Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 2. Sayfa - Abd

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ

الم -1, ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ -2, اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلوَةَ  وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ -3, وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَآ اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِاْلاَخِرَةِ هُمْ ‏يُوقِنُونَ -4, اُولَئِكَ عَلَى هُدىً  مِنْ رَبِّهِمْ وَاُولَئِكَ  هُمُ الْمُفْلِحُونَ -5,

 

2   BAKARA SÛRESİ

 

Diğer sûrelerde de olduğu gibi, içinde bulunan telkin ve emirlerle Allah’ın gösterdiği yolda yürüyenlerin gerçek mutluluğa eren kimseler olacağını anlatır. Bu mutluluğa ermek için hep bu yola davet ve çağrı vardır. Bu eksen etrafında da sûre imanın temellerini belirler. Uymayanların akıbetlerini ve sıfatlarını anlatır. Bu konular anlatılırken de ayetlerde Adem ve İsrailoğullarından örnekler verilerek Hz. Muhammed’in getirdiği din olan İslâm’a uymak ilkeleri emredilir.

Bu sûrede kulluğumuzun gerekleri olan namaz, oruç, hac, zekat ve cihad emirleri farz kılınırken içki, kumar, faiz yasaklanır. Günlük hayatın ahengini temin için sosyal, ekonomik, politik ve uluslararası mes’elelerin çözümü için gerekli kanun ve düzenlemeler belirlenir. Ayrıca nikah, evlenme, boşanma prensipleri belirtilerek; sosyal yardımlaşma sistemi olan infakın değeri ve mecburiyeti müslümanlara önemle işaret edilir.

Kur’ân’ın en uzun sûresi olup, tek tek okunan harflerle başlayan sûrelerin de ilkidir.[1]

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

 

/ 1 Elif, Lâm, Mîm. 2 Anlattığı konularda hiçbir şüpheye yer bırakmayan bu kitap; yolunu Allah’ın kitabıyla bulmak isteyenlere cennet yolunu gösterir. 3 Onlar ki, akıl ve duyularla değil ancak vahiyle, bilinen gerçeklerin varlığına inanırlar ve hayatlarını düzenleyen namazlarına dikkatli ve devamlıdırlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah rızasını kazanmak için başkalarına harcarlar. 4 Ve onlar ki, sana ve senden önce indirilene de inanırlar. Onlar öteki dünyanın varlığından da kesin bir bilgiyle emindirler. 5 İşte Rablerinin gösterdiği cennet yolunda yürüyen ve gerçek mutluluğa erecek kimseler de onlardır. 18

 

 

2

87 / 2 BAKARA (6-16)

Cüz : 1

 

 

اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَ اَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ -6, خَتَمَ اللهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ -7, وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اَمَنَّا بِاللهِ وَبِالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ -8, يُخَادِعُونَ اللهَ وَالَّذِينَ اَمَنُوا ‏وَمَا يَخْدَعُونَ اِلاَّ اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ -9, فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللهُ مَرَضًا وَلَهُمْ ‏عَذَابٌ اَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ -10, وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُوا فىِ اْلاَرْضِ قَالُوآ اِنَّمَا نَحْنُ ‏مُصْلِحُونَ -11, اَلآ اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لاَ يَشْعُرُونَ -12, وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اَمِنُوا كَمَآ اَمَنَ النَّاسُ قَالُوآ ‏اَنُؤْمِنُ كَمَآ اَمَنَ السُّفَهَآءُ اَلآ اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَآءُ وَلَكِنْ لاَ يَعْلَمُونَ -13, وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ ‏اَمَنُوا قَالُوآ اَمَنَّا وَاِذَا خَلَوْا اِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُوآ اِنَّا مَعَكُمْ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ -14, اَللهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ -15, اُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدى فَمَا ‏رَبِحَتْ تِجاَرَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ -16,

 

7 6 Unutma ki Allah’tan gelen gerçekleri, örtbas edenleri uyarıp u-yarmaman farketmez. Onlar inanmazlar. 7 Allah onların kalplerini ve kulakla-rını mühürlemiştir ve gözlerinin üzerinde de gerçekleri görmeye engel bir per-de vardır; böylelikle gerçeği görmezler, en büyük azap onlara hazırlanmıştır.

 

/ 8 İnsanlardan öyle kimseler vardır ki gerçekte inanmadıkları halde “Biz Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler. 9 Aslında onlar, böylece Allah’ı ve iman etmiş olanları aldatmak isterler. Halbuki onlar kendilerinden başka kimseyi aldatamazlar, bunun da farkına varamazlar. 10 Kalplerinde gizli inkâr hastalığı vardır. Allah hastalıklarını daha da artırmıştır. Yalan söyledik-lerinden dolayı onları acıklı bir azap beklemektedir. 11 Onlara “Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın” dendiği zaman: “Biz sadece düzelticileriz” diye cevap verirler. 12 Dikkat edin, gerçekte onlar bozgunculardır ama anlamazlar. 13 Onlara “Müslümanların inandığı gibi inanın” denildiğinde “Şu beyinsizlerin inandığı gibi mi?” diye cevap verirler. Gerçekte onlardır dar görüşlü beyin-sizler, ama bunu bilmezler. 14 İman edenlerle karşılaştıklarında, “Biz de sizin gibi inandık” derler. Azılı, sapık, insan ve cin arkadaşlarıyla başbaşa kaldık-larında, “Aslında biz sizin yanınızdayız, onlarla sadece alay ediyoruz” derler. 15 Allah da bu alaycı tavırlarından dolayı, onlara hak ettikleri karşılığı verecek ve onları azgınlıklarıyla başbaşa bırakacak, şaşkınca bocalamaya terkedecek-tir. 16 Onlar hidayete karşılık sapıklığı değişmişler, ama bu değişimleri onlara kâr getirmemiş ve onlar doğru yolu da bulamamışlardır. 8

 

 

Cüz : 1

87 / 2 BAKARA (17-24)

3

 

 

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِى اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّآ اَضَاءَ تْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فىِ ‏ظُلُمَاتٍ لاَ يُبْصِرُونَ -17, صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ -18, اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَآءِ فِيهِ ‏ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ اَصَابِعَهُمْ فىِ آذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللهُ ‏مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ -19, يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُمْ كُلَّمَآ اَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَاِذَآ اَظْلَمَ ‏عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَآءَ اللهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْ اِنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ ‏قَدِيرٌ -20, يَآاَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِى خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ ‏تَتَّقُونَ -21, اَلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اْلاَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَآءَ بِنَآءً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَآءِ مَآءً فَاَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْ فَلاَ تَجْعَلُوا لِلَّهِ اَنْدَادًا وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ -22, وَاِنْ كُنْتُمْ فىِ رَيْبٍ مِمَّا ‏نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَآءَ كُمْ مِنْ دُونِ اللهِ اِنْ كُنْتُمْ ‏صَادِقِينَ -23, فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِى وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ اُعِدَّتْ ‏لِلْكَافِرِينَ -24,

 

7 17 Onların hali, bir ateş yakan kimsenin haline benzer ki; o ateş çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların ışığını alıp, zifiri karanlıkta bıra-kıvermiştir. 18 İnanmış gibi görünen o gizli inkârcılar sağır, dilsiz, kördürler; artık doğru yola, hakka dönmezler. 19 Ya da onların durumu zifiri karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle gelen şiddetli yağmura tutulmuş, şaşkın kimsenin perişan haline benzer ki, ölümün dehşeti içinde yıldırımlardan korun-mak için parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Ama Allah hakkı örtbas eden, gün-demden kaldıran bu kâfirleri tamamen kuşatmıştır. 20 Çakan şimşek nere-deyse gözlerini kapıp alıverecek, şimşek çakıp çevreleri aydınlanınca hareket ederler, karanlık üzerlerine çökünce oldukları yerde çakılıp kalırlar. Eğer Allah dileseydi onları kör ve sağır ediverirdi. Şüphesiz Allah’ın herşeye gücü yeter.

 

/ 21 Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, o zaman müttaki olur, bu kulluk ile de cennet yolunu bulmuş o-lursunuz. 22 O Allah ki, yeryüzünü size bir dinlenme yeri, gökyüzünü de bir şemsiye ve çardak gibi yapmış, gökten su indirmiş ve onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarmıştır. O halde tek ve bir olduğunu bile bile, Allah’a ortak olabilecek tarzda kanun koyucular ve itaat edilecek kimseler kabul etmeyin.

23 Eğer kulumuz Muhammed (s.a.v)’e ayet ayet, sûre sûre indirdiği-miz vahiyden şüphe ediyorsanız, o zaman aynı değerde “Bir sûre getirin de görelim ve eğer dediğiniz doğruysa, Allah’tan başka güvendiklerinizi de size şahitlik etmek üzere çağırın.”

24 Eğer bunu “yapmıyorsanız ki hiçbir zaman yapamıyacaksınız, o zaman yakıtı insanlar ve taşlar olan Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirler için hazırlanmış o cehennem ateşinden sakının.” 8

 

 

4

87 / 2 BAKARA (25-29)

Cüz : 1

 

 

وَبَشِّرِ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا ‏اْلاَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقاً قَالُوا هَذَا الَّذِى رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا‏ وَلَهُمْ فِيهَآ اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -25, اِنَّ اللهَ لاَ يَسْتَحْيِى اَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً مَا ‏بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَافَاَمَّا الَّذِينَ اَمَنُوا فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَاَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَآ اَرَادَ اللهُ ‏بِهَذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَيَهْدِى بِهِ كَثِيرًا وَمَا يُضِلُّ بِهِ اِلاَّ الْفَاسِقِينَ -26, اَلَّذِينَ يَنْقُضُونَ ‏عَهْدَ اللهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَآ اَمَرَ اللهُ بِهِ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فىِ اْلاَرْضِ اُولَئِكَ ‏هُمُ الْخَاسِرُونَ -27, كَيْفَ  تَكْفُرُونَ بِاللهِ وَكُنْتُمْ اَمْوَاتًا فَاَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ  يُحْيِيكُمْ ثُمَّ ‏اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ  -28, هُوَ الَّذِى خَلَقَ لَكُمْ مَا فىِ اْلاَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَى اِلَى السَّمَآءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ ‏سَمَوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ -29,

 

7 25 İman etmiş olup, bu imanın gereği olan doğru ve faydalı işler yapanlara müjdele ki, ağaç ve köşklerinin altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Onlara ne zaman rızık olarak oradan bazı meyveler tattırılsa, “Bun-lar bize daha önce verilenlerin aynısıymış” derler. Bu rızık onlara bazı yönler-den dünyadakine benzer olarak verilmiştir. Onlar orada tertemiz eşler bulacak-lar ve orada ebedî olarak kalacaklardır.

26 Bakınız Allah bir sivrisineği hatta ondan daha büyük veya daha küçük bir şeyi örnek getirmekten kaçınmaz. Artık iman etmiş olanlar, bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Allah’tan gelen gerçekleri ört-bas eden kâfirler ise “Bu örnek ile Allah ne demek istiyor acaba?” derler. Bu yolla Allah birçoğunu saptırırken, birçoğunu da doğruya yöneltir. Fakat Allah, ancak dosdoğru yoldan çıkanları saptırır. 27 Bu fasıklar, söz verip bağlandık-tan sonra Allah’a verdikleri sözü bozarlar, Allah’ın sürdürülmesini emrettiği her türlü insani ilişkiyi keserek, îmanî, ahlâkî, sosyal bağları koparıp ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayacak olanlar onlardır.

28 Cansız iken, size hayat veren ve sizi ölüme götüren sonra tekrar diriltip hayata kavuşturan ve sonunda kendisine döndürüleceğiniz Allah’ı nasıl inkâr edersiniz?

29 Dünya üzerinde ne varsa sizin için yaratan, sonra tüm gökyüzünü iradesi altına alarak onları yedi gök şeklinde düzenleyen Allah’dır; Ve yalnızca işte bu Allah’tır herşeyi tam bilen.

 

 

Cüz : 1

87 / 2 BAKARA (30-37)

5

 

 

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَئِكَةِ اِنِّى جَاعِلٌ فىِ اْلاَرْضِ خَلِيفَةً ‏قَالُوآ اَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَآءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ ‏اِنِّى اَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ -30, وَعَلَّمَ اَدَمَ اْلاَسْمَآءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُنِى بِاَسْمَآءِ هَؤُلآء اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -31, قَالُوا سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَآ اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ -32, قَالَ يآاَدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَآئِهِمْ فَلَمَّآ اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَائِهِمْ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنِّى اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ ‏وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ -33, وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلَئِكَةِ اسْجُدُوا  ِ لاَدَمَ فَسَجَدُوآ اِلاَّ ‏اِبْلِيسَ اَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ -34, وَقُلْنَا يَآاَدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ ‏وَكُلاَ مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ  تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ‏ الظَّالِمِينَ -35, فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ ‏لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فىِ اْلاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلَى حِينٍ -36, فَتَلَقَّى اَدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ ‏فَتَابَ عَلَيْهِ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ -37,

 

/ 30 Bir zamanlar Rabbin meleklere: Bakın ben yeryüzünde benim hükümlerimi uygulayacak bir halife, bir temsilci yaratacağım demişti de, melek-ler: “Biz seni övgüyle yücelterek takdis edip sana saygı gösterip dururken, orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın?” dediler. Ama Allah onlara: “sizin bilmediğiniz çok şey var onları ben bilirim” dedi. 31 Allah, Adem’e herşeyin ismini öğretti. Sonra onları meleklere sunup: “Dedikle-riniz doğruysa, haydi bu şeylerin isimlerini bana söyleyin bakalım” dedi. 32 Melekler de: “Sen her yönden kusursuz ve eksiksizsin. Senin bize bildirdiğin dışında bir bilgimiz yoktur. Doğrusu, yalnız sensin herşeyi bilen ve herşeyi uygun biçimde yapan” diye cevap verdiler. 33 Allah buyurdu: “Ey Adem! Bun-ların isimlerini onlara sen bildir” Adem onları isimleriyle söyleyip bildirince, Allah: “Size göklerin ve yerin gizli gerçeklerini, açıkladıklarınızın ve gizledikleri-nizin tümünü yalnız ben bilirim dememiş miydim?” dedi. 34 Sonra meleklere “Haydi Adem’in önünde secde edin” dediğimizde İblis dışında hepsi yere kapandı. O ise, reddetti bunu, kibrine yediremedi ve hakkı görmezlikten gele-rek inkârcılardan oldu. 35 Sonra “Ey Adem!” dedik “Sen ve eşin cennete yerleşin, orada dilediğinizden serbestçe yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, yoksa yaratılış gayesi dışına çıkmış olursunuz.” 36 Ama şeytan orada ikisini de kandırıp ayaklarını kaydırdı da, böylece sahip oldukları konumu yitirmeleri-ne sebep oldu. Bu yüzden biz: “Buradan çıkıp gidin, bundan sonra birbirinize düşman olarak yaşayın sizin için yeryüzünde bir müddet barınacak ve geçine-cek bir yer vardır” dedik. 37 Derken Adem, Rabbinden tevbeye götürücü söz-ler belleyip aldı ve O’na yalvardı. Allah da O’nun tevbesini kabul etti. Çünkü tevbeyi çokça kabul eden ve kullarına çokca acıyan O’dur. 8

 

 

6

87 / 2 BAKARA (38-48)

Cüz : 1

 

 

قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا فَاِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ مِنّىِ هُدىً ‏فَمَنْ تَبِعَ هُدَاىَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ -38, وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاَيَاتِنَآ اُولَئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -39, يَابَنِى اِسْرَآئِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِىَ الَّتِى اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَوْفُوا بِعَهْدِى اُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَاِيَّاىَ فَارْهَبُونِ -40, وَاَمِنُوآ بِمَا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلاَ تَكُونُوآ اَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلاَ تَشْتَرُوا بِاَيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً وَاِيَّاىَ فَاتَّقُونِ -41, وَلاَ تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ -42, وَاَقِيمُوا الصَّلوَةَ وَآتُوا الزَّكَوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ -43, اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلاَ تَعْقِلُونَ -44, وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلوَةِ وَاِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ اِلاَّ  عَلَى الْخَاشِعِينَ -45, الَّذِينَ يَظُنُّونَ  اَنَّهُمْ مُلاَقُو رَبِّهِمْ وَاَنَّهُمْ اِلَيْهِ راَجِعُونَ -46, يَابَنِى اِسْرَآئِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِىَ الَّتِى اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ -47, وَاتَّقُوا يَوْماً لاَ تَجْزِى نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ هُمْ يُنْصَرُونَ -48,

 

7 38 Hepiniz bu cennetten çıkıp yeryüzüne inin, tarafımdan size bir yol gösterme geldiğinde kim bu doğru yoluma uyarsa onlar için ne korku vardır ne de üzüntü. 39 Ama Allah’tan gelen gerçekleri örtüp görmemezlik edenlere ve mesajlarımızı yalan sayanlara gelince, işte onlar, içinde ebedî yaşayıp kal-mak üzere ateşe mahkum olan kimselerdir.

 

/ 40 Ey İsrailoğulları! Ey Yakub’un torunları! Size bağışladığım o nimetleri hatırlayın ve Bana verdiğiniz sözü tutun ki, Ben de sözümü tutayım; dünya ve ahiret nimetlerimi size vereyim ve benden, yalnız benden sakının. 41 Bunun için de, size geçmişte vahiyle bildirilmiş olan haberleri doğrulayıcı nite-likle indirdiğim bu vahye inanın, O’nun gerçekliğini örtbas edenlerin ilki olma-yın, mesajlarımı küçük bir kazanca değişmeyin, ne kazanıp ne kaybettiğinize bir bakın ve bana, yalnızca bana karşı sorumluluk bilinci taşıyın. 42 Bile bile gerçekleri değersiz ve geçersiz şeylerle örtüp gizlemeyin 43 Namaza dikkatli ve devamlı olun, karşılıksız mâlî yardım olan zekatı verin. Allah’ın huzurunda rükû ederek eğilenlerle beraber eğilin. 44 Siz kendinizi unutarak diğer insanla-ra iyilik yapmayı ve erdemli olmayı mı emredersiniz, hem de Allah’ın kitabını okuyup durduğunuz halde, siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?

45 Ey mü’minler! Sabır ve namaza sarılarak Allah’tan yardım dileyin. Bu tam bir sığınma duygusu içinde yürekten Allah’a yönelenler dışında, herkes için zor bir iştir. 46 Onlar ise sonunda Rablerine kavuşacaklarını ve O’na dö-neceklerini kesinlikle bilirler.

