Tefsir Kulliyati - 38. Sayfa - Abd
|
|
452 |
38 / 38 SÂD (1-16) |
Cüz : 23 |
|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
ص وَالْقُرْاَنِ ذِى الذِّكْرِ -1, بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ -2, كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلاَتَ حِينَ مَنَاصٍ -3, وَعَجِبُوآ اَنْ جَآءَ هُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌ -4, اَجَعَلَ اْلاَلِهَةَ اِلَهًا وَاحِدًا اِنَّ هَذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌ -5, وَانْطَلَقَ الْمَلأُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلَى اَلِهَتِكُمْ اِنَّ هَذَا لَشَىْءٌ يُرَادُ -6, مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِى الْمِلَّةِ اْلاَخِرَةِ اِنْ هَذَآ اِلاَّ اخْتِلاَقٌ -7, ءَ اُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِنْ ذِكْرِى بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِ -8, اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزِيزِ الْوَهَّابِ -9, اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَلْيَرْتَقُوا فِى اْلاَسْبَابِ -10, جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ اْلاَحْزَابِ -11, كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو اْلاَوْتَادِ -12, وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْئَيْكَةِ اُولَئِكَ اْلاَحْزَابُ -13, اِنْ كُلٌّ اِلاَّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ -14, وَمَا يَنْظُرُ هَؤُلآءِ اِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ -15, وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ -16,
38 SÂD SÛRESİ
Kur’ân’a yeminle başlayan sûre tevhid ve peygamberliği inkâr edip alaya alanların birgün alaya aldıkları şahsın kendilerine galip geleceğini anlatarak, kâfirleri uyarmış arka arkaya dokuz peygamberden bahsedilerek Davud, Süleyman ve Eyyüb peygamberlerin imtihan edilişleri de anlatılarak, kevnî ayetlere de genişce yer verilir ve Rasûlullah (sav)’in esas görevi de anlatılarak son bulur. Sûreye Davud adı da verilir.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Sâd, hatırlatma ve öğüt dolu Kur’ân’a bak ve düşün. 2 Ama Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, boş gurura kapılmış, bu sebeple de doğru yolu bırakıp yanlış ve eğri yollara sapmışlardır. 3 Onlardan önce nice toplumları helak ettik, kurtulmak için vakitleri kalma-mışken nasıl yalvarıyorlardı bize.
4 Şimdi bu insanlar, aralarında bir uyarıcının çıkmasına şaşmaktadırlar ve bu inkârcı-lar şöyle diyorlar: “O peygamber sadece bir büyücü ve yalancıdır. 5 O peygamber bütün ilahları reddedip, bir ve tek gerçek ilah olduğunu mu iddia ediyor? Doğrusu bu çok tuhaf bir şeydir.” 6 Ve ileri gelenlerinden bir kısmı fırlayıp: “Pes etmeyin, yürüyün gidin, ilahlarınıza sımsıkı sarılma-ya devam edin, yapılacak tek şey budur!” demişlerdi. 7 “Biz bunu diğer dinlerin hiç birinde duy-madık, bu uydurmadan başkası değildir. 8 İçimizde ilâhî uyarı O’na mı indirildi?” dediler. Hayır, onlar benim mesajıma karşı şüphe içindeler, evet onlar henüz azabımı tatmadılar.
9 Yoksa daima üstün olan ve çok lütufta bulunan Rabbinin, rahmet hazinelerine sa-hip olduklarını mı zannederler? 10 Yoksa göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan herşe-yin hükümranlığı onlara mı aittir? O takdirde, sebeplere yapışıp göklere yükselsinler ve kâinâtın tüm işlerini planlasınlar.
11 Onlar göğe çıkmaları bir yana, derme çatma guruplardan bir araya getirilmiş, kırık dökük bir ordu olup, buracıkta bozguna uğrayacaklardır.
12 Daha önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve sayısız direkler üstünde duran çadırların sa-hibi Firavun toplumu veya sarsılmaz saltanat sahibi Firavun toplumu da, peygamberleri veya gelen mesajları yalanladılar. 13 Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eykeliler de böylece gerçekleri ya-lanladılar. İşte onlar da peygamberlere karşı inkârda birleşik guruplardı. 14 Hepsi de elçileri ya-lanladılar ve bu nedenle cezamızı hak ettiler.
