Ali İmran Suresi - 003Aliimran - 23. Sayfa
AL-İ İMRAN SÜRESİ
Medine Döneminde İndirildi Ayet Sayısı: 200
1- Elfm lâm mîm...
2- Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Daima diri ve koruyup yöneticidir.
3- Sana kitabı hak ile ve kendinden Öncekini doğrulayıcı olarak indirdi. Bundan önce de insanlara doğru yolu göstermek için tevrat ve incil'i indirmişti.
4- Doğruyu ve eğriyi ayırdeden kitapları da indirdi. Allah'ın ayetlerini inkar edenler için mutlaka çetin bir azap vardır, Allah, daima üstündür ve Öc alandır.
5- Ne yerde, ne gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.
6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O 'dur.O 'ndan başka ilah yoktur. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir.[1]
Sözlük
Elif-Lâm-Mim. Bu konuda Bakara Sûresi'nin başında gerekliaçıklama yapü-rmştı. Allah[2]Hak mabud, gerçek tapılacak. O'ndan başka ilah yoktur.Hayat sahibi. İrade, ilim, semi', basar ve kudret sıfatlarını gerektiren hayat sahibi.Bütün yaratıklarının terbiyesini, gözetimini ve korunmasını üstlenmiş. Kitap. Kur'an.Hakla. Çünkü Kur'an'da yer alan her şey haktır, hiçbir surette bâtıl değil, hak ve gerçektir.Daha önceki kitaplara, ters düşmeksizin ve onları yalanla-maksızın doğrulayan[3]Çünkü hepsinin kaynağı birdir, o da Allah'tır.Taraf [4]Musa'ya (a.s.) verilen kitap. İbranice anlamı, şeriat demektir. [5]İncil [6] İsa'ya (a.s.) verilen kitap.Grekçe (Yunanca) anlamı, yeni talimat (öğreti)dir [7]Furkan.[8] Allah'ın hakla batılı ayırdığı, hiç bir geleneğin, doğmanın ve hevesin galip gelemeyeceği Kur'ani deliller, ilahi mucizeler ve insani parlak akıllar.Sizi rahimlerde şekillendirir. Tasvir. Daha önce şekilsiz olan of bir şeye şekil vermek, şekil icad etmektir. Erham, rahim'in
çoğuludur. Çocuğun barındığı yer.[9]
Açıklama
İbn Cerir et-Taberî, sahih senedlerle rivayet etmiştir ki: Aralarında ileri gelenleri ve yöneticileri de bulunan altmış atlıdan oluşmuş Necran heyeti, İsa (a.s.) hakkında tartışmak için, boş bir iddiayla İsa'nın tanrılığını ispat etmek isteyerek Allah Rasulü'ne (s.a.v.) gelmişlerdi. [10] Allah-u Teâlâ, surenin başında yer alan "Elif lam mim"den itibaren, yaklaşık seksen küsur ayeti bu konu hakkında indirdi. Bu ayetleri, batıl iddialarına cevap vermek, karşı deliller öne sürmek için indirmişti. Ayetleri inceleyen bunu gözlemleyecek ve Kur'an'ın akışı içinde çok açık bir biçimde görecektir.Allah Teâlâ, "Elif lam mim. Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur." buyurdu. Ve haber verdi ki, O'ndan başka hakkıyla tapılacak (mâbud) yoktur. Allah'tan başka diğer tüm mabudlara da, İsa'ya da (a.s.) ibadet batıldır, boştur. "O daima diridir ve (yaratıklarını) koruyup yöneticidir." Başkasının değil de kendisinin ibadete hakkı oluş delilini zikretti: Allah Teâlâ'nm ezelden ebede diri oluşu. Allah'tan gayri her diri, önceden yoktu ve yok olacaktır. O halde nasıl ilah olabilir? Bu sebeple O'ndan başkasının ilahlığa hakkı yoktur. İsa da (a.s.) Önceleri yoktu ve sonra öldü. Nasıl ilah olabilir? Allah "Kay-yûm"[11]dedi. Yani bütün yaratıkların terbiyesini, gözetimini, korunmasını, yönetilmesini ve rızıklandırılmasım üstlenmiştir. O'ndan başkaları ise bunları yapamaz. Aksine, terbiye edilir, rızıklandırılır. Öyleyse Allah'a rağmen nasıl ilah olabilir? Bunun delili, sana Kitabı, Kur'an'ı hakla indirmesidir. Kur'an'da batıl hiçbir şey yoktur. Ayetlerinin tamamı, Allah'ın İlahlığını ispat etmekte, O'ndan başkasının ilahlık iddialarını reddetmektedir. O halde Necran hris-tiyanlarının ve diğer Yunan, Roma hristiyanlarınm vs. iddia ettiği gibi İsa (a.s.) Allah'a rağmen nasıl Allah'ın oğlu yahut ilah olabilir? Allah, Kur'an'ı ayrılığa ve çelişkiye düşmeksizin kendinden önceki kitapları doğrulayıcı olarak indirmiştir. Bu, onun Allah'ın vahyi olduğunu gösterir. Zaten daha önceden de Allah, tarafından Tevrat'ı ve İncil'i insanlara hidayet kaynağı olarak indirmişti; Furkan'ı da (Kur'an'ın bir ismi) indir [12]de onunla insanların karıştırdığı her konuda hakla bâtılı birbirinden kesinkes ayırdı.Böylece hayatın ve ölümün Rabbi, Halikı, Rezzâki ve yöneteninin, hiç ölmeyecek Hayy'in hak ilah olduğu; O'ndan başkasının, -Allah'ın izniyle- bir hastaya şifa verse, dilsiz bir insanı konuştursa veya bir Ölüyü diriltse bile ilahlığa ve ibadet edilmeye hakkı olmayan bir kul ve yaratık olduğu; bütün bunların onu, Meryem oğlu İsa'da (a.s.) olduğu gibi, Allah'a rağmen bir ilah olma hakkını vermeyeceği ortaya çıktı. Dilsizi ve alacalıyı iyileştirmesi, bazı ölüleri diriltmesi Allah'ın kudretiyle ve İsa'ya bu konuda izin vermesiyle olmuştur. Yoksa, bu türden bir şey yapamazdı. Onun durumu da Allah'ın kullarının durumu gibidir... Gelen heyet, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) ileri sürdüğü delilleri ve aleyhlerine ortaya koyduğu belgeleri reddedince, böylece kâfirlikleri ortaya çıktı. İşte o zaman Allah Teâlâ onları şu sözüyle tehdit etti: "Allah'ın ayetlerini İnkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah daima üstündür ve öc alandır!" Bu tehdit, Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve Allah'ın birliğini ve hem Allah'a hem de Rasûlü'ne (s.a.v.) itaatin farz olduğunu inkâr eden herkese şiddetli bir tehdittir. "Ne yerde, ne de gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz." Şayet Allah'la beraber ilahlığı haketmiş kimse olsaydı, Allah onu bilir ve bildirirdi. İsa'nın Halılığının batıl, boş olduğuna bir delil daha getirdi: "Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur."[13]İsa da fa.s.) Meryem'in rahminde şekillendirilmiştir. O, kesinlikle Allah'ın şekillendirdiklerindendir. Öyleyse nasıl olur da Allah varken hristiyanların saçmaladığı gibi ilah veya Allah'ın oğlu olabilir?! İşte burada gerçeği açıklıyor: "O'ndan başka ilah yoktur. Güçlüdür, hikmet sahibidir." Bu, sonsuz bir üstünlük ve yanılmaz bir hikmettir. Necran heyeti; ve benzeri kâfirlerle inatçılar gibi kibirlilerden başkası-nm tartışmayacağı ve böyle inatçılardan başkasının inkâr etmeyeceği bir ilahlığı gerçektir.[14]
Sonuç
1- Allah'ın ilahlığı, rabliği delillerle açıklanmış ve O'ndan başkasının -üstelik bunlar O'nun yaratıklarıdır- ilahlığı reddedilmiştir.
2- Allah Rasûlû Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliği, Allah'ın Kur'an'ı ona indirmesiyle ispat edilmiştir.
3- Allah Teâlâ, kitaplarını ve hayatla karşılaşılacak her hususta hakla batılı açıklayan Fuıkan'ı indirerek kullarına delil getirmiştir.
4- İsa'nın ilah olduğu iddiası bâtıldır. O da, diğerleri gibi Allah'ın ana rahminde istediği şekli verdiği bir kuldur. O halde nasıl olur da.Allah'a rağmen ilah ya da O'nun oğlu olabilir?! Allah, bütün bunlardan uzak ve
yücedir.[15]
7- "Sana Kitabı indiren O'dur.[16]Onda kitabın temeli olan kerim anlamlı muhkem ayetler vardır, diğerleri de müteşabih çeşitli anlamlıdırlar. Kalplerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak ve kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar (Rasihun), "Ona inandık, hepsiRabMmizin kalındandır." derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilirler. "
8- "Rabbimiz, bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla. Şüphesiz sen, sonsuz bağışta bulunansın."
9- "Rabbimiz, doğrusu geleceği şüphe götürmeyen günde, insanları toplayacak olan sensin. Şüphesiz ki allah verdiği sözden caymaz."[17]
Sözlük
Muhkem.[18]Sadece bir anlama gelen. Belirttiği şey açık. An-lamı belli olan ifade. Bunlar, helal, haram ve hadlere dair hükümlere, ibadetlere, ibretlere ve öğütlere ait ayetlerdir.Benzeşen. İlimde derinleşmemiş olanların hakkında görüş belirtmesinin zor olacağı, sûre başlarında yer alan şifre nitelikli e bazı harfler ve gaybi meseleler gibi [19]neyi gösterdiği açık ol-^ mayan ve çeşitli anlamlara gelebilen ayetlerdir. Örnek: Allah Teala'nın İsa (a.s.) hakkındaki: "(İsa Allah'ın) Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur."[20] ve "Hüküm ancak Allah'ındır. "[21] ayetleri.Kalplerinde sapıklık vardır. Herhangi bir şüphe, şehvet veya fitne sebebiyle haktan sapmak.Fitne isteyerek. Mü'minleri dinlerinde ve inançlarında fitneye düşürmek isteyerek.Açıklamasını isteyerek. Bozuk inançlarına uydurmak için yorumlamak isteyerek.Onun izahını Allah'tan başkası bilmez. Müteşabih'in neye yorumlanacağını ancak Kur'an'ı indiren Allah bilir.İlimde derinleşenleri [22]Ayakları hakkı tanımada kök salmış olup herhangi bir şüpheye veya bâtıla kaymayan ve sapmayan, yakîn ilmine sahip kimseler.Hepsi de Rabbimizin indindendir. Muhkem de, müteşabih de Allah'ın ayetleridir, hepsine inanırız. Seçkin akıl ve doğru anlayış sahipleri. Rabbimiz kalplerimizi kaydırma[23] Bizi ona ulaştırıp tanıttıktan biz de kabul ettikten sonra gönüllerimizi haktan çevirme!Bize senin katından ver.[24]
Açıklama
Allah Teâlâ, Rabliğini ve ilahlığını açıklamaya, Necran hristiyanlannin İsa'nın (a.s.) ilahlığı konusundaki iddialarını boşa çıkarmaya devam etmekte ve demektedir ki: Kur'an'ı sana indiren Hayy ve Kayyum (daima diri ve yaratıklarını çekip çeviren, gözeten)Allah'tır. Bazı ayetleri, nesih bulunmayan, anlamı gizli olmayan, ne hakkında indiğini açıkça gösteren muhkem ayetlerdir. Kur'an ayetlerinin çoğu böyledir ve bunlar Kur'an'ın aslı ve temelidir. Yine Kur'an'da başka müteşabih ayetler vardır ve bunlar azdır. Müteşabih ayetlerin indirilişindeki hikmet, helal, haram ve gayb meseleleriyle imtihan etmek gibi, sınamadır. Nitekim Allah Teâlâ "Kalplerinde eğrilik... olanlara gelince," hıristiy anlar in yaptığı gibi, sayesinde hakkın yolundan ve kulları gittiği doğru yoldan çıkarmak amacıyla "ayetleri kendilerine göre yorumlamak İçin onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar." Ki hristiyanlar Allah'ın üçün üçüncüsü olduğunu, çünkü O'nun "yarattık, yaşattık, öldürdük" dediğini, bununsa bir grubun ya da fazlasının sözü olabileceğini iddia etmektedirler. Yine hıristiy ani ar, Allah Teala'nın İsa hakkındaki: "Ve O'ndan bir ruhtur."[25] ayeti konusunda İsa O'nun O'nunla birleşik (müttahid) bir parçasıdır, demektedirler. Hariciler de, Allah Teala'nın: "Hüküm sadece Allah'a aittir."[26] ayetine dayanarak hiç
kimsenin hiçbir hususta hüküm vermesinin caiz olmadığım söyleyip, Ebu Musa el-Eş'ari'yi Muaviye ile aralarındaki ayrılığın hakikatini ortaya çıkarsın diye hakem tayin ettiği için Ali'yi kafirlikle suçlamış ve yanından ayrılmış-lardır.[27] Kalplerinde eğrilik olanlar sapıklığa işte böyle düşerler. Çünkü müte-şabihin ardına takılırlar; anlamının açığa çıkması ve Allah Teala'nın ondan neyi kastettiğini anlamaları için müteşabİhi muhkemle de karşılaştırmazlar. Allah Teâlâ, müteşabihin yorumunu ancak kendisinin bileceğini de haber verdi. İlimde derinleşmiş olanlarsa [28]müteşabih meselesini onu indiren Allah'a havale ederek: "O'na inandık. [29]Hepsi Rabbimiz tarafındandır (derler). Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilirler. "[30]derler ve Rablerinden daima hakta kalmayı dilerler: "Rabbimiz bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize tarafından..." "dünyada da ahirette de merhamet edeceğin bir "...rahmet bağışla!" Şüphesiz sen, sadece sen lütfü en bol olansın. Senden başka ilah, senden gayri rab yoktur... Ondan sonra kıyameti ve ahireti tasdik edip boyun bükerek ve yalvararak: "Rabbimiz, gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde insanları" hesaba çekmek ve yapıp ettiklerine (amel) göre ödüllendirip cezalandırmak için "mutlaka toplayacak olan sen'sin." O günde bizi bağışla, bize acı! Çünkü biz sana, Peygamberine ve muhkem ve müteşabih ayetleriyie Kitabına iman ettik. Şüphesiz sen asla sözünden dönmezsin![31]
Sonuç
1- Allah'ın Kitabında muhkem de müşetabih de vardır. Muhkem'e iman edip gereğiyle amel etmek farzdır. Muteşabihe ise iman edip yorumunu onu indiren'Allah'a bırakmak ve şöyle demek gerekir: "O'na iman ettik. Hepsi Rabbimiz katındandır."
2- Müteşabih ayetlerini [32]yorumuna yeltenen kalbi bozuk insanlardan uzak durup, yüz çevirmek gerekir. Çünkü bid'atçıdırlar ve arzularının peşine takılmaktadırlar.
3- Kalpte eğrilik ortaya çıkıp, fitne [33]ve sapıklıklar görüldüğünde, kurtuluş isteyerek dua etmek müstehaptır.
4- Ayetler, kıyameti ve ahireti tasdik etmektedir.
10- İnkar edenlerin ne malları, ne de evlatları Allah huzurunda kendilerine bir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdırlar.
11- (Onların yolu) Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin tuttuğu yola benzer. Zira ayetlerimizi yalanladılar, Allah da onları günahları yüzünden yakalayıverdi. Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
12- inkar edenlere, yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir kalma yeridir.
13- (Bedir'de) karşı karşıya gelen şu iki grubun halinde sizin için mühim bir ibret vardır. Bir grup Allah yolunda çarpışıyor, diğeri ise kafirdir... Bunların gözüne ötekiler iki misli görünüyordu Allah dilediğini yardımı ile destekler, elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır.[34]
Sözlük
Kâfir olanlar. Necran heyeti, Medine yahudileri, müşrikler,münafıklar. Bütün kâfirler.Onlara fayda sağlamaz. Kefaret olmayacak ve üzerlerine indigınde Allah'ın azabından koruyamayacaktır,Yakıt, ateş yakılan şeyler.Firavunun taraftarları gibi. Kâfirlikteki, yalanlamadaki ve dünyada, ahirette uğradıkları azaptaki adetleri ve usulleri gibi.Kâfirlere söyle. Benû Kaynuka kabilesi. Genelde tüm kâfirler. İli Iki SuruP hakkında delil.[35]Açık alâmet. İki grup ise, Bedir'de karşı karşıya gelen müslümanlar ile Kureyş tır. Yardımıyla destekler. Takviye eder.Basiret sahipleri için bir ibrettir. İbret. Basiret (görüş) sahibi nin' tehlikeli noktaları onunla anlayıp, sezmekle atlatacağı şey.[36]
Açıklama
Necran heyeti inkârda, yalanlamada, fitne çıkarmak ve hakkı kendilerine göre yorumlamak ve haktan ayrılmak için Kur'an'm ayetlerinden müteşabih olanları izlemekte ısrar edince, Allah Teâlâ hristiyanlan, yahudileri, Arapları ve Arap olmayanları tehdit etti: "İnkâr edenler..." Yani, gelen ayetleri apaçık anlamasına rağmen, toplumdaki mevki ve çıkarları sarsılacağı düşüncesiyle hakkı dile getiren bu ayetleri inkâr edenler... İşte bunlara Allah cehennem ateşinde azab edecektir. Malları ve çocukları da Allah'ın azabından hiçbir şeyi önleyip eksiltemeyecektir.Allah Teâlâ, onlara, inkâr etmek suretiyle hazırlandıkları cehennemin yakıtı olacaklarını, ayrıca cehennemi, kendileri için hazırlanmış ne kötü bir döşek, olduğunu da haber veriyor.
Bundan sonra Allah-u Teâlâ, kâfirlik ve inatlarında ısrar etmeleri halinde, Firavun hanedanı ve peygamberlerini yalanlayıp zarar veren Nuh'un, Hûd'un ve Salih'in toplumlarını yokedip dünyalarını harabe ettiği ve ahirette de cehennem ateşiyle -ki o ne kötü bi yerdir!- azaba çarptırdığı gibi bir azaba çarptıracağını, bildiriyor. Başlarına gelenler, Allah'ın zulmetmesinden değil günahlarından dolayıdır. Medine yahudileri, Bedir zaferinden sonra müslü-manlara şöyle alayvari sözler ediyorlardı: "Bedir savaşında, savaşta çarpışmayı bilmeyen Kureyş'e karşı zafer kazanmanızla yanılıp sevinmeyin! Bizimle karşılaş s aydınız savaşmanın nasıl olduğunu görürdünüz!.." Bunun üzerine Cenab-ı Hakk, Rasûlü'ne (s.a.v.), onlara şöyle cevap verilme s ini [37] buyurdu: "Size de galip gelinecek!" Yani savaşta... Bozguna uğrayıp gebereceksiniz.Öldükten sonra cehenneme sürüleceksiniz. İnkar ve inad ederek, hakkı, tanıdıktan sonra kabul etmeyerek bizzat kendinize hazırladığınız o cehennem ne kötü bir yerdir! Bir gerçeği de görmüyorlardı ki, bu gerçeği düşünselerdi, kendilerini yenecek, öldüreceğini öldürüp, süreceğini sürecek olan peygamberle savaşma tehlikesini göze alamazlardı. Çünkü müşriklerle Bedir'de çarpışıp galip gelen müslümanlar, pek az sayıda ve hazırlıksız ve silahsızdılar. Bununla beraber zafere ulaştılar. Zira onlar Allah yolunda (fi sebilillah), kâfir-lerse tağut, şirk, zulüm ve isyan yolunda savaşıyorlardı. Allah az sayıdaki müslüman tarafa [38]yardım edip çok olan kâfir tarafı bozguna uğrattı. Eğer ya-hudiler bundan ibret alsalardı, asla Peygamberle (s.a.v.) savaşmaya kalkışmazlardı atılmazlardı. Ama maddi gözleri değilse de gönül gözleri, yani basiretleri kördü. Allah şöyle buyurdu: "(Bedir'de) karşı karşıya gelen şu iki grubun halinde sizin için mühim bir ibret vardır..." Bir grup ilâ-yı kelimetullah için Allah yolunda, diğer kâfir grupsa tağut yolunda savaşıyordu. "Onları, gözleriyle açıkça kendilerinin iki katı görüyorlardı."[39]O kadar yakındılar. Buna rağmen Allah müslüman azınlığa zafer verdi, kafir çoğunluğu da hezimete uğrattı. Evet, Allah Teâlâ dilediğine yardım ederek destekler. Nitekim dostlarını desteklemiş, düşmanlarını bozguna uğratmıştır. Bu olayda bir ibret, Öğüt ve düşünülecek bir husus vardır; ama basiret sahibi için. Basiretsize gelince, o cehenneme yuvarlanmaya kadar hiçbir şey görmez. Allah buyuruyor: "Elbette bunda," yani size anlatılan şu şeylerde "basiret sahipleri için bir ibret vardır."[40]
Sonuç
1- İnkâr, kıyamet günü azaba sebep olur. Kâfir, kesinlikle ebedi azaba çarptı-rılacaktır.
2- Mallar, çoluk-çocuk, emir bekleyen adamlar ve teçhizat ne kadar çok olursa olsun, dünya ve ahirette kâfirler için Allah'ın şiddetli azabına karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır.
3- Günahlar, hemen veya daha sonra verilecek azabın davetçisidir[41]
4- Övünme, kibirlenme ve getirdiği sonuçlan kötülenmiştır.
5- Akılh kimse, başkalarından ibret alan kimsedir. Basiret sahibi olmayanlar hiçbir şeyden ibret almazlar.
6- Kur'an'ın, yahudilerin hezimete uğrayacaklarına dair verdiği haber gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bu, Kur'an'ın Allah'ın vahyi, Muhammed'inse Allah'ın Rasûlü, İslam'ın da Allah'ın hak dini oluşunun doğruluğuna delildir.
14- Zevklerin sevimliliği insanlara süslü gösterilmiştir. (Sevilmeye lâyık olanların en önemlileri) Kadınlar, oğullar, kan-tarlarca yığılmış altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler. İşte bunlar dünya hayatının gerekleridir. Asıl varılacak güzel yer, Allah'ın kalındadır.[42]
Sözlük
Zevklere ilgi duymak.[43]Bu şeylerin sevgisi insanlara güzel gösterildi. Hayatın gerekleri olarak onlara sevdirildi. Arzular, İstekler.[44]Şehvet'in çoğulu. Leziz bir yiyecek ve içecek gibi (insan-ca) tabiat ve karakter itibariyle arzu duyu lan şey, anlamına.Yığınlarca. el-Kıntar, Ölçü birimi, demektir. Mukantara ise kat kat fazla anlamınadır.Nişanlı atlar.[45]Savaşta ve cihadda üzerine binmek için hazırlanmış otlamakta olan güzel atlar.Deve, sığır, koyun, yani canlı mal. Ekinlikle. [46] Tarlalar ve diğer faydalı bitkiler.Bunlar dünya hayatının gerekleridir. Bunlardan dünyada Isti fade eder, sonra ölür ve geride bırakırsınız, demek istiyor.[47]
Açıklama
Allah Teâlâ; kâfir hıristiyanlann, yahudilerin ve müşriklerin inatçılığını, inkarcılığını ve nankörlüğünü zikredince, kâfirliğin nedenini de açıkladı: Bunlar Allah-u Teâlâ'nın insanoğluna, dünya hayatının gerekleri için süslü[48] gösterdiği şeylerdir. Aslında bu sevimli gösterilen her şey yaratılışın bir gereği ve İnsan hayatının vazgeçilmez unsurlarıdır. İnsanların eşler olarak birbirlerine olan ilgileri ve ihtiyaçları, ki bu en başta zikredilmektedir, Çünkü kadın erkek için, erkek de kadın için dünya hayatının en önemli süslerindendİr. Arkasından da yine insanoğlunun yaşamasını sağlayacak olan yeme, içme ve geçim kaynaklarının başta gelenleri hatırlatılarak bütün dünya nimetleri gözönüne getirilmiştir. Bunların hepisi de çok değerli ve mübarektir. Ancak insanolğu Allah'ı terkedecek bir şekilde dünyanın gereklerine kendisini kaptırmamalıdır. İşte bütün bu şeyler hıristiyanlar, yahudiler ve müşrikleri) hakkı reddetmeye yöneltmiştir. Çünkü hak, aşırılıkları arasına girip denge sağlamaktadır. Bunların sadece gelip geçici olduğunu da bilmemektedirler. Bunlar karşılığında sonsuzluk ve esenlik ülkesi olan cennet gözden çıkarılmamalıdır. Onun için Allah Teâlâ bunların, yani sevilen sözkonusu şeylerin başka bir şey değil de sadece dünya hayatının gerekleri olduğunu dile getirmektedir. Ahirette ise, Allah'ın rızası ve Cennet nimetleri vardır. Oradaki hayat ebedidir. Dünya hayatından ve onun süslerinden daha kıymetlidir. Onun için Allah-u Teâlâ,dünya hayatının süslerinden onun gösterdiği gibi serbestçe yararlanmamıza işaret etmiştir. Diğer taraftan da kendimizi tamamen bu dünyaya kaptırmamamızı haber vermektedir. Çünkü ahiret hayatı dünyaya nisbetle çok daha kıymetlidir.[49]
Sonuç
1- Allah, sınamak için bir şeyi insanlara çekici ve sevimli kılmak için süsler. Zaten: "İnsanların hangisinin daha iyi iş işlediğini ortaya koyalım diye yeryüzünde olan şeyleri yeryüzünün süsü yaptık."[50] buyurmuştur. Şeytan da sapıtma ve yoldan çıkarmak için süsler. Allah güzeli güzel, çirkini çirkin gösterirken, şeytan çirkini güzel, güzelLçirkin gösterir. Aradaki farkı görüp,
düşünün.
2- Ayette geçen süslü, cazip şeyler, bu dünyanın gerekleridir ve hepsi gerçekte süstür. İçlerinde çirkin olan yoktur. Ancak helâlin dışında talep edersen, şerlisini ve yasaklanmışını alırsan o başka. O zaman bunlar, yapanlarının ahlâkını bozar veya bunların sevgisi gönlünü doldurup taşırır da, Allah'ın huzuruna çıkacağını ve Allah katındaki mükafaatı unutturur; sonuçta sözkonusu süslü, cazip şeyler sebebiyle yahudiler, hristiyanlar ve müşrikler
gibi helak olur,
3- Dünyada mevcut herşey bu hayatın gerekleridir ve geçicidir. Akıllı insan, Allah katmdaki varılacak güzel yerin cennetten mahrum ettiği şeyler karşılığında bu gelip geçici olanları talep etmeyeceği gibi bu gelip geçici olanlardan da Allah'ın ölçülerince yararlanmalıdır. Allah'ım bizi cennet ve nimetlerinden mahrum etme! Ya Allah, Ya Rahman, Ya Rahim!
75- De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Allah'tan korkanlar için Rableri katında altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Ve Allah görür o kulları...
16- Onları ki, Rabbimiz biz iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru! derler.
17- O sabredenleri, o doğru olanları, o gönülden boyun büküp huzurunda divan duranları, o mallarını (Alah için) harcayanları ve o seherlerde istiğfar edenleri...[51]
Sözlük
Size büyük bir haberi bildireyim mi? Çünkü "nebe" kelimesi arapça'da büyük meseleler için kullanılır. Bunlardan daha hayırlısını.Rablerinden korkup, şirki ve hem O'na,hem de Rasûlü'ne yanı terkedenler...Altlarından ırmaklar. Su ırmakları, süt ırmakları, bal ırmaklarıve şarap ırmakları akar.[52]Orada, bundan sonra asla göç etmeyecekleri bir ikametle ebedi otururlar.Tertemiz eşler.Sabredenler. İbadette sebat edenler, haramlara bulaşmayanlar ve isyanlardan uzaklaşanlar. Sadıklar. Doğrular. İtaatkâr olanlar. Tazarru niyazla dua ederek Allah'ı görüyormuşçasına ibadet yapanlar.Zekatı verip mallarından ihtiyacı dışında olanını Allah yolunda sadaka verenler [53]Seher vaktinde gecenin sonuna doğru Rablerinin bağışlamasım isteyenler[54]
Açıklama
Allah Teâlâ, insanlara cazip gösterdiği dünya hayatındaki nimetlerini açıkladıktan sonra Cennet ve nimetlerinin de yine kendi katında olduğunu bildirmektedir. Arkasından da bu nimetleri kendisinden istemek gerektiğini belirttikten sonra Peygamberine bütün insanlara: "Size sayılan şu şeylerden daha iyesini bildireyim mi?" demesini emretti. Devamını da şöyle getirdi: "Allah'tan korkanlar için, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır..." Yani Allah'ın onlardan razı olması[55] vardır ki, daha önce sayılan nimetlerin en büyüğüdür. Bir başka ayette de:[56] "Allah'ın rızası bunların en büyüğüdür." buyurulmuştur.
Sonra Allah Teâlâ kullarını gördüğ .mi, gerçek mü'minle yalancı münafığı, iyi davranışta bulunanla kötü davranışta bulunanı bildiğini, herkese adaletiyle ve cömertliğiyle karşılık vereceğini haber veriyor. Ardından müttakilerin, şu sayılan nimetlere hak kazanacakları özellikleri sıraladı: "... onlar ki, Rabbi-miz biz iman ettik, bizim günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru, derler." Onlara ait iman, Allah korkusu, Allah'a boyun eğme ve dua etme özelliğini de kaydediyor. Geri kalan olgunluk özelliklerini ise şöyle zikrediyor: "O sabredenleri, o doğru olanları, o gönülden boyun eğip huzurunda duranları, o (mallarını Allah için) harcayanları, o seherlerde istiğfar edenleri..." (teheccüde kalkanları...)[57]
Sonuç
1- Ahiret nimetleri, dünya nimetlerinden ne olursa olsun daha iyidir.
2- Ahiret nimetleri, müttakilere hastır. Dünya nimetleri ise genelde günahkârlara, günahtan çekinmeyenlere ait olur.
3- Takva, şirki ve isyanları terk etmek demek. Aynı zamanda cenneti elde etmenin de sebebidir.
4- Gecenin sonunda boyun büküp dua etmek ve Allah'ın bağışlamasını istemek duaların kabulüne daha elverişlidir.
5) Müttakilerin burada anılan özelliklerinin hepsi herkese farzdır. Bir mü'minin veya mü'minenin hayatta bu özelliklere sahip olması gerekir.
18- Allah, kendinden başka ilah olmadığına şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka tanrı olmadığına adaletle şahitlik ettiler. (O) Aziz'dir, Hakim'dir.[58]
19- Allah katında din[59] İslam'dır. Kitap verilmiş olanlar (ehl-i kitab), kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındakikıskançlıktan Ötürü ayrılığa düştüler. Kim A ilah rın ayetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çabuk görendir.
20- Seninle tartışmaya girişirlerse de ki: "Ben de kendimi Allah'a teslim ettim; bana uyanlar da..." Kendilerine kitap verilenlere ve ümmilere de ki: "Siz de İslam oldunuz mu?" Eğer İslam olurlarsa, doğru yolu bulurlar. Yok eğer dönerlerse, sana düşen yalnız duyurmaktır. Allah kulları(m hakkiyle) görendir.[60]
Sözlük
Şahid oldu. Gözlemlenmiş bir meseleye vakıf oluşuyla bir ilimden haber verdi.O'ndan başka ilah yoktur. Ne yeryüzünde ne de gökyüzünde Allah'tan başka hakkiyle ibadet edilecek yaratıcı yoktur..İlim sahipleri. Hak üzre doğru ilme sahip olanlar: Peygamberler ve âlimler.Adalet. Kararda, sözde ve davranışta adaletli olmak.Azizdir. Hakimdir. Üstün gelinemeyecek üstünlük sahibi (galip); yaratmasının, davranışının ve diğer yapıp ettiklerinin hepsinde hikmet sahibi olan; işi yerli yerince yapan.Din.İslâm.[61] Allah'a itaat üzere olmak ve şirkten uzak durmaktır. Bununla kastedilen, İslâm dinidir. Zulmen. Haksızlık ve kıskançlıktan dolayı.Seninle tartıştı. Kuru, boş deliller Öne sürerek seninle mücadele ve münakaşa ederlerse...Yönümü Allah'a yönelttim. Ona teslim oldum. Bütün kalbî ve bedenî amellerimi (davranışlarımı), sadece, ortağı olmayan, "bir" olan Allah'a tahsis ettim.Bana tabi olan. Aynı şekilde bütün amellerini ortağı olmayan, "bir" olan Allah'a has kıldılar.
Kendilerine kitap verilenler. Yahudiler ve hristiyanlar.Ümmiler. Okur yazarlarının az oluşundan "ümmiler" diye adlandırılan müşrik Araplar.Teslim oldunuz mu? Hak ortaya çıkmış, Allah'ın kitabı ve Ra-sûlü (s.a.v.) sayesinde aranızda nuru parlamıştır. O halde sizin için daha hayırlı olana teslim olun! şeklinde emir anlamında soru kalıbıdır.Eğer teslim olurlarsa. Sana uyup teslim olurlarsa kurtuluş yoluna ermişlerdir.Eğer yüz çevirirlerse. Görüp tanıdıktan sonra haktan yüz çevirirlerse, böyle yapmaları sana bir zarar vermez. Çünkü senin görevin sadece tebliğ etmektir ve tebliğ etmişsindir.[62]
Açıklama
Allah kendisinden başka ilah olmadığına şehadet ediyor[63] Meleklerle ilim sahiplerinin de aynı şekilde Allah'ın zatî ve fiili varlığına; yerleri ve gökleri adaletle çekip çeviriş ilkesine dayalı bilgi ve gerçeklik şehadetiyîe şehadet ettiğini, haber veriyor. Dolayısıyla kendinden başka rab, ondan başka ilah olmadığını, sahipliğinde ve yaratıklarına karşı aziz (tam anlamıyla üstün), çekip çevirmesinde hakîm olduğunu, bu sebeple hiçbir şeyi lâyık olmadığı bir yere koymayacağını bildiriyor. Bu şehadetle, Necran hristiyan-lannın batıl inancını, yahudilerİn hilesini ve arapların şirkini reddetmiş ve bütün yersiz iddialarını boşa çıkarıyor. Sonra hak dinin, Allah'a itaat ederek tam teslim olma ve şirkin bütün türlerinden tam uzaklaşma, ilkesine dayalı İslam dini olduğunu, bundan başkasını kabul etmediğini açıkça ortaya koyuyor: "Allah indinde din..." hükmedip kararlaştırdığı din İslâm'dır. İslâm'dan başkasını reddeder.[64]Sonra Allah Teâlâ, Rasûlü ile münakaşa eden Necran hristiyanlarımn"İsa'yı haksız yere ilah tanıyışlanndaki hâlini haber veriyor: "Ehl-i kitap kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü ayrılığa düştüler." Allah, ehl-i kitabın ayrılığa düşmesinin gerçeği bilmeyişlerinden ve tammayışlarmdan değil,[65]bilakis gerçek bilgiden kaynaklandığını, ancak bu bilginin onları fitnelere, savaşlara, dini yitirmeye, kıskançlığa ve hasede sebep olan ayrılığa sürüklediğini kastediyor. Çünkü her grup dinî ve dünyevî başkanlığı, diğerleri bir yana, kendisine istiyordu. Böylece din de, dünya da bozuluyordu. Bu, beşeri bir zaaf olup müslümanlar da şerefli çağlardan sonra bu felâkete düşmüşlerdir. Tarih buna şahitlik etmektedir.
Allah (c.c.) ardından şöyle buyurdu: "Kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çabuk görendir." Allah-u Teâlâ, hükümleriyle yüklü ayetleri kabul etmeyip, İnkâr ederek yüz çeviren herkese gözdağı verip tehdit ediyor. Ve Allah, hesabı çabuk görendir. Çünkü O'nun bir günahla uğraşması diğeriyle uğraşmasına engel olmaz, sayıp dökmekten de yorulmaz.
Sonra Allah Teâlâ, şöyle diyerek hitabım Peygamberine yöneltiyor. Hristiyan Necran Heyeti "seninle tartışmaya girişirlerse..." bildikleri halde, başkanlığı ve çıkarlarını korumak için inkâr ettikleri İslâm'a daveti reddederlerse, "Ben de kendimi Allah'a teslim ettim, bana uyanlar da aynen kendilerini Allah'a teslim ettiler." de. İçimizde Allah'tan başkası için bir şey yok; gönüllerimiz de, işlerimiz de, hayatımız da bütünüyle Allah'a teslim olmuştur. Ey ehl-i kitap ve ey ümmiler, sizler de Allah'a teslim olun!.[66] "Eğer İslâm olurlarsa doğru yolu bulurlar." Yüz çevirirlerse, yüz çevirmeleri sana zarar vermez. Çünkü sen ancak tebliğ etmekle yükümlüsün ve tebliğ ettin. Hesabına ve cezasına gelince, o, kullarının amellerini gören ve niyetlerini bilen Allah'a aittir. İlmiyle onları cezalandıracak ve aralarında hükmederek karar verecektir. O Aziz'dir ve Hakîm'dir.[67]
Sonuç
1- Bilgiye dayalıysa, doğru sözlü bir müslü-mansa, şahitliği kabul edilmelidir.
2- Allah'ın şahitliği, yasaların ve hükümlerin kesinleştiği en büyük şahitliktir. Ardından meleklerin ve ilim erbabının şahitlikleri gelir.
3- İslam'dan başka her din bâtıldır. Çünkü Allah'ın buna dair şahitliği vardır: "Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır."[68]
4- Dünya hayatını ahiret hayatına tercih ederler ve yeme-içme derdine düşer, koltuk ve makam sevdasına kapılırlarsa, işte o anda birbirlerini kıskandıklarından ve hasetten, ayrılığa düşerlar. İlim ve din erbabı arasındaki ayrılık iyice artar.
5- İman ve amelleriyle hayatını Allah'a teslim edip, Cenab-ı Hakk'a vakf eden kimse kurtuluş ve selamet yoluna ermiştir.
6- Gönlünü dünya hayatına bağlayan, uğruna ibadetleri terk eden kimse ise hayatında, çabasında ve hesabında Allah'ı şaşırmıştır, cezasını görecektir.
21- O Allah'ın ayetlerini inkar edenler, haksız yere Peygamberleri öldürenler, insanlar arasından adaleti emredenleri öldürenler (yok mu), onları acı bir azab ile müjdele!
22- İşte onların yaptıkları, dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktıtur.[69]
Sözlük
inkâr ediyorlar. Yalanlıyorlar.Peygamberler. Nebi kelimesinin çoğulu. Allah Teâlâ'mn kendi-
sine vahyettiği kimseler. Adalet, hak, hayır ve iyilik.
Onları acıklı azapla müjdele. Onlara, etkisi yüzlerinde elem ve hasret olarak belirecek şekilde bildir.