 

/ 47 Ey İsrailoğulları! Size bağışladığım nimetleri ve sizin diğer toplumlara karşı üstün gelmenizi sağladığım günleri hatırlasanıza! 48 Ve hiçbir insanın ötekine en ufak bir yararının dokunamayacağı, hiç kimseden aracılığın kabul edilmeyeceği, hiç kimseden cezasının affı için bedel alınmaya-cağı ve hiç kimsenin yardım görmeyeceği günün mutlaka gelip çatacağı takva bilinciyle yaşasanıza! 8

 

 

Cüz : 1

87 / 2 BAKARA (49-57)

7

 

 

وَاِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ اَبْنَآءَ كُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَ كُمْ وَفِى ذَلِكُمْ بَلآءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ -49, وَاِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَاَنْجَيْنَاكُمْ وَاَغْرَقْنَآ اَلَ فِرْعَوْنَ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ -50, وَاِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى اَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ -51, ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ -52, وَاِذْ آتَيْناَ مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ -53, وَاِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوآ اِلَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوآ اَنْفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ -54, وَاِذْ قُلْتُمْ يَامُوسَى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى نَرَى اللهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ -55, ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ مِنْ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ -56, وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِنْ كَانُوآ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ -57,

 

7 49 Ey israiloğulları! Oğullarınızı boğazlayıp, kadınlarınızı hayasız-laştırıp sağ bırakarak sizi azapların en kötüsüyle azaplandıran, Firavun taraf-tarlarının elinden sizi kurtardığımızı hatırlayın. Bu işte Rabbinizden büyük bir imtihan vardı sizin için. 50 Ve önünüzdeki denizi yarıp, sizi nasıl kurtardığımızı gözlerinizin önünde Firavun’un adamlarını nasıl boğduğumuzu, 51 ve nasıl Musa’yı Sina dağında kırk gece tuttuğumuzu ve O’nun yokluğunda takılarınız, süs eşyalarınızla edindiğiniz buzağıya tapmaya başladığınızı ve böylece za-limlerden olduğunuzu, 52 dahası bütün bunlardan sonra belki şükredenlerden olursunuz diye, günahlarınızı affettiğimizi hatırlayın.

53 Ve hatırlayın, Musa’ya Tevrat’ı ve doğruyu yanlıştan fark ettiren ölçüyü vermiştik ki, böylece doğruya yönelesiniz.

54 Ve Musa halkına dönüp “Ey halkım!” demişti. Doğrusu buzağıya taparak kendinize yazık ettiniz. O halde tevbe ederek tekrar yaratıcınıza yöne-lin ve size bu günahı işleten benliğinizi öldürüp yok edin veya bu suçunuzdan dolayı; buzağıya tapmayanlar, tapanları öldürün veya intihar ederek, kendi kendinizi öldürerek yok edin. Bu sizin için yaratıcınız katında en hayırlısı ola-caktır. Bunun üzerine O, tevbenizi kabul etmişti. Çünkü yalnız O’dur tevbeleri kabul eden ve kullarına acıyan.

55 Bir de hatırlayın o zamanı ki: “Ey Musa! Biz Allah’ı kendi gözü-müzle görmedikçe sana asla inanmayacağız” dediğinizde sizi hemen bir yıldı-rım yakalamıştı da siz de hiçbir şeye gücü yetmez ölü gibi bakıp kalmıştınız.

56 Sizi bu ölümünüzden sonra belki şükredenlerden olursunuz diye tekrar dirilttik.

57 Ve bulutların sizi gölgeleriyle rahatlatmasını sağladık, ayrıca “Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yararlanın” diyerek kudret helvası ve bıldırcın da gönderdik. Onlar işledikleri bu günahlarla zulmü bize değil kendile-rine ettiler. 8

 

 

8

87 / 2 BAKARA (58-61)

Cüz : 1

 

 

وَاِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هَذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ -58, فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا قَوْلاً غَيْرَ الَّذِى قِيلَ لَهُمْ فَاَنْزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ -59, وَاِذِاسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللهِ وَلاَ تَعْثَوْا فِى اْلاَرْضِ مُفْسِدِينَ -60, وَاِذْ قُلْتُمْ يَامُوسَى لَنْ نَصْبِرَ عَلَى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ اْلاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِى هُوَ اَدْنَى بِالَّذِى هُوَ خَيْرٌ اِهْبِطُوا مِصْرًا فَاِنَّ لَكُمْ مَا سَاَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَآؤُا بِغَضَبٍ مِنَ اللهِ ذَلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاَيَاتِ اللهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّنَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ -61,

 

7 58 Ve yine hatırlayın o günleri, biz şöyle demiştik: “Girin şu bel-deye, yiyeceklerinden dilediğiniz kadar bol bol yiyin, fakat kapısından saygı göstererek, boyun eğerek girin ve günahlarımızın yükünü üzerimizden kaldır deyin ki, günahlarınızı bağışlayalım ve iyilik yapanlara daha fazlasını verelim” demiştik.

59 Ama varlık sebebine aykırı davrananlar, bu sözü kendilerine söy-lenen şekilden başka bir şekle soktular. Bunun üzerine biz de yoldan çıkmala-rından dolayı gökten bir azap indirdik.

 

/ 60 Ve yine bir keresinde Musa, Tîh çölünde kavminin su ihtiyacı için bizden su istemişti de, biz de kendisine “Asan ile taşa vur” demiştik. Bu-nun üzerine o taşdan oniki kaynak fışkırmıştı ki, böylece halkın her bölüğü su alacağı pınarı bilmişti. Onlara, Allah’ın rızkından yiyin, için ama yeryüzünde bozgunculuk yaparak, karışıklık çıkarmayın demiştik.

61 Hani siz bir zamanlar “Ey Musa! Her zaman aynı yiyecek… Buna dayanamayız. Öyleyse Rabbine dua et de, bize her yerde yetişen ürünlerden sebze, salatalık, sarımsak, mercimek, soğan gibi ürünler çıkarsın” demiştiniz. Musa: “Daha hayırlı olanları, daha aşağılık olanlarla mı değiştirmek istiyor-sunuz? O halde utanç içinde ve düşkün bir durumda şehre dönün, orada istediğiniz şeylere kavuşabilirsiniz” demişti. Böylece onlar zillet ve hakarete maruz kaldılar ve Allah’ın gazabına uğradılar. Bütün bunlar, Allah’ın mesajının gerçekliğini örtbas ederek kâfir olmaları ve kendilerine göre de haklı bir sebeb-leri olmaksızın peygamberleri öldürmek gibi bir haksızlık işlemeleri yüzünden-dir. Yine bütün bunlar, Allah’a isyan etmeleri ve sınırı aşmalarından dolayıdır.

 

 

Cüz : 1

87 / 2 BAKARA (62-69)

9

 

 

اِنَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ مَنْ اَمَنَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ -62, وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا آتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ -63, ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَلَوْلاَ فَضْلُ اللهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ -64, وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِى السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ -65, فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ -66, وَاِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اِنَّ اللهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوآ اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ اَعُوذُ بِاللهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ -67, قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِىَ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لاَ فَارِضٌ وَلاَ بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ -68, قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَآءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ -69,

 

/ 62 Şüphesiz son gelen kitaba iman edenler ile Yahudi inancının takipçilerinden, Hıristiyanlardan ve Sabiîlerden olduğu halde Allah’a ve ahiret gününe inanarak müslüman olmuş ve bu inancının gereği doğru ve yararlı işler yapmış olanların tümü, Rablerinden kazandıkları mükafatları olan cenneti elde edeceklerdir. Onlar cennette ne korkacak ne de üzüleceklerdir. 63 Hani bir za-manlar, Tur dağını üzerinize yükselterek sizden sağlam bir söz almıştık ve si-ze verdiğimiz kitaba bütün gücünüzle sımsıkı sarılın, Tevrat’ta olanları devamlı hatırlayın ki, yolunu Allah’ın kitabıyla bulan müttakilerden olasınız.

64 Ama arkasından yine sözünüzden dönmüştünüz. Allah’ın ikram ve acıması olmasaydı, kendinizi zarar etmişler arasında bulurdunuz. 65 Nitekim içinizde cumartesi gününün kutsallığını, çiğneyip geçenleri bildiniz. Bu davra-nışlarından dolayı onlara aşağılık maymunlar olun dedik. 66 Ve o maymunlaş-mış insanları, görenlerle sonradan gelenlere uyarıcı bir örnek ortaya koyduk. Yolunu Allah’ın kitabıyla bulanlara, ibret alınacak bir ders haline getirdik.

67 Bir zamanlar, Musa halkına: “Dinleyin! Allah bir sığır kurban etme-nizi emrediyor” demişti. Onlar: “Sen bizimle alay mı ediyorsun?” dediler. Musa da: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti. 68 Onlar: madem öyle “Ey Musa! Rabbine bizim için sor da, bunun nasıl bir kurbanlık olacağını bize açıklasın” dediler. Musa: “Bakın” dedi. “O ne yaşlı, ne körpe, ama ikisi arasın-da orta yaşta bir sığır olmasını istiyor. O halde size verilen emri yerine getirin!” 69 Onlar: “Rabbine bizim için sor da, onun renginin nasıl olacağını bize açıklasın” dediler. Musa’nın cevabı şu oldu: “Allah, kurbanın sapsarı parlak renkte, bakanlara zevk veren bir sığır olmasını istiyor.” 8

 

 

10

87 / 2 BAKARA (70-76)

Cüz : 1

 

 

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِىَ اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَاِنَّآ اِنْ شَآءَ اللهُ لَمُهْتَدُونَ -70, قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لاَ ذَلُولٌ تُثِيرُ اْلاَرْضَ وَلاَ تَسْقِى الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لاَ شِيَةَ فِيهَا قَالُوا اْلئَنَ جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ -71, وَاِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادَّرَءْ تُمْ  فِيهَا وَاللهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ -72, فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَلِكَ يُحْيِ اللهُ الْمَوْتَى وَيُرِيكُمْ اَيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ -73, ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِىَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةً وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ اْلاَنْهَارُ وَاِنَّ مِنْهَا  لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللهِ وَمَا اللهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ -74, اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلاَمَ اللهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ -75, وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اَمَنُوا قَالُوآ اَمَنَّا وَاِذَا خَلاَ بَعْضُهُمْ اِلَى بَعْضٍ قَالُوآ اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَآجُّوكُمْ بِهِ عِنْدَ رَبِّكُمْ اَفَلاَ تَعْقِلُونَ -76,

 

7 70 Onlar, yine demişlerdi: “Rabbine bizim için sor da, o kurbanlı-ğın nasıl olacağını bize daha açık bildirsin. Çünkü bize göre, sığırlar birbirine benzer; ve sonra Allah dilerse emredileni yapabiliriz.” 71 Musa’nın cevabı şu oldu: “Allah o kurbanın, ne boyunduruğa koşulup arazi süren ve ne de ekin su-layan bir hayvan olmayacağını; kusursuz ve alacasız bir sığır olmasını istiyor.” Onlar: “İşte sonunda gerçeği bildirdin” dediler. Bunun üzerine o ineği güç bela bulup boğazladılar, az kalsın bunu yapmıyacaklardı. / 72 Ey israiloğulları! Hani siz, bir kimse öldürmüştünüz de, bu suçun sorumluluğunu birbirinizin üstüne atmıştınız. Oysa Allah sizin örtbas ettiğiniz herşeyi açığa çıkaracaktır. 73 Sığırın bir kısmıyla öldürülen adama vurun, demiştik te, vurulunca da o şa-hıs dirilivermişti. İşte böylece Allah ölüleri diriltir. Size böylece gücünü ve delillerini gösterir ki, aklınızı başınıza alasınız.

74 Ama bütün bunlardan sonra kalpleriniz katılaştı, kaya gibi hatta daha da sert oldu. Çünkü; unutmayın öyle kayalar var ki, içinden ırmaklar fışkı-rır; Ve öylesi de var ki, yarıklarından su çıkar; bazısı da Allah korkusuyla yerin-den kopup aşağı yuvarlanır. Allah yaptıklarınızı bilmez değil ki.

75 Ey peygamber ve müslümanlar! O kendilerine kitap verilenlerin, size inanacaklarını çok mu istersiniz? Aksine bunların birçoğu Allah’ın kelamı-nı dinler ama, onu anladıktan sonra, bile bile çarpıtırlardı. 76 Onlar iman etmiş olanlarla buluştuklarında, “Sizin inandığınız gibi inandık” derler; ama birbirle-riyle başbaşa kaldıklarında “Rabbinizin kelamını size karşı koz olarak kullan-sınlar diye mi Allah’ın size açıkladığı şeyleri onlara haber veriyorsunuz? Aklını-zı başınıza toplamayacak mısınız?” derler. 8

 

 

Cüz : 1

87 / 2 BAKARA (77-83)

11

 

 

اَوَلاَ يَعْلَمُونَ اَنَّ اللهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ -77, وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لاَ يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلاَّ اَمَانِىَّ وَاِنْ هُمْ اِلاَّ يَظُنُّونَ -78, فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلاً فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ اَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ -79, وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلاَّ اَيَّامًا مَعْدُودَةً قُلْ اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللهُ عَهْدَهُ اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ -80, بَلىَ مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِهِ خَطِيئَتُهُ فَاُولَئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -81, وَالَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولَئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -82, وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِى اِسْرَآئِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ اِلاَّ اللهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِى الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَاَقِيمُوا الصَّلوَةَ وَآتُوا الزَّكَوةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ اِلاَّ قَلِيلاً مِنْكُمْ وَاَنْتُمْ مُعْرِضُونَ -83,

 

7 77 Bilmiyorlar mı ki Allah, onların neyi gizlediklerini ve neyi açığa vurduklarını bilir.

78 Onlar arasında ilâhî kelamın gerçek bilgisine sahip olmayan, kitap ile ilgisiz insanlar var; ki bunlar sadece birtakım kuruntular ve hayaller peşin-dedirler. 79 O halde yazıklar olsun onlara ki, kendi elleriyle ilâhî kelamı yalan ve yanlış olarak yazıp, sonra onu az bir kazanç elde edebilmek için “Bu Al-lah’tandır” derler. Böyle diyerek kendi elleriyle yazdıklarından dolayı, yazıklar olsun onlara ve yine bütün o kazandıklarından dolayı, yazıklar olsun böylele-rine.

80 Ve onlar: “Ateş bize birkaç günden fazla dokunmaz” derler. De ki onlara: Allah’tan bir söz mü aldınız -çünkü Allah hiçbir zaman sözünden cay-maz- yoksa Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

81 Evet iş öyle değil, kim bir günah kazandı da günahı kendisini sarıp kapladıysa işte o kimseler cehennemlikdir. Onlar orada, ebedî kalıcıdırlar. 82 İman edip doğru ve yararlı işler yapanlara gelince, sürekli içinde kalmak üzere cennete girecek olanlar da böyleleridir.

 

/ 83 Ey israiloğulları! Ve bir zaman sizden şu konularda kesin söz almıştık: Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz. Anaya, babaya, akraba-ya, yetimlere ve fakirlere iyilik yapacaksınız. Bütün insanlara güzel sözler söy-leyecek, namazlarınızda dikkatli ve devamlı olacaksınız ve insanlara kar-şılıksız yardım olan zekatı vereceksiniz. Ama az bir kısmınız dışında, bu sözü-nüzden döndünüz. Zaten siz dönek kimselersiniz.

 

 

12

87 / 2 BAKARA (84-88)

Cüz : 1

 

 

وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ لاَ تَسْفِكُونَ دِمَآءَ كُمْ وَلاَ تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ -84, ثُمَّ اَنْتُمْ هَؤُلآءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِاْلاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارَى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَآءُ مَنْ يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنْكُمْ اِلاَّ خِزْىٌ فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَمَةِ يُرَدُّونَ اِلَى اَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ -85, اُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْحَيَوةَ الدُّنْيَا بِاْلاَخِرَةِ فَلاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلاَ هُمْ يُنْصَرُونَ -86, وَلَقَدْ اتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَاتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ اَفَكُلَّمَا جَآءَ كُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى اَنْفُسُكُمْ اسْتَكْبَرْتُمْ  فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ -87, وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ لَعَنَهُمُ اللهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلاً مَا يُؤْمِنُونَ -88,

 

7 84 Ey israiloğulları! Hani sizden; birbirinizin kanını dökmeyeceğini-ze, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair kesin söz almıştık, siz de bunları kabul edip şahit olmuştunuz. 85 Buna rağmen yine, sizlersiniz birbirini-zi öldürüp, kendi halkınızdan bir kısmını yurtlarından çıkaran. Onlara karşı kötülük ve düşmanlık yapmakta birleşiyorsunuz. Onları çıkarmak size yasak-lanmış iken yurtlarından çıkarıyorsunuz, sonra da esir olarak geldiklerinde fidyelerini veriyor kurtarıyorsunuz. Yoksa siz, kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatın-da rezillik ve kepazelik, ahirette de acıklı azaptan başkası değildir. Allah yap-tıklarınızı bilmez değil ki.

86 Ahiret hayatı karşılığında bu dünya hayatını satın alanlar var ya, işte böylelerinin azabı hafifletilmeyecek ve onlara yardım da edilmeyecektir.

 

/ 87 Biz Musa’ya, ilâhî kelamı verdik ve birbiri ardınca O’nu izleyen elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da apaçık belgeler, mucizeler verdik ve O’nu Cebrail veya kutsal ilham ile güçlendirdik. Ama siz, ey israil-oğulları! Ne zaman gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi gelmiş-se, ona karşı büyüklük taslayıp bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da yalanlıyor-dunuz. 88 Onlar: “Kalplerimiz örtülü ve kılıf içindedir, bizi hiçbir şey etkilemez” dediler. Hayır öyle değil, Allah onların hakkı örtbas etmelerinden dolayı, rah-metinden uzaklaştırdı. Onun için pek azı inanır. 8

 

 

Cüz : 1

87 / 2 BAKARA (89-93)

13

 

 

وَلَمَّا جَآءَ هُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جَآءَ هُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهِ فَلَعْنَةُ اللهِ عَلَى الْكَافِرِينَ -89, بِئْسَمَا اشْتَرَوْآ بِهِ اَنْفُسَهُمْ  اَنْ يَكْفُرُوا بِمَآ اَنْزَلَ اللهُ بَغْيًا اَنْ يُنَزِّلَ اللهُ مِنْ فَضْلِهِ عَلَى مَنْ يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِ فَبَآؤُا بِغَضَبٍ عَلَى غَضَبٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُهِينٌ -90, وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اَمِنُوا  بِمَآ اَنْزَلَ اللهُ قَالُوا  نُؤْمِنُ بِمَآ اُنْزِلَ عَلَيْنَا  وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَآءَ هُ وَهُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَهُمْ  قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ اَنْبِيَآءَ اللهِ مِنْ قَبْلُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ -91, وَلَقَدْ جَآءَ كُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ  مِنْ بَعْدِهِ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ -92, وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ  وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَآ اتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُوا  قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاُشْرِبُوا فِى قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَاْمُرُكُمْ بِهِ اِيمَانُكُمْ اِنْ كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ -93,

 

7 89 Daha önce, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirlere üs-tün gelmek için yardım isterlerken, Allah tarafından kendi inandıkları Allah’ın kitabını doğrulayan bir kitap gelip te, ellerindeki Allah’ın kitabından bilip öğren-dikleri gerçekler karşılarına dikilince, hemen Allah’tan gelen gerçekleri gör-mezlikten geliverdiler. Artık, Allah’ın rahmetinden uzak kalmak, o hakkı örtbas eden kâfirlerin üzerinedir.