/ 15 Ve o inkârcıları tek bir bela çığlığı beklemektedir, o bir an bile gecikmeyecek-tir. 16 İnkarcılar alaylı bir şekilde: “Ey Rabbimiz!” derler. “Hesap gününden önce, payımıza dü-şen cezayı bize hemen ver! 8
|
|
Cüz : 23 |
38 / 38 SÂD (17-26) |
453 |
|
اِصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُدَ ذَا اْلاَيْدِ اِنَّهُ اَوَّابٌ -17, اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِىِّ وَاْلاِشْرَاقِ -18, وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً كُلٌّ لَهُ اَوَّابٌ -19, وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَاَتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ -20, وَهَلْ اَتَيكَ نَبَؤُا الْخَصْمِ اِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَ -21, اِذْ دَخَلُوا عَلَى دَاوُدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لاَ تَخَفْ خَصْمَانِ بَغَى بَعْضُنَا عَلَى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلاَ تُشْطِطْ وَاهْدِنَآ اِلَى سَوَآءِ الصِّرَاطِ -22, اِنَّ هَذَآ اَخِى لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِىَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى الْخِطَابِ -23, قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلَى نِعَاجِهِ وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ اِلاَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَا هُمْ وَظَنَّ دَاوُدُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ -24, فَغَفَرْنَا لَهُ ذَلِكَ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفَى وَحُسْنَ مَاَبٍ -25, يَادَاوُدُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِى اْلاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلاَ تَتَّبِعِ الْهَوَى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبِيلِ اللهِ اِنَّ الَّذِينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ -26,
7 17 Ey Muhammed! Ama yine sen onların söyledikleri herşeye, sabırla katlanıp vazifene devam et ve güçlü kuvvetli kulumuz Davud’u hatırla. Doğrusu O, çokça Allah’a yönelip gönül veren biriydi. 18 Ve bunun için her sabah ve akşam sınırsız kudret ve egemenliğimizi anarken, dağlar da O’na eşlik ederlerdi. 19 Her taraftan toplanıp gelen kuşları da, O’na boyun eğdirmiştik. Hepsi O’nun nağmesi-ne katılır, beraberce Allah’ı tesbih ederlerdi. 20 Biz de buna karşılık O’nun salta-nat ve otoritesini güçlendirdik ve kendisine peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıl-dan ayırma, davaları çözme, açık ve güzel konuşma kabiliyeti vermiştik.
21 Ve duvardan tırmanarak, Davud’un ibadet etmekte olduğu yere giren davacıların haberi sana ulaştı mı? 22 Davut onları yanında görünce telaşlanıp korktu; bunun üzerine “korkma!” dediler. “Biz sadece iki davacıyız, birimiz ötekinin hakkına tecavüz etti. Şimdi sen aramızda adaletle karar ver, adaletten ayrılıp bize zulmetme, bize dosdoğru yolu göster” dediler. 23 İçlerinden biri: “Bu benim karde-şim, onun 99 koyunu, benim de bir koyunum var. Buna rağmen “Onu da bana ver” dedi ve konuşmada beni altetti, onunla başedemedim ve sana hükmünü sormaya geldik.” 24 Davut dedi ki: “Andolsun o, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle, sana haksızlık etmiştir. Zaten mallarını, emeklerini birbirine katan, içli dışlı ortakların herbiri, birbirinin hakkına tecavüz ederek haksızlık ederler. Yalnız i-nanıp doğru dürüst hareket edenler, bu haksızlık yapma eyleminin dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır.” Davut bu hükümle, veya duvardan tırmanan kimselerle kendisini imtihan ettiğimizi anladı ve Rabbinden günahının bağışlanmasını diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Rabbine döndü.
25 Biz de O’nu bağışladık, çünkü O katımızda bize yakın olanlardandır, O’nun dönüp geleceği yeri de güzeldir. 26 Ve şöyle dedik: “Ey Davud! Seni bir peygamber ve yeryüzünde senden öncekilerin yerine halife ve vekil yaptık, öyley-se insanlar arasında adaletle hükmet, keyfine uyma, sonra keyfin seni Allah’ın yo-lundan saptırır. Allah yolundan sapanlara ise, hesap gününü unuttuklarından dola-yı şiddetli bir azap vardır.”
