Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 49. Sayfa - Abd

 

514

  106 / 49 HUCURÂT (1-4)

Cüz : 26

 


 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا لاَ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَىِ اللهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللهَ اِنَّ اللهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ -1, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا لاَ تَرْفَعُوآ اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِىِّ وَلاَ تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لاَ تَشْعُرُونَ -2, اِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللهِ اُولَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظِيمٌ -3, اِنَّ الَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِنْ وَرَآءِ الْحُجُرَاتِ اَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ -4,

 

.

 

49    HUCURÂT SÛRESİ

 

Toplumsal değerler diyebileceğimiz İslâmî edeb ve terbiye kurallarından üstün medeni esaslar-dan bahseden sûre erdemli toplumun temelini atar. Gıybet, kusur araştırmak, sûizan gibi şeylerden uzaklaş-tırıp güzel ahlâka davet eder ve gerçek mü’minliğin şartları olan iman, ihlas, cihad ve salih amel anlatılarak sûre son bulur.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

 

/ 1 Ey iman edenler! Allah’ın ve elçisinin emrettiği ve yasakladığı şe-yin önüne kendi arzu ve isteklerinizin geçmesine izin vermeyin. Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın. Çünkü Allah, herşeyi işiten ve herşeyi bilendir. 2 Ey i-man edenler! Sesinizi peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyin, yani şahsi görüş ve tercihleriniz, peygamber buyruklarının üstüne çıkmamalıdır. Birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi, O’na yüksek sesle hitap etmeyin. Yoksa bütün güzel ve iyi işleriniz, siz farkında olmadan bilmediğiniz ve anlamadığınız bir se-beple boşa gidebilir. 3 Şüphesiz Rasülullah’ın yanında seslerini kısan kimseler var ya! İşte bunlar kalpleri kendisine karşı sorumluluk bilinciyle doldurularak Allah ta-rafından sınananlardır. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır. 4 Gerçek şu ki ey peygamber! Sana evinin dışından bağırarak seslenenler var ya onların çoğu, akıllarını kullanamayan kimselerdir. 8

 

 

Cüz : 26

106 / 49 HUCURÂT (5-11)

515

 

 

وَلَوْ اَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتَّى تَخْرُجَ اِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ -5, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوآ اِنْ جَآءَ كُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوآ اَنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ -6, وَاعْلَمُوآ اَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ اللهِ لَوْ يُطِيعُكُمْ فِى كَثِيرٍ مِنَ اْلاَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلَكِنَّ اللهَ حَبَّبَ اِلَيْكُمُ اْلاِيمَانَ وَزَيَّنَهُ فِى قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ اِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ اُولَئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَ -7, فَضْلاً مِنَ اللهِ وَنِعْمَةً وَاللهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ -8, وَاِنْ طَآئِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا فَاِنْ بَغَتْ اِحْدَيهُمَا عَلَى اْلاُخْرَى فَقَاتِلُوا الَّتِى تَبْغِى حَتَّى تَفِىءَ اِلَى اَمْرِ اللهِ فَاِنْ فَآءَ تْ فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَاَقْسِطُوآ اِنَّ اللهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ -9, اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ -10, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا لاَ يَسْخَرْ قَومٌ مِنْ قَوْمٍ عَسَى اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلاَ نِسَآءٌ مِنْ نِسَآءٍ عَسَى اَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّ  وَلاَ تَلْمِزُوآ اَنْفُسَكُمْ وَلاَ تَنَابَزُوا بِاْلاَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ اْلاِيمَانِ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ -11,

7 5 Sen onların yanına çıkıncaya kadar bekleyip sabretselerdi, hak-larında daha hayırlı olurdu. Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır. 6 Ey iman edenler! Şeriatın koyduğu sınırlardan dışarıya çıkmayı adet haline getiren biri, size bir haber getirirse, ona inanmadan önce, doğru olup olmadığını iyice a-raştırın, yoksa bir topluluğa yanlışlıkla bilmeden kötülükte bulunur, incitirsiniz de, sonra yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız. 7 Ve bilin ki, içinizde Allah’ın peygamberi var. Eğer O Peygamber, birçok işlerde size uymuş olsaydı, her-halde sıkıntıya uğrar, kötü duruma düşerdiniz. Ne var ki Allah, imanı size çok sevdirdi, onunla kalplerinizi donattı. Buna karşılık hakikatı inkâr etmeyi, şeria-tın koyduğu sınırlardan dışarı çıkmayı ve başkaldırıp karşı gelmeyi size çirkin gösterdi. İşte böyle olanlar, güzel işlere yol bulanlardır 8 Allah’ın nimeti ve lütfu sayesinde; ve Allah herşeyi bilendir, yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır. 9 O halde mü’minler içinden iki gurup çatışırsa veya savaşa girişirse, onlar arasın-da barışı sağlayın. Buna rağmen iki guruptan biri, diğerine haksız şekilde dav-ranırsa, davranışını Allah’ın buyruğuna uygun hale getirinceye kadar, haksızlık yapan taraf ile mücadele edin. Eğer yaptıklarından vazgeçerlerse, adil bir şe-kilde aralarını bulun, hep insaflı ve adil davranın. Şüphesiz ki Allah, adaletle barış yapıp adaletle karar verenleri sever. 10 Bütün mü’minler kardeştir. O halde her ne zaman araları açılırsa, kardeşlerinizin arasını düzeltin ve yolunu-zu yordamınızı Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın ki, O’nun rahmetine erebilesi-niz.