Amelleri boşa çıktı. Boşa gitmiş amellerinden fayda sağlaya- cak bir şey elde edememişler ve böylece helak olup yardımcılarını kaybetmişlerdir. Çünkü yaptıklarından dolayı onları Allah yardımsız bırakmıştır Öldüklerinde de gidecekleri yer cehennemdir.[70]
Açıklama
İlâhî kelâm, yahudi ve hristiyanların sırlarını açığa çıkarmağa devam etmektedir. Allah Teâlâ, burada da delilleri, dininin belirtileri ve peygamberlerini uğruna gönderdiği şeyler demek olan ayetlerini inkâr edenlerle[71] yanısıra haksızlıkla,[72]öldürmeyi gerektirecek bir şey olmaksızın peygamberleri ve de kendilerine adaleti emreden [73]peygamberlerin salih mü'min tebasını öldürmelerini zikrediyor. Sonra bu şer, fesat, zulüm ve inat kuyularına dalanların amellerinin dünyada boşa gittiğini, ondan ne güzel bir netice, ne övgü, ne de takdir elde edemiyeceklerini, aksine amelleri sebebiyle aleyhlerine dünyada ve ahirette lanetler edileceğini; ahirette kendilerine yardım edecek ve Allah'ın azabından kurtaracak yardımcıları da olmayacağını haber veriyor. Ne yazık ki orada Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.[74]
Sonuç
1- İnkar ve zulüm dünyanın harab oluşunu ve ahiret azabını gerektiren şeylerdendir.
2- İyiliği emredip kötülükten alıkoyanların [75]öldürülmesi, peygamberlerin öldürülmesi gibi büyük günahlar arasındadır.
3- Şirk, dünyada da, ahirette de amelleri boşa çıkarır.
4- Allah'ın yardımsız bıraktığına hiç kimse yardım edemez. Allah'ın yardım ettiğine de kimse üstün gelemez.
23- Baksana Kitap'tan kendilerine bir pay verilmiş olanlar, aralarında hüküm versin diye Allah'ın kitabına çağrılıyorlar da sonra onlardan bir topluluk yüz çevirerek dönüyorlar.[76]
24- Bu hareketleri, onların 'Bize, ateş sayılı birkaç günden başka dokunmayacak!' demelerinden ileri gelmektedir. Ve uydurdukları şeyler, onları dinlerinden yanıltmıştır.
25- Peki ya kendilerini, hiç şüphe olmayan bir gün için topladığımız ve herkesin kazandığı, kendisine tastamam verilip hiç kimseye haksızlık edilmediği zaman (durumları) nasıl (olacak)?[77]
Sözlük
Kitaptan pay ve nasib
verilenler. Tevrat'tan kendisine bir hisse ve pay verilenler.Çağırırlar.
Kendilerine ihtilafa düştükleri hak hususunda iman ettikleri kitaplarının
-Tevrat'ın- hakemliğine başvurmaları teklif edilir de kaçınıp yüz
çevirirler.Yüz çevirir. Hakka dönmemekte direnerek geri gider. Sayılı günler.
Bu, yahudilerin sözü olup, "eyyam"
Açıklama
İlahi kelâm, günahlarını ve suçlarını sayarak ehl-i kitabın ayıplarını ortaya dökmeye devam etmektedir. Allah-u Teâlâ, yahudilerin haline hayret eden Rasûlüne şöyle diyor: Görmedin mi, ey Peygamberim, şu kendilerine Ki-tap'tan azıcık bir pay[79] verilenleri? Yani bilgin olmadı mı? Şöyle ki: özelliklerin, peygamberliğinin ve elçiliğinin durumu gibi inkâr ve ihtilaf ettikleri [80]konularda Allah'ın Kitabı'nın hakemliğine[81] çağrılıyorlar da, bir kısmı (Kitab'a) başvurmamakta, gerçeği istememekte ve onaylamamakta direnerek dönüp gidiyorlar. Bu, gerçekten şaşılacak bir durumdur. Onları hakkı kabulden ve hakka başvurmaktan saptıran, cehennemin kendilerine sadece 40 (kırk) gün dok-« unacağına dair bozuk inançlarıdır. Bu 40 günlük süre, Tür Dağı'nda Rabbine yakarmak için (Musa'nın) yanlarından ayrıldığı günlerde atalarının buzağıya taptıkları müddettir. Bu iddia boş bir iddiadır. Doğruluktan yana hiç aslı yoktur. Aksine, atalarının buzağıya 40 gün tapmalarından değil, bilâkis kendi inkârlarından, zulümlerinden, reddedişlerinden ve inatlarından dolayı cehennemde ebedi kalacaklardır... Ve Allah Teâlâ Peygamberine ve mü'minlere gerçeği açıklıyor: Bu yahudi iddiası, hahamlarının, yahudilerin suç işlemelerini ve büyük günahlara dalmalarını kolaylaştırmak için attıkları bir iftiradan başka birşey değildir.[82] Nitekim İslâm tarihinin karanlık çağlarında müslü-manların başına da böyle şeyler gelmiştir: Tarikat şeyhleri, müridlerine şefaat edeceklerini ve bağışlanacaklarını söylemişlerdir.[83]Sonra Allah Teâlâ, feci hallerini görerek: Halleri "nasıl (olacak)?" buyurdu. Yani, ya kendilerini hiç şüphe olmayan gün -ki kıyamet günüdür- için topladığımızda halleri nasıl olur?.. O, tanımlanmaktan aciz kalınacak bir haldir. "Ve herkesin kazandığı kendisine tastamam verildiğinde..." hayır olsun, şer olsun ne kazanmışsa... İyilikleri eksiltilerek -tabii iyilikleri varsa- ve kötülüklerine ilave edilerek -ki zaten kötülükten başka bir şeyleri yoktur- haksızlığa uğratılmazlar.[84]
Sonuç
1- Dinin hakemliğini reddetmek, ondan yüz çevirmek ve inkâr etmek demektir. Allah Teâlâ: "Hayır! Rabbin hakkı için, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan (verdiğin hükme gönülden razı olup) tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olmazlar.''[85] buyuruyor.
2- İnanç, ahkâm ve ibadet konusunda dine karşı işlenen en kötü şey, bu konularda dine iftira etmek, bid'at çıkarmak ve bilgisizce ileri geri konuşmaktır.
3- Müfessirlerİn ve dini kitaplara açıklama yazanların, hikayeler ve gerçek dışı şeyler türünden teşvik ve sakındırma amacıyla söyledikleri zararlıdır. Neticede insanlar bunlara aldanip sapıtarak helak olurlar.4- Kıyamet gününün ve o gün zalimlerin, şer ve fesad (kötülük ve bozgunculuk) erbabının karşılaşacağı korkunç olayların hatırlanması ve anılması güzel bir davranıştır. Kur'an'da da: "Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık."[86]
26- De ki: "Allah'ım, (ey) mülkün sahibi, sen mülkü dilediğine verir ve mülkü dilediğinden alırsın; dilediğini yükseltirsin, dilediğini alçaltırsın. İyilik senin elindedir. Sen herşeye kadirsin.
27- Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü de geceye sokarsın. Ölüden diri çıkarırsın, diriden de ölü çıkarırsın. Dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.[87]
Sözlük
Ey Allah demektir. Seslenme harfi "ya" gizlenmiş, yerine şeddeli "mim" konmuştur. Bu Lafzatullah'ın nidasına hasdır.Sahip, yöneten, çekip çeviren. Otoritesinin büyüklüğünden ve iradesinin güçlülüğünden mülkünde istediğini yapan ve dilediğine hükmeden...Mülk. Yaratılmışlar. Canlı-cansız şeyler. Malik olan Allah'tan
gayri kainattaki
herşey.Mülkü verirsin. Bazı şeylerde saltanatı ve tasarrufu verirsin.
Kullarından; dilediğin kişilere zenginlik, sıhhat, ilim, liderlik ve hakimiyet
verirsin.Geceyi gündüze sokarsın da
Açıklama
Bu iki ayetin iniş
sebebi hakkında şu da zikredilir: Allah Rasûlü (s.a.v.) sahih hadislerde
ashabına, ümmetinin mülkünün şuralara, buralara kadar ulaşacağını bildirince
yahudiler ve münafıklar, bilgisizliklerinden ve kâfirliklerinden bunu gayet
uzak görerek Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) bu haberiyle alay ettilertiler.Allah
Teâlâ, bu iki ayeti Necran hristiy anların a verilen cevaplar arasında
indirerek, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) şöyle demesini emretti: "Allah'ım,[90] (ey)
mülkün sahibi, mülkü dilediğine verirsin..." Allah, Hz. Peygamber'e
(s.a.v.), ümmetine İran ve Bizans hükümranlıklarını kapsayacak derecede
vaadettiği geniş mülkü vermek ve hristiyanların İsa'yı (a.s.) ilah kabul etme
sapıklığını cevaplandırmak için böyle söylemesini emretmiştir. Çünkü ibadete ve
kendinden başka ilah tanmmamaya lâyık hak mabud; bütün mülkün sahibi olan, her
şeyi tek başına yöneten, istediğine istediği kadar mülk veren, verdiklerinden
de istediği anda istediği kadarını alan, yönetimine herhangi bir engel
bulunmayan, vermesine veya almasına kimsenin mani olamadığı biri olmalıdır. O
istediği zaman alçağı yükseltir, istediği vakit de yükseği alçaltır. İyilik [91]
başkasının değil O'nun elindedir, istediğine bol bol verir, dilediğine de
vermez. O herşeye kadirdir. Gündüzü geceye sokar da gündüz kalmaz. Geceyi
gündüze sokar da
1- Allah Teâlâ, ümmeti adına Rasûlü'ne (s.a.v.) vaadettiği şeyi vermeye kadirdir, gücü yeter. Vermiştir de...
2- İsa sadece Allah'a ibadet için terbiye edilmiş, peygamberlikle onurlandırılmış ve mucizelerle desteklenmiş bir kuldur.[92]
Sonuç
1- Kulun bu iki ayeti okuyarak ardından: "Dünya'nın ve ahiretin Rah-man'ı ve Rahim'i! Dünyadan da ahiretten de dilediğine verir, dilediğim mahrum edersin. Borcumu öde." diye dua etmesi fazilettir.[93]Allah'ın izniyle borcunu öder ve Allah dünya ve ahiret ihtiyaçlarından o kulun istediği ihtiyacı verir.
2- Allah Teâlâ, Rasûlü'nün (s.a.v.) isteğini kabul etmiş ve ümmetine vaadettiği şeyleri gerçekleştirmiştir.[94]
3- İsa'nın (a.s.) ilah olduğu iddiası bâtıl; kulluğu, peygamberliği ve şerefli bir insan oluşu haktır.
28- Mü'minler, mü'minleri bırakıp kafirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir dostluğu kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek bir tehlikeden) korunmanız başka (şerlerinden korunmak için dost gözükebilirsiniz). Allah sizi kendisinden sakındırır (sakın hükümlerine aykırı davranarak, düşmanlarını dost tutarak O'nun gazabına uğramayın. Çünkü) dönüş Allah'a'dır.
29- De ki: Göğüslerinizde olanı gizleseniz de, açığa vur-sanız da Allah onu bilir, göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye kadirdir.
30- O gün her nefs (herkes) yaptığı her hayrı hazır bulacaktır; işlediği her kötülüğü de... İster ki o kötülükle kendisi arasında uzak bir mesafe bulunsun. Allah sizi kendisinden sakındırıyor. Allah kullarına şefkatlidir.[95]
Sözlük
Kılmasın, edinmesin.Dostlar. Dost'un çoğulu. Yardımlaşarak, severek ve destek-leyerek kâfirleri dost edinirler.
Allah ile hiç bir ilişkisi kalmaz.[96]Allah ondan uzaktır ve Al- lah kimden uzaklaşırsa o helak olur.Korunmak. Takiyye. Dille korunmak, yani yanına çekecek, hoşnutsuzluğu giderecek söz. Hazır olmak. Kıyamet günü hazır. Uzak ara, mesafe.Allah sizi kendisinden sakındırıyor. Allah-u Teâlâ koymuş olduğu emirlere karşı gelinmemesini bildirmektedir. Kendisinden sakındırmak, yani Allah'ın (c.c.) azabından korunmaktır. Bu da ancak Allah'ın emir ve yasakları çerçevesinde hareket etmekle mümkündür. Aksi taktirde Allah'ın azabından kurtulamaz.[97]
Açıklama
Allah Teâlâ, mü'min kullarını mü'minleri bırakıp kâfirleri dost yani yardımcı ve destekçi edinmelerini, mü'min kardeşlerine karşı kafirlerle karşılıklı sevgi göstermelerini ve yardımlaşmalarını yasaklıyor. Ve Allah Teâlâ, mü'minlere kendisinin, inkarından ve dinden çıkışından dolayı (çünkü Allah düşmanlarına yanaşmış ve Allah dostlarına düşman kesilmiştir) böyle yapandan uzak olduğunu haber veriyor. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: "Mü'minler, mü'minleri bırakıp kâfirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir dostluğu kalmamıştır." Allah ondan uzaktır, Allah'la arasındaki dostluk bağı kopmuştur. Vay başına gelenlere! Sonra Allah Teâlâ kâfirlerin yönetimi altında imanını ve ibadetlerini terketmeden yaşayan biçare mü'minlere, gönüllerine ve amellerine sahip olarak tatlı dil göstermelerine ve böylece şerlerinden ve sıkıntılarından korunmalarına ruhsat verdi. Bu, süslü püslü yapmacık kelimelerle olur. Allah şöyle buyuruyor: "Ancak onlardan korunmanız başka..." İyilik ve dostluk meselesi tehlikeli bir hal alınca Allah Teâlâ: "Allah sizi kendisinden sakındırır." buyurdu. Yani dostlarının aksine düşmanlarını dost edinmekten sakındırır. Ve haber verdi ki, dönüş başkasına değil O'nadır. O halde âsîler Allah'ın önünde hesap vermeğe çıkmaktan sakınsınlar: "Dönüş Allah'adır."
28. ayetin muhtevası budur. 29. ayette Allah-u Teâlâ, Rasulü'ne (s.a.v.) mü'min olsun kâfir olsun insanlara şunu demesini emretti: "Göğüslerinizde olanı gizleseniz de..." Sevgiyi veya nefreti, hoşnutluğu veya kızgınlığı. Konuşmasanız da, hiçbir zaman açığa vurmasanız da veyahut bir sözle, amelle ya da bir durumla açığa vursanız da Allah bilir. Kaldı ki O, göklerde ve yerde olanları bilir, ona göre hesaba ç .p karşılığını verir. O herşeye kadirdir. Dikkat edin! Aklı başında olan Allah'ın uyanlarını gözetsin ve O'ndan sakınsın da isyana yeltenmesin! Özellikle dostlarına karşı düşmanlarına dostluk göstermesin.
30. ayete gelelim. "O gün herkes bulacaktır..." Burada da Allah kullarına serden uzak durmalarını, zulümden ve fesaddan kaçınmalarını emrediyor. Herkesin yaptığı her hayrı hazır bulup ona göre karşılığını göreceği, işlediği her kötülüğü ve şerri de hazır bulacağı ve görüntüsünün ona kötü geleceği ve bütün kalbiyle onunla arasında gayet uzak, bilinmez mesafelerin olmasını dileyeceği "o gün"ü hatırlayın, diyor. Ve bu konudaki aydınlatma ve yol göstericiliğini şu sözüyle sona erdiriyor: "Allah sizi kendisinden sakındırıyor!" Böylece daha Önceki sakındırmayı pekiştiriyor. Ayet şöylece noktalanıyor: i "Allah kullarına şefkatlidir." Evet, ayeti bu sözüyle noktalıyor. Çünkü böyle demeseydi insanların kalpleri korku ve dehşetten fırlardı. Kullarına şefkat sahibidir Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez.[98]
Sonuç
1- Kâfirlerle dostluk kesinlikle haramdır/1)
2- Mü'minlere karşı kâfirlerle dostluk, dinden çıkma, kâfirlik ve Allah'tan uzak olmaktır.
3- Mü'minlerin zayıf, kâfirlerin güçlü olması durumunda takiyye caizdir.
4- Allah-u Teâlâ'nm azabından kaçınmak -bu da O'na itaatle olur- farzdır.
5- Kıyamet günü tehlikeli bir hesaplaşma vardır ve o hesaplaşmaya imanla, takvayla hazırlanmak gerekir.
31- De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
32- De ki: Allah'a ve Peygambere itaat edin. Eğer aldırış etmezlerse muhakkak ki Allah kafirleri sevmez.[99]
Sözlük
Allah'ı seviyorsunuz. Zatının mükemmelliğinden ve size olanikramından dolayı...Allah sizi seviyor. O'na itaat ederek ve O'ndan sakınarak ruhlarınızı temizlemenizden.Günahlarınızı örter ve sizi günahlarınızdan dolayı hesabaçekmez. Affeder.Eğer yüz çevirirseniz. İmandan ve itaat etmekten yüz çevirirlerse.[100]
Açıklama
Hristiyan Necran Heyeti, İsa'yı (a.s) yüceltmelerinin, onu ve annesini kutsamalarının sadece, Allah'ın sevdiklerini sevmek, yücelttiklerini yüceltmek suretiyle Allah'ın sevgisini isteme, türünden birşey olduğunu iddia edince, Allah-u Teâlâ bu ayette Rasûlü Muhammed'e (s.a.v.) şöyle demesini emretti: Sizi sevsin diye Allah'ı seviyorsanız getirdiğim tevhid (Allah'ın birliği ilkesi) ve ibadet hususunda bana uyun ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı da bağışlasın. O bağışlayandır, esirgeyendir... Böylece, hristiyanlarm İsa'yı (a.s) ancak Allah-u Teâlâ'nm sevgisini arzuladıklarından ve kazanmak istediklerinden ilah tanıdıklarına dair iddialarını boşa çıkardı. Ayrıca onlara Allah-u Teâlâ'nm sevgisini'[101]kazanmak için en uygun yolu da gösterdi: Getirdiği iman, tevhid ve Allah sevgisine lâyık, ruhu arındıran ibadet konularında Hz."Peygamber'e (s.a.v.) uymak. 31. ayetin açıklaması budur. 32. ayette. Allah-u Teâlâ, Rasûlüne, hristiyan Necran Heyetine ve diğer ehl-i kitap ile müşriklere, hem kendisine hem de elçisine uymalarını emretmesini buyuruyor. Çünkü Allah'a ve elçisine uymak, dünyada da ahirette de olgunluğa ve mutluluğa ulaştıran yoldur. Çekinirlerse ve yüz çevirirlerse, Allah'ın gazabını ve kızgınlığını haketmişlerdir. Çünkü onlar kâfirdirler ve Allah kâfirleri sevmez. İşte bu da "Allah'a ve peygambere itaat edin de! Eğer aldırmazlarsa, muhakkak ki Allah kâfirleri sevmez."[102]
Sonuç
1- Kulun Allah'ı sevmesi farzdır[103] ve Rasûlüllah'ın (s.a.v.) şu hadislerine istinaden de, imandır: "Alla-u Tehâlâ'yı sizi gıdalandırdığı nimetler dolayısıyla sevin, beni de Allah-u Teâlâ'yı sevdiğiniz İçin sevin.[104]Allah ve Resulü, kendisine başka her şeyden daha sevimli olmadıkça sizden birisi (hakkıyla) iman etmiş olmaz."
2- AÜah-u Teâlâ'nm kulu sevmesi ilim erbabının hayatta peşinden koştuğu gayedir.
3- Kulun Allah-u Teâlâ tarafından sevilmesinin yolu: Hz. Muhammed'in (s.a.v.) getirdiklerine iman etmek, şeriatine uymak, darlıkta bollukta itaat etmektir. Dayanağı: "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.,." ayetidir. Çünkü, mesele kulun sevmesi değil Allah'ın sevmesi-dir.
4- Hem emirlerine ve yasaklarına uymayıp hem de Allah'ı ve Resulünü (s.a.v.) sevdiğini iddia etmek, boş bir iddiadır ve bu kişi de zarardadır.
33- Allah Adem'i, Nuh'u ve İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçip[105] alemlere üstün kıldı.
34- (Bunlar) birbirinden türeyen bir nesildir. Allah işitendir, bilendir.
35- İmran'ın karısı demişti ki: "Rabbim karnımda olanı tamamen hür olarak sana adadım, benden kabul buyur. Şüphesiz seni şitensin, bilensin.
36- Onu doğurunca -Allah, onun ne doğurduğunu bilirken-yine şöyle dedi: "Rabbim, onu kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.
37- Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu, onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi de Zekeriyya'yı da o(nun bakımı)na memur etti. Zekeriyya, onun yanına, mabede her girdiğinde yanında bir rızık bulurdu. "Ey Meryem, bu sana nereden?" derdi. (O da) "Bu, Allah tarafından." derdi. "Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. [106]
Sözlük
Ademi seçti. İbrahim'in ehli. Kişinin ailesi ve (hak dîninde) ona uyanlar. İmran. İsrailoğullannın son dönemlerindeki salihlerinden bir salih adam; Hanne'nin kocası ve Meryem'in babası -aleyhimüsse-lâm-.
Alemler. Çağdaş (aynı çağda yaşamış) insanlar.İmran'ın hanımı Hanne [107]'Karnımdakini tamamen sana adadım. İbadet etsin ve evin olan Beyt-i Makdis'e (el-Aksa Camii) hizmette bulunsun diye, adadım.
Hür olarak. Başka hiç kimse ortak olmaksızın[108] -ondan ebediyen yararlanmamak üzere- sırf Allah'a ait olarak.
Meryem. Hz. İsa'nın (a.s.) annesi. Allah-u Teâlâ'nın hizmetkârı.
Onu sana sığındırıyorum. Sana emanet ediyorum. Şeytandan korunmasını ve muhafaza edilmesini senden diliyorum. Ona Zekeriyya kefil oldu. Zekeriya. Yahya'nın (aleyhimes-selam) babası Zekeriya'nın karısı ile kardeş idi.Mihrab.[109]Mescide bitişik olan özel yer bu sana nereden geldi.[110]
Açıklama
Necran heyeti hristiyanları, İsa (a.s) hakkındaki, onu ve annesini ilah tanımalarına dair iddialarını öne sürünce, Allah Teâlâ, İsa'nın ve annesinin başlangıçtaki durumlarını ve meselenin gerçeğini açıkladığı bu ayetleri indirdi. Allah-u Teâlâ haber verdi ki, O, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçmiştir. Onları kendisine ibadet etsinler diye seçmiş ve böylece diğer insanlara tercih etmiştir. Yine haber vermiştir ki, onlar birbirinden türeyen inançları farksız, ruhî üstünlük ve olgunluklar taşıyan bir nesildir[111] ve bu, Allah-u Teâlâ'nın onları koruyup gözetmesi sayesindedir.Cenab-ı Hakk, işiten ve bilen olduğunu da bildiriyor. Yani İmran'ın hanımının şu dualarını kabul etmiştir: "Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım..." Olay şöyle olmuştu: Henüz doğurmamıştı. Evinin bahçesinde yavrularını besleyen bir kuş gördü de, çocuğum olsa, diye iç geçirdi ve Rab-binden bir çocuk istedi, o çocuğu da O'na ibadet etmek ve beytine, mabedine hizmet etmek üzere bağışlamayı diledi. Alla-u Teâlâ da dileğini kabuletti de hamile kaldı. Henüz hamileyken kocası Öldü. Bundan sonra Hanne, Allah-u Teâlâ'nın şu ayette anlattığı sözü söyledi: "Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım[112]benden kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin, bilensin." demişti ya!" Doğum anı geldi, doğum yaptı. Fakat erkek değil kızdı. Buna üzüldü ve: "-Allah onun ne doğurduğunu bilirken- yine de, Rabbim, onu kız doğurdum!" dedi. Nasıl bilmez ki, o yaratandır ve bilendir. Yine: "Erkek, kız gibi değildir!" dedi; yani Beyt-i Makdis'te hizmet etmek için. Bundan dolayı o çok üzgündür. Kızına Meryem, adını verdi. Meryem, Allah'ın hizmetkârı, anlamına gelir. Rabbinden, Meryem'i ve neslini kovulmuş şeytanın şerrinden korumasını, diledi, Allah Teâlâ da kabul etti. Sonunda hem onu, hem de oğlu İsa'yı (a.s) korudu da, Şeytan İsa'ya hiç yaklaşamadı. Al-lah-u Teâlâ, kabul ettiği [113]adak Meryem'den güzel bir bitki türetti. Bu bitki, doğan diğer çocukların aksine garip bir biçimde gelişti. Zekeriya, bakımını üstlendi, böylece teyzesinin evinde büyüdü. Çünkü Hanne doğum yapınca emzirip kundağına sararak, evinde terbiye etmesini uygun gördükleri kimseye versinler diye İsrailoğullarının salihlerine göndermişti. Zira annesi, onu Allah teala'ya adamıştı, dolayısıyla -hem de babası ölmüşken- onu evde bırakamazdı. Her biri bakımını üstlenmek istedi. Sonunda bakımını Zekeriya üstlendi. Allah-u Teâlâ'nın takdiri teyzesinin evine düşmüştü,[114]Büyüyünce, ' İbâdet etsin diye Zekeriya (a.s) onu mihraba koydu. Yiyeceğini getiriyor ve yanında kışın yaz, yazın da kış meyvesi bulunuyordu. Bu durum garibine gidip şöyle soruyordu: "Ey Meryem, bu sana nereden?" O da: "O, Allah ta-rafındandır."[115] diye cevap veriyor ve sebebini açıklıyordu: "Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir."[116]
Sonuç
1- Allah Teâlâ, dilediğini üstün kılıp nimetler verir.
2- İsa (a, s) ne Allah'ın oğludur, ne ilahtır, ne de üçün üçüncüsüdür. Bilâkis O Allah'ın kulu ve peygamberidir. Annesi Meryem, anneannesi Hanne, dedesi İmran; İsrailoğullarının asil ve soylu bir hanedanıdır.
3- Allah-u Teâlâ, dostlarının dualarını kabul eder. Nitekim Hanne'nin duasını kabul etmiş, ona bir çocuk vermiş, kızım ve onun oğlunu kovulmuş şeytandan korumuştur.
4- Allah'a adakta bulunmak dine uygundur, meşrudur. Adak, mü'minİn Allah'a yaklaşmak amacıyla kendini O'na itaatla yükümlü kılmasıdır.
5- İslâm'da iman ve amel açısından kadm-erkek arasında fark yoktur. Herkes yaptıklarının mükafatını alır. Allah şöyle buyuruyor: Erkek veya kadın her kim İnanarak salih amel işlerse Cennete girerler ve zerre kadar
haksızlığa
uğratılmazlar. N
6- Umut ettiği hayrı kaçıran kul üzülebilir.
7- Meryem'e mihrabında vaki olduğu gibi, evliyaullahm kerameti kesindir.
8- Ayetler, Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliğini açıklamaktadır. Çünkü bu tür olaylar, vahiy gelen bir peygamber değilse bir ümminin anlatabileceği şeyler değiidir. Bunun için ayet: "Bunlar sana vahyettiğimiz görünmez âlemin haberlerindendir."[117]diye noktalandı.
38- Orada Zekeriyya Rabbine dua etmişti: "Rabbim, bana katından teiniz bir nesil ver. sen duayı işitensin!" demişti."
39- Zekeriyya, Mihrab'da durmuş namaz kılarken melekler ona: "Allah sana, Allah'tan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim, iyilerden peygamber olacak Yahya'yı müjdeler" diye bildirdiler.
40- Dedi ki: Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmış, karım da kısırken benim nasıl oğlum olur? (Allah:) Öyle (ama) Allah, dilediğini yapar, dedi.
41- Rabbim, o halde
bana (oğlum olacağına
dair) bir alamet ver! dedi.
(Allah) buyurdu ki:
senin alametin, üç
gün insanlarla işaretten başka
türlü konuşamamandır; Rabbini
çok zikret ve
Sözlük
Orada [119]Zekeriyya.
îsrailoğullarının peygamberlerinden.
Bana ver.İndinden, katından. Temiz, sâlih evlât. Allah'tan bir kelime ile. İsa (a.s). Çünkü,
Allah-u Teâlâ'nın"ol" kelimesiyle olmuştur.şerefli5 efendi [120]iftiradan
korunmuş [121] ve nefsine hakim. Erkek
evlat. Kısır,[122] doğurgan olmayan.Delil.
Nimetine şükretmek için hamileliğin başladığına delil sayacağım bir belirti.
Ancak işaretle. Konuşma ile anlaşılabilecek şeyin anlaşılabileceği tarzda, baş
veya el işaretleriyle anlatılması. Günün başlangıcı,
Açıklama
Zekeriya, Allah'ın
Meryem'e kışın yaz, yazında kış meyvesi vermesi, şeklindeki kerametlerini
görünce, kâinatta olagelen sistemin dışında Allah-u Teâlâ'nın istediğine
istediği şeyi verebileceğini hatırladı. Öyleyse yaşının ilerlemiş ve hanımının
kısır olması, Allah-u Teâlânın bir çocuk vermesine engel olamazdı. Bunun
üzerine Rabbinden çocuk istedi. Rabbi duasını kabul ettr[124]de,
Zekeriya mihrabında durmuş namaz kılarken melekler: "Şüphesiz Allah, sana
Yahya [125]adında Allah'tan bir
kelimeyi tasdik edecek bir oğlan çocuğunu müjdeliyor..." diye çocuğunun
olacağını müjdelediler. Allah'tan bir kelimeyi tasdik edecek, derken, Hz.
Yahya'nın Meryem oğlu İsa'yı (a.s.) tasdik edeceğini ve yolu üzere olacağını
kastetmektedir. Çünkü İsa kelimedir. Zira Allah'ın ona olan sözü
"kün-ol!" idi, o da oldu. Cenab-ı Hakk, Zekeri-ya'ya vereceği çocuğu
ilim ve hilim sahibi bir efendi, muttaki, haya ve ölçü sahibi, nefsine hakim
bir kimse ve salihlerden bir peygamber olmakla niteledi. Şeytan, meleklerden
müjdeyi duyunca geldi ve: "Duyduğun müjde şeytandandır. Allah'tan olsaydı
sana bunu vahyederdi..." dedi. İşte o anda Zekeriya haberin kesinleşmesini
istedi: "Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmış, karım da kısırken benim
nasıl oğlum olur?!" dedi. Bunun üzerine Allah ona şöyle vah-yettİ:
Şüphesiz bu Allah'ın işidir ve "Allah dilediğini yapar. "Burada
Zekeriya; " Rabbim bana bir belirti göster," dedi. Zekeriya, nimete
şükrederek karşılık vermek için hamileliğin varlığına delil edineceği bir
belirti istiyordu. Rabbi ona şöyle cevap verdi: "Delilin, insanlarla üç
gün konuşamamandır." Yani üç gün süreyle insanlarla konuşmaktan aciz halde
kalacaksın, hiç kimseyle işaret dışında konuşamayacaksın, yalnız işaretlerin
anlaşılacak. Allah-u Teâlâ, bu nimeti eksiksiz bir şükürle karşılamasını
emretti: "Rabbini çok zikir ve teşbih et! "[126]
Sonuç
1- Başkalarından ibret almak olabilir. Çünkü, Zekeriya (a.s.) Cenab-ı Hakk'm Meryem'e vermiş olduğu kerameti görerek dua etmiştir.
2- Dua etmek güzeldir. Özellikle kabul edilmesi açısından duanın gizli ve namazlarda yapılması daha iyidir.
3- Şeytanın mü'minlere vesvese verebileceği anlaşılmaktadır. Fakat Cenab-ı Hakk, şeytanın hile ve tuzaklarım bertaraf edeceğini Öğreniyoruz.
4- Allah-u Teâlâ'dan hayırlı evlat istemek güzel bir davranıştır.
5- Allah-u Teâlâ'nın kullarına vermiş olduğu kerametlerden biri de onların dualarının kabul edilmesidir.
6- Allah-u
Teâlâ'yı çokça zikretmenin,
42- Melekler demişti ki: Ey Meryem, Allah seni seçti, arındırdı ve seni alemlerin kadınlarına üstün kıldı.
43- Ey Meryem, Rabbine divan dur, secde et ve (O'nun huzurunda) rükû edenlerle (eğilenlerle) rüku et!
44- Bunlar, sana vahyettiğimiz görünmez alemin haberlerin-dendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarkensen onların yanında değilsin; çekiştikleri zaman da sen yanlarında değildin.[128]
Sözlük
Melekler dediğinde. Hristiyan Necran Heyeti'ne, meleklerin ne dediğini hatırlat! Çünkü bu, peygamberliğinin doğruluğunun, tevhid (Allah'ın birliği) ve İsa'nın tanrı olmayışı meselesinde de doğru söylediğinin delilidir.
Seni seçti. İbadet ve güzelce itaat etmen için seni seçti. Seni temizledi. Günahlardan ve Allah-u Teâlâ'nın veliliğine (dostluğuna) halel getirecek eksikliklerden arındırdı. j Seni kadınlar aleminin üzerine seçti.[129] İsa'yı babasız dünyaya getirme kerametine ehil kılarak seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.Bana itaat et. [130]Rabbine itaat et, boyun eğ ve eğil. Rüku edenlerle birlikte rüku et. Mescid-i Aksa'da cemaatle namaz kıl.Bu gayıp haberlerindendir.Meryem'in Ve Zekeriya'nın Başindan Geçenlere Dair Anlattıkların Gayb Haberlerindendir.Yanlarında, Aralarında.Kalemlerini,[131] Meryem'in Terbiyesini Üstlenmek Üzere Kur'a Çekmek İçin Bıraktıklarında.Tartışıyorlar. Meryem'in Yetiştirilmesini Üstlenmek İçin Mücadele Ettiklerinde. Allah'ın Selamı Meryem'e Ve Hepsinin Üzerine Olsun[132]
Açıklama
Allah-u Teâlâ, Peygamberine (s.a.v.), îsâ'nın ilâhlığı konusunda inat eden Necran Heyeti'ne şunu hatırlat diyor: Hani melekler, İsa'nın annesi Meryem'e hitab ederek, salih kullarından olsun diye Allah-u Teâlâ'mn lâyık görüp ikram etmek suretiyle kendisini seçtiğini, dönemindeki kadınlara üstün kılarak günahlardan, eksikliklerden ve kusurlardan arındırdığını haber vermişlerdi ya... Şöyle ki, onu temize çıkarmış, ikramda bulunmuş ve gücünün delilini Meryem'de göstermiştir de, Meryem, Allah'ın kelimesi olan İsa'yı doğurmuştur. Halbuki bu, Allah-u Teâlâ'mn beşer neslini bir erkek ve kadından devam ettirme usûlüne göre değildir. Allah, Meryem'e, kendisine olan itaatini, teslimiyetini ve boyun bükmesini sürdürmesini emretmiştir: "Ey Meryem, Allah seni seçti, arındırdı ve dünya kadınlarına üstün kıldı."[133] "Ey Meryem, Rabbine divan dur, secde et[134] ve O'nun huzurunda eğilenlerle beraber eğil. "[135] Önemine binaen özellikle namazı andı ve namazın farzlarını bildirdi. Secde ve rûkü, hem de Mescid-i Aksa'da rüku edenlerle beraber (cemaatle). (42 ve 43. ayetin açıklaması böyledir.)
44. ayette. Allah-u Teâlâ, elçisi Muhammed'e; İmran ailesi, Hanne, Meryem, Zekeriya' ve son olarak yine Meryem'e ilişkin olaylarda geçenlere işaret ederek, bütün bunların ona vahyettiği gayb haberleri olduğunu; böylece peygamberi ve elçisi olduğunun ortaya çıktığını; getirdiği dinin hak olduğu-nu,diğerlerininse bâtıl olduğunu; böylelikle tevhid ilkesinin kesinleştiğini; Allah'tan başka ilah olmadığını, hnstiyanların iddiasının boşa çıktığını; ne Üzeyir'in ve ne de İsa'nın Allah'ın oğlu olmadığını, İsa'nın Allah'la beraber ilah da olmadığını; onun sadece Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğunu, söyledi. Sonra vahiy hakikatini açıklayıp pekiştirerek, Allah-u Teâlâ, yine elçisine şöyle buyurdu: "Sen yanlarında değildin..." Yani İsrailoğulları âlimlerinin ve salihlerininyanında ve orada hazır değildin; Meryem'in bakım ve yetiştirilmesini kim üstlenecek, diye kur'a çekerlerken... Kalemlerini nehre attılar. Kimin kalemi suyun üzerinde kalırsa, Allah'ın izniyle o, Meryem'e kefil olacak, bakıp büyütecekti. Bugün çoğu gazete ve dergi mensubunun kalemlerinin yazdığı gibi batıl yalan ve sapıklık değil de hak ve doğruluk yazan kalemlerini bıraktılar. Zekeriya'nın kalemi suyun üzerinde kaldı ve Allah'ın (c.c) izniyle Meryem'in kefaletini bakımım[136] o kazandı. Allah'ın (c.c) dilediği oldu da onun Zekeriya üstlendi. Böylece hristiyan ve başkaları aleyhine olarak, Allah'tan başka ilâh olmadığı ve Muhammed'in Allah'ın Rasûlü, hak dinin İslâm, diğerlerinin ise bâtıl ve sapıklık olduğu delili dikilmiş oldu.[137]
Sonuç
1- Meryem -aleyhe's-selâm- üstün bir hanımdır. O, velidir, sıddîkadır. Hz. Peygamber (s.a)'de Meryem'in kamil kadınlardan olduğunu bildirmiştir. Buhârî'deki bir rivayette: "Erkeklerden kemâl mertebesine ulaşanlar çoktur. Kadınlardansa[138] sadece Firavun'un hanımı Asiye ve İmran kızı Meryem kemâle ermiştir. Aişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü ise et yemeğinin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir." diye geçer.
2- Allah'a yakın olanlar, boyun bükerek itaat edenlerdir.
3- Namaz, melekler alemine çıkış merdivenidir.
4- Hz. Muhammed'e (s.a.v.) vahiy indiği kesinleşmiş ve ayetlerde açıklanmıştır.
5- Anlaşmazlık halinde kur'a çekmek meşrudur. Her ne kadar bu, bizden önceki ümmetlerin dinlerinin hükümlerinden ise de Allah'a hamd olsun, bizim şeriatimizce de onaylanmıştır.
45- Melekler demişti ki: "Ey Meryem, Allah seni kendisinden bir kelimeyle müjdeliyor: Adı, Meryem oğlu Mesih'tir; dünyada da, ahirette de yüzde şerefli ve Allah'a yakın olanlardandır.
46- Beşikte ve yetişkinlikte insanlarla konuşacak ve iyilerden olacaktır.
