Tefsir Kulliyati - 42. Sayfa - Abd
|
|
482 |
62 / 42 ŞÛRÂ (1-10) |
Cüz : 25 |
|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
حم -1, عسق -2, كَذَلِكَ يُوحِى اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ اللهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -3, لَهُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ وَهُوَ الْعَلِىُّ الْعَظِيمُ -4, تَكَادُ السَّمَوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلَئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِى اْلاَرْضِ اَلاَ اِنَّ اللهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ -5, وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اَوْلِيَآءَ اللهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ وَمَآ اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ -6, وَكَذَلِكَ اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ قُرْاَنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لاَ رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِى الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِى السَّعِيرِ -7, وَلَوْ شَآءَ اللهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِنْ يُدْخِلُ مَنْ يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِىٍّ وَلاَ نَصِيرٍ -8, اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اَوْلِيَآءَ فَاللهُ هُوَ الْوَلِىُّ وَهُوَ يُحْيىِ الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -9, وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِنْ شَىْءٍ فَحُكْمُهُ اِلَى اللهِ ذَلِكُمُ اللهُ رَبِّى عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُنِيبُ -10,
42 ŞÛRÂ SÛRESİ
İlâhî vahiy gerçeğinin her peygamberde aynı olduğunu vurgulayarak başlayan sûre son pey-gamberden taviz vemesi beklenmeyeceğini bildirerek müşriklerin imana gelmesini ister. Kur’ân’ı yalanlayan ve ölümden sonraki hayatı inkâr edenleri ahiret azabı ile uyarır ve kitap nedir, iman nedir bilmeyen bir kim-seye ilâhî vahiy verilerek peygamber oluşu anlatılarak sûre son bulur. Sûreye Ayn Sîn Kâf adı da verilir.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Hâ, Mîm. 2 Ayn, Sîn, Kâf. 3 O çok üstün, çok güçlü ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapan Allah, böylece hem sana, hem de senden önce-kilere vahyeder. 4 Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O’nundur, O yücedir, uludur. 5 Müşriklerin Allah’a bazı şeyleri yakıştırmalarından, üstlerinden nere-deyse gökler çatlayıp yarılacak. Halbuki tüm melekler, devamlı Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yeryüzündeki tüm insanlar için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok acıyandır. 6 Allah’ı bırakıp ta O’ndan başka dost-lar ve ilahlar kabul edenlerin yaptıklarını, Allah görür ve gözetir. Ama onların yaptıklarını görüp, gözetecek, savunacak sen değilsin.
7 Şehirlerin anası olan Mekke’lileri ve etrafında bulunan insanları u-yarman ve meydana geleceğinde hiç şüphe olmayan, o toplanma gününü ha-tırlatıp korkutasın diye, sana böyle Arapça bir Kur’ân vahyettik. O gün insan-ların bir kısmı cennette, bir kısmı da yakıp kavuran cehennemdedir. 8 Eğer Allah dileseydi, bütün insanları hidayete ermiş tek bir din ve millet üzere, yani İslâm dinine mensup kılardı. Bununla birlikte O, rahmetine girmeyi dileyeni rahmetine kavuşturur. Halbuki yaratılış gayesi dışında ömür tüketenler, Allah’ın azabına karşı ne kendilerini koruyacak bir kimse, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır. 9 Yoksa onlar Allah’ı bırakarak, O’ndan başka dostlar mı edindiler. Halbuki asıl dost ve sahip çıkan ancak Allah’tır. Çünkü yalnız O’dur, ölüye can veren ve yalnız O’dur, herşeye gücü yeten.
