Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 57. Sayfa - Abd

 

536

  94 / 57 HADÎD (1-3)

Cüz : 27

 


 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -1, لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ يُحْيىِ وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -2, هُوَ اْلاَوَّلُ وَاْلآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ -3,

 

7 77 O elbette şerefli bir Kur’ân’dır. 78 Allah tarafından korunmuş bir ki-taptadır. 79 O’na ancak arınıp, temizlenmiş olanlar dokunabilir. 80 Alemlerin Rab-binden indirilmedir. 81 Siz bu sözü küçümseyip, değersiz mi görüyorsunuz? 82 Ve O kitaptan nasibiniz, yalnız O’nu yalanlamaktan ibaret mi olacak? 83 Hani can boğaza gelip dayandığında, 84 siz de çaresiz bir şekilde durup seyrederken 85 ve bizi görmediğiniz halde, biz ona sizden daha yakınken, 86 mademki ceza gör-meyeceğinizi sanıyorsunuz, 87 o gırtlağa gelen canı, geri çevirin bakalım, doğru söylüyorsanız. 88 Hepiniz ölümü tadacaksınız. Eğer Allah’a yaklaşanlardan olur-sanız, 89 rahatlık, huzur, neşe ve nimet cennetleri O’nundur. 90 Eğer hesabı sağ taraftan görülenlerden ise, 91 artık sağcılardan sana selam denilecek. 92 Ama o gerçekleri yalanlayan, sapıklardan ise, 93 kaynar sudan ziyafet verilir 94 ve ce-henneme atılır… 95 İşte tüm bu söylenenler doğru ve kesin gerçektir. 96 Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.

 

57    HADÎD SÛRESİ

 

Sûre kâinâtın tümünün Allah’a ait olduğunu bildirerek başlar. Allah’ın dinini yüceltmek için can ve mal sarfetmenin gerektiğini vurgular. İnsanın dünyanın şatafatına aldanmaması gerektiğini anlatır ve mü-nafıklarla mü’minlerden söz eder. Dünyanın fani ve yok olucu olduğunu bildirir. Ahiretin ise ebedî olduğunu orada ne üzüntü, ne yorgunluk olmayacağını bildirerek sona erer.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

 

/ 1 Göklerde ve yerde olan herşey, Allah’ın sınırsız kudretini yüceltip tesbih etmektedir. Çünkü O, çok üstün ve güçlüdür, O’nun gücüne hiçbir güç eri-şemez ve karşı koyamaz, O yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır. 2 Göklerin ve yerin saltanat ve tedbiri O’na aittir, yaşatan ve öldüren de O’dur, O’nun gücü her-şeye yeter. 3 O’nun varlığı öncesiz ve sonrasızdır. Yani O’ndan önce hiç birşey yoktu ve hiç birşey de O’nun gibi sonsuz olmayacaktır. İlk ve son O’dur. O’nun varlığı ve birliği, pek çok delillerle gözüküp durmaktadır. Ve O’nun zatının hakikatı gizlidir, akıllar O’nu idrak edemez ve O herşeyi tamamıyle bilendir. 8

 

 

Cüz : 27

94 / 57 HADÎD (4-11)

537

 

 

هُوَ الَّذِى خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى اْلاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَآءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ -4, لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاِلَى اللهِ تُرْجَعُ اْلاُمُورُ -5, يُولِجُ اللَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِى اللَّيْلِ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ -6, اَمِنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفِينَ فِيهِ فَالَّذِينَ اَمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَبِيرٌ -7, وَمَا لَكُمْ لاَ تُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ مِيثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ -8, هُوَ الَّذِى يُنَزِّلُ عَلَى عَبْدِهِ اَيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَاِنَّ اللهَ بِكُمْ لَرَؤُفٌ رَحِيمٌ -9, وَمَا لَكُمْ اَلاَّ تُنْفِقُوا فِى سَبِيلِ اللهِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ لاَ يَسْتَوِى مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ اُولَئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذِينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلاًّ وَعَدَ اللهُ الْحُسْنَى وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ -10, مَنْ ذَا الَّذِى يُقْرِضُ اللهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ اَجْرٌ كَرِيمٌ -11,