47- Dedi ki: "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?[139]Allah, böylece dilediğini yaratır."- dedi. Birşey(in olmasın)ı istedimi, ona "ol [140]der, o da oluverir.[141]
Sözlük
Seni müjdeliyor. Seni sevindirip ferahlatacak bir haber veriyor.Ondan bir kelime ile. İsa (a.s.).Mesih. İsa'nın (a.s) lakabı.[142] Manalarından birisi de sıddi-ktir.İnsanlar arasında makam, kıymet ve şeref sahibi. Emzikli iken beşikte.. Gençlikle yaşlılık arasındaki olgunluk yaşı. Ne ilişki maksadıyla ne de başka bir maksatla bana bir erkek yaklaşmıştır. Kısırlığından ve yabancı erkeklerden uzak duruşundan böyleydi. Hüküm verdi.[143]
Açıklama
İlâhi kelâm, hristiyan Necran Heyeti'ne karşı deliller hususunda devam etmektedir. Allah-u Teâlâ Rasûlü'ne şöyle demektedir: Onlara, meleklerin Meryem'e: "Ey Msryem, Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor..." deyişlerini hatırlat. Melekler, yani Cebrail (a.s) ona Allah-u Teâlâ'mn, kendisine Allah-u Teâlâ'mn kelimesiyle var olacak, Meryemoğlu İsa Mesih adında bir çocuk vereceğini; dünyada da ahirette de mevki ve şeref sahibi ve Allah'a yakın olanlardan olacağını; gençliğinde ve olgunluk çağında konuşacağı gibi[144]emziklik çağında henüz beşikte iken de insanlara konuşacağını; hem Allah-u Teâlâ'mn hukukunu hem de kulların hukukunu eksiksiz, tastamam eda edecek salihlerden olacağını, haber verdi. Meryem ise şöyle dedi: "Rabbim, benim nasıl çocuğum olur?" Herhangi bir insan benimle ilişkide bulunmamışken ve çocuk yaratmakta Allah'ın kanunu ilişki iken nasıl çocuğum olur? Cebrail şöyle cevap verdi: Durum bundan ibarettir. Allah Teâlâ senden babasız bir çocuk yaratacaktır. O (c.c), dilediğini aratır. Herhangi bir sebebe bağlı olmaksızın bir şeyi var etmeye karar verdimi, sadece ona "ol" der, o da Allah-u Teâlâ'nın karar verip dilediği gibi oluverir.[145]
Sonuç
1- Ayetler, Meryem'in Allah katındaki şerefini ve değerini açıklamaktadır. Çünkü Cebrail, insan kılığına girdikten sonra onunla konuşup müjde vermiştir.
2- İsa'nın da (a.s) şerefi, dünyada ve ahirette şan-şeref sahibi olacağı, Allah'a yakın olanlardan ve salihlerden olacağı, açıklanmaktadır.
3- Allah-u Teâlâ'nın delillerinden bir delil olarak İsa (a.s) beşikte [146]konuşmuştur. Delildir, çünkü emzirilen çocuk emziklik çağında konuşamaz.
4- Sırrını, sebebini veya hikmetini öğrenmek için olağandışı bir şeyin açıklanmasını istemek caizdir.[147]
48- Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek...
49- Onu İsrailoğutlarına (şöyle diyen) bir elçi yapacak. Ben size Rabbinizden bir mucize getirdim: Ben çamurdan ku§ şeklinde bir şey yapar ona üflerim, Allah 'm izniyle hemen kuş oluverir; körü ve alacalıyı iyileştiririm; Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim; evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü'minseniz (inanıcı iseniz) elbette bunda sizin için bir ibret vardır.
50- (Ben) benden önce gelen tevrat'ı doğrulayıcı olarak size haram kılınan bazı şeyleri helal yapayım diye gönderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim. Allah'tan korkun, bana itaat edin.
51- Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin, doğru yol budur.[148]
Sözlük
Kitap. Hat ve yazmak.Hikmet. Doğru bilgi,
Açıklama
İlâhi kelâm, İsa (a.s) gerçeğini açıklamaya devam ediyor. O, Allah'ın kulu ve Resûlü'dür. Allah'ın oğlu değildir, Allah'la beraber ilah da değildir. Allah Teâlâ, İsa'yı (a.s) "ol" kelimesiyle yarattığını; yazıyı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğreteceğini bildiriyor. Nitekim öğretmiştir de. Ayrıca onu İsrailoğul-larma peygamber göndereceğini haber veriyor. Nitekim göndermiştir. Ve İsa, onlara Rablerinden peygamberliğini doğrulayacak bir mucize getirdiğini haber vermiştir. Bu mucize,[151] balçıktan kuş heykeli yapıp, ona üfürmesi ve Allah'ın izniyle kuş olmasıdır. Ayrıca doğuştan âmâ olanı ve abraşı alacalıyı (deri hastalığı) iyileştirmesi ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltmesi de mucizedir. Gerçekten, Hz. İsa (a.s) deri hastalığı gibi çaresiz hastalıklara yakalanmışları sıvazlıyordu da hasta derhal iyileşiyordu. Ondan Nuh'un oğlu Sam'ı[152]diriltmesini istediler de Allah'ın izniyle diriltti. O, evlerinde yediklerini ve biriktirdiklerini bildirirdi de hiç yanılmadı. Sonra îsrailoğullarına şöyle dedi: Bütün.bunlarda, eğer inanıcı iseniz sizin için doğru söylediğimi gösteren bir delil vardır. Öyleyse bana iman edin ve beni yalanlamayın! Benden önce gelmiş Tevrat'ı tasdik edici ve size haram olanların [153]bir kısmını helâl kılmak için geldim. Bunda size bir hayır ve acıma vardır. O halde bana iman edin!.. Yalanladılar. Tekrar dedi ki: Allah'tan korkun ve bana itaat edin ki kurtulup, mutluluğa ulaşın... Son olarak onlara, Allah-u Teâlâ'nın, kendisinin de, onların da Rabbi olduğunu; kemâle ermek ve mutluluğu yakalamak için O'na ibadet etmeleri gerektiğini; Allah'ın birliği prensibi üzere Allah-u Teâlâ'ya, O'nun hükmettiği biçimde ibadet etmenin, her iki dünyada bu yola koyulanları kemale ve mutluluğa götüren dosdoğru yol olduğunu bildirdi.[154]
Sonuç
1- Yazmak, şerefli ve faziletli bir olaydır.
2- Hikmet[155]
fazilettir. Hikmet, dinin sırlarını derinlemesine kavramak ve
3- Gaybı bilmek, Allah'a mahsustur ve dilediği kadarını peygamberine öğretir.
4- İsa'nın (a.s) mucizeleri kesindir.
5- Allah'tan başka ilah yoktur. Muhammed Allah'ın Resûlü'dür. İsa Allah'ın kelimesi, O'ndan bir ruh ve îsrailoğullarına gönderilmiş Allah'ın elçisidir.
6- Kemâl ve mutluluk bunlara bağlı olduğu için Allah'tan korkmak ve Rasûl'e itaat emredilmiştir.
52- İsa, onlardan inkarı sezince: "Allah'a gitmek için kimler bana yardımcı olacak?" dedi. Havariler: "biz, Allah (yolunun)'ın yardımcılarıyız. Allah'a iman ettik. Şahid ol, biz Müslümanlarız." dediler.
53- Rabbimiz, senin indirdiğine iman ettik, peygambere uyduk; bizi şahitlerle beraber yaz!
54- Tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi. Çünkü Allah (istese), herkesten daha iyi tuzak kurar.
55- Allah
demişti ki: "Ey
56- İnkar edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim. Onların yardımcıları da olmayacaktır.
57- İman edip salih amel işleyenlere (Allah) mükafatlarını tastamam verecektir. Allah zalimleri sevmez.
58- İşte bu sana okuduğumuz (olaylar), ayetlerden ve hikmetli zikirdendir (Kur*an)[156]
Sözlük
Onlarda inkârı hissetti.[157]Kendisini ve getirdiğini inkâr ettiklerini bilip sıkmtı vereceklerinden endişe edince. Havariler.[158]Yani seçkin adamları ve arkadaşları. Müslümanlar. Allah'ın emrine bağlı, Rasûlü'ne itaatkâr olanlar.Şahitler. Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet edenler ve gerektiği şekilde ibadet edenler.
Tuzak kurdular. İsa'yı (a.s) öldürmeyi düşünenler.Allah önlem aldı. Allah Teâlâ, İsa'yı kurtarmayı ve ona karşı niyetlendikleri şeyi boşa çıkarmayı takdir etti. Plan yapanların en hayırlısı. Dostlarım kurtarmakta ve düşmanlarını yok etmekte en güzel tedbiri alandır. Seni öldürücüdür. Kavminle birlikte kaç gün sağ kalacağına dair, kaderine ne yazılmışsa onu tamamlayacaktır.Kendi kadıma yükselticiyim. Melekût-i â'lâ'da yakınıma.
Tertemiz kılıcıdır. Pisliklerinden ve inkarcılıklarından temiz ve uzak tutacaktır.
Bunu senin Üzerine okuyoruz. İsa meselesine dair şu sayılan şeyleri sana Kur'an-ı Kerim'in ayetleri cümlesinden okuyoruz.[159]
Açıklama
İlâhî kelâm, hıristiyan Necran Heyetiyle olan tartışmalara devam ediyor. Allah-u Teâlâ İsa'nın kavminin inkârını ve öldürmek için suikaste niyetlendiklerini sezince, mü'minlerden yardım istedi: "Allah'a gitmek için bana kimler
yardımcı olacak?"[160] Seçkin adamları ve arkadaşları olan havariler: "Biz, Allah'ın (yolunun) yardımcılarıyız." dediler. Allah'a inandık, sen de şahid oî ey Allah'ın ruhu (İsa), biz müslümanız. "Rabbimiz, senin indirdiğine inandık, Peygambere uyduk;[161] bizi şahitlerle beraber yaz." Yani birliğine ve Resullerinin elçiliğine şehadet edenlerle yaz...Allah-u Teâlâ olanları bildirmeye şöyle devam ediyor: Yahudiler götürüp çarmıha germek için İsa'nın evinin etrafında tuzak kurdular. Allah da bir plan kurdu ki en iyi plan kurandır. Kulu ve Rasûlü İsa'ya: ""Ben seni öldüreceğim." Yani, seni alıp katıma yükselteceğim, dedi. Nitekim Allah-u Teâlâ onu evin çatı çıkışından ya da penceresinden[162] katma yükseltti.[163]Tuzak kurup evi kuşatmış olan saldırganların gözlerine de, baş zorbayı İsa benzeri gösterdi de, onu İsa sanıp öldürerek çarmıha gerdiler. Fesubhanallah. İşte böylece "Tuzak kurdular, Allah tuzaklarına karşılık verdi. Allah herkesten daha iyi tuzak kurar. "[164]İsa'ya, seni kâfirlerden temizleyeceğim, demekle, yahudilerin bâtıl ithamlarından nezih tutacağım, demek istiyor. Çünkü, sihirbaz ve veled-i zina, demişlerdi. Ve yine kâfirlikleriyle, pislikleriyle, şerleriyle ve fesatlarıyla kokuşmuş toplum adet ve alışkanlıklarından uzak tutacağım, demek istiyor. Ayrıca getirdiği iman, İslâm ve ihsan konularında ona uyanları da böylece kıyamete kadar inkâr edenlere üstün kılacağını vadediyor; ki Allah vaadini gerçekleştirmiştir. Müslümanları üstün kılmış ve zafere ulaştırmış, yahudileri ve kâfirleri de hor-hakir eyleyip kahretmiştir. Yine kıyamet günü herkesin kendisine döneceğini, dünyada anlaşmazlığa düştükleri iman ve küfür, doğruluk ve kötülük gibi konularda aralarında hükmedeceğini ve her gruba hayır veya şer ne kazanmışsa karşılığını vereceğini vadetmiştir: "Sonra dönüşünüz bana olacaktır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim. Kâfirlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim..." Dünyada öldürülmek, sürülmek, sürünmek ve perişanlık ile, etmekle; ahirette de cehennem azabıyla azab edeceğini ve onları bu azabdan kurtaracak yardımcıları da olmayacağını bildiriyor. İman edip salih (yararlı) işler yapanlarsa, onlara imanlarının ve salih amellerinin mükafatını,dünyada zafer ve imkân vererek, ahirette ise cennetle ve nimetlerle tastamam verecektir. Allah (c.c) haksızlık yapanları sevmez. Öyleyse kullarına nasıl haksızlık eder? Onlara amellerine göre karşılık verecektir. O, mü'min olsun kafir olsun hiçbir kuluna zerre kadar haksızlık etmez. Bilâkis adaletiyle cezalandıracak, fazlu keremiyle merhamet edecektir.[165]
Sonuç
1- Necran hırLstiyanları aleyhine bir delil vardır. Çünkü Allah Rasûlü {s.a.v.) onlara vahiyle haber vererek, İsa'nın özelliklerini ve kavmiyle arasında geçenleri, Allah-u Teâlâ'nın hem ona hem de kendi döneminde ve kendinden sonra ona uyanlara dünyada ve ahirette vereceği değeri zikretmek suretiyle İsa'nın (a.s) ilah olduğu iddiasının bâtıl oluşunu açıklamıştır.
2- İslâm, peygamberlerin ve diğer ümmetlerin dinidir. Ondan başka hak din yoktur.[166]Ondan başka her din bâtıldır.
3- Allah Rasûlü (s.a.v.), her peygamberin havarileri ve yardımcıları olduğunu söylemiştir.
4- "Lâ ilahe illâ'llah" diyenler faziletlidirler. Çünkü hakkı tasdik ve dille
ikrar etmektedirler.
5- Allah Teâlâ İsa'yı katına yükseltmiştir. Dünyanın sonunda bir süre hükmetmek için inecektir. Sonra da Allah Teâlâ'nın her insan için takdir ettiği şekilde ölecektir,
6- Allah-u Teâlâ'nın, dünya hayatı boyunca müslümanlann üstün, yahudilerin rezil olacağına dair vaadi gerçektir.
59- Allah yanında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ona "Ol" dedi, artık olur.
60- (Bu), Rabbinden gelen gerçektir. Öyle ise kuşkulananlardan olma.
61- Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: "Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı kendimizi ve kendinizi çağıralım. Sonra gönülden lanetle dua edelim de, yalancıların üstüne Allah'ın lanetini dile' yelim."
62- İşte (İsa hakkındaki) gerçek kıssa (öykü) budur. Allah'tan başka ilah yoktur. Allah, elbette aziz (mutlak galib) ve hikmet sahibidir.
63- Eğer dönerlerse (aldırış etmezlerse), muhakkak ki Allah, bozguncuları (müfsid) bilir.[167]
Sözlük
M
Açıklama
İlâhi kelâm İsa'nın ilah değil, kul ve peygamber olduğunu açıklamaya devam ediyor. Şöyle aktarılmıştır: Aktarıldığına göre Necran heyeti sözcüsü Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) dedi ki: Her adamın babası var, İsa'ya ne oldu ki babası yok? Bunun üzerine Allah-u Teâlâ Rasûlü'ne (s.a.v.) şu ayeti indirdi: "Allah indinde İsa'nın durumu, topraktan yaratıp sonra "ol" dediği Adem'in durumu gibidir." O da hemen oluvermişti. O halde İsa'nın ilah edinilmesini gerektiren şey nedir? Allah'ın onu babasız yaratmış oluşu mu? Adem de öyledir.[169]Babasız ve anasız yaratılmış ve sadece Allah'ın ol kelimesiyle olmuştur. İsa da böyle, Allah'ın "ol" kelimesiyle yaratılmış ve var olmuştur. İsa (a.s) meselesi hakkında Allah-u Teâlâ'dan gelmiş hak beyan budur. Sakın bu konuda şüphe edenlerden olma! Elbette Allah Rasûlü (s.a.v.) -haşa- şüphe etmemiştir.[170]
Hz. Peygamber'e (s.a.v.) karşı tereddüt ve mücadelelerini artırınca, Cenab-ı Hakk Rasûlü'ne (s.a.v.) kurtuluş yolunu gösterdi: Mübahele; (lânet-leşme, belâ okuma...) Bir araya gelinir ve her grup: "Ya Rabbi bizden yalancı olanın belâsını ver!" der Kim yalanciysa hemen ölür. Allah Teâlâ şöyle buyurdu. "Seninle tartışırlarsa, gelin de..." Gelin de oğullarımızı [171]oğullarınızı, kadınlarımızı kadınlarınızı çağıralım. Sonra lânetleşelim; Allah yalancılara lanet etsin, diyelim. Ertesi gün Rasûlüllah (s.a.v.) Hasan, Hüseyin ve Fatıma (r.a) ile[172] çıktı. Ne ki, hristiyanlar gerçeği sezinleyip, bela okurlarsa helak olacaklarından korktular da lânetleşmekten kaçtılar. Allah Rasulü (s.a.v.) onları İslam'a davet etti de çekindiler. Başkanlıkları ve dünyalıkları üzere kalmak için kafirliğe razı oldular. Antlaşmayı kabul ettiler. Batıl dinlerinde kalarak mü'minlere cizye vermeyi taahhüd ettiler...Sonra Allah-u Teâlâ: "Şüphesiz hak kıssa gerçek olay budur." buyurdu. Yani İsa (a.s) hakkında sana anlattığımız şey gerçektir. İsa, Allah'ın kulu, O'nun elçisi, Meryem'e bıraktığı kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'tan başka ilah, O'ndan başka hakkıyla tapılacak yoktur. Allah Teâlâ, dilediğinde engellenemeyecek şekilde üstündür ve galiptir. Yaratmasında ve takdirinde hikmet sahibidir.
Daha sonra Cenab-ı Hakk, Necran hristİyanlari ile yeryüzündeki diğer fesat ehlini şöyle tehdit etti: Hepsini bilmektedir; intikam alacaktır ve lanetini üzerlerine yağdıracaktır. O herşeye kadirdir.[173]
Sonuç
1- Allah Teâlâ, Rasûlüne olan dostluğunu, ona sıkıntı veren hristiyan-îarın mücadelesini sona erdireceği yolu ona göstermekle ortaya koymuştur.
2- Lânetleşme meşrudur. Ancak duaları kabul olunacak salih insanların yapmasıyla olur.
3- Allah'tan başka ilah yoktur ve hıristiyanların İsa'yı (a.s) ilah saymaktaki İddiaları batıldır.
4- Allah, dünyadaki bozguncuları tehdit etmiştir. Onlar, şirk ve isyanlarla amel edenlerdir.
64- De ki: "Ey Kitab ehli, bizimle sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin: Yalnız Allah'a tapalım. O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım; birimiz Allah'tan başka diğerini ilah edinmesin." Eğer yüz çevirirlerse, "Şahit olun, biz müslümanlarız!" deyin.
65- Ey Kitab ehli, neden İbrahim hakkında tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da İncil de ondan sonra inmiştir. Akledemiyor mu~ sunuz?
66- Haydi (diyelim) siz biraz bilginiz olâM şey hakkında tartıştınız. Ama hiç bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Oysa Allah bilir, siz bilmezsiniz.
67- İbrahim ne yahudi, ne de hristiyandı, dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değil.
68- Doğrusu, insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyan~ lar, bu peygamber ve mü'minlerdir. Allah da mü'minlerin dostudur.[174]
Sözlük
Kitap ehli. Yahudiler ve hıristiyanlar. Çünkü yahudilere Tev-rat hıristiyanlara da incil verilmiştir.Eşit kelime, doğru adil söz ve yol demektir. O da: "Ortağı olmayan bir Allah(a ibadet etmek ve Allah varken birimizin diğerini Rab edinmemesidir.)Rabler.[175] Allah-u Teâlâ'yerine itaat edilip ilah edinilen.
Yüz çevirirlerse. Allah'ı birlemekten (tevhid).Şahid olun. Görüp gözetleyerek biliniz ki, biz müslümanız.
Bâtıl delillerle mücadele ediyorsunuz. [176]Ne yahudiler ne de hristiyan. İbrahim (a.s.) Âdem (a.s.)'dan ^eri gelen İslâm dini üzereydi.Dosdoğru bir müslümandı. Bâtıl dinlerden hak din İslâm'ayönelmişti. Bu din Hanif diye Allah tarafından isimlenmiştirİbrahim'e yakın olmaya ve ona tevhid üzre uyanlarla dostluğa en lâyık olanlar.Allah mü'minlerin dostudur. İşlerini üstlenen ve yardımcı olandır. Onları kâfirlere karşı destekleyen ve koruyandır.[177]
Açıklama
İlâhi kelâm, yahudi ve hıristiyanların yanlışlarını açıklamaya devam ediyor devam ediyor. Allah Teâlâ Rasûlü'ne, onlara şöyle demesini buyuruyor: Ey yahudi ve hristiyanlardan oluşmuş ehl-i kitab; gelin ve içine, düştüğünüz batıl çukurundan aramızdaki insaflı, âdil, doğru bir kelimeye yükselin. Tek Allah'a tapalım ve O'na başkasını ortak etmeyelim. Allah'ı bırakıp da birbirimizi"de rab edinmeyelim ki, o rab edindiğimiz kişi başkasının kendisine itaat etmesini farz kılıp, yüceltmek ve kutsallaştırmak için kendisine secde etmeye mecbur tutmasın! [178]Bundan yüz çevirirlerse, ey mü'minler şöyle deyin: "Ey haktan yüz çevirenler; şahid olun ki, biz müslümanız!" Bunda kendilerinden başkasının müslüman olmadığını açıklama vardır. (64. ayetin açıklaması budur.)65. ayete gelelim. Allah-u Teâlâ Rasûlüne (s.a.v.), haktan dönenlere yine şöyle demesini emretmiştir: "Ey ehl-i kitab, İbrahim hakkında niye tartışıyorsunuz ve sizden hem hıristiyanlar, hem yahudiler niye İbrahim'in kendi dininden olduğunu iddia ediyor? Halbuki yahudilik ancak Tevrat'ın inişinden sonra ortaya çıktı. Hristiyanlık da ancak İncil'in inişinden sonra var oldu. İbrahim ise bu iki kitabın inişinden yüzyıllar önce yaşamıştı. Size ne oluyor da kabul edilmeyecek ve aklın almayacağı şeyleri söylüyorsunuz?! Akletmiyor musunuz?! "Sonra onların içinde bulundukları çirkinlikleri kınadı: "Dininiz ve kitabınız gibi bilginiz olan konularda tartıştınız ama İbrahim ve tevhid ilkesine ve ibadeti sadece bir Allah'a tahsis e'meye dayanan hak dini gibi bilginiz olmayan konularda niye tartışıyorsunuz? Allah İbrahim'in durumuna ve dinine dair sizin bilmediklerinizi bilir. Bilmediğiniz konularda söz hakkınız yoktur..!" Bu kınamasının ardından yalanlarını ortaya koydu: "İbrahim ne yahudiydi ne de hristiyandı. Hanif (hakka yönelmiş), tevhid ehli, Rabbine itaatkâr ve teslim olmuş (müslüman) biriydi; müşriklerden değildi." Allah-u Teâlâ, Rasûlü ile tartışanları kınadıktan ve İbrahim'in kendi dinlerinden olduğuna ilişkin iddialarını yalanladıktan sonra, bilmeleri ve kabul etmeleri gereken büyük gerçeği açıkladı: İbrahim'in kendilerinden olmaya en layık olanlar [179]tevhid dini ve Allah'a bildirdiği şekilde ibadet etmek hususunda İbrahim'in izinden gidenlerdir. Yani, büyük asil peygamber Muhammed'in (s.a.v.) getirdiği hak yola u yanlardır. Allah Teâlâ mü'minlerİn dostu, kâfirlerin ve müşriklerinse düşmanıdır.[180]
Sonuç
1- İnsanlığın hâlinin düzelmesi, işinin düzgün gitmesi ancak doğru kelime ilkesini kabul etmesiyle olur. O da: ortak koşmadan bir Allah'a ibadet etmek ve hangi kânun ve laf altında olursa olsun, insanların birbirinin tepesine binmemesidir.
2- Tarihin şahitliği önemlidir, tarihe ihtiyaç vardır. Çünkü Allah Teâlâ, ehl-i kitabın İbrahim'in kendi dinlerinden olduğuna ilişkin iddialarını, Tevrat'ın da, İncil'in de ancak İbrahim'in vefatından sonra indiğini açıklamakla reddetmiştir. (O halde nasıl yahudi veya hristiyan olabilir?)
3- Kendisini ilgilendirmeyen bilgi sahibi olmadığı konularda tartışan kimse yerirmiştir.[181]
4- Yahudilik ve hristiyanhk da Allah'ın indirdiği dinlerdir. Ancak daha sonra değiştirdiler ve dinden olmayan bir çok bidat ve hurafeler katarak asli-yetini bozdular.
5- Mü'minler, bölgeleri uzak olsa da birbirinin dostudurlar ve Allah da mü'minlerin dostudur.
69- Kitab ehlinden bir grup istedi ki sizi saptırsınlar. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkında değiller.
70- Ey Kitab ehli, (gerçeği) gördüğünüz halde, niçin Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?
71- Ey Kitab ehli, niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?[182]
Sözlük
Bir grup -ki bunlar hahamları ve başkanları idi- saptırmak istedi[183]Sizi saptırmayı istediler.[184] Kendileri gibi isyan edip helak olasınız diye sizi dalalete düşürmeyi dilediler.saptırıyorlar. Çünkü şerre dalıyorlar da azabları kat kat artıyor.Hak ile bâtılı karıştırmak. Bâtılı hakmış gibi göstermeye ' Çalışmak.[185]
Açıklama
Allah Teâlâ, mü'min kullarına, ehl-i kitabtan bir grup, mahv olasınız diye sizi sapıklığa düşürmeyi temenni etti, diye haber veriyor. Her ne kadar yahudi ve hristiyanların çoğunluğu, hak üzerine bulunuşlarını kıskandıklarından müslümanları saptırmak İsterlerse de, genelde ayette geçen bu grup hahamlardan ve papazlardan oluşan başkanlarıdır. Cenab-i Hakk, yine haber verdi ki, müslümanların yok olmasını isterken bilmeden ve farkına varmadan kendi kendilerini yok ediyorlar: "Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar fakat farkında değiller." (69. ayetin anlamı budur.)
70. ayette ise Allah-u Teâlâ, kınamak ve sapıklıklarını teşhir etmek için ehl-i kitaba seslendi: "Ey ehl-i kitab niye Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorsunuz?[186] Hz. Muhammed'in (s.a.v.) özelliklerinden ve Allah'a karşı tutumundan bahseden Tevrat ve İncil'deki ayetleri niye inkar ediyorsunuz?! Üstelik bunların Rasûlüllah'ın (s.a.v.) sıfatları ve özellikleri olduğunu ve de Hz. Mu-hammed'e (s.a.v.) tıpatıp uyduğunu gözlemliyorsunuz..!? Bu yaptığınız, sizin işlediğiniz, sonucu aleyhinize bir kabahat ve kötülük değil midir?!
71. ayette de yine onları; tanınıp kabul edilerek yoluna girilmeyecek tarzda hakkı batılla karıştırmalarından dolayı azarlıyor: "Ey ehl-i Kitab[187], niçin hakkı batıla karıştırıyorsunuz?" Kitaplarında ve peygamberlerinin diliyle açıklanan Allah Rasulü Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliği demek olan hakkı gizleyişlerini kötülüyor: Allah tarafından bir gerçek olduğunu "görüp durduğunuz halde niçin gizliyorsunuz?[188]
Sonuç
1- Yahudi ve hristiy anlar dan bir çoğu müslümanları saptırıp mahv etmeye düşkündür.
2- Kötülük ve fesadın sonucu, işin sonunda onu yapana mal olur.
3- Bildiği halde hakkı gizleyen kimse kötü bir kimsedir.
4- Her şeyde, Özellikle de insanları dinden uzaklaştırmak için Allah-u Teâlâ'nm emirlerini saptırmak küfürdür..
5- Tanıklıkta v.s. gerçeği gizlemek haramdır.
72- Kitab ehlinden bir grup dedi ki: İnananlara indirilmiş olana, günün başında inanın, sonunda inkar edin. Belki (bu hareketinizle onlar da) dönerler.
73- Sizin dininize uyanlardan başkasına inanmayın!" (dediler). De ki: ""Hidayet Allah'ın hidayetidir. Birine verilen size verilenin misli (bir misli, bir benzeri) veriliyor veya Rab-binizin huzurunda aleyhinize deliller getirirler diye mi (böyle düşündünüz ve yaptınız)?" De ki: "Lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah ('in lütfü) geniştir, (o her şeyi) bilendir.
74- Rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidir.[189]
Sözlük
Günün başı ve sonu;
Açıklama
Allah Teâlâ,
yahudilerin müslümanlara karşı düzenledikleri hile ve tuzağı haber veriyor:
"Kitab ehlinden bir grup [191]dedi
ki: İnananlara indirilmiş olana günün başında inanın, sonunda inkâr edin. Belki
bu hareketinizle onlar da dönerler." Ka'b b. Eşref ve Malik b. Sayf -Allah
ona lanet etsin- bazı din kardeşlerine (yahudilere) şöyle demişlerdi:
"Müslümanlarla birlikte
— Kabe'ye karşı namaz kıldıktan sonra Kabe'den niye döndünüz? denilirse;
— Gerçeğin, Kabe'yi değil Kudüs'ü kıble edinmek olduğu belli oldu, deyin."
Bu, Allah Teâlâ'mn,
haklarındaki şu ayetinin anlamıdır: "Kitab ehlinden bir grup dedi ki:
İnananlara kıble konusunda indirilmiş olana günün başında (sabah) inanın,
sonunda
Burada Allah-u Teâlâ, Rasûlü'ne, onları aşağılayarak şöyle demesini emretti: "Lütuf, Allah'ın elindedir." yahudilerin değil. "... onu verir..." Peygamberlik, hidayet, başarı ve peşinden gelen dünya ve ahiret hayrı demek olan lütfü, kullarından "... dilediğine." verir, dilediğine de vermez. O geniş lütuf sahibidir, lütfa ehil ve lütfa hakkı olanı bilir. "Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük lütuf ve kerem sahibidir."[192]
Sonuç
1- Yahudilerin hile ve tuzağı ortaya konulmuştur bu, kıyamete kadar onların ayrılmaz özellikleridir.
2- Yahudi inadı yobazlığı, allayıp pullama ve saptırma metodları açığa çıkarılmıştır. Bugünkü uluslararası basln-yayın, yahudi saptırma görüntülerinden bir görüntüdür.
3- bin ve inanç konularını kavramada bugüne kadar devam edegeîdiklerı yahudi ilkelliği görülmüştür. Değilse Allah'a ve ahiret gününe inanan hangi inanç sahibi: "Kıyamet günü bu itirafınızı aleyhinize delil getirmesinler diye müslümanlara hak üzere olduklarını itiraf etmeyin!" der.
Allah Teâlâ, yahudilerin hak olduğu halde İslam'ı reddettiklerini, Rable-rinden gelmiş hak ortada olduğu halde inkar ettiklerini; sonsuza kadar kalacakları cehennemde onlara azab edeceğini bildirdi. Müslümanların dinlerinde hak' üzere olduklarını bildikleri halde müslümanlara hak üzere olduklarını açıklamıyor oluşları, onları İslam'ı inkarları yüzünden hak ettikleri Allah'ın
azabından koruyacak mıdır? Vallahi, hayır! O zaman: »İslam'ı itiraf etmeyin ki, muslumanlar bu itirafınızı kıyamet günü aleyhinize delil getirmesinler " deyişlerinin anlamı nedir? Anlayış kıtlığı ve ilkelliğidir. Allah, Allah ne acayip insanlar var!..
75- Kıtab ehlinden öylesi vardır ki, ona kantarlarca emanet bıraksan, onu sana öder, onlardan öylesi de vardır ki, ona bir di-nar versen, devamlı olarak başına dikilmeden onu sana ödemez.
Ummılere karşı bize bir sorumluluk yoktur." dedikleri için böyle yapıyorlar ve Allah'a karsı bile bile yalan söylüyorlar.
76- Hayır, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az (bir) pahaya satanlar var ya, iste onların bir payı yoktur. Allah kıyamet gunu onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temızlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.[193]
Sözlük
Emanet
bıraksan.Bilinen ağırlık. Burada, dinar kelimesinin açıklık getirmesiyle
"bir kantar altın" olduğu anlaşılıyor.Yanından aynlmayıp,
Açıklama
İlahi kelam, ehl-i kitabın perdelerini açmaya, hastalıklı psikolojilerini ve yerilmiş özelliklerini açıklamaya devam ediyor. 75, ayette Allah-u Teâlâ, ya-hudiler arasında öyle kimse vardır ki, en yüksek meblâğda malı emanet versen tastamam eksiksiz geri verir; yine onlardan öylesi vardır ki, bir dinar veya daha da azını emanet etsen, hainlik yapar, inkâr eder de ancak dâva açarsan ve yakasını bırakmazsan öder, diye haber veriyor. Allah Teâlâ Rasûlüne şöyle hitab ediyor: "Kitab ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle emânet bıraksan, onu sana öder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar versen, devamlı olarak başına dikilmeden onu sana ödemez".[196]Allah-u Teâlâ, böyle davranmalarını, şöyle deyişlerine bağlıyor: "Üriımilere (okuma-yazma bilmeyen) karşı bize bir sorumluluk yoktur." Yani araplann mallarını yemekte bize herhangi bir güçlük ve günah yoktur. Çünkü müşriktirler. Dolayısıyla mallarını yemekten sorumlu tutulmayız... Cenab-i Hakk, bu batıl iddialarını yalanlıyor: "Allah'a karşı bile bile yalan söylüyorlar!" Bu, Allah'a yapılmış bir iftiradır, ama yalanlarını ve emanete hıyanetlerini mubah kılmak için yalan söylüyorlar.76. ayette Allah-u Teâlâ: "Hayır" diyor. Yani, durum iddia ettikleri gibi değildir. Aksine günah, güçlük ve sorumluluk vardır. Ancak Allah'a verdiği sözü yerine getirip Rasulü'ne ve getirdiklerine iman ederek, şirkten ve isyanlardan sakınan kimseye günah, güçlük ve sorumluluk yoktur. İşte o, Allah'ın sevdiği, dolayısıyla azab etmeyeceği kimsedir. Çünkü Allah (c.c) muttakileri sever. 77. ayette Cenab-ı Hakk, dünyanın ve azıcık dünyalığı ele geçirmek için sözleşip de ihanet eden, sözünü tutmayan ve yalan söyleyen kimseleri en şiddetli ceza çeşitleriyle tehdit ediyor: "Allah'a verdikleri sözü ve yeminle-rini[197] az (bir) pahaya satanlar var ya, işte onlara ahirette bir pay yoktur." Ahiret yurdundan yararlanmakta paylan ve nasipleri yoktur. Allah (c.c) onurlandırmak ve değer vermek için onlarla konuşmayacak, överek ve günahlarından temizleyerek aklamayacaktir. Onlar için cehennemde kalıcı, elem verici bir azap vardır.[198]
Sonuç
1- Hainlikleri bilindiğinden yahudilere güvenip aldanmamak gerekir.
2- Allah'a karşı yalan söyleyenin, insanlara yalan söylemesi daha da mümkündür.
3- Yahudilerin, yahudiler dışındaki insanların necis (pis), mallarının ve eşyalarının yahudilere mubah ve helâl olduğuna dair inançları açıklanmıştır. Çünkü, onlara göre yahudiler mü'min, diğerleri kâfirdir.
4- Mal uğruna sözünü çiğneyenin günahı çok büyüktür. Mal uğruna yalan yere yemin etmek de Öyle. Allah Rasulü (s.a): "Mal kazanmak için yalan yere yemin eden, (kıyamet günü) Allah'a, kendisine kızgın bir halde iken kavuşur. [199]78- Onlardan bir grup var ki, Kitabda olmayan birşeyi, •siz Kitabdan sanasınız diye dillerini Kitab'a eğip büker (uydurdukları sözleri, vahiymiş gibi göstermek içi kelimeleri dillerinde bükerek okur, onları Kitab'ın sözlerine benzetmeye çalışır)lar ve "O, Allah kalındandır." derler. Oysa o, Allah katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.[200]
Sözlük
Onlardan bir grup. Hz. Peygamber'le (s.a.v.) çağdaş Medinelİ bir yahudi grup.Dillerini dolandırıyorlar.O Sanki Kitab'ı okuyor gibi dillerini kelimelerle değiştirirler. Sözü çarpıtıyorlar. Kitab'tan değildir.Allah'a karşı yalan söylüyorlar. Allah'ın kitapta söylemediği ' şeyleri ona isnad ediyorlar. Söylemiş gibi ilan ediyorlar.[201]
Açıklama
İlâhi kelâm, yahudileri ve rezaletlerini açıklamaya devam ediyor. Yüce Allah, onlardan bir grubun dillerini çarpıttıklarını, yani sanki Tevrat'ı ve ayetlerini okuyorlarmış gibi dinleyenlere allayıp pullayarak konuşmalarını kelime oyunlarıyla bozduklarını, halbuki bunun herhangi bir şey hakkında Allah katından indirilmiş Kitab'tan olmadığını, tersine sırf yalan olduğunu; onları aldatmak için Allah katından olduğunu söylediklerini, Allah katından olmadığını; değersiz dünyalığı ve gelip geçici başkanlığı korumak uğruna Allah'a karşı yalan söylediklerini haber verdi.[202]
Sonuç
1- Yahudilerin din ve ilim adına yaptıkları hilekârlık, insanları sapıklığa düşürmeleri ve onlara oyun oynamaları, açıklanmıştır.
2- Yahudiler yalan söylediklerini bile bile insanlara ve Allah'a yalan söylemeye cür'et etmektedirler. Bu, en büyük kabahat ve zulümdür.
3- Kötü dünyevi maksatlar için saptırmak, Allah ve Rasulü aleyhine konuşmak hususunda sakındmlmıştir.
79- Hiçbir insana yakışmaz ki, allah ona Kitab, hüküm ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun." desin. Fakat "öğrettiğiniz ve okuttuğunuz Kitab gereğince rabbe halis kullar olun." der.
80- Ve size: "Melekleri ve peygamberleri ilahlar edinin." diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra size inkarı emreder mi?[203]
Sözlük
İnsan için değildir.[204] Allah'ın kitab, hüküm ve peygamberlik verdiği insanın yapacağı iş değildir.
Kitab: Allah'ın yazılmış vahyi. Hüküm: Hikmet anlamına gelir ki, şeriatin sırlarını inceden inceye kavramaktır. Nübüvvet: Allah-u Teâlâ'nın, gaybden haber vermek ve vahiyle konuşmak gibi kulunu şereflendirdiği şeyler.İbadetinin çokluğundan ve ilminin bolluğundan Rabbe yönelmiş; ya da, insanları yönetip, işlerini düzene sokan Rabban kelimesine mensup kabul edilen kimse. Rabler. Mevlâ, mabud anlamındaki Rabb'in çoğulu.Size küfrü emreder mi? Kâfirlik, burada islam'dan dönmek anlamındadır.[205]
Açıklama
İlâhi kelâm, ehl-i kitab'a cevap vermeye devam ediyor.79. ayette, özellikle İsa'yı (a.s) tanıyan Hristiyan Necran Heyeti'ne cevap vardır. Allah-u Teâlâ, kendisine kitab verdiği herhangi bir insanın yapacağı iş değildir, diyor. Yani kendisine kitab indirsin ve ona o kitabta hikmet -ki sırlarını anlama ve kavrama demektir- versin, peygamberlikle şereflendirip vahyetsin ve peygamberler zümresine dahil etsin de sonra oü) insanları kendisine tapmaya çağırıp, "Allah'ı bırakıp bana kul olun!" desin. Bu olmamıştır ve hiç olmayacaktır da. Hatta olması düşünülebilecek şeylerden değildir. O halde ey hristiyanlar, size ne oluyor da İsa (a.s) hakkında buna inanıyorsunuz? Böylesine bir olgunluk verilen kimse, insanlara: "Bana kul olun!" demez. Ancak Allah'a itaat ederek olgunlaşıp böylece mutlu olsunlar, diye, insanları düzeltip Rabblerine yönelterek "Allah'a halis kullar olun!" der. Bu, Kitab'ı öğretmeleri, Kitab'la ders verip, incelemeleri ile olur. 79. ayetin anlamı budur.