/ 10 Ey mü’minler! Ayrılığa düştüğünüz her konuda hüküm vermek Allah’a aittir. İşte bu Allah benim Rabbimdir. Ancak O’na güvenip dayanır ve ancak O’na yönelirim ben. 8
|
|
Cüz : 25 |
62 / 42 ŞÛRÂ (11-15) |
483 |
|
فَاطِرُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَمِنَ اْلاَنْعَامِ اَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ -11, لَهُ مَقَالِيدُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَآءُ وَيَقْدِرُ اِنَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ -12, شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ نُوحًا وَالَّذِى اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ اِبْرَهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى اَنْ اَقِيمُوا الدِّينَ وَلاَ تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِ اللهُ يَجْتَبِى اِلَيْهِ مَنْ يَشَآءُ وَيَهْدِى اِلَيْهِ مَنْ يُنِيبُ -13, وَمَا تَفَرَّقُوآ اِلاَّ مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَ هُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَلَوْلاَ كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلَى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّ الَّذِينَ اُورِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَفِى شَكٍّ مِنْهُ مُرِيبٍ -14, فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَآ اُمِرْتَ وَلاَ تَتَّبِعْ اَهْوَآءَ هُمْ وَقُلْ اَمَنْتُ بِمَآ اَنْزَلَ اللهُ مِنْ كِتَابٍ وَاُمِرْتُ لاَعْدِلَ بَيْنَكُمُ اللهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَآ اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ لاَ حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ اللهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ -15,
7 11 O gökleri ve yeri yaratandır. Size kendi cinsinizden eşler mey-dana getirmiştir. Hayvanları da çifter çifter, erkekli dişili yaratmıştır. Sizi bu şe-kilde çoğaltıp durmaktadır. Ama hiçbir yönde, hiçbir şey Allah’ın benzeri değil-dir. Yalnızca O’dur herşeyi işiten ve herşeyi gören.
12 Göklerin ve yerin tüm hazinelerinin anahtarları O’nun elindedir, rızkı dilediğine açarak bol verir, dilediğine de kısarak ölçüyle verir. Çünkü O herşeyi bilendir.
13 Nuh’a öğütlediğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İ-sa’ya öğütlediğimiz yolu; Allah size de hak-hukuk düzeni olarak din kıldı. Öy-leyse o dini dosdoğru ayakta tutun ve onun hakkında hiçbir ayrılığa düşmeyin. Allah’a ortak koşanları davet ettiğin bu düzen, kendilerine çok büyük ve çok ağır gelmektedir. Ama Allah, dilediği kimseyi kendisine peygamber seçer ve kendisine yönelenleri de dilediği şekilde doğru yoluna ulaştırır.
14 Bize de kitap verildi diyenler, kendilerine gerçek bilgiler vahiy yo-luyla gelince, ayrılığa düştüler. Eğer kıyamet saatinin önceden alınmış bir ka-rarla daha sonra gerçekleşeceği belirlenmiş olmasaydı, hemen aralarında ke-sin karar verilir ve iş bitirilmiş olurdu. Ama onlardan sonra kitaba varis olanlar da, yine kitaptan yana tam bir şüphe içindeydiler.
15 İşte bundan dolayı sen, bütün insanları davete devam et ve Allah tarafından emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heva ve heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah’ın kitaptan ne indirdiyse hepsine inandım ve aranızda ada-letle hükmetmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimizin karşılığı bizim, sizin işlediklerinizin karşılığı ise size aittir. Artık bizimle sizin aranızda tartışmayı gerektirecek bir durum yoktur. Allah ara-mızı bulur, yahut bizi bir araya toplar, dönüşte O’nadır. 8
|
|
484 |
62 / 42 ŞÛRÂ (16-22) |
Cüz : 25 |
|
وَالَّذِينَ يُحَآجُّونَ فِى اللهِ مِنْ بَعْدِ مَا اسْتُجِيبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ -16, اَللهُ الَّذِى اَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْمِيزَانَ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرِيبٌ -17, يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِهَا وَالَّذِينَ اَمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّ اَلآ اِنَّ الَّذِينَ يُمَارُونَ فِى السَّاعَةِ لَفِى ضَلاَلٍ بَعِيدٍ -18, اَللهُ لَطِيفٌ بِعِبَادِهِ يَرْزُقُ مَنْ يَشَآءُ وَهُوَ الْقَوِىُّ العَزِيزُ -19, مَنْ كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ اْلاَخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فِى حَرْثِهِ وَمَنْ كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤتِهِ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِى اْلاَخِرَةِ مِنْ نَصِيبٍ -20, اَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللهُ وَلَوْلاَ كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -21, تَرَى الظَّالِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِعٌ بِهِمْ وَالَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فِى رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِ لَهُمْ مَا يَشَآؤُنَ عِنْدَ رَبِّهِمْ ذَلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الكَبِيرُ -22,
7 16 İnsanlar kabul edip Allah’ın çağrısına uyduktan sonra onların i-nanmasını engellemek için Allah hakkında batıl yollarla tartışanlara gelince, onların gösterdikleri düşmanlık ve tüm itirazları Rableri katında geçersizdir ve boştur ve onlar gazaba uğrarlar ve şiddetli azaba çarptırılırlar. 17 Allah Kur’-ân’ı ve diğer kitapları kesin bir doğruluk üzere; hukuk, adalet ve dengeli bir ha-yat için, ölçü ve prensipler olarak indirendir. Ne bilirsin belki de kıyamet saati pek yakındır.
