Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ali İmran Suresi - 003Aliimran - 16. Sayfa

22. DERS KÂFİRLERLE DOSTLUĞUN YASAKLANIŞI 2

Âyetlerin Lafzi Tahlili 2

Mevzumuz Âyetin, Önceki Âyetlerle Münasebeti 2

Âyetlerin Nüzul Sebebleri 2

Âyetlerin İcmali Manaları 2

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler 2

İkinci Hüküm: Ayette «Taklyye» Kelimesinin Anlam Ve Hükmü Nedir?. 3

Üçüncü Hüküm: Kafirleri Dost Edinmek Ve Onlan İslâm Devletinde Çalıştırmak Caiz Midir?. 4

Dördüncü Hüküm: Kâfir Ve Fasrklarla, Idare-İ Maslahat Yapmanın Hükmü Nedir?. 4

Ayetlerden Alınacak Dersler 4

23. DERS İSLÂM'DA HACCIN FARZ OLUŞU.. 4

Ayetlerin Lafzi Tahlili 5

Ayetlerin İcmali Manaları 5

Ayetlerin Nüzul Sebebi 5

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler 6

Ayetlerdeki Şer’i Hükümler 6

Birinci Hüküm: Harem-i Şerif (Ka'be)'De Cinayet İşleyen Kimsenin Hükmü Nedir?. 6

İkinci Hüküm: Fakir Ve Kölenin Hacc Yapma Hükmü Nedir?. 7

Üçüncü Hüküm: Kadının Mahreminin Yanında Bulunması, O'nun İçin Hacc Farzının Şartlarından Mıdır?. 8

Mühim Bir Uyarı 8

Dördüncü Hüküm: Haccı Farz Kılan Şartlar Nelerdir?. 8

Beşinci Hüküm: Birden Fazla Hacc Yapmak, Farz Mıdır?. 9


22. DERS KÂFİRLERLE DOSTLUĞUN YASAKLANIŞI

 

28  — Mü'minler, mü'minleri bırakıp ta kafirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa (ona) Allahtan hlc bir şey (hiçbir yerdim) yoktur. Meğer k| onlardan, gelebilecek bir tehlikeden dolayı, sakınmış olasınız. Allah size (asıl) kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihayet gidiş te ancak Allah'a dır.

29  — De ki; göğüslerinizin İçinde olanı gizlesenizde, onu açıklosa-nizda Allah bilir onu. Göklerde ne var yerde ne varsa (hepsini)   o bilir. Allah her şeye hakk.ylo gücü yetendir.                    

 

Âyetlerin Lafzi Tahlili

 

(Evllyâe): Velinin çoğulu olan evliya  kelimesi, yardımcı, yardım edici anlamındadır.    

(Tugâten):  Lügatte tügâten  kelimesi,  korunma, sakınma manasınadır. Âyetteki anlamı ise şudur: Şerrinden korkulan in­sana karşı, idare-i maslahat yapmaktır.

(El meşini): Ism-i mekan olan ef-mesir, dönülecek yer manasınadır. [1]

 

Mevzumuz Âyetin, Önceki Âyetlerle Münasebeti

 

Allah (cc), önceki âyetlerde bütün mülklerin kendisinin olduğunu, yü­celten ve alçaltanın yalnız kendisi olacağını, dünyada her şeyi kendi İra­desiyle tasarruf ettiğini, dilediğine mal, mülk ve mevki vermeye muktedir olduğunu, dilediğinde de her şeyi kulların ellerinden alacağını beyan et­miştir. (Mevzumuz) âyette ise, dünyadaki mal ve mevkiye özenerek kafir­lerle dost olmak yasaklanmaktadır. Arzu edilecek olan, Allah (cc) yolundan gitmek, kâfir ve müşriklerden kaçınmaktır. [2]

 

Âyetlerin Nüzul Sebebleri

 

1. (Mevzumuz)  âyet, yahudileri dost edinen  müslümanları  uyarmak için nazil olmuştur. Çünkü Sahabiler, yahudileri dost edinen müminlere, «Yahudilerin dost ve arkadaşlığından sakınınız. Onlar sizi Hak yolundan saptırır,»  nasihatlan yaptıkları  halde,  tesirli olamadılar.  Bunun  üzerine, «Mü'minler, mümînferf bırakıp ta kafirleri dost edinmesin...» âyeti nazil ol­du. [3]

2. Kurtubî tefsirinde, İbn-i Abbas (ra)'dan rivayetle; «(Mevzumuz) â-yet, Ubbade bin Sâmit e! Ensâri hakkında nazil olmuştur. Onun yahudi-lerden bir çok dostları vardı. Hendek muharebesine hazırlanan Resuiullah (sav)'a O, «Ya Resuiullah (sav), benim beş yüz tane Yahudi dostum var, Onların bize yardım için savaşa gelmelerini uygun görüyorum. Ne buyu­rursunuz?» dedi. Resuiullah (sav)'a yapılan bu teklif üzerine, «Müminler, müminleri bırakıp ta kafirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa (ona) Al­lah'tan başka hiç bir şey yoktur...» âyeti nazil oldu» denmektedir. [4]

 

Âyetlerin İcmali Manaları

 

Allah (cc) müminleri, kafirlere dost olmaktan, sevgi ile yaklaşmaktan, akraba olmaktan ve uzun zaman arkadaşlık yapmaktan menetmiştir. Cünkü mü'mine uygun olan, Allah düşmanlarından uzaklaşmak ve yüz çevir­mektir. Kafirleri sevmek ve dost edinmek, aynı kalbde barınabilecek, be­raberce varlığını devam ettirebilecek duygulardan değildir. Bu dostluk. İster kalbi bir dostluk olsun, ister ona yardım etmek şeklinde olsun, ister onun yardımını taleb etmek tarzında tecelli etsin, hepsi eşittir. Yani aynı-dtr. Mü'mlnle kafir arasında yakınlık, akrabalık, dfn, akide, rabıta ve dost­luğun hepsi yok olmalıdır. Çünkü imanla küfür arasında hiçbir bağ yok­tur.

Bazı durumlarda düşmanın şerrinden ve zararlarından emin olmak İçin dostluğa müsade edilmiştir. Yalnız müsaade edilen bu dostluk, Hsanl bir dostluktur. Yoksa ne kalbi ve ne de fiili dostluğa asla müsaade edil­memiştir.

