Tefsir Kulliyati - 35. Sayfa - Bilmen
İnsanların uyanık bir hâlde yaşayarak şeytani vesveselere aldanmamalarını, böyle bir aldanışın kötü neticelerini beyân ile halkı uyanmaya davet..
Hak Teâlâ'nın sonsuz kudret eserlerini gözününe alarak uyanık bir halde yaşanmasını ve dinî faziletler ile şahsı süslemeye çalışılmasını tavsiye.
Bütün insanların ilâhi lütuflara muhtaç olduklarını ve herkesin kendi amelinden mes'ul olacağını ihtar ve karanlık ile aydınlığın, hayat ile ölümün eşit olmadığı gibi ehl-i îman ile ehl-i küfrün de eşit olamayacaklarını bildirmek.
Futr = Fıtret; Yarmak, yaratmak, birşeyi başlangıçtan itibaren meydana getirmek demektir. "Fatır" de yaratan birşeyi yapan, geçmiş bir benzeri olmaksızın icat eyleyen
Bu mübarek âyetler de Cenab-ı Hak'kın mahlûkatı üzerindeki tasarruflarına hiçbir kimsenin engel olamayacağını bildiriyor. İnsanları nail oldukları nimetlerden dolayı şükür sunmaya davet edip, nankörlükten sakındırıyor. Evvelki Peygamberlerin de tekzibine uğramış olduklarını beyan ile Resûl-i Ekrem'e teselli vermektedir. Şöyle ki: (Allah) Celle Celâlûhu Hazretleri (insanlara rahmetinden neyi açarsa) kendi rahmet hazinelerinden maddî ve manevî ne gibi nimetler verirse, sıhhat, servet, ilim ve hikmet gibi neler ihsan buyurursa (sonra onun için tutacak yoktur) o açılan rahmet kapılarını tutup kapamaya muktedir bir mahlûk bulunamaz, (ve) 0 Hikmet Sahibi Yaratıcı (neyi tutarsa) hangi bir kulunu hangi bir nimetten hikmet gereği mahrum bırakmak dilerse (artık bundan sonra) Cenab-ı Hak'kın onu tutup men ettiğini müteakip (onu salıverecek yoktur) hiçbir kimse, Hak Teâlâ'nın mahrum bıraktığı bir şahsı bir nimete kavuşturamaz, o şahsa yönelen bela ve musibeti açıp onu kurtaramaz, (ve aziz, hâkim olan) Yani: Her dilediğini yapmaya kadir, herşeye galip ve her iradesi, yaratması bir hikmet ve faydaya dayanmış bulunan ancak (O'dur) 0 Kâinatın Yaratıcısı Hazretleridir. Binaenaleyh insanlar her hususta Cenab-ı Hak'ka dayanmalı ve sığın mal id ı r. Feyz ve bereketi onun rahmetinden beklemelidir. Bir dünyevî varlık ümidiyle hakkın emirlerine aykırı harekette bulunarak herhangi bir şahsa güvenmemelidir. İnsan bir nimete nail olursa o mutlaka Cenab-ı Hak'kın takdir ve yaratması iledir, bundan dolayı şükr etmelidir. Bir mahrumiyete maruz kalırsa bu da bir hikmete dayanmaktadır ve çok kere de kendi kusurlarının bir neticesidir. Artık durumunu düzeltmeye çalışmalıdır. Dünyevi bir ümit ile ona buna yaltaklık etmek İslâm ahlâkına aykırıdır.
Ey insanlar!. Allah'ın üzerinizde olan nimetini hatırlayınız. Allah'tan başka sizi göklerden ve yerden rızıklandıran bir Hâlık var mıdır?. O'ndan başka ilâh yoktur. 0 hâlde nereden dondurulmuş oluyorsunuz?.
Evet. (Ey insanlar!.) Ey Cenab-ı Hak'kın kulları. (Allah'ın üzerinizde olan nimetini hatırlayınız) 0 nimetleri lisanen ve kalben anınız. Sizi var eden O'dur, size sıhhat, akıl, servet, vesaire veren O'dur. Bu yaşadığınız muhitte ne kadar çeşitli nimetlere nail oluyorsunuz. (Allah'tan başka sizi göklerden ve yerden rızıklandıran bir Yaratıcı var mıdır?.) Elbette ki, yoktur. 0, ortak ve benzerden münezzeh olan Kâinat'ı Yaratanın bir lütfudur ki, göklerden muhitinize yönelen ışıklar ile, havalar ile, yağmurlar ile sizi yaşatıyor, yerden meydana getirdiği çeşit çeşit ürünler ile de sizi besliyor, nimetlere nail buyuruyor. Evet.. Şüphe yok ki, (ondan) o Kerem Sahibi rızık vericiden (başka ilâh yoktur) Yaratıcılık ve mabûdluk yalnız O'na mahsustur (o halde nereden döndürülmüş oluyorsunuz?.) Hak Teâlâ'nın bir Yüce Yaratıcı, bir kerem sahibi rızık veren olduğu böylece malum iken ne için siz Allah'ı birlemekten ayrılıyorsunuz?. Bir takım mahlûkatı o Kâinat'ı Yaratana ortak ediyorsunuz?. Öyle fani, âciz şeylere tapınıp duruyorsunuz?. Bu ne gaflet, ne cehalet!.
(Ve) Ey Son Peygamber!. 0 nankörler (seni tekzib ediyorlarsa) senin peygamberliğini inkâr ederek muhalefette bulunuyorlarsa, aldırma, üzülme, sabr et (ve muhakkak
Bu mübarek âyetler, Allah Teâlâ'nın kulları hakkındaki vadinin herhalde meydana geleceğini beyân ile onları uyanmaya davet ediyor. Vesveselerine uyanları cehennemlik edecek olan şeytana uyulmamasını ihtarda bulunuyor. Kafirlerin şiddetli bir azaba, iyi müminlerin de mağfirete, büyük bir mükâfata nail olacaklarını haber veriyor. Kendi çirkin amellerini süslü görenlerin pek aldanmış olduklarını bildiriyor. Cenab-ı Hak, kullarının bütün amellerini bildiği için onlardan dilediğini delalete ve dilediğini hidayete sevkedeceği için artık Resûl-i Ekrem'in sapıklar hakkında üzülmemesini beyân ile o Yüce Peygamber'e teselli verici olmaktadır. Şöyle ki: (Ey insanlar!. Şüphe yok ki, Allah'm vadi haktır) Haşr-ı neşre mükâfat ve cezaya ait ilâhi beyan sabittir, birer sırf hakikattir. Mutlaka meydana gelecektir. (Artık sizi bu dünya hayatı aldatmasın) Dünyanın fâni gösterişi, zevk ve sefası sizi geleceğinizi düşünmekten gafil bulundurmasın (ve şeytan da sizi Allah ile) Cenab-ı Hak'kın sizi herhalde af edeceğine, yarlıgayacağına dair vesveseleriyle (aldatmasın) sizi Allah'ın affına güvendirerek gaflete, hali düzeltmekten men'e çalışır. Onun vesveselerine kapılmayınız.