90 Kullarından dilediğine Allah’ın peygamberlik vermesini kıskandık-ları için; Allah’ın indirdiği gerçekleri inkâr etmek suretiyle, kendilerini kötü yolda harcamaları ne kötü bir şeydir. Böylece onlar, gazab üstüne gazaba uğradılar. Bu hakkı örtbas edenler için utanç verici bir azap vardır.

91 Bir de onlara, “Allah’ın indirdiğine inanın” denildiğinde; “Biz yalnız-ca bize indirilene inanırız” derler, ötesini kabul etmezler. Halbuki O Kur’ân, kendi ellerinde bulunan İlahî kitabı doğrulayan bir gerçektir. Onlara, “Şayet siz gerçekten inanıyor idiyseniz, daha önce Allah’ın peygamberlerini neden öldü-rüyordunuz” diye sor.

92 Gerçekten Musa size açık delillerle gelmişti. Ama O’nun yokluğun-da hemen buzağıya tapmaya başlamış, varlık sebebinize aykırı davranıp zul-metmiştiniz.

93 Biz o zaman Tur Dağı’nı üzerinize yükseltip, size verdiğimiz ilâhî buyruklara bütün gücünüzle sarılın ve kulak verin diye Musa ile sizden bir söz almıştık. Bütün bu hatırlatmalara rağmen onlar: “Dinledik anladık ama karşı geliyoruz” demişlerdi. Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeleri sebebiyle, bunların kalplerini buzağı sevgisi kaplamıştır. De ki: “Eğer iman etmiş kimseler iseniz, imanınız size ne kötü şeyleri emrediyor.” 8

 

 

14

87 / 2 BAKARA (94-101)

Cüz : 1

 

 

قُلْ اِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ اْلاَخِرَةُ عِنْدَ اللهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -94, وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ اَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ وَاللهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ -95, وَلَتَجِدَنَّهُمْ اَحْرَصَ النَّاسِ عَلَى حَيَوةٍ وَمِنَ الَّذِينَ اَشْرَكُوا يَوَدُّ اَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ اَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ اَنْ يُعَمَّرَ وَاللهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ -96, قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوّاً لِجِبْرِيلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللهِ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ -97, مَنْ كَانَ عَدُوّاً لِلَّهِ وَمَلَئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَاِنَّ اللهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ -98, وَلَقَدْ اَنْزَلْنَآ اِلَيْكَ ايَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَآ اِلاَّ الْفَاسِقُونَ -99, اَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ -100, وَلَمَّا جَآءَ هُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِنَ الَّذِينَ اُوتُوا الْكِتَابَ كِتَابَ اللهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ كَاَنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ -101,

 

7 94 Ey Muhammed ve O’nun yolunda gidenler! Bu ve benzeri insanlara deyin ki: Allah katındaki ahiret yurdu, yani cennet hayatı başka hiç kimseye değil de, yalnız size mahsus ise ve bu kanaatinizde de samimi iseniz, o zaman ölümü arzulamanız gerekmez mi? 95 Ama kendi elleriyle yapıp ettik-leri ortadayken, bunu hiçbir zaman temenni edemeyeceklerdir. Varlık sebebine aykırı hareket etmiş olanları, Allah her halleriyle bilmektedir. 96 Ve sen o Ya-hudileri tüm insanlardan, hatta Allah’la birlikte başka şeylerin de ilahlığını tanı-yanlardan daha çok, hayata düşkün bulacaksın. Onlardan herbiri bin yıl yaşa-mak ister. Halbuki çok uzun yaşaması kendisini azaptan uzaklaştıracak değil-dir. Allah onların bütün yapıp-ettiklerini görmektedir.

 

/ 97 De ki: kim Cebrail’e düşmansa iyi bilsin ki; Cebrail Allah’ın izniyle; evvelce inen kitapların doğruluğunu bildiren, inananlara doğru yolu gösteren bir müjdeci olan Kur’ân’ı senin kalbine indirmiştir. 98 Ve kim de Allah’a, meleklerine, Cebrail ve Mikail de dahil O’nun elçilerine düşmanlık bes-liyorsa, Allah da, gerçekleri örtbas edenlerin hepsinin düşmanıdır.

99 Gerçekten biz sana apaçık mesajlar indirdik ve onların gerçekliğini yoldan çıkmış olanlardan başkası örtbas etmez.

100 Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir gurup onu bozmadı mı? Gerçek şu ki, aslında onların çoğu inanmıyor. 101 Allah katından kendilerine ellerinde bulunan İlahî kitabı tasdik eden bir elçi gel-diğinde, kitap verilenlerden bir gurup Allah’ın kitabını hiç bilmiyorlarmış gibi kaldırıp arkalarına attılar. 8

 

 

Cüz : 1

87 / 2 BAKARA (102-105)

15

 

 

وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلوُا الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَنُ وَلَكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَآ اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتَّى يَقُولآ اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُمْ بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ اَحَدٍ اِلاَّ بِاِذْنِ اللهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرَيهُ مَا لَهُ فِى اْلاَخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِهِ اَنْفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ -102, وَلَوْ اَنَّهُمْ اَمَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللهِ خَيْرٌ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ -103, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا لاَ تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ اَلِيمٌ -104, مَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ الْمُشْرِكِينَ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَاللهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَآءُ وَاللهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ -105,

 

7 102 Allah’ın kitabında olanlara inanmaları gerekirken, O’nu kaldı-rıp arkalarına atarak gündemden kaldırınca, onun yerine Süleyman’ın hüküm-darlığı ve peygamberliği konusunda, şeytanların uydurup söyledikleri şeylere uydular. Oysa Süleyman, kesinlikle küfre sapmamıştı. Ama o şeytanlar, haki-katleri örtbas edip kâfir olmuşlar ve halka sihir öğretiyorlardı. Ve onlar, Ba-bil’deki iki melek Hârut ve Mârût vasıtasıyla ortaya konulan yüce bilgileri kötü-ye kullanarak halka öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek: “Biz, ancak imtihan ara-cıyız. Sakın bizim Allah’tan getirdiğimiz vahiy bilgilerini sihir ve büyü yaparak, hakkı örtbas eden kâfirlerden olmayınız” demedikçe hiçbir kimseye birşey öğ-retmezlerdi. Ama, Allah’ın kitabını bırakıp şeytanlara uyan bu insanlar o iki melekten öğrendiklerini, karı ile koca arasını ayırmada kullandılar. Halbuki si-hirbazlar Allah’ın izni olmadıkça, onunla hiçbir kimseye zarar veremezler. On-lar ancak kendilerini zarara sokacak bir fayda vermeyecek şeyleri öğrenmek-teydiler. Oysa onlar, bu bilgiyi edinenlerin ahiret hayatının güzelliğinden nasip-siz kalacaklarını da iyi biliyorlardı. Canları pahasına aldıkları şey ne kötüdür, keşke bunu bilselerdi. 103 Eğer onlar, gönderilen peygamber ve kitaba iman edip, yollarını bununla bulmuş olsalardı. Bu sebeble Allah tarafından verilecek sevap, onlara iyilik getirecekti; keşke bunu bilselerdi.

 

/ 104 Ey iman edenler! Peygambere karşı, saygısızlık manası ifa-de edebilecek bir kelime olan (RÂİNÂ=bizi dinle, bize çobanlık et) yerine; ters anlama gelmesi mümkün olmayan (ÜNZURNÂ=bizi gözetle) demeyi tercih edin ve O’na daima kulak verin. Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirle-re acıklı bir azap var.

105 Ne, Allah bize de kitap verdi demelerine rağmen kitaptaki ger-çekleri gizleyen kitap ehli kâfirler, ne de Allah’la birlikte başka şeyleri ilah tanı-yan putperest müşrikler, size Rabbinizden bir hayır indirilmesini istemezler. Zi-ra Allah, dilediğini rahmetine ulaştırır. Çünkü O, sınırsız iyilik sahibidir. 8

 

 

16

87 / 2 BAKARA (106-112)

Cüz : 1

 

 

مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ اَوْ نُنْسِهَا نَاْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَآ اَوْ مِثْلِهَا اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شْىءٍ قَدِيرٌ -106, اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلاَ نَصِيرٍ -107, اَمْ تُرِيدُونَ اَنْ تَسْئَلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسَى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِاْلاِيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ السَّبِيلِ -108, وَدَّ كَثِيرٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ اِيمَانِكُمْ كُفَّارًا حَسَدًا مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتَّى يَاْتِىَ اللهُ بِاَمْرِهِ اِنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -109, وَاَقِيمُوا الصَّلوَةَ وَاَتُوا الزَّكَوةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللهِ اِنَّ اللهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ -110, وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ اِلاَّ مَنْ كَانَ هُودًا اَوْ نَصَارَى تِلْكَ اَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -111, بَلَى مَنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ اَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ -112,

 

7 106 Biz, yürürlükten kaldırdığımız veya unutturduğumuz herhangi bir mesajı mutlaka daha iyisi veya benzeri ile değiştiririz. Allah’ın herşeye gücü yettiğini bilmez misin? 107 Bilmez misin ki, göklerin ve yerin idaresi, mülkiyeti yalnızca Allah’ındır. Allah’tan başka sizi koruyacak bir dost ve yardım edecek hiç kimse yoktur.

108 Yoksa siz de peygamberinizden, daha önce Musa’dan istenilen şeyleri mi istiyorsunuz? Ama kim iman etmeyi küfür ve inkârla değiştirmeye kalkarsa dosdoğru yoldan sapmış olur.

109 Allah bize de kitap verdi, diyenlerin pek çoğu, kıskançlıklarından dolayı sizi, imandan sonra Allah’tan gelen gerçekleri örtbas ederek kafirliğe çevirmek isterler. Hatta gerçekler, kendilerine besbelli olduktan sonra bile. Ey iman edenler! Buna karşılık siz Allah’ın bu konudaki emri gelinceye kadar on-ları hoş görün, bırakın. Şüphesiz Allah’ın herşeye gücü yeter.

110 Namazınızda dikkatli ve devamlı olun, arındırıcı mali yükümlülü-ğünüz olan zekatı verin. Çünkü kendiniz için önceden yaptığınız her iyiliği Allah katında mutlaka bulacaksınız. Unutmayın! Allah bütün yaptıklarınızı gö-rür.

111 Yahudiler ya da Hıristiyanlar: “Cennete yalnız biz gireriz” diyor-lar. Bu onların kuruntusudur. De ki: “Eğer söylediklerinizde samimi iseniz, iddi-anızı kanıtlayın.”

112 Evet, gerçekten her kim Allah’ı görür gibi bir duygu taşıyarak tüm hayatında yüzünü, özünü, iradesini Allah’a teslim ederse, o Rabbi katında mükafatını cennet olarak görecektir. Orada da ne korkacak, ne de üzülecekler-dir.

 

 

Cüz : 1

87 / 2 BAKARA (113-119)

17

 

 

وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارَى عَلَى شَىْءٍ وَقَالَتِ النَّصَارَى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلَى شَىْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ فَاللهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ -113, وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللهِ اَنْ يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِى خَرَابِهَا اُولَئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ اَنْ يَدْخُلُوهَآ اِلاَّ خَائِفِينَ لَهُمْ فِى الدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى اْلاَخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ -114, وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللهِ اِنَّ اللهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ -115, وَقَالُوا اتَّخَذَ اللهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ لَهُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ -116, بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاِذَا قَضَى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ -117, وَقَالَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ لَوْلاَ يُكَلِّمُنَا اللهُ اَوْ تَأْتِينَآ اَيَةٌ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا اْلاَيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ -118, اِنَّآ اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلاَ تُسْئَلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَحِيمِ -119,

 

/ 113 Ve Yahudiler, “Hıristiyanlar geçerli, tutarlı bir inanç temelin-den yoksunlar” iddiasında bulunurken, Hıristiyanlar da aynı şekilde “Yahudiler geçerli ve tutarlı bir inanca sahip değiller” diye iddia ederler. Halbuki hepsi de kitabı okurlar, hiçbir şey bilmeyenler de onların söylediklerini aynen tekrarlayıp dururlar. Ama anlaşamadıkları şeyler konusunda, kıyamet günü aralarında hü-küm verecek olan Allah’tır.

114 Allah’ın adının, O’nun mescidlerinde anılmasına engel olan ve onları tahrip etmek için çalışan kimseden daha zalim yani yaratılış maksadı dı-şına çıkan kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak Allah korkusuyla girme-leri gerekir. Bunlar için dünyada kepazelik, ahirette de korkunç bir azap vardır.

115 Doğu da, batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz dönün, orada Allah’a dönmüş olursunuz. Şüphesiz Allah’ın imkanları ve bilgisi sınırsızdır.

116 O Yahudi ve Hıristiyanlar: “Allah çocuk edindi” dediler. Asla! O, yaratılmışlara ait, böyle niteliklerden kesinlikle uzaktır. Göklerde ve yerde ne varsa sadece O’nundur. Herşey bütün varlığıyla O’na boyun eğmiştir. 117 O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Bir şeyin varolmasını istediğinde, ona sadece “ol” der ve o şey de hemen oluverir.

118 Allah, Peygamber ve vahiy bilgisinden yoksun olanlar: “Allah bizimle konuşsaydı veya bize bir delil gelseydi” derler. Onlardan önce yaşamış olanlar da, tıpkı onlar gibi söylemişlerdi. Kalpleri hep birbirine benziyor. Şüphe-den kurtulup gerçekleri anlamak isteyenlere ayet ve işaretlerimizi yeterince a-çık ve anlaşılır kıldık.

119 Ey Muhammed! Doğrusu biz seni Kur’ân’la dosdoğru bir müjde-leyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin. 8

 

 

18

87 / 2 BAKARA (120-126)

Cüz : 1

 

 

وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ اِنَّ هُدَى اللهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَآءَ هُمْ بَعْدَ الَّذِى جَآءَ كَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلاَ نَصِيرٍ -120, اَلَّذِينَ اَتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلاَوَتِهِ اُولَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ فَاُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ -121, يَابَنِى اِسْرَآئِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِىَ الَّتِى اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ -122, وَاتَّقُوا يَوْمًا لاَ تَجْزِى نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ هُمْ يُنْصَرُونَ -123, وَاِذِ اِبْتَلَى اِبْرَهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّ قَالَ اِنِّى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًا قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِى قَالَ لاَ يَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمِينَ -124, وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًا وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرَهِيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَآ اِلَى اِبْرَهِيمَ وَاِسْمَعِيلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِىَ لِلطَّآئِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ -125, وَاِذْ قَالَ اِبْرَهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا بَلَدًا اَمِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اَمَنَ مِنْهُمْ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَلِيلاً ثُمَّ اَضْطَرُّهُ اِلَى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ -126,

 

7 120 Sen onların inanç sistemlerine uymadıkça, ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden memnun olmayacaklar. De ki: Dinleyin! Asıl doğru yol Allah’ın yoludur. Sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve isteklerine u-yacak olursan Allah’a karşı seni koruyacak ne bir dost, ne de bir yardımcı var-dır. 121 Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onun manasını anlamaya gay-ret ederek okurlar. İşte onlardır gerçekten iman edenler. Allah’tan gelen ger-çekleri örtbas eden kâfirlere gelince, asıl kaybedenler onlardır. / 122 Ey israiloğulları! Size iyilikte bulunduğum bunca nimetlerimi ve sizi tüm evrende seçkin bir toplum haline getirdiğim günleri hatırlayın. 123 Ve hiçbir insanın di-ğerine bir yararının olmayacağı, hiçbir kimseden cezasından vazgeçilme be-deli kabul edilmeyeceği, Allah’ın özel izni dışında ne olursa olsun hiçbir şefa-atin fayda vermeyeceği ve hiç kimseye de yardım edilmeyeceği bir günün gelip çatacağını aklınızdan çıkarmayın.