Doha sonra (mevzumuz) âyet, Allah (cc) düşmanlarını dost ve sevgili yapan ve emre muhalefet eden kimselerin, çok büyük günahta olduklarına işaret eder. [5]

 

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler

 

Birinci incelik: (Mevzumuz) âyette, «kim bunu yaparsa» tabirinin, «kim mü'minleri bırakıpta, kafirleri dost edinirse» ifadesi yerine kullanılmasın­dan maksat, dost edinilen kafirlerin tekrar anılmaması, tekrar görünümü­nün olmaması ve âyetteki vecizliğln müşahede edilmesidir. Çünkü kafir­leri dost edinmekten daha çirkin ve kötü bir şey düşünülemez.

İkinci İncelik: «...Allah'tan hiçbir şey yoktur...» âyetinden murat, az veya çok, kafirlerden dost edinmenin islâm'da yerinin olmadığıdır. Çünkü Allah (cc) dostu mümin İle Allah (cc) düşmanı kafirin bir araya gelmesi mümkün değildir. Birinde Allah (cc) sevgisi, diğerinde Allah (cc) düşman­lığı. Tamamen birbirine zıt Ikj unsur... Ateş i!e yanacak bir maddenin bira-rada durması nasıl mümkün değilse, mümin olarak kafirleri dost edinme ve onları sevmenin biraraya gelmesi de imkansızdır.

Üçüncü ve dördüncü incelik: Arap dili ve edebiyatıyla İlgili olduğun­dan yazılmamıştır.

Kafirleri dost edinmenin haramlığına delalet eden âyetler

Kafirleri dost edinmenin haramlığına delalet eden {mevzumuz} âyet gibi diğer bir çok âyetler vardır. Bu âyetlerin bir kısmı ehil kitap kafir-'eri, diğer bir kısmı da bütün kafirleri -kitap ehil ve müşrikleri- dost edin

menin haram olduğunu bildirmektedir. Biz burada, bu âyetlerden bazıları­nı yazmakta yetineceğiz.

1- «Ey İman edenler, yahudllert de,  nasranilerl de kendinize yâr (ve üstünüze hakim) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirinin yaranıdırlar, içi­nizden kim onları dost (ve hâkim) edinirse o da onlardandır. Şüphesiz Al­lah o zalimler güruhuna muvaffakiyet vermez». (Mâide: 51)

2- «Ey iman  edenler, benim de düşmanım, sizin  de düşmanınız (olanları) dostlar edinmeyin. (Kendileriyle aranızdaki) sevgi yüzünden onla­ra (Peygamberin maksadını) ulaştırırsınız, (değil mi?). Halbuki onlar Hak'­tan size gelene küfretmişlerdir. Peygamberi de, sizi de Rabbiniz oian Al­lah'a iman ediyorsunuz diye (yurtlarınızdan) çıkarıyorlardı onlar. Eğer siz benim yolumdan savaşmak, benim rızamı aramak İçin çıkmışsanız (bunu yapmazsınız). Halbuki ben sizin gizlediğinizi de, açıkladığınızı da çok iyi bilenim. İçinizden kim bunu yaparsa muhakkak ki yolun ta ortasından sap­mış olur.» (Mümtehine: 1)

3- «Ey iman edenler, sizden evvel kendilerine kitap verilenlerle ka­firlerden dininizi bir eğlence ve bir oyun (yerine) tutanları dostlar (ve üze­rinize hâkimler) edinmeyin. Allah'tan korkun, eğer (ona) inanmış kimse-ferseniz.» (Mâide: 57)

4- «Ey iman edenler, kendi (din kardeşlerinizden   başkasını (dost ve) sırdaş edinmeyin. (Çünkü) onlar size şer ve fesat yapmakta hiç bir kusur etmezler, size sıkıntı verecek şey(fer)'i arzu ederler. Hakikat onların (kin ve) buğzları ağızlarından (taşıp) meydana vermiştir. Göğüslerinde giz­lemekte oldukları (düşmanfık) ise daha büyüktür. Size âyetlerimizi (kati surette) açıkladık, eğer düşünürseniz.» (Âl'i İmrân: 118)

5- «Allah'a ve ahiret gününe imanda sebat eden hiçbir kavmin, Al­lah'a ve Resulüne muhalefet eden insanlarla -velev ki onlar, bunların ba­baları, oğulları, biraderleri veya soysoptarı olsunlar- dostlaşacaklannt gör­mezsin...»  (Mücâdele: 22)

İşte bu âyetlerde müslümanın kafiri —kitap ehli veya müşrik— içten sevmesi, dost edinmesinin kesinlikle yasak olduğu görülür. Bunlar Allah (cc)'a ve Resulüne (sav) düşmandırlar. Bir müsiümanın kalbinde hem pey­gamber sevgisi, hem de O'nun düşmanının sevgisi beraber olabilir mf? Ateş ve barutun biraraya gelmesi nasıl uygun olursa, onların o derece biraroya gelmesi uygun olur.[6] 

::::Eksik,  Sayfa  333:::

 

İkinci Hüküm: Ayette «Taklyye» Kelimesinin Anlam Ve Hükmü Nedir?

 

İbn-i Abbas (ra)'a göre, taklyye, düşman şerrinden korkan mü'minln, kalbi imanla mutmain olduğu halde lisanen küfrü Icabettiren bir sözü söy­lemesidir. İslâm hukukuna göre, böyle bir kimse, günahkar değildir ve öldürülemez.

Bazı alimlere göre de taklyye şudur: Şahsını ve malını düşmanlardan korumak için kalben değil, Ijsanen küfrü gerektiren sözlerin kullanılması­dır.

Cessâs bununla ilgili olarak: «(Mevzumuz) âyete göre, şahsını ve et­rafındaki müslümanları, düşman şerrinden korumak için, kalbi imanla mutmain olan kimsenin, küfrü gerektiren bir şeyi açıktan yapması veya söylemesidir. (Mevzumuz) âyet gibi, t Kalbi iman üzere (sabit ve bununla) mutmain olduğu halde (cetor ve) ikraha uğratılanlar müstesna...» (Nahl: 106) âyeti de, düşman korkusundan diliyle küfrü İcabettlren sözler söy-ieyen, fakat kafbf iman İle mutmain olan kimseye günah olmadığını beyan eder. Böyle hallerde takiyye yapmak, Allah (cc) tarafmdan müminlere ve­rilen bir ruhsattır. Yalnız takiyyeyi terketmek daha hayırlıdır.