80. ayette Allah Teâlâ peygamberi Muhammed'in (s.a.v.) insanlara, o kişi ister değerli bir kral veya elçi gönderilmiş bir peygamber olsun, Rabbin-den başkasına ibadet etmelerini emretmeyeceğini haber veriyor. Ve Allah (c.c) Hz. Peygamber'e (s.a.v.) böyle bir davranışı yakıştıranı da reddediyor: "Siz müslüman olduktan sonra size inkârı emreder mi?"[206] Ona dair böylebirşey doğru değildir ve ondan böyle birşey asla sadır olmamıştır.[207]
Sonuç
1- Allah'ın kitab, hikmet verdiği, peygamberlikle şereflendirdiği bir kimsenin başkalarına ibadet bir yana, kendine İbadete çağırması mümkün değildir.
2- İnsanların asıl idarecileri onları İlimle ve hikmetle yönetip düzelterek hak yolu gösteren Rabbani alimlerdir.
3- Büyük insanlar[208] insanlara hayrı Öğretip, hayra rehberlik edenlerdir.
4- Allah Teâlâ'dan başkasına secde etmek kafirliktir. Dayanağı, Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) secde etmek isteyenlere cevap olarak inen şu ayettir: "Siz müslüman olduktan sonra size küfrü emreder mi?"
(1) İnsanları, İlahlik taslayarak kul edinmesi, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yapacağı iş değildir. Bundan hareketle Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Biriniz, abdi (kulum, kölem) ve emeti (kadın kulum ve cariyem) demesin. Oğlum, kızım desin. Biriniz de, Rabbi (mevlâm, efendim) demesin, seyyidi (beyim) desin."
51- Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Bakın size Kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (Kitablar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta yüce ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. "Kabul ettik." dediler. "O halde şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım." dedi.
82- Artık kim bundan sonra dönerse, işte onlar /asıklardır.
83- Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez O'na teslim olmuştur ve &'na döndürülüp götürüleceklerdir.Yeminle pekiştirilmiş söz verme.Ne zaman size verdiysem...Mutlaka inanırsınız Peygamberliğini tasdik edecek...Kabul ettiniz anlamına, kabul ettiniz mi?
Ahdimi ve m
Allah'ın dininden başkasını mı istiyorlar. Yani Allah'ın hükümlerinden başka hükümlerle mi idare olmak istiyorlar. Onun için teslim oldu. Allah'ın takdirinin ve hükmünün işleyişine boyun büküp teslim oldu.[209]
Açıklama
İlâhi kelâm, Necran hristiyanlarını cevaplamaya devam ediyor. Allah-u Teâlâ, Rasûlü'ne diyor ki: Onlara Allah'ın peygamberlerden ve ümmetlerden aldığı sözü hatırlat: Allah, onlara ne zaman bir kitab ve hikmet verir, sonra da onlara yanlarında olan nuru ve hak yolu tasdik eden bir rasûl gönderirse, ona inanacaklar ve kafir düşmanlarına ve hasımlarına karşı yardım edeceklerdi. Allah (sözleşmenin maddelerini) açıklamış, onlar da kabul edip onaylamışlardı; sonra Allah buna şahitlik etmelerini istemiş, bunun üzerine onlar da, Allah da şahitlik etmiş ve Cenab-i Hakk: "Ben de sizinle beraber şahit olanlardanım." demişti. Allah Teâlâ, bunu bir daha pekiştiriyor. Bu sözleşmeden cayan ve yerine getirmeyen fâsık sayılır ve fâsıkların cezasına uğrar: "Artık kimler bundan sonra dönerlerse [210]işte onlar fâsıklardır." Hem yahudiler, hem de hıristiyanlar bu sözleşmeyi bozmuşlardır. Çünkü Muhammed'e ve getirdiğine inanmamışlardır. Ona inanıp yardım edeceklerine dair söz alınmış ama inkâr etmişler ve yardımsız bırakmışlardır. Böylece Allah'ın azabını hak eden fâsıklar olmuşlardır.
Sonra Cenab-i Hakk, ehl-i kitab'ı azarlıyor: "Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar?[211] Yani, İslâm'dan başkasını mı? Göklerde bulunan melekler ve yeryüzünde bulunan yaratıklar ister istemez Allah'a teslim oldu, boyun büktü, el-pençe divan olurdu. Bunlardan da ötesi, O'na döneceksiniz de sizi hesaba çekecek ve amellerinize göre karşılık verecek.
83. ayetin açıklaması budur. Çünkü Allah-u Teâlâ: "Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir." buyurmaktadır.[212]
Sonuç
1- Allah-u Teâlâ'nın önceki peygamberlere tavsiyesi açıklanmıştır: Birbirlerine inanıp yardım etmeleri.
2- Ehl-i kitab, anlaşmayı bozdukları, iman edeceklerine ve uyacaklarına dair söz vermişken Hz. Muhammed'i (s.a.v.) inkâr etmekle beraber İslam'ı kabul etmedikleri ve İslam'dan yüz çevirdikleri için kâfirdirler.
3- Sözleşme ve antlaşmaların Allah-u Teâlâ katındaki değeri büyüktür.
4- Allah'ın dini olan İslâm'dan yüz çeviren kimse kınanmıştır. Çünkü bütün kâinat, Allah'ın emrine, kaderinin akışına bağlı ve O'na teslim olmuştur.
84- De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, Ishak'a, Yakub'a ve torunlara indirilene; Musa'ya, İsa'ya ve Pey-gamberlere Rableri tarafından verilene inandık. Onlar arasında bir ayrım yapmayız. Biz O'na tam teslim olanlarız.
85~ Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o} ahirette kaybedenlerden olacaktır.[213]
Sözlük
Sıbt'ın çoğulu. Sıbt, torun demektir. Buradaki "esbat"tan maksat, Yakub'un 12 çocuğudur. Yahudilerde esbat, Araplardaki kabileler gibidir.
İster. İslâm dininden başka bir din arar ve ister. Zarara uğrayanlar. Cehennem ateşinde sonsuza kadar kalarak helak olanlar, benliklerine kadar her şeyi ziyan edenler.[214]
Açıklama
îlahi kelam, ehl-i kitab'a karşı delil getirmeye devam ediyor. Allah-u Teâlâ önceki ayetlerdeki şu: "Ey yahudi ve hristiyan cemaati, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorsunuz?" sözüyle onları azarladıktan sonra: Eğer evet derlerse sen de ey Rasulümüz, "De ki: Hem Allah'a, hem bize inen (vahye ve din)e (iman ettik; Rahman'ın dostu) İbrahim'e (inene de), (oğulları) İsmail ve İshak'a (inene de), Yakub'a ve torunlarına inene de (inandık); Musa'ya (verilen Tevrat'a,) İsa'ya (verilen İncil'e) ve Rablerinden peygamberlere verilene de iman ettik. (Allah'ın peygamberlerinden) hiç birini ayır-detmeyiz (aksine onlara ve getirdiklerine inanırız. Ey yahudi ve hıristiyan cemaati, sizin yaptığınız gibi bazısına iman edip bazısını inkâr etmeyiz.) Biz Allah-u Teâlâ'ya teslim olmuşuzdur. (Yani boyun büküp itaat etmişizdir. O'na din olarak vaz ettiğinden başka türlü ibadet etmeyiz. O'nunla beraber başkasına da tapmayız.) 84. ayetin açıklaması budur.
85. ayette Allah-u Teâlâ İslam'dan başka her dinin batıl olduğunu ve İslam'dan başka bir din arayandan, bulduğu o dinin hiçbir halde kabul edilmeyeceğini ve ahirette büyük bir kayba uğrayacağını açıklıyor: "Kim İslam'dan başka bir din ararsa[215] bilsin ki (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kıyamet gününde kaybedenlerden olacaktır." Ve bu, apaçık bir kayıptır.[216]
Sonuç
1- Allah Teâlâ'nın peygamberlerine indirdiğinin bazısına inanıp bazısını inkâr eden kulun imanı iman olmadığı gibi, peygamberlerin bazısına İnanıp bazısını inkâr eden kulun imanı da iman değildir.
2- İslam, Allah Teâlâ'ya boyun büküp teslim olmaktır. Hem İslam olup hem de Allah'ın peygamberleri ve onlara indirdiği vahiy arasında ayrım yapmak birbirine zıt şeylerdir.
3- Gönderilişinden itibaren İslâm dini ve Muhammed (s.a.v.) ümmeti dışındaki dinler ve ümmetlikler bâtıldır.
86- İman ettikten ve Rasulü'nün hak olduğunu gördükten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkar eden bir kavme Allah nasıl yol gösterir? Allah zalim kavmi doğru yola iletmez...
87- İşte onların cezası: Allah'ın, meleklerin ve bütün insan-ların laneti onların üzerindedir.
88- O (lanet)in içinde ebedi kalacaklardır.Onlardan azab hafifletilmeyecek ve onlara asla bakılmayacaktır.
89- Ancak ondan sonra, tevbe edip uslananlar başka. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.[217]
Sözlük
Allah zalim bir kavme nasıl hidayet nasip etsin? Kendileri dayeti istemezse Allah kimseyi zorlamaz ki.Deliller. Peygamberlerin mucizelerinden ve Kur'an'ın itikad ve amelde gerçeği açıklayan ayetlerinden deliller. Zalimler. Ayrılmaz özellikleri olacak derecede zulümde haddi aşıp ileri gidenler.Allah'ın laneti. Allah'ın onları her hayırdan uzaklaştırması.Meleklerin ve insanların laneti ise, onların hayırlardan uzaklaştırılmalarına dair beddua etmeleri.Onlara mühlet verilmez. Erteleyip azab etmede acele etmedi, . anlamına kullanılan manasına. (Yani ne azabları hafifletilecektir, ne de azaba ara verilecektir.)İslah ettiler. Kendilerinden ve başkalarından bozduklarını düzelttiler.[218]
Açıklama
İlâhi kelâm, her ne kadar, İslâm'dan çıktıktan sonra yeniden dönüp müslüman olarak İslâm'ı güzelce yaşayan bir Ensari'yi de alıyorsa da ehl-i kitab'a [219]dairdir. Allah Teâlâ, bütün bu kişiler hakkında şöyle buyuruyor: "İman ettikten sonra inkâr eden bir kavme Allah nasıl hidayet eder?" Yahudiler İsa'yı (a.s) inkâr etmiş Muhammed peygamberin hak olduğunu görmüşlerdir. Peygamberliğinin doğruluğuna ve getirdiği hak dinin sıhhatine dair kendilerine deliller gelmiştir. Allah ise kullan hakkındaki tavrı gereği, zulümde ileri gitmekle haddi aşıp, zulüm adeta, karakterlerinden karakteri haline dönüşmüş kimselere hidayet vermez. Onun için durumu böyle olanın hidayete ermesi, imkansız olmasa da gayet uzaktır. Sonra Allah-u Teâlâ, tehdit ederek onlar hakkında şöyle haber veriyor: "İşte onların cezası: Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir." "Onda (yani cehennem azabını gerektiren o lanette) ebedi kalacaklardır." "Onlardan azab hafifletilmeyecek ve süre de tanınmayacaktır." Mazeret beyan etmelerine fırsat verilmeyecektir veya azapları da hafifletilmeyecektir. Yine de, tevbeleri imkansız olmadığından ve Allah Teâlâ kullarının tevbelerini sevip kabul ettiğinden, günahları ne olursa olsun kullarına rahmet kapısını açarak: "Ancak ondan sonra (kâfirlikten ve zulümden) tevbe [220]edenler ve (nefislerini imanla, salih amelle) ıslah edenler başka. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir." Bu, Allah-u Teâlâ'dan, günahlarını bağışlayacağına ve cennete girmeleri için merhamet edeceğine bir söz verme gibidir.[221]
Sonuç
1- Şer ve fesada ya da zulüm ve inkâra dalmak, kulu tevbeden gevşe-tir [222]Bunun için, kula -bir günah işlediğinde- hemen tevbe etmek ve tevbeyle ara-sma girmesinden korkarak o günahı ısrarla sürdürmemek gerekir.
2- Tevbe, usûlüne uygun olduğunda ve şartları yerine getirildiğinde makbuldür. Günahtan hemen vazgeçmek, işlendiği için pişman olmak tevbe ettiği günahı yeniden işlememeye kesin niyet etmek ve yaptığı kötülükten tamiri mümkün olanı tamir etmek, tevbenin esaslarından ve de şartlanndandır.
90- Onlar ki, inandıktan sonra inkar ettiler, sonra inkarları arttı, onların tevbeleri kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar sapıkların ta kendileridir.
91- İnkar edip kafir olarak ölenler, dünya dolusu altın fidye vermiş olsa dahi, hiçbirinden kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır. Ve onların hiçbir yardımcıları yoktur.[223]
Sözlük
KafirlerAllah-u Teâlâ'yi inkâr, Rasûlü'nü ve getirdiği din ve şeriatı yalanlama.İmanlarından sonra. Müslüman olduktan sonra kâfirliğe döndüler. İslam'dan vazgeçip küfre daldılar.Sapıklar. Hidayet yolunu şaşırmışlar, sapıtmışlar. -Yeryüzü doluşunca. Kendisi için cehenneme karşı fidye olarak takdim etse.[224]
Açıklama
İlâhi kelâm, burada özellikle yahudilik demek olan ehl-i kitab konusuna devam ediyor. Allah-u Teâlâ, iman ettikten sonra kâfir olduklarını, Musa'ya ve Tevrat'a inandıktan sonra İsa'yı ve İncil'i inkâr ettiklerini haber veriyor. Sonra, Muhammed'i (s.av.) ve Kur'an'ı inkâr etmekle kâfirlikleri artmıştır[225]
(azıtmıştır). Artık tevbeleri kabul edilmeyecektir. Ancak Muhammed'e ve Kur'an'a inanarak tevbe ederlerse, başka... Fakat her ikisini de inkârda ısrarlıdırlar. O halde inkârda ısrar etmelerine rağmen tevbeleri nasıl kabul edilebilir? Bunun için Allah-u Teâlâ, onların sapıklıkta en ileri mesafelere ulaşmış sapıklar olduklarını, durumu böyle olan kimselerinse ne tevbe edebileceğini ne de tevbesinin kabul edilebileceğini bildiriyor. Nihayet akıbetlerini açıklıyor: "İnkâr edip kâfir olarak ölenler, dünya dolusu altını fidye vermiş olsalar dahi tevbeleri kabul edilmeyecektir." O günde, (-hesap günü- gerçi olmayacak, ama var olduğunu sayalım bir an için) şayet onlardan birisinin dünya dolusu altını olsa da Allah'ın azabına karşılık ondan fidye olarak kabul edilse, verirdi. Ama boşuna![226] O gün, mal mülkün ve çoluk çocuğun fayda vermeyeceği bir gündür! Ama Rabbine şirkten ve şüpheden ve diğer manevi kalp hastalıklarından temiz bir kalple gelen kimse, Allah Teâlâ'nın izniyle cehennemden kurtulup cennete girecektir.[227]
Sonuç
1- Allah'ın; kafirliğe, zulme veya fasiklığa dalıp öylece ölüp giden kimse hakkındaki tutumu, tevbesini kabul etmemektir.
2- Kâfir olarak ölenin kıyamet günü kurtulması sözkonusu değildir.
3- Kıyamet günü herhangi bir kimsenin fidyesi kabul edilmeyecektir. Zaten o günde hiç kimsenin fidye verme şansı yoktur.
92- Sevdiğiniz şeylerden (Allah için) harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz. Harcadığınız (her) şeyi Allah mutlaka bilir?Asla ulaşamazsınız. Elde edip kazanamayacaksınız.Her türlü hayrı kapsayan bir kelimedir. Burada, sevab yani cennet anlamına gelir.
Tasadduk ettiniz, sadaka verdiniz.Kendiniz için sevdiğiniz ve sizce sahip olduğunuz en iyi mal-dan. Yani, sevdiklerinizden sadaka vermedikçe.Bir şeyden. Az olsun, çok olsun.Muhakkak ki Allah onu bilir. Bilmesinin gereği, sizi çokluğuna veya azlığına göre ödüllendirir.[228]
Açıklama
Allah Teâlâ, kendilinin iyiliğine [229] ve cehennemden kurtarma, cennete koyma lütfuna istekli mü'min kullarına en hoş, en nefis ve en sevdikleri mallarından tasadduk etmedikçe Rablerinin arzu ettikleri iyiliğini elde edemeyeceklerini bildiriyor. Sonra mallarının en iyisini tasadduk ettiklerini bileceğini ve kendilerini ona göre ödüllendireceğini haber veriyor. Böylece onlara tasadduk etmeyi sevdirip teşvik ediyor.
Bir gün Ebû Talha gelip şöyle dedi: Ya Rasûlüllah, Allah-u Teâlâ "Sevdiğiniz şeylerden (Allah için) harcamadıkça iyiliğe eremezsiniz. [230] buyuruyor. Benim en sevdiğim malım hurma bahçesidir. O'nu, Allah gönlüne nasıl ilham ediyorsa öyle kullan!" dedi. Allah Rasûlü "Kârlı bir mal (yatırım) veya gözde bir mal (yatırım)." buyurdu. "Onu akrabaların arasında paylaştır!" Ebu Talha da hurma bahçesini akrabaları Hassan b. Sabit'le Übeyy b. Ka'b (r. a.) arasında paylaştırdı.[231]
Sonuç
1- Mü'minin hayır yapması, onu cennete götürür.
2- Kul, Allah'ın bjrr'ine ve katındaki âhiret nimetine en sevdiği mallarını infak etmedikçe erişemez.
3- İyilik, az olsun çok olsun, Allah rızası için yapıldıkça Allah katında boşa gitmez.
93- Tevrat indirilmeden önce, İsrail'in (Hz. Yakub'un unvanı) kendisine haram kıldığı şeyler dışında, İsrailoğullarına
bütün yiyecekler helaldi. De ki; Doğru iseniz Tevrat'ı getirip okuyun.
94- Artık bundan sonra da kim Allah'a yalan uydurup iftira ederse, işte onlar zalimlerdir.
95- De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse dosdoğru Allah'ı birleyici olarak İbrahim dinine uyun. O, puta tapanlardan değildi.
96- Doğrusu insanlara (mabed) olarak ilk kurulan ev, Mekke 'de olan (Kabe) 'dir. Alemlere uğur, bereket ve hidayet kaynağı olarak kurulmuştur.
97- Onda açık açık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Yoluna gücü yeten herkesin o Ev'e (gidip) haccetmesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır. Kim inkar ederse, şüphesiz Allah bütün alemlerden ganidir (zengindir, kimseye muhtaç değildir).[232]
Sözlük
Yiyecek türlerinden her birine taam denir.Helâl. Ondan haramın düğümü çözüldüğü için helâl denmiştir. İsrailoğullari. Lâkabı İsrail olan Yakub'un 12 (onikİ) çocuğundan bugüne dek gelmiş torunları. Haram etti. Yasakladı, engelledi.Tevrat; Ahd-i Atik. İsrail'in neslinden Musa'ya (a.s) indirdiği kitab.Onu okuyun. İddianızın doğrusu eğrisi açığa çıksın diye ileri gelenlere okuyun. Uydurup, düzüp söyledi. İftira etti.İbrahim'in dini; İbrahim'in milleti. Emir buyurduğu şekilde Allah'a ibadet edip, şirki ve bid'atleri atmak. Şirki bırakıp tevhide yönelmiş. Mekke.Alemler için. Bütün insanlara ve cinlere. İbrahim Makamı.[233]Delillerden bir delil. Kabe'yi yapımı esnasında İbrahim'in (a.s) üzerinde durduğu taş.Kim oraya girerse. Kabe'nin etrafındaki malum sınırlara sahip hareme giren. Emin olarak. Canından ve malından korkmadan. Hacc. Tavaf ve diğer gerekleri eda etmek için Kabe'ye gitmek. Yol. Maksat, Kabe'ye gitmeye ve hac şartlarını yerine getirmeye gücü yetmektir.[234]
Açıklama
İlâhi kelâm, Ehl-i kitab'a karşı delil getirmeye devam ediyor. Bir yahudi, Hz. Peygamber'e (s.a.v.): "Onun dininde haram olan deve etini yediğin ve sütünü içtiğin halde nasıl İbrahim'in dini üzere olduğunu iddia edersin?" demişti. Allah-u Teâlâ bu yalan iddiaya şu sözüyle cevap verdi: İsrailoğullarına her yiyecek helaldi. İsrailoğulları, İsrail lakabına sahip Yakub'un soyudur. İbrahim'in dinince onlara, İsrail Yakub'un özellikle kendine haram kıldıkları dışında haram kılınmış bir şey yoktur. Onlar da (kendine haram kıldığı) adadığı bir adak sonucu (yemediği) deve eti ve sütü idi. Yakub (a.s) izdırap veren bir hastalığa [235]tutulmuştu da Allah-u Teâlâ'ya, eğer şifa verirse en sevdiği yiyecek ve içeceği terk etmeyi adamıştı.[236] Deve eti ve sütü en sevdiği yiyecek ve içecekti. Bunları Allah (rızası) için terk etti.) Bu, şu ayetin manasıdır: "İsrail'in kendisine haram kıldığı şeyler dışında, İsrailoğullarına bütün yiyecekler helâldi." Tevrat inmeden önce... Çünkü Tevrat, Musa'ya, İbrahim ve Yakup'tan birkaç yüzyıl sonra inmiştir. Öyleyse İbrahim'in deve eti yemediğini ve deve sütü İçmediğini nasıl iddia edersiniz? Hadi Tevrat'ı getirip okuyun bakalım! Allah-u Teâlâ'nın yahudilere haram kıldığı şeylerin sadece zulüm ve haksızlıklarından dolayı haram kıldıkları olduğunu göreceksiniz. Sadece birkaç çeşit yiyeceği haram kılmıştı. O da İbrahim'den ve akup asırlar sonra idi: "Yahudilerin zulmünden dolayı, kendilerine helâl kılınmış tv miz ve hoş şeyleri haram kıldık."[237]"Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram ettik. Sığır ve koyunun da yağlarını (iç yağı) onlara haram kıldık. [238]"Tevrat'ı getirip okumaları istenince şaşırdılar, yapamadılar. Böylece Allah Rasûlü'nün eline onlar aleyhine bir delil geçmiş oldu. Allah-u Teâlâ'nın İbrahim'e de, İsrailoğullarma da İsrail'in kendisine haram kıldığı deve eti ve sütü hariç Tevrat'ın inişinden sonrakilerden başka hiçbir yiyecek ve içeceği haram kılmadığı şeklinde delil konduktan sonra Allah'a karşı iftirada bulunan kimseler, işte onlar hem Allah-u Teâlâ'ya, hem de insanlara karşı yalan söylemeleri sebebiyle zalim kimselerdir. Buradan hareketle Cenab-ı Hakk, Elçisine şöyle demesini emretti: Allah-u Teâlâ hem Rasûlü'nün (s.a.v.) hem de kendisinin haber verdiği konularda doğru söylemiştir; o Allah'tan gelen bir gerçektir. O halde ey yahudi topluluğu, Hanif olan ve asla müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine uyun. Üç ayetin (93, 94, 95) kapsamı budur.Allah-u Teâlâ'nın: "Doğrusu insanlara (mabed olarak) kurulan ev, âlemlere uğur, bereket ve hidayet kaynağı olarak (kurulmuş olan) Mekke'de (ev)dir." Bu ayet, "Mescid-i Aksa'ya, yönelsinler diye insanlar için konulmuş ilk kıbledir. Muhammed ve ashabı Kabe'ye yönelmek için ondan niye vazgeçiyorlar? Halbuki Kabe daha sonra yapılmıştır." diyen yahudilere cevapür.[239] Allah-u Teâlâ, insanlar için kurulan ilk mabedin, Mescid-i Aksa değil Kabe olduğunu; ona dünya devam ettikçe devam edecek bir kutsallık ve bereket verdiğini, dolayısıyla ziyaret ederek, haccederek, tavaf ederek ona dokunan herkesin bu bereketi bulacağını ve ondan pay alacağını bildiriyor. Yine bildiriyor ki, Kabe'yi insanlar için hidayet kaynağı kılmıştır. Mü'minler hac ve umre için gelirler de böylece çeşitli sevap ve hidayet kazanırlar. Dünyanın doğusunda ve batısında namaz kılanlar, namazlarında buraya yönelirler. Bunda sevap kazanmaya dair doğru yolu bulma vardır. Allah'ı anmak ve O'na yaklaşmak ise en büyük hidayettir. Allah-u Teâlâ'nın, "Onda açık açık deliller..." sözü şunu belirtiyor: Kâbe-i Muazzama'da açık deliller vardır; Makam-ı İbrahim de o delillerdendir. O, Kabe'yi yaptığı sırada İbrahim'in üzerinde durduğu kayadır. Kayalardan bir kaya, sıradan bir taş olduğu halde, üzerinde Hz. İbrahim'in ayak izleri kalmıştır. Zemzem, Hicr mevkii, Safa ve Merve'de delillerdendir. Diğer yerlerin tamamı da delildir. Ve oraya girenin tam güvende olup Allah'tan başkasından korkmaması da delillerdendir: "Ona giren güvene erer."[240]Bu öyle bir güvendir ki, Araplar koyu cehalet ve sınırsız karışıklık ve başıboşluk içinde yaşıyorken, Allah onların gönlüne Kabe'ye saygı, kutsallık, hacc veya umre yapmak için giren herkesin güvende olması gerektiği, hissini koydu. "Yoluna gücü yeten herkesini [241]o eve (gidip) haccetmesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır." Allah-u Teâlâ, Kabe'yi ve oradaki bereket, hidayet ve ayetleri zikredince kendisine ve Rasûlü'ne inanmış kullarına, sözkonusu hayrı, bereketi ve hidayeti elde etsinler diye Kabe'yi haccetmeyi mecbur tuttu: "... insanlar üzerinde Allah'ın hakkıdır." Bu arada herhangi bir hastalık, korku veya yolculuk için ve yoluculuk sırasında kendisine ve geride bıraktığı ailesine harcamak için az parası olmak sebebiyle haccetmekten ve umre yapmaktan aciz olanları istisna etti.Allah-u Teâlâ'nın ayetin sonundaki: "Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden zengindir." sözü, şu anlamda bir haberdir: Zikredilen açık belge ve delillerden sonra kim Allah'ı, Rasûlü'nü ve Kabe'yi haccetmeyi inkâr ederse, ancak kendisine zarar verir. Allah-u Teâlâya ise hiçbir zarar veremez. Nasıl verebilsin ki, kullarına hâkim ve hepsinden müstağnidir (muhtaç değildir.)[242]
Sonuç
1- İlahi şeri'atlerde nesih (iptal edip değiştirme) vardır. Allah-u Teâlâ, yahudilere kendilerine helâl olan bazı şeyleri haram kılmıştır.
2- Yahudilere ait, "İbrahim'e deve eti ve sütü haramdı." sözünün bâtıl olduğu ortaya konmuştur.
3- Yahudilerin meydan okuyup Muhamnıedin (s.a.v.) getirdiği hakkı reddetmekten âciz kalışlanyla, Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliği (insanlar için) kanıtlanmıştır.
4- Kabe, Mescid-i Aksa'dan öncedir ve Kabe, tavaf edilerek ibâdet edilmek için kurulmuş ilk mâbeddir.
5- Kabe'yi haccederek ve umre yaparak sözkonusu bereketi aramak meşrudur.
6- Kendisini engelleyecek bir engel bulunmayan kimsenin hemen[243] haccetmesi farzdır.
7- Gücü yetip ve başka bîr engel yokken küçümseyip haccı terk eden kimsenin kafir olduğuna işaret edilmiştir[244]
98- De ki: "Ey Kitab ehli, Allah yaptıklarınızı görüp dururken Allah'ın ayetlerini niye inkar ediyorsunuz?
99- De ki: "Ey Kitab ehli, gerçeği gör(üp bildiğiniz halde, niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yellenerek mü'minleri Al-lah yolundan çevirmeye çalışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.[245]
Sözlük
inkâr. Küfür.Allah'ın ayetleri. Allah-u Teâlâ'nın Kur'an'da indirdiği, Mu-.f* hammed'in (s.a.v.) peygamberliğini açıklayan delil ve beyandır. Tevrat ve İncil'de İndirdiği, Hz. Peygamber'in (s.a.v.), ona iman etmeyi ve getirdiği hak din -ki İslam'dır- üzere ona uymayı gerektiren sıfat ve nitelikleridir.Yaptıklarınıza şahittir. Yaptıklarınızı bilmektedir.[246]O Yaptığı-nız inkâr, kötülük ve bozgunculuktur.Allah yolundan alıkoyuyorsunuz. Sizden ve Arapların iman et-mislerinden (bazı) insanları, sahibini iki cihan saadetinegötüren Allah yolu İslâm'dan çeviriyorsunuz. Onu bozmak istiyorsunuz. Haktan ve hidayetten çıkarmak için Allah yolunda, yolcunun yolu şaşıracağı eğrilik arıyorsunuz. Bunu tahrif ve saptırmakla yapıyorsunuz. Ve siz şahitler olduğunuz halde. Sizler, İslâm'ın hak, ve müs-lümanları saptırıp yoldan çıkarma arzunuzun ise kâfirlik ve bâtıl olduğunu bilginizle görüyorsunuz.[247]
Açıklama
Allah-u Teâlâ, kitab ehlinin yaymak istediği şüpheleri bertaraf ettikten sonra, Rasûlü'ne, kafirliklerini şöyle kınamasını buyuruyor: Ey kitab ehli, Mu-hammed (s.a) Peygamberin peygamberliğini ve İslam dinini ispat eden Allah-u Teâlâ'ya ait delil ve belgeleri niye inkâr ediyorsunuz? Hem Kur'an, hem Tevrat, hem de İncil'in getirmiş olduğu o delil ve belgeleri... Allah (c.c) kâfirliğinizi bilmektedir. Cezasından korkmuyor, azabından ürkmüyor musunuz?!
Aüah-u Teâlâ, Rasûlü'ne (s.a.v.), mü'minleri türlü hile ve saptırmalarla İslâm'dan çevirmelerini ayıplayıp kınayarak şöyle demesini de: Ey kitab ehli [248]ey ilk ilim ehli, niye İslâm'da eğrilik olmasını dileyerek, aralarında şüphe ve vehim çıkarmak suretiyle müslümanları Allah'ın yolu olan İslâm'dan çeviriyorsunuz? Halbuki İslâm'ın gerçek ve peygamberi Muhammed'in (s.a.v.) doğru olduğunu tam anlamıyla bilmektesiniz. Allah'tan korkmuyor musunuz? Tuzağınızdan ve hilenizden gafil olmayıp, bütün kötü davranış ve düşüncelerinizden haberdarken, Allah-u Teâlâ'dan ürkmüyor musunuz?[249]
Sonuç
1- Kitab ehlinden, hakkı önceden bilip de sonra kıskanarak isyan ve inkâr edip kâfir olanların inkâr ve zulümleri ne kadar çirkindir!Çünkü onlar, hakkı bile bile inkâr etmektedirler.
2- İnsanları, çeşitli hilelerle, türlü yalan ve kandırmacayla İslâm'dan çevirmek haramdır küfürdür. İslâm'ın aleyhine yapılan propagandaların hepisi bu türden olan küfür çeşitleridir.
3- Allah-u Teâlâ, kullarının hayır ve şer, bütün emellerini bilir ve fazlıyla ve adaletiyle onlara amellerinin karşılığını verecektir. Bu, Allah-u Teâlâ'nın kullarına bir vaadidir.
100- Ey iman edenler,Kitab verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kafir yaparlar.
101- Size Allah'ın ayetleri okunmakta ve O'nun elçisi de aranızda iken nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'a sarılırsa muhakkak ki o, doğru yola iletilmiştir.
102- Ey iman edenler, Allah'tan O'na yaraşır biçimde korkun ve sadece müslümanlar olarak ölün!
103- Ve topluca Allah'ın ipine yapışın, ayrılmayın, Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah kalplerinizi kaynaştırdı, O'nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz da Allah sizi ondan kurtardı. Allah ayetlerini böyle açıklıyor ki, yola gelesiniz?[250]
Sözlük
Gurup. İslam'a ve mü.si umanlara tuzak kurmaya çalışan İslâm düşmanlarından bir grup.[251] Sizi döndürürler, iman ettikten sonra inkâra döndürürler. Nasıl inkar ediyorsunuz. Buradaki soru üslubu gerçek soru için değil inkar etme olayını reddetmek içindir. Allah'ın ayetleri. Kur'an-ı Kerim ayetleri.Sımsıkı yapışıyor.
Hakkıyla sakınma. O'nun emrini yerine getirmekte ve yasağından kaçınmakta varını yoğunu sarfederek korkması. )l Allah'ın ipi. Kur'an ve İslâm. Ki, müslümanın Rabb'iyle irtibatını sağlayan bağdır. Bir şeyi diğerine bağlayan her şey sebep ve iptir.Kalplerinin arasını ısındırdı. iman kardeşliği üzere bir arayagetirdi; ayrılıktan ve nefretten sonra gönüllerini uzlaştirdı. Kenarında, yamacında. Orada duran dikkatli olmazsa içine düşebilir.
Sizi ondan kurtardı. İslam'a yönelterek, ateşten kurtardı..,[252]
Açıklama
Allah-u Teâlâ, yahudileri mü'minleri kandırmalarından, tuzak kurmalarından ve saptırmalarından dolayı kınayıp, bundan dolayı tehdit ettikten sonra, saptıran yahudilerin ağına düşmekten sakınmaları için mü'minlere seslendi: "Ey iman edenler, kitab verilenlerden bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra (onlar) sizi döndürüp kâfir yaparlar."
Şöyle olmuştu: Evs ve Hazrec kabilelerinden bir grup, Allah-u Teâlâ'nın hidayet ettiği, İslâm'ın bereketiyle sevgi ve samimiyet dolu bir mecliste oturuyorlardı. Yahudi Şas b. Kays yanlarından geçti de, bu samimiyet ve sevgi ona acı verip üzdü. Çünkü daha önce yahudiler, komşuları Evs ve Hazrec'ten -aralarındaki yıkım ve tahribattan dolayı- korkmaktan uzak yaşıyorlardı. Şas,yahudi bir gence, onlara Bu'as Savaşım hatırlatmasını emretti. O genç aralarına girip, konuşmayı bu savaş üzerine getirdi- Hemen kendi kabilesini övüp, öbürünü yeren, karşılıklı şiirler okudular. Aralarında kabilecilik duygusu uyanıp kabardı. Savaşmaya niyetlenecek kadar sövdüler, saydılar. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v.) yanlarına gelip Allah'ı ve aralarında bulunuşunu (kendini) hatırlatarak yatıştırdı da kötülük kayboldu ve şu ayet indi: "Ey iman edenler, kitab verilenlerden bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar." Bu şekilde Allah (c.c), müslümanları, hilebaz yahudi ve hristiyanların tuzağından sakındırdı ve iman ettikten sonra kâfir olmalarını, olmaması gereken hayret verici bir şaşkınlık olarak kötüledi. Durumuna hayret ettirerek yaptıkları davranışı inkar etti. Namazda v.s. şeylerde sabah akşam Allah'ın ayetleri size okunup dururken ve Allah'ın Rasûlü,[253]rehberlik ederek, müjdeleyip korkutarak aranızda bulunuyorken nasıl kâfir olursunuz?!Sonra Allah, dinine sarılıp', mutluluk ve olgunluk yoluna girenlere müjdeledi: "Kim Allah'a..." yani kitabına ve peygamberinin sünnetine "... sarılırsa, muhakkak ki o doğru yola iletilmiştir." Sonra Allah-u Teâlâ, imanı hatırlatmak için onlara rnü'minler [254] unvanıyla yine seslenip varlarını yoklarını Allah'tan sakınmaya (takva) harcamalarını emretti. Ki bu, Allah'ın emirlerine sarılıp, yasaklarından kaçınmak suretiyle, tam anlamıyla itaat etmekle olur. Değiştirmeden bozmadan müslüman olarak ölünceye dek Allah'ın dininde sebat etmeye de teşvik etti: "Ey inananlar, Allah'tan O'na yaraşır biçimde [255] korkun. Ve ancak müslümanlar olarak ölün?"Allah (c.c.) inanç ve yaşayış itibariyle İslâm'a yapışmalarını emretti; ayrılık ve anlaşmazlığı yasakladı ve iman ve İslam'a ermelerinin meyvesi olan uzlaşma ve sevgi nimetini hatırlamayı tavsiye etti.Birbirini kesecek düşmanlar haline geldikten sonra gönüllerini uzlaştırdi da sayesinde sevişip yardımlaşan kardeşlere dönüştüler. Nitekim Allah'ın onları imana hidayet etme nimetinden önce ölseydiler ebedi cehenneme gideceklerdi.Nimet verip cehennemden kurtardığı gibi, hidayet yolunu gösteren ve bu yolda sebat edip, kendilerini olgunlaştırmaları için kurtuluşa çağıran ayetlerini şöylece sürdürmekte Yüce Allah: "Ve topluca Allah'ın ipine yapışın, ayrılmayın. [256] Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmandınız da (Allah) gönüllerinizi uzlaştırdı ve O'nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz... Siz ateşten bir çukurun (veya cehennem çukurunun) kenarında bulunuyordunuz, (Allah) sizi ondan kurtardı. Allah size ayetlerini[257] böyle açıklıyor ki, yola gelesiniz."[258]
Sonuç
1- Yahudi ve hristiyan bilginlerinin çoğuna, nasihatlerini, yönlendirmelerini ve müslümana işaret ettikleri şeyleri kabul ederek uymak, müslümanı farkına varsın varmasın inkâra götürür. Onun için onlardan tam anlamıyla uzaklaşmak gerekir.
2- İnkârdan ve cehennemden korunmak, Allah'ın Kitabına ve Rasûlül-lah'ın (s.a.v.) sünnetine sarılmakla olur. Kitaba ve sünnete sarılan kimse sapıtmaz.
3- İslâm'ı bütünüyle kabul etmek, inanç ve hükümlerine sarılmak, kaymaktan ve sapıtmaktan, hayatın sonunda da helâktan ve hüsrana uğramaktan güvenli olmaktır.
4- İslâm dinine sımsıkı sarılmak farz, ayrılmak ve ihtilâfa düşmek ise haramdır. [259]
5- Allah'a ve Rasûlü'ne (s.a.v.) itaat ederek şükretmek için nimetleri hatırlamak farzdır.
6- Şirk ve isyan üzere olmak, cehennemin kenarında durmaktır. Kim bu halde ölürse, Allah'ın karan ve hükmü ile derhal cehenneme düşer.
104- İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden kötülükten meneden bir topluluk olsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
105- Kendilerine açık deliller geldikten sonra ayrılığa düşüp ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte onlar, (evet) onlar için (kıyamet günü) büyük bir azab vardır.
106- O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara "İnanmanızdan sonra inkar ettiniz ha! Öyleyse inkar etmenize karşılık azabı tadın." (denilecektir).
107- Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmeti içindedirler., (cennet'te) Orada ebedi kalacaklardır.
108- İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Bunları sana gerçek olarak okuyoruz. Allah âlemlere zulmetmek istemez.
109- Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır, bütün işler Allah'a döndürülür.[260]
Sözlük
Ümmet. Din bağıyla bağlı olan insanlar. Burada ümmettenmaksat, mücahidler ve iyiliği emredip kötülüğü nehyeden heyetleridir.11 Hayır. İslâm ve insana dünyada olsun ahirette olsun faydalıolan iman ve salih amel. Uygun olan. Dinin tanıdığı, bireye ya da topluma faydasından dolayı emrettiği her şey.Kötü olan. Marufun (iyiliğin) zıddı, bireye veya topluma zararından ve bozuculuğundan dolayı dinin yasakladığı.Ayrımcılık yapanlar. Yahudi [261] ve hıristiyan Ehl-i Kitab.Yüzlerin beyazlaştığı gün. Kıyamet günü.[262](Allah'ın rahmetinde. Burada, rahmetullah cennettir. Allah bizi cennetliklerden eylesin. Amin.Bunlar, sana okuduğumuz, hakk olan ve içinde asla batıl bulunmayan Allah'ın ayetleridir.İşler Allah'a varır da istediği gibi muhakeme eder, fazlıyla ve ' adaletiyle dilediği gibi hükmeder.[263]
Açıklama
* Cenab-ı Hakk, mü'min kullarına kendisinden sakınmalarını (takva) ve dinine sarılmalarını emrettikten; ayrılığı ve düşmanlığı yasakladıktan; itaat ederek şükretsinler diye nimetlerini hatırlamaya özendirdikten sonra, onlara bu ayette (104), aralarından İslâm'a çağıran bir cemaat bulunmasını emretti. Bunu, İslâm'ı kavimlere ve kabilelere arzedip müslüman olmaya davet ederek yaparlar. Tabii İslam diyarında ve müslümanlar arasında iyiliği emredip kötülüğü de yasaklarlar. Allah-u Teâlâ onlara hitaben: "İçinizden[264] olsun." Sizden olsun, yani hayra -İslam'a- davet eden, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir grup bulunması gerekir. Onlara, bu farzı yerine getiren ümmetin dünya ve âhiret mutluluğunu kazanmış olduğunu müjdele. De ki: İşte onlar, nardan ve cehennemden kurtulmayı, iyilerle birlikte cennete girmeyi hakedip kurtuluşa ermiş kimselerdir.
105, 106 ve 107. ayetlerde ise siyasette tefrikaya, fırkalara, gruplara ve dinde anlaşmazlığa düşmekte kitab ehlinin yoluna girip onlar gibi helak olmalarını yasakladı: "Kendilerine açık deliller geldikten sonra ayrılığa düşüp ihtilaf edenler gibi olmayın..." Allah'ın yasalarını bilip tanımak tefrika ve ayrılık[265] sebebi olmamalıdır. Bunlar birlik ve birleşme vasıtasıdır. İbret alıp ihtilafa ve tefrikaya düşmesinler diye, onlara kitab ehlinden ihtilaf edenlerin cezasmı bildirdi: İşte onlar için miktarı takdir edilemeyecek, niceliği tanınamayacak kadar büyük bir azab vardır... Bu büyük azaba çarptırılacakları zamanı da haber verdi: Kitab ve sünneti yaşayan, birleşip bütünleşmiş müttefik mü'minlerin yüzünün parladiğı, bid'atleri ve nefsi arzularını yerine getiren ayrılığa düşmüş kâfirlerin yüzünün ise karardığı kıyamet günü. "O gün bazı yüzler ağarır bazı yüzler kararır..."[266]Her iki grubun aldığı karşılığı da açıkladı: Durumun korkunçluğuna dair gördüklerinin kötülüğünden yüzleri kararanlara başlarına kakılarak ve azarlanarak denilir ki: "İnanmanızdan sonra inkâr ettiniz ha!" Çünkü halleri böyle olanların yüzleri budur. Öyleyse Allah'ı ve yasalarını inkar etmenize karşılık, tadın azabı!Yüzleri ağaranlar ise, Rablerinİn huzurunda, durumlarında korkuya yer yoktur. "Allah'ın rahmeti içindedirler. Orada ebedi kalacaklardır."108. ayette ise Allah Teâlâ, peygamberi Muhammed'i (s.a.v.), doğrudan kendisine hitab ve vahyetmekle şereflendirdi: "İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir. Bunları sana gerçek olarak okuyoruz."[267]Bunlar, Allah'ın hidayet ve hayır kapsayan âyetleridir. Onları sana şek ve şüphe olmayan bir gerçek olarak okuyoruz. Tebliğ et ve onlarla bize çağır! Sana uyan kurtulmuş, aldırış etmeyen mahvolmuştur. Allah insanlara zulmetmek istemez. Ancak bildirip uyardıktan sonra azab eder.
109. ayette Allah-u Teâlâ yaratılış, tasarruf ve tedbir itibariyle göklerin ve yerin mülkünün (sahipliğinin) kendisine ait olduğunu, işlerin kendine döneceğini; iyilik yapana iyilikle, kötülük yapana kötülükle karşılık vereceğini, haber veriyor.[268]
Sonuç
1- Müslümanlar arasından toplumları ve grupları İslam'a çağıracak, onlara İslam'ı arz edecek ve bu konuda savaşırlarsa savaşacak bir grubun bulunması farzdır. Tüm müslüman şehir ve köylerinde emr-i maruf nehy-İ münker heyetlerinin olması da farzdır (farz-ı kifaye).
2- Müslümanlar arasında ayrılık ve Allah'ın dininde anlaşmazlık haramdır.
3- Bİd'atçiler ve nefislerine uyanlar, kıyamet meydanında yüzlerinin kararmasından tanınırlar.
4- Ehl-i sünnet ve'1-cemaat, inanç ve ibadet olarak Rasûlüllah (s.a.v.) ve ashabının hali üzere yaşayanlardır. Kıyamet günü yüzlerinin ağarmasından tanınırlar.
5- Allah Rasulü'nün (s.a.v.) Rabbi katındaki değeri vurgulanmış, peygamberliği ilan edilmiş ve ona iman edip, getirdiğine uyanların şerefi açıklanmıştır.
6- İşler, dünyada da, ahirette de Allah'a varacaktır. Akıllı kullar, kendileri için Allah katında, O'na iman ettiklerine ve Lâ ilahe illallah Muhammedür Rasulullah (s.a) şehâdetini gerçekleştirerek O'na tevhid üzere taptıklarına dair bir vesika edinmelidirler.
110- Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten menedersiniz ve Allah'a inanırsınız. Eğer Kitab ehli inanmış olsaydı, elbette kendileri için iyi olurdu. Onlardan inananlar da var ama çokları yoldan çıkmışlardır.
111- Size eziyetten başka bir zarar vermezler. Sizinle savaşsalar bile, size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.
112- Nerede olsalar, onlara alçaklık (damgası) vurulmuştur (ezilmeye mahkumdurlar). Meğer ki Allah'ın ahdine ve insanların ahdine sığınmış olsunlar. Allah'ın gazabına uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Böyle oldu, çünkü onlar Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar. Haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Ve çünkü onlar isyan etmişlerdi, haddi aşıyorlardı.[269]
Sözlük
Hayırlı ümmet oldunuz. Yeryüzünde var olan en hayulı ümmet oldunuz. cuayiı İnsanlar için çıkartılan. İnsanları hidayete erdirmek ve faydalı olmak için yaratılmış ve ortaya çıkarılmış.Birazcık zarar.Size arkalarını dönerler. Bozularak size arkalarını, yani sırtlarını dönerek savaştan kaçarlar.Üzerlerine zillet vuruldu. Alçaklık kendilerini kuşatmış ve ayrılmamacasına yapışmıştır.Allah'ın gazabiyla döndüler. Kafirlikteki ve kötülük işlemekteki uzun yolculuklarından Allah'ın gazabını kazanarak dönmüş lerdir.Bunun sebebi, çünkü onlar yapışan alçaklık, miskinlik; Allah'ın gazabıyla dönüşleri ve onu izleyen azaba işarettir. Bi-enne-hüm'deki "ba" sebebiyyedir. Yani yaptıkları şu, şu ve miskinlik -ki fakirlik ve yoksulluk içinde ezilmektir- sebebiyle... Ölçüyü aşanlar. İ'tida, zulüm, şer ve fesadda haddi aşmaktır.[270]
Açıklama
Allah-u Teâlâ, mü'minlere kendinden sakınmalarım ve ipine yapışmalarını emredip, onlar da yapınca; içlerinden İslâm'a çağıran, iyiliği emredip kötülüğü engelleyen bir cemaat oluşturmalarını emretti. Onlar da bu emre uyunca, kendilerini büyük bir hayırla andı: "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz." Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) onlara dediği gibi: "Siz insanlar için insanların en hayırlısısınız." Bulundukları durum sebebiyle onları, en hayırlı ümmet olarak niteledi. İyiliği, yani İslam'ı ve Peygamberin (s.a.v.) getirdiği hidayete erdirici hükümleri ve İyilikleri emreder, kâfirliği ve şirki günahları ve kötülüklerini engelleyip, Allah'a iman edersiniz. Allah'ın iman edilmesini emrettiği meleklere, kitaplara, peygamberlere, kıyamet günü dirilmeye ve kadere de iman edersiniz.Sonra Allah-u Teâlâ, kitab ehlini, Allah'ın azabından kurtaran doğru imana davet etti; Şayet kitab ehli, Muhammed Peygambere (s.a.v.) ve getirdiği İslâm'a iman etseydiler, onlar için iddia ettikleri yalancı iman davasından daha hayırlı olurdu. Allah-u Teâlâ, aralarından Abdullah b. Selâm ve kardeşi, Sa'lebe b. Said ve kardeşi gibi imanlarında sadık mü'minler çıktığını çoğunun ise Kitablarındaki inanç ve hükümlere göre amel etmeyen fasıklar olduğunu haber verdi. Söz konusu hükümlerden biri, Allah Teâlâ'nın ümmi peygambere iman etmelerini ve getirdiği İslam üzere ona uymalarını emredişidir.Sonra mü'minlere, kitab ehlinin fasıklarının, batılı dinletmek ve yalan söylemek gibi birazcık sıkıntıdan başka zarar veremeyeceğini bildirdi. Şayet savaşırlarsa, kitab ehlinin, mü'minler karşısında bozgun uğrayacaklarını ve iki taraf arasında olacak her savaşta Müslümanlara galip geleceğini de bildirdi.112. ayette haber verdiği gibi, nerede olurlarsa olsunlar Allah-u Teâlâ onlara alçaklık ve fakirlik damgasını vurmuştur [271]Ve hangi ülkede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ipi olan İslam'a girişin dışında bu zillet onların yakalarını bırakmayacaktır. Allah-u Teâlâ, inatlarından ve kâfirliklerinden Allah'ın gazabını ve o gazabı izleyen "meskenet" diye dile getirilmiş miskinlik hali olan dünya azabını ve ahiretteki cehennem azabını kazanarak döneceklerini haber verdiği gibi, cezalandırıhş sebeplerini de zikretti: Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri, sürekli isyanda bulunmaları ve kesintisiz taşkınlıkları. "Ve çünkü onlar isyan etmişlerdi, haddi aşıyorlardı."[272]
Sonuç
1- Muhammed ümmetinin hayırlilığı ispat edilmiştir. Hadiste de: "Siz yetmiş ümmeti tamamlıyorsunuz. Siz, bu yetmişin, Allah nazarında en hayırlısı ve en değerlisisinİz."[273]
2- Muhammed ümmetinin hayırlı oluş sebebi açıklanmıştır: Allah'a iman, cihad, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır.[274]
3- Allah-u Teâlâ Muhammed ümmetine -İslam'a sarıldıkça- aralarında olacak herhangi bir savaşta yahudilere galip gelmeyi vâdetti.
4- Kur'an'a tabi olmadıkları sürece, nerede olurlarsa olsun yahudilerin alçaklık ve zilletin kurtulamayacaklarını haber vermektedir.
5- Yahudilerin alçaklık ve yoksulluk içinde bulunmasına sebep olan günahları açıklanmıştır: sürekli inkâr, peygamberleri haksız yere öldürmek ve dinin hudutlarını aşmak.
113- Ama hepsi bir
değildir. Kitablılar içinde,
114- Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emre-der, kötülükten men ederler, hayır işlerine koşuşurlar. İste onlar iyilerdendir.
115- Yaptıkları hiçbir iyilik inkar edilmeyecektir. Şüphesiz Allah (günahlardan) korunanları bilmektedir*[275]
Sözlük
Eşit değildirler.Ayakta duran ümmet. İmanda ve salih amelde sebat ederek ayakta duran bir cemaat.Allah'ın ayetlerini okurlar. Kur'an okuyarak.Gece saatlerinde.Secde ederler. Namaz kılarlar.Hayırda yarışırlar. Geçip gitmesinden korkarak hayır işlerinekoşuşurlar.İnkâr edilmeyecek. İyilikleri yok sayılmayacaktır, aksine kabul edilecek ve karşılığında eksiksiz ödüllendirileceklerdir.[276]
Açıklama
AUah-u Teâlâ, kendilerine kitap verilenlerin hâlini, gerçek mü'min ve kâfir olarak iki gruba ayırarak zikrettikten sonra, burada, şu üç ayette (113,114, 115) kendilerine kitap verilenlerin aynı,[277] yani eşit durumda olmadığını belirtip, düzgün olanlarım övdü: "Ama hepsi aynı değildir. Kitablılar içinde... kıyamda duran bir topluluk da vardır. "[278]Yâni gerçek iman ve hak din üzere ibadet edenler -ki müslüman olanlardır- de vardır. Allah'ın ayetlerini okurlar, yatsı namazında ve teheccüd namazında (gece saatlerindeki namazlarında) Allah'ın ayetlerini okurlar. Secdeye kapanarak... Secde etmeleriyle övülmüşlerdir. Çünkü secde, Allah-u Teâlâ'ya en büyük boyun bükme göstergesidir. Allah-u Teâlâ samimi imanlarını ve sonra kendisine kulluk etmeye davet demek olan iyiliği emredişlerini de övmüştür. Allah-u Teâlâ'ya ortak koşmak, kendisini ve Rasûlü'nü İnkâr etmek anlamındaki kötülükten de men ederler: "... iyiliği emreder, kötülükten men ederler; hayır işlerinde yarışırlar." Fırsat elden çıkmadan önce hayır işlerine koşuştururlar. Hayır işleri, Allah'a yaklaşmaya vesile olan her doğru söz ve davranıştır. Allah-u Teâlâ doğru, salih oluşlarına şahitlik etti: "İşte onlar iyilerdendir."
Nihayet, 115. ayette yaptıkları doğru davranışların ve işledikleri hayırların, iyiliklerin reddedilmeyip, kabul edileceği ve karşılığında tam olarak ödüllendirilecekleri, ünkü itaatkâr insanlar oldukları, Allah'ın itaatkârları bildiği, dolayısıyla mükafatlarım zayi etmeyeceğini bildirmektedir.[279]
Sonuc
1- Hak yolda sebat ve itaata devam etmek bir fazilettir
2-
3- îman ve İslâm'a davet etmek farzdır.
4- Hayırlarda yarışmak ve İyiliklere koşuşturmak fazilettir.
5- Müslüman olup İslâm'ı güzelce yaşayan kitab ehlinden olan yahudi veya hfistiyan faziletli bir insandır. Buhari ve Müslim'de geçtiğine göre, Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Üç kişiye mükafatı ikişer defa verilir: Bunlardan biri de kitab ehlinden kendi peygamberine iman eden, Hz. Peyganı-ber'e yetişip, ona da iman eden, tâbi olup tasdik eden adama iki kat mükafat vardır."
116- O inkar edenler (yok mu), malları da evlatları da onlara Allah'a karşı bir fayda sağlamayacaktır. Onlar cehennem halkıdır. Orada ebedi kalacaklardır.
117- Bu dünya hayatında harcadıkları durumu, tıpkı dondurucu rüzgara benzer (ki), kendi kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinine vurdu da onu mahvetti. Allah onlara zulmetmedi fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.[280]
Sözlük
Kâfir oldular, Allah'ı, Rasûlünü, şeriatını ve dinini yalanladılar.Onlardan hiç bir şeyi gidermez. Kıyamet günü malları da, evlatları da onları Allah'ın azabından hiçbir şekilde kurtaramayacaktır. Çünkü o günde ne mal fayda verir, ne de evlat. Örnek. İslam çağrısını boşa çıkarmak için harcadıklarının ve sadaka verdiklerinin niteliği ve durumu. Rüzgar.[281] Ekini öldürüp mahveden çok soğuk rüzgar. Ekin. Tarla uğruna toprağın sürüldüğü, ekin. Kendi nefislerine zulmettiler. Kendi kendilerini şirkte, isyanlarla kirletip helâka ve hüsrana maruz bırakanlar.[282]
Açıklama
Allah-u Teâlâ kitab ehlinden mü'min olanların durumunu anlatıp, onları, kendilerine verdiği kemal sıfatlarıyla övdükten sonra, bu iki ayette, hidayete gelmek isteyen kimseler hak yolu kolay bulsun diye Kur'an'ın özendirme ve uyarma metodu üzere yahudiler, hıristiyanlar ve diğer müşriklere tehditlerini sıraladı: İnkâr edenler... Allah'ı ve Rasûlünü yalanlayıp iman etmeyenleri, ne malları ne de evlatları dünyada ve ahirette onları Allah-u Teâlâ'nın haklarında dilediği hiçbir şeyden kurtaramıyacaktır. Çünkü Allah (c.c) işinin üstesinden gelir. Aziz'dir, intikam sahibidir. "İşte onlar, orada ebedi kalacak olan cehennem halkıdır." Ayette, Allah'ın (c.c) onlar hakkında verdiği hüküm açıklanmaktadır: Bu, kâfirlikte ve sapıklıkta ileri gidenlerin, kötülüğe ve bozgunculuğa dalanların, sonsuza kadar cehennem halkı olacak olmasıdır. Övündükleri malları, güç alıp medet umdukları evlatları onlara fayda vermeyecektir. Çünkü kıyamet gününde, Allah'a selim bir kalple gelmek dışında, ne mal ne de evlâtlar fayda verir. Selim kalp, şüpheden, şirkten, kibirden, kendini beğenmişlikten ve münafıklıktan, arınmış kalp demektir. 116. ayetin kapsadıkları bunlardır.
117. ayette Cenab-ı
Hakk; kâfirlerin ye müşriklerin, dünyada ve ahirette faydalı olacağını
sandıkları harcama ve davranışlarının boşa gideceğine dâir bir m
Sonuç
1- Zulmedip Allah-u Teâlâ'nm intikamına mâruz kaldığında kişiye ne mal, ne de evlatları fayda verir.
2- Kâfirler cehennemliktir, orada kalmalarına kendi küfürlerinden dolayı hükmedilmiştir.
3- Salih ameller, şirkle ve kâfir olarak ölmekle boşa gider.
4- Zihinlerde daha iyi yer etsin diye, konuşurken örnekler vermek güzeldir.
118- Ey inananlar, mü'minlerden başkasını kendinize dost edinmeyin. Onlar sizi bozmaktan geri durmazlar, size sıkıntı verecek şeyleri isterler. Onların ağızlarından öfke taşmaktadır. Göğüslerinde gizledikleri kin ise daha büyüktür. Düşünürseniz biz size âyetleri açıkladık.
119- İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz. Halbuki onlar sizi sevmezler. Kitabın hepsine inanırsınız. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman "inandık" derler. Kendi başlarına kaldıklarında size karşı Öfkeden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden ölün! Şüphesiz Allah kalplerdekini bilir.
120- Size bir iyilik dokunsa bu, onları tasalandırır, size bir kötülük dokunsa ondan ötürü sevinirler. Eğer sabreder, Allah'tan korkarsanız, onların hilesi size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz Allah'ın bilgisi, onların yaptıklarını kuşatmıştır ne yapsalar bilir.[286]
Sözlük
Sırdaş.[287] İnsanlardan saklanan gizli bir işin açıklandığı kim-se. Sır saklayan ve özel arkadaş.
Kendinizden başkasını. Kâfirler ve kitab ehli gibi gayr-imüslimleri. Sadece sizinle yetinmezler. İşinizi bozmakta ellerinden geleni yaparlar."Din ve dünya işlerinizde bozukluk [288]Sıkıntıya düşmenizi isterler.Öfke açığa çıktı. Size olan Öfkeleri gözüküyor. Onlar.Kitab'ın tamamına.Öfkelerinin şiddetinden parmaklarını ısırırlar. Çünkü kızgınadam kızgınlığından genelde parmağını ısırır. Öfke ve şiddetli kızgınlıklarından bunu yaparlar.Zafer, desteklenme, güç ve iyilik gibi hayır türlerinden güzel bir şey.Kötülük. Bozgun, ölüm ve kıtlık gibi size kötülüğü dokunan şey.Size tuzak kurmaları, kötülük yapmaları.Yaptıklarını kuşatıcıdır. Bilerek, kadir olarak. Çünkü onlar,hükmü ve gücünün büyüklüğü altında bulunmaktadırlar.[289]
Açıklama
Allah-u Teâlâ, kafirlerin ahiretteki akıbetlerini haber vermişti ki bu karanlık akıbet kafirliklerinin ve zulümlerinin sonucudur. Bunun ardından, mü'minleri, kendilerinden başkalarıyla, özellikle mü'minler için içlerinde kin ve öfke taşıyan, müslümanların durumlarını bozmak için çalışmaktan geri durmayan; müslümanlan bİr-beraber, birbirine sevgi besleyip, müşriklere ve kâfirlere karşı güçlü, ve muzaffer görmekten kahrolan; müslümanları ayrılmış ve zayıf, yenilmiş görmekten sevinen kimselerle dostluk kurmaktan sakındırdı. "Ey..." Rab olarak Allah'a, din olarak İslam'a, peygamber ve elçi olarak Mu-hammed'e (s.a.v.) "... iman edenler..." kendi dışınızdaki[290], yahudiler, hıristi-yanlar, münafıklar ve müşrikler gibi dininizden olmayan bireyleri, damşaca-
ğınız, sırlarınıza ve işinizin aslına, ha' dar edeceğiniz "sırdaş, dost edinmeyin!"Allah-u Teâlâ onları tarif ederek şöyle diyor: "Onlar sizi bozmaktan geri durmazlar." Dini ve dünyevi işlerinizi bozmaktan geri durmazlar. "Size sıkıntı verecek şeyleri isterler." Sıkıntıya, düşmenizi isterler. Bu sebeple, si-ze işlerinizi bozacak, hayatınızda sıkıntılara ve darboğazlara sebebiyet verecek şeylerden başkasını tavsiye etmezler. "Ağızlarından öfke taşmaktadır. Göğüslerinde gizledikleri kin ise daha büyüktür." İşte şu sıkı-fıkı dost edinilmesi haram kılınmış düşmanların bir başka açık özelliği de, İslâm'a ve müslü-manlara düşmanlık kelimeleriyle ağızlarından öfke ve inkâr kusmalarıdır. Ayrıca kalplerinde gizledikleri Öfke ve kin ağızlarından kaçırdıkların-dan daha büyüktür.[291]
Tekrar Allah (c.c) mü'minleri iyice sakındırıyor: "Biz size..." ibret alasınız diye düşmanlarınızı, durumlarını ve özelliklerini belirtmekte olan "... ayetlerimizi açıkladık." size okunanları ve söylenenleri "... aklediyorsanız." Sonra Allah-u Teâlâ öğreterek, sakındırarak buyuruyor ki: Siz ey müslümanlar, onları seviyorsunuz ama onlar sîzi sevrrîiyorlar.Allah mü'minlerin içinde, aralarındaki maddi menfaat ilişkisinden bazı kâfirleri seven kimseler olduğundan haberdardı. Mü'min düşmanlarına bile merhamet ve şefkat gösterdiğinden, Allah bunu zikredip haber verdi ki gerçektir. "Kitabın hepsine inanırsınız." Halbuki onlar sizin kitabınıza inanmıyorlar. Onlarla aranızdaki farka bir bakın. Öyleyse onları nasıl dost sırdaş edinirsiniz?!Allah-u Teâlâ, münafıkların mü'minlerle karşılaştıklarında, "Biz de mü'miniz," dediklerini, ayrılıp kendi başlarına kaldıklarında ise, öfkelerinden parmaklarını ısıracak derecede mü'minleri anıp öfkelendiklerini haber verdi: "... Sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler. Kendi başlarına kaldıklarında size karşı öfkeden parmaklarını ısırırlar." Burada Rasûlü'ne, helak olmaları için beddua etmesini emretti: Ey Rasûlümüz, onlara şöyle de: "Öfkenizden ölün! Şüphesiz Allah göğüslerin içindekini bilir." Böylece, içlerinde tuttukları, gönüllerinde gizledikleri şeylerin perdesini açarak haber verdi. 118 ve 119. ayetin açıklaması budur.120. ayet, sırdaş edinilecek derecede sıkı-fıkı dost edinilmeleri yasaklanan kafirlerin psikolojik özelliğini açıklamaktadır: Müslümanları birlik ve beraberlik içinde hareket etmek, zafer kazanmak, sözü dinlenir, güçlü ve huzurlu olmak gibi güzel halde görmekten fenalaşıp içlerinin yanması; ayrılıklarını, ordularından birinin yenilgisini, durumlarının berbat bir hal alması gibi şeyleri görmekten sevinç ve coşku duymaları... İşte azılı düşman olmak ve buğz etmek budur. Böyleleri hiç dost edinilir mi? Vallahi, hayır! "Size bir iyilik dokun-sa<0 bu onları kahreder. Size bir kötülük dokunsa, ondan ötürü sevinirler."
Allah-u Teâlâ, bu kafirlerin korkunç ve müthiş özelliklerini böylece tanıtıp, mü'min kullarına onlardan korunmalarını söyledi: Eğer başınıza gelenlere sabreder ve emrine uyarak, yasağından kaçarak, kullarına davranışından ibret alarak Allah'tan korkarsanız, onların hilesi size zarar veremez. Çünkü Allah-u Teâlâ sizin dostunuzdur ve onların hareket tarzlarına ve diğer davranışlarına vakıftır, hepsini boşa çıkaracaktır. Ek cümledeki sözü bu anlamı belirtir: "Şüphesiz Allah'ın bilgisi onların yaptıklarını kuşatmıştır."[292]
Sonuç
1- Genel olarak kâfirlerden dost olarak danışman edinmek haramdır. İslâm devletinin sırlarını ve müslümanların düşmanlarından gizlediği işlerini diver kâfirlere bildirmek çok zararlı olduğundan haramdır.
2- Mü'minlerin kâfirlere merhamet edip, iyilik yaptığı açıklanmıştır.
3- Kâfirlerin psikolojik yapıları ve bunun onları müslümanlara karşı kötülük ve bozgunculuk dilemeye sevk edişi dile getirilmiştir.
4- Kâfirlerin hile ve tuzaklarından korunmak, onlara karşı sabırlı, dirençli, korkusuz olmak ve sonra da dinini yaşayarak, şeriatine sarılarak, O'na güvenerek, güçlenmek ve zafere ulaşmak için tavsiyelerini kabul ederek Allah'tan korkmakla mümkündür.
121- Hani sen,
122- Sizden iki takım, korkup bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah, kendilerinin dostu idi. İnananlar Allah'a güvensinler.
123- Allah size Bedir'de de yardım etmişti. Siz o zaman zayıftınız. O halde Allah'tan korkun ki şükredesiniz.[293]
Sözlük
Sabahleyin yola çıkışını hatırla.Ehlinden. Hanımı ve çocukları, ailesi içindir. Çünkü peygamberimiz (s.a.v.) evinden Uhud'a gitmek için cumartesi sabahı çıkmıştı. Müşriklerse oraya çarşamba günü gelmişlerdi.[294] Mü'minleri savaş meydanında uygun gördüğün yerlere yerleştiriyordun.İçine Medine'ye dönmek isteği doğmuştu ve oraya yönelmişti. İki grup. Ensardan, Selemeoğulları ile Hariseoğullan. Gevşediler. Rasûlüllah'i ve yanındakileri savaşta bırakarak yurtlarına dönmeye başladılar.Allah onların dostudur. İşlerini üstlenmişti ve yardımcılarıydı. Onun için savaşa girmeyi terk etmekten korudu. Savaşmaktan vazgeçtiler. Daha önce kararlı oldukları halde gevşediklerinden dolayı savaşı terkettiler.Bedirde. Bedir bir adamın adıdır. O mekan adını, o adamdan
almıştır. Çünkü orada bir su kuyusu vardı. Halen Medine-i Münevvere'den yaklaşık yüzelli km. uzaklıkta bir köydür.Peygamber Efendimizin yapmış olduğu Bedir savaşı da burada gerçekleşmiştir.
Ve siz zayıfsınız. Sayınızın ve silahlarınızın azlığından, düşmanın size olan üstünlüğünden dolayı siz o zaman zayıftınız.[295]
Açıklama
Allah-u Teâlâ mü'minleri, kâfirlerden ve münafıklardan sırdaş edinmekten sakındırıp, ne zaman sabreder ve Allah'tan korkarlarsa düşmanlarının tuzağının onlara hiçbir zarar veremeyeceğini bildirip, iki hallerini de hatırlattı: Birinde sabredip Allah'tan sakınmamışlardı da hezimete uğramışlardı. O Uhud savaşındaydı. İkincisi ise sabredip Allah'tan sakmmışlardı da zafere ulaşmış ve düşmanlarını hezimete uğratmışlardı. O da Bedir savaşındaydı.
"Hani sen
Burada maksat, sabırsızlıklarını ve takvayı Allah korkusunu terk edişlerini hatırlatmadır. Bu halde olunca, mü'minler en kötü bozguna uğramış, en-sar'dan yetmiş, muhacirlerden de 4 dört kişi şehid olmuş, Hz. peygamber'in (s.a.v.) başı yarılmış,[298] küçük azı dişi kırılmış ve amcası Hamza (r.a) şehid düşmüştü[299]
İkinci hal ise Bedir Savaşı'dır. Mü'minler orada sabretmiş ve bozgun sebeplerinden çekinmişler, Allah da onlara yardım edip verdiği sözü gerçekleştirmiştir. Çünkü sabredip, sakınmışlar; bu sayede yetmiş düşmanı öldürmüşler, yetmiş'ini esir almışlar ve bir çok ganimet elde etmişlerdir. "Nitekim Allah size Bedir'de de yardım etmişti. Siz o zaman zayıf idiniz."[300]Öyleyse itaat ederek Allah'tan sakının! buyurmaktadır. Düşmanlarınızı sırdaş, sıkı fıkı dost edinmeyi bırakmak da takvadandır. Ki böylece Allah'ın size verdiği nimetlere şükredenler olursunuz da Allah daha fazlasını verir. Allah-u Teâlâ bu halde yardım edişini hatırlattı. Çünkü iyiliktir. "Nitekim Allah size Bedir'de de yardım etmişti. Siz o zaman zayıf idiniz." Halbuki ilk halde, "Allah sizi Uhud'da hezimete uğratmıştı. Siz o zaman güçlü idiniz." demedi. Çünkü O, haya sahibidir ve bağışlayandır. Sadece savaşı hatırlatmakla yetindi. Zaten onlar, oradaki hezimetlerini ve hezimet sebeplerini -ki itaat yokluğu ve sabır azlığıdır- hatırlıyorlardı.[301]
Sonuç
1- Sabır ve Allah korkusu fazilettir. Bu ikisi, hayatta cihad donanımıdır.
2- İbret ve ders almak için nimetleri ve cezaları hatırlatmak güzeldir.
3- Allah-u Teâlâ'nın kula olan dostluğu, onu kötülükle karşılaşmaktan korur ve tehlikelerden uzak tutar.
4- Emirlerini işleyerek, yasaklarından kaçarak Allah-u Teala'dan sakınmak, kula farzdır.
124- O zaman sen müzminlere: "Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi yetmez mi?" diyordun.
125- Evet, sabreder, Allah'tan korkarsanız; onlar hemen şu dakikada üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı beşbin melekle yardım eder.
126- Allah bunu sırf size müjde olsun ve kalpleriniz yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi Allah kalındandır.
127- "İnkar edenlerden bir kısmını Öldürsün veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye size yardım eder.[302]
Sözlük
Size yetmezmi? Yeter, ihtiyacınızı giderir. Sizi desteklemesi. Sayıca ve silahça size Üstün düşmanlarınızla savaşmaya yardım etmeleri için meleklerle... Melekler. Allah'ın değerli, nurdan yaratılmış, O'nun emrine hiç karşı gelmeyen kulları. Evet; yeter. 1 Hemen, şu anda.
Tanıyacağınız alâmetlerle belirtilmiş. Sadece size müjde olarak.
Kalplerinizin huzur bulması, yatışması için. Duymuş olduğunuz endişelerden kurtulmanız ve rahatlamanız için. Düşman ordusundan bir bölük ölsün diye. Veya yardımsız bırakıp mahvetsin diye.
Geldikleri yere, umdukları zaferi kazan amadan, eli boş dönsünler diye.[303]
Açıklama
Ayetler, Allah Rasûlüne (s.a.v.) ve mü'minlere, Bedİr'deki sabır halinde verilen zaferi hatırlatmaya devam ediyor. "O zaman mü'minlere diyordun."[304] Savaşa girmek üzereyken Kürz b. Cabir el-Muhâribi'nin birlikte savaşmak için adamlarıyla müşriklere yardım edeceğini duymak ashabının zoruna gittiğinde, şöyle demiştin: "Rabbinizin, size, indirilmiş üçbin melekle yardım etmesi yetmez mi?" Evet, yeterdi. "... Sabreder ve Allah'tan korkarsamz, on-lar [305]hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz size..." kendilerine has özel belirti ve işaretlerle "nişaneli beş bin melekle yardım eder." Kürz, daha harekete geçmeden korkup savaşçılanyla Kureyş'e yardım etmekten vaz geçince, Allah-u Teâlâ Rasûlü'ne (s.a.v.) ve mü'minlere sözettiği meleklerleyardım etmedi. Savaşın başında yardım istemeleri üzerine imdat kuvveti olarak gönderdiği ilk bin meleğe ilave yapmadı. İmdat isteyişlerini şuradan biliyoruz: "Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da: "Ben size... bin melek ile yardım edeceğim." diyerek duanızı kabul buyurmuştu." [306]Bu bin melek inip mü'minlerle beraber savaşmıştır. Bu görülmüş ve kesin olarak anlaşılmıştır. Sonraki söz verme ise gerçekleşmemiştir. Çünkü yardım, Kürz'ün Kureyş'e yardıma gelmesine bağlı idi. Kürz yardıma gelemeyince, Allah-u Teâlâ da mü'minleri takviye etmedi. Allah sözkonusu imdat kuvvetini sadece nıü'min-lerin yaşıtması Kürz'ün savaşçılarıyla müşriklere yardım etmesi korkusundan kaynaklanan endişe ve heyecanlarının ortadan kalkması için "bir müjde olsun diye yaptı. Zafer, yalnız daima galip ve hikmet sahibi Allah kalındandır." Zaferi yerli yerince, hak eden sabırlı ve muttaki olanlara verir. "İnkâr edenlerden bir kısmını öldürsün..." (Gerçekten yetmiş müşrik öldürülmüştür.) "... veya perişan etsin de..." (belalarını verip rezil etsin de. Gerçekten yetmişi de esir alınmıştır, "eli boş olarak, ümit ettikleri zaferi gerçekleştiremeden "... dönüp gitsinler diye" size yardım eder.[307]
Sonuç
1- Müslümanların Uhud'da hezimete uğrayışlarının sebebi açıklanmıştır: Sabırsızları ve gevşeklik göstermeleri. Çünkü okçular, Allah Rasülü'nün (s.a.v.) emrine uymayıp, ganimet peşinde koşarak dağdan inmişlerdir. "Üç bin ve beş bin melekle takviye sözü Uhud'da idi." şeklindeki tefsire göre böyledir.[308] Bu söz verme, sabretme ve Allah'tan korkma şartına bağlıydı. Sa-bretmeyip gevşeklik gösterince, Allah, sözkonusu meleklerle yardım etmedi.
2- Sayıca çokluk ve güçlü donanım gibi sebeplere bağlı olsa da, zafer Allah'ın elindedir. Mmazluma yardım eder, zalimi yardımsız bırakır. Onun için asker toplamadan önce, evvela Allah-u Teâlâ'nın dostluğunu gerçekleştirmek gerekir. Dostluk da; imanla, sabırla, Allah'a ve Rasûlü'ne (s.a.v.) tam itaat etmekle, sonra Allah'a (c.c) güvenmekle gerçekleşir.
3- Meleklerin, Bedir'de Allah Rasülü'nün (s.a.v.) ashabıyla beraber gerçek anlamda savaştığı kesindir. Çünkü onlar, özel işaret ve alametleriyle süvari birlikleri kılığında inmişlerdir. Hiç kimse: "Bir melek bile milyonlarca
insanı mağlup etmeye yeterken, müşriklerle yapılan savaşa insan şeklinde [309]bîn meleğin katılımı nasıl makul olabilir? Halbuki müşrikler bin kişiyi geçmiyordu..." diyemez. Çünkü Allah ne kadar melekle yardım edeceğini daha iyi bilir. Her bir meleğin görevinin ne olduğunu da yine Allah'tan başka kimse bilemez. Dolayısıyla bin tane melek indirmeye ne gerek vardır gibi bilgisizce sözler söylemeye hiç gerek yoktur.
128- Sana o işten hiçbir şey düşmez. Sen sadece uyarıcısın. Allah ya tevbelerini kabul edip onları affeder ya da zalim olduklarından dolayı onlara azab eder.
129- Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah çok bağışlayan, çok
130- Ey iman edenler, kat kat faiz yemeyin. Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.
131- Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının.
132- Allah'a ve peygambere itaat edin ki, size de merhamet edilsin ![310]
Sözlük
İş. Burada, Allah'ın kafirlerin tevbesini kabul etmesi veya azab etmesi anlamındadır. Şey. Bilinip, bildirilen şeyler.Burada hatta, anlamınadır, Yani ya tevbelerini kabul ya da azab edinceye kadar bekle...Göklerde ne varsa Allah'ındır. Mülkiyet, varlıklar ve kullar o-larak. İstediği şekilde hareket eder, dilediği gibi karar verir. Faizi yemeyin. Sadece "yemek" anlamına değil. Aksine faizin her türlü kullanımı haramdır. İster yiyerek, ister içerek, isterse giyerek.Faiz.[311] Sözlük anlamı "artış""demektir. Faiz iki türlüdür: Riba el-fadl ve Riba en-nesi'e. Fadl: Altın, gümüş, buğday, arpa, hurma ve tuzda olur. Aynı cins (altınla altın veya buğdayla buğday) alım-satımda fazlalık haramdır. Nesi'e ise: Kişinin, belli bir süreye kadar borcu vardır. Süre dolar, borcunu ödemeye imkân bulamaz. Alacaklıya: "Biraz daha süre tanı ve borca ilâvede bulun!" der.
kat. Bu ifade faizin bir veya iki katı helaldir anlamına gelmez. Çünkü genel anlamın dışına çıkmıştır. Çünkü bin katı da, bir katı da haramdır. Cahiliyye döneminde borcu erteliyor ve ertelemeye karşılık borç katlanıncaya kadar ilâve ediyorlardı ve sonunda birkaç katına çıkıyordu.Kurtulursunuz. Azaptan kurtulup, Cennet'teki daimi nimeti kazanasmız.■ I Kafirler için hazırlandı. Allah'ı (c.c) ve Rasûlünü (s.a.v.) yalanlayanlar İçin yapılıp hazırlanmış.Umulur ki affolunursunuz. Acınıp, işlediğiniz suça karşılık azaba uğramamanız için. [312]
Açıklama
Sahih bir hadiste,[313]Hz. Peygamber (s.a.v.) bazı müşriklere azaba uğramaları için beddua etti. Uhud Savaşı'nda başı yarılıp, küçük azı dişi kırılınca: "Peygamberine bunu yapan bir toplum nasıl felah bulur?" dedi. Allah-u Teâlâ da: "Sana o işten hiçbir şey düşmez!" ayetini indirdi. Allah (c.c) tevbelerini kabul edinceye [314] veya zulümleri yüzünden azab edinceye kadar sabret! Çünkü zalimdirler. Göklerde ve yerde bulunanların mülkiyeti ve varlıkları Allah'ındır. Nasıl isterse öyle hareket eder, dilediğine karar verir. Azab ederse adaletinden, merhamet ederse lütfundandır. Tevbe edeni bağışlar, pişman olana merhamet eder. (128, 129) ayetin muhtevası budur.