 

124 Ve hatırlayın o zamanı ki; Rabbi İbrahim’i buyruklarıyla sınadı-ğında, İbrahim de bunları yerine getirdiğinde O’na: “Seni insanlara önder ya-pacağım” demişti. İbrahim “Benim neslimden olanları da” deyince, Allah: “Ya-ratılış gayesi dışında yaşayan zalimlere sözüm yok” buyurmuştu. 125 Hani o zaman biz Kâbe’yi, insanların tekrar tekrar yöneleceği bir hedef, toplanıp sevap kazanma yeri ve bir kutsal sığınak yapmıştık. Öyleyse vaktiyle İbrahim’e ayarlanan yeri siz de kendinize ibadet yeri edinin. Nitekim, biz İbrahim ve İs-mail’e emrettik: “Mabedimi onu tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve sec-de edenler için her türlü pislikten temizleyin.” 126 O vakit İbrahim: “Ey Rab-bim!” diye yalvardı: “Burayı emin bir bölge yap ve halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları türlü meyvelerle rızıklandır” demişti de, Allah: “Sadece inananları değil, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri dahi, yaşadıkları az bir süre yararlandırırım da, sonra onları cehennem azabıyla karşı karşıya kal-ma zorunda bırakırım, ne kötü bir duraktır o cehennem” diye cevap verdi. 8

 

 

Cüz : 1

87 / 2 BAKARA (127-134)

19

 

 

وَاِذْ  يَرْفَعُ اِبْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمَعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -127, رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَآ اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ -128, رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ اَيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -129, وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ اِبْرَهِيمَ اِلاَّ مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِى الدُّنْيَا وَاِنَّهُ فِى اْلاَخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ -130, اِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ اَسْلِمْ قَالَ اَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ -131, وَوَصَّى بِهَآ اِبْرَهِيمُ بَنِيهِ وَيَعْقُوبُ يَابَنِىَّ اِنَّ اللهَ اصْطَفَى لَكُمُ الدِّينَ فَلاَ تَمُوتُنَّ اِلاَّ وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ -132, اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَآءَ اِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ اِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِى قَالُوا نَعْبُدُ اِلَهَكَ وَاِلَهَ اَبَآئِكَ اِبْرَهِيمَ وَاِسْمَعِيلَ وَاِسْحَقَ اِلَهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ -133, تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلاَ تُسْئَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ -134,

 

7 127 İbrahim ve İsmail mabedin temellerini yükseltirken şöyle yal-varıp dua ettiler: “Ey Rabbimiz! Bizim yaptığımız şeyleri bizden kabul et, sen-sin herşeyi bilen ve herşeyi duyan. 128 Ey Rabbimiz! Bizi müslümanlardan eyle ve bizim soyumuzdan sana teslim olacak, gerçekten müslüman bir toplu-luk çıkar, bize ibadet yollarını ve şekillerini göster ve tevbemizi kabul et. Hiç şüphesiz sen, tevbeleri kabul eden ve çok merhametlisin. 129 Ey Rabbimiz! Soyumuzdan, onlara senin mesajlarını okuyacak, kitabı ve onun hayata nasıl hakim kılınabileceğini öğretecek ve onları arındırıp tertemiz kılacak bir elçi gönder. Her zaman üstün gelen, herşeyi yerli yerince yapan sensin sen.”

 

/ 130 Kendini bilmezlerden başka kim İbrahim’in dininden yüz çe-virir. Hiç kuşkusuz biz, O’nu dünyada seçkin kıldık ve elbette ahirette de iyiler-den olacaktır. 131 Rabbi İbrahim’e: “Bana teslim ol” dediğinde; “Bütün alemle-rin Rabbine teslim oldum” demişti. 132 İbrahim de, Yakub da çocuklarına şu vasiyette bulundu: “Evlatlarım! Bakın Allah size en saf ve en temiz inancı bah-şetti. Öyleyse müslümanlar olarak ölün.” 133 Yoksa siz, Yakub’a ölüm anı geldiği zaman orada mı idiniz? O zaman Yakub oğullarına: “Benden sonra ne-ye kulluk edeceksiniz?” demişti. Onlar da: “Senin ilâhın ve ataların İbrahim, İs-mail, İshak’ın ilâhı olan, tek Allah’a kulluk edeceğiz, biz sözümüzü özümüzü ve irademizi O’na teslim edenleriz” dediler. 134 Şimdi o toplumlar geçip gittiler, onların kazandıkları kendilerine yazılacak, sizin kazandıklarınız ise size; ve siz onların yaptıklarından dolayı yargılanacak değilsiniz. 8

 

 

20

87 / 2 BAKARA (135-141)

Cüz : 1

 

 

وَقَالُوا كُونُوا هُودًا اَوْ نَصَارَى تَهْتَدُوا قُلْ بَلْ مِلَّةَ اِبْرَهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ -135, قُولُوآ اَمَنَّا بِاللهِ وَمَآ اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَآ اُنْزِلَ اِلَى اِبْرَهِيمَ وَاِسْمَعِيلَ وَاِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَاْلاَسْبَاطِ وَمَآ اُوتِىَ مُوسَى وَعِيسَى وَمَآ اُوتِىَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ  وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ -136, فَاِنْ اَمَنُوا بِمِثْلِ مآ اَمَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَوْا وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ فِى شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -137, صِبْغَةَ اللهِ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ -138, قُلْ اَتُحَآجُّونَنَا فِى اللهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَآ اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَ -139, اَمْ تَقُولُونَ اِنَّ اِبْرَهِيمَ وَاِسْمَعِيلَ وَاِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَاْلاَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا اَوْ نَصَارَى  قُلْ ءَ اَنْتُمْ اَعْلَمُ اَمِ اللهُ وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللهِ وَمَا اللهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ -140, تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلاَ تُسْئَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ -141,

 

7 135 “Yahudiler; yada Hıristiyanlar; Yahudi veya Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” derler. De ki: Hayır, bizimki İbrahim’in inanç sistemidir ki, gerçeklere uymayan herşeyden yüz çevirir ve Allah’tan başkasına ilahlık tanı-maz.

136 De ki: Biz Allah’a inanırız ve bize gönderilene ve İbrahim’e, İs-mail’e, İshak’a, Yakub’a ve onların soyundan gelenlere, Musa’ya, İsa’ya ve Rableri tarafından görevlendirilen diğer tüm peygamberlere iman ederiz. Onla-rın arasında hiçbir ayırım yapmayız. Biz Allah’a teslim olmuş müslümanlarız. 137 Eğer o Hıristiyan ve Yahudiler de, sizin inandığınız gibi inanırlarsa şüphe-siz doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse de derin bir çıkmaza saplanmış olurlar. Bu takdirde de Allah onlara karşı, sana yeter. Zira yalnız O’dur herşeyi işiten ve herşeyi bilen. 138 Biz Allah’ın yaratılıştan boyadığı iman boyasıyla boyanmışızdır. O’nun boyasından daha güzel boya mı olur? Yani hayatımız Allah’ın rengi olan iman ve islâm ile renklenir. Kim tüm hayatımıza Allah’tan daha güzel renk verebilir? Gerçekten O’na kulluk ediyorsak... 139 Söyle on-lara, Allah bizim ve sizin Rabbiniz iken O’nun hakkında bizimle tartışıyor musunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Biz O’na bütün samimiyetimizle bağlanmışızdır. 140 İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın, Ya-kub’un ve onların soyundan gelenlerin, Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı iddia ediyorsunuz? De ki: Allah’tan iyi mi biliyorsunuz? Allah tarafından kendi-sine verilen bir delili gizleyenden daha zalim kim olabilir? Ama Allah yaptıkları-nızı bilmez değil ki. 141 Şimdi o toplumlar geçip gittiler. Onların kazandıkları kendilerine yazılacak, sizin kazandıklarınız ise size; ve siz onların yaptıkların-dan dolayı yargılanacak değilsiniz.

 

 

Cüz : 2

87 / 2 BAKARA (142-145)

21

 

 

سَيَقُولُ السُّفَهَآءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَليَّهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتِى كَانُوا عَلَيْهَا قُلْ لِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِى مَنْ يَشَآءُ اِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -142, وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَآءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِى كُنْتَ عَلَيْهَآ اِلاَّ لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَاِنْ كَانَتْ لَكَبِيرَةً اِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللهُ وَمَا كَانَ اللهُ لِيُضِيعَ اِيمَانَكُمْ اِنَّ اللهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُفٌ رَحِيمٌ -143,  قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى السَّمَآءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَيهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ وَاِنَّ الَّذِينَ اُوتُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَمَا اللهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ -144, وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذِينَ اُوتُوا الكِتَابَ بِكُلِّ اَيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَآ اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَآءَ هُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَ كَ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ -145,

 

/ 142 Bir takım dar görüşlü beyinsizler, müslümanları şimdiye kadar uydukları kıbleden döndüren nedir? Diyecekler. De ki: “Doğu da, Batı da Allah’ındır. O isteyen kimseyi dilediği şekilde dosdoğru yola iletir.”

143 Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü, orta yolu tutan bir toplum olmanızı istedik. Yaşantınızla tüm insanlığa Allah’tan gelen gerçekleri yaşayan şahitler olasınız ve elçi de sizin üzerinize aynı şekilde şahit olsun diye. Senin çok isteyip te şu anda üzerinde bulunduğun Kâbe’yi biz ancak; peygambere uyanı, ökçesi üzerine geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu şekilde kıblenin Kudüs’ten Kabe’ye çevrilmesi, Allah’ın yol gösterdiği kimselerden baş-kasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı ve önceden Kudüs’e yönelerek kıldığınız namazları boşa götürecek değildir. Allah insanlara çok şefkat eden ve acıyandır.

144 Ey peygamber! Biz, senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğu-nu, Allah ve Cibril’den haber beklediğini görüyoruz. Merak etme, elbette seni, hoşlanacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Bundan böyle, yüzünü Mescid-i Ha-ram tarafına çevir. Nerede olursanız yüzlerinizi o yöne çevirin. Aslında kitap verilenler, kıblenin sadece Allah tarafından değiştirilebileceği bir gerçek oldu-ğunu çok iyi bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir ki.

145 İşin aslı daha önce bize de kitap verildi diyenlerin önüne, bütün delilleri koymuş olsaydın bile, senin kıblene yönelmezlerdi.Ne sen onların kıb-lelerine yönelirsin, ne de onlar birbirlerinin kıblelerine yönelirler. Ve sana gelen bunca ilimden sonra kalkar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, işte o zaman sen de varlık sebebine aykırı davrananlardan olursun. 8

 

 

22

87 / 2 BAKARA (146-153)

Cüz : 2

 

 

اَلَّذِينَ اَتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَآءَ هُمْ  وَاِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ -146, اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ -147, وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلّيِهَا فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ اَيْنَ مَا تَكُونُوا يَأْتِ بِكُمُ اللهُ جَمِيعًا اِنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -148,  وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاِنَّهُ لَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَمَا اللهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ -149, وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ  فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ اِلاَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِى وَلاُتِمَّ نِعْمَتِى عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ -150, كَمَآ اَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولاً مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اَيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ -151, فَاذْكُرُونِى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِى وَلاَ تَكْفُرُونِ -152, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلوَةِ اِنَّ اللهَ مَعَ الصَّابِرِينَ -153,

 

7 146 Hani şu kendilerine kitap verdiklerimiz varya, O son peygam-beri kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama buna rağmen, onların bir kısmı gerçeği bile bile örtbas ederler. 147 Gerçek Rabbinden gelendir. Öyley-se sen şüphe edenlerden olma.

 

/ 148 Herkesin yöneldiği bir yönü ve yöntemi vardır ki, ona doğru yönelir. Ey Muhammed ümmeti! Siz de hayırlara yönelip bu hususta birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi kendi huzurunda toplayacaktır. Çün-kü Allah’ın herşeye gücü yeter. 149 Her nereden gelirsen gel ve nerede olur-san ol yüzünü Mescid-i Haram’a çevir. Rabbinizden gelen bu emir gerçeğin ta kendisidir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. 150 Ey peygamber! O hal-de, her nerede olursan ol yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Ey mü’minler! Sizler de nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin. Böylece insanla-rın, sizin aleyhinize kullanacakları hiçbir delilleri olmasın, siz yapacaklarınızı Allah öyle dedi, peygamber de böyle uyguladı diye yapın. Zaten “Bunların kıb-leleri yok, onun için bizim kıblemize dönüyorlar” gibi bahaneleri, varlık sebebi-ne aykırı davranan zalimler dışında kimse ileri sürmez. Sakın ha, onlardan da korkmayın, benden korkun. Bana itaat edin ki, size olan nimetimi tamamlaya-yım ve böylece siz de doğru yolu bulabilesiniz.

151 Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyacak, sizi küfür, şirk, nifak gibi pisliklerden arındıracak, size kitap ve hikmeti öğretecek, bilme-diklerinizi bildirecek bir peygamber gönderdik. 152 Öyleyse siz, bütün zaman-larınızda ve bütün imkanlarınızla her yerde beni anın, ben de sizi her an ba-ğışlamak ve sevap vermekle anayım. Verdiğim nimetlere karşı bana şükredin, nankörlük etmeyin.

 

/ 153 Ey iman edenler! Sarsılmaz bir sabır ve namaza sarılarak Allah’tan yardım isteyin. Allah her türlü itaata devam ederek tam bir teslimiyet-le zorluğa karşı sabredenlerle beraberdir. 8

 

 

Cüz : 2

87 / 2 BAKARA (154-163)

23

 

 

وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فِى سَبِيلِ اللهِ اَمْوَاتٌ بَلْ اَحْيَآءٌ وَلَكِنْ لاَ تَشْعُرُونَ -154, وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ  وَنَقْصٍ مِنَ اْلاَمْوَالِ وَاْلاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ -155, اَلَّذِينَ اِذَآ اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوآ اِنَّا لِلَّهِ وَاِنَّآ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ -156, اُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَاُولَئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ -157, اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَآئِرِ اللهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِماَ وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَاِنَّ اللهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ -158, اِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَآ اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِى الْكِتَابِ اُولَئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللاَّعِنُونَ -159, اِلاَّ الَّذِينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُولَئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ -160, اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ اُولَئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللهِ وَالْمَلَئِكَةِ وَالنّاَسِ اَجْمَعِينَ -161, خَالِدِينَ فِيهَا لاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلاَ هُمْ يُنْظَرُونَ -162, وَاِلَهُكُمْ اِلَهٌ وَاحِدٌ لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ -163,

 

7 154 Allah yolunda öldürülenlere “onlar öldü gitti” demeyiniz. Hayır, onlar yaşıyor, ama siz farkında değilsiniz.

155 Muhakkak ki, ölüm tehlikesiyle, korku ve açlıkla, mal, can ve yi-yecek içecek gibi ürünlerin azaltılmasıyla sizi sınayacağız. Ama zorluklara kar-şı sabredip sebat ve dayanıklılık gösterenlere iyliklerin geleceğini müjdele. 156 Ki onların başına bir sıkıntı ve hoşa gitmeyen bir şey geldiğinde: “Bizi var eden Allah’tır veya varlığımız Allah içindir, sonunda O’na dönecek ve hesaba çekileceğiz” derler. 157 İşte Rablerinden bağışlama ve rahmet onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.

158 O halde unutmayın, Allah’ın insanlığa sunduğu sembollerden biri de Safâ ile Merve’dir. Bu sebeple hac veya umre maksadıyla Kâbe’ye gelen-lerin, bu ikisi arasında gidip gelmelerinde bir mahzur yoktur. Zira kişi gönlün-den koparak iyiliği artırırsa bilsin ki Allah, şükre bol karşılık verendir ve herşeyi bilendir.

159 Bakın katımızdan indirdiğimiz hakikatın ve rehberliğin delilini, ilâ-hî kelam aracılığıyla insanların önüne koyduktan sonra, onu gizleyip örtbas edenlere gelince: İşte onlardır Allah’ın lanet edip rahmetten uzak tutacağı ve herkesin de Allah’ın rahmetinden uzak kalmasını isteyeceği kimseler. 160 An-cak tevbe edenler, durumlarını düzeltenler ve tebliğ edilen gerçekleri önce giz-ledikleri halde, pişman olup tekrar insanlara duyuranlar bunun dışındadırlar: Onların tevbesini kabul edeceğim, zira yalnızca benim, tevbeleri kabul eden ve çokça acıyan.

161 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edip bu hal üzere ölenlere gelince: Onların cezası, Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların lanetine, yani Allah’ın rahmetinden uzak kalmaları ilencine uğramalarıdır. 162 Onlar ebedi-yen lanet içinde kalırlar. Onlardan azap da hafifletilmez, yüzlerine de bakıl-maz. 163 Sizin ilahınız, tek bir ilahtır. O’ndan başka gerçek ilah yoktur. O dün-yada herkese, ahirette sadece mü’minlere rahmet eden tek Allah’tır.

 

 

24

87 / 2 BAKARA (164-169)

Cüz : 2

 

 

اِنَّ فِى خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِى تَجْرِى فِى الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَآ اَنْزَلَ اللهُ مِنَ السَّمَآءِ مِنْ مَآءٍ فَاَحْيَا بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَآءِ وَاْلاَرْضِ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ -164, وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللهِ وَالَّذِينَ اَمَنُوآ اَشَدُّ حُبًّا لِلَّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُوآ اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا وَاَنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ -165, اِذْ تَبَرَّاَ الَّذِينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا وَرَاَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ اْلاَسْبَابُ -166, وَقَالَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا لَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّاَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُا مِنَّا كَذَلِكَ يُرِيهِمُ اللهُ اَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النّاَرِ -167, يَآاَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِى اْلاَرْضِ حَلاَلاً طَيِّبًا وَلاَ تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ -168, اِنَّمَا  يَأْمُرُكُمْ بِالسُّوءِ وَالْفَحْشَآءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ -169,

 

/ 164 Gerçek şu ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbirini takip edişinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyıp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirerek onunla ölü toprağa can verdiği yağmurlarda, her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarların değişmesinde ve gökle yer arasında kendileri için tayin edilmiş belirli güzergâhlarda gidip gelen bulutlarda, düşünüp akıllarını kullananlar için mesajlar vardır.

165 İnsanlardan bir kısmı, Allah’tan başkasını O’na denk ve ortak kabul ederler de Allah’ı sever gibi onları severler. İman edenlerin ise Allah’ı sevmesi çok daha köklü ve devamlıdır. Varlık sebebine aykırı davrananlar, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çetin olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi.

166 O gün, bu dünyada Allah’ın emirlerine karşı gelinerek haksızca kendilerine uyulan kişiler, kendilerine uyanları tanımamazlıktan gelip, onlardan hızla uzaklaşırlar. Oysa onlar; hayatın değişik bölümlerinde, büyük ve önder tanınıyor, örnek alınıyor, peşlerinden gidiliyordu, aziz ve kutsal oldukları iddia ediliyordu. Ve o anda her iki taraf ta azabı görmüşler, aralarındaki bütün bağ-lar kopuvermiştir. 167 Ve sonra o inkârcılara uyanlar şöyle derler: Ah keşke dünyaya dönüp ikinci bir fırsat yakalasaydık da, onların bizi tanımamazlıktan geldiği gibi, biz de onları görmezden gelip uzak dursaydık diyecekler. Böylece, Allah yapıp ettiklerini onlara acı bir pişmanlık duygusu tattırarak gösterecek ve onlar cehennem ateşinden de çıkacak değillerdir.