Alimlere göre de, kalbi İmanla dolu bir kimseye, kafir olması için ö-lünceye kadar zor kullanılsa, lisanıyla küfür söz söylememesi daha ha­yırlıdır. Çünkü müşrikler, kalbi imanla dolu sahabi Hübeyb bin Adiyye'ye (ra) küfre dönmesi için ölünceye kadar işkence yaptıkları halde, lisanından küfrü gerektiren bir söz duymadılar. İşte bu sahabi, müsiümanlara göre kalbi imanla mutmain olan ve küfre dönmesi için kafirler tarafından iş­kence yapılınca, takiyye yaparak küfrü gerektiren sözler söyleyen Ammar bin Yasir (ra)'dan daha faziletlidir.

Resulullah (sav), Ammar bin Yasir. (ra)'e, «Küfrü gerektiren sözler söylediğiniz zaman kalbiniz nasıldı?» diye sorduğunda, «İmanla mutmain İdi» dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav), «İmanınızdan ötürü kafirler tek­rar İşkence yaparlarsa kalbini bozmadan küfrü gerektiren sözler söyleye­bilirsiniz» buyurdu. Peygamber Efendimizin, Ammar bin Yasir (ra)'e tav­siyeleri, hiç bir zaman farz değil, bir ruhsattır»  [7] der,

Mevzumuza ışık tutan yalancı peygamber İle bazı sahablter arasından ki kıssa

Yalancı peygamber Müseyleme, İki sahabiyi yakalattı. Bunlardan biri­sine, «Muhammed (sav)'in, Allah (cc)'ın elcisi olduğuna şahitlik yapar mısınız?» diye sordu. «Evet» cevabını alınca, «Benimde Allah (cc)'m elcisi ve peygamberi olduğuma şehâdet eder misiniz?» diye sorunca, öldürül­mek korkusuyla o sahabi, «Evet» dedi. Hiç bir şey demeyen Müseyleme, o sahabiyi serbest bıraktı.

Bu defa ikinci sahabiyi çağırarak. «Muhammed (sav)'in, Allah (cc)'ın kulu ve elcisi olduğuna şehadet eder misiniz?» diye sordu. «Evet» cevabı alınca, bu defa, «Benim de Ailah (cc)'ın elcisi olduğuma şehâdet eder misiniz?» diye sorunca, sahabi. «Ne dediğinizi duymuyorum. Kulağım sa­ğırdır» cevabını verdi. Müseyleme, İkinci ve üçüncü kez aynı soruyu sordu. Aynı cevabı alınca sahabinin boynunu vurdurarak öldürdü.

Sahabilerin haberi kendisine ulaşınca, Resulullah (sav), «öldürülen kimse, dinine bağlılığından şehadetin en yüksek mertebesine ulaşmıştır. O'na müjdeler olsun, gözleri aydın olsun». Kalbi imanla dolu olduğu halde ölüm korkusuyla yalancı peygamberi tasdik eden diğer sahabi, Allah (cc)'-ın kullara tanıdığı ruhsat İle amet ettiğinden O'na da, «Hiçbir günahı yok­tur» buyurdu.[8]

 

Üçüncü Hüküm: Kafirleri Dost Edinmek Ve Onlan İslâm Devletinde Çalıştırmak Caiz Midir?

 

Bazı alimler, (mevzumuz) âyete dayanarak, «Müslümanların işlerini kafirlere yaptırması, onları İşçi ve hizmetçi olarak çalıştırması caiz de­ğildir. Hatta onlara bir mecliste saygı gösterilmesi ve ayağa kalkılmasi haramdır,» derler. Çünkü, «Ey iman edenler müşrikler ancak bir neclstir. Onun İçin bu yıltanndan sonra onfar Mesctd-1 Harama yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, Allah dilerse, sizi yakında kendi fazlından zenginleştirir. Çünkü Allah, gerçek bilicidir, tam hüküm ve hikmet sahibi­dir» (Tevbe: 28) buyurmuştur.

İbnü'l-Arabİ bu hususta şöyle der: «Hz. Ömer ıra), Ebu Musa el Eşa-ri (ra)'yi tebliğci ve idareci olarak Yemen'e gönderdi. Ebu Musa el Eşari (ra), bir Zimmiyi kendi işlerinde katip olarak çatıştırıyordu. Hz, Ömer (ra) bunu duyunca, «Çalıştırdığınız zimmiyi derhal bırakınız» diye emretti»

Cessâs ta şöyle demektedir: «(Mevzumu2) âyet ve benzeri âyetler, kâfirin hiç bir hususta, müslüman üzerinde hâkimiyet ve yönetimi olama­yacağına delalet eder. Hatta bir kâfirin, hanımının müsJüman oluşuyla is­lâm kabul eden küçük erkek çocuğun malından tasarruf yapması ve bü­yüdükten sonra evliliği hususunda, velilik hakkına sahip olması, mümkün değildir. Hiçbir hususta kafir babanın, müslüman olan çocuğu üzerinde etkinliği yoktur.

Cinayet işleyen bir müslümanın diyetini, zımmî bir kafir veremediği gibi, cinayet işleyen bir ztmmî kafirin diyetini de müslüman veremez. Çün­kü müslüman katilin diyetini vermekle zımmî kafire bir velayet hakkı ta­nınmış olur: Kafirin velayeti İse müslüman için asla kabul edilmez. Bir Vnüslümanın, katil zımmî kafir için diyet vermesi, kafire yardtm ettiği an­lamına gelir. Bu ve buna benzer hallerde müslümanlann kafirlere ztmmi dahi olsalar yardım etmeleri kesinlikle haramdır. Allah (cc)'tn, «/Ulah ka­firlere müminlerin aleyhinde (galebeye) asla bir yol (ve imkan) bahşetme» (Nisa: 141) buyruğu da, bu görüşü te'yid ve tercih eder.» [9]

 

Dördüncü Hüküm: Kâfir Ve Fasrklarla, Idare-İ Maslahat Yapmanın Hük­mü Nedir?