Şüphe yok ki, şeytan sizin için bir düşmandır. Artık siz de onu bir düşman tutun. 0 muhakkak ki, kendi etrafında toplananları davet eder ki, alevli cehennemin yâran'ından olu versinler.
Evet.. (Şüphe yok ki, şeytan sizin için) Ey insanlar!. Öteden beri pek fena (bir düşmandır) sizi felâketlere uğratmaya çalışır durur, (artık siz de onu bir düşman tutun) Onun iğfalatına aldanmayın, ona karşı muhalefete devam edin, üzerinize düşen vazifeleri yapmaya çalışın, (o) şeytan (muhakkak ki, kendi etrafında toplananları) kendi vesveselerine kıymet verenleri (davet eder ki,) onlar kendisine uysunlar da sonunda (alevli cehennemin yâran'ından oluversinler) onlar da kendisi gibi cehenneme atılıp beraberce ceza çeksinler, bu şekilde de Adem oğullarından intikam almış bulunsun.
0 kimseler ki, kâfir oldular, onlar için pek şiddetli bir azap vardır. Ve o kimseler ki, imân ettiler ve güzel güzel amellerde bulundular onlar için de bir yarlığama vardır ve pek büyük bir mükâfat vardır.
Evet.. (0 kimseler ki, kâfir oldular) şeytanın vesveselerine uyarak dinden çıktılar (onlar için pek şiddetli bir azap vardır) şeytanın davetine icabet ettiklerinin cezasına uğrayacaklar, tasavvurların üstünde azap çekip duracaklardır, (ve o kimseler ki, imân ettiler) Kalplerini imân nuru ile aydınlatmaya muvaffak oldular, (ve) şeytanın vesveselerine kapılmayarak (güzel güzel amellerde bulundular) namaz gibi, oruç ve zekât gibi dinî vazifelerini yerine getirdiler (onlar için de) öyle mümin, salih kulara mahsus da Allah tarafından (bir yarlığama) bir mağfiret (vardır ve pek büyük bir mükâfat vardır) onlar cennetlere nail olacaklardır, Allah'ın cemalini müşahede şerefine mazhar bulunacaklardır. Ne yüce bir muyaffakiyyet!.
Ya o kimse ki, ona kötü ameli süslü gösterilmiş de onu güzel görmüştür. -0 hiç iyi kimseler gibi olabilir mi?.- Muhakkak ki, Allah dilediğini şaşırtır ve dilediğini doğru yola iletir. Artık nefsin onların üzerine teessüflerle geçip gitmesin. Şüphe yok ki, Allah -onların- neler işlediklerini tamamiyle bilendir.
Evet.. Şüphe yok ki, kâfirler ile müminlerin sonları eşit olamayacaktır. Bir kere düşünmeli!. (Ve o kimdir ki, ona kötü ameli) şeytanın vesveseleriyle, nefsinin bozuk meyilleriyle süslü gösterilmişti de onu o çirkin amelini, o akla, ahlaka aykırı hareketi (güzel görmüştür) o fena ameline devam edip durmuştur, onun fenalığını anlamamıştır, karanlık hayatını, bir aydınlık sanmıştır, artık öyle aldanmış bir şahıs, hiç iyi kimse gibi olabilir mi, bir mümin kul gibi uhrevî bir nimete nail bulunabilir mi?. Elbette ki, öyle olamaz, (muhakkak ki, Allah dilediğini şaşırtır.) öyle şeytana tâbi olan, bencil bulunan, kendi iradesini ve kabiliyetini kötüye kullanan bir şahsı dalalet içinde bırakır, onu lâyık olduğu cezaya kavuşturur (ve) Cenab-ı Hak (dilediğini) de (doğru yola iletir) kendi iradesini, yaratılıştaki kabiliyetini iyi kullanan, şeytanın aldatmalarına kapılmayan, üzerine düşen vazifeleri ifâya çalışan bir kuluna Hikmet Sahibi Yaratıcı Hazretleri hidayete nail eder, onu ahirette makamlara erdirir. Velhasıl: Herkes dünyadaki güzel veya çirkin çalışmasına göre ahirette mükâfata veya cezaya uğrayacaktır, (artık) Ey Merhamet Sahibi Peygamberi, (nefsin onların üzerine) öyle şeytana uyup küfür ve isyan içinde yaşayan kimselerden dolayı (üzüntü ile geçip gitmesin) sen peygamberlik vazifeni ifa ediyar, onları uyandırmaya çalışiyarsun, onlar ise kendi bâtıl kanaatlarından ayrılmiyorlar. Binaenaleyh sen mazursun, şiddetli bir üzüntüde bulunmana lüzum yok, onlar kendi kötü amellerinin cezasına kavuşmuş olacaklardır. Onlar nice kudret hârikalarını gördükleri hâlde onları takdir ederek uyanmıyorlar, küfrlerinde devamedip duruyorlar, (şüphe yok ki, Allah) Teâlâ Hazretleri o inkarcıların (neler işlediklerini tamamiyle bilendir) onların bütün o çirkin inançlarını, amellerini bilmektedir. Onları ona göre cezaya uğratacaktır. Bu bir adalet ve hikmet gereğidir.
(Her kim izzet) Kuvvet, şeref ve şân (istiyorsa) bilsin ki (bütün izzet) kuvvet ve hâkimiyet (Allah'ındır) öyle mahlûkattan olan putlara, insanlara tapınarak onlardan bir faide bekleyenler, aldanmış bulunmaktadırlar. Öyle müşrikçe hareketlerde bulunan her şahıs, bilmelidir ki, bütün izzet,bütün hâkimiyet ve kuvvet, dünyevî ve uhrevî şeref ve yücelik Cenab-ı Hak'ka mahsustur. Artık izzeti, şeref ve lütfü o Yüce Yaratıcı'dan istirham etmelidir. O'na ibadette, dua ve niyazda bulunmalıdır. (Pâk söz O'na) O Yüce Mabûd'un izzet dergahına (yükselir) tevhîde, teşbihe dair söylenilen mübarek kelimeler, okunan Kur'an-ı Kerim, yapılan dualar ve istiğfarlar bütün Cenab-ı Hak'kın manevî huzuruna yükselmek şerefine sahip bulunur, yani bunlar Allah'ın kabul etmesine mazhar olup (güzel emeli de) riyadan uzak, halisane ifa edilen ibadetleri de (O) Yüce Mabûd (yükseltir) yani onları kabul ederek sahiplerini kat kat mükâfatlara nail buyurur, (ve o kimselerki, hilekârane bir şekilde günahları işlerler) Görünüşte mümin görünerek münafıkça bir tarzda harekette bulunurlar veyahut Kureyş kâfirleri gibi Darunnedve'de toplanarak Resûl-i Ekrem'in, İslâm dininin aleyhinde tedbir almak cinayetine cür'et edenler (onlar için de pek şiddetli bir azap vardır) onlar ergeç bir ilâhi kahra uğrayacaklardır. Özellikle ahiret âleminde ebedî olarak azap çekeceklerdir. (ve onların o hileleri) Dünyada iken yapmak istedikleri suikastleri, İslâmiyet aleyhindeki çalışıp durmaları, bozguncu hareketlere, sözlere cür'et etmeleri kendilerine bir faide vermeyecekdir. Bilakis o hileleri (mahvolur gider) o hainler arzularına nail olamazlar. Nitekim Resûl-i Ekrem'in aleyhinde bulunan Mekke-i Mükerrem'e müşrikleri sonunda mağlup olmuşlardı. Bedr savaşında ne büyük bir mağlûbiyete, ezilmişliğe uğramışlardı. Evet.. Hak Teâlâ Hazretleri kıyamete kadar da İslâmiyet'i koruyacak düşmanlarını âkibet kahr ve cezaya mâruz bırakacaktır.