130. ayet şunlardan söz eder: Allah-u Teâlâ, cahiliyyeden kurtulup İslam'a girmiş mü'min kullarına faiz yemeyi ve bütün faiz işlemlerini bırakmalarını emrediyor: "Ey..." Rab olarak Allah'a, dîn olarak İslam'a ve peygamber olarak Muhammed'e "... iman edenler, kat kat faiz yemeyin!" Çünkü birisi borçluysa ve vakti gelip ödeme imkanı bulamazsa, alacaklısına gelip: Borcumu ertele [315]ve ilave et! Ondan sonra 10 dirhemlik borç 20, 30 dirhem oluncaya kadar ikinci ve üçüncü defasında da böyle yapıyorlardı. "Kat kat"ın anlamı budur. Sonra Allah (c.c), kendinden korkmalarını emir buyurup kurtuluşa
131. ayette ise, AUah-u Teâlâ, mü'minlere kâfirler için hazırladı-ğı cehennemden sakınmalarını emretti. Orası, kâfirler için döşenip hazırlan-mıştır. Sakınmak ise, Allah'a (c.c) ve Rasûlüne (s.a.v.) itaat etmekle olur. "Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının!" Yani Allah'ı ve Rasûlü'nü inkar edenler için... İnkarcılar itaat edip salih amel işleyemezler. Çünkü inkar, ibadet ve itaate engeldir.
132. ayette Allah-u Teâlâ, mü'minlere, kendisine ve Rasûlüne itaat etmelerini emir buyurup, buna karşılık dünyada ve ahirette merhamet edeceğini vaadetti. Sanki Cenab-ı Hakk, Uhud'da Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) işaret ediyor. Bunlar, savunma noktalarını terkeden okçulardır. Bu hareketleri, mü'min-lerin en kötü bir biçimde hezimete uğramalarına sebep olmuştur. "Allah'a ve peygambere itaat edin ki merhamet edilin." Allah merhamet edip tevbelerinizi kabul buyurarak sizi bağışlasın ve cennetine, koysun diye itaat edin.[316]
Sonuç
1- Allah birdir ve herşeyin sahibidir. Yaratıklarından hiçbiri, izin verdiği hususlar hariç hiçbir hususta tasarruf edemez.
2- Tevbe kapısı açıktır. Kul tevbe etmedikçe Allah da ona hidayeti vermez, bu da azabı gerektirir.
3- Miktarı ne olursa olsun, faiz yemek kesinlikle haramdır.
4- Allah-u Teala'nın "... faiz yemeyin!" sözüyle yasakladığı cahiliyye adetlerinden olup, günümüzde de uygulanan faiz açıklanmıştır.
5- Dünya ve ahirette kurtuluş isteyene Allah'ın emirlerine göre yaşaması farzdır.
6- En küçük bir hayırla da olsa [317]cehennemden korunmak farzdır.
7- Bağışlanma ve cennete girme demek olan ilâhi merhameti kazanmak için Allah ve Rasûlü'ne itaat farzdır.
133- Rabbinizden bir bağışa ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, takva sahipleri için hazırlanmış bulunan cennete koşun!
134- O (takva sahibi ola)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfke(lerin)i yutkunurlar, insanları affederler. Allah da güzel davrananları sever.
135- Ve onlar bir kötülük yaptıkları ya da nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları da Allah'tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar bile bile yaptıklarında ısrar etmezler."
136- İşte onların mükafatı Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Çalışanların ecri ne güzeldir.[318]
Sözlük
Koşun. Yarışın.Mağfirete affa günahların görmezden gelinip, kulun, niye yaptın, diye hesaba çekilmemesidir. Burada, günahları terkedip çok istiğfar getirerek tevbeye koşmaktır. Hadiste: "Günah işleyip sonra abdest alarak ardından namaz kılıp Allah'tan bağışlanmasını dileyen bir kimse yoktur ki bağışlanmasın." diye geçer.Cennet. Saadet yurdu, ahİretteki nimetlerin mekanı. Döşenmiş, hazırlanmış. Cennet şu anda var olup, hazırlanmıştır.
Muttakiler; Allah'tan (c.c) korkup, bir farzı terkederek ve bir haramı çiğneyerek isyan etmeyen ve bir günah işlediklerinde hemen tevbe edenlerdir.Sevinç halinde; bolluk ve zenginlik halinde. Zararlı halde ve fakirlik durumunda.Öfkesini tutanlar. Öfke, kişinin kendine, haysiyetine veya malına gelen sıkıntıyla ortaya çıkan bir iç duygudur. Öfkeyi tutmak, yatışmak veya intikam almak için sövmek veya vurmak ve benzer şeylerle öfkeyi organlara taşımamak. Ve insanları affeden. Kötülük yapanı, gücü yetmesine rağmen hesaba çekmemek.Muhsinleri sever. Muhsinler; iyilik yapıp sözle veya davranışla kötülük yapmayanlardır. Zina ve büyük günahlar gibi çok çirkin davranış. Veya nefislerine zulmettiler. Bir farzı işleyerek veya bir haramı çiğneyerek, böylece kendilerini pisliğe bulaştırmamakla... Aksi, kendine zulümdür.Israr etmediler. [319]Tevbeye koşarlar. Çünkü ısrar, bir şeye bağlanmak demektir.Ve onlar biliyorlar. Faizin haram olduğunu biliyorlar,haram kılmanı yapmakla dine ters davrandıklarını bile bile... İyilik. Yapanların mükafatı ne güzeldir. İyilik işleyenlerin mükafatı. Cennettir, o da ne güzeldir.[320]
Açıklama
Allah (c.c) mü'minlere, faiz yemeyi yasaklayarak, hem faizi, hem de Allah'ın (c.c) azabını gerektiren diğer İsyanları bırakarak kendinden korkmalarım ve cehennemden korunmalarını emretti. Mü'minlerİ dünyada da, ahirette de merhamet edilmek için kendisine ve Rasulü'ne itaat etmeye çağırdı. İlk ayette (133) iki şeye koşmalarını emretti. Birincisi, samimi bir tevbeyle günahlarının bağışlanması. İkincisi, tarif ettiği cennete girmeleri: "Rabbinizden bir bağışa ve genişliği [321] göklerle yerler kadar olan, takva sahipleri için hazırlanmış cennete koşun!" Muttakiler için hazırlanıp döşenmiş. Cennete koşmak, girmeye sebep olan iman ve salih amele (güzel davranış) koşmaktır. Çünkü iman ve güzel davranış, ruhu temizler ve cennete girmeye lâyık kılar.
133. ayetin anlattıkları bunlardır. İkinci ve üçüncü ayetler ise (134, 135), esenlik ülkesi Cennet'in kendilerine hazırlandığı itaatkârların özel-liklerini anlatır: "... bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar..." Allah yolunda çokça harcama özellikleri vardır. Her halükârda; zenginlikte, fakirlikte, dar-lıkta, bollukta. "Öfkelerini yutarlar..."'[322]Yumuşak huylu ve kendilerine hakimdirler. "...İnsanları affederler..."[323] Başkalarının ufak tefek kusurlarından, büyüklük göstererek vazgeçer, bağışlarlar. Bu davranışları, açıkça bir İyiliktir. Buradan hareketle, kendilerine Allah-u Teâlâ'nın onları sevdiği müjdelendi: "Allah iyi davrananları sever." Bu, aynı zamanda iyi davranmaya ve hem sözde hem eylemde bundan ayrılmamaya teşviktir. "Ve onlar bir kötülük yaptıkları ya da nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler." Allah'ı devamlı zikredip, unutmama Özellikleri vardır. Bu sebeple, bir kötülük, büyük bir günah işlediklerinde veya büyük değilse de bir günah işleyerek kendi kendilerine zulmettiklerinde, Allah'ın (c.c), o yaptıklarına dair tehdidini ve yasağını hatırlarlar. Hemen tevbe ederler. Tev-be, günahtan el çekmek, yaptığına pişman olmak, o günahı bir daha işlememeye kesin karar vermek ve Allah'tan (c.c) bağışlamasını dilemektir. "Ve onlar bile bile yaptıklarında ısrar etmezler." [324]Israr etmeyiş özellikleri vardır. Bir farzı yapmamak veya bir haramı işlemek sonucu oluşan şeyin günah olduğunu bile bile günaha devam etmezler.
Dördüncü ayet ise (136), imanlarının, takvalarının ve Özellikleri olan şahsi olgunluklarının ve ruhi temizliklerinin ödülünü açıklar: Tüm günahlarının bağışlanması ve ebediyen kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlere girmek... Lütfü bol, çok çok veren Allah, onlara ödül olarak verdiği bağışlamayı ve daimî, yerli yerindeki nimetlere sahip cennette sonsuza kadar kalmayı övdü: "Çalışanların ecri ne güzeldir!"[325]
Sonuç
1- Tevbe etmekte acele etmek ve ertelememek farzdır. Dayanağı Allah'ın (c.c) ". koşun!" sözüdür.
2- Cennet çok geniştir [326]ve şimdiden yaratılmıştır. Dayanağı Allah'ın (c.c) " hazırlanmış.." sözüdür.
3- İman edip ameli salih işleyenler, hakkıyla cennetin sahipleridir.
4- Az da olsa, Allah yolunda hayrı devam ettirmek fazilettir.
5- Yatıştırmaya ve intikam almaya koşuşturmaksızın öfkeyi tutma hasleti fazilettir.
6- Şahsi konularda insanların, iyisini, kötüsünü affetmek fazilettir.
7- İstiğfar bağışlanmayı dileme ve günahta ısrar etmeme farzdır. Dayanağı yukarıda geçen ayet ve şu hadis v.b'dir: "Günde yetmiş defa işlese de, istiğfar eden kimseye günah işlemekte ısrarlı denmez." Tirmizi ve Ebu Da-vud. îbn Kesir, "hasen hadistir" der.
137- Sizden önce de Allah'ın kanunlaştırdığı nice olaylar gelip geçti. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcıların sonunun nasıl olduğunu görün.
138- Bu (Kur'an) insanlara bir açıklama, Allah'tan korkanlara yol gösterme ve öğüttür.
139- Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer gerçekten inanıyorsanız, mutlaka siz üstün geleceksiniz.
140- Eğer size Uhud'da bir yara dokundu ise, o topluluğa da Bedir1 de benzeri bir yara dokunmuştu. O günler... (evet) onları biz insanlar arasında çevirip duruyoruz (kah bir kavme, kah ötekine galibiyet veriyoruz. Bâzan bir topluma iyi veya kötü günler gösteriyoruz, bâzan ötekine). Allah, inananları ortaya çıkarsın, sizden şehidler edinsin diye (zamanı kah lehinize, kah aleyhinize çevirmektedir. Allah zâlimleri sevmez.
141- Ve inananları (günahlardan) temizlesin ve kafirleri mahvetsin diye (böylece günleri insanlar arasında çevirmektedir.)[327]
Sözlük
Geçmiştir. Sünnet'in çoğulu; sünnetler.[328]Bireyin veya cemaatin tuttuğu yol, usûl. Allah'ın yaratıklarına olan muamelesi (sünnetullah) ise, yaratıklarına uyguladığı kanunu.Yeryüzünde gezin. Emir, ibret almak için geçmişte helak olanların diyarlarına yönlendirmek ve vâkıf olmak amacınadır.Yalancıların sonu. İşlerinin acı sonu. Ad ve Semud gibi başlarina gelen yıkım ve tahribat.Bu insanlara bir açıklamadır. Âyetlerde anlatılanlar, insanlariçin hak yolu sapıklıktan ve bunlara bağlı olan kurtuluşu, zarara uğramaktan ayırdedecekleri bir açıklamadır.Nasihat. Mü'minin ders alıp kurtuluş yoluna gireceği hal.Gevşemeyin,Yara. Sıkıntı.Günler.[329]Allah'ın yaptığı hayır, şer; yüceltme alçaltma gibiicraatlar, l Şehidler.[330]Allah yolunda öldürülenler.Temizlemek. Ayirdetmek için. Mü'minleri, muhalif hareket etme kirlerinden ve günahların pisliklerinden temizlemek için.
Ve ortadan kaldırmak için. İnkar ve kâfirlik izlerini silip [331] gidermek için.[332]
Açıklama
Sabırsızlıkları ve komutanlığa karşı gereken itaati göstermemeleri sebebiyle bir kısım mü'minler gevşeklik gösterince, Allah-u Teâlâ, muttaki mü'minler için bir hidayet ve ders olarak kalsın diye anlaşılmaya matuf şu olayları da zikretti. Söze şöyle başladı: "Sizden önce de (Allah'ın kanun-laştırdığı) nice olaylar gelip geçti. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcılarm sonunun nasıl olduğunu görün!"[333] Allah-u Teâlâ, mü'minlere Ad, Semud, v.b. gibi önceki ümmetler hakkında geçen (kanunlarını) haber verdi. Onlara peygamberlerini göndermiş, hemen yalanlamışlardı. Allah-u Teâlâ da, haklarında hükmünü yerine getirmiş, yalanlayanları öldürmüş ve yalanlayan kavimlerinin sıkıntılarına uğradıktan sonra mü'minleri kurtarmıştır. Bugün de icraatı (sünnetullah) böyle olacaktır. Sizi kurtaracak, zafere ulaştıracak; düşmanınız olan yalanl ayıcı lan da yok edecektir. Şüphe ediyorsanız, dünyayı gezin ve yok edilenlerin kalıntılarını görün. Acı sonları nasılmış bakın. Bu âyetlerde anlatılanlar, insanlar için, hakkı bâtıldan, doğru yolu sapıklıktan ayıracakları bir açıklama; kurtuluş yoluna girecekleri bir hidâyet kaynağı; muttakilerin imanla, takvayla hazırlık yapmak için ders alacakları bir öğüttür. Ki hemen Allah'a ve Rasûlü'ne uyup, kurtuluşa ulaşsınlar. İşte 137. ve ikinci 138. ayetlerin muhtevası budur.
139. ve dördüncü 140. ayetlerde, Cenab-i Hakk, Uhud Sava-şı'nda verdikleri şehidler için başsağlığı diliyor: "Gevşemeyin..." Gevşeyip de cihaddan ve çalışmaktan geri durmayın. Kaybettiğiniz adamlarınıza da üzülmeyin. Siz üstünsünüz, düşmanlarınıza galip gelip, onlara karşı zafer kazanacaksınız. Geçmişte böyleydi, gelecekte de böyle olacaktır. Ama îman edip Allah'tan korkmanız (takva) şartıyla. Biliniz ki, ölerek veya yaralanarak, sizi gevşetmemesi ve cihadı sürdürmekten alıkoymaması gereken bir darbe yemişseniz,düşmanlarınız da benzer bir darbe Bedir'de yemişlerdi.Savaş böyledir, bir keresinde yener, diğerindeyse yenilebilirsiniz. Bu, Rabbinizin kânunlarından bir kânundur. İşte "O günleri biz, insanlar arasında çevirip duruyoruz." sözünün anlamı budur. Bu anlamlı başsağlığı dilemeden sonra, Allah-u Teâlâ mü'minlere bu büyük olayın sebebini ve bundaki sırrı açıkladı: "... Allah iman edenleri ortaya çıkarsın ve sizden şehidler edinsin diye (zamanı kâh lehinize, kâh aleyhinize çevirmektedir)." Bu acı olay sayesinde mü'minlerin imanını ortaya çıkarmak için. Gerçekten de münafıklar, başkanları büyük münafık Abdullah b. Übeyy b. Selül'ün liderliğinde yoldan dönmüş, mü'minlerse yürüyüşlerini sürdürerek savaşa girmişlerdir. Böylece imanları açığa çıktı ve mü'minlerden şehidler edindi. Yetmiş kadar şehid verdiler. Başta Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) amcası Hamza b. AbdülmuttaÜp ve Mus'ab b. Umeyr [334]olmak üzere, dördü muhacirlerdendi. Gerisi Ensar'dandı. Allah hepsinden razı olsun. "Ve inananları (günahlarından) temizlesin diye..." Uhud Savaşı'nda takdir buyurduğu cihad ve sıkıntıyı, mü'minleri günahlarından kurtarıp, tam anlamıyla safi (mü'min) olsunlar diye temizledi. Kâfirleri de, varlıklarına son vermekle mahvetti.
Bu ders, mü'minlere bundan sonrasında fayda verdi de peygamberlerinin itaatinden çıkmadılar. Böylece Arap Yarımadası'mn[335] her tarafından inkârın ve kâfirlerin kokusunu bile giderinceye kadar peşpeşe zaferler kazandılar.[336]
Sonuç
1- Hakka daveti yalanlayanların acı sonu, zarar-ziyan ve vebaldir.
2- Mü'min ve muttaki olanlar için, Kur'an ayetlerinde doğru yol, açıklama ve öğütler vardır.
3- Mü'minler, dünyada ve ahirette üstün olanlardır.
4- Hayat dönüşümlüdür, halden hale geçer. Bir ağlatır, bir güldürür. Mü'min bunları şükürle ve sabırla karşılar.
5- İmtihanlar ve belâlar, insanları pek çok açılardan; arındırır.[337]
142- Yoksa siz, Allah, içinizden cihâd edenleri sınayıp bilmeden, sabredenleri sınayıp bilmeden cennete gireceğinizi mi şükredenleri mükâfatlan dırac san-dınız?
143- Andolsun ki, siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzu-luyordunuz- İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
144- Muhammed, sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim Ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah 'a hiç bir ziyan veremez. Allah, aktır.
145- Allah'ın izni olmadan hiçbir kişi ölemez. (Ölüm), belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünyâ sevabını (menfaatini) isterse, kendisine ondan veririz; kim âhire t sevabını isterse, kendisine ondan veririz, şükredenleri mükâfatlandıracağız.[338]
Sözlük
Zannediyor musunuz? Böyle zannetmemelisiniz.' Allah imtihan etmeden. Cihad eden kim, etmeyen kim diye,
işin aslını denemeden.[339]Ondan önce geçti. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Görevlerini tebliğ ettiler ve Öldüler.[340]Ölse veya öldürülse. "Peygamber öldü" söylentisi yayılınca,"Hadi gelin kavmimizin dinine dönelim" diyenleri Allah-u Teâ-lâ ayıplıyor.Gerisin gerisi döndünüz. İslâm'dan kâfirliğe mi döneceksiniz? " Bağlılığınız şahıslara mı yoksa Allah'a mı?Belirlenmiş, yazılmış. Allah Teala, kulların ecellerini belli bir süreyle kayıtlı olarak takdir etmiştir. Ne bir an önce olur, ne de bir an sonra.Dünya sevabı. Hem niyete, hem de davranışa, ikisine birlikte verilen karşılığa sevab denir. Dünyanın sevabı, rızık, ahiretin-v, kİ ise Cennettir.
Şükredenler. İslâm'da sebat edenler. Sebatları Allah'a şükür sayılmıştır. Onları Ödüllendireceği şey, kalıcı nimetlere sahip Cennettir. Öldükten sonra alacaklardır.[341]
Açıklama
Ayetler, Uhud Savaşı'ru anlatmaya devam ediyor. Allah-u Teâîâ, kendilerini temizleyecek, iman dâvasında doğru ve yalancı olanlarını ortaya çıkaracak cihadla ve çeşitli sıkıntılarla denenmek s izin, sadece îmanları sayesinde cennete gireceklerini sandıkları için mü'minleri ayıpladı. Bu, aynı zamanda sabırlı insanlarla dinden dönen sabırsızları da ortaya çıkaracaktı. "Yoksa siz, Allah, İçinizden cihad edenleri sınayıp bilmeden, sabredenleri sınayıp bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?" Sonra Allah-u Teâlâ, Bedir Savaşı'nda bulunmayanların, Bedir'e katılanların elde ettiği ecri ve ganîmeti elde edebilmek için, Bedir'de bulunup ölmeyi dilediklerini hatırlatarak, sabırlarının azlığını ve hezimetlerini kınadı. Bedir'e katılmayanlar, günlerden bir gün kendilerine bir savaş nasip edilirse, güzelce çarpışacaklardı. Allah-u Teâlâ, Uhud Savaşı'nda onlara bu fırsatı verince, korktular, sabretmediler ve bozulup kaçtılar. "Andolsun ki, siz Ölümle karşılaşmadan önce, onu arzuluyor dunuz. İşte onu gördünüz ama bakıp duruyorsunuz."[342]O halde niye bozuldunuz ve kendinize vaadettiğiniz şeyi niye yerine getirmediniz? 142 ve 143. âyetlerin kapsamı budur.
144. ayet, Allah Rasulü'nün ashabını şiddetle kınamaktadır. Savaş kızışıp, onları geriden koruyan okçuların arka tarafı boşaltması sonucu mü'min-ler öldürülmeye başlanınca ve İbn Kami'e -Allah belasını versin- Rasûlüllah'm (s.a.v.) yüzüne bir taşla vurup yararak azı dişini kırıp, "Muhammed'i öldürdüm!" diye bağırınca müslümanlar dağılıp bozguna uğradılar. Aralarından birisi: "Allah Rasûlü ölmüşken niye savaşıyoruz?" dedi. Münafıklardan bazısı da: "İbn Übeyy'e haber yollayalım. Gelsin bize Ebu Süfyan'dan eman alsın. Babalarımızın dinine dönelim!" dedi. "Muhammed sadece bir peygamberdir. Ondan Önce de peygamberler gelip geçmiştir..."[343]O da diğer peygamberler gibi bir peygamberdir. Ondan önceki peygamberler ölmüştür. Öyleyse niye onun ölümünden dehşete kapılıyorsunuz? Bu kesin, gerçeği açıkladıktan sonra, savaşta, "Muhammed öldürüldüüü!..." diyen şeytanın bağırtısını duyup Medine'ye doğru firar eden o kimseleri şiddetle ayıpladı. Bu kaçanlardan, dinden çıktığını açıkça îlan edenler vardı. Onlar münafıklardı. "Şimdi o, ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesinin üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır." Bozguna uğrayan mürtedlerin ve münafıkların dinden çıkışlarını reddederek ayıpladı ve onlara dinden çıkanın veya çıkacak olanın, kendisine hiçbir zarar vermeyeceğini bildirdi. Çünkü Allah, onların imanına ve yardımına muhtaç değildir. İmanda, Rablerine ve Peygamberlerine (s.a.v.) itaatta sebat edenleri, Dünyada ve Âhirette en büyük ecirlerle ve en güzel sevaplarla ödüllendireceğini de haber verdi.
145. ayete gelelim. İki gerçeği ihtiva eder: Birincisi, insanın Ölümü, yaratanı ve sahibi olan Allah'ın iznine bağlıdır. Hiç kimse Allah'ın haberi olmadan ölmez. Ölüm meleği, Allah İzin vermeden bir insanın ruhunu alamaz. Bir diğer husus ise şudur: Her insanın, günü ve saati bir yana ölüm anma kadar vefat tarihi bellidir. Bu, özel bir Kitab'ta [344]mevcuttur. Hiçbir halde, bir insanın ecelinin bir an önce veya bir an sonra olması mümkün değildir. Bu, bilinmesi gereken bir gerçektir. Delili: "Allah'ın izni olmadan hiçbir kişi ölemez. Ölüm, belirli bir süreye göre yazılmıştır." âyetidir.İkinci gerçek de şudur: Allah adına savaşan kimse, eğer savaşına karşılık sadece dünya sevabı olan rızkı istiyorsa, Allah (c.c) ona takdir ettiği dünyalığı verecektir; ama ona ahiret nimetlerinden olan cennetten bir şey yoktur. Mü'min Allah rızasına ulaşmak için Dünya ve Ahiret nimetlerini istiyorsa Yüce Allah ona bu nimetleri verecektir. Çünkü Allah'ın razı olduğu tavır, hem dünya hem de Ahiret için çalışmaktır. Ayrıca Allah-u Teâlâ, şükredenleri hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın gönlünden geçirmediği şeylerle ödüllendirecektir. Allah'ın (c.c) şu sözü bu gerçeği belirtir: "Kim dünya sevabını isterse, kendisine ondan veririz, kim Ahiret sevabını isterse, ona da ondan veririz. Şükredenleri mükâfatlandıracağız."[345]
Sonuç
1- Dini yükümlülüklerle kullarını denemek, Allah'ın bir kanunudur.
2- Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliği, seçkin insanlığı ve her mü'min gibi öleceği açıklanmıştır.[346]
3- Cihad ve savaşa dalmak, kulun ecelini öne almaz. Cihaddan kaçmak da geciktirmez.
4- Amellerin sevabı, yapanların niyetine ve amaçlarının güzelliğine göredir.
5- îmanda, Allah'a ve RasÛlü'ne emirlerinde, yasaklarında itaat etmekte sebatkâr ve dirençli olmak gereklidir.
146- Nice peygamberler var ki, birçok salih kimselerle birlikte düşmana karşı çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zayıflık göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
147- Sadece şöyle diyorlardı: "Rabbimiz bizim günahlarımızı ve işimizde taşkınlığımızı bağışla, ayaklarımızı yolunda sağlam tut, kâfir topluma karşı bize yardım eyle!
148- Allah da onlara hem dünya karşılığını, hem de ahiret karşılığının en güzelini verdi. Çünkü Allah güzel davrananları sever.[347]
Sözlük
Peygamberlerden çoğu.Rabbaniler. Kendini Allah'a vermişler. Alimler, salihler, mut-
tâkiler, âbidler.Kendilerine gelen musibetlerden dolayı gevşemediler. Öldü- riilüp yaralanmaktan dolayı savaştan kaçıp, bozulmadılar.Boyun eğmediler, alçalmadılar. Düşmanlarına teslim olmadılar.İsraf. Orada durulması gereken hudutlara sahip işlerde haddi aşmak. Haram olan her şey Allah onlara Dünya sevabını vermiştir. Zafer ve ganimetlerden bahsetmiştir.Muhsinler. Niyetlerini giizelleştirerek, amellerini Allah'a tahsis eden ve amellerini güzelleştirerek nitelik, nicelik ve vakit konularında açıklandığı şekle uygun halde yerine getirenler.[348]
Açıklama
Ayetler, Uhud Savaşı'nda olanlardan söz etmeye devam ediyor. Burada da Allah-u Teâlâ, mü'minlere Önceki âyetlerdeki azarlamasını tamamlayıcı bir konuyu zikrediyor. Mü'minler sabırsızlık gösterdikleri, bozuldukları ve peygamberlerini savaşın ortasında tek başına bıraktıkları için azarlanmışlardı. Sonunda Peygamberin; "Bana doğru gelin ey Allah'ın kullan, bana doğru ey Allah'ın kullan!" diye seslenmesi üzerine bazı kimseler yanma dönmüştü. Allah-u Teâlâ, mü'minlere ders ve ibret olan şeyi haber vererek: "Nice peygamber var ki..." buyurdu. Geçmiş peygamberlerden nice peygamber vardır ki, beraberlerinde âlimlerden, muttakilerden ve sâlihlerden oluşmuş bir çok kimseler çarpıştı. Ama yılmadılar, gevşemediler ve ey mü'minler, bazılarınızın yapmaya niyetlendiği gibi düşmanlarına boyun eğmediler, alçalmadılar. Öldürülme ve yaralanma acılarına katlanarak peygamberleriyle birlikte savaşmaya devam ettiler. Allah da bunu kendilerine sevdirdi. Çünkü o, güzel davrananları sever."Nice peygamber var ki, kendileriyle beraber bir çok salih kimseler çarpıştılar da Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zayıflık göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever." 146. âyet bundan sözeder.147. âyette ise Allah-u Teâlâ, bu salih kimselerin Allah yolunda savaş sırasındaki durumlarını bildirdi: "Sadece şöyle diyorlardı: Rabbimiz, bizim günahlarımızı ve işimizde taşkınlığımızı bağışla, ayaklarımızı yolunda sağlam tut, kâfir topluma karşı bize yardım eyle!" [349]O Bu, şunu gerektiriyor: Sanki Allah-u Teâlâ, mü'minlere şöyle diyor: Niye siz de o salih kimseler gibi olup, onların söylediği güzel sözü söylemiyorsunuz? Bu dua, küçük ve büyük günahların bağışlanmasını dileyerek Cenab-ı Hakk'a boyun bükmektir. Sözko-nusu günahlar, çoğunlukla, hezimetlere ve tepetaklak olmaya sebep olur. O kendini Allah'a vermiş insanlar, şundan başka bir söz söylemediler: "Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizde taşkınlığımızı bağışla, ayaklarımızı yolunda sağlam tut ve kâfir topluma karşı bize yardım eyle!" Allah'tan günahlarının bağışlanmasını, kayba ve hezimete uğramamak için ayaklarını savaş alanında sağlam tutmasını ve hem Allah'ın hem de kendilerinin düşmanı olan kâfirler toplumuna karşı yardım etmesini istediler. Allah da dileklerini kabul edip istediklerini verdi: Dünya sevabı olan yardım ve dirençle, Ahiret sevabının en güzeli olan, üzerlerine yağdırdığı rızası. Muttaki 1 erin ve iyilerin yurdu olan Cennettedirler. Artık: "Allah da muttakilere hem Dünya karşılığını, hem de Ahiret karşılığının en güzelini verdi. Allah güzel davrananları sever."[350]
Sonuç
1- Salihlerin imânını, cihadını, sabrım ve güzel sözlerini örnek almaya özendirme vardır.
2- Sabır ve güzel davranış fazilettir. Çünkü Allah sabredenleri ve güzel davrananları sever.
3- Ah vah edip, pişman olarak, şöyle böyle olsaydı, gibi temenniler ye-ti) rine, belâ ve sıkıntı anında zikir ve dua ile birlikte gerekeni yapmak fazilettir. [351]Ah vah'tan daha kötüsü ise, hoşlanmayıp, sıkılıp ağlayarak bağırıp çağırmaktır.
4- Allah'ın cömertliği, sabırlı ve güzel davranan kullarının duasını kabulde ortaya çıkmıştır.
149- Ey iman edenler, eğer inkâr edenlere itaat ederseniz, sizi arkanıza; kâfirliğe çevirirler. O zaman büsbütün kaybedersiniz.
150- Hayır, Mevlânız Allah'tır (O'na itaat edin). O, yardımcıların en iyisidir.
151. Allah'ın kendilerine hiçbir güç (haklarında hiçbir delil) indirmediği şeyleri Allah'a ortak koştuklarından dolayı, inkâr e-denlerin kalblerine korku salacağız. Gidecekleri yer de cehennemdir. Zâlimlerin varacağı yer ne kötüdür.[352]
Sözlük
Eğer kâfirlere itaat ederseniz. Kâfirlere itâattan maksat, sözlerine kanıp, telkinlerine göre hareket etmektir. Sizi gerisin geri döndürürler. İmândan sonra kâfirliğe döndüTürler.Kaybedenler. Dünyada her türlü hayrı, kıyamet günü de kendinizi ve ailenizi kaybedersiniz.Bilakis dostunuz ve mevlânız Allah'tır. O, uyulacakların en hayırlısı ve uyulmaya en lâyık olandır.Korku. Hezimet ve hoşlanılmayan bir şeyin beklentisindenkaynaklanan şiddetli korku.Sığınacakları, konaklayacakları yer İkâmet yeri.Zâlimler. Buradaki zâlimlerden maksat, Allah'tan başkasına ' itaat eden, O'ndan gayrisine kulluk yapan müşriklerdir.[353]
Açıklama
Âyetler, Uhud Savaşını anlatmaya devam ediyor. Rivayet edilir ki, bir münafık, mü'minlerin Uhud'da hezimete uğradığını görünce, mü'minlere: "Dininize ve kardeşlerinize dönün artık. Muhammed peygamber olsaydı, sonuna kadar öldürülmezdi." dedi. Böylesine zor bir anda, böyle öneriler getirmek onun (münafığın) işidir. Mü'minlere yönelik ilâhi sesleniş bu önerileri açığa çıkarıvermistir. Allah, mü'minleri kâfirlere uymaktan sakındırıyor: "Ey îman edenler, eğer inkâr edenlere uyarsanız, sizi arkanıza (kâfirliğe) çevirirler. O zaman büsbütün kaybedersiniz!" Şüphesiz kâfirler, mü'minlere görünüşte nasihat, gerçekte aldatmaca ve kandırmaca olan bazı önerileri dile getirerek, kendilerine uymalarını istemişlerdi. Ne varki, Allah-u Teâlâ buna uymalarını yasakladı. Bu yasak, özel bir durum için inmişse de, müslümanlar hakkında dünya durdukça geçerlidir. Kitab ehli (hıristiyan ve yahudi) ve başkası olsun her türlü emir veya önerilerinde kâfirlere uymak helâl olamaz. Kim onlara u-yarsa, onu dininden uzaklaştırıp dinlerine çevirerek tepetaklak ederler. Yâni dünyasını da, âhiretini de -Allah korusun- kaybetmiş olarak göçer gider. 149.âyet bunları kapsar.150. âyet, Allah Teâlâ'ya itaat etme emrini bildirir. Çünkü buna hakkı olan sadece O'dur. Çünkü Rableri, dostları ve mevlâları olup itaat edilmeye lâyık olan yalnızca Allah'tır. "Hayır. Meviânız Allah'tır." Öyleyse O'na itaat edin, düşmanlarına değil. Şayet kâfirlere itaat ederek yardım istemek arzu-sundaysamz, Allah yardım edenlerin en iyisidir. O halde O'na uyarak O'ndan yardım isteyin! O size yardım eder.
151. âyet de şunlardan söz eder: Mü'minler Rablerinin emrini tutup kâfirlere itaat etmeyince, Cenab-ı Hakk onlara, kâfirlerin kalplerine korku [354]salacağını vaadediyor. Yâni onlara korku, kaygı ve ürküntü salınır da savaşıp galibiyete imkân bulursunuz. İşte sizin onlardan İstediğiniz yardım! Allah kâfirlere niye böyle yaptığını da açıklıyor: Onlar, Allah'a, taptıkları putları ortak koşmuşlardır. Halbuki Allah, o putlara tapılsın diye ne bir delil, ne de bir belge indirmiştir. "Allah'ın, kendilerine haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koştuklarından dolayı inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız." Ve son olarak "gidecekleri yer de cehennemdir." İkâmet yerleri orasıdır. Allah-u Teâlâ, cehennemde ikâmet etmeyi yerdi: "Zâlimlerin varacağı yer ne kötüdür!" Cehennem, zâlimler, (müşrikler) için ne kötü yerdir![355]
Sonuç
1- Seçme özgürlüğü olan bir ortamda [356]kâfirlere uymak haram olur.
2- Kâfirlere uymanın haram kılmışındaki sır, -Allah korusun- sonuçta dinden çıkmaya götürmesidir.
3- Kim, Allah'tan başkasından yardım isterse, Allah onu alçaltır.
4- Allah, mü'minlere düşmanlarının kalplerine korku saldıktan sonra yardım edeceğini de vaadetmiştir. Çünkü Ebu Süfyan, Uhud'dan ayrıldıktan sonra Medine'de kalan erkekleri de öldürmek için Medine'ye yürümeye niyetlenmişti. Kendi kendini böyle kışkırtmıştı. Sonra Allah gönlüne korku saldı da, Allah-u Teâlâ'nın takdiri ile o meseleden caydı.
5- İddia sahibinin delil getirmediği her iddia batıldır boştur. Delil, ayette "sultan" şeklinde tâbir edilmiştir. Çünkü delil sayesinde gerçek kesinleşir; hak sahibi hakkına delil vasıtasıyla ulaşır.
152- Kendi izniyle onları Öldürdüğünüz sürece Allah size yardım etme vaadini doğruladı, sözünü tuttu.Nihayet siz korktunuz, Allah size sevdiğiniz galibiyeti gösterdikten sonra savaş işinde birbirinizle çekiştiniz. Ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyâyı istiyordu, kiminiz âhireti istiyordu. Sonra Allah sizi denemek için onlardan geri çevirdi, yenilgiye uğrattı. Buna rağmen sizi bağışladı. Allah, müzminlere karşı çok lütuf kârdır.