|
|
454 |
38 / 38 SÂD (27-42) |
Cüz : 23 |
|
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَآءَ وَاْلاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلاً ذَلِكَ ظَنُّ الَّذِينَ كَفَرُوا فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِ -27, اَمْ نَجْعَلُ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدِينَ فِى اْلاَرْضِ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقِينَ كَالْفُجَّارِ -28, كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا اَيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ اُولُوا اْلاَلْبَابِ -29, وَوَهَبْنَا لِدَاوُدَ سُلَيْمَنَ نِعْمَ الْعَبْدُ اِنَّهُ اَوَّابٌ -30, اِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِىِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ -31, فَقَالَ اِنِّى اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبِّى حَتَّى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ -32, رُدُّوهَا عَلَىَّ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَاْلاَعْنَاقِ -33, وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَنَ وَاَلْقَيْنَا عَلَى كُرْسِيِّهِ جَسَدًا ثُمَّ اَنَابَ -34, قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًا لاَ يَنْبَغِى لاَحَدٍ مِنْ بَعْدِى اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ -35, فَسَخَّرْنَا لَهُ الرِّيحَ تَجْرِى بِاَمْرِهِ رُخَآءً حَيْثُ اَصَابَ -36, وَالشَّيَاطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍ وَغَوَّاصٍ -37, وَاَخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى اْلاَصْفَادِ -38, هَذَا عَطَآؤُنَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ -39, وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفَى وَحُسْنَ مَاَبٍ -40, وَاذْكُرْ عَبْدَنَآ اَيُّوبَ اِذْ نَادَى رَبَّهُ اَنِّى مَسَّنِىَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ -41, اُرْكُضْ بِرِجْلِكَ هَذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ -42,
/ 27 Biz göğü, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri boşuna ve anlamsız yarat-madık, bu sadece Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin zan ve iddiasıdır. Vay hallerine, cehennem ateşindeki bu kimselerin. 28 Biz iman edip, doğru dürüst işler iş-leyenleri yeryüzünde bozgunculuk işleyenler gibi mi veya yolunu Allah ve kitabıyla bu-lanları doğru yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız? 29 Biz sana hayrı, bereketi bol ve sü-rekli bir kitap indirdik ki, ayetlerini iyice bir düşünsünler, aklı başında olanlar ondan ö-ğüt ve ders alsınlar diye.
30 Biz Davud’a oğul olarak Süleyman’ı armağan ettik. O ne güzel bir kuldu, daima Allah’a döner, Allah’a sığınırdı. 31 Hani akşama doğru Süleyman’a üç ayağının üstünde duran ve ön ayaklarından birini büküp, tırnağını yere dayayan, savaş için ko-şu atları önüne getirilmişti de; 32 “Ben güzel olan herşeyi severim, çünkü Rabbimi ba-na hatırlatır” derdi. Atlar koşarak uzaklaşıp gözden kayboluncaya kadar, bu sözleri tekrarladı, daha sonra 33 “Onları bana getirin!” diye emretti ve bacaklarıyla boyunları-nı sıvazlamaya başladı. 34 Andolsun biz, Süleyman’ı bir imtihandan geçirdik ve tahtı-nın üzerine bir ceset bırakıverdik. Tefsirlerde mecazi anlamda iki yorum yapılır, biri: Süley-man’ın genişleyen ülkesine ihtilal çetesinin kısa bir müddet memleket idaresine el koyması, Süleyman’ın cansız ceset gibi kalmasına işarettir. İkincisi: Süleyman peygamber yine böyle bir kargaşada nüfuzunu kaybetmiş ve tahtının üstüne, ilahlaştırılan bir heykel oturtulmuştu, bu da tahta ceset atılması demektir. Bunun üzerine O bize yönelmiş ve 35 “Rabbim!” demişti. “Günahlarımı affet, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; şüphe yok ki sen, karşılıksız çokça verensin. 36 Bunun üzerine rüzgarı O’nun emrine verdik ki, O’nun emriyle istediği yöne doğru, tatlı tatlı eserdi. 37 Şeytanları, her türlü yapı ustalarını ve dalgıçları 38 ve kötülük yapmamaları için zincirlerle birbirine bağlan-mış başkalarını da O’na boyun eğdirdik. 39 Ve O’na “Bu devlet ve bu saltanat bizim sana hediyemizdir. Sana verilen bu nimetlerden dilediğine hesapsız ver, veya elinde tut serbestsin” dedik. 40 Ve şüphe yok ki, O’nun yanımızda bir yakınlık derecesi ve dönüp geleceği güzel bir makamı vardı.