Evet.. Allah Teâlâ'nın Kudret ve Azameti pek büyüktür, her fiilde bir hikmet ve menfaat vardır. O Hikmet Sahibi Yaratıcı (Geceyi gündüz içine girdirir) o karanlık zamanı aydınlatır, karanlık aydınlığa dönmüş olur. Bunun aksine (gündüzü de gecenin içine girdirir) gündüzler kısalır, gündüz saatlerinin bir kısmı geceye dönmüş, aydınlık, karanlığa dönüşmüş bulunur.
Eğer onlara duâ etseniz duanızı işitemezler ve işitebilseler bile sizin için cevap veremezler ve kıyamet gününde de sizin ortak koşmanızı inkâr ederler ve sana hakkıyla haber veren gibi bir haber veren olamaz.
Evet.. Ey müşrikleri. (Eğer onlara dua etseniz) O bâtıl mabutlarınıza duada, ibâdette, kendilenınden bir yardım isteğinde bulunsanız (duanızı işitemezler) çünki onlar cansız kabilinden şeylerdir, (ve) Faraza (işitebilseler bile sizin için cevap veremezler) arzunuzu yerine getiremezler. Çünkü buna kudretten mahrumdurlar (ve kıyamet gününde de sizin şirkinizi inkâr ederler) onlar, o dehşet verici muhasebe gününde Allah'ın kudreti ile dile gelerek sizin kendilerine tapmış olduğunuzu red edece kel erdir, "Siz bize değil, şeytanların aldatmalarına uyarak mâbutluk vasfına sahip olmayan şeyleri mabut edinmek cehaletine düşmüş bulundunuz" diye sizi tekzib edip kınayacaklardır, (ve) Ey bu ilâhi beyanları işiten kimse!, (sana hakkiyle haber veren gibi) Bu haki katları, böyle putlara tapanların uhrevî hallerine âit bilgileri sana Kur'an lisanı ile bildiren Cenab-ı Hak gibi başka bir (haber veren olamaz) siz o putlardan ne faide beklersiniz?. Onların fâideden uzak, şuursuz şeyler olduğunu işte Kâinatın Yaratıcısı Hazretleri sizlere haber veriyor. Artık Allah'ın birliğini tasdik ederek İslâm dinine sarılmalı değil misiniz?.
Ey insanlar!. Sizler Allah'a muhtaç fakirlersiniz. Allah ise O zengin, övülmeye lâyıktır.
Artık ey insanlar!. Uyanın, yaratıcınızın birliğini biliniz, O'na hamd-ü senada bulununuz, O'ndan başkasına tapmayınız (eğer) O Hikmet Sahibi Yaratıcı (dilerse sizi giderir) hepinizi de hayattan mahrum bırakır, insanlık silsilesini tamamen mahv eder (diğer bir halk vücude getirir) kulluk vazifesini hakkiyle ifaya çalışan bir başka seçkin zümre yaratır veya başka bir âlem ortaya çıkarır.
Ve o. Allah'a göre bir zor şey değildir.
(ve o) Sizleri gidererek başkalarını vücude getirmek (Allah'a göre zor birşey değildir) O Kudret Sahabi Yaratıcı, bir emr etmesiyle nice âlemleri meydana getirebilir. O'na göre hâşâ zorluk yoktur, dilediğini her zaman yaratması asla imkânsız veya zor değildir.
Ve hiçbir günahkâr, başkasının günâhını yüklenmez ve eğer ağır yüklü bir kimse, onu taşımaya çağıracak olsa ondan hiçbir şey yükletilemez isterse, -o çağırılan — akraba olsun. Sen ancak Rablerinden gıyaben korkar olanları ve namazı dosdoğru kılanları korkutursun ve her kim temizlenirse ancak kendi nefsi için temizlenmiş olur. Ve nihayet dönüş Allaha'dır.
Ancak ey insanlar!. Siz daha hayatta iken vazifelerinizi güzelce anlayınız, uhrevî mes'uliyetten kurtulmak için çalışınız (ve) şunu da biliniz ki, (hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.) başkasının günahına sebebiyet vermemiş, razı olmamış ise o günahtan dolayı sorumlu olmaz (ve eğer ağır yüklü bir kimse) o yükü kısmen üzerinden atarak hafifleştirmek için (onu taşımaya) başka bir şahsı (çağıracak olsa ondan hiçbir şey yükletilemez.) onun yükü kısmen başkasına yükletilmiş olamaz (isterse) o çağırılan kimse (akraba olsun) yine gelip çağırana yardım edemez, buna kadir olamaz 0 gün herkes kendi nefsinin derdiyle, sorumluluğuyla meşgul bulunur. İşte insanlar, bu âkibeti düşünmelidirler. Ne yazık ki, birçok kimseler, bundan gafil bulunurlar, Resûlullah'ın nas i hatları n ı dinlemeyerek cahilce bir halde yaşarlar. Resûl-i Ekrem ise o gibi gafillerin hallerinden üzülüyordu. Cenab-ı Hak da o Yüce Peyamberine teselli vermek, onun mazur olduğunu göstermek için buyurmuştur ki: Ey Resûl-i Ekrem!, (sen ancak Rab'lerinden gıyaben korkan olanları) yani: Cenab-ı Hak'kı, O'nun azabını daha görmedikleri halde korkanları, yahut başkalarının gıyabında da bir günah işlemekten korkup çekinenleri (ve namazı dosdoğru kılanları) beş vakitte kılınması farz olan namazları ve onlara tâbi bulunan sünnetleri edep ve şartlarına riayetle edaya çalışanları (korkutursun) senin tavsiyelerini, ihtarlarını onlar güzelce anlar kabul ederler, kendilerinin dinî terbiyelerini göstermiş olunlar. (ve her kim temizlenirse) İbadetleri ifâya, günahları bırakmaya gayret ederek ahlak güzelliğine sahip olursa (ancak kendi nefsi için temizlenmiş olur) onun faidesi kendisine aittir, o yüz den sevaba, uhrevî mükâfata aday bulunur. (Ve sonunda dönüş, Allah'adır.) Herkes ölüp ahirete gidecek, dünyadaki amellerinden dolayı hesaba tâbi tutulacaktır. Artık o ahiret hayatını düşünmeli, onu daha fırsat elde iken güzelce temine çalışmalıdır dünyada iken nefsi arındırmaya, durumu düzeltmeye muvaffak olmuş olanlar ahirette Yüce Yaratıcı Hazretlerinin sonsuz ilâhi lütfuna mazhar olacaklardır. Ne yüce bir muvaffakiyyet!.