 

/ 168 Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan şeylerin güzel ve temiz o-lanlarından nasibinizi alın ve şeytanın peşinden gitmeyin, zira o kendi gizli olsa da sizin apaçık düşmanınızdır. 169 O şeytan, sizi yalnız kötülük işlemenizi, iğ-renç ve çirkin işler yapmamızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi hakkında bilgi sahibi olmadığınız konularda hüküm yürüterek helalı haram haramı helal yapmanızı, böylece Allah’a karşı gelmenizi emreder. 8

 

 

Cüz : 2

87 / 2 BAKARA (170-176)

25

 

 

وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اتَّبِعُوا مَآ اَنْزَلَ اللهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَآ اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اَبَآءَ نَا اَوَلَوْ كَانَ اَبَآؤُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ شَيْئًا وَلاَ يَهْتَدُونَ -170, وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذِى يَنْعِقُ بِمَا لاَ يَسْمَعُ اِلاَّ دُعَآءً وَنِدَآءً صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ -171, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلَّهِ اِنْ كُنْتُمْ  اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ -172, اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَآ اُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَلآ اِثْمَ عَلَيْهِ اِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -173, اِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَآ اَنْزَلَ اللهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلاً اُولَئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ اِلاَّ النَّارَ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -174, اُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى وَالْعَذَابَ بِالْمَغْفِرَةِ فَمَآ اَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ -175, ذَلِكَ بِاَنَّ اللهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَاِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِى الْكِتَابِ لَفِى شِقَاقٍ بَعِيدٍ -176,

 

7 170 Ama onlara “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, biz yalnız atalarımızdan gördüğümüz inanç ve eylemlere uyarız” diye cevap verir-ler. Ya ataları akıllarını hiç kullanmamış ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyseler, yine mi atalarının yoluna uyacaklar?

171 Böylece O Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirlerin duru-mu çobanın haykırışını işiten fakat onu sadece bir ses ve çağrı şeklinde algıla-yan sürünün durumuna benzer. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Çünkü akıllarını kullanmazlar.

172 Ey iman edenler! Size rızık olarak sağladığımız iyi şeylerden nasiplenin ve Allah’a şükredin, eğer sadece Allah’a kulluk ediyorsanız.

173 Allah size leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası için kesilen şeyi yasakladı. Ama açlıktan dolayı darda kalana, başkasının hakkına el uzat-madan ve sınırı aşmadan, bunlardan yemesinde bir günah yoktur. Allah, çok bağışlayan ve çok acıyandır.

174 Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyenler ve bunu az bir kazanç karşılığı değiştirenlere gelince, onlar karınlarını ateşle doldururlar. Kı-yamet günü Allah onlara ne değer verecek ne konuşacak, ne de günahların-dan arındıracaktır. Şiddetli azap onları beklemektedir. 175 İşte onlar, doğru yol karşılığında sapıklığı, bağışlanma karşılığında, azabı satın almışlardır. On-lar cehennem ateşine karşı ne kadar da dayanıklıdırlar veya bunlar kendilerini ateşe götürecek işler yapmakta ne derece sabırlı ve dirençlidirler. 176 Bu a-zabın sebebi şudur: Allah; kitabı hakikat ortaya çıksın, hak anlaşılsın ve uygu-lansın diye indirdi ve bu kitap üzerinde görüş ayrılığına düşenler, gerçekten derin bir anlaşmazlık ve uyuşmazlık içindedirler.

 

 

26

87 / 2 BAKARA (177-181)

Cüz : 2

 

 

لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اَمَنَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَالْمَلَئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِى الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِى الرِّقَابِ وَاَقَامَ الصَّلوَةَ وَآتَى الزَّكَوةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِى الْبَاْسَآءِ وَالضَّرَّآءِ وَحِينَ الْبَاْسِ اُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَاُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ -177, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِى الْقَتْلَى اَلْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَاْلاُنْثَى بِاْلاُنْثَى فَمَنْ عُفِىَ لَهُ مِنْ اَخِيهِ شَىْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَاَدَآءٌ اِلَيْهِ بِاِحْسَانٍ ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَلِيمٌ -178, وَلَكُمْ فِى الْقِصَاصِ حَيَوةٌ يَآاُولِى اْلاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ -179, كُتِبَ عَلَيْكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ اِنْ تَرَكَ خَيْرًا اَلْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَاْلاَقْرَبِينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ -180, فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَمَا سَمِعَهُ فَاِنَّمَآ اِثْمُهُ عَلَى الَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُ اِنَّ اللهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ -181,

 

/ 177 Gerçek erdemlilik, sevap ve hayra ulaşmak, yüzünüzü doğuya ve batıya çevirmeniz ile ilgili değildir. Ama gerçek hayra ulaşmak ve Allah’ı razı etmek; Allah’a ve ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamber-lere inanan; servetini kendisi için ne kadar kıymetli de olsa akrabasına, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yolculara, yardım isteyenlere ve insanları kölelik-ten kurtarmaya harcayan; namazında dikkatli ve devamlı olan ve arındırıcı mâlî yükümlülük olan zekatı veren kişinin davranışıdır. Ve gerçek erdem sahipleri, söz verdiklerinde sözlerini tutan; felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabredenlerdir. İşte sözüyle eylemi bir olanlar bunlardır. Gerçekten yollarını Allah’ın  kitabıyla bulanlar da bunlardır.

178 Siz ey iman edenler! Öldürme olaylarında adil karşılık olan kısas, size farz kılındı. Hüre karşı hür, köle için köle, kadın için kadın öldürülür. Bununla beraber kim öldürülenin kardeşi veya velileri tarafından affedilirse, o zaman affedenin dinin öngördüğü diyeti istemesi, affedilenin de onu güzelce ödemesi gerekir. Bu Rabbinizin cezayı bir hafifletmesi ve acımasıdır. Buna rağmen bir kimse bilerek ve isteyerek hak ve adalet sınırlarını aşarsa pek acıklı bir azap vardır. 179 Çünkü ey derin kavrayış sahipleri! Adil karşılık kuralı olan kısasta, sizin için hayat vardır. Çünkü böylece takvayı bulur Allah’ın kitabına göre hareket etmiş olursunuz.

180 Herhangi birinize ölüm yaklaştığında, eğer arkasında yeterli bir servet bırakıyorsa; ana, baba ve diğer yakın akrabalarına uygun şekilde vasiyette bulunmak size farz kılındı. Bu, hayat proğramını Allah’ın kitabıyla belirleyenler için bir yükümlülüktür. 181 Kim haberi olduktan sonra vasiyeti değiştirirse, böyle davranmanın günahı yalnızca onu değiştirenedir. Allah her-şeyi işiten ve herşeyi bilendir. 8

 

 

Cüz : 2

87 / 2 BAKARA (182-186)

27

 

 

فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفًا اَوْ اِثْمًا فَاَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلآ اِثْمَ عَلَيْهِ اِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -182, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ -183, اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا اَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ -184, شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِى اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا اَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيّاَمٍ اُخَرَ يُرِيدُ اللهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللهَ عَلَى مَا هَدَيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ -185, وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادِى عَنِّى فَاِنِّى قَرِيبٌ اُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِى وَلْيُؤْمِنُوا بِى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ -186,

 

7 182 Ama her kim vasiyet edenin bir hata yaptığından veya bilerek bir kusur işlediğinden endişe eder ve bunun üzerine mirasçılar arasında bir uzlaşma sağlarsa, bu nedenle kendisine bir günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır.

 

/ 183 Siz ey iman edenler! Allah size orucu farz kıldı nitekim oruç sizden öncekilere de farz idi ki böylece Allah’ın kitabıyle hayat proğramı belirlemiş olursunuz. 184 Sayılı günlerde oruç… Ancak sizden kim, hasta veya seyahatte olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruç tutmaya gücü yetmeyenlere veya zorla güç yetirip te orucu tutamayıp yiyenlerin üzerine, fidye vererek bir yoksulu doyurması da bir yükümlülüktür. Her kim gönlünden koparak iyiliği artırırsa, kendisine iyilik yapmış olur. Ama oruç tutmanız, fidye vermek ve kazaya bırakmaktan daha hayırlıdır, keşke bunu bilseydiniz.

185 Ramazan ayı öyle bir aydır ki, insanlara doğruyu bildiren doğru-luğa ait apaçık delillerden ibaret olan hakla batılı ayırt eden Kur’ân bu ayda indirildi. Bundan dolayı, sizden herkim bu ayı görürse ya da bu aya oruç tutabilecek durumda iken ulaşırsa, baştan sona oruç tutsun. Ancak hasta veya seyahatte olan, başka günlerde tutamadığı kadarını aynı sayıda tutsun. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk çekmenizi istemez. Allah size bunları açıkladı ki, o sayıyı tamamlayasınız. Ve size doğru yolu gösterdiği için Allah’ı büyükleyesi-niz ki böylece Allah’a şükretmiş olursunuz.

186 Eğer kullarım sana beni sorarlarsa, şüphesiz ki ben onlara çok yakınım. Dua edenin duasına, her zaman karşılık veririm. Öyleyse kullarım da benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki, doğru yolu bulabilsinler. 8

 

 

28

87 / 2 BAKARA (187-190)

Cüz : 2

 

 

اُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ اِلَى نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ عَلِمَ اللهُ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ اَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ فَالْئَنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا مَا كَتَبَ اللهُ لَكُمْ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ اْلاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ اْلاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ اَتِمُّوا الصِّيَامَ اِلَى اللَّيْلِ وَلاَ تُبَاشِرُوهُنَّ وَاَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِى الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللهُ اَيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ -187, وَلاَ تَأْكُلُوآ اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَآ اِلَى الْحُكَّامِ لِتَاْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِاْلاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ -188, يَسْئَلُونَكَ عَنِ اْلاَهِلَّةِ قُلْ هِىَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَاْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَا وَاتَّقُوا اللهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ -189, وَقَاتِلُوا فِى سَبِيلِ اللهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُوا اِنَّ اللهَ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ -190,

 

7 187 Ramazanda oruç tuttuğunuz günlerin gecesi boyunca, kadın-larınıza yaklaşmak size helaldır. Onlar sizin için bir elbise ve siz de onlar için bir elbise gibisiniz. Allah bu konuda kendinizi sıkıntıya sokacağınızı biliyor, bu yüzden sizin tevbenizi kabul edip, zorluğu üzerinizden kaldırdı. Öyleyse onlara yaklaşabilir ve Allah’ın sizler için yazdığı helal ilişki ve neslin çoğalması yönün-de yararlanabilirsiniz. Ve gecenin karanlığından, tan yerinin aydınlığı fark edi-linceye kadar, yiyip içebilirsiniz. Sonra akşam oluncaya kadar, oruca devam e-dersiniz. Ama mescidlerde itikaf için kapandığınızda kadınlara yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. O halde bu sınırları ihlal etmeyin. İşte Allah böylece mesajlarını size açıklıyor ki, bu mesajla yolunuzu bulmuş olasınız.

188 Birbirinizin mallarını haksız yere yiyip tüketmeyin ve diğer insan-ların mallarından bir bölümünü bilerek haksızlıkla tüketmek için hukuki hilelere başvurmayın.

 

/ 189 Sana ayların durumundan sorarlar. De ki: Onlar hacc ve in-sanların diğer zamanlarını ölçmeye yarar. Gerçek iyilik, itaat ve hayra ulaşmak eski batıl ve saçma adetiniz olan ihramlı iken evlere arka tarafından açtığınız bir delikten girmeniz değildir. Ama gerçekten Allah’ı razı eden ve hayra ulaşan kişi yolunu Allah ve peygamber ile bulandır. O halde evlere kapılarından girin ve yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulun ki, gerçek mutluluğa erişebilesiniz.

190 Size karşı savaş açanlara Allah yolunda siz de savaşın, ancak aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez. 8

 

 

Cüz : 2

87 / 2 BAKARA (191-196)

29

 

 

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتَّى يُقَاتِلُوكُمْ فِيهِ فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذَلِكَ جَزَآءُ الْكَافِرِينَ -191, فَاِنِ انْتَهَوْا فَاِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -192, وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلَّهِ فَاِنِ انْتَهَوْا فَلاَ عُدْوَانَ اِلاَّ عَلَى الظَّالِمِينَ -193, اَلشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌ فَمَنِ اعْتَدَى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدَى عَلَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللهَ وَاعْلَمُوآ اَنَّ اللهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ -194, وَاَنْفِقُوا فِى سَبِيلِ اللهِ وَلاَ تُلْقُوا بِاَيْدِيكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِ وَاَحْسِنُوا اِنَّ اللهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ -195, وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلَّهِ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْىِ وَلاَ تَحْلِقُوا رُؤُسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْىُ مَحِلَّهُ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا اَوْ بِهِ اَذًى مِنْ رَاْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍ فَاِذَآ اَمِنْتُمْ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْىِ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاَثَةِ اَيَّامٍ فِى الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذَلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِى الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاتَّقُوا اللهَ وَاعْلَمُوآ اَنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ -196,

 

7 191 Size karşı savaşanları, karşılaştığınız her yerde öldürün ve sizi sürdükleri yerden, siz de onları sürüp çıkarın. Mü’minleri dinlerinden döndürmek için yapılan baskı, kavga, zulüm ve bozgunculuk yani şirk düzeni öldürmekten da-ha kötüdür. Onlar size karşı savaş açmadıkça, Mescid-i Haram civarında onlarla savaşmayın, ama sizinle savaşırlarsa onları öldürün. Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin cezası böyledir. 192 Eğer onlar savaştan vazgeçerlerse, siz de bırakın. Unutmayın ki, Allah çok affeden ve çok acıyandır. 193 Zulüm, baskı, boz-gunculuk ve kavga kalmayıncaya ve sadece Allah’a kulluğa bir engel kalmayınca-ya kadar onlarla savaşın, ancak savaştan ve küfürden vazgeçerlerse, varlık sebe-bine aykırı davranan kimseler dışında, tüm düşmanlıklar sona erecektir. 194 Sal-dırmazlık kanununun geçerli olduğu aylarda size saldıranlara, siz de karşılık verin. Zira saldırmazlık kanununun geçerli olduğu aylarda, savaşmak suretiyle o gelene-ği bozma ve sakatlamaya adil karşılık kısas yasası uygulanır. Böylece size bir kimse bu aylarda saldırıda bulunursa, siz de onun saldırdığı gibi saldırın. Ve böy-lece hayat proğramınızı Allah’ın kitabıyla belirleyin. Ve iyi bilin ki Allah yolunu kitap ve Allah’la bulanların yanındadır. 195 Allah yolunda bol bol harcayın. Böylece si-ze cennet kazandıracak imkanı hazır bulmuşken, onu kullanmayarak kendi elinizle kendinizi mahvetmeyin. Ve iyilik yapmaya devam edin. Unutmayın, Allah iyilik ya-panları sever.

196 Hac ve umreyi de Allah için tam yapın. Fakat hac ve umre yapmak-tan alıkonulursanız, gücünüzün yeteceği bir kurbanı kurban yerine gönderin. Kur-ban, yerini buluncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Ama içinizden, hasta olan yahut başında rahatsızlık olan kimse bu yüzden daha önce traş olursa, oruç tutarak veya sadaka vererek veya kurban keserek özrünü karşılayacak bir şey yapmalıdır. Sağlıklı ve emniyette olduğunuzda, hac vaktinden önce umre yapan, gücünün yeteceği bir kurban kessin. Kurbanı bulamayan veya almaya gücü yet-meyen kimse ise, hac sırasında üç gün, döndükten sonra da yedi gün, yani tam on gün oruç tutsun. Bütün bunlar Mescid-i Haram etrafında yaşamayanlar içindir. Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulun ve iyi bilin ki, Allah’ın cezası pek şiddetlidir.

 

 

30

87 / 2 BAKARA (197-202)

Cüz : 2

 

 

اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلاَ رَفَثَ وَلاَ فُسُوقَ وَلاَ جِدَالَ فِى الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللهُ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَآاُولِى اْلاَلْبَابِ -197, لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ فَاِذَآ اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدَيكُمْ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الضَّآلِّينَ -198, ثُمَّ اَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللهَ اِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -199, فَاِذاَ قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللهَ كَذِكْرِكُمْ اَبَآءَ كُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَآ اَتِنَا فِى الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِى اْلاَخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ -200, وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَآ اَتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلاَخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ -201, اُولَئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌ مِمَّا كَسَبُوا وَاللهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ -202,

 

/ 197 Hac belli aylarda yani Şevval Zilkade ve Zilhiccede yapılacaktır. Herkim o aylarda hacca niyet ederse, hac sırasında çirkin konuş-malardan, tüm yakışıksız davranışlardan ve kavgadan kaçınmalıdır. Her ne iyilik yaparsanız, Allah onun farkındadır. Hac yolculuğu ve diğer tüm zamanlarınız için hazırlıkta bulunun, şüphesiz tüm hazırlıkların en güzeli, hayat proğramını Allah’ın kitabıyla belirlemektir. Öyleyse ey derin kavrayış sahipleri, yolunuzu gönderdiğim kitapla bulun. 198 Bununla beraber, hac mevsiminde ticaret yaparak kâr ve yarar istemenizde size bir günah yoktur. Arafat’tan kalabalıklar halinde dalga dalga Müzdelife’ye indiğinizde, Allah’ı gündeminizde tutun ve O’nu, yolunuzu gerçekten kaybetmişken, size doğru yolu gösteren bir ilah olarak tanıyın. 199 Ve dalga dalga ilerleyen öteki kala-balıklarla birlikte, siz de ilerleyin ve Allah’tan günahlarınızın bağışlanmasını dileyin. Doğrusu Allah çok affeden ve acıyandır. 200 İbadetlerinizi bitirdiğiniz-de, atalarınızı gündeme getirdiğiniz gibi, hatta daha güçlü bir gündemle Allah’ı gündemde tutmaya devam edin. Çünkü öyle insanlar var ki, sadece “Rabbimiz bize bu dünyada ver” diye dua ederler. Böyleleri ahiret nimetlerinden pay alamayacaklardır. 201 Ama içlerinden öyleleri de var ki, “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, ahirette de ve bizi ateş azabından koru” diye dua ederler. 202 İşte bunlar, yapıp ettiklerinize karşılık ecir ve sevaptan payları olanlardır. Ve Allah hesabı çok çabuk görendir. 8

 

 

Cüz : 2

87 / 2 BAKARA (203-210)

31

 

 

وَاذْكُرُوا اللهَ فِى اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ تَعَجَّلَ فِى يَوْمَيْنِ فَلآ اِثْمَ عَلَيْهِ وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلآ اِثْمَ عَلَيْهِ لِمَنِ اتَّقَى وَاتَّقُوا اللهَ وَاعْلَمُوآ اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ -203, وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللهَ عَلَى مَا فِى قَلْبِهِ وَهُوَ اَلَدُّ الْخِصَامِ -204, وَاِذَا تَوَلَّى سَعَى فِى اْلاَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللهُ لاَ يُحِبُّ الْفَسَادَ -205, وَاِذَا قِيلَ لَهُ اتَّقِ اللهَ اَخَذَتْهُ الْعِزَّةُ بِاْلاِثْمِ فَحَسْبُهُ جَهَنَّمُ وَلَبِئْسَ الْمِهَادُ -206, وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِى نَفْسَهُ ابْتِغَآءَ مَرْضَاةِ اللهِ وَاللهُ رَؤُفٌ بِالْعِبَادِ -207, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا ادْخُلُوا فِى السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ -208, فَاِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَ تْكُمُ الْبَيِّنَاتُ فَاعْلَمُوآ اَنَّ اللهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ -209, هَلْ يَنْظُرُونَ اِلاَّ اَنْ يَاْتِيَهُمُ اللهُ فِى ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ وَالْمَلَئِكَةُ وَقُضِىَ اْلاَمْرُ وَاِلَى اللهِ تُرْجَعُ اْلاُمُورُ -210,

 

7 203 Arafat, Müzdelife ve Mina’da bulunulması gereken günlerde, Allah’ı tekbirlerle anın. Kim iki gün içerisinde Mina’dan Mekke’ye dönerse, ona günah yoktur. Kim de geri kalırsa, yolunu Allah ve kitap ile bulduğu takdirde, günaha girmemiş olur. O halde hayatınızı Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışınız ve biliniz ki, hepiniz O’na varıp huzurunda toplanacaksınız.