 

7 4 Gökleri ve yeri altı devirde, altı birimde, altı zamanda yaratan sonra da, arşı üzerinde herşeye hükümran, egemen olan O’dur. Yere nelerin girdiğini, yerden nelerin çıktığını, gökten ineni ve göğe yükselenleri bilir. Nere-de olursanız olun, O sizinle beraberdir ve Allah bütün yaptıklarınızı görmekte-dir. 5 Göklerin ve yerin mülkü, tasarrufu, hükümranlığı O’na aittir. Bütün işler O’na döndürülür. 6 O gündüzü kısaltarak, geceyi uzatır ve geceyi kısaltarak gündüzü uzatır ve O, insanların kalplerinde olanı eksiksiz bilir. 7 Allah’a ve peygamberine inanın ve O’nun size emanet olarak sahip ettiği şeylerden baş-kaları için harcayın. Çünkü sizden kim iman edip, Allah yolunda malını harcar-sa, onlar için büyük bir mükafat vardır.

8 Ve ne oluyor size de, Allah’a inanmıyorsunuz? Ve peygamber, Rabbinize inanın diye sizi çağırmakta. Halbuki Allah iman etmeniz için, sizden kesin söz de almıştı, eğer inanacaksanız hemen inanın. 9 Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, kulu Muhammed’e açık seçik ayetler indiren O’dur. Şüphesiz O, size karşı çok merhametli ve şefkatlidir.

10 Size ne oluyor ki, mallarınızı Allah yolunda harcamıyorsunuz? Oy-sa göklerin ve yeryüzünün mirası Allah’ındır. Sizden Mekke fethinden önce, malını harcayıp savaşanlarla, fetihten sonra harcayıp savaşanlar bir değildir. Öncekilerin derecesi, bunlardan daha büyüktür. Ama Allah hepsine de, yine en güzel mükafatlar vaat etmiştir. Allah tüm yaptıklarınızdan haberdardır. / 11 Kimdir Allah’a güzel, bereketli bir borç verip, onu kat kat fazlasıyla geri alacak olan? Böyle yapanlar, değerli ve anlamlı bir mükafat görecekler. 8

 

 

538

94 / 57 HADÎD (12-18)

Cüz : 27

 

 

يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْرَيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ -12, يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذِينَ اَمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ  قِيلَ ارْجِعُوا وَرَآءَ كُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌ بَاطِنُهُ فِيهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُ -13, يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ قَالُوا بَلَى وَلَكِنَّكُمْ فَتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ اْلاَمَانِىُّ حَتَّى جَآءَ اَمْرُ اللهِ وَغَرَّكُمْ بِاللهِ الْغَرُورُ -14, فَالْيَوْمَ لاَ يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلاَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مَأْوَيكُمُ النَّارُ هِىَ مَوْلَيكُمْ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ -15, اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ اَمَنُوآ اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلاَ يَكُونُوا كَالَّذِينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ  فَطَالَ عَلَيْهِمُ اْلاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ -16, اِعْلَمُوآ اَنَّ اللهَ يُحْيىِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ اْلاَيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ -17, اِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوا اللهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَرِيمٌ -18,

 