Ve kör ile gören eşit olamaz.
(Ve karanlıklar ile aydınlık da..) Eşit değildir. İman nurundan mahrum bulunan kâfirler, karanlıklar içinde yaşarlar, onlar hidayet yolunu görüp takibedemezler. Müminler ise imân nuru sayesinde hidayet yolunu pek güzel görüp takibe muvaffak olurlar. Binaenaleyh bu bakımdan da kâfirler ile müminler eşit değildirler.
Ve gölge ile sıcak da -eşit bulunmaz.-
(ve gölge ile sıcak da..) Eşit bulunmaz. İmân sahipleri, sevaba, bir emniyet yurdu olan cennete nail, fevkalâde bir istirahata muvaffak olacaklardır. Kâfirler de azaplara uğrayacaklar, ateşin cehennemlere atılacaklardır. İşte bu itibar ile de aralarında bir eşitlik yoktur.
Ve hayatta olanlar ile ölmüşler de eşit olamaz. Şüphe yok ki, Allah dilediğine işittirir ve sen kabirlerde bulunanlara işittirici değilsin.
(Ve hayatta olanlar ile ölmüşler de eşit olamaz) Evet.. Kalpleri imân ile marifetullâh ile, Kur'an nuru ile ebedî bir hayata nail bulunan müminlere, kalplen küfr ve isyan karanlıkları içinde kalmış, manen ölmüş, hayattan mahrum kalmış olan kâfirler eşit bulunamazlar. (Şüphe yok ki, Allah, dilediğine işittirir) sağlam yaratılışını koruyan kullarını müsait kılar, onlar dinî tebliğleri işitirler, dinî delilleri görürler, İslâm nimetine nail olurlar. Ote yandan sağlam yaratılışlarını zayi' edenler de bu işitmekten mahrum bulunurlar. Onlar manen ölmüş, kabirlere atılmış kimseler hükmündedirler. (ve) Ey Yüce Peygamberi. Artık (sen) öyle (kabirlerde bulunanlara işittirici değilsin) onlar işitme kabiliyetlerini zayi' etmişlerdir, onların bu hallerinden dolayı fazla üzüntüye kapılma, onlar lâyık oldukları âkibete kavuşacaklardır.
Sen başka değil, ancak bir korkutucusun.
Evet.. Ey kadri yüce Peygamber!. (Sen başka değil, ancak) O küfr ve isyan erbabını ilâhi azap ile (bir korkutucusun) onları cebren hidayete erdirmekle mükellef değilsin, sen peygamberlik vazifeni ifa etmiş bulunuyorsun.
Şüphe yok ki, seni bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik ve hiçbir ümmet yoktur ki, illâ içlerinde bir korkutucu gelip geçmiştir.
Evet.. Ey Son Peygamber!, (şüphe yok ki, biz seni) Ehli imân için (bir müjdeleyici) gönderdik. Sen mümin kulları cennetlere, ilâhi lütuflara kavuşacaklarını müjdelemeye memursun, (ve) Seni (bir korkutucu olarak gönderdik) küfr ve isyanı işleyip duranları da cehennem ile, kahr ile korkutmaya memur bulunmaktasın. Senin peygamberlik vazifen bundan ibarettir, sen de bu vazifeyi ifaya muvaffak oluyorsun, artık kalben rahat alabilirsin, (ve hiçbir ümmet yoktur ki, illâ içlerinden bir korkutucu gelip geçmiştir.) Evet.. Vaktiyle insan cemiyetlerini irşada, ilâhi azaptan korkutmaya memur Peygamberler ve onların vârisleri olan ehli ilm ve irfan gönderilmiştir, hepsi de gerçeğe uygun, Allah'ın rızasına muvafık bir şekilde delil ile donatılmış olarak ümmetlerini aydınlatmaya, yükseltmeye çalışmışlardır. Şimdi bu ümmet hakkında da bu inşat vazifesi, daha mükemmel, daha yüce delillere dayanmış bir şekilde yapılmıştır. Artık kendileri güzelce düşünmelidirler.
Ve eğer seni tekzib ediyorlarsa onlardan evvelkiler de -kendi Peygamberlerini- muhakkak ki, tekzip etmişlerdi. Onlara Peygamberleri açık deliller ile ve yazılı sahifeler ile ve aydınlatan kitaplar ile gelmişlerdir.
(muhakkak ki, tekzip etmişlerdi) artık sen de üzülme. Öyle inkarcı haller insanlık kitleleri arasında öteden beri görülmekte bulunmuştur, (onlara
(Sonra) 0 eski kavimlere Peygamberleri gelip de onları ilâhi dine davet ettiklerini müteakip (Ben) Kudret Sahibi Yaratıcı (o küfredenleri) o Peygamberleri inkâr ederek onların o gösterdikleri parlak âyetleri, mucizeleri tasdik etmeyenleri (tutup yakaladım) onları çeşit çeşit felâketlere maruz bıraktım (artık benim) o inkarcılar hakkındaki (cezam) şiddetli azabım (nasıl oldu?.) bir düşünülsün. 0 eski kavimlerin tarihi hayatları ibretler gözününe alınsın. Onlar ne büyük birer uyanma levhası teşkil ediyor!. Binaenaleyh sonraki cemiyetler bunları güzelce düşünerek uyanmalı değil midirler?. İnkârlarına devam ettikleri takdirde onların da başlarına öyle müthiş felâketlerin gelmesi, bir ilâhi sünnet gereğidir. Ne büyük bir ilâhi tehdid!. Şüphe yok ki, Yüce Yaratıcı Hazretleri nice halkaları, eşsiz güzel şeyleri, hadiseleri yaratmaya kadirdir. Buna inanmışızdır!.
Görmedin mi ki, muhakkak Allah gökten bir su indirdi de onunla renkleri farklı meyveler çıkardık, ve dağlardan da yollar vardır ki, beyazdırlar ve kırmızıdırlar, renkleri muhteliftir ve siyah siyah kayalar da vardır.