/ 41 Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani O Rabbine yalvararak şöyle de-mişti: “Gerçekten de şeytan beni yordu ve bana dert ve işkence çektirdi.” 42 Bunun ü-zerine kendisine “Ayağını yere vur, işte serin bir yıkanacak ve içecek su!” dedik. 8
|
|
Cüz : 23 |
38 / 38 SÂD (43-61) |
455 |
|
وَوَهَبْنَا لَهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرَى لاُولِى اْلاَلْبَابِ -43, وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِهِ وَلاَ تَحْنَثْ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا نِعْمَ الْعَبْدُ اِنَّهُ اَوَّابٌ -44, وَاذْكُرْ عِبَادَنَا اِبْرَهِيمَ وَاِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ اُولِى اْلاَيْدِى وَاْلاَبْصَارِ -45, اِنَّآ اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِ -46, وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ اْلاَخْيَارِ -47, وَاذْكُرْ اِسْمَعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ وَكُلٌّ مِنَ اْلاَخْيَارِ -48, هَذَا ذِكْرٌ وَاِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَاَبٍ -49, جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ اْلاَبْوَابُ -50, مُتَّكِئِينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ -51, وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ -52, هَذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ -53, اِنَّ هَذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍ -54, هَذَا وَاِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَاَبٍ -55, جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمِهَادُ -56, هَذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ -57, وَاَخَرُ مِنْ شَكْلِهِ اَزْوَاجٌ -58, هَذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْ لاَ مَرْحَبًا بِهِمْ اِنَّهُمْ صَالُوا النّاَرِ -59, قَالُوا بَلْ اَنْتُمْ لاَ مَرْحَبًا بِكُمْ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا فَبِئْسَ الْقَرَارُ -60, قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هَذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفاً فِى النَّارِ -61,
7 43 Hastalığından dolayı, mal ve evladı azalan Eyyub’a da, ailesini ve O’nunla beraber bir mislini, katımızdan bir rahmet ve aklı başında olanlara bir öğüt ve ibret olmak üzere bağışladık. 44 Hastalığı esnasında, yaptığı bir hatasından dolayı, hanımına yüz değnek vuracağına yemin eden Eyyub’a da sonunda dedik ki: “Şimdi eline bir demet sap al, onunla hanımına vur ve yemi-nini bozmuş olma, yerine getir!” Gerçekten biz O’nu her türlü sıkıntı ve zorluk-lara karşı dirençli bulduk. O ne güzel bir kulumuzdu, daima bize yönelirdi. 45 Hepsi de güçlü bir iradeye ve keskin bir kavrayış yeteneğine sahip olan İbra-him, İshak ve Yakub’u da hatırla. 46 Onları ahireti sürekli hatırlama özelliğiyle samimi, halis kullar yaptık. 47 Onlar bizim yanımızda seçkin ve hayırlılar-dandır. 48 İsmail’i, Elyesa’yı ve Zülkifl’i de an. Hepsi de hayırlı kimselerdendi.
49 İşte bu Allah’a inananlar için bir uyarıdır. Şüphe yok ki, yolunu yor-damını Allah’ın kitabıyla bulanlara, dönüp varacağı güzel bir makam vardır. 50 Kapıları sonuna kadar açık Adn cennetleri, 51 orada uzanıp, yaslanırlar ve her türlü meyveyi ve içeceği serbestçe isteyebilirler. 52 Yanlarında gözlerini koca-larından başkasına dikmeyen, kendileriyle yaşıt eşler de vardır. 53 İşte bu he-sap günü için size verilen bir sözdür. 54 Hiç şüphesiz bu bizim rızkımızdır, bi-tip tükenmesi de yok. 55 Bu nimetler dürüst ve erdemliler içindir. Azgın ve sa-pıklar için de muhakkak, varılacak kötü bir yer vardır. 56 Orası cehennemdir, oraya giderler, orası ne kötü bir yataktır. 57 İşte bu, böyleleri içindir. Öyleyse bırak tatsınlar o kaynar suyu ve pis kokulu irini. 58 Onlar için bundan başka çeşit çeşit azaplar da var. 59 İnkarcıların elebaşlarına: “İşte bu topluluk size uyup, sizinle birlikte küfür ve zulümde diretenler. Rahat yüzü görmesin onlar, elbet onlar da ateşe gireceklerdir” denilir. 60 Dünyada onlara uyanlar feryat edecekler: “Hayır, asıl sorumlu sizsiniz siz. Rahat yüzü görmeyin, bunu başı-mıza siz getirdiniz, ne kötü bir yer burası.” 61 Ve “Ey Rabbimiz!” diye yalva-racaklar. “Bunu kim başımıza getirdiyse, onun ateş içindeki azabını kat kat ar-tır.” 8
|
|
456 |
38 / 38 SÂD (62-83) |
Cüz : 23 |
|
وَقَالُوا مَا لَناَ لاَ نَرَى رِجَالاً كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ اْلاَشْرَارِ -62, اَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا اَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ اْلاَبْصَارُ -63, اِنَّ ذَلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ اَهْلِ النَّارِ -64, قُلْ اِنَّمَآ اَنَا مُنْذِرٌ وَمَا مِنْ اِلَهٍ اِلاَّ اللهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ -65, رَبُّ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ -66, قُلْ هُوَ نَبَؤٌا عَظِيمٌ -67, اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ -68, مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلأِ اْلاَعْلَى اِذْ يَخْتَصِمُونَ -69, اِنْ يُوحَى اِلَىَّ اِلاَّ اَنَّمَآ اَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ -70, اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَئِكَةِ اِنِّى خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ طِينٍ -71, فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِى فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ -72, فَسَجَدَ الْمَلَئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَ -73, اِلاَّ اِبْلِيسَ اِسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ -74, قَالَ يَآاِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ اَسْتَكْبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالِينَ -75, قَالَ اَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِى مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ -76, قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَجِيمٌ -77, وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِى اِلَى يَوْمِ الدِّينِ -78, قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْنِى اِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ -79, قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ -80, اِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ -81, قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَعِينَ -82, اِلاَّ عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ -83,
7 62 Ve ekleyecekler: “Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimse-leri, burada niçin görmüyoruz? 63 Kendileriyle alay ettiğimiz kişiler yoksa onlar burada da, biz mi göremiyoruz?” 64 Cehennemliklerin karşılıklı çekişmeleri mutla-ka gerçektir.