204 İnsanlardan öylesi var ki, bu dünya hayatı hakkındaki görüş ve konuşmaları senin hoşuna gider, hatta bu gibi kimseler kalbindekilere Allah’ı şahit tutar. Halbuki o düşmanların en yamanıdır. 205 Bu gibileri, işbaşına geçti mi, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekonomik ve sosyal düzeni boz-maya çalışırlar. Ama Allah bozgunculuğu sevmez. 206 Kendisine ne zaman “Allah’a karşı gelmekten sakın” dense, gururu onu günaha sürükler. Artık böylelerine cehennem yetişir. Ne kötü bir yataktır o!… 207 İnsanlar arasında öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah ise, kullarına karşı daima şefkatlidir.

208 Ey iman edenler! Hepiniz birlikte barış ve güvenlik sistemi olan İslâm’a girin, şeytanın ardından gitmeyin, zira o kendisi gözle görülmese bile sizin için apaçık bir düşmandır. 209 Size bunca gerçek deliller geldikten sonra, hak yoldan saparak kötü yollara kayarsanız, şunu iyi bilin ki, Allah güçlüdür ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapar. 210 Bu insanlar, Allah’ın kendisini bulutların gölgeleri arasında, meleklerle beraber onlara göstermesini ve işin bitirilivermesini mi bekliyorlar? Zaten bütün işler eninde ve sonunda Allah’a döndürülür.

 

 

32

87 / 2 BAKARA (211-215)

Cüz : 2

 

 

سَلْ بَنِى اِسْرَآئِيلَ كَمْ اَتَيْنَاهُمْ مِنْ اَيَةٍ بَيِّنَةٍ وَمَنْ يُبَدِّلْ نِعْمَةَ اللهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَ تْهُ فَاِنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ -211,  زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا الْحَيَوةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ اَمَنُوا وَالَّذِينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ وَاللهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ -212, كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ اِلاَّ الَّذِينَ اُوتُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَ تْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللهُ الَّذِينَ اَمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِهِ وَاللهُ يَهْدِى مَنْ يَشَآءُ اِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -213, اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَآءُ وَالضَّرَّآءُ وَزُلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ اَمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللهِ اَلآ اِنَّ نَصْرَ اللهِ قَرِيبٌ -214, يَسْئَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلْ مَآ اَنْفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَاْلاَقْرَبِينَ وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللهَ بِهِ عَلِيمٌ -215,

 

/ 211 İsrailoğullarına sor: Onlara nice apaçık mesajlar verdik, kim Allah’ın kendisine gelen vahiy nimetini, gerçekleri örtbas ederek değiştirirse, bilsin ki Allah’ın cezası çok çetindir. 212 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirlere, dünya hayatı süslü gösterildi. Bu nedenle onlar inananlarla alay ederler. Ama yolunu Allah’ın kitabıyla bulanlar kıyamet gününde onlardan daha üstün bir konumda olacaklardır. Ve Allah dilediğine nimetler kapısını açıp, ölçüsüz rızık verendir.

213 Bütün insanlar bir zamanlar tek bir topluluktu. Düşünce ve inanç ayrılıklarına düştükleri için, Allah müjdeci ve uyarıcı olarak peygamberler gön-derdi; insanların anlaşmazlığa düştükleri konularda, insanlar arasında karar versin diye O, peygamberlerle beraber, hakikat ortaya çıksın diye kitap indirdi. Oysa kendilerine kitap verilmiş olanlar kendilerine açık kanıtlar geldikten son-ra, sadece aralarındaki kıskançlıktan dolayı o kitap hakkında anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah inananları kendi izniyle onların üzerinde anlaş-mazlığa düştükleri gerçeğe doğru yol ve kitaba iletti. Çünkü Allah, doğru yola ulaşmak isteyeni dosdoğru yoluna ulaştırır.

214 Ey mü’minler! Yoksa siz, sizden önce gelip geçen mü’minler gibi sıkıntı çekmeden cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onların başına öyle ezici sıkıntılar ve kımıldatmaz darlıklar geldi ki ve öylesine sarsıldılar ki, sonun-da peygamber ve onunla birlikte inananlar: “Allah ne zaman yardım edecek?” diye feryad etmişlerdi. Gözünüzü açın, Allah’ın yardımı daima yakındır.

215 Başkaları için ne harcayacaklarını sana soruyorlar. De ki: “İyilik ve hayır umarak yapacağınız harcama, öncelikle ana babanız, yakın akraba-nız, yetimler, yoksullar ve yolda kalanlar içindir. Siz her ne iyilik yaparsanız, mutlaka Allah onu çok iyi bilir.” 8

 

 

Cüz : 2

87 / 2 BAKARA (216-219)

33

 

 

كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ وَعَسَى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسَى اَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ  وَاللهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ -216, يَسْئَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَنْ سَبِيلِ اللهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاِخْرَاجُ اَهْلِهِ مِنْهُ اَكْبَرُ عِنْدَ اللهِ وَالْفِتْنَةُ اَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّى يَرُدُّوكُمْ عَنْ دِينِكُمْ اِنِ اسْتَطَاعُوا وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَاُولَئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِى الدُّنْيَا وَاْلاَخِرَةِ وَاُولَئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -217, اِنَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِى سَبِيلِ اللهِ  اُولَئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَةَ اللهِ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ -218, يَسْئَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا اِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَاِثْمُهُمَآ اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا وَيَسْئَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللهُ لَكُمُ اْلاَيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ -219,

 

7 216 Ey inananlar! Gerçi hoşunuza gitmese de, savaş size farz kılındı. Bazan hoşunuza gitmeyen birşey, hakkınızda iyi olabilir ve yine hoşlan-dığınız bir şey de sizin için kötü olabilir. Allah bilir, ama siz bilmezsiniz bu gerçekleri.

 

/ 217 Sana saldırmazlık kanununun geçerli olduğu aylarda, yani Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarında savaşmanın hükmünü soru-yorlar. De ki: O aylarda savaşmak büyük bir günahtır. Ancak insanları Allah yolundan çevirmek, O’nu inkâr etmek, Mescid-i Haram’a insanların girmelerine engel olmak ve oranın halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük bir günahtır. Çünkü mü’minleri Allah yolundan çevirmek ve engellemek için yapı-lan kargaşa, baskı ve kavga yani şirk düzeni; öldürmekten daha kötü ve kor-kunçtur. Düşmanlarınız güçleri yetse, inancınızdan döndürünceye kadar sizin-le savaşmaktan vazgeçmeyeceklerdir. Ama sizden biri imanından döner ve hakkı örtbas ederek kâfir olarak da ölürse, böyle birinin yapıp ettikleri bu dün-yada da, öteki dünyada da boşa gidecektir. İşte böyleleri, içinde ebedî kala-cakları ateşe atılmış olacaklardır.

218 Şüphe yok ki iman edenler, zulüm ve kötülük yurdundan uzakla-şanlar, Allah yolunda üstün gayret göstererek cihad edenler yok mu? İşte on-lar, Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır.

219 Sana, sarhoşluk veren şeyler ve şans oyunları hakkında sorar-lar. De ki: Onların her ikisinde de, hem büyük bir günah, hem de satışını ya-pan için para kazanmak gibi bazı yararlar vardır. Ancak yol açtıkları kötülük, sağladıkları yarardan daha büyüktür. Bir de sana Allah yolunda neyi harcaya-caklarını sorarlar. De ki: “İhtiyacınızdan arta kalan herşeyi.” Allah düşünüp öğüt alasınız diye size ayetlerini böylece açıklıyor. 8

 

 

34

87 / 2 BAKARA (220-224)

Cüz : 2

 

 

فِى الدُّنْيَا وَاْلاَخِرَةِ وَيَسْئَلُونَكَ عَنِ الْيَتَامَى قُلْ اِصْلاَحٌ لَهُمْ خَيْرٌ وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ وَاللهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِ وَلَوْ شَآءَ اللهُ لاَعْنَتَكُمْ اِنَّ اللهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ -220, وَلاَ تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتَّى يُؤْمِنَّ وَلاَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ اَعْجَبَتْكُمْ وَلاَ تُنْكِحُوا الْمُشْرِكِينَ حَتَّى يُؤْمِنُوا وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ اَعْجَبَكُمْ اُولَئِكَ يَدْعُونَ اِلَى النَّارِ وَاللهُ يَدْعُوآ اِلَى الْجَنَّةِ  وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ اَيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ -221, وَيَسْئَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ اَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَآءَ فِى الْمَحِيضِ وَلاَ تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّى يَطْهُرْنَ فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَاْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللهُ اِنَّ اللهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ -222, نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَاْتُوا حَرْثَكُمْ اَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُوا لاَنْفُسِكُمْ وَاتَّقُوا اللهَ وَاعْلَمُوآ اَنَّكُمْ مُلاَقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ -223, وَلاَ تَجْعَلُوا اللهَ عُرْضَةً لاَيْمَانِكُمْ اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِ وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ -224,

 

7 220 Bu dünya ve ahiret hakkında fayda ve zararınızı düşünebilesi-niz diye size ayetlerini böylece açıklıyor.  Yetimlere nasıl davranılacağı hakkın-da sana sorarlar. De ki: “Onların durumlarını düzeltmek en iyisidir.” Ve onların hayatlarını paylaşırsanız unutmayın ki, onlar sizin kardeşlerinizdir. Zira Allah bozgunculuk yapanları, düzeltmeye çalışanlardan ayırt etmesini bilir. Allah dileseydi taşıyamayacağınız yükleri omuzlarınıza yüklerdi. Ama unutmayın ki, Allah daima üstündür ve herşeyi yerli yerince yapandır.

221 Allah’la birlikte başka şeylerin ilahlığını da tanıyan müşrik kadın-larla iman edinceye kadar evlenmeyin. Çünkü inanmış bir kadın, böyle müşrik bir kadından -bu sizin hoşunuza gitse de- kesinlikle daha hayırlıdır. Allah’la birlikte başka şeylerin ilahlığını tanıyan müşrik erkeklerle iman edinceye kadar, kadınlarınızı nikahlamayın. Zira inanan bir mü’min erkek, böyle müşrik bir erkekten -bu sizin hoşunuza gitse bile- kesinlikle daha hayırlıdır. Müşrikler sizi ateşe çağırırken, Allah ta sizi kendi izniyle cennete ve günahlardan temizleyip bağışlamaya çağırır. Ve Allah mesajını insanlığa açıklar ki, ondan ders alabil-sinler.

 

/ 222 Sana kadınların ay halleri hakkında soruyorlar. De ki: “O bir sıkıntı, kirlilik ve rahatsızlık halidir.” Bu yüzden, ay hali sırasında kadınların ka-dınlıklarından yararlanmayın, uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendi-leriyle cinsel ilişkide bulunmayın. Temizlendiklerinde ise, Allah’ın buyurduğu şekilde onlara yaklaşın. Doğrusu Allah pişmanlıkla kendisine yönelenleri ve tertemiz olanları sever.

223 Kadınlarınız sizin için nesil yetiştiren tarlalarınızdır. Tarlanıza na-sıl isterseniz öylece varın. Önceden iyi davranışlarla kendinizi cinsel ilişkiye hazırlayın. Yolunuzu Allah ve kitabıyla bulun ve bilin ki, O’na mutlaka kavuşa-caksınız. Ey peygamber! Bu gerçekleri inananlara müjdele.

224 Allah adına yaptığınız yeminler; iyilik etmenize, yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmanıza, insanlar arasında barışın getirilmesine engel teşkil etme-sin. Zira Allah herşeyi duyan ve herşeyi bilendir. 8

 

 

Cüz : 2

87 / 2 BAKARA (225-230)

35

 

 

لاَ يُؤَاخِذُكُمُ اللهُ بِاللَّغْوِ فِى اَيْمَانِكُمْ وَلَكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ وَاللهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ -225, لِلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَآئِهِمْ تَرَبُّصُ اَرْبَعَةِ اَشْهُرٍ فَاِنْ فَآؤُا فَاِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -226, وَاِنْ عَزَمُوا الطَّلاَقَ فَاِنَّ اللهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ -227, وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوءٍ وَلاَ يَحِلُّ لَهُنَّ اَنْ يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللهُ فِى اَرْحَامِهِنَّ اِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ اَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِى ذَلِكَ اِنْ اَرَادُوآ اِصْلاَحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِى عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ -228, اَلطَّلاَقُ مَرَّتَانِ فَاِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ اَوْ تَسْرِيحٌ بِاِحْسَانٍ وَلاَ يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَأْخُذُوا مِمَّآ اَتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا اِلاَّ اَنْ يَخَافَآ اَلاَّ يُقِيمَا حُدُودَ اللهِ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلاَّ يُقِيمَا حُدُودَ اللهِ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا افْتَدَتْ بِهِ تِلْكَ حُدُودُ اللهِ فَلاَ تَعْتَدُوهَا وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللهِ  فَاُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ -229, فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلاَ تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ اَنْ يَتَرَاجَعَآ اِنْ ظَنَّآ اَنْ يُقِيمَا حُدُودَ اللهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ -230,

 

7 225 Allah, kasıtsız düşünmeden yapmış olduğunuz alışkanlık halindeki yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz, ama kalplerinizin kuvvetli eğilim ve arzuların-dan sorumlu tutacaktır. Allah çok affedici ve yumuşak davranandır. 226 Kadınlarına cinsel yaklaşımda bulunmayacaklarına yemin edenlerin dört ay beklemeleri gerekir. Şayet erkekler bu süre bitmeden keffaret verip kadınlarına dönerlerse unutmayın ki, Allah çok affeden ve çok acıyandır. 227 Eğer boşanmaya kesin kararlı iseler, Allah herşeyi işitendir, herşeyi bilendir. 228 Boşanmış kadınlar, evlenmeksizin üç ay hali boyunca bekleyecekler; böylece hamile olup olmadıkları günyüzüne çıkacaktır veya psikolojik olarak kadın kendini önceki evlilik bağlarından kurtarıp yeni bir evliliğe hazırlamış olacaktır. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahim-lerindeki yarattığını yani hamile olduklarını gizlemeleri helal olmaz. Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, belirlenen bekleme süresi içerisinde eşlerini geri almaya daha hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi kadınların da, erkekler üzerinde hakları vardır. Ancak erkekler, bu konuda onlar üzerinde öncelik sahibidirler. Ve Allah güçlüdür, herşeyi yerli yerince yapar.

 

/ 229 Boşanmak iki defa olabilir. Üçüncüsünde evlilik, ya iyilikle devam eder veya güzel bir şekilde sona erdirilir. Boşanmadan sonra kadınlara önceden mehir olarak verdiğiniz birşeyi geri almanız sizin için helal olmaz. Ancak ikisi Allah’ın sınırlarını yani evlilik haklarını koruyamamaktan korkar ve siz de onların bu sınırları koruyup yerine getiremeyeceklerinden endişe ederseniz, kadının serbestliğe kavuş-ması için mehrinden kocasına bazı şeyler bırakmasında, her iki taraf için de bir günah yoktur. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, sakın bunları aşmayınız. Kim Allah’ın koyduğu bu sınırları aşarsa, varlık sebebine aykırı davrananlardan olmuş olur.

230 Derken erkek karısını üçüncü kez boşarsa, artık bundan sonra kadın, başka bir kocaya varmadan kendisine helal olmaz. Eğer sonraki erkek de, o kadını boşarsa veya ölürse her ikisinin de Allah’ın koyduğu sınırları koruyabileceklerine inandıkları takdirde, birbirlerine dönmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar, anlama ve kavrama yeteneğine sahip olanlara Allah’ın açıkladığı sınırlardır. 8

 

 

36

87 / 2 BAKARA (231-233)

Cüz : 2

 

 

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَآءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَلاَ تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِتَعْتَدُوا وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ وَلاَ تَتَّخِذُوآ اَيَاتِ اللهِ هُزُوًا  وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ وَمَآ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُمْ بِهِ وَاتَّقُوا اللهَ وَاعْلَمُوآ اَنَّ اللهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ -231, وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَآءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ اِذَا تَرَاضَوْا بَيْنَهُمْ بِالْمَعْرُوفِ ذَلِكَ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ ذَلِكُمْ اَزْكَى لَكُمْ وَاَطْهَرُ وَاللهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ -232, وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ اَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لاَ تُكَلَّفُ نَفْسٌ اِلاَّ وُسْعَهَا لاَ تُضَآرَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلاَ مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِهِ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذَلِكَ فَاِنْ اَرَادَا فِصَالاً عَنْ تَرَاضٍ مِنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَاِنْ اَرَدْتُمْ اَنْ تَسْتَرْضِعُوآ اَوْلاَدَكُمْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِذَا سَلَّمْتُمْ مَآ اَتَيْتُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُوا اللهَ وَاعْلَمُوآ اَنَّ اللهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ -233,

 

7 231 Kadınları boşadığınız zaman, bekleme sürelerini bitirince, ya onları iyilikle tutun yani evlenin ya da iyilikle bırakın. Fakat onları, haksızlık ederek ve zor kullanarak tutmayın. Böyle bir davranışta bulunan, kendine yazık etmiş olur. Allah’ın ayetlerini oyun ve eğlence aracı yapmayın. Allah’ın size olan nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği kitabı ve hikmeti düşünün; yolunuzu Allah ve kitabıyla bulun. Allah herşeyin aslını bilir.