Bu mübarek âyetler de Kâinatın Yaratıcısı Hazretlerinin kudret ve azametine şahitlik eden bir takım görünen, çeşitli hârika eserlere enzar-ı dikkati çekiyor, durumların farklı oluşunun yalnız insanlara mahsus olmayıp diğer mahlûkatta da, mevcut olduğuna işarette bulunuyor. Yüce Mabuttan hangi zâtların korku ve endişe üzere bulunduklarını ve o zatların ne gibi güzel amellerde bulunarak çok yarlıgayan ve şükrü kabul eden Yüce yaratıcının sonsuz mükâfatlarına nail olacaklarını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey muhatap!. (Görmedin mi?:) Bir kalp görüşü ile görüp bilmedin mi ki, (muhakkak Allah) o bütün mükemmel sıfatları kendisinde toplamış olan Yüce Yaratıcı (gökten bir su indirdi de) üstünüzdeki bulutlar vasıtasiyle yağmurları yağdırdı da (onunla) o su ile (renkleri muhtelif) beyaz, sarı, yeşil, kırmızı gibi renkleri başka başka ve şekilleri, cinsleri, özellikleri farklı (meyveler) sebzeler, ekinler ilâhi kudretiyle meydana (çıkardık) bütün bu çeşit çeşit ürünlerden insanlık istifade etmektedir, (ve dağlardan da) ilâhi kudret ile vücude getirilmiş (yollar vardır ki) onlar da (beyazdırlar ve kırmızıdırlar) evet o yalianin da renkleri muhteliftir, onlar da garip manzaralar teşkil etmektedirler, (ve) Dağlarda, ovalarda (siyah siyah kayalar da vardır) herbiri başka bir yaratılış gâribesidir.
Ve insanlardan ve yürür hayvanlardan ve davarlardan da böylece renkleri muhtelif olanlar -vardır- ve Allah'tan, kulları arasında ancak ilim sahipleri olanlar korkar. Şüphe yok ki, Allah galiptir, yarlığayıcıdır.
(Muhakkak o kimseler ki,) 0 ilm ile, o Allah korkusuyle vasıflanmış zatlar ki: (Allah'ın kitabını dâima okurlar) Kur'an-ı Kerim'i okumaya devam ederler (ve namazı dosdoğru kılarlar) adabına ve şartlarına riayetle edaya çalışırlar (ve bizim kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden) kendilerine ihsan buyurduğumuz mallarından (gizlice ve aşikâre olarak harcamada bulunmuş olurlar) zekatlarını açıkça ve diğer sünnet olan sadakalarını gizli olarak muhtaç olanlara vermiş bulunurlar, (işte onlar hiç yok olmayacak bir kazanç umarlar) onlar öyle halisane amellerinden dolayı bir sevaba aday bulunurlar, hiç kesilmeyecek, kıymetsiz kalmayacak bir mükâfata kavuşurlar.
Tâki, -Allah Teâlâ- onlara mükafatlarını tamamen ödesin ve onlara fazlından ziyâdesini de -versin- şüphe yok ki O, çok yarlıgayıcıdır, çok mükâfat verendir.
Evet.. O zâtlar, öyle güzel amellerde bulunurlar: (Tâki) Allah Teâlâ (onlara mükâfatlarını tamamen ödesin) o amellerinin mükâfatı olan sevapları ihsan buyursun (ve onlara lütfundan) lütf ve kereminden, rahmet hazinelerinden (ziyâdesini de) versin, onları kat kat sevaplara kavuştursun, (şüphe yok ki, O) Yüce Yaratıcı (çok yarlıgayıcıdır) kullarının bir kısım günahlarını af eder ve örter ve o Yüce Mabûd (çok mükâfat verendir.) kullarının güzel amellerini kabul ederek karşılığında birçok sevaplar ihsan buyurur. Evet.. O, Yüce Yaratıcı, bu hakikatları bizlere kendi mukaddes kitabiyle haber vermektedir.
Ve sana kitaptan vahy ettiğimiz, kendisinden evvelkileri tasdik edici olarak haktır. Şüphe yok ki, Allah kullarından tamamiyle haberdardır -ve herşeyi- görücüdür.
Bu mübarek âyetler, ehli imânın okuyacakları Kur'an-ı Kerim'in nasıl bir sırf hakikat olduğunu ve kendisinden evvelki ilâhi kitaplarını tasdik edici bulunduğunu bildiriyor. Ve böyle bir ilâhi kitaba nail olan ümmeti Muhammed'iyenin başlıca üç kısma ayrılmış olduğunu gösteriyor. Ve imânları sayesinde ne büyük uhrevî nimetlere nail olacaklarını ve yarlıgayıcı, şükrü kabul edici olan Cenab-ı Hak'ka nasıl hamd ve övgüde bulunacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) Ey Son Peygamberi, ı.sana kitaptan) Kur'an-ı Kerim adına (vahyettiğimiz) âyeri kerime (kendisinden evvelkileri) diğer semavi kitapları (tasdik edici olarak) vahy edilmiştir ki, o apaçık kitap (haktır) sırf hakikattir, beyanları lavh-i mahfuzda mevcuttur, bildirdiği şeyler gerçeğe uygundur, onlara riayette bulunmak bir görevdir. (Şüphe yok ki, Allah kullarından tamamiyle haberdardır.) Kullarının gizli, açık olan bütün hâllerini tamamen bilmektedir ve o Yüce Yaratıcı herşeyi tamamen (görücüdür) onun yüce zatına karşı hiçbir sey gizli kalamaz. Kullarının durumunu ıslaha, sânını yükseltmeye ait şeyleri kendilerine o apaçık kitap vasıtasiyle telkin buyurmuştur.
Sonra o kitabı kullarımızdan seçip ayırt ettiklerimize miras kıldık. İmdi onlardan nefsine zulm eden vardır ve onlardan mutedil olan vardır ve onlardan Allah'ın izni ile hayrlarda ileri geçen vardır. İşte bu, en büyük bir keremdir.
Evet.. O hikmet sahibi Yaratıcı buyuruyor ki: (Sonra o kitabı) O Kur'an-ı Kerim'i (kullarımızdan seçip ayırt ettiklerimize miras kıldık) onu Son Peygamber'e indirerek onun ümmetini apaçık bir kitaptan istifadeye muvaffak ettik. Bu müslümanlarda başlıca üç kısma ayrılmış bulunmaktadır (imdi onlardan nefsine zulmeden 'vardır) onlar dinî vazifelerini ifa hususunda kusur etmekte bulunur, bazı haramları işlerler (ve onlardan mutedil olan vardır) onlar dinî vazifelerini ifâ hususunda kusur etmekte bulunurlar, bazı haramları işlerlen (ve onlardan mutedil olan vardır) haramları terkederler, mükellef oldukları farzları edaya çalışırlar, bazı güzel amelleri de terkederler, bazı kusurlardan boş olmazlar (ve onlardan Allah'ın izni ile hayrlarda ileri geçen vardır) bu ümmetin üçüncü kısım fertleri ise sırf Cenab-ı Hak'kın lütf ve insanıyla büyük muvaffakiyete nail olurlar, bütün haramları mekruhları ve bazı mubahları bile terkederler, bütün vacipleri, müstehabları yerine getirmeğe gayret eder dururlar. Ashabı Kiram bu cümledendir, (işte bu) Böyle bir ilâhi kitaba kavuşmak nailiyet veya öyle ibadet ve itaate devam ederek üstün vasıflar kazanmaya muvaffakiyet (en büyük bir keremdir.) Allah Teâlâ'nın kulları hakkında en muazzam bir lütuf ve ihsanıdır ki, buna nail olmak sırf Allah'ın muvaffak kılması sayesinde mümkün olur.