/ 65 De ki ey Muhammed! Ben yalnızca bir uyarıcıyım. Tüm yaratıklar üzerinde tek otorite sahibi olan Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. 66 Göklerin, yerin ve ikisi arsındaki herşeyin Rabbi olan Allah, çok güçlüdür, gücüne hiçbir güç erişemez ve pek çok bağışlayandır. 67 De ki: Bu Kur’ân muazzam haberle dopdo-lu bir mesajdır. 68 Ama buna rağmen siz, O’ndan yüz çeviriyorsunuz. 69 De ki ey Muhammed! İnsanın yaratılışına karşı çıktıklarında, yüce melekler meclisinde ne-ler olup bittiği hakkında gerçek bilgi sahibi değilim. 70 O konular, Allah tarafından bana vahiyle bildirilmemiş olsaydı, ben de size apaçık bir uyarıda bulunamazdım.
71 Nitekim o zaman, Rabbin meleklere demişti ki: “Ben balçıktan bir in-san yaratacağım. 72 Ona en uygun biçimi verip, kendi ruhumdan üfürdüğüm za-man, onun önünde yere kapanın!” 73 Bunun üzerine tüm melekler, yere kapandı-lar. 74 Yalnız İblis kapanmadı, ululanıp böbürlendi de böylece gerçekleri örtbas edenlerden oldu. 75 Allah: “Ey İblis!” dedi. “Kendi ellerimle yarattığım şu varlığın önünde yere kapanmaktan seni alıkoyan nedir? Başka bir yaratık önünde boyun eğmeyecek kadar kibirli misin? Yoksa kendini üstün görenlerden misin?” 76 İblis: “Ben ondan daha üstünüm” diye cevap verdi. “Beni ateşten onu ise, balçıktan ya-rattın.” 77 Allah: “Öyleyse” dedi. “Çık o cennetten, çünkü sen gözden düşmüş, ko-vulmuş birisin. 78 Ve sen hesap gününe kadar, Rahmetimden uzaklaştırıldın!” 79 İblis: “Ey Rabbim!” dedi. “O halde herkesin dirileceği güne kadar, bana mühlet ver.” 80 Allah: “Haydi sen süre verilmişlerdensin!” dedi. 81 Zamanı yalnız benim tarafımdan bilinen güne kadar.” 82 Bunun üzerine İblis: “Senin kudretine andolsun ki, onların tümünü azdıracağım!” dedi. 83 “Senin iyiniyetli, samimi, gösterişten uzak kulların dışında tümünü.” 8
|
|
Cüz : 23 |
38 / 38 SÂD (84-88) |
457 |
|
قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ اَقُولُ -84, لاَمْلئَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ اَجْمَعِينَ -85, قُلْ مَآ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَآ اَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ -86, اِنْ هُوَ اِلاَّ ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ -87, وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ حِينٍ -88,
7 84 Allah o zaman gerçek şudur buyurdu ve ben bu gerçeği söylüyorum: 85 Andolsun cehennemi seninle ve sana uyanların hepsiyle dolduracağım!”
86 De ki ey peygamber: “Bu mesajı tebliğime karşılık, sizden bir ücret iste-miyorum ve ben yapmacık uydurmalarla, peygamberlik taslayanlardan veya kendili-ğimden bir yükümlülük getirenlerden de değilim.” 87 Bu Kur’ân bütün alemler için an-cak bir öğüt ve uyarıdır. 88 Ve Kur’ân’ın verdiği haberlerin doğruluğunu, bir süre sonra bilip anlayacaksınız.
İslami Okul Okulların En Önemlisi