18 İnkar edenler kıyametin çarçabuk gelmesini isterler. Ona inanan-lar ise, onun kopmasından korkarlar ve onun mutlaka meydana geleceğini bi-lirler. Dikkat edin! Kıyamet saati hakkında tartışanlar haktan uzak bir sapıklık i-çindedirler.
19 Allah kullarına çok şefkatli ve bol ikramlıdır, dilediğine rızkı bol bol verir, O çok kuvvetli, üstün ve güçlüdür.
/ 20 Kim öteki dünyada kazanç elde etmeyi isterse, onun kazan-cında bir artış sağlarız. Bu dünyada bir kazanç isteyene ise, ondan birşeyler verebiliriz, fakat böyle biri öteki dünyanın nimetlerinden hiçbir pay alamaya-caktır. 21 Yoksa Allah’ın emir ve izin vermediği bir dini onlara meşru kılıp, or-taya koyan ortakları mı var? Eğer azabın ertelenmesine dair kesin bir söz geç-memiş olsaydı, çoktan aralarında iş olup biterdi. Şüphe yok ki, yaratılış gayesi dışında yaşayanlara can yakıcı bir azap vardır. 22 Yaratılış gayesi dışında ha-yat sürenleri, o gün kazanıp elde ettikleri şeyden dolayı, korku ve kuşku içinde görürsün. Oysa korktukları başlarına mutlaka gelecektir. İman edip doğru dü-rüst işler yapanlar ise, cennet bahçelerindedirler, onlar Rableri katında diledik-leri herşeye sahip olacaklardır. İşte büyük nimet ve ikram budur ki, 8
|
|
Cüz : 25 |
62 / 42 ŞÛRÂ (23-31) |
485 |
|
ذَلِكَ الَّذِى يُبَشِّرُ اللهُ عِبَادَهُ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ قُلْ لآ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبَى وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فِيهَا حُسْنًا اِنَّ اللهَ غَفُورٌ شَكُورٌ -23, اَمْ يَقُولُونَ افْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا فَاِنْ يَشَأِ اللهُ يَخْتِمْ عَلَى قَلْبِكَ وَيَمْحُ اللهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ اِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ -24, وَهُوَ الَّذِى يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّئَاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ -25, وَيَسْتَجِيبُ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَزِيدُهُمْ مِنْ فَضْلِهِ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ -26, وَلَوْ بَسَطَ اللهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهِ لَبَغَوْا فِى اْلاَرْضِ وَلَكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا يَشَآءُ اِنَّهُ بِعِبَادِهِ خَبِيرٌ بَصِيرٌ -27, وَهُوَ الَّذِى يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ وَهُوَ الْوَلِىُّ الْحَمِيدُ -28, وَمِنْ اَيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِماَ مِنْ دَابَّةٍ وَهُوَ عَلَى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَآءُ قَدِيرٌ -29, وَمَآ اَصَابَكُمْ مِنْ مُصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْدِيكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَثِيرٍ -30, وَمَآ اَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ فِى اْلاَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلاَ نَصِيرٍ -31,
7 23 Allah, o cenneti, iman edip, doğru ve yararlı işler yapan kulları-na bir müjde olarak vermektedir. De ki ey Muhammed: “Ben sizden, peygam-berlik görevime karşılık bir ücret istemiyorum. İstediğim ancak akrabalık sevgi-sidir. Kim güzel bir iş yaparsa, biz onun bu husustaki sevabını kat kat artırırız. Şüphesiz ki Allah, suçları bağışlayan ve şükrün karşılığını verendir.”