 

/ 11 Siz ey iman edenler! Hiçbir insan başka insanları alaya alıp küçümsemesin, belki o alaya alıp küçümsedikleri, kendilerinden daha hayırlı olabilirler ve hiçbir kadın da, başka kadınları küçümseyip alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha hayırlı olabilirler. Ve hiç biriniz başka birinde ayıp-lar arayıp karalamasın, kınamasın. Kötü lakaplarla sataşıp, atışıp birbirinizi a-şağılamayın. İman ettikten sonra, kötü bir ad sahibi olmak ne çirkin şeydir. Ar-tık her kim bu şekilde Allah’ın yasak ettiği şeylerden tevbe edip dönmezse, işte onlar yaratılış gayesine aykırı yaşayanlardır. 8

 

 

516

106 / 49 HUCURÂT (12-18)

Cüz : 26

 

 

يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِنَ الظَّنِّ  اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلاَ تَجَسَّسُوا وَلاَ يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللهَ اِنَّ اللهَ تَوَّابٌ رَحِيمٌ -12, يَآاَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعاَرَفُوآ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ اَتْقَيكُمْ اِنَّ اللهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ -13, قَالَتِ اْلاَعْرَابُ اَمَنَّا قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِنْ قُولُوآ اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ اْلاِيمَانُ فِى قُلُوبِكُمْ وَاِنْ تُطِيعُوا اللهَ وَرَسُولَهُ لاَ يَلِتْكُمْ مِنْ اَعْمَالِكُمْ شَيْئًا اِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -14, اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ اَمَنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فِى سَبِيلِ اللهِ اُولَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ -15, قُلْ اَتُعَلِّمُونَ اللهَ بِدِينِكُمْ وَاللهُ يَعْلَمُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ وَاللهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ -16, يَمُنُّونَ عَلَيْكَ اَنْ اَسْلَمُوا قُلْ لاَ تَمُنُّوا عَلَىَّ اِسْلاَمَكُمْ بَلِ اللهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ اَنْ هَدَيكُمْ لِلاِيمَانِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -17, اِنَّ اللهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاللهُ بَصِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ -18,

 

7 12 Ey iman edenler! Birbiriniz hakkında, yersiz zanda bulunmak-tan kaçının. Çünkü bazı zan ve şüphe vardır ki, günahtır. Birbirinizin gizli yön-lerini araştırmayın ve birbirinizi arkadan çekiştirmeyin. Biriniz ölü kardeşinin e-tini yemek ister mi? Hayır, siz ondan iğrenirsiniz! Öyleyse adam çekiştirmekten de, öylece iğrenin ve yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul eden ve acıyandır. 13 Ey insanlar! Bakın biz sizi, bir er-kekten ve bir kadından yarattık. Sizi birbirinizi tanıyasınız diye, milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah katında şerefli ve itibarlı olanınız, yaşantısı-nı, yolunu, yordamını Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışanlarınızdır. Çünkü Allah, herşeyi bilendir, herşeyden haberdar olandır.

14 Çölde yaşayanlardan, yani bedevîlerden bir kısmı kıtlık yılında, ganimetlerden istifade etmek için, savaşı bırakıp Medine’ye gelerek “İnandık” dediler. De ki: “Siz henüz imana ermediniz, fakat İslâm olduk deyin, çünkü siz şeklen güvenliğiniz için İslâm’a girdiniz. Çünkü iman gönülden olur, İslâm ise itaat ederek, barışa girmek, savaşı bırakmaktır. Böylece savaşı bırakmakla, İs-lâm olup güvene girdiniz, fakat iman henüz kalplerinize girmedi. Ama Allah’a ve elçisine itaat ederseniz, Allah yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah, çok acıyan ve çok bağışlayandır.”

15 Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Rasülü’ne iman ettik-ten sonra, hiçbir şüpheye sapmayıp, imanlarında sarsıntı geçirmeyen ve böy-lece Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşan kimselerdir. İşte iman iddia-sında doğru olanlar onlardır. 16 Ey peygamber! İman ettik diyen o bedevîlere de ki: “Siz dininizi Allah’a bildirmek için mi iman ettik diyorsunuz? Allah gökler-de olanı da, yerde olanı da bilir. Allah herşeyi en iyi bilendir.” 17 Ey Muham-med! onlar islâm’a girip, müslüman olmak suretiyle, sana bir lütufta bulunduk-larını zannederek, müslüman olmalarını senin başına kakarlar. De ki: “Müslü-man olmanızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi imana ilettiği için, Allah size lütufta bulunmuştur. Eğer sözünüzde samimi iseniz.” 18 Şüphesiz Allah, gök-lerde ve yerde, gözlere görünmeyeni bilir ve Allah, bütün yaptıklarınızı görür.