7 12 O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki, nurları önlerinde ve sağlarında parlayıp koşuyor. Kendilerine: “Bugün müjdeniz altla-rından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir” denilir. İşte bü-yük kurtuluş budur. 13 O gün iki yüzlü erkekler ve iki yüzlü kadınlar, süratle cennete gitmekte olan mü’minlere derler ki: “Ne olur bize bakın bekleyin de si-zin nurunuzdan istifade edelim.” Onlara: “Arkanıza dönün de, nur arayın” deni-lir ve böylece aralarına, kapısı bulunan bir sûr çekilir ki, onun içinde rahmet vardır, dış yüzünde de azap. 14 Münafıklar o gün mü’minlere seslenirler: “Biz sizinle beraber değil miydik?” Mü’minler: “Evet beraberdiniz” derler. “Fakat siz kendinizi, kendiniz yaktınız. Hep mü’minlerin felaketini gözlediniz. İslâm dini hakkında şüphe ettiniz, sizi kuruntular aldattı, sizi o çok aldatan şeytan veya dünya Allah’a karşı güvendirerek, sizi Allah ile aldattı da nihayet ölüm veya Allah’ın azabı gelip çattı.”

15 Ve böylece bugün siz münafıklardan ve Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerden, hiçbir fidye kabul edilmeyecek. Sizin varacağınız yer ateş-tir. O sizin tek sığınağınızdır ve ne kötü bir varış yeridir. 16 İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki, kalpleri Allah’ın zikrine ve inen Kur’ân’a karşı saygı duyup yumuşasın ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle, kalpleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi ol-masınlar. 17 Bilin ki, Allah ölümünden sonra, yere taze can verir. Belki aklınızı kullanırsınız diye, size ayetleri açıkça bildirdik. 18 Şüphe yok ki, sadaka veren erkek ve kadın mü’minlerle Allah’a gönül hoşluğuyla mallarından, fedakarlıkta bulunanların verdikleri şey, yine kendileri için kat kat artırılır ve onlara çok de-ğerli bir mükafat da vardır. 8

 

 

Cüz : 27

94 / 57 HADÎD (19-24)

539

 

 

وَالَّذِينَ اَمَنُوا بِاللهِ وَرُسُلِهِ اُولَئِكَ هُمُ الصِّدِّيقُونَ وَالشُّهَدَآءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاَيَاتِنَآ اُولَئِكَ اَصْحَابُ الْجَحِيمِ -19, اِعْلَمُوآ اَنَّمَا الْحَيَوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى اْلاَمْوَالِ وَاْلاَوْلاَدِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ  ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى اْلاَخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَوةُ الدُّنْيَآ اِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ -20, ساَبِقُوآ اِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَآءِ وَاْلاَرْضِ اُعِدَّتْ لِلَّذِينَ اَمَنُوا بِاللهِ وَرُسُلِهِ ذَلِكَ فَضْلُ اللهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَآءُ وَاللهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ -21, مَآ اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فِى اَنْفُسِكُمْ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَا اِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللهِ يَسِيرٌ -22, لِكَيْلاَ تَأْسَوْا عَلَى مَا فَاتَكُمْ  وَلاَ تَفْرَحُوا بِمَآ اَتَيكُمْ وَاللهُ لاَ يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ -23, اَلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللهَ هُوَ الْغَنِىُّ الْحَمِيدُ -24,

 

7 19 Allah’a ve peygamberlerine iman edenler, evet işte onlar, Rab-leri yanında sözü, özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Ahiret-te onların bolca sevapları, önlerinde ve sağ taraflarında koşan nurları vardır. Bizden gelen gerçekleri örtbas edip, ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemliklerdir.

 