Adn cennetleridir ki, onlara giriverirler. Orada altundan bilezikler ile ve inciler ile süsleneceklerdir. Orada libasları da ipektir.
Evet.. O müminler hakkında tecelli eden ilâhi lütuf (Adn cennetleri dir ki,) içlerinde daima ikâmet edilecek olan ebedî bağları, bostanları ki, o müminler (onlara giriverirler) o daimi safa dolu cennetlere kavuşurlar (orada) o müminler altından bilezikler ile ve inciler ile süsleneceklerdir. Öyle îman ve ahirete giden erkekler de, kadınlar da hallerine lâyık, günâgün tezyinata nail olacaklardır, (orada elbiseleri de ipektir) 0 müminler, o cennetler de en güzel, mahiyetleri pek latif, kıymetli elbiseler ile süslenmiş bir halde bulunacaklardır.
Ve diyeceklerdir ki, Hamd 0 Allah'a olsun ki, bizden üzüntüyü giderdi. Şüphe yok ki, bizim Rab'bimiz, çok yariığayıcı ve şükrü kabul edicidir.
(Ve) 0 cennetlere nail olan müminler (diyeceklerdir ki: Hamd 0 Allah'a olsun ki, bizden üzüntüyü giderdi) bizi dünyanın elem ve kederlerinden kurtardı, bizi cehennem korkusundan helâs etti, bizi böyle büyük bir ebedî rızka nail buyurdu. (Şüphe yok ki, bizim Rab'bimiz çok yariıgayıcıdır) birçok kusurlarımızı af buyurmuştur ve Kerim Haalikimiz (şükrü kabul edicidir) itaatkar kullarının güzel amellerini kabul ederek kendilerini birçok mükâfatlara nail buyurmaktadır.
Öyle -bir kerem sahibi Rab- ki, bizi lutfundan bir ikametgâh olan yurda kondurdu. Burada bize bir yorgunluk dokunmayacaktır ve burada bize hiçbir usanç dokunmayacaktır.
Öyle cennetlere nail olacak olan ehli imân, orada devamlı olarak kalacaklarından dolayı fevkalade olan sevinçlerini göstermek ve Cenab-ı Hak'ka şükran arzı için diyeceklerdir ki: Mukaddes Mabudumuz (öyle) bir kerem sahibi Rab'dir (ki, bizi lutfundan) sırf lütf ve keremi gereği olarak (bir) ebedî (ikametgâh olan yurda) hiçbir zaman yok olmayacak, değişmeyecek olan bu cennetlere (kondurdu) bizi bunlara kavuşturdu. Artık (burada bize bir yorgunluk dokunmayacaktır) daima istirahat içinde yaşayacağız (ve burada bize hiçbir usanç dokunmayacaktır) böyle bir rahat yerde ebedî bir zevk ve sevinç içinde yaşayıp duracağız.
Bu mübarek âyetler de, kâfirlerin dünyadaki nankörlüklerinin cezası olmak üzere cehennemde ebedî şekilde kalarak çırpınıp duracaklarını bildiriyor, ve o inkarcıların hallerini ıslah için dünyaya iade edilmelerini boş yere talebederek red olunacaklarını ihtar buyuruyor. Ve o inkarcılara artık bir yardımcı bulunamıyacağını ve Cenab-ı Hak'kın bütün kâinatın hallerini bilici olduğunu beyan ederek o inkarcıların bütün düşüncelerini ve yardımcıdan mahrum kalacaklarını da o hikmet sahibi Yaratıcının bilmekte olduğuna öylece işaret buyurmaktadır. (Ve o kimseler ki, kâfir oldular) Yaratılışlarına muhalefette, Peygamberlerin beyanlarına itimatsızlıkta bulunarak ilâhi dinden mahrum kaldılar (onlar için cehennem ateşi vardır) onlar ahirette ebedî olarak cehennemde kalacaklardır. Artık ahirette onların (aleyhlerine hükmolunmaz ki) tekrar (ölüversinler) de cehennem azabında kurtularak istirahate kavuşsunlar, (ve onlardan onun) 0 cehennemin (azabı da hafifletilmez) bilakis o azap yurdunun şiddetli âteşleri vakit vakit daha çok artar durur. (İşte bütün nankörleri) Cenab-ı Hak'kın verdiği nimetleri inkâr edenleri, ilâhi dinden mahrum kalanları (böyle cezalandırırız.) onlar böyle bir ebedî azaba lâyık bulunmuş olurlar.
Ve onlar orada feryat ederler ki, Ey Rab'bimiz!. Bizi çıkar, yapar olduğumuzdan başka sâlih amelde bulunalım, -onlara denilir ki:- Ya sizi düşünüp anlayacak
(Ve onlar) 0 cehenneme atılacak kâfirler (orada feryat ederler ki:) ah edip inleyerek yardım talebinde bulunurlar ki, (Ey Rabbimizl. Bizi bu cehennemden) çıkar, dünyada iken (yapar olduğumuzdan) öyle inkarcı bir şekilde hareketlerden, isyanlardan (başka güzel amelde bulunalım) senin rızana uygun ibadetlere devam edelim. Ne yazık ki, artık zamanı geçmiştir. Onlara kınamak için Allah tarafından denir ki: (ya sizi düşünüp anlayacak kimsenin kendisinde düşünebileceği) bir müddet (kadar yaşatmadık mı?.) dünyada iken bu geleceği düşünebilecek kadar yaşamadınız mı?, (ve size korkutucu) da (geldi) Peygamberler ve onların tebliğlerini yaymaya ve öğretmeye memur zatlar, size bu âkibeti haber verdiler, sizi dine davet ettiler. Ne için hayatınızın kadrini bilmediniz?. (şimdi) Hak ettiğiniz bu cehennem azabını (tadın) ilâhi dine karşı gelmenizin cezasını çekiniz, (artık zalimler için) öyle küfre düşmüş, Peygamberlerine karşı düşmanlıkta bulunmuş inkarcılar için (hiçbir yardımcı yoktur.) onlardan bu azabı kaldıracak veya hafifletecek bir mahlûk bulunamaz. Onlar ebedî olarak o azap içinde çırpınır dururlar.