 

Kâfir ve fasıklarla, idare-î maslahat yapmak caizdir. Bu Allah (cc)'ın (mevzumuz) âyette haram kıldığı velayet ve dostluğun içersine girmez. Onlara velayet hakkı tanımak, sevip dost edinmek başka şeydir. Idare-i mashat etmek, başka şeydir. Çünkü Resulullah (sav), «Bir kavme karşı-(yahudi ve müşrik) yüzümüz gülse de kalblerimiz onlara Janet eder» bu­yurmuştur.

Bazı alimlere göre, kâfir ve müşriklerle idâre-f maslahat yapmak, müs-lümaniara zarar vermemek ve islâma aykırı olmamak şartıyla caizdir. Bu dostluk ve idare-i maslahatçılık, adam Öldürme, hırsızlık yapma ve yalan şahitliğe sebep olursa, elbette caiz değildir. [10]

 

Ayetlerden Alınacak Dersler

 

1. Kafirleri dost edinmek, sevmek ve meyletmek islâmda haramdır.

2. Mal, can ve işkence korkusuyla takiyye yapmak caizdir.

3. Baskı yapma ve ölümle tehdit hallerinde1 kalbin İmanla mutmain olması kaydıyla küfrü gerektiren bir sözün söylenmesi mubahtır.

4. Mü'min ile kafir arasında velayet, yardımlaşma ve veraset bakı­mından hiç bir boğ yoktur.

5. İnsanların kalbinde gizil her şeye vakıf olan Allah (cc)'tan, Hiç bir şey gizlenemez. [11]

 

23. DERS İSLÂM'DA HACCIN FARZ OLUŞU

 

96 - Şüphesiz âlemler İçin, çok feyizli ve oyn-ı hidayet olmak üze­re, konulan ilk ev (mabed) elbette Mekke'de olandır.

97 — Orada apaçık alametler, İbrahim'in makamı vardır Kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yeten­lerin) Beyt'f hacc (ve ziyaret) etmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkı­dır. Kim küfrederse şüphesiz ki Allah âlemlerden gani (müstağni) dlr.

 

Ayetlerin Lafzi Tahlili

 

(Evvele beytin): İbâdet için yapılan Hk ev anlamındadır.

(Bekkete): Mekke demektir.  İbn-i Arabi; «Mekke'ye, Bekke denilmesi, Aiıah (cc)'m oraya (Mekkeye) kötülük yapmak İsteyen diktatörlerin başını gövdesinden ayıracağını belirtmek İçindir» der.

(Mütâreken): Hayırlı bir şeyin cok oluşu anlamındadır.

(Hüden III alemine): Hidayet yani Beytullahın İnsanlık için İlahi nur ve doğru yol kaynağı olması anlamındadır..

(Aminin):  Nefsine ve malına emin olmak manasınadır.

Lafzen haber İfade eden bir kelime ise de emir ifade eden bir fiil şeklinde­dir. Bu kelimenin bulunduğu cümlenin anlamı Özetle şöy/edir: «Kim, Mes­cid-i Haram'o girerse, siz ona emniyet verin».

(Sebilen): Bir şeye kavuşturan güç anlamındadır. Lügatta yol manasınadır. [12]

 

Ayetlerin İcmali Manaları

 

Allah (cc) Icmâlen buyurur: «Allah (cc), Beytullah'm kutsal mevkisi-ni, fazilet ve meziyetlerini beyan etmiştir.

Yeryüzünde Kabe'yi emniyet ve sığınak mahalli olarak ilk defa Hz. İbrahim (sav) ile Hz. İsmail (sav) inşa etmiştir. Mescid-i Aksa'yı ise, Ka­be'nin İnşaatından bir kaç asır sonra Hz. Süleyman (sav) yapmıştır. Dola­yısıyla yeryüzünde peygamberlerin yaptığı ilk kıble ve flk mabed Kabe'dir. Kabe, bütün mescid ve mabedlerden üstündür. Emniyet ve istikrar beldesi Kabe'de Allah (cc)'ın, Safa, Merve, Zemzem, Hatim (Kabeye bitişik hilal şeklinde etrafı mermer duvarla çevrili yer), Hacerü'l Esved ve Makam-ı İbrahim gibi bir çok âyetleri vardır. Orası aynı zamanda bir hidayet ve nur merkezidir. Ve Beytullah, her renk, ırk ve dilden müslümanların yönel­dikleri kıbledir. Tanışma ve sosyal meselelerin halledildiği bir büyük top lantı mahallidir. Allah (cc) isminin muayyen günler topluca anılmasına vesile olan yerdir. Özellikle mukaddes Hacc farizasının eda edildiği me­kandır.

Bütün bu meziyetlerden dolayı Kâ'be, mabedlerin hepsinden daha üs­tündür. Ve müslümanlara kıble olmaya daha layıktır. [13]

 

Ayetlerin Nüzul Sebebi

 

Kurtubî; «Mücahid'den varit olan rivayete hudller arasında Ka'be ve Mescid-I Aksa'^v ^müslümanlar ile ya- n ->inln daha faziletli olduğuna dair konuşmalar oluyordu. Yahudiler, «Mescid-i Aksa, Kâ'be'den daha büyük ve üstündür. Bütün peygamberler onun etrafında toplanmış ve yaşamışlardır. O, en mukaddes topraklarda kurulmuştur» derlerdi. Müs­lümanlar da, yahudilere karşı, «En saygı değer, fasiletll yer Kâ'be'dir» diyorlardı. Bu konuşmalar üzerine Allah (cc), (mevzumuz) âyeti inzal bu­yurdu» [14] der. (Mevzumuz) âyetin, daha önceki âyetlerle münasebeti

Âl'i imrân suresinin başlangıcından, (mevzumuz) âyete kadar Hz. Mu-hammed (sav)'İn peygamberliğinin delilleri, Allah (cc)'ın vahdaniyetinin isbatr, ehl-i kitabın gerçek durumu ile, onların Hz. Muhammed (sav) ve ashabına karşı yaptıkları mücadeleleri beyan eden, Allah (cc)'ın dininden inhiraf ederek, Medine'deki islâm cemiyetine karşı takındıkları tavrı ve bu tavnn gerisindeki gizil duygularını anlatmaktadır. Onların şüpheleri ve mücadelelerini anlatan âyetlerin başlangıcı. «Tevrat indirilmezden evvel -Yokub'un kendisine horam kıldığı şeylerden başka- yiyeceğin her türlüsü İsrail oğullan (cin helaldir...» {Âl'i İmrân: 93) âyetinden (mevzumuz) âyete kadardır, işte bu âyetler, müslümanlann İnançlarını yıkmak ve bozmak İs­teyen yahudilerin şüphelerini gidermek için gelmiştir.

Yahudilerin birinci şüpheleri: Onlar, Peygamber Efendimiz (sav) hak­kında şu şüpheleri ileri sürüyorlardı: «Hz. İbrahim milletinden olduğunuzu, getirdiğini iddia ettiğiniz dinin, Onun suhuflarmın tekamül etmiş bir şekli olduğunu iddia ettiğiniz halde, O'na uymuyorsunuz. Çünkü deve ett yemek ve sütünü içmek Hz, İbrahim (sav)'in dininde haramdır. Bunları nasıl yer ve içersiniz? Hz. İbrahim'e haram olan şeylerin helal olduğunu söylemek­le, O'na uymuyor ve tasdik etmiyorsunuz. «Ben ona halkın en yakınıyım» demeniz doğru değildir. Çünkü siz, her şeyinizle açıktan açığa O'na mu­halefet ediyorsunuz.»

İşte Allah (cc), yahudilerin bu İddia ve yalanlarını reddederek, bütün yiyeceklerin İsrail (Hz. YakubJ ve oğullarına helal olduğunu, «Tevrat İndi­rilmezden evvel -Yakub'un kendisine horam kıldığı şeylerden başka- yiye­ceğin her türlüsü İsrail oğullan İçin helaldir.» (Âl'İ İmrân: 93) âyetiyle bil­dirmektedir.

Peygamber Efendimiz (sav), Hz. İbrahim (sav)'in dinine hiç bir za­man muhalif değildi. Bilakis bütün yönleriyle O'na uyuyordu. Çünkü bütün semavi dinlerin kaynağı vahiy ve ilhamdır. Onlar ise, Allah (cc) tarafından geldiğinden birbirine tamamen uygundur. Yahudilerin ortaya attıkları şüp­heler1, Benî İsrail peygamberlerinin kitaplarında yoktur. Kendileri kitapla-rını tahrif ederek O'na şüphe ve desiselerini İlave etmişlerdir. Allah (cc), bu âyetle yahudllerin bu yalan iftira ve desiselerini böylece reddetmekte­dir.

Yahudilerin İkinci şüpheleri: Yahudiler, kıblenin Mescid-I Aksa'dan Ko'be'ye dönüş emrini vesile yaparak, Resuluilah (sav)'ın nübüvvet ve ri-saletinl inkar etmeğe ve halkı islâm'dan soğutmak, şüpheye düşürmek İçin, «Mescid-i Aksa, Ka'be'den daha faziletlidir. Kıble olmaya daha layık­tır. Çünkü Orası, Kabe'den önce yapılmıştır. Hz. İshak (sav)'ın soyundan gelen bütün peygamberler O'raya tazim ederek, O yöne namaz kılmış­lardır». Bizzat Resuluilah (sav)'a da, «Onların yolunda olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Onların saygı gösterdikleri yere tazim ederek yönelir, na­maz kılardınız. Kıbleyi Kabe'ye çevirmezdiniz samimi olsaydınız» İddia ve İftiralarında bulunuyorlardı.

Onların bu tutum ve davranışları üzerine: «Şüphesiz âlemler için, çok feyizli ve ayn-ı hidayet olmak üzere, konulan ilk ev (mabed) elbette Mek­ke'de olandır» âyeti nazil oldu. Böylece Allah (cc), yahudilerin müslüman-lan islâm'da şüpheye düşürmek için ortaya atmış oldukları iftiraları red­detti. [15]

 

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler

 

Birinci İncelik: Hacc farzının eda mahalli olarak Kabe'nin Allah (cc) tarafından İhtiyar (seçilme) edilmesinde bir takım hikmetler vardır, önce­likle Kabe, Ailah (cc)'m insanlar için seçtiği kıblegahttr. Yeryüzünde Hz. ibrahim (sav)'in ibâdet için yaptığı İlk evdir. Ka'be, semadaki Beytü'l Ma-mur'un tam istikametindedir. İnsanların yeryüzündeki tavaf yeri nasıl Ka'­be İse, Meleklerin de semada tavaf ettikleri yer, Beytü'l Mamur'dur. Tüm bunlardan dolayı Allah (cc|, hacc'ın orada yapılmasını emretmiştir.

İkinci İncelik: İmam Fahreddin er-Râzİ, Kabe'nin yapımı hususunda: «Allah (cc), Hz. İbrahim (sav)'e Kâ'benin yapılmasını emretmiştir. O, bu emrini Cebrail (sav) vasıtasıyla Hz. İbrahim (sov)'e bildirmiştir. Bundan dolayı dünyada Ka'be'den daha şerefli bir bina yoktur ve olamaz da. Çün­kü O'nu bizzat emreden Alfan (cc), yeri ve şeklini çizen bizzat Hz. Cebrail, yapan Hz. İbrahim (sav), çırak ta Hz. İsmail (sav) dır» der. [16]

Üçüncü İncelik: Ka'be, yeryüzünde bir emniyet ve sığınak yeridir. Böy­le olması da Hz. İbrahim'in Beytullaht inşa ettikten sonra yapmış olduğu, «Hani İbrahim, ya Rab, burasını emniyetli bir şehir yap» (Bakara: 126) duası bereketiyledir. Ka'be, her korkanın sığınak yeridir. Oraya giren her kes emin olurdu. Yeryüzünde böyle bir yer yoktur. Hz. İbrahim'in ve Hz. İsmail'in yaptığı zamandan beri bu böyledir. Hatta Arapların cahilfyet dö­neminde bile... Evet, bu devre de dahi bu Kabe'nin hürmeti devam etmiş­tir. Bu hürmetin olduğu yerde (Ka'be) yaşayan insanların mal, can, nesil emniyetleri diğer bölgelerde yaşayan insanların mal, can ve nesil emni-yetleriyle mukayese edilemeyecek derecede iyiydi. Denebilir ki, Ka'be'de yaşayan Kureyş kabilesinin, diğer putperest Arap kabilelerine bir üstün­lüğü, bir hakimiyeti vardı. Bunun yegane sebebi, putperest olmalarına rağ­men Ka'be'ye göstermiş oldukları tazimdir, İşte bu hususu apaçık beyan eden âyet-i kerime: «Çevrelerinde İnsanların zorla (yakaîanıp) kapılmakta olmasına rağmen (Mekke'yi) korkusuz (ve emin bir yer) yaptığımızı onlar görmediler mi? Hala batıla İnanıyorlar da Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?» (Ankebut: 67)

Hatta Hz. Ömer (ra): «Babam Hattab'ın katilini Mescid-İ Haram. (Ka'­be) de yakaladığım zaman çıkıncaya kadar değil öldürmek, elimi dahi sür­mem» buyurmuştur. Zira oraya sığınan kati! için Ka'be, emniyet ve istik­rar yeri olur.

Dördüncü incelik: Allâme Ebussuud: «(Mevzumuz) âyette, «Kim küf­rederse...» cümlesinin aslında, «Kim hacc yapmazsa» cümlesi yerine gel­mesinde ki hikmet; Hacc'ın farz oluşunu te'kid ve gücü olduğu halde hacc yapmayan kimsenin ne kadar büyük günah işlemiş olacağının bildirilmesi içindir. Çünkü Resululiah (sav), «Gücü olduğu halde hacc farizasını yap­madan ölen kimse; yahudilik ve hristiyanlık dinlerinden birisi üzere ölsün» buyurmuştur.

Hacc'ı farz kılan âyet, bir taraftan bu vazifeyi ifa ederken, yapılması gereken dikkat ve itinayı bildirirken, bir taraftan da gücü yettiği halde hacc yapmayan kimseyi, en yüksek seviyede tenkid ve tahkir etmiştir. Çünkü âyet, Arap dili ve edebiyatına göre hakikati İfade eden haber cüm­lesi değil, devamı ifade eden isim cümlesi ile haccı emretmiştir. Ki, hacc kullan-ı uhdesinden ayrıimayacak bir haktır. Ancak hacc eda edildiği tak­dirde, bu haktan kurtulunur. Yoksa namaz ve oruç gibi bir fidye İle öde­necek bir borç değildir» [17] demektedir. [18]

 

Ayetlerdeki Şer’i Hükümler

 

Birinci Hüküm: Harem-i Şerif (Ka'be)'De Cinayet İşleyen Kimsenin Hük­mü Nedir?

 

Fakihlere göre Ka'be'de -öldürme, uzuv kesme ve diğer bir şekllde-cfnayet işleyen kimsenin kısas, hükmü, yine Ka'be'de İnfaz edilir. Kabe'ye karşı saygısızlık yapan katili, Ka'be kısastan kurtaramaz. Çünkü Allah (cc), «Onlar Mescid-i Haram yanında, orada sizinle döğüşünceye kadar, (yani döğüşmedikçe) siz de orada kendlterlyle döğüşmeyin. Fakat (orada sizi öldürürlerse siz de onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir» (Ba­kara: 191) buyurmuştur.

Yalnız Ka'be'de cinayet İşleyen kimsenin, kısasının Kabe'de İnfaz edil­mesi konusunda İttifak eden fakihler, Kabe dışında cinayet işleyip daha sonra Ka'be'ye sığınan kimsenin kısasının Ka'bede yapılıp yapılamayacağı hususunda İki görüşe ayrılmışlardır.

Birinci görüşe (Hanefi ve Hanbelilere) göre; şer'î had gerektiren bir günah işleyen kimsenin daha sonra Kabe'ye sığınması halinde, fiilin hük­mü -zina, hırsızlık ve İlh- Kabe'de İcra edilemez. Çünkü Allah (cc), «...Kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur» buyurmaktadır. Ka'be'ye giren şah­sa orada bulunduğu müddetçe emniyet sağlanması farzdır. Bu âyet, her nekadar bir şeyi haber verme tarzında gelmişse de kastedilen emirdir. Âyetin anlamı özetle şöyledir: «Her kim oraya girerse, ona emniyet ve­rin».

«...Artık hacc da kadına yaklaşmak, günah İşlemek, kavga etmek yoktur...» (Bakara: 197) âyeti de, yukarıdaki âyette andığımız gibi haber şeklinde gelmesine rağmen, emri ifade eder. Çünkü bu âyetin de asıl an­lamı şöyledir: «Hacc esnasında kadınlara yaklaşmayınız. Günah İşleme­yiniz ve kavga yapmayınız».

Bu görüş büyük alim Abdullah bin Abbas (ra)'dan nakledilmiştir. Kİ O, «Dışarda cinayet işleyip daha sonra Harem-i Şerife sığınan kimsenin kısas hükmü, orada icra edilemez. Katil orada kaldığı müddetçe hiçbir kim­se yanında oturamaz, alış-veriş yapamaz ve konuşamaz. Çıkıncaya kadar bu böyle devam eder. Çıktığı zaman da kısas hükmü infaz edilir» der.

Ibn-i Abbas (ra)'ın bu görüşü, Hanefj alimlerinin mezhep görüşüdür. Onlar aynen bunu kabul eder ve «Harem-i şerifin kendisine has bir say­gınlığı vardır. Herkes tarafından bu saygının gösterilmesi farzdır. Oraya sığınan herkesin, kaldığı müddetçe korunması lazımdır. Çünkü Allah (cc), «Her kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur» buyurmuştur» derler.

İkinci görüşe (Maliki ve Şafiî) göre; de Kabe dışında -öldürme, uzuv kesme veya diğer bir şekilde- cinayet işleyen kimse, daha sonra Harem-I Şerife sığınırsa, kısas hükmü hemen orada infaz edilir. Delilleri ise şun­lardır :

A. Resulullah  (sav)'in;  «Bazı  müşrikleri  Mekke'nin  fethinden sonra Harem-i Şerif ie dahi görseniz öldürünüz» hadisidir.

B. Resulullah (sav)'ın müşrik İbn-i Hatel için, «O'nu öldürünüz. Ka­be'nin örtülerine sarılmış olarak görseniz dahi, öldürünüz» buyurmastdır.

C. Resulullah (sav)'ın, «Şüphesiz Harem-i Şerif, asî (halifeye karşı), hırsız ve adam öldüren katili, kendisine siğınsa dahi korumaz» buyruğudur.

Bu hadislerden anlaşılan şudur: Dışarda cinayet işleyen kimseler, Ha­rem-i Şerife dahi sığınsalar, mühlet tanınmayarak haklarındaki şer'î hü­küm hemen İnfaz edilir. Maliki ve Şafüler, «...Her kim oraya girerse (taar­ruzdan) emin olur» âyetini de şu şekilde tefsir ederler: Cahillyet devrinde bir kimse ne kadar cinayet işlerse İşlesin, Kabe'ye sığındığı takdirde ona çıkıncaya kadar taarruz edilmezdi. Bu da emniyet ve istikrar beldesi hal­kına Allah (cc)'ın bir lütfudur. Yalnız islâm, cinayetlerin önlenmesi bakı­mından -adam öldürme, hırsızlık, uzuv kesme, zina ve diğer bir şekilde-suç işleyenin, Ka'be dahil nereye sığınırsa sığınsın derhal hakkındaki hük­mün infaz edilmesini emreder. Günkü islâm dini, kuvvet dinidir.

Delilleri daha sağlam olduğundan ikinci görüş (Şafiî ve Malikî) tercih edilir. Eğer birinci görüş tercih edilseydi, şöyle bir durum ortaya çıkardı: Harem-i Şerif canilerin, suçluların toplandığı bir merkez haline gelir ve can emniyeti ortadan kalkardı. «Harem-i Şerife sığınır ve orada kalırsam kurtulurum» düşüncesiyle suçlular, Ka'be'ye sığındıkları takdirde, şer'İ hü­kümler de icra edilmezse, Harem bir suçlular merkezi olurdu. Halbuki Al­lah (cc) Harem-i Şerifi, «emniyet ve istikrar beldesi» olarak vasıflandır-mıştır. Bundan dolayı tercih edilen görüş, ikinci görüştür. Allah (cc), en İyi bilendir. [19]

 

İkinci Hüküm: Fakir Ve Kölenin Hacc Yapma Hükmü Nedir?

 

Âyette belirtilen mali güce sahip olmayan fakire, hacc yapmak farz değildir. Eğer fakir kimse hacc yaparsa, hacc farizasını eda etmiş olacağı İcma ile sabittir. Fakihlerin ihtilaf ettiği husus, hacc yapan köleden, bu farzın kalkıp kalkmayacağıdır.

İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra)'ye göre, köle hacc yaparsa, nafile hacc yapmış olur. Azot edildikten sonra zengin olursa yeniden hacc yapması farzdır. Baliğ olmayan çocuk hacc yapsa dahi, buluğdan sonra hacc yap­masının farz olduğu gibi. Çünkü çocukluk döneminde yapılan İbadetlerin -biri de hacctir- hepsi nafiledir. Bunun için kölelik devrinde yapılan hacc da nafile hacctır. Bilahare hacc yapması faredir.

İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) ve İmam Malik (ra)'in görüşlerine muhaliftir, ğil, farz olan haccı eda etmiş olur. Çünkü hacc vazifesini eda eden fakfr-den hacc sakıt olduğu gibi, hacc vazifesini yapan köleden de, hacc sakıf olur. Kölelik, fakirlik, haccın farz olması hususunda eşittir. Köleye cuma namazı da farz değildir. Camiye giderek cuma namazı kılsa. Öğle nama­zının farzı üzerinden sakıt olur. Bu görüşte zayıftır. Çünkü Şafiî Mezhebi-, nin İmam Şafiî (ra)'den sonra en büyük imamı İmam-ı Nevevl'den bu hu-; susta yukarıdaki Şafii görüşüne aykırı bir görüş nakledilmiştir. Çünkü O: < «Şafiî mezhebine göre, hacc niyetiyle ihrama giren köle, Arafat vakfesini yapmadan önce azat edilirse haccı, eda edilmiş bir hacc olur.  Bu da İrnam-i azam Ebu Hanife (ra) ve İmam Malik (ra)'İn görüşlerine muhaliftir. Azat edilme olayı Arafat vakfesinden sonra olursa o hacc, farz hacc değil, nafile hacc sayılır, imam Şafiî (ra)'nin yanında en sahih görüş îe budur. ! Görülüyor ki, her iki mezhep arasındaki İhtilaf şeklidir, hakiki değildir. Çünkü her iki mezhepte kölenin azat edilmesi, haccın en büyük rüknü Arafat vakfesinden sonra tahakkuk ederse, onun nafile hacc yapmış ola­cağı ve zengin olduktan sonra hacc yapmasının da farz olduğu hususun­da ittifak etmişlerdir».[20]

 

Üçüncü Hüküm: Kadının Mahreminin Yanında Bulunması, O'nun İçin Hacc Farzının Şartlarından Mıdır?

 

Bazı fakihlere göre mahreminin yanında bulunması, kadın İçin haccın farz olma şartlarındandır. Bu Hanefî mezhebinin görüşüdür. «Allah (cc)'a ve ahiret gününe inanan bir kadına, yanında kocası ve mahremi olmak­sızın ücgünden fazla yolculuk yapması haramdır» hadisi ve Ibn-i Abbas (ra)'tan rivayet edilen, «Resulullah (sav) bir gün hutbede, «Kadın, mah­remi olmaksızın yolculuk yapmasın» buyurdu. Bir sahabî ayağa kalkarak, «Ya Resulullah (sav) orduya katılmak için hazırlanıyorum. Hanımım İse hacc yapmak İstiyor,» deyince, «Sen, hanımınla hacc yap» buyurdu» ha­dislerini delil getirirler. Bir kadın ancak yanında kocası veya mahremi oldu­ğu takdirde hacc yapabilir. Tek başına yapamaz. Çünkü Resulullah (sav) cihat yapmak İsteyen kimseye, o'nu (farz olduğu halde) terketmesini ve hanımıyla hacc yapmasını emretmiştir. Eğer kadının hacc yolunda bir mah-

reminln bulunması, haccın vücup şartlarından olmasaydı Resulullah (sav), o adama cihadı terketmesini ve hanımıyla hacc yapmasını emretmezdi.

Şafiî ve Hanbelilere göre de bir kadın, haccda birkaç kadınla birlikte olursa -namus emniyeti sağlanmıştır- yanında mahremi ve kocasının bu­lunması haccın vücup şartlarından değildir.

Nafile haccı hiçbir kadın yalnız başına yapamaz. Ancak kocası veya bir mahremi olursa yapabilir. Şafiiler ile Hanbelilerin yukarıda andığımız hadisten haberdar olmadığını zannediyorum. Hadislerin ışığında meseleye baktığımız zaman, yanında mahremi veya kocası bulunmayan kadına hacc farz değildir. Bulunursa farzdır. Tercih edilen de bu görüştür. [21]

 

Mühim Bir Uyarı

 

İslâm, hacc gibi bir farzın edasını, kadının yalnız başına yapmasına

müsade etmemiştir. Ancak mahremiyle yapabilir. Islâmın beş temel şartın­dan biri olan hacc, hem kadına hem de erkeğe farzdır. Günümüz kadınları bırakınız haccı, okumak ve çalışmak İçin ülke içi ve dışına gidiyor. Açık, saçık geziyor. Yanlarında mahremleri olmaksızın yemek yiyor ve içiyor. Tabii bir görünüm alan bu durum, islâm terbiye, edep ve ahlâkından uzak olduğu gibi, erkeklik gururunu ve namusunu, kıskanma duygusunu orta­dan kaldırmaktadır. [22]

 

Dördüncü Hüküm: Haccı Farz Kılan Şartlar Nelerdir?                             

 

Haccı farz kılan şartlar beştir.            

1. İslâm olmak.

2.  Akıllı olmak.                      

3. Baliğ olmak

4. Gücü olmak (para ve sıhhatin olması).    

5. Kadın mahreminin yanında bulunması.

Bazı alimler bu şartlara yol emniyetini de İlave etmişlerdir. Halbuki yol emniyeti vücup şartlarından değil, eda şartlarındandır. İlk üç şart yal­nız haccın değil oruç, namaz gibi diğer islâm rükünlerinin de şartlanndandır.

Dördüncü şartı -güçtür- Allah (cc), «...Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hacc (ve ziyaret) etmesi Allah'ın İnsanlar üzerinde bir hakkıdır...» âyetinde beyan etmiştir. Bu şart, Resulullah (sav)'ın hadisin­de,  «binek ve yol azığı»  olarak açıklanmıştır. Çünkü   Resulullah  (sav), «Bir kimsenin yol azığı ve kendisini Beytullah'a kavuşturacak bir bineği olur da hacc yapmazsa, öldüğü zaman hrlstiyan veya yahudi olarak Ölür. ; Bunu da şüphesiz Allah (cc), «Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin), Beyt-i hacc (ve ziyaret) etmesi Allah'ın İnsanlar üzerinde bir hafckıdır...» âyetiyle beyan etmfştfr» buyurdu.

İbn-i Ömer (ra)'den varit olan bir rivayete göre Resulullah  (sav)'a âyetteki «Ona bir yol bulabilenler» cümlesinden maksat nedir?» diye soruldu. Peygamber Efendimiz de, «Ondan maksat, azık ve binektir» buyur­du.

Cessas'ta bu hususta: «Ayetteki «gücü yetenler» ifadesi, yalnız binek ve azığa, hasredilmemelidir. Çünkü hastalığından korkan hasta, sakat ve Vj binek üzerinde duramayacak kadar ihtiyar olan kişilerin binek ve azıkları olsa dahi hacc vazifesini eda edebilmeleri cok zor ve müşküldür.

İşte bu görüş delalet ediyor ki, Resulullah (sav), âyetteki «gücü yetenler» tabirini açıklarken gücü, yalnız azık ve binek olarak kastedmiyor.

Bunu daha  geniş bir  manada kullanıyor. Azık ve binek güc yetmenin kapsamına giren şeylerden sadece ikisidir. Yalnız bunlar değildir. Bu İse «Yürümeye gücü yeten bir insan için azık ve binek olmasa dahi ona hacc farzdır»  diyen kimselerin görüşlerinin batıl olduğunu ifade eder. Çünkü Resulullah (sav) haccın farziyyetini beyan ederken bineğin farz olduğunu beyan etmiştir. Yürüyerek değil» [23] der.

Beşinci şartı tafsilatlı olarak üçüncü hükümde beyan ettik. [24]

 

Beşinci Hüküm: Birden Fazla Hacc Yapmak, Farz Mıdır?

 

(Mevzumuz) âyetin zahiri, haccın ömürde bir defa yapılmasının farz olduğunu beyan eder. Cumhur da bu görüştedir. Zira haccın birden fazla yapılması hususunda âyette bir işaret yoktur. Ebu Hüreyre (ra)'nin riva­yet ettiği hadis bu hususu tekit eder: «Resutullah (sav), bir gün hutbede, «Ey insanlar Allah (cc) size haccı farz kıldı. Kimin gücü yeterse haccını yapsın» buyurdu. Sahabilerden biri ayağa kalkarak, «Ya Resulallah (sav), her sene hacc yapılacak mı?» diye üc kez sorduğu halde her defasında Peygamber Efendimiz (sav) sükut etti ve sonra, «Ey insanlar, eğer «Evet» deseydlm, size her sene hacc farz olacağından gücünüz,buna yetmezdi» Hutbesine devamla «Benim söylemediklerimi siz sormayın. Çünkü sizden önceki ümmetlerin helaki, peygamberlerine cok soru sormaları ve onlara muhalefet etmeleri yüzündendir. Size bir şeyi emrettiğim zaman, gücünüz ntsbetinde onu yapın. Nehyettiğim şeyleri de yapmayınız,» buyurdu. Ve bu hadis haccın ömürde bir defa yapılacağını tekit eder. [25]

 



[1] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/329-330.

[2] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/330.

[3] Taberl-Camİul Beyan - C. 3, S. 228 330

[4] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/330.

[5] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/330-331.

[6] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/331-332.

[7] Cessâs -age- C. 2. S. 11 334

[8] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/334-335.

[9] Cessâs -age- C. 2, S. 290

Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/335-336.

[10] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/336.

[11] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/336.

[12] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/337-338.

[13] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/338.

[14] Kurtubi -agc- C. 4. S. 134.

[15] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/338-340.

[16] Fahreddin er-RâzI -age- C. 8, S. 155. 340.

[17] Ebussuud- Tefsir - C. 1. S. 255.

[18] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/340-341.

[19] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/342-343.

[20] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/343-344.

[21] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/344-345.

[22] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/345.

[23] Cessas -age- C. 2. S. 30B 346.

[24] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/345-346.

[25] Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/346-347.