/ 20 Bilin ki ey insanlar! Bu dünya hayatı ve yaşantısı, sadece bir oyundan, geçici bir eğlence ve bir süs ve aranızda bir övünme ve böbürlenme aracıdır, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu dünyanın durumu, ha-yat getiren yağmurun hikayesine benzer: Yağmurun yeşerttiği bitki, toprağı e-kenlere sevinç verir, ama sonra kurur ve sen onun sarardığını görürsün. Sonra çör-çöp olmuş, dağılıp gitmiştir. Ve ahirette ise, Allah’tan gelen gerçekleri ört-bas edenler için, çetin bir azap, itaat edenler için ise, bağışlanma ve hoşnutluk vardır ve dünya hayatı, aldatıcı bir geçimlikten ve yararlanmadan ibarettir. 21 Bu sebeple Rabbinizin bağışlayıcılığına nail olmak ve böylece Allah’a ve elçisi-ne iman edenler için hazırlanmış bulunan, genişliği gökler ve yer kadar olan cenneti elde etmek yolunda, birbirinizle yarışın. Bu Allah’ın dilediğine bağışla-dığı bir lütfudur. Çünkü Allah, sonsuz lütuf sahibidir. 22 Ne yeryüzünde, ne de kendi canlarınızda meydana gelen hiçbir musibet, afet ve hastalık yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphe yok ki bu yazıl-ması gerekenler, ne kadar çok olursa olsun Allah’a pek kolaydır. 23 Bu gerçe-ği iyi bilin ki, elinizden kaçan iyi ve güzel şeylere üzülmeyesiniz ve elinize ge-çen iyi ve güzel şeylerle de, boş yere şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip küstahça davrananları sevmez.

24 Ki o kendini beğenmişler, Allah’ın nimetleri üzerinde cimrilik edip, başkalarına da cimrice davranmayı tavsiye ederler. Kim hak yolda, malını ver-mekten yüz çevirirse, bilsin ki Allah, hiçbir kimseye ve hiçbir şeye muhtaç de-ğildir ve tek övülmeye layık olandır. 8

 

 

540

94 / 57 HADÎD (25-29)

Cüz : 27

 

 

لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَاَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ اِنَّ اللهَ قَوِىٌّ عَزِيزٌ -25, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا وَاِبْرَهِيمَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ -26, ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَى اَثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاَتَيْنَاهُ اْلاِنْجِيلَ وَجَعَلْنَا فِى قُلُوبِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَامَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلاَّ ابْتِغَآءَ رِضْوَانِ اللهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا فَاَتَيْنَا الَّذِينَ اَمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ -27, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَاَمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِهِ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ -28, لِئَلاَّ يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَىْءٍ مِنْ فَضْلِ اللهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَآءُ وَاللهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ -29,

 

7 25 Andolsun ki biz elçilerimizi, açık açık delillerle gönderdik ve in-sanların adaleti ayakta tutmaları için, beraberlerinde kitabı ve adalet ölçülerini indirdik. Bir de size içinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulu-nan, demiri kullanma yeteneği bağışladık ki, mü’minler o demirden yaptıkları aletlerle, düşmanlarına karşı savaşsınlar. Bu, Allah’ı görmeden O’nun dinine ve peygamberlerine yardım edenleri ortaya çıkarması içindir. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, çok kuvvetlidir.

 

/ 26 Andolsun biz, Nuh’u ve İbrahim’i de peygamber olarak gön-derdik ve soylarına da peygamberlik ve kitap verdik. Derken onlardan doğru yolu bulanlar da var, ama pek çoğu da doğru yoldan çıkıp, azıp sapanlardan olmuşlardı. 27 Ve sonra onların ardından, öteki elçilerimizi gönderdik ve za-man içinde arkalarından kendisine İncil verdiğimiz, Meryem oğlu İsa’yı gönder-dik, O’na sadık bir şekilde uyanların kalplerine, şefkat ve merhamet yerleştir-dik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz onlara gerekli kılmamıştık. Yalnız Allah’ın rızasını kazanmak için, O’nu kendileri uydurdular. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. Fakat on-ların da bir çoğu yoldan çıkmışlardı.

28 Ey iman edenler! Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın ve O’nun elçisine inanın ki, O size rahmetinden iki kat versin ve size aydınlığında yürüyeceğiniz bir nur sağlasın ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. 29 Bize de kitap verildi diyen, geçmiş din mensupları bilsinler ki, Allah’ın lütfundan ve yardımından, hiç birşeyi geri çevirmeye onların gücü yetmez. Bütün lütuf ve ihsan Allah’ın elindedir, onu di-lediğine verir. Allah büyük lütuf ve ihsan sahibidir.