(Şüphe yok ki, Allah göklerin ve yerin gaybını bilendir) 0 Yüce Yaratıcı'ya karşı hiçbir şey gizli kalamaz, (muhakkak ki, 0) hikmet sahibi Mabut (kalplerde gizli olanları tamamiyle bilendir.) sizlerin de ey münkirleri. Bütün kuruntularınızı, kalplerinizdeki kötü kanaatlerinizi bilmektedir. Siz öyle bir inkâra düşmüş kimselersiniz ki, ne kadar çok yaşasanız da faraza dünyaya iade edilseniz de yine kanaatlarinizi değiştirecek, hâlinizi ıslah edecek değilsinizdir. Hattâ dünyada diyelim ki ebediyyen yaşayacak olsanız yine kâfirce kanaatinizi terketmiş olmayacaksınızdır. Sizin bu ruhi durumunuz Allah katında malûmdur. Binaenaleyh sizin cehennemde azap görmeniz de ebedidir. 0 hikmet sahibi Yaratıcının bütün mahlûkatı hakkındaki hükmü, tasarrufları hikmet, adalet ve faydanın ta kendisidir. Buna şüphesiz inanıyoruz.
0, 0 -Yüce zat-dır ki, sizi yeryüzünde halifeler kıldı. Artık kim kâfir olursa küfrü kendi aleyhinedir ve kâfirlere küfrlerî Rablerinin katında gazaptan başka birşey arttırmaz ve kâfirleri küfrü, kendilerine ziyandan başka birşey getirmez.
Bu mübarek âyetler, Cenab-ı Hak'kın insanlık silsilesini yeryüzünde peş peşe meydana getirip nimet verdiğini gösteriyor. Buna rağmen Allah'ın birliğini inkâr edenlerin kendi aleyhlerinde hareket edip kendilerini helake uğratmış olduklarını ihtar ediyor. Yüce Yaratıcıya ortak edinilen şeylerin hiçbir şekilde yaratıcılık sıfatına sahip olmadıklarına işaretle müşrikleri susturmakta ve o zâlimlerin birbirini aldatıp durmakta olduklarını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey insanlar!. (0) Yüce zât, o Yüce Yaratıcı (dir ki, sizi yerde halifeler kıldı) sizi yeryüzünde yarattı, sizi yeryüzünde tasarruflarda muvaffak kıldı veya sizi, sizden evvelki ümmetlere halef kıldı, sizi onların ülkelerine, servetlerine mirasçı kılmış oldu, tâki, size bu nimetleri veren o Kerem Sahibi Mâbud'a şükredesiniz, O'nun birliğini tasdik ederek, O'na ibadet ve itaatte bulunasınız. (artık kim kâfir olursa) 0 Kerem Sahibi Yaratıcı'yı birlemez, O'na ibadet ve itaaten kaçınırsa bu (küfrü kendi aleyhinedir) bunun pek korkunç cezasına uğrar, kendi aleyhinde harekette bulunmuş olur. (ve kâfirlere küfrleri Rab'lerinin katında gazaptan başka birşey arttırmaz) onlar pek şiddetli bir ilâhi gazaba mâruz kalırlar. 0 bâtıl şeylere tapındıklarından dolayı bir fâide göremezler, (ve kâfirlere küfrleri helakten başka birşey arttıracak değildir) Evet.. 0 kâfirler, dünyadaki küfrlerinden, o nankörlüklerinden dolayı ahirette pek büyük bir hüsrana, pek şiddetli bir azaba tutulmuş olacaklardır. Onlar, dünyadaki hayat sermayelerini zayi' etmiş, öyle ebedî bir zarar ve ziyana uğramış bulunacaklardır.
Deki: Gördünüz mü?. Allah'tan başka kendilerine ibâdet ettiğiniz ortaklarınızı!. Bana gösteriniz, yerden neyi yaratmışlardır?. Yoksa onlar için göklerde bir ortaklık var mıdır?. Yoksa onlara bir kitap vermişiz de, artık onlar, ondan bir delil üzerine mi bulunuyorlar? Hayır o zalimlerin bazısı bazısına aldatmadan başka bir vâd'ta bulunmazlar.
Yüce Resulüm!. O müşriklere kınamak için (Deki: Gördünüz mü?.) anladınız mı, bana haber veriniz bakalım (Allah'tan gayrı kendilerine ibadet ettiğiniz ortaklarınızı?.) Cenab-ı Hak'ka ortak edindiğiniz o putlar, o fani, âciz mahlûklar (yerden neyi yaratmışlardır?.) onların yeryüzünde ne gibi yaratmış oldukları birşeyi gördünüz de onlara tapmakta bulundunuz?. (Yoksa onlar için göklerde) Allah Teâlâ ile aralarında (bir ortaklık var mıdır?.) o göklerin yaradılışında o bâtıl mabutlarınızın du bir tesiri bulunmuş mudur?. Böyle bir iddiada bulunabilir misiniz?. Bu ne mümkün!. (Yoksa onlara) O putlara ilâhlık zatıma ortak olduklarına dâir (bir kitap vermişiz de artık onlar) o putlar (ondan) o kitaptan dolayı (bir delil üzerine mi bulunuyorlar?.) ona dayanarak kendilerinin Kâinatın Yaratıcısına ortak olduklarını iddia mı ediyorlar, heyhat!. Böyle bir iddiada kim bulunabilir?. (Hayır.. O zalimlerin bazısı, bazısına aldatmadan başka bir vâd'te bulunmazlar) O müşrikler, hiçbir delile, kanıta sahip değildirler, onlar şeytanların vesveselerine uymuşlardır, o putların kendilerine şefaat edeceklerine inanmışlardır, bu husustaki aldatmalara kapılmışlardır, öyle küfr ve şirk içinde yaşayıp gitmişlerdir. Ne korkunç bir âkibet!.
Şüphe yok ki, Allah, gökleri ve yeri nizamları bozulmasın diye tutup koruyor. Ve andolsun ki, eğer onların nizamları bozulacak olsa, ondan sonra onları hiçbir kimse tutamaz. Muhakkak ki, O halimdir, çok bağışlayıcıdır.