 

/ 232 Ve eşlerinizi boşadığınızda, bekleme süreleri de sona erdiğinde kocalarıyla örfe uygun güzelce anlaşmışlarsa onlara engel olmayın. Bu Allah’a ve ahiret gününe inanan, herbiriniz için bir uyarıdır. Bu sizin için en erdemli ve en temiz yoldur. Allah bilir siz bilmezsiniz.

233 Ve anneler, eğer emzirme müddetini tamamlamak istiyorlarsa, tam iki yıl çocuklarını emzirirler. Bu zaman içerisinde çocuk ve annesinin her türlü geçimliklerini uygun biçimde temin etmek, çocuğun babasına düşer. Ve hiç kimse de taşıyabileceğinden daha fazlasıyla yükümlü tutulamaz. Çocu-ğundan dolayı ne anneye ne de babaya eziyet edilmesin. Çocuğun babası öldüğü takdirde, mirascı olanlara da aynen bu yükümlülükler geçerlidir. Eğer anne ve baba her ikisi de anne ile çocuğun birbirinden ayrılmasına veya çocuğun memeden ayrılmasına, karşılıklı rıza ve danışma ile karar verirlerse bundan dolayı kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuğunuzu süt annelere emanet etmeye karar verirseniz; çocuğun emniyetini uygun bir biçimde sağla-mak ve emzirme ücretini güzelce ödemek şartıyla, size bir günah yüklenmez. Sizler yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulunuz ve biliniz ki, Allah tüm yaptıklarınızı görür. 8

 

 

Cüz : 2

87 / 2 BAKARA (234-237)

37

 

 

وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ اَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَعَشْرًا فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِى اَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ -234, وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا عَرَّضْتُمْ بِهِ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَآءِ اَوْ اَكْنَنْتُمْ فِى اَنْفُسِكُمْ عَلِمَ اللهُ اَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ  وَلَكِنْ لاَ تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا اِلاَّ اَنْ تَقُولُوا قَوْلاً مَعْرُوفًا وَلاَ تَعْزِمُوا عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتَّى يَبْلُغَ الْكِتَابُ اَجَلَهُ وَاعْلَمُوآ اَنَّ اللهَ يَعْلَمُ مَا فِى اَنْفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُ وَاعْلَمُوآ اَنَّ اللهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ -235, لاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ طَلَّقْتُمُ النِّسَآءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ اَوْ تَفْرِضُوا لَهُنَّ فَرِيضَةً وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُ مَتَاعًا بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُحْسِنِينَ -236, وَاِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَرِيضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ اِلاَّ اَنْ يَعْفُونَ اَوْ يَعْفُوَ الَّذِى بِيَدِهِ عُقْدَةُ النِّكَاحِ وَاَنْ تَعْفُوآ اَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَلاَ تَنْسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْ اِنَّ اللهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ -237,

 

7 234 İçinizden ölenler geride eşler bırakırlarsa, bunların yeniden evlenebilmeleri için kendi başlarına dört ay on günlük bir bekleme süresi geçir-meleri gerekir. Bekleme süresinin sonuna vardıklarında, kendileriyle ilgili ola-rak, meşru şekilde ne yaparlarsa yapsınlar size bir suç yoktur artık. Allah tüm işlediklerinizden haberi olandır.

235 Bu durumda olan kadınlardan birine evlenme niyetinizi hissettir-menizde veya açığa vurmadan böyle bir niyet taşımanızda sizin için bir günah yoktur. Allah sizin onları kalbinizden geçirip anacağınızı bilmiştir. Ama meşru sözler dışında, kendileriyle gizli buluşmaya, sözleşip farz olan bekleme süresi dolmadan evlilik bağını kurmaya kalkmayın. Unutmayın ki, Allah aklınızdan ge-çeni bilir. Bu nedenle O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve bilin ki, Allah çok bağışlayan, yumuşak davranıp azapta acele etmeyendir.

 

/ 236 Nikahtan sonra henüz birleşmeden ve onlar için belli bir mehir tayin etmeden kadınları boşamanızda bir günah yoktur. Ancak onları bir miktar hediye ile gönülleyin. Zengin olan da, darda olan da kendi gücü ora-nında örfe uygun şekilde verilecek bir hediye ile yararlandırmalı. Bu, güzel davranan herkesin üzerine bir yükümlülüktür.

237 Nikahtan sonra mehrini kararlaştırıp, dokunmadan önce onları boşamışsanız, mehrin yarısı onların hakkıdır. Ancak kadınlar bundan vazge-çer, ya da nikah bağı elinde bulunan erkek, mehrin yarısını ve daha fazlasını bağışlarsa o başka… Ey erkekler! Sizin bağışlamanız, Allah’a karşı sorumluluk bilincine daha uygundur. Ve birbirinize karşı iyilikle davranmanız gerektiğini unutmayın. Doğrusu Allah bütün yaptıklarınızı görür. 8

 

 

38

87 / 2 BAKARA (238-245)

Cüz : 2

 

 

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلوَةِ الْوُسْطَى  وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ -238, فَاِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالاً اَوْ رُكْبَانًا فَاِذَآ اَمِنْتُمْ فَاذْكُرُوا اللهَ كَمَا عَلَّمَكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ -239, وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ اَزْوَاجًا وَصِيَّةً لاَزْوَاجِهِمْ مَتَاعًا اِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ اِخْرَاجٍ فَاِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِى مَا فَعَلْنَ فِى اَنْفُسِهِنَّ مِنْ مَعْرُوفٍ وَاللهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ -240, وَلِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ -241, كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللهُ لَكُمْ اَيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ -242, اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ اُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللهُ مُوتُوا ثُمَّ اَحْيَاهُمْ اِنَّ اللهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَشْكُرُونَ -243, وَقَاتِلُوا فِى سَبِيلِ اللهِ  وَاعْلَمُوآ اَنَّ اللهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ -244, مَنْ ذَا الَّذِى يُقْرِضُ اللهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ اَضْعَافًا كَثِيرَةً وَاللهُ  يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ -245,

 

7 238 Tüm namazlarınıza ve özellikle sabah ve ikindi namazına veya her bir kimse için zaman ve durumuna göre orta namaz olabilecek na-maz hangisi ise ona devam edin. Ve Allah’ın huzurunda içten bir bağlılıkla du-run. 239 Fakat savaş ve değişik tehlikelerden korkarak, namazı rahat kılabil-me imkanı bulamazsanız, namazı terketmeyin, ayakta veya binit üzerinde de olsa, mutlaka kılınız ve namazlarınızı geçirmeyiniz. Korkuyu atıp güvene ka-vuştuğunuz anda, yine Allah’ı size bilmediğiniz şeyleri nasıl öğrettiyse o şekil-de anın, namazı yine belirlenen şekilde kılmaya devam edin.

240 Aranızdan, ölüm anı yaklaşıp ta, arkasında dul eşler bırakacak erkekler, hanımlarının bir yıla kadar geçimini ve evden çıkarılmamalarını vasi-yet etsinler. Eğer kendi arzularıyla çıkarlarsa onların meşru olarak kendileri için yaptıklarında size bir sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır, her-şeyi yerli yerince yapandır. 241 Boşanmış kadınların uygun biçimde kocaları-nın imkanlarından yararlanma hakları vardır. Bu yolunu Allah ve kitap ile bu-lanlar için bir vazifedir. 242 Allah düşünüp gerçekleri anlıyasınız diye, size mesajlarını böyle açıklıyor.

 

/ 243 Görmedin mi o kimseleri ki, binlerce kişi oldukları halde bir hastalık veya cihadla başlarına gelecek ölüm korkusundan dolayı memleketle-rinden çıktılar da Allah onların ölmelerini istediği için onlara ölün dedi, ölmeye-lim diye kaçtıkları ölüm onları yakaladı. Ve sonra da onlara umulmadık bir şe-kilde hayat verdi. Şüphesiz Allah insanlara karşı büyük ikram sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmiyorlar. 244 Öyleyse Allah yolunda savaşın ve bilin ki, Allah herşeyi işiten ve herşeyi bilendir.

245 Allah’ın kat kat fazlasıyla geri ödeyeceği güzel bir borcu Allah’a verecek olan kimdir? Allah o verileni alır ve dilerse kat kat fazlasıyla geri verir. Allah isterse rızkı bol verir, isterse kısar, hepiniz sonunda O’na döndürülecek-siniz. 8

 

 

Cüz : 2

87 / 2 BAKARA (246-248)

39

 

 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الْمَلأِ مِنْ بَنِى اِسْرَآئِيلَ مِنْ بَعْدِ مُوسَى اِذْ قَالُوا لِنَبِىٍّ لَهُمْ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُقَاتِلْ فِى سَبِيلِ اللهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ  اَلاَّ تُقَاتِلُوا قَالُوا وَمَا لَنَآ اَلاَّ نُقَاتِلَ  فِى سَبِيلِ اللهِ وَقَدْ اُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَاَبْنَآئِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا اِلاَّ قَلِيلاً مِنْهُمْ وَاللهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ -246, وَقاَلَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اللهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوآ اَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ اَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِ قَالَ اِنَّ اللهَ اصْطَفَيهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِى الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللهُ يُؤْتِى مُلْكَهُ مَنْ يَشَآءُ وَاللهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ -247, وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اَيَةَ مُلْكِهِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ اَلُ مُوسَى وَاَلُ هَارُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلَئِكَةُ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ -248,

 

7 246 Musa’dan sonra israiloğullarının önde gelenlerinin, kendi pey-gamberlerine: “Bize hükümdar tayin et ki, Allah yolunda savaşalım!” dediklerini bilmez misin? O: “Bakın Ya savaşmanız emredilir de savaşmaktan kaçınırsa-nız” diye sordu. Onlar da: “Biz ve çocuklarımız yurtlarımızdan sürülmüşken Allah yolunda niçin savaşmayalım?” diye cevap verdiler. Halbuki savaş onlara emredilince, pek azı dışında uzak durdular. Ama Allah varlık sebebine aykırı davrananları çok iyi biliyordu. 247 Ve onların peygamberi onlara dedi: “Allah Tâlût’u size hükümdar olarak tayin etti.” Onlar: “Biz hükümdarlığa ondan daha çok layık iken ve ona fazla bir servet verilmemişken nasıl bizim üzerimize hükümdar olabilir?” dediler. Peygamberleri dedi ki: “Allah onu sizden daha üs-tün kılmış ve ona derin bilgi ve mükemmel bir beden vermiştir” Allah hüküm-ranlığı istediğine verir. Allah’ın mülkü ve kudreti çok geniştir. Ve O herşeyi bi-lendir. 248 Ve peygamberleri onlara dedi ki: “O’nun hükümdarlığının işareti, Tâbût’un size gelmesidir ki, onun içinde Rabbinizden bir iç huzuru ile Musa ve Harun ailesinden geriye kalan bir hatıra vardır. O’nu melekler taşımaktadır. Eğer inanıyorsanız bu olayda sizin için Tâlût’un hükümdarlığına bir belge vardır.” 8

 

 

40

87 / 2 BAKARA (249-252)

Cüz : 2

 

 

فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ اِنَّ اللهَ مُبْتَلِيكُمْ بِنَهَرٍ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّى وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَاِنَّهُ مِنِّى اِلاَّ مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهِ  فَشَرِبُوا مِنْهُ اِلاَّ قَلِيلاً مِنْهُمْ  فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذِينَ اَمَنُوا مَعَهُ قَالُوا لاَ طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلاَقُو اللهِ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِاِذْنِ اللهِ وَاللهُ مَعَ الصَّابِرِينَ -249, وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالُوآ رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ -250, فَهَزَمُوهُمْ بِاِذْنِ اللهِ وَقَتَلَ دَاوُدُ جَالُوتَ وَاَتَاهُ اللهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَآءُ وَلَوْلاَ دَفْعُ اللهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ اْلاَرْضُ وَلَكِنَّ اللهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ -251, تِلْكَ اَيَاتُ اللهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ -252,

 

/ 7 249 Ve Tâlût ordusuyla yola koyulduğunda dedi ki: “Allah sizi şimdi bir nehirle imtihan edecek, ondan içen benden değildir, ama onu tatma-yan bendendir, ondan sadece bir avuç dolusu içen ise affedilmiş olacaktır.” İç-lerinden pek azı hariç, hepsi ondan doya doya içtiler. Nihayet Tâlût ve kendi-siyle beraber inananlar ırmağı geçince dediler ki: “Câlût ve kuvvetlerine karşı koyacak bugün hiç gücümüz yok.” Ama kesin olarak Allah’a kavuşacaklarını bilenler: “Sayıca az nice topluluklar var ki; Allah’ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir. Zira Allah, güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir” diye ce-vap verdiler. 250 Tâlût’a itaat eden o çok azıcık mü’min gurup, Câlût ve kuv-vetleriyle karşı karşıya geldiklerinde: “Ey Rabbimiz! Bize zorluklara karşı ta-hammül gücünü adeta boşalt, adımlarımızı sağlam kıl ve Allah’tan gelen ger-çekleri örtbas eden bu topluma karşı bize yardım et” diye dua ettiler. 251 Bu-nun üzerine Câlût ve askerlerini Allah’ın izniyle bozguna uğrattılar. Dâvut da Câlût’u öldürdü. Allah da, O Dâvud’a peygamberlik ve hükümdarlık verdi. Ve dilediği bazı bilgileri öğretti. Ve eğer Allah bir kısım insanların kötülüklerini başka bir kısım insanlarla ortadan kaldırmasaydı, yeryüzünün düzeni kesinlikle bozulur, kargaşalık ortalığı kaplardı. Ama Allah bütün âlemlere karşı sınırsız lütuf sahibidir.

252 Bunlar Allah’ın mesajlarıdır. Biz, ey peygamber! Hakikatı ortaya koyan bu mesajları sana iletiyoruz. Doğrusu sen bu mesajların emanet edildiği elçilerdensin. 8

 

 

Cüz : 3

87 / 2 BAKARA (253-256)

41

 

 

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَاَتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَآءَ اللهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَ تْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَكِنِ اخْتَلَفُوا فَمِنْهُمْ مَنْ اَمَنَ وَمِنْهُمْ مَنْ كَفَرَ وَلَوْ شَآءَ اللهُ مَا اقْتَتَلُوا وَلَكِنَّ اللهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ -253, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوآ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ يَوْمٌ لاَ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خُلَّةٌ وَلاَ شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ -254, اَللهُ لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِى يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلاَّ بِاِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِنْ عِلْمِهِ اِلاَّ بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَلاَ يَؤُدُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِىُ الْعَظِيمُ -255, لآ اِكْرَاهَ فِى الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الغَىِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لاَ انْفِصَامَ لَهَا وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ -256,

 

7 253 Biz elçilerin bazılarına diğerlerinden farklı meziyetler lutfettik. Allah onlardan kimiyle konuştu, kimini de daha üst derecelere yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya da apaçık belgeler verdik. O’nu Cebrail ile destekledik. Eğer Allah dileseydi bunların arkasından gelen toplumlar, kendilerine açık belgeler geldikten sonra, artık birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi de Allah’tan gelen gerçekleri örtbas ederek kâfir olmuş oldu. Ne var ki, Allah dilediğini yapandır.

 

/ 254 Ey iman edenler! Ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan, Allah için harca-yın. Ve bilin ki, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, varlık sebebine aykırı davrananlardır.

255 Allah ki, O’ndan başka gerçek ilah yoktur; her zaman diridir. Bütün varlıkların tek yöneten ve gözeteni O’dur. Ne uyuklama tutar O’nu, ne de uyku. Yeryüzünde ve göklerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olma-dan kendisinin yanında kim kime şefaat edebilir? O yarattıklarının geçmişlerini ve geleceklerini bilir. Oysa O dilemedikçe, insanlar O’nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudret ve egemenliği gök-leri ve yeri kaplamıştır. Göklerde ve yerde olanların tümünün korunup destek-lenmesi O’na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O’dur.

256 Artık dine girmekte baskı ve zorlama yoktur. İslâm yeryüzünde duyulup bilinmek suretiyle doğruluk, sapıklıktan ayrılıp belli olmuştur. O halde şeytânî güçlere ve düzenlere uymayı reddedenler ve Allah’a inananlar, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam kulp olan İslâm’a tutunmuşlardır. Zira Allah herşeyi işitendir, herşeyi bilendir. 8

 

 

42

87 / 2 BAKARA (257-259)

Cüz : 3

 

 

اَللهُ وَلِىُّ الَّذِينَ اَمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوآ اَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِ اُولَئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -257, اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِى حَآجَّ اِبْرَهِيمَ فِى رَبِّهِ اَنْ اَتَيهُ اللهُ الْمُلْكَ اِذْ قَالَ اِبْرَهِيمُ رَبِّىَ الَّذِى يُحْيِى وَيُمِيتُ قَالَ اَنَا اُحْيِى وَاُمِيتُ قَالَ اِبْرَهِيمُ فَاِنَّ اللهَ يَأْتِى بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِى كَفَرَ وَاللهُ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ -258, اَوْ كَالَّذِى مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ اَنَّى يُحْيِى هَذِهِ اللهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَاَمَاتَهُ اللهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ  قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ  قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ اِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانْظُرْ اِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ اَيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ اِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا  فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ اَعْلَمُ اَنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -259,

 

7 257 Allah iman edenlerin dostu ve destekcisidir. Onları karanlık-lardan aydınlığa çıkarır. Oysa Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin dost ve destekçileri ise onları aydınlıktan çıkarıp derin karanlıklara iterek doğru yoldan çeviren azgınlar ve şeytânî güçlerdir. İşte onlar ateşe tam layıktırlar, onlar orada ebedi kalacaklardır.

 

/ 258 Başka bir dayanağı olmadan Allah kendisine hükümdarlık bağışladığı için İbrahim ile Rabbi hakkında münakaşa eden o hükümdarı görmez misin? Hani İbrahim: “Rabbim hayat veren ve öldürendir” demişti de, O: “Ben de hayat verir ve öldürürüm.” demişti. Bunun üzerine İbrahim: “Allah güneşi doğudan doğduruyor, öyleyse sen de batıdan doğdur” demişti de, bunun üzerine Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden o kâfir hükümdar, şaşırıp donakalmıştı. Allah varlık sebebine aykırı davranan böyle kimseleri asla hidayete erdirmez.