24 Yoksa o inkârcılar senin için, Allah’a karşı yalan uydurdu mu di-yorlar? Eğer sen Allah’a karşı yalan uydursaydın, mutlaka senin kalbini mühür-ler ve O Kur’ân’ı senin kalbinden soyar alırdık. Allah böylece batıl olan boş ve amaçsız, anlamsız şeyleri yok eder, siler süpürür ve gerçeği sözleriyle ortaya koyar. Gerçek şu ki O, insanların kalplerinde olanı tümüyle bilir. 25 O’dur kul-larının tevbelerini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptığınız herşeyi bi-len. 26 İnanıp doğru ve yararlı işler yapanların dileklerini kabul eden ve O’dur öteki dünyada lütfuyla, onlara hak ettiklerinden fazlasını verecek olan. Al-lah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri, çetin bir azap beklemektedir.
27 Eğer Allah, bu dünyada kullarına bol bol rızık vermiş olsaydı, yer-yüzünde azgınlıkta bulunurlardı. Fakat O ne kadar dilerse, o kadar ikram et-mektedir. Çünkü O, kullarının ihtiyaçlarından tamamıyle haberdardır ve onları görmektedir. 28 O’dur ki, kulları ümitlerini kestikten sonra, yağmuru indirir, rahmetini her tarafa yayar. Gerçek dost ve yardımcı O’dur, eksiksiz övgülere layık olan da O’dur. 29 O’nun varlığına ve birliğine delalet eden belgelerden biri de, göklerin ve yerin yaratılması ve her ikisinde de mahlukatı yayıp, serpiş-tirmesidir. O dilediği zaman tüm mahlukatını bir araya toplamaya kadirdir veya kullarını, kıyamette mahşer yerine toplamaya da güç yetirendir.
/ 30 Başınıza gelen her musibet, sizin ellerinizle işledikleriniz yü-zündendir. Bununla beraber Allah, kusurlarınızın pek çoğunu da affeder. 31 Ve yeryüzünde sizler O’nu, yapacağından aciz bırakamazsınız, size vereceği bela ve musibetlere de engel olamazsınız. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. 8
|
|
486 |
62 / 42 ŞÛRÂ (32-44) |
Cüz : 25 |
|
وَمِنْ اَيَاتِهِ الْجَوَارِ فِى الْبَحْرِ كَاْلاَعْلاَمِ -32, اِنْ يَشَأْ يُسْكِنِ الرِّيحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلَى ظَهْرِهِ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ -33, اَوْ يُوبِقْهُنَّ بِمَا كَسَبُوا وَيَعْفُ عَنْ كَثِيرٍ -34, وَيَعْلَمَ الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِى اَيَاتِنَا مَا لَهُمْ مِنْ مَحِيصٍ -35, فَمَآ اُوتِيتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَمَا عِنْدَ اللهِ خَيْرٌ وَاَبْقَى لِلَّذِينَ اَمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ -36, وَالَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَآئِرَ اْلاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَ -37, وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلَوةَ وَاَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ -38, وَالَّذِينَ اِذَآ اَصَابَهُمُ الْبَغْىُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ -39, وَجَزَآءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللهِ اِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الظَّالِمِينَ -40, وَلَمَنِ انْتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِهِ فَاُولَئِكَ مَا عَلَيْهِمْ مِنْ سَبِيلٍ -41, اِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِى اْلاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ اُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -42, وَلَمَنْ صَبَرَ وَغَفَرَ اِنَّ ذَلِكَ لَمِنْ عَزْمِ اْلاُمُورِ -43, وَمَنْ يُضْلِلِ اللهُ فَمَا لَهُ مِنْ وَلِىٍّ مِنْ بَعْدِهِ وَتَرَى الظَّالِمِينَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ يَقُولُونَ هَلْ اِلَى مَرَدٍّ مِنْ سَبِيلٍ -44,
