-kumdur. Her türlü yetki ve egemenlik sadece O’nundur. Ve hepiniz O’na döneceksiniz