259 Yoksa ey insanoğlu! Sen halkının terkettiği, çatıları yıkılıp harap olmuş bir memleketten geçen ve: “Allah bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltecektir” diyen kimseye mi benziyorsun? Bunun üzerine Allah o kimseyi yüzyıl süre ile ölü halde bırakmış ve sonra tekrar hayata döndürerek sormuştu: “Bu halde ne kadar kaldın?” O da: “Bu halde bir gün veya bir günün birazı kadar kaldım” diye cevap vermişti de Allah: “Hayır” dedi, “Bu halde bir yüzyıl kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak, geçen yıllar onları bozmamış ve eşeğine bak, biz bütün bunları insanlara bir ibret olması için yaptık. Bir de şu kemiklere bak, onları nasıl birleştirip yeniden etle bürüdüğümüzü düşün.” Yaratılışın bu sırları kendisine apaçık belli olunca o kimse demişti ki: “Allah’ın herşeye gücü yettiğini şimdi daha iyi biliyorum.” 8

 

 

Cüz : 3

87 / 2 BAKARA (260-264)

43

 

 

وَاِذْ قَالَ اِبْرَهِيمُ رَبِّ اَرِنِى كَيْفَ تُحْيِ الْمَوْتَى قَالَ اَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِى قَالَ فَخُذْ اَرْبَعَةً مِنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ اِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْء اً ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ اَنَّ اللهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ -260, مَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فِى سَبِيلِ اللهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِى كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَآءُ وَاللهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ -261, اَلَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فِى سَبِيلِ اللهِ ثُمَّ لاَ يُتْبِعُونَ مَا اَنْفَقُوا مَنًّا وَلآ اَذًى لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ -262, قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ  يَتْبَعُهَآ اَذًى وَاللهُ غَنِىٌّ حَلِيمٌ -263, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا لاَ تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَاْلاَذَى كَالَّذِى يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَآءَ النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَ يَقْدِرُونَ عَلَى شَىْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللهُ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ -264,

 

7 260 Bir zamanlar İbrahim: “Ey Rabbim! Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster!” demişti. Allah da yoksa inanmıyor musun? diye sormuştu da; İbrahim cevaben: “Hayır, ama görmeme izin ver ki, kalbim tamamen yatışsın” demişti. Allah: “Dört kuş al onları kendine alıştır, iyice tanı kesip parça parça ederek her dağın başına birer parça koy. Sonra da onları çağır koşa koşa sana gelecekler.” Bil ki Allah herşeye kadirdir. Yaptığı herşeyi yerli yerince yapar.

 

/ 261 Allah yolunda mallarını harcayanların durumu, kendisinden yedi başak çıkan ve her başakta yüz tane bulunan bir buğday tanesine benzer ki, Allah dilediğine kat kat verendir. Allah’ın imkanları ve bilgisi sınırsızdır.

262 Mallarını Allah yolunda harcayıp, sonra başa kakmayan ve eziyet etmeyenler, mükafatlarını Rableri katında bulacaklardır, artık onlar için ne korku vardır, ne de üzüntü. 263 Gönül alıcı bir söz ve başkasının eksiğini gizlemek, peşinden incitmenin geldiği bir yardımdan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Ve yumuşak davranıp azapta acele etmez.

264 Ey iman edenler! Malını gösteriş ve övgü için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kişinin yaptığı gibi, iyiliğinizi başa kakarak ve muhtaç kimsenin duygularını inciterek, yardımlarınızı değersiz hale sokmayın. Böyle kimsenin hali; üzerinde biraz toprak bulunan kaygan bir kayanın hali gibidir. Bir yağmur ona vurursa onu çıplak bırakıverir. Bu gibilerinin yaptıkları hayırlı işlerinden hiçbir kazançları olmaz. Zira Allah kendisi tarafından gönde-rilen gerçekleri örtbas eden bir toplumu asla doğru yola iletmez. 8

 

 

44

87 / 2 BAKARA (265-269)

Cüz : 3

 

 

وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ابْتِغَآءَ مَرْضَاةِ اللهِ وَتَثْبِيتًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ -265, اَيَوَدُّ اَحَدُكُمْ اَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَاَعْنَابٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَاَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَآءُ فَاَصَابَهَا اِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللهُ لَكُمُ اْلاَيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ -266, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوآ اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّآ اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ اْلاَرْضِ وَلاَ تَيَمَّمُوا الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِاَخِذِيهِ اِلاَّ اَنْ تُغْمِضُوا فِيهِ وَاعْلَمُوآ اَنَّ اللهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌ -267, اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَآءِ وَاللهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلاً وَاللهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ -268, يُؤْتِى الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ اِلاَّ اُولُوا اْلاَلْبَابِ -269,

 

7 265 Mü’minlerden, mallarını Allah’ın rızasını kazanmak ve gönül-lerinde olan imanı kökleştirmek için harcayanların durumu da, tepe üzerinde olan bir bahçeye benzer ki, bol yağmur değince ürününü iki kat olarak verir, bol yağmur yağmasa bile, en azından bir çisinti düşer de, yine çokca ürününü verir. Allah tüm yapmakta olduklarınızı görendir.

266 Herhangi biriniz ister mi ki içerisinden ırmaklar akan ve çeşit çeşit meyveleri olan üzümden ve hurmalardan oluşmuş bir bahçesi bulunsun ve kendisinin de güçsüz çaresiz yavruları olsun; tam bu halde iken üzerine ihtiyarlık çöksün ve bu sırada o bahçeye alevli bir kasırga isabet etsin de bahçe baştan başa yansın. Belki düşünürsünüz diye Allah size mesajlarını böylece açıklar.

 

/ 267 Ey iman edenler! Kazandığınız güzel şeylerden ve topraktan sizin için bitirdiğimiz ürünlerden başkaları için harcayın; özellikle kötü olanı seçmeyin, gözünüzü yummadan alamayacağınız şeyi mi bağışlıyor-sunuz? Bilin ki, Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır ve övülmeye layık olandır.

268 Şeytan sizi fakirlik ihtimaliyle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Oysa Allah, size bağışlanma ve bolluk sözü veriyor. Allah bol imkanlara sahiptir ve bilgisi de sınırsızdır. 269 Dilediğine hikmet bağışlar ve her kime hikmet bağışlanmışsa, doğrusu ona en büyük servet verilmiş demektir. Ama derin kavrayış sahipleri dışında kimse bunu düşünüp anlayamaz. 8

 

 

Cüz : 3

87 / 2 BAKARA (270-274)

45

 

 

وَمَآ اَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ اَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَاِنَّ اللهَ يَعْلَمُهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ اَنْصَارٍ -270, اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِىَ وَاِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَآءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّئَاتِكُمْ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ -271, لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَيهُمْ وَلَكِنَّ اللهَ يَهْدِى مَنْ يَشَآءُ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلاَنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ اِلاَّ ابْتِغَآءَ وَجْهِ اللهِ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لاَ تُظْلَمُونَ -272, لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ اُحْصِرُوا فِى سَبِيلِ اللهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْباً فِى اْلاَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ اَغْنِيَآءَ مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُمْ بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْئَلُونَ النَّاسَ اِلْحَافًا وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللهَ بِهِ عَلِيمٌ -273, اَلَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ -274,

 

7 270 Başkaları için ne harcarsanız ve neyi harcamak için adarsa-nız, Allah onu mutlaka bilir. Varlık sebebine aykırı hareket edenler, kendilerine yardım edecek kimse bulamazlar. 271 Yardımları açıktan yapmanız güzeldir. Ama muhtaç kimseye gizlice vermeniz, sizin için daha hayırlı olup, günahları-nızın bir kısmının bağışlanmasına sebep olur. Allah yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.

272 Ey peygamber! İnsanları hidayete erdirmek senin işin değil. Zira ancak Allah isteyen kimseyi dilediği şekilde hidayete erdirir. Ve yalnız Allah’ın rızasını kazanmak için harcamanız şartıyla başkalarına her ne iyilik yaparsa-nız, bu kendi yararınızadır. Çünkü, yapacağınız her iyilik, size olduğu gibi geri dönecek ve size haksızlık yapılmayacaktır.

273 Sadakalarınızı şu fakirlere verin ki, kendilerini bütün yetenek ve güçleri ile Allah yolunda kullandıklarından yeryüzünde rızık aramak için gezip dolaşamazlar. Onlar yüz suyu dökmediklerinden; durumlarını bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları görünce yüzlerinden tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek, insanlardan istemezler. Onlara ne iyilik yaparsanız, doğrusu Allah hepsini bilir. / 274 Mallarını Allah rızası için gece ve gündüz, gizli ve açıkça harcayanlar, mükafatlarını Rablerinin katında göreceklerdir. Onlara ne korku vardır, ne de üzülürler. 8

 

 

46

87 / 2 BAKARA (275-281)

Cüz : 3

 

 

اَلَّذِينَ يَاْكُلُونَ الرِّبوَا لاَ يَقُومُونَ اِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِى يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ  ذَلِكَ بِاَنَّهُمْ قاَلُوآ اِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبوَا وَاَحَلَّ اللهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبوَا فَمَنْ جَآءَ هُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَانْتَهَى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَاَمْرُهُ اِلَى اللهِ وَمَنْ عَادَ فَاُولَئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -275, يَمْحَقُ اللهُ الرِّبوَا وَيُرْبِى الصَّدَقَاتِ وَاللهُ لاَ يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَثِيمٍ -276, اِنَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلوَةَ وَاَتَوُا الزَّكَوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ -277, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَذَرُوا مَا بَقِىَ مِنَ الرِّبوَا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ -278, فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَاْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُسُ اَمْوَالِكُمْ لاَ تَظْلِمُونَ وَلاَ تُظْلَمُونَ -279, وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ  فَنَظِرَةٌ اِلَى مَيْسَرَةٍ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ -280, وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ اِلَى اللهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ -281,

 

7 275 Faiz yiyenler ancak şeytanın dokunup sersemlettiği kimseler gibi davranırlar. Çünkü onlar: “Alışveriş de, bir tür faizdir” derler, halbuki Allah alışverişi helal sayarken, faizi haram kılmıştır. Kim Rabbinin öğüdünü dinler ve hemen faizden vazgeçerse, artık geçmişteki günahları veya ana sermayesi veya geçmişte aldığı faizler kendisine aittir. Ve onun hakkında karar vermek, artık Allah’a kalır. Kim de faize tekrar geri dönerse; içinde yaşayıp kalacakları ateşe mahkum olanlar işte böyleleridir.

276 Allah faizli kazançları bereketten mahrum eder, ama karşılıksız yardımlar olan, sadakaları kat kat artırarak bereketlendirir. Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenleri ve günahkarların hiçbirini sevmez. 277 İman edenler, doğru ve yararlı işler yapanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar, karşılıksız yardım denilen zekatı verenler, işte onlar mükafatlarını Rablerinden alacaklardır ve onlara ne korku vardır ne de üzülürler.

278 Ey inananlar! Yolunuzu Allah ve kitabıyla bulun ve eğer mü’min-seniz faizden doğan kazançların tümünden vazgeçin. 279 Çünkü böyle yap-mazsanız, o zaman Allah ve elçisi tarafından açılmış bir savaştan haberiniz ol-sun! Ama eğer tevbe ederseniz, ana paranızı almaya hak kazanırsınız. Böyle-ce ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olursunuz.

280 Ancak borçlu güç durumda ise, rahatlayıncaya kadar ona bir za-man tanımak gerekir. Eğer gerçekleri iyi anlayan kimselerdenseniz, bir karşılık beklemeden, borcu tamamiyle silmek, sizin kendi iyiliğinize olacaktır.

281 Allah’a döneceğiniz, sonra herkesin kazancının kendisine eksik-siz geri verileceği ve hiç kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı günü aklınızdan çıkarmayın.

 

 

Cüz : 3

87 / 2 BAKARA (282)

47

 

 

يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوآ  اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلَى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كاَتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلاَ يَأْبَ كَاتِبٌ اَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللهُ  فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِى عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللهَ رَبَّهُ وَلاَ يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْئًا فَاِنْ كَانَ الَّذِى عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهًا اَوْ ضَعِيفًا اَوْ لاَ يَسْتَطِيعُ اَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ فَاِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَاَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَآءِ اَنْ تَضِلَّ اِحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ اِحْدَاهُمَا اْلاُخْرَى وَلاَ يَأْبَ الشُّهَدَآءُ اِذَا مَا دُعُوا وَلاَ تَسْئَمُوآ اَنْ تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا اَوْ كَبِيرًا اِلَى اَجَلِهِ ذَلِكُمْ اَقْسَطُ عِنْدَ اللهِ وَاَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَاَدْنَى اَلاَّ تَرْتَابُوا اِلاَّ اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَلاَّ تَكْتُبُوهَا وَاَشْهِدُوآ اِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلاَ يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلاَ شَهِيدٌ وَاِنْ تَفْعَلُوا فَاِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُوا اللهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللهُ وَاللهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ -282,

 

/ 282 Ey iman edenler! Ne zaman belli bir vade ile borç verir ve alırsanız, yazıyla tesbit edin. Bir yazıcı tarafsız olarak onu yazsın. Ve hiçbir yazıcı Allah’ın ona öğrettiği gibi yazmayı reddetmesin, öylece olduğu gibi yazsın. Borçlanan taraf kaydettirsin. Tüm işlerini Rabbinin belirttiği şekilde yapsın, borcundan hiçbirşey eksik etmesin. Ve eğer borç altına girenin aklî veya bedenî bir rahatsızlığı varsa veya kendisi işlemi kaydettirebilecek durum-da değilse, onun menfaatini kollamakla görevli olan kimse, onu dosdoğru bir şekilde kaydettirsin. Ve içinizden iki erkek de şahit tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, kabul edebileceğiniz kimselerden, bir erkek ve iki kadını şahit tutun ki, onlardan biri yanılırsa, diğeri ona hatırlatabilsin. Ve şahitler çağrıldık-larında, şahitlik yapmayı reddetmesinler. Küçük olsun büyük olsun, her antlaş-ma maddesini, vade tarihi ile birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu Allah katında daha adil, kanıtlanma açısından daha güvenilir ve sonra sizi şüpheye düş-mekten alıkoymakta daha uygun olanıdır. Ancak aranızda devredip durduğu-nuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Ve birbirinizle alışveriş yapacağınızda şahit tutun. Ancak bu işten dolayı ne yazıcı, ne de şahit bir zarara uğramasın. Eğer onlara zarar verici bir iş yaparsanız unutmayın ki, bu sizin için günahkarca bir davranış olacaktır. Yolunuzu, yordamınızı Allah ve kitabı vasıtasıyla bulun. Çünkü, sizi bu yolla eğiten Allah’tır, Allah herşeyin tüm bilgisine sahiptir. 8

 

 

48

87 / 2 BAKARA (283-286)

Cüz : 3

 

 

وَاِنْ كُنْتُمْ عَلَى سَفَرٍ وَلَمْ تجِدُوا كَاتِبًا فَرِهَانٌ مَقْبُوضَةٌ فَاِنْ اَمِنَ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِى اؤْتُمِنَ اَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللهَ رَبَّهُ وَلاَ تَكْتُمُوا الشَّهَادَةَ وَمَنْ يَكْتُمْهَا فَاِنَّهُ اَثِمٌ قَلْبُهُ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ -283, لِلَّهِ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ وَاِنْ تُبْدُوا مَآ فِى اَنْفُسِكُمْ اَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَآءُ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -284, اَمَنَ الرَّسُولُ بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اَمَنَ بِاللهِ وَمَلَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ -285, لاَ يُكَلِّفُ اللهُ نَفْسًا اِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَآ اِنْ نَسِينَآ اَوْ اَخْطَاْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا اَنْتَ مَوْلاَنَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ -286,

 

7 283 Eğer seyahatte iseniz ve bir yazıcı bulamazsanız, alacağınız taahhüt ve rehinlerle yetinebilirsiniz. Eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın ve Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun. Ve şahit olduğunuz şeyi gizlemeyin, zira onu gizleyen kalben günahkardır ve Allah yapmakta olduklarınızı bilir.

 

/ 284 Göklerde ve yerdeki herşey, Allah’a aittir. Aklınızdan geçeni açıklasanız da, gizleseniz de, hesaba çekecektir. Ve sonra O, affedilmek isteyeni affedecek ve azaplandırılmak için gayret edeni de cezalandıracaktır. Zira Allah’ın gücü herşeye yeter. Kalbe gelen vesvese insanın gücü dışında-dır. (286. Ayet bu ayete açıklık getirecektir.)  285 Elçi Rabbinden kendisine tüm indirilenlere iman etti, mü’minler de iman ettiler. Onlardan herbiri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inanırlar. O’nun elçilerinin hiçbiri arasında ayırım yapmazlar ve işittik itaat ettik, bizi bağışlamanı dileriz. Zira bütün yolcu-lukların varış yeri sensin, derler.

286 “Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez. Kişinin yaptığı her iyilik kendi yararına, her kötülük de kendi zararınadır.” “Ey Rabbimiz! Unutur veya bilmeden hata yaparsak, bizi sorgulama.” “Ey Rabbi-miz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yükler yükleme.” “Ey Rabbi-miz! Güç yetiremiyeceğimiz yükleri bize taşıtma.” “Ve günahlarımızı affet, bizi bağışla ve bize acı. Bizim sahibimiz ve efendimiz sensin. Senden gelen ger-çekleri, örtbas eden topluluklara karşı bize yardım eyle!”


 

[1] Kur’ân’daki bu sûreler; arapça alfabetik sıraya göre     الم2/1, 3/1, 29/1, 30/1, 31/1, 32/1,    الر 10/1, 11/1, 12/1, 15/1, 16/1,    المر 13/1,    المص 7/1,    حم 40/1, 41/1, 42/1, 43/1, 44/1, 45/1, 46/1,    ص 38/1,    طس 27/1,    طسم 26/1, 28/1,    طه 20/1,    عسق 42/2,    ق 50/1,  كهيعص 19/1,    ن 68/1,    يس 36/1, sûresinin başında bulunmaktadır. Bu harfler topluluğu, şu anlamlara gelebilir:

a) Öğrenme harflerle başlar.

b) İşte Kur’ân bu ve benzeri harflerden meydana gelmiştir. Buyurun benzerini yapabilirseniz aynı harfleri kullanarak siz de yapın.

c) Allah ve Rasûlü arasında bir şifredir.

d) Okuyanlara bir bildiridir: Yani dikkat edin şu anda Allah’tan size vahyedileni okumak üzeresiniz gibi.