7 32 Denizde yüce dağlar gibi akıp giden gemiler de, O’nun varlığı-na ve birliğine işaret eden alametlerdendir. 33 Dilerse rüzgarı durdurur da, yelkenli olanlar denizin üstünde durakalırlar. Şüphesiz bunda her türlü sıkıntı-lara göğüs geren ve Allah’a gönülden şükreden herkes için mesajlar vardır. 34 Yahut da gemidekileri veya yeryüzündekileri yapıp ettiklerinden dolayı yok e-der, çoğunu da affedebilir. 35 Allah’ın ayetlerini hükümsüz bırakmak için tartı-şıp didişenler, kendileri için kaçıp kurtulacak bir yer olmadığını bilsinler. 36 U-nutmayın ki size verilen herhangi birşey, dünya hayatının kısa süreli bir geçim-liğidir. Allah yanındaki ise, daha hayırlı ve devamlıdır. Bu mükafat iman eden ve Rablerine güvenenler içindir. 37 Onlar büyük günahlardan ve her türlü kö-tülükten kaçınırlar, öfkelendiklerinde kolayca affederler. 38 Onlar Rablerinin davetine uyarlar. Namazlarına dikkatli ve devamlıdırlar. İşlerini aralarında da-nışarak yaparlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden başkalarına da harcarlar. 39 Ve bir zulme uğradıkları zaman, birbirlerine yardım ederek karşı dururlar.
40 Ve kötülüğün karşılığı, ona benzer kötü bir cezadır. Gerçekten de kim bağışlar ve barışı sağlarsa, mükafatı Allah’a aittir. Şüphe yok ki O, yaratı-lış gayesi dışında hayat sürenleri sevmez. 41 Zulme uğradıktan sonra kendile-rini savunup hakkını alan kimseye gelince; bunlara hiçbir suç isnat edilemez, kınanmaz ve cezalandırılmazlar. 42 Ceza ve sorumluluk ancak, insanlara hak-sızlık edip, yeryüzünde haksızlıkla azgınlıkta bulunanlaradır. İşte bunlara ahi-rette can yakıcı bir azap vardır. 43 Kim her türlü sıkıntı ve eziyetlere sabreder, yapılan kötülüklere de intikam almayıp affetme yolunu tutarsa, şüphesiz bu ha-reketi yapılmaya değer işlerdendir.
/ 44 Artık Allah sapmak isteyeni sapıklık içinde bırakır, ondan son-ra onun için hiçbir dost bulunmaz. Yaratılış gayesi dışında yaşayanların azabı gördüklerinde: “Eyvah bunun dönüşü yok mu?” diyeceklerini görürsün. 8
|
|
Cüz : 25 |
62 / 42 ŞÛRÂ (45-51) |
487 |
|
وَتَرَيهُمْ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا خَاشِعِينَ مِنَ الذُّلِّ يَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِىٍّ وَقَالَ الَّذِينَ اَمَنُوآ اِنَّ الْخَاسِرِينَ الَّذِينَ خَسِرُوآ اَنْفُسَهُمْ وَاَهْلِيهِمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ اَلآ اِنَّ الظَّالِمِينَ فِى عَذَابٍ مُقِيمٍ -45, وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ اَوْلِيَآءَ يَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللهِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللهُ فَمَا لَهُ مِنْ سَبِيلٍ -46, اِسْتَجِيبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِىَ يَوْمٌ لاَ مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللهِ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَاٍ يَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَكِيرٍ -47, فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَآ اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا اِنْ عَلَيْكَ اِلاَّ الْبَلاَغُ وَاِنَّآ اِذَآ اَذَقْنَا اْلاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَا وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ فَاِنَّ اْلاِنْسَانَ كَفُورٌ -48, لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ يَهَبُ لِمَنْ يَشَآءُ اِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَآءُ الذُّكُورَ -49, اَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَاِنَاثًا وَيَجْعَلُ مَنْ يَشَآءُ عَقِيمًا اِنَّهُ عَلِيمٌ قَدِيرٌ -50, وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللهُ اِلاَّ وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَآءِ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولاً فَيُوحِىَ بِاِذْنِهِ مَا يَشَآءُ اِنَّهُ عَلِىٌّ حَكِيمٌ -51,
7 45 Ve yine onları görürsün, zilletten başları önlerine düşmüş bir halde ateşe sunulurlarken, göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler ise, o gün şöyle derler: “Gerçekten zarara uğrayanlar, kıyamet günü hem ken-di kendilerini, hem de yakın akraba ve yandaşlarını zarara uğratmışlardır.” Ha-beriniz olsun ki, varoluş gayesinin dışında hareket edenler, sürekli bir azap içindedirler. 46 Ve Allah’a karşı kendilerine yardım edecek bir koruyucu bula-mayacaklardır. Çünkü Allah’ın saptırdığı kimse için bir kurtuluş yolu yoktur.
47 Öyleyse ey insanlar! Allah’tan geri çevrilmesi imkansız bir gün gel-mezden önce, Rabbinizin çağrısına olumlu cevap verin. Çünkü o gün, ne sığı-nacak bir yeriniz var, ne de yaptıklarınızı inkâra çare.
48 Ama ey peygamber! Onlar senden yüz çevirip uzaklaşırlarsa, bil ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik, sana düşen yalnızca emanet edi-len mesajı iletmektir. Şüphesiz biz insana, kendi katımızdan bir rahmet, bir ni-met tattırsak onunla sevinir ve şımarır. Kendi ellerinin yapıp öne sürdüğü işler-den dolayı başlarına bir kötülük gelirse, o zaman da cidden Allah’tan gelen ni-met ve gerçekleri örtbas eden bir nankör oluverir.
49 Göklerin ve yerin egemenliği Allah’ındır. Dilediğini dilediği gibi ya-ratmak O’nun elindedir. Dilediğine kız çocukları bağışlar, dilediğine erkek. 50 Yahut dilediğine hem erkek, hem kız çocukları verir ve dilediğini de kısır yapa-bilir. Çünkü O, herşeyi bilendir, sınırsız güç sahibidir.
51 Allah bir insanla karşılıklı konuşmaz. Ancak vahiy vasıtasıyla, ya-hut perde arkasından konuşur, ya da bir elçi gönderip, kendi izniyle dilediğini vahyeder. Şüphesiz O, yücelerin yücesidir ve yaptığı herşeyi yerli yerince ya-par. 8
|
|
488 |
62 / 42 ŞÛRÂ (52-53) |
Cüz : 25 |
|
وَكَذَلِكَ اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِى مَا الْكِتَابُ وَلاَ اْلاِيمَانُ وَلَكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِى بِهِ مَنْ نَشَآءُ مِنْ عِبَادِنَا وَاِنَّكَ لَتَهْدِى اِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -52, صِرَاطِ اللهِ الَّذِى لَهُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ اَلآ اِلَى اللهِ تَصِيرُ اْلاُمُورُ -53,
7 52 İşte ey Muhammed! Sana da kendi buyruğumuz altında, hayat veren bir mesaj vahyettik.
Bu mesaj sana gelmezden önce, kitap nedir, iman nedir bilmezdin, ama şimdi bu mesajı bir nur, bir ışık yaptık ki, onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola ulaştıralım. Şüphesiz sen de, insanları O’nunla doğru yola ulaştıra-caksın. 53 Göklerde ne varsa, yerde ne varsa hepsi kendisine ait olan Allah’ın yoluna ulaştırıyorsun. İyi bilin ki, işlerin hepsi eninde sonunda Allah’a döner
İslami Okul Okulların En Önemlisi