153- Peygamber arkanızdan sizi çağırırken siz boyuna düşmandan uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size gam üstüne gam verdi ki, ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeye siniz. Allah yaptıklarınızı duymaktadır.[357]
Sözlük
Allah size verdiği
sözü gerçekleştirmiştir. Peygamber okçula- ra Şöyle demişti: "Yerlerinizde
durun. Yerinizde durmazsanız galip gelemeyiz."Onları öldürdüğünüz... Hass,
öldürmek demektir. Çünkü kişiöldürdüğü kimsenin hissini, duyusunu yok eder.
izniyle. Onlarla savaşmanıza izin vermekle ve bu konuda size yardım
etmekle.Gevşediniz. Savaştan yılıp korktunuz. Savaştan kaçarak yeryüzünde, yol
alıyordunuz. Başınızı çevirip hiç
kimseye bakmıyordunuz.Peygamber, size arkanızdan
sesleniyordu: "Bana gelin
Allah'ın kullan! Bana dönün Allah'ın kullan, dönün!"
diye.isyanınızı ve firarınızı gam üstüne gamla cezalandıracaktır. Kaybettikleriniz. Ganimetlerden elde
edemedikleriniz. Ne de size
Açıklama
Yine Uhud olayları. Az önce geçtiği üzere Allah, mü'minlere, kâfirlerin bütün öneri ve yönlendirmelerine uymalarını yasaklamıştı. Ve onlara kâfirlerin gönlüne korku salmayı vaadetmişti. O'na hamdolsun ki vaadini gerçekleştirdi. Ebu Süfyan, mü'minleri öldürüp, köklerini kazımak için Medine'ye dönmeye niyetlenmişti. Allah-u Teâlâ gerek onun, gerekse adamlarının kalbine bir korku saldı da Medine üzerine yeniden yürümekten vazgeçtiler ve Mekke'ye döndüler. Böylece Allah Rasûlü (s.a.v.) ve mü'minler de, Ebu Süfyan'la ordusuna rastlamadan Hamraulesed'den döndüler.Bu iki âyette, Allah-u Teâlâ, onlara verdiği nimeti bildiriyor. Çünkü va-âdettiği yardımı yapmıştır. "Şüphesiz Allah'ın, size verdiği sözü doğru çıktı. Hani onları Öldürüyordunuz..."[359]Olay şöyle olmuştu: Rasûlüllah (s.a.v.), otuz kişiden oluşan okçuları yerlerine yerleştirip, Abdullah b. Cübeyr'i komutan tayin edince, onlara durum ne olursa olsun yerlerini bırakmamalarını emretti: "Siz, düşmana ok atıp arkamızı koruyarak yerlerinizde kaldığınız sürece biz galip geliriz." buyurdu. Gerçekten, savaş başladı ve Allah onlara verdiği sözü tuttu. Müşrikler, herşeyi bırakıp sadece canlarını kurtararak önlerinden kaçtılar. Mü'minler ise, Allah'ın izniyle ve desteğiyle onları öldürüyorlardı. Okçular, müşriklerin bozguna uğradığını, mü'minlerin ganimet topladığını görünce: "İnsanlar ganimet toplarken burada durmamıza gerek yok. Hadi gelin, ganimet toplamak için savaş alanına İnelim." dediler. Komutanları Abdullah b. Cübeyr, Rasûlüllah'in (s.a.v.) emrini hatırlattı. Kendilerince yorumlayıp, ganîmet toplamak üzere harp sahasına indiler. Müşrik süvari birliğini Halid b. Velid komuta ediyordu. Az bir kısmı hâriç okçuların mevzilerini boşalttıklarını görünce, süvarileriyle saldırdı. Mevzilerini işgal edip orada kalanları öldürdü. Müslümanları arkadan ok yağmuruna tuttular. Bundan dolayı müslü-manlar arasında bir gürültü, kargaşa koptu. Müşrikler de olayı görüp geri döndüler. Müslümanlar, intikamcı okçular ile öfkeli müşrik savaşçılar arasında kalmakla, bir felâket yaşadılar. Mü'minlerden yetmiş kişi öldü. Aralarında Rasûlüllah'm (s.a.v.) amcası Hz. Hamza da vardı. Allah Rasûlü (s.a.v.) yüzünden yaralandı, azı dişi kırıldı. Şeytan; "Muhammed öldürüldü" diye bağırdı. Az bir bölümü hariç mü'minler harp meydanından kaçtı. Bu konuda Allah: "Nihayet siz bozulup korktunuz da savaş işinde birbirinizle çekiştiniz..." diyerek, okçuların, komutanları Abdullah b. Cübeyr'le tartışmalarına değiniyor. Abdullah, mevzilerini terketmemelerini söyleyip Allah Rasûlü'nün emrini hatırlatmıştı. Yanlış anladığını söyleyerek tartışmışlar, emre aykırı hareket ederek inmişlerdi. Tabii bu, kardeşlerinin galip geldiğini, düşmanlarımnsa hezimete uğradığını [360] gördükten sonra idi. Allah'ın şu sözü de bu anlama gelmektedir. Allah-u Teâlâ, savaş alanına ganimet toplamak için dönenleri; "Allah size sevdiğinizi (galibiyet) gösterdikten sonra isyan ettiniz. Kimimiz dünyayı istiyorduk [361] kiminiz ahireti..." Ahireti isteyenlerse, " Abdullah b. Cübeyr ve onunla beraber oracıkta şehid oluncaya kadar direnendiler... "Sonra Allah denemek için sizi onlardan çevirdi (mağlubiyete uğrattı)." Bu, kendilerini müşriklerin okçularıyla savaşçıları arasında kuşatılmış görünce gözleri korkup savaşı terk ettiklerini haber vermektir. O zaman canlarını kurtarmak için vadide kaçıyorlardı. İşte bu durum, Allah-u Teâlâ'nın bilgisi dâhilinde ve O'nun takdiriyle ve hikmetinden olmuştur. Allah buna şu sözüyle işaret etti: "... sizi denemek için..." Deneyip samimi mü'mini yalancı münafıktan, sebat edeni korkaktan ayırsın diye. "Bunlara rağmen sizi bağışladı..." Eğer dileseydi, mü'minleri peygamberlerinin emrine karşı gelmekten hesaba çekerdi ve müşrikleri üzerlerine musallat ederdi de hepsini öldürürler, hiç kimseyi bırakmazlardı. Zira onlara karşı tamamen güçlenirler, hakim olurlardı. Ama Allah korudu. "Sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı çok lütufkârdır." sözünün manası, 152. ayetin kapsamı budur.153. âyet, mü'minlerin kırılıp hezimete uğradıktan sonraki hallerini [362] tasvir ediyor: "Yol alıyordunuz, uzaklaşıyor, kaçıyordunuz..." Savaştan kaçıp
vadilerde yol alarak firar ettiğiniz zamanki günahınızı bağışladı. Halbuki peygamber arkanızdan: "Bana gelin Allah'ın kulları, dönün." diye çağırıyordu. Siz ise, hiç kimseye dönüp bakmadan kaçıyordunuz. "Bundan dolayı Allah size gam üstüne gam verdi..." Suçunuzu gam'la cezalandırdı. Gam, gönül daralmasından olan iç yanması ve zor durumda kalmak demektir. İlk gam çektiren şey, zafer ve ganimetin kaybedilmesi; ikincisi ise, öldürülme ve yaralanmadır. Özellikle peygamberlerinin yaralanması ve öldü söylentisinin kulaktan kulağa yayılması idi. "Ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyesiniz diye..." "Rasûlüllah (s.a.v.) öldü." Haberi demek olan ikinci gammı, kaçırdığınız zafere, ganimete ve öldürülüp yaralanmanıza üzülmeyesiniz diye çektiniz. İkinci gam, gamlandığınız zaferi ve ganimeti kaçırmaya dair ilk gammı unutturdu. "Allah yaptıklarınızdan haberdardır." Allah-u Teâlâ, yaptıkları isyanı, tartışmayı, firarı, Hz. Peygamber'i (s.a.v.) harp meydanında tek başına bırakıp terk etmeyi, hezimete uğramalarını ve hüzünlendiklerini duymakta olduğunu, tanıyıp bildiğini; iyi davranana iyi davranışıyla, kötü davranana ise kötü davranışıyla veya affederek karşılık vereceğini bildiriyor.[363]
Sonuç
1- Savaş durumunda ehil olan emir ve komutaya karşı çıkmak ve tartışmak, hoşlanılmayan bir durumdur ve yenilgiye sebep olur.[364]
2- Allah'a ve Rasulü'ne isyan ve ümmetin fertleri arasındaki anlaşmazlıklar kötü olaylardır. En hafifi ise yenilgidir. Devlet ve iktidarı yitirme cezasıdır.[365]
3- Kulun başına gelen hiçbir bela yoktur ki, Allah katında ceza ve belâ olarak ondan daha beteri olmasın. Bu sebeple, başımıza daha beter bir belâ gelmedi diye Allah'a hamdetmemiz gerekir.
4- Uhud yenilgisi görünüşte ceza, esasta nimettir. Şöyle ki: Mü'minlerzafer ve hezimetin ilâhi kânunlara göre olduğunu anlamışlar ve bu acı olaydan sonra sözkonusu kânunlardan ne gafil olmuş, ne de ihmal etmişlerdir.
5- Büyük bir gerçek açıklanmıştır: Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) bir konuda bir defa isyan etmek, acılara, yaralanmalara, katliama, yenilgilere ve birçok büyük hayrı kaçırmaya sebebiyet veriyor. Öyleyse hayatları boyunca, her emrinde ve yasağında, ağlamadan gülerek, korkmadan güvenle(!) Allah ve Rasûlüne isyan edenlerin durumu nasıl olacaktır?
154- Sonra o üzüntünün ardından size bir güven ve uyku indirdi ki, bir kısmınızı buruyordu. Bir takımı da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah'a karşı câhiliyye zannı gibi haksız bir zanda bulunuyorlar: "Hani bu işten bize bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş Allah'a aittir." Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. Diyorlar ki: "Bu isten bize bir fayda olsaydı, burada öldürülmezdik." De ki: "Evlerinizde dahi olsaydınız, yine üzerine öldürülmesi yazılmış olanlar, mutlaka vurulup yatacakları yeri boylardı. Allah göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini açığa çıkarmak içindir ki bunları başınıza getirdi. Allah göğüslerin içinde olanı bilir.
155- İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenleri, yaptıkları bâzı işlerden dolayı şeytan, onları hataya dÜ-şürdÜ. Ama yine de Allah, onları affetti. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır. Halimdir.[366]
Sözlük
Güven ve uykudan önceki rahatlık, huzur.Sizden bir grubu kuşatan. Rahatlasınlar diye mü'minleri °Jc\ n kuşatan, münafıkları kuşatmayan.Onların önemsedikleri kendi nefisleridir. Rasûlüllah'ın (s.a.v.)ve ashabının başına gelenlere önem vermeyerek, üzülmeyerek, canlarını kurtarmaktan başka birşey düşünmüyorlardı.Cahiliye düşüncesi. Hz. Peygamber'in öldürüleceği veya ona yardım edilmeyeceği inancına sahip olmaları.Bize bu i§ten bir §ey var mı?Sana açmadıkları.Oradaki vurulup düşecekleri yerleri boylamak için açıkça Medine'den çıkarlardı.Onların üzerine ölüm yazıldı. Kaderler kitabı olan Levh-i Mahfuz'da yazılmış olanlar.Uyku ve uzanma yeri. Ölüp serildikleri, düştükleri yer.Denemek İçin... Allah tarafından bilinen gayb onlarca da görül-sün diye.
Seçme. Bir şeyi bir şeyden çıkarma. İmânı kâfirlikten, nefreti sevgiden çıkarmak gibi.Şeytan onları aldattı. Yâni yanlışa, cihaddan kaçma yanlışınadüşürdü.[367]
Açıklama
Âyet, Uhud Gazvesi'nden bahsetmeye devam ediyor. Allah Teâlâ 153. âyette büyük meseleleri bildiriyor.
Birincisi: Allah-u Teâlâ, mü'minlerin daraldığı gamdan sonra, özellikle yakini imana sahip olanlara tam bir güven duygusu vermiştir. Bu sayede korkuları gitmiş, hatta birileri kılıç elinde uyumuş [368]kılıç yere düşünce uyanıp almıştır. "Sonra o üzüntünün ardından Allah size içinizden bir grubu sarıp sarmalayan bir güven duygusu ve uyku indirdi."İkincisi, Allah şüphe sahipleriyle münafıkları bu güvenden mahrum etmiştir. Korku kalplerini ürpertmeye, gam da içlerini daraltmaya devam ediyordu. Canlarından başka bir şey düşünmüyorlardı. Ölümden nasıl kurtulacaklardı? Bunu önemsiyorlardı: "Bir grup da kendi canının kaygısına düşmüştü..."[369]
Üçüncüsü: Allah içlerinde sakladıklarını açıklıyor: "Allah'a karşı cahiliy-ye zannı gibi haksız bir zanda bulunuyorlar..." Allah'a yakışmayan haksız zan, müşriklerin şu zannı idi: Müşrikler, İslâm'ın bâtıl, Muhammed'inse (s.a.v.) peygamber olmadığına, mü'minlerin hezimete uğrayıp Öleceğine, İslâm'ın ve İslâm'a çağıran kimselerin yok olacağına inanıyorlardı. ' Dördüncüsü: Allah-u Teâlâ sırlarını açığa vurmuştur: "Hani bu işten bize bir şey var mı?" diyorlar. Bu lafı, gizlice aralarında söylemişlerdi. Bize bu işten bir şey yok; bize bir şey olsaydı.[370] çıkmazdık, savaşmazdik ve bu olanlar başımıza gelmezdi, anlamında söylemişlerdi. Allah-u Teâlâ, Peygamberine onların sırrını bildirdi ve şöyle buyurdu: "Onlara şöyle cevap ver: İşin tamamı Allah'a aittir." Sonra bir kez daha, gizlediklerinin üzerinden perdeyi kaldırıp sırlarını açığa vurdu: "Sana açamadıklarını içlerinde gizliyorlar." Yâni,sana açamadıkları kâfirliklerini, nefretlerini, sana ve ashabına düşmanlıklarını içlerinde gizliyorlar.Beşincisi: münafıklar gizlice konuşup! "Bize işten bir şey olsaydı, işte burada öldürülmezdik!" dediler. Demek istiyorlardı ki, iş ellerinde olsaydı kendilerinin fikrine uyulsaydı, sözleri geçseydi, müşriklerle savaşmak için çıkmazlardı, -çünkü şirk ve kâfirlik kardeşleriydiler- ve Uhud'da öldürülenlerle beraber öldürülmezlerdi. Böyle yapınca Allah-u Teâlâ, Rasûlü'ne onlara şöyle cevap vermesini emir buyurdu: "De ki: Evlerinizde dahi olsaydınız, yine üzerine öldürülmesi yazılmış olanlar, mutlaka vurulup yatacakları yeri boylardı..." Ve orada düşüp Ölürlerdi. Çünkü Allah'ın takdir ettiği şey, her yer ve durumda geçerlidir. Kadere çare yoktur.[371] Allah denesin diye, O'nun takdiri İle Uhud'a mutlaka çıkacaktınız. İçinizde olanı imtihan edecek ve gönüllerinizde olanı ayirdedecekti. Kendinden başka kimsenin bilmediği Rasûlü ve mü'minler de "ğayb" gerçeğini bilip görsün diye görünen âleme çıkarılacaktı. İşte bu, Allah-u Teâlâ'mn gönüllere hâkim olan şeyleri bildiği içindir. "De ki: Evlerinizde dahi olsaydınız, yine üzerine öldürülmesi yazılmış olanlar, mutlaka vurulup yatacakları yeri boylardı. Allah göğüslerinizdekini denemek, kalp-lerinizdekini açığa çıkarmak içindir ki bunları başınıza getirdi.
154. âyette ise Allah-u Teâlâ, bilinmesi gereken bir gerçeği haber veriyor: Savaş şiddetlenip, sıkıntılar büyüyünce harpten kaçanları, bu suça, şeytan itmiştir. Suçlan, bazı günahları sebebiyle [372]savaştan dönmeleridir. Onun için Allah kendilerini affetmiş ve bu suçtan dolayı hesaba çekmemiştir. Çünkü Allah bağışlayandır, Halîm'dir. Dolayısıyla kuluna tevbe edinceye kadar süre tanır. Tevbesini kabul eder ve bağışlar. Halım olmasaydı, hemen günahın ve suçun başında hesaba çekerdi de hiç kimse tevbe ve kurtuluş imkânı bulamazdı. "İçinizden..." savaştan "yüz çevirip gidenleri..." "iki topluluğun..." mü'minler cemaatiyle, kafirler sürüsünün, Uhud'da "karşılaştığı gün..." onları, bazı yaptıkları sebebiyle günaha şeytan itmişti.[373]Allah onları affetmiştir, hesaba çekmemiştir.Allah Gafur’dur.Halimdir.[374]
Sonuç
1- Allah-u Teâlâ, dostlarına gönüllerine indirdiği güven duygusuyla ikramda bulunmuştur.
2- Allalı-u Teâlâ, düşmanlarım, aynı yerde oldukları halde, dostlarına ikram ettiği şeyden mahrum etmiştir.
3- Kaza ve kader ilkesi açıklanmıştır. Falan yerde ölecek diye yazgı yazılan kişi, mutlaka orada ölecektir. Yani Allah'ın ilminde öyle ise. Yoksa kaderi bir zorlama şeklinde anlamamahdır.
4- Allah-u Teâlâ'nın fiilleri, ebediyen yüce hikmetlerden boş değildir.. Allah'a teslim olmak, kullarına yaptığı fiillerine rızâ göstermek gerekir.
5- Günah, günahı doğurur. Kötülükten, başka bir kötülük doğar. Bunun için günahtan derhal tevbe etmek gerekir.
156- Ey îman edenler, siz inkar edenler ve yeryüzünde sefere, ya da savaşa çıkan kardeşleri için "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve vurulmazlar di." diyenler gibi olmayın. Allah, onların bu sözlerini kalblerine onulmaz bir hasret yarası olarak koyacaktır. Yaşatan da, Öldüren de Allah'tır. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
157- Eğer Allah yolunda öldürülür, ya da ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, onların topladıkları dünyalıklarından çok daha iyidir
158- Ölür veya öldürülürseniz, elbette Allah'ın huzuruna Çıkarılacaksınız.[375]
Sözlük
İman ettiler. Allah'ı ve Rasûlü'nü, vaad ve tehdit ettikleri ko-nularda tasdik ettiler. Kardeşleri. Soy kardeşliği değil inanç kardeşliği. Burada kasıt, münafıklık kardeşliği.Yeryüzünde yürüdüler. Genellikle ticari yolculuğa çıkarak, yol katetmek.Gazi kelimesinin çoğulu. Çarpışmak ve benzer savaş işleri için çıkan kimse. Hasret, özlem. Kaybetmek.[376]
Açıklama
Bu âyetlerde, Uhud Savaşı olaylarını ve değişik sonuçlarını değerlendiriyor.156. ayette, Cenab-ı Hakk; Allah'a, Rasûlü'ne ve Allah'ın vaadine, tehdidine inanmakta samimi olan mü'minlere, kâfirlerin psikolojik özelliklerine bürünmelerini yasaklamak için sesleniyor.[377]Kâfirlerin, kâfir kardeşlerine söyledikleri laf bununla ilgilidir. Bir ticaret veya savaş için yol aldıklarında, Allah'ın takdiri ve kazası ile, içlerinden biri Ölünce veya öldürülen "Eğer bizim yanımızda olsalardı..." bizden ayrılmayıp, yanımızda kalsalardı, "ölmezlerdi
ve öldürülmezlerdi!" derler. İşte bu, cehalet, bilgisizlik psikolojisini ve kâfirlik hastalığını gösterir. Allah-u Teâlâ'nın kanununa göre bu laf onlardan çıkar. Bu, Allah'ın izniyle onlar için, diyetini hayatlarıyla ödedikleri bir gam ve kalbî hasrettir. İşte bu câhil kefereler, Allah'ın yaşatıp öldürdüğünü, yolculuğun ve savaşın öldürmediğini, korkarak miskin miskin evde oturmanın da yaşatmadığını bilmezler. Bu, şu ayetin anlamıdır: "Ey iman edenler, siz inkâr edenler ve yeryüzünde sefere ya da savaşa çıkan kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah, onların bu sözlerini, kalblerine onulmaz bir hasret yarası olarak koyacaktır. Yaşatan da, öldüren de Allah'tır..." Allah'ın ayetin sonundaki sözü şudur: "Allah, yaptıklarınızı görmektedir." Bu sözde, mü'minlere yasaklarından sakınırlarsa bir vaadetme, sakınmazlarsa bir tehdit vardır. Hayırlarına hayırla, serlerine ise, eğer şerri affetmezse, şerle karşılık verecektir.157. ayette ise, Alla-u Teâlâ, onlara haber vererek, Allah yolunda öldürülür veya ölürlerse, günahlarını bağışlayacağını ve merhamet edeceğini müjdeliyor. Bu, kâfirlerin topladığı dünya kırıntısından daha iyidir. Zaten o kırıntıları toplayışları, Allah yolunda savaşmaktan ve sefere çıkmaktan korkar hâle getirmiştir. "Eğer Allah yolunda öldürülür, ya da ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, onların topladıkları dünyalıklarından çok daha iyidir."
158. ayette de, bir önceki ayette geçen hayırlılığı pekiştiriyor: Yolumuzda "Ölür veya öldürülürseniz, Allahfm huzurun)a çıkarılacaksınız."[378]Sonra, yolumuzda şehid oluşunuzdan ve öldürülüşünüzden dolayı vereceğimiz mükâfat tamam olacaktır. Katımızda ödüllendirileceğiniz şey ne iyidir![379]
Sonuç
1- İnanç ve ameller itibariyle kâfirlere benzemek haramdır ve küfürdür.
2- Pişmanlık, hasret doğurur. Mü'min bunu kaza ve kaderi hatırlayarak savuşturur. Kaçıp gidene üzülmez, Allah'ın bağışladığı dünya kırıntısına aşırı sevinmez.
3- Allah yolunda ölmek, dünyadan ve dünyalıklardan daha hayırlıdır.
159- Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak âavrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onlar(ın kusurların)dan geç! Onlar için mağfiret dile! Yapacağın işler hakkında onlara danış! Bir kere de azmettin mi, artık Allah'a güven! Çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.
160- Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenecek (kuvvet) yoktur. Ve eğer yüzüstü bırakırsa, size yardım edecek kim var? Mü'minler Allah'a dayansınlar.[380]
Sözlük
Onlara şefkatli oldun. Yumuşaklıkla, hoş muamele ettin.Katı, sert tutumlu, kötü huylu.[381]Dağıldılar. Seni ve dinini terkederek dağılıp giderlerdi.Onları affet. Hata ederlerse, kötülük yaparlarsa...Onlarla işlerde istişare et. Savaş, barış ve yönetimle ilgili mubah olan işlerde görüşlerini belirtmelerini iste.[382]
Açıklama
Âyetler, Uhud Savaşı'na ilişkin âdâb ve sonuçlarla devam ediyor..
159. ayette Allah-u Teâlâ Rasûlü'ne (s.a.v.) verdiği işin özü olan ahlâkî olgunluğu bildiriyor. "Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki sen..." katımızdan, onlara rahmet ettiğimiz bir rahmet sebebiyle "onlara yumuşak davrandm. [383]Eğer kaba, katı yürekli olsaydın," etrafından dağılır giderlerdi." [384]Böylece dünya ve ahhet mutluluğundan mahrum olurlardı. Buna binaen onların kötülüklerinden vazgeç, affet, günahları için mağfiret dile; Onlarla işlerin hakkında istişare et.[385] Sence, yararından dolayı tercih edilecek bir görüş söylenince, Rabbine tevekkül ederek uygulamaya kesin karar ver. O, kendisine güvenenleri sever. Tevekkül, yapılacak iş için gerekli sebepleri hazırladıktan sonra, Allah-u Teâlâ'nın emir buyurduğu veya izin verdiği bir şeyin üzerine gitmek, ondan sonra da olacakları düşünmeyip, aksine sonuçları Allah'a ısmarlamaktır.
160. âyet ise bilinmesi ve dâima gereğiyle amel edilmesi gereken büyük bir gerçeği belirtiyor: Yardım, Allah'ın elindedir. Yardımsız bırakılmak da Öyle... O'ndan (c.c) başka hiç kimseden yardım istenmez. O'ndan (c.c) başka hiç kimsenin yardım etmemesinden korkulmaz. Yardım istemek, gerekli sebepleri hazırladıktan sonra emrini uygulamaktır. Allah'ın yardımsız bırakmasından kaçınmak ise, O'na itaat ve O'na tevekkül ile olur. Ayet, bunu gösterir: "Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenecek kuvvet yoktur. Ve eğer sizi yüzüstü bırakırsa, O'ndan sonra artık size yardım edecek kim var?! Mü'minler
Allah'a tevekkül etsinler."[386]
Sonuç
1- Allah Rasûlü (s.a.v.) ahlaken insanların en olgunudur.
2- Sahabe, Rableri katında üstün ve değerli insanlar.
3- Yönetici ile ümmetin arasında danışma, istişare ilkesi işletilmeli-dir.[387]
4- Allah'a tevekkül edilerek, birşeye samimiyetle karar vermek iyidir.
5- Allah'tan başkasından yardım dilemek, yardımsız kalmaktır. Allah'ın yardım ettiği, yardım olunmuştur. Allah'ın (c.c) yardımsız bıraktığı, yardımsız kalmıştır.
161- Bir peygamberin ganimet malını gizlemesi emânete hıyanet etmesi asla doğru olamaz. Kim, emânete hıyanet eder,aşırırsa, kıyamet günü aşırdığını boynuna yüklenip getirir. Sonra herkese kazandığı tastamam verilir, hiç haksızlığa uğratılmazlar.
162- Hiç Allah'ın rızasına uyan kimse; Allah'ın hışmına uğrayan, yeri de cehennem olan adam gibi olur mu? Ne kötü sonuçtur orası!
163- O insanlar, Allah katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.
164- Andolsun ki, Allah, mü'minlere büyük lütufta bulundu. Zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken, onlara kendi içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, kendilerini temizleyen ve kendilerine Kitab ve hikmeti öğreten bir elçi (rasul) gönderdi. [388]
Sözlük
Çalması, haksızlık etmesi. Ganimetten gizlice alması; henüz paylaştırılmadan ganimetten çalması.Tam verilir. Dünyada kazandığının karşılığı kıyamet günü tastamam verilir.Allah rızası. Rızasını kazandıran îman, samimiyet ve cihad.Allah'ın gadabi. Rasûlüne (s.a.v.) sıkıntı veren fasıklara iyicekızması.İkram ve lütfetti.Kendi içlerinden peygamber. Hz. Muhammed (s.a.v.).Onları arındırır. Salih amellere, yararlı davranışlara, üstün ahlâka ve yüce edeblere yönelterek.Hikmet. Ebediyen faydalı söz. Nebevi sünnet, hadisler gibi...[389]
Açıklama
el-Gall, ğulül ve iğlal aynı anlama gelir. Kişinin, henüz paylaştırılmadan ganimetten birşey alması...İlâhi kelam, Uhud Savaşı'na devam ediyor. Önceki ayetlerle bu ayet arasında ilgi vardır.161. ayette, Allah-u Teâlâ, peygamberlerinin ganimetten çalmasını veya böyle bir şeyi gönlünden geçirmesini kesinlikle reddediyor. Ve bu çerçevede, peygamberlere uyanlara da ganimetten çalmayı haram kılıyor. Onun için, yedi okunuş arasında "... en yuğalle" şeklinde bir okuyuş vardır.[390] O işi, onun izni olmaksızın ganimetten almakla peygambere uyanlar yapıyor, demektir. Şu sözün anlamı budur: "Bir peygamberin ganimetten aşırması asla olmaz..." Sonra Cenab-ı Hakk, böyle yapan kimsenin cezasını zikrediyor: "Kim ganimet malından çalarsa, kıyamet günü çaldığı boynuna vurulup getirilir. Sonra herkese kazandığı tastamam verilir, hiç haksızlığa uğratılmazlar." Allah-u Teâlâ, ganimetten birşey çalanın, kıyamet günü o çaldığı şeyi, hadiste açıklandığı gibi [391]sığır ve davar bile olsa, yüklenerek getireceğini haber veriyor. Sonra ondan dolayı diğer şeyler gibi hesaba çekilip, cezalandırılır. Hem de her kulun hayır ve şer ne kazanmışsa ona göre cezalandırıldığı gibi... Allah (c.c) zulümden müstağni ve âdil olduğu için hiç kimse bir haksızlığa uğratılmaz.
162. ayette ise Cenab-ı Hakk, Allah'a ve Rasûlü'ne iman edip emrini yerine getirip, yasağından kaçarak Allah'ın rızasına uyan kimsenin hâlinin Allah'ı ve Rasûlü'nü yalanlayarak, farzlarını terk edip haramlarını işleyerek, isyan edip, Allah'ın hışmına uğrayanın hâli gibi olmasını reddediyor. Bunun yeri cehennemdir. Ve cehennem ne kötü sonuçtur! "Hiç Allah'ın rızasına uyan, Allah'ın hışmına uğrayıp, yeri cehennem olan adam gibi olur mu? Ne kötü sonuçtur orası!" Sonra Allah-u Teâlâ, rızasına uyanlarla hışmına uğrayanların derecelerinin, Allah katında amellerinin güçlülüğüne ve zayıflığına göre farklı olduğunu [392]haber verdi: "Onlar Allah katında derece-derecedirler. Allah yaptıklarını görmektedir." Bu, bilen ve hikmet sahibi olan Allah'ın adaletini gösterir.
164. ayete gelelim: Allah mü'min Araplara, kendi aralarından Allah'ın ayetlerini okuyan bir peygamber göndererek lütfetmiştir. Bu sayede iman ediyorlar ve imanla kemâle ulaşıyorlar. Yine o peygamber, onları, imana, yararlı davranışlara, üstün ahlâka ve yüce edeblere çağırıp, yol göstererek, şirk kirlerinden ve kâfirlik karasından temizliyor. Ayrıca hükümleri, doğru yollan, Kitab ve sünnetin sırlarını derinliğine kavrama anlamına gelen hikmeti kapsayan Kitab'ı öğretiyor. Arapların bu büyük nimet verilmeden önce cahiliyye dönemindeki hâlini hatırlayan kimsenin gözünde, sözkonusu nimet daha da büyüyor. "Andolsun ki, Allah mü'minlere büyük lütufta bulundu. Zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara kendi içlerinden [393]kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, kendilerini temizleyen, Kitab ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi."[394]
Sonuç
1- Ganimetten çalmak haramdır ve büyük günahlardandır.[395]
2- Allah'ın rızasını aramak da, öfkesinden kaçınmak da farzdır. Allah, iman ve sâlih amelden razı olur, şirke ve isyana öfkelenir.
3- İslâm, en büyük ve en yüce nimettir. İslâm'a uygun hareket etmekle ve şeriatleri ile ahkamına sarılmakla şükretmek farzdır.
4- Kitab ve sünnet ilmine sahip olmak fazilettir.
165- Başınıza bir bela gelince siz, onun iki katını (Bedir'de) onların başlarına getirmiş olduğunuz halde yine "Bu nereden başımıza geldi?" dediniz. De ki: "O bela, kendinizdendir." Şüphesiz Allah, herşeye Kâdîr'dir.
166- İki topluluğun karşılaştığı gün sizin başınıza gelen, ancak Allah'ın izniyle olmuştur ki, (o), inananları bilsin (deneyip ortaya çıkarsın).
167- Ve münafıklık yapanları bilsin, ortaya çıkarsın. Onlara: "Allah yolunda savaşın, ya da savunun!" dendiği halde; "Eğer savaş olacağını bilseydik, sizinle gelirdik." dediler. Onlar, o gün imandan çok küfre (kâfirliğe) yakın idiler. Ağızlarıyla, kalblerin-de olmayanı söylüyorlar. Halbuki Allah, içlerinde sakladıkları şeyi çok iyi bilmektedir.
168- (Savaştan geri kalıp) oturarak, kardeşleri için "Bizim sözümüzü tutsalardı öldürülmezlerdi." diyenlere söyle: "Eğer doğru iseniz, o halde ölümü kendinizden savın![396]
Sözlük
Musibet. Bela. Çoğulu mesa'ib'tir. İnsanın başına gelen çeşitli sıkıntı ve üzüntülerdir.İki katı. Çünkü Bedir'de, müşriklerden yetmiş kişi öldürülmüş,yetmiş de esir alınmıştır/ DBu nereden? Bu katliam ve hezimet başımıza nereden geldi?Allah'ın izniyle. Allah-u Teâlâ'mn sonuçları sebeplerine bağlayarak dileyip takdir etmesiyledir.
Kâfirliklerini gizleyerek, kendilerini mü'min gösterdiler.Koruyun. Ahiret sevabını istemiyorsanız bile, en azından diyarınızı, ailenizi ve çocuklarınızı düşmandan savunun!Savuşturun.Eğer doğru iseniz. Hoşlanmadığınız şeyi sakınmakla geçişti-rebilmekte sadıksanız...[397]
Açıklama
Ayetler, Uhud Savaşı olaylarıyla devam ediyor.
İlk ayette (165), Allah-u Teâlâ başlarına gelen katliam, yaralanma ve hezimetten sonra mü'minlerin: "Bu başımıza nereden geldi?!.." yani, biz müslüman iken, hem de Allah yolunda, Rasûlü ile birlikte savaşırken bu belâ nereden geldi, demelerini ayıplıyor. Uhud'da "Başınıza bir belâ gelince..." Halbuki siz o belânın iki katını Bedir'de onların başına getirmiştiniz! Gerçekten Uhud'da yetmiş mü'min şehid edilmişti. Bedir'de ise yetmiş müşrik öldürülmüş, yetmiş'i de esir alınmıştı. [398]Allah (c.c), Rasûlü'ne mü'minlere şöyle cevap vermesini emretti: O, kendi tarafınızdandır, de. Sebebi, Allah Rasûlü'ne isyanınızdır. Çünkü okçular emrine aykırı hareket etmişlerdi. Ayrıca sabırsızlığınız da bir sebeptir. Çünkü vuruşmayı bırakıp savaştan kaçtınız. "Şüphesiz Allah herşeye kadirdir." sözü, Allah-u Teâlâ'mn onları cezalandırmak için başlarına gelen bu belayı verdiğini hissettirmektedir. Çünkü hem Rasûlü'ne itaat etmemişler, hem de düşmanlarına karşı savaşa dayanamamışlardır. 165. âyetin muhtevası budur.
Bundan sonraki üç ayet ise şöyledir: Allah (c.c): "İki topluluğun (mü'minler ve müşrikler) karşılaştığı gün Uhud Savaşında başınıza gelen, Allah'ın izniyle ve mü'minleri münafıklardan ayırdedip bilmek içindir." Allah-u Teâlâ, mü'minlere, Uhud'da, mü'minler cemaatiyle müşrikler güruhunun savaş
alanında karşılaştıkları anda başlarına gelenin Allah'ın kaza ve takdiriyle olduğunu haber veriyor. Yine haber veriyor ki, bunun sebebi, mü'minlerin gerçek içyüzlerini ve imanlarındaki samimiliklerini açığa çıkarmaktır. Bundan dolayı Allah-u Te-lâ, böyle takdir ettiğini söylüyor. Bu ilk sebeptir. İkincisi, münafıkları bilmek içindir. Münafıklar, Allah'a, Rasûlü'ne, ve mü'minlere dostluk gösteriyor; sonra inkârlarını Allah'a, Rasûlü'ne ve mü'minlere düşman-liklarını içlerinde gizliyorlardı.
167 ve 168. ayetlerde, onlar hakkında Cenab-ı Hakk "... ve münafıkları bilmek için..." buyurdu. Bunlar, münafıkların başı Abdullah b. Übeyy b. Selûl ve henüz savaş alanına varmadan yoldan dönen grubudur. Cabir'in babası Abdullah b. Haram, onlara: "Gelin de ahiret sevabı uğruna Allah yolunda savaşın! Ahiret sevabını istemiyorsanız bile, sizi öldürmek için savaşan bir ordunun kötülüğünden canınızı ve çoluk çocuğunuzu savunun! Çünkü bizimle kalmanız cemaatimizi çok gösterir ve korkunç düşman tehlikesini önler!" demişti. Onlarsa şöyle cevap verdiler: "Savaş olacağını bilsek size uyarız!" Allah-u Teâlâ, münafıkların şu durumda bulunduklarını haber verdi: "O gün onlar, imandan çok küfre (kâfirliğe) yakındılar." Çünkü gönüllerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlardı: "Allah onların gizlediklerini daha iyi bilir." Hatta kendilerinden de iyi bilir. Allah; Allah'a, Rasûlü'ne ve mü'minlere düşmanlıklarını, mü'minlerin kötülüğünü isteyişlerini ve kalplerinin savaşçı kâfirlerle bir olduğunu sakladıklarını biliyor. Sonra Allah-u Teâlâ, münafıkların Uhud Savaşına katılmayıp oturduklarını ve münafıkların kardeşlerine -bir özel oturumda- "Şayet o savaşta öldürülenler bizim gibi savaşa çıkmayıp otursalardı öldürül-mezlerdi!" dediklerini de bildiriyor. Cenab-ı Hakk, Peygamberine onlara şöyle cevap vermesini emrediyor: "Hadi savın!" Eğer "katılmasalardı ölmezlerdi" iddianızda haklı İseniz, eceliniz geldiğinde canınızı Ölümden kurtarın bakalım![399]
Sonuç
1- Belâlar ve musibetler imtihan içindir.[400]
2- Dünyada olup biten her olayı, Allah ezelden bilir ve bu olaylar ancak O'nun izniyle olur biter.
3- Tedbir takdiri bozmaz.[401]
169- Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma! Hayır (onlar) diridirler, Rablerİ katında rız.ıklanmaktadırlar.
170- Allah'ın, keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarından henüz şehid olup kendilerine yetişeme-yenlere de korku olmadığı, onların da üzüntüye uğramayacakları müjde siyle sevinmektedirler.
171- Allah'ın nimeti ve keremiyle; Allah'ın mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler.
Zannetmeyin. Zannetmek, sanmayın. Öldürülenler. Şehid edilenleri.Diridirler. Cennet nimetlerini yiyip içerek hissediyor5 ve yararlanıyorlar.Sevinçli olarak.Onlara korku yoktur. Rableri katında tam bir güven duydukları için...Onlar üzülmezler. Cennette ulaştıkları şereften dolayı, dünyada arkalarında bıraktıklarına üzülmezler. Müjdelerler. Sevinmektedirler. İhsan. İyilik, fazilet.[402]
Açıklama
Ayetler Uhud Savaşı'ndan söz etmeye devam ediyor.Allah-u Teâlâ, Rasûlü'ne (s.a.v.) "Sanma!"[403](O buyuruyor. Mü'minlerden Uhud'da ve diğer savaşlarda şehid edilenleri, hissetmeyen ve hoş rızıklar, lezzetli yiyecekler tatmayan ölüler sanma sakın! Aksine, onlar Rableri katında diridirler. Ruhları, yeşil kuşların kursaklarında rızıklanır. Cennet meyvelerinden yerler ve Arş'a asılı kandillere konarlar. Allah-u Teâlâ'nın kendilerine ikram ettikleri ile sevinçlidirler.[404] Dünyada iman ve cihad üzre bıraktıkları mü'min kardeşlerine, kendilerine kavuştuklarında erişecekleri cennet nimetleri ve Allah'ın cennetteki ikramlarından dolayı korkmayacaklarını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler. Şehidlerin hepsi Allah'ın kendilerine verdiği ve daha fazladan verdiği nimetlerle [405] sevinçli olduklarını, Allah-u Teâlâ'nın şehid olsun olmasın mü'minlerin ecrini (ödülünü) zayi etmeyeceğini, aksine tam olarak verip, üstelik daha fazlasını da ekleyeceğini müjdelemek isterler.[406]
Sonuç
1- Allah yolunda şehid olanlar ölmezler. Kendilerine mahsus bir hayatları vardır.
2- Şehidler, arkalarında iman ve cihad üzere bıraktıkları mü'minlere,
kendilerine kavuştuklarında, onlardan önce kendilerinin (şehidlerin) ulaştığı şeref ve nimetlere ulaşacaklarını müjdelemek isterler.[407]
3- Öldüğünde salih mü'min ne bir korku, ne de bir üzüntü duyacaktır.
172- O mü'minler ki, yara aldıktan sonra, yine Allah'ın ve Rasûlünün çağrısına uydular. Onlardan iyilik edenler ve (sirkten, günahlardan kaçınıp, Allah'ın azabından) korunanlar için pek büyük ecir vardır.
173- Onlar ki, halk kendilerine "(Düşmanınız olan) insanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun!" deyince, (bu söz) onların imanını artırdı ve: "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. " dediler.
174- Bundan dolayı Allah'tan bir nimet ve bollukla geri döndüler, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadı. Ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük kerem sahibidir.