Bu mübarek âyetler, gökleri ve yeri yok olmaktan koruyan zâtın Cenab-ı Hak'tan başkasının olmadığını bildiriyor. Eski milletleri kınayıp kendilerine bir Peygamber geldiği takdirde ona tâbi olup hidayet yolunu takibedeceklerini iddia edenlerin daha sonra bu iddialarına riâyet etmemiş olduklarını haber veriyor. Kibirli ve hilekârca hareket edenlerin bu yüzden yalnız kendilerinin felâketlere uğrayacaklarını hatırlatmakta ve bu husustaki ilâhi kanunu kimsenin değiştiremeyeceğinu beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: İşte o bâtıl mabutların aczleri meydanda!, bir kere de ortak ve benzerden uzak olan hakiki mübudun, âlemi Yaratanın kudretini, büyüklüğünü düşünmeli. (Şüphe yok ki, Allah) O Yüce Yaratıcı (gökleri ve yeri nizamları bozulmasın diye) birer felâket ile, birer müthiş zelzele ile mahvolup gitmekden (tutup koruyor) onları muhafaza buyuruyor, onun nizamının bozulmasına meydan vermiyor (ve andolsun ki, eğer onlar) o göklerin ve yerlerin zelzele gibi bir sebeple (nizamları bozulacak olsa) mahv ve yok olsalar (ondan sonra) onların öyle yok olmasından veya onları Cenab-ı Hak'kın tutmasından sonra (onları hiçbir kimse tutamaz) artık onları Cenab-ı Hak'tan başka bir kimse vücude getiremez, muhafazaya kadir olamaz, (muhakkak ki O) O Kerem Sahibi Yaratıcı (halim)dir. O muazzam kudret eserlerini muhafaza ediyor, inkarcıları hemen azaba uğratmıyor. Ve o Yüce Mâbud (gafur bulunmaktadır) tevbe eden ve af dileyen kullarının günâhlarını affediyor ve örtüyor. Evet.. O ezeli Yaratıcı, ezeli ve ebedî olarak böyle yüce sıfat ile vasıflanmış olduğu içindir ki, birçok müşriklerin, günahkâr kullarının yüzünden gökleri, yerleri parçalayarak başlarına dökmüyor da kendilerine bir mühlet veriyor, onları hallerini düzeltebilecekleri kadar bir zaman yaşatıyor.
Ve Allah'a en kuvvetli yeminleriyle yemin ettiler ki, eğer onlara bir korkutucu -Peygamber- gelecek olursa elbette ki, kendileri herhangi bir ümmetten daha fazla hidayete ermiş olacaklardır. Ne zaman ki, kendilerine bir korkutucu geldi, onlara nefretten başka birşey arttırmış olmadı.
Bu hâlde, onların böyle nefrette bulunup Resûl-i Ekrem'e tâbi olmaları da (Yerde böbürlenmekten) onların kibirli bir vaziyet almalarından (ve kötü bir tuzak kurmalarından) 0 Yüce Peygamber'e karşı hilede, ihanet niyetinde bulunmalarından, Allah'ın nurunu söndürmek arzusunda bulunmalarından doğmuştur, (ve) Halbuki, (kötü bir kasd) öyle bir hile, kötü maksat (kendi ehlinden başkasına arız olmaz) onun fenalığı, kötü neticesi, o kötü maksat sahiplerine yönelir kendisinin felâketine sebep olmuş olur. (o hâlde) 0 saadet asrındaki müşrikler de, suikast sahipleri de (evvelkilerin kanunundan başka ne gözetirler) o evvelki kavimler hakkında tecelli eden ilâhi kanunlardan rabbani kanundan köklerini kazıma azabından başka neye lâyık olduklarını sanıyorlar? Kendilerinin başlarına da öyle bir felâketin gelmiyeceğinden nasıl emin olabilirler?, (artık sen Allah'ın kanunu için) inkarcı kavimler hakkında cereyan eden Allah'ın kanunu ve yürürlükteki hükümler hakkında (bir değişiklik bulamazsın) bu yeni inkarcılar hakkında da o ilâhi kanun meydana gelecektir, (ve Allah'ın kanununda bir sapma da bulamazsın) Kulları hakkında cereyan eden ilâhi kanun, ilâhi hüküm değişmez, Onda kimse deşiklik vücude getiremez. Kahrolmayı hak edenlere lütufta bulunmaz, lütfa lâyık bulunanları da kahr etmez ve cezalandırmaz. Binaenaleyh eski inkarcı milletlerin haklarında cereyan etmiş olan o ilâhi kanun, sonraki inkarcılar hakkında da cereyan edecektir. Bir kere milletlerin tarihlerini ibret nazarıyla bakmalı değil midirler?.
Yeryüzünde hiç dolaşıp da bakmazlar mı ki, kendilerinden evvelkilerin âkibetleri nasıl olmuştur. Halbuki, onlar, bunlardan kuvvetçe daha şiddetli idiler. Ve Allah'ı ne göklerde ve ne de yerde hiçbir şey âciz bırakamaz. Şüphe yok ki, 0, bilendir, güçlüdür.
Bu mübarek âyetlerde inkarcıların seyahatleri esnasında tarih sahnesinden silinmiş kavimlerin başlarına gelmiş olan felâketlerden haberdar bulunduklarını, buna rağmen ne için onlardan bir ibret dersi almadıklarını kınamak için ihtar buyuruyor. Ve onlarm bir anda helak etmeye kadir olan ve hâllerini bilen Yüce Yaratıcının onları ilâhi bir hikmetten dolayı geçici bir zamana kadar yaşattığını, o muayyen zaman gelince hepsinin de lâyık oldukları âkibetlere kavuşacaklarını tehdit etmek için beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: 0 müşrikler, inkarcılar (yeryüzünde hiç dolaşıp da bakmazlar mı ki,) onlar, Şam, Yemen, Bağdat gibi yerlere ticaret vesaire için daima seyahatte bulunuyorlar, oraları görüyorlar, o sahalarda eski kavimlerin harab olmuş yurtlarınm görüyor, başlarına gelmiş olan felkâketleri anlamış oluyorlar, onların o fecî hâllerini düşünmek suretiyle dikkate almalı değil midirler?, (halbuki, onlar) 0 eski kavimler (bunlardan) bu şimdiki inkarcılardan (kuvvetçe daha şiddetli idiler) vücut yapıları, kudretleri, servetleri daha ziyâde idi. Öyle olduğu halde kendilerini kurtaramadılar, kötü amellerinin cezalarına kavuştular. Artık şimdiki inkarcılar da öyle birer cezaya kavuşturulamazlar mı?. Cenab-ı Hak, inanıyoruz ki herşeye kadirdir. (Ve Allah'ı ne göklerde ve ne de yerde birşey âciz bırakamaz.) Mahlukatı hakkında dilediğini meydana getirmeğe fazlasıyle kadirdir. (Şüphe yok ki, 0) Yüce Yaratıcı, (bilendir, güçlüdür.) Bütün mahlûkatının hâllerini bilmektedir, dilediği şeyleri yapmaya tamamiyle kadirdir. Binaenaleyh şimdiki müşriklerin, âsilerin de bütün hâllerini, kanaatlerini bilmektedir, onları da lâyık oldukları âkibetlere kavuşturacaktır. Artık bunu bir düşünsünler!.
Ve eğer Allah insanları yaptıkları şey yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı mahlûk bırakmazdı. Fakat onları belli bir müddete kadar tehir buyuruyor. Nihayet ecelleri gelince -haklarında amellerine göre muamele yapılacaktır- çünki Allah Teâlâ kullarını hakkıyla görücü bulunmaktadır.
insanları vesâireyi (bir muayyen müddete kadar tehir buyuruyor) onları dünyada birer muayyen müddet yaşatıyor, hemen belli olan ahiret âlemine
İslami Okul Okulların En Önemlisi