175- O şeytan sizi kendi dostlarından korkutuyor. Eğer i-nanmış iseniz, onlardan korkmayın, benden korkun![408]
Sözlük
Kabul etti.[409]Çağrıya uyup, durumu kabul ettiler. Sıkıntı [410]Yaraların acısı.İyilik yaptılar. İyi davranıp, iyi konuşanlar. Yani davranış ve konuşmaları şeriata uygun olanlar; başkalarına iyi muamele edenler.Sakındılar. Rablerinden korkup O'na şirk koşmayanlar ve emrettiği ve yasakladığı hususlarda O'na İsyan etmeyenler. Sizin için topladılar. Sizinle savaşmak için ordu topladılar. Allah bize yeter. Bize vermek istedikleri sıkıntıya karşılık bize Allah yeter.güzel vekildir. Allah ne iyi vekildir. İşlerimizi O'na ısmar-lanz ve O'na havale ederiz. Döndüler. Hamraulesed'den Medine'ye döndüler. Şeytanın dostları. Çağırdığı kötülük ve bozgunculukta şeytan'a uyup itaat edenler.[411]
Açıklama
Ayetler, Uhud Gazvesi
hadiselerine ilişkin mesele ve durumlara devam ediyor. Dört ayetin dördü de
Cumartesi günü Uhud Savaşı'na katılan ve Pazar günü Ebû Süfyan'ı aramak için
yola çıka mü'minler hakkındadır. Başlarında peygamberleri Muhammed (s.a.v.)
vardı. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.), Cumartesi günü yaralanıp bozguna uğrayan
ashabının maneviyatını yükseltmeyi ve düşmanlarını korkutmayı düşündü. Tellâla,
Ebu Süfyan'Ia ordusunu aramak için çağrıda bulunmasını emretti. Mü'minler
çağrıya uyup aralarında yaralı bereliler olmasına rağmen yola çıktılar. İki
yaralı kardeş vardı. Biri kardeşini sırtında taşıyor, yorulunca İndiriyor,
yaralı biraz yürüyordu. Sonra tekrar taşıyordu. Sonunda RasûIüİIah (s.a.v.) ve
ashabı Hamrâulesed'e ulaştılar. Allah-u Teâlâ, Ebû Süfyan'ın gönlüne bir korku
düşürdü ve O da hemen kaçarak Mekke yoluna düştü. Orada şöyle bir olay
olmuştu: Mâbed el-Huzâî [412]Ebu
Süfyan'ın karargahına (konakladığı yere) uğramıştı. Ebû Süfyan, Ma-bed'e
Rasûlüllah'ı (s.a.v.) sordu. O da: "O, sizi aramaya çıktı. Yanında büyük
bir ordu var. Hepsi de size öfkeli. Sana tavsiyem, oyalanmayıp hemen yola 4 çikmanızdır."
diye haber verdi. Ebû Süfyan, Rasûlüllah'la (s.a.v.) ashabından | korkarak
adamlarıyla hemen kaçtı. Allah Rasûlü de (s.a.v.) adamlarıyla Hamrâulesed'de
bir
"Onlar ki, yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve Rasûlü'nün çağrısına uydular." Uhud Savaşı'nda. "İstecabü", Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) çağrısına uyup, onunla beraber Ebû Süfyan'ı takibe çıktılar, demektir. "Onlardan iyilik edenler ve (Allah'tan) korkanlar için pek büyük bir mükâfaat vardır." İyilik edip Allah'tan korkan herkes için büyük bir mükâfaat vardır. O büyük mükâfaat, gözünüzü açın, cennettir. "Onlar ki, halk kendilerine: "Düşmanınız olan insanlar [413]size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun!" deyince..." Bu lafı edenler, Abdülkays kabilesinden bir gruptur. Zannınca oradaki mü'minleri yoketmek için Medine'ye saldırıya niyetlenmiş vaziyetteki Ebû Süfyan'a uğramışlardı. Ebu Süfyan ona: "Muhammed'ie ashabına, galip geldikten sonra onları sağ bıraktığıma pişman olduğumu haber ver! Ben ordumu toplayıp üzerlerine yürüyeceğim." demişti. Ordu toplayan insanlardan maksat Ebû Süf-yan'dır. Bu haber, Rasûlüllah'la (s.a.v.) ashabına ulaşınca, Allah-u Teâlâ'nın yardımına ve dostluğuna olan imanlarını artırdı. "Hasbünaliah!" dediler. Yani onların şerrine karşı bize Allah yeter [414]ve O bizi ilgilendiren hususlarda bize yetecek ne iyi vekildir! İşimizi Allah'a ısmallıyoruz, dediler.
174. ayete gelelim, "Geri döndüler..." Hamrâulesed'den geri döndüler. Çünkü Allah, Ebû Süfyan'ın kalbine korku düşürdü ve bozulup kaçtı. Mü'minler, peygamber yanlarında, iman, İslâm ve yardım nimeti içinde sağsalİm geri döndüler. "Bir bollukla..." Yani, dönüş yolunda bir ticaret (alışveriş) yaptılar. "Kendilerine hiçbir kötülük dokunmadı." Yani sıkıntı, eziyet. "Allah'ın rızasına uydular." Allah'ın ve Rasûlü'nün çağırdığı şeye uyarak... O çağrı, Ebû Süfyan'Ia ordusunu takib etmek için Allah yolunda sefere çıkmalarıdır. "Allah büyük kerem sahibidir." RasûlÜ'ne yaptığı ikramlar, bunu göstermeye yeter.
175. ayete gelince:_"O şeytan sizi kendi dostlarından korkutuyor.[415]Eğer inanmış iseniz, onlardan korkmayın, benden korkun!" Çünkü Ebû Süfyan. Abdülkays heyetini böylece, eğer mü'minleri korkutabilirlerse bir yük kuru üzüm vermek üzere kiralamıştı. Sonra sanki kendisi çok kalabalık bir taburmuş gibi, o heyeti mü'minleri savaştan caydırmak için gönderdi. Ancak mü'minler bunun bir aldatmaca olduğunu anlayarak, "Hasbünaliah ve ni'mel vekil" dediler. Bunun üzerine, "O şeytan sizi..." ayeti indi. Yani Abdülkays kabilesinden birinin diliyle konuşan şeytan, mü'minleri, dostu olan Ebû Süfyan'la grubundan korkutuyor. Onlardan korkmayın. Allah, mü'minlerİn onlardan korkmasını yasakladı ve kendinden korkmalarını [416] emretti: Korkaklık etmesinler ve Ebû Süfyan'la savaşmaya çıksınlar! Öyle yaptılar. Çünkü onlar gerçek mü'minlerdi. Allah hepsinden razı olsun.[417]
Sonuç
1- İyilik ve Allah korkusu, takva fazilettir. Bu ikisi her hayrın anahtarıdır.
2- Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) ashabı, çok faziletli ve Rableri katında değerlidir.
3- Allah Rasûlü'nün (s.a.v.), ondan önce de Hz. İbrahim'in (a.s) söylediği "Hasbünallahu ve ni'mel vekil" kelimesinin fazileti anlaşılmıştır.
4- Şeytan, mü'minleri kendi dostları ile korkutur. [418]Mü'minler hayatta Rablerinden başka hiç kimseden korkmamalıdırlar. O'na itaat etmeli, O'na kul olmalı ve O'na güvenip dayanmalıdırlar. O, onlara yeter ve onlar için ne iyi vekildir!..
176- İnkâra koşanlar seni üzmesin, onlar Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onlara ahirette hiçbir nasip koymamak istiyor. Onlar için büyük bir azab vardır.
177- İman karşılığında inkârı satın alanlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.
178- İnkâr edenler sanmasınlar ki kendilerine mühlet vermemiz, kendileri için hayırlıdır. Biz onlara mühlet veriyoruz ki, günahı artırsınlar. Onlar için alçaltıcı bir azab vardır.[419]
Sözlük
Hüzün. Üzüntü. Kafirlik. Peygamberin getirip haber verdiği hususlarda Allah'ı ve Peygamberini yalanlamak, inkâr etmek. ul Koşarlar yarışırlar. Nasib, pay. Vpİ5il Küfrü satın aldılar. İman'a karşı inkârı aldılar.Onlara mühlet veriyoruz. Zaman tanıyoruz. Kâfirliklerine karşılık hemen cezalandırmıyoruz. Günah, şirk, küfür. Her zarar verici çirkin şey. Başı, kâfirlik ve şirktir.[420]
Açıklama
İlâhi kelam Uhud Savaşı olaylarına devam ediyor. Olaylar, tehlikeli meselelerin perdesini aralamışken, yâni, münafıklık örtülü kapalı olmaksızın açıkça ortaya çıkmışken ve bundan hem Allah Rasûlü (s.a.v.), hem de mü'minler büyük acılar duymuşken, Allah-u Teâlâ, Rasûlü'ne şöyle sesleniyor: "Şu münafıkların kâfirlikte yarışması seni üzmesin." [421]Allah, münafıklığın küfür olduğunu işaret ederek, "kâfirliğe koşan" değil "kafirliğin içinde koşan" şeklinde buyurdu. Çünkü onların müslümanlıkları sadece bir aldatmaca, yalan, ikiyüzlülükten ibaretti. "Onlar Allah'a hiçbir zarar veremezler." Allah, onlara ahiret nimetinden hiçbir pay, nasib bırakmaz. Bunun için sadece ağızlarıyla kâfirlikten çıksalar da, Allah onların kâfirliklerinde kararlı olduklarından dolayı büyük bir azaba karar vermiştir: "Onlar için büyük bir azab vardır." 176. ayet bunları kapsar.177. ayet ise, Ali ah-u Teâlâ'nın iman ettikten sonra dinden çıkıp, küfre karşılık imanlarını satan ve hak yola karşılık sapıklığı satın alanlar hakkındaki kararını bildirir.
Allah, kendisine hiçbir zarar veremeyeceklerini belirtip [422]acı bir azaba çarptıracağını haber veriyor: "İman karşılığında inkârı satın alanlar Allah'a hiçbir zarar veremezler.[423] Onlar için acı azab vardır." Acı azap, cehennem azabıdır. Çünkü ondan daha acısı ve şiddetlisi yoktur.178. ayet. Kâfirler boşuna, Allah-u Teâlâ kendilerine süre tanıyıp ömürlerini uzatıyor ve azaplandırmakta acele etmiyor, diye, bu hayırlarınadır zannetmesinler! Hayır, bilakis bu onların zararmadır. Çünkü her geri kaldıkları gün günah işliyorlar. Dolayısıyla hayatları uzadıkça ona göre günahları artıyor, suçları çoğalıyor. Ve işte böylece benzersiz bir fecilikle mahvoluyor-lar. ^İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine mühlet vermemiz [424] kendileri için hayırlıdır [425]Biz onlara mühlet veriyoruz ki, günahı artırsınlar. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır!" Alçaltıcı bir azap, çünkü yeryüzünde kibir ve büyüklük, bir de bozgunculuk sahibidirler. Ondan dolayı azaplarında, onlar için alçaltmalar, aşağılamalar vardır; azabı daha iyi hissetsinler, diye.[426]
Sonuç
1- Mü'mini, ne kâfirin kâfirliği, ne fâsıkın fâsıkhğı üzmemelidir. Çünkü bu Allah'a hiç bir zarar veremez. Cenab-ı Hakk kâfiri de, fâsığı da adaletiyle ce-zal andıracaktır.
2 Kulu Allah'ın kendisine tanıdığı süre aldatmamalı, her günahından tevbe etmeye' koşmalıdır. Çünkü burada ihmal yoktur, ancak süre tanıma
vardır.
3- Ölüm de kul için genel olarak hayırlıdır. Çünkü salih bir kul ise, onun için ahiret dünyadan daha hayırlıdır. Böyle değilse günahı artıp da suçunun çokluğu sebebiyle mahvolmaz.
179- Allah, mü'minleri (şu) üzerinde bulunduğunuz halde bırakacak değildir. Pisi temizden ayıklayacak* Ve (gaybe) vakıf kılacak değildir. Fakat Allah, elcilerinden ^slçer onu gayba vak,f O Halde Allah'a ve O'n lerine inanın. Eğer inanır ve günahlardan korunurdanız, büyük mükâfat vardır.
180- Allah'ın kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. (Bütün mülk O 'na aittir ve O 'na kalacaktır). Allah yaptıklarınızdan haberdardır. [427]
Sözlük
Terkedecek, bırakacak. Ayıracak, belirleyecek. Pis. Kendisini şirkle ve isyanla kirleten kimse. Temiz. Kendisini İman ve sâlih amelle temizleyen kimse.Gaib olan; duyularla algılananı ayan; gizli; bilinmeyen.
Seçer, süzer.Vermeyip, cimrilik edenler. Herbirinin boynuna gerdanlık gibi takılrr. [428]
Açıklama
Ayetler, yine Uhud Savaşı olaylarına ve ilişkili hal ve durumlara temas ediyor.179. ayette Allah-u Teâlâ, mü'minleri bulundukları hâl üzere, yâni imanında samimi mü'minle, yalancısını, yani münafığı içice bırakmasının şanına yakışmadığını bildiriyor. Aksine cihad, hicret ve namaz gibi güç yükümlülüklerle ve güç olmayan diğer ibadetlerle denemesi gerekir. Ki temiz ruha sahip samimi mü'min, yalancı mü'minden, yâni kötü ruhlu münafıktan ayrılsın. "Allah, mü'minleri şu üzerinde bulunduğunuz halde bırakacak değildir. Pisi temizden ayıracaktır."[429]Çünkü kullarını gayba vakıf kılarak, mü'minin münafıktan, iyinin günahkârdan ayırmaması Allah-u Teâlâ'mn tarzı (sünnetullah) değildir. Ancak O, yükümlülüklerle imtihan eder ve böylece mü'min, kâfirden, sağlam kul, bozuk kuldan ayrılır. Ne var ki Cenab-ı Hakk, peygamberlerinden dilediğini seçer, onu gayba vakıf kılar ve işi yerli yerince yaptırır. Buna göre [430] Allah'a ve Rasûlü'ne gerçekten iman edin. Şayet samimi bir imanla iman etmiş ve Allah'a (c.c) isyandan sakınmışsamz, bu sayede size en büyük ödül, mutluluk ve sevinç ülkesi cennet vardır. 179. ayetin gösterdikleri bunlardır.
180. ayette. Allah-u Teâlâ, malı olup da pintilik yapan cimrilerin yanlışını bildiriyor. Allah'ın kerem edip kendilerine verdiğinde cimrilik edenler, zannettikleri gibi bu cimrilikleri kendileri için hayırlıdır, sanmasınlar. Bilâkis, cimrilik onlar için serdir. İki sebepten serdir. Birincisi, dünyada ulaşacak cimrilik günahı ve kişideki kötü etkileridir. İkincisi ise, Allah-u Teâlâ'mn cimriliklerine karşılık onlara âhirette azap edecek olmasıdır. Yani. Allah o cimrilik ettikleri şeyi, ateşten bir gerdanlık olarak boyunlarına takacak, veya hadiste geçtiği gibi, bir yılan şeklinde [431] onlara dolanıp sahibine, "Ben senin malınım! Ben senin hazînenim!" diyecektir. Bu boş zanna kapılan, bundan vazgeçmeli ve bilmelidir ki, hayır (iyilik) cimrilikte değil, harcamaktadır. Cimrilik ettiği şey Allah'ın malıdır ve Allah'a kalacaktır. Pintiler, dünyada günahtan, âhirette İse azaptan başka birşey bulamazlar. "Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır." Öyleyse size ihsan ettiği şeylerde O'ndan sakının, o şeylerin zekâtını ve fazladan nafile sadakalarını verin. Şüphesiz bu sizin İçin en hayırlısıdır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.[432]
Sonuç
1- Yükümlülüklerin hikmetlerinden biri de, gerçek mü'minin yalancı mü'minden (münafık) ayırdedilmesidir.
2- Allah-u Teâlâ gayb ilmini kullarından öte kendine mahsus kılmıştır. Ancak gerek gördüğü bir hikmete binâen kullarından dilediğine istediği miktar, bildirdikleri başka...
3- Cennetin bedeli îman ve salih ameldir.
4- Malda cimrilik, cimri için serdir ve pintilerin zannettiği gibi hayır değildir.
5- Kendisine mal verilip de, Allah'ın o maldaki hakkım vermeyen kimse, o yüzden kıyamet günü azab olunacaktır. Hem bu âyet, hem Tevbe Süresindeki âyet, [433] hem de Buhârî hadîsi bunu gösterir: "Kim ki, Allah mal ihsan eder de zekâtını vermezse, onun için gözleri üstünde iki siyah benek bulunan kel bir yılana dönüştürülür de kıyamet günü kendisine dolanıp, çene kemiklerini -yani avurtlarını- ısırır: "Ben senin malınım! Ben senin hazmenim!" der." Ondan sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) "Cimrilik edenler zannetmesinler ki..." âyetini okudu.
181- Allah, "Allah fakirdir, biz zenginiz." diyenlerin sözünü işitti. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve "Yangın azabını tadın!" diyeceğiz.
182- "Bu sizin ellerinizin yapıp öne sürdüğünün karşılığıdır." Allah kullara asla zulmedici değildir.
183- Onlar "Allah bize and verdi ki, bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmayalım." dediler. De ki: "size benden önce açık delilleri ve bu dediğinizi de getiren peygamberler gelmişti. Eğer doğru iseniz, niçin onları öldürdünüz?"
184- Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sahifeler ve aydınlatıcı Kitab getiren peygamberler de yalanlanmıştı.[434]
Sözlük
Yakıcı azap [435]Vücutlarım yakan yakıcı cehennem azabı.Bu azab onların yaptıklarından dolayıdır. Allah hiç bir zaman kuluna zulmetmez. Çünkü O merhametli ve âdildir. Bizden söz aldı. Bize Kitab'ınıızda emir ve tavsiye etti. Getirdiği şeylerde ona uymayalım ve peygamberliğini tasdik etmeyelim.Ateşin yediği kurban. Kurban: Sayesinde Allah'a yakınlaşüan hayvan v.b. Bir yere konulur, üzerine gökyüzünden beyaz bir ateş inip yakar. Ayetler ve mucizeler. Deliller. Dediğiniz. Kurban.Onları niçin öldürdünüz. Niye! diye azarlamak için sorulmuştur. Zekeriya (a.s) ve Yahya (a.s) öldürdükleri peygamberlerdendir.Zebur'un çoğulu. İbrahim'in (a.s) suhufu gibi Kitab'tır. Aydınlatan kitap. Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an.[436]
Açıklama
Allah-u Teâlâ tarafından: "Kimdir o adam ki Allah'a güzel bir borç versin de, Allah da ona kat kat fazlasıyla (verdiğini) ödesin...[437] âyeti inmişti. Ebu Bekir Sıddik (r.a), yahudilerin bulunduğu, en büyük âlimleri ve en yüce hahamları Finhas'i dinlemekte oldukları Beytelmedâris'e [438] gidip Finhas'ı İslâm'a davet etti. Finhas: "Borç isteyen bir Rab?.. Biz ondan daha zenginiz!.. Dostun (Muhammed) bize faizi yasaklayıp, onu kendisi kabul ediyor." dedi. Ebu Bekir (r.a) kızdı ve yahudiyi dövdü. Yahudi, Rasûlüllah'a (s.a.v.) gelip Ebu Bekir'i şikayet etti. Allah Rasûlü (s.a.v.) Ebu Bekir'e: "Niye yaptın?" diye sordu. "O, Allah fakirdir, biz zenginiz, dedi." diye cevap verdi. Yahudi inkâr etti. Allah-u Teâlâ da bu ayeti indirdi: "Allah, Allah fakirdir, biz zenginiz, diyenlerin sözünü işitti. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberlerini öldürmelerini yazacağız..."[439]Ve onlara şöyle diyeceğiz: "... Yangın azabını tadın!" Böyle deyişimiz, ellerinizin sunduğu şer ve fesad sebebiyledir. Yoksa, Allah kullarına zulmedici değildir. Cenab-ı Hakk'ın kullarına zulmetmekten uzak oluşundan, cezalandırılmanız asla adaletsizce ve adalete ters ve uzak değildir: 181. âyet bunlardan söz eder. "Allah, Allah fakirdir, biz zenginiz, diyenlerin sözünü işitti. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve : "Yangın azabını tadın!" diyeceğiz."
182. âyet ise şunlardan bahseder: "Bu, sizin ellerinizin yapıp öne sürdüğünün karşılığıdır. Allah kullara asla zulmedici değildir."
183. âyete gelelim. "Onlar: "Allah bize and verdi ki, bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmayalım." dediler. De ki: "Size benden önce açık deliller ve bu dediğinizi de getiren peygamberler gelmişti.
"Eğer doğru iseniz niçin onları öldürdünüz?" Âyet, elbette aslı olmayan yalancı boş bir yahu di iddiasına ve bu iddianın cevabına yer verir. İddiaları şu laflarıdır: "Allah-u Teâlâ bize tavsiye ederek, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe bir peygambere inanmamamızı ve getirdiği hususta (din) onu tasdik etmememizi ve ona uymamamızı emir buyurmuştur." Bir hayvan ve sair şeylerden bir sadaka demek istiyorlar. Bu sadaka Önlerine konulur ve gökyüzünden bir ateş inip yakar. Bu, peygamberliğin delilidir. Sen ey Muhammed, bunu yapmadın! Ne sana inanır, ne de dininde sana uy arız! [440]Cevap şudur: Allah-u Teâlâ Peygamberine, şöyle de ey Rasûlüm diye, buyuruyor: "Size benden Önce açık deliller..." mucizeler "ve bu dediğinizi de..." ateşin yediği kurban mucizesi "... getiren peygamberler gelmişti. Eğer doğru iseniz niçin onları öldürdünüz?" Zira Zekeriya ve Yahya'yı (a.s) öldürmüşler, İsa'yı (a.s) Öldürmeye kalkışmışlardı.
184. âyet, Allah Rasûlü'nü teselli etmektedir: Rabbi ona şöyle diyor: "Eğer seni yalanladılarsa..." iman etmedilerse üzülüp kötü olma! Çünkü tek yalanlanan sen değilsin. Birçok peygamber de yalanlanmıştı. Kavimlerine belgeler, yani mucizeler, hikmetli sah i feler, Tevrat, İncil ve İbrahim'in sahifeleri gibi aydınlatıcı kitab getirmişlerdi. Onları da ümmetleri, seni şu yahudilerle müşriklerin hep beraber yalanladıkları gibi yalanlamışlardı, Sabret ve üzülme.[441]
Sonuç
1- Yahudilerin inkarcılığı ve Allah'a, peygamberlerine ve tüm insanlara karşı edepsizliği anlatılmıştır.
2- Yahudilerin peygamberleri öldürme suçunu işlediği açıklanmıştır. Buen kötü suçtur.
3- Yahudilerin şu iddialarının bâtıl olduğu belirlenmiştir: Allah güya on-lara ateşin yiyeceği bir kurban mucizesi getirmedikçe [442] bir peygambere inanmamalarına dair söz vermişmiş...
4- Allah, Rasûlü'nü teselli etmekte ve yahudilerin batıl sözleri ve saçmalıkları karşısında sabredip direnmesini istemektedir.
185- Her can ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz verilecektir. Kim ki hemen ateşin elinden kurtarılır da cennete sokulursa, iste o kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka bir şey değildir.
Mallarınız ve canlarınız hususunda deneneceksiniz Sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden ve puta tapanlardan çok incitici sözler duyacaksınız. Ama sabreder, günahlardan ko-runursanız, iste bunlar yapmaya değer işlerdendir.[443]
Sözlük
Ölümü tadıcıdir.Size verilir. Hayır veya şer amellerinizin karşılığı eksiksiz tastamam verilecektir.Kurtarılır, uzaklaştırılır.Başardı. Başarı; korktuğundan emin olmak; cehennemden kurtulmuş olmak; umduğunu elde etmek; cenneti kazanmış olmak.Aldatıcı varlık [444]Meta, yararlanılan herşey. Gurur: Aldatma. Dünya, sahibini aldatan, ona hile yapan, yok olup gidecek birşeye benzetilmiştir.Mallarınız konusunda imtihan olunacaksınız. Üzerlerindeki gerekli hakları yerine getirip getirmediğinizle veya elinizden çıkmakla; canlarınız konusunda da cihad ve hac gibi güç yükümlülüklerle veya hastalık ve ölümle deneneceksiniz.Kitap verilenler. Yahudiler ve hristiyanlar.Şfrk koşanlar. Araplar.Bunlar büyük işlerdendir. Sabır ve takva, azimetler demek olan ve ihmaline ruhsat bulunmayan, hiçbir halde ruhsat verilmeyen vacip gerekli işlerdendir.[445]
Açıklama
Âyetler, Rasûlüllah'i (s.a.v.) ve ashabını teselliye devam ediyor. Önceki âyetlerde, Allah, Rasûlü'nü yahudi ve müşriklerin inkârından duyduğu acıdan dolayı teselli etmişti. Bu âyette ise, tesellilerin ve başsağlığı dileklerinin en büyüğü mevcuttur. Çünkü Allah bu âyette şunları haber vermektedir: Her can, ne kadar yüce ya da aşağılık olursa olsun, mutlaka ölümü tadacaktır. [446] Dün ya cezalandırma değil, sadece çalışıp kazanma yendir. Bundan dolayı burada günahkârlar günah işleyebilir, zâlimler zulmedebilir, hoşlanmadıkları birşeyle de (engelle) karşılaşmazlar. İyiler iyilik yapabilir, faydalı davranışlarda bulunanlar yararlı işler yapabilir ve hoşlandıkları birşeye de ulaşamayabilirler. Bunda iyi bir teselli vardır. Bir diğer teselli ise şudur: Herşeyiyle dünya hayatının gelip geçici bir zevkten öte birşey olmadığını bilmek. Yâni, güzel görünümüyle aldatan değersiz, gitmesi, kaybolması kaçınılmaz geçici bir metadır. 185. âyetin kapsamı budur.186. âyette Allah-u Teâlâ, Rasulü'ne ve mü'minlere bildiriyor: Mutlaka mallarınız ve canlarınız hususunda deneneceksiniz. Mallarınız hususunda, birtakım belâlarla ve yükümlülüklerle, canlarınız hususunda da hastalık, ölüm ve cihad, hac, oruç gibi güç tekliflerle (yükümlülük) mutlaka imtihan edileceksiniz. Kitab verilenlerden ve müşriklerden çok incitici (sözler) de duymanız gerekecek.[447] Finhas'ın şu lafı gibi: "Allah fakirdir, biz zenginiz!" Hristiyan-ların şu sözü gibi: "İsa, Allah'ın oğludur." Müşriklerin şu sözü gibi: "Allah'la beraber Lat ve Uzza da tanrıdır."
Sonra Allah, mü'minleri sabra ve Aliah korkusuna (takvaya) teşvik etti. Sabredip Allah'tan korkarsanız, sabredip korkmanız Allah'ın size farz kıldığı hususlardandır. Mendup ve müstehap değil, aksine farz ve vacip türündendir.[448]
Sonuç
1- Dünya ceza değil çalışma ve imtihan yeridir.
2- Gerçek kurtuluş tanıtılmıştır: Cehennemden kurtulup, cennete girmek.
3- Şu dünya hayatının hakikati ve yok olup kaybolacak aldatıcı bir meta gibi olduğu açıklanmıştır.
4- İmtihan zaruridir. Sabr ve Allah korkusu gerekir. Bunlar, ruhsat değil azimet, yani yapılması farz olunan işlerdendir.
187- Allah kendilerine Kitab verilenlerden "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz!" diye söz almıştı. Fakat onlar, verdikleri sözü arkalarına attılar ve ona karşılık birkaç para aldılar. Ne kötü şey satın alıyorlar (onlar)!
188- O ettiklerine sevinen, yapmadıkları şeylerle Övülmeyi sevenlerin, iflah olacaklarını sanma! Onların azaptan kurtulacaklarını sanma. Onlar için acı bir azap vardır.
189- Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah herşeye
kadirdir.[449]
Sözlük
Yeminle pekiştirilmiş söz verme. Kitap verilenler. Yahudiler ve hristiyanlar. Gizlemek. Görülüp bilinmesin diye birşeyi gizleyip inkâr etmek.Uâ Onu arkalarına atıp fırlattılar, iltifat etmediler. Yâni kendilerinden, Muhammed'e ve İslâm'a dair getirdiklerine iman etmeleri hususunda alınan söz ve yemine ters düştüler...Onu az bir paha karşılığı sattılar. O sözü ve yemini tutmak yerine dünya kırıntısını ve geçici dünya metâını tercih ettiler. Çünkü o sözü ve yemini, dünyevi menfaatlerini korumak uğruna gizlediler.Yapmadiklanyla övünürler. Üzerlerine düşeni yapmadıkları halde Övülmeyi ve hayırla yâd edilmeyi sevenler. Azaptan kurtulmak. Dünyada azaptan kurtulacaklarım sanma. Onlar için âhirette de acı bir azap vardır.[450]
Açıklama
İlâhi kelam, yahudilere değiniyor. Allah-u Teâlâ, peygamberine şöyle buyuruyor: Onlara, Allah'ın kitap verdiği hristiyan ve yahudilerden söz alışını söyle. Hani âlimlerinden insanlara Hz. Peygamber'in (s.a.v.) kitablarında mevcut özelliklerini açıklayacaklarına, ona îman edip getirdiği yola, hak dine f -ki İslâm'dır- dâir getirdiklerine uyacaklarına yemin ettirerek söz almıştı ya!.. Ama onlar, o sözü gizlediler, arkalarına attılar, iltifat etmediler. Onu az bir parayla, yâni makam, mevki ve malla değiş tokuş yaptılar: "Ona karşılık birkaç para aldılar." Allah-u Teâlâ bu az parayı yerdi: "Ne kötü şey satın alıyorlar!.." 187. âyetin muhtevası budur. 188. âyet: "O ettiklerine sevinen, yapmadıkları şeylerle övülmeyi sevenlerin (isteklerinin olacağını) sanına!'[451] Onların azaptan kurtulacaklarını sanma! "Onlar için acı bir azap vardır." Allah-u Teâlâ, Rasûlü'ne (s.a.v.) buyuruyor: Ey Rasûlümüz, kelâmımızı bozarak, emirlerimizi değiştirerek, şeriatlerimizi farklılaştırarak yaptıkları şer ve fesada sevinenlerin iflah olacaklarım sanma! Buna rağmen onlar, insanların kendilerini Övmesini, yani teşekkür ve methetmelerini istiyorlar. Hayır ve iyilik yapmadıkları halde... Çünkü tam tersini yapıyorlar, şer ve fesad işliyorlar. İşte bu yahudilerin azabtan kurtulacağını zannetme! Onlar için kıyamet günü acı bir azap vardır.
189. ayete gelelim. Allah-u Teâlâ haber veriyor: Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır ve O herşeye kadirdir. Böylelikle Allah'ın o toplumu yakalayıp intikam almaya ve tehdidini (ki dünya ve âhİret azabıdır) gerçekleştirmeye gücü yettiğine delildir: "Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah herşeye kadirdir."[452]
Sonuç
1- Allah, kitap verilenlerin alimlerinden şunlara dair söz almıştı: İslâm âlimlerinin yaptığı gibi hakkı açıklayacaklar, hakkı yayıp ilan edecekler.[453]Mal, makam veya iktidar gibi dünyevi bir kazancı yitirmekten korktuklarından İnsanları razı etmek uğruna hakkı gizlemeyecek yahut mânasını çarpıtmayacaklar.[454]
2- Müslümamn, yapmadığı hayır ve iyilik için övülmeyi beklemesi uygun değildir. Aksine, müslümamn övgüyü gerektirecek işler yapsa bile insanların övmesine iltifat etmemesi erdemdir. Öyleyse, övülecek bir şey yapmayıp sonra da, övülmek isteyen kimsenin durumu nasıl olabilir? Hatta şer ve fesad işleyip, bu şer ve fesada karşılık hararetle [455] övülmesini isteyen kimsenin hâli nasıl olur?
3- Allah-u Teâlâ, kendinden korkmayı ve O'na yönelmeyi gerektirecek tarzda herşeye mâlik ve kadirdir. Ama çoğu insan bundan gafildir, bilmez.
190- Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır.
191- Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler; "Rabbimiz derler, bunu boş yere yaratmadın. Sen yücesin, bizi ateş azabından koru!
192- Rabbimiz, sen birini ateşe soktun mu, onu perişan et-mişsindir. Zâlimlerin yardımcıları yoktur,
193- Rabbimiz, biz, "Rabbinize inanın" diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen inandık. Rabbimiz bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, iyilerle beraber al canımızı!
194- Rabbimiz, bize elçilerine vâdettiğini ver, kıyamet günü bizi yüzüstü bırakıp rezil etme. Zira sen verdiğin sözden cay-mazsın.
195- Rableri onlara karşılık verdi: "ben sizden erkek, kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmeyeceğim. Hep bir birinizde nsiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler, vuruşanlar ve öldürülenler...Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Yaptıklarına Allah katında bir karşılık olarak (bu nimetleri vereceğim). Karşılıkların en güzeli Allah katındadır.[456]
Sözlük
Göklerin ve yerin
yaratılışında. Yoktan varoluşları hakkında.
Allah'ın birliği ve kudreti için pek çok deliller vardır.
ğunun olmasından tenzih ederiz. [457]Bizi azaptan koru. Salih amellere muvaffak ve cehennem azabını gerektirecek bozuk amellerden uzak kılarak bizi cehennem azabından koru.Rezil-perişan etmişsindir.Bizden ört. Ört, sil. Bizim günahlarımızı sil.Salih insanlar. Birr'in veya Barr'ın çoğulu. Dîne sarılanlar.Peygamberinin diliyle haber verdiğin yardım ve destek.Vaad, söz.Hicret ettiler. Dinleri uğruna kaçıp memleketlerini, diyarlarını,mallarını ve ailelerini terk ettiler.Benim yolumda eziyet gördüler. Bana ve Rasûlüme iman veitaat ettiler diye müşrikler onlara işkence ettiler.Allah'ın indinde sevap vardır. Mükâfat olarak Allah katındamevcut bir karşılık: Günahları affedildikten sonra cennetlere girmek...[458]
Açıklama
Yahudiler: "Allah fakirdir, biz zenginiz!" şeklindeki kötü sözü söyleyip, Kitab'ı değiştirip bozunca ve yaptıkları bâtıl şeylerden dolayı Övülmek isteyince -ki bu durumları onların sapık ve kör akıllı olduklarını gösterir- Allah zenginliğine dâir kâinattaki belirtileri, kullarının kendisine muhtaç oluşunu zikretti. Nitekim bu deliller, O'nun dünya hayat ve işlerini düzenlediğini, Rab olduğunu ve kulların başka rablerinin olamayacağını, gösterir. Ancak bunu, gerçekten kafası çalışanlardan ve seçkin görüş sahibi olanlardan başkası anlayamaz. "Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır." [459]Evet, göklerin ve yerin yoktan yaratılışında, gecenin ve gündüzün uzayıp kısalarak, kararıp aydınlanarak gidip gelişinde ve birinin gidip diğerinin gelerek birbirini izlenıesinde Allah'ın zenginliğine, kulların ise muhtaç oluşuna açık deliller ve kullarının Rabbi ve ilahı oluşuna kesin deliller vardır. 190. ayetin muhtevası budur. Sonraki dört ayet, göklerin ve yerin yaratılışı hususunda akıl yürütüp
Allah-u Teâlâ'yı tanımaya yol bulan, O'na zikredip, O'na şükreden aklıselim sahiplerinin özelliklerini kapsar. "Onlar ayakta, oturarak ve yanlan üzerine yatarken Allah'ı anarlar. [460]Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler."[461]Yani, göklerdeki' ve yerdeki mahlûkatın yar atıl ışındaki hikmetin büyüklüğünü düşünürler. Şöyle demekten geri durmazlar: "Rabbimiz (derler), bunu boş yere..." amaçsız bir hikmet ve istenmeyen bir hedef uğruna "... yaratmadın." Aksine boş yere değil hak yere yarattın. Hâşâ, abesle uğraşıp, oyun oynayanlardan değilsin. Seni abesle ve oyunla uğraşmaktan tenzih ederim. Bilâkis yarattığını yüce hikmetler uğruna yaratınışsmdır. Zikir ve şükür etsin diye yaratmışsındır. Ki şükredip zikredene ikram yurdunda, cennet ikram edesin, nankörlük yapanı azap yurdunda rezü edesin.
192. ayette şöyle denmesini buyurdu: "Rabbimiz, sen birini ateşe soktun mu, onu perişan etmişsindir. Zalimlerin yardımcıları yoktur." Zâlimler kâfirlerdir. O sebeple yardımcı bulamaz ve alçaltıcı azapla horlanırlar.
Allah aklıselim sahiplerinden 193. ayette şöyle bahsetti: "Rabbimiz, biz, "Rabbinize inanın!" diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen inandık (derler)." Davetçi, Kur'an-ı Kerim ve Rasûlüllah'tır (s.a.v.). [462]Ve imanları ile Rablerinc tevessül ederek, isteneceklerin en güzelini ve yücesini; günahlarının bağışlanmasını ve iyilerle Ölmeyi dilediler: "Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, iyilerle beraber al canımızı! "[463] 193. ayette gelenler bunlardır.
194. ayete gelelim. Rablerinden, kendilerine Rasûllcrinin diliyle vaadet-tiği yardımı vermesini ve yeryüzünde tutunmayı sağlamasını istediler. Dünyada bunu istediler. Kıyamet günü de cehennemde azapla mahvetmemesini istediler: "Rabbimİz, bize elçilerine vaadettiğini ver, kıyamet günü bizi yüzüstü bırakıp rezil etme. Zira sen verdiğin sözden caymazsm." Hak sözünden cay m az sın.
195. ayet, Allah Teala'mn dualarını kabul ettiğini belirtir: "Ben sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın çalışmasını zayi etmeyeceğim." Bilakis erkek olsun kadın olsun herkese ameline göre karşılık vereceğim ve karşılığını eksiltmeyeceğim. Çünkü hep birbirinizdensiniz. Erkek kadından, kadın da erkekten meydana gelmiştir. Aranızda ayrımın anlamı yoktur. Ardından Allah-u Teâlâ, bu nimeti hak ettikleri bazı davranışlarını sıraladı: "Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolunda işkence edilenler, vuruşanlar ve öldürülenler..." Allah onlara şöyle vaadetti: "... elbet de onların kötülüklerini örteceğim ve altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım." Bunlar, Allah-u Teâlâ'dan, salih amellerine karşılık olarak verilecektir. Karşılıkların en güzeli, Allah katındadır. O halde ona rağbet edilmelidir. Şüphesiz Allah iyilik ve merhamet sahibidir.[464]
Sonuç
1- İman ve amellerin (takva) güçlenmesini sağlamak için göklerin ve yerin yaratılışı hususunda düşünmek gerekir.
2- "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında" ayetini surenin sonuna kadar okumak müstehaptır. Gecenin sonunda teheccüde kalkıldığında böyle yapılır. Çünkü Sahih'te [465]Hz. Peygamber'in (s.a.v.) böyle yaptığı geçmektedir.
3- Her durumda; ayakta, oturarak veya yatarak Allah'ı zikretmek müstehaptır.
4- Cehennemden Allah'a sığınmak müstehap, hatta farzdır. Çünkü Allah, Cehennemden korunun diye emrediyor.
5- Allah-u Teâlâ'ya imân ve sâlih amel vasıtasıyla dua etmek meşrudur.
6- Allah yolunda hicret ve cihat fazilettir ve farzdır.
7- Erkek ve kadın mü'minler arasında amelde ve karşılığında eşitlik vardır.
8- İyiler arasında ölmek güzel bir şeydir. İyiler, Allah'a ve Rasûlü'ne itaat eden, itaatlerinde samimi olanlardır. Allah'ın izniyle iyilerle ölebilmek için, onlarla beraber yaşamak, aralarında hayat sürmek gerekir.
196- İnkar edenlerin, öyle, şehirlerde gezip dolaşması seni aldatmasın.
197- Bu, az bir geçimdir. Sonra gidecekleri yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası.
198- Fakat Rablerinden korkanlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler var. Orada ebedî kalacaklar, Allah tarafından ağırlanacaklardır. Allah yanında bulunanlar ise iyiler için daha hayırlıdır.
199- Kitab ehlinde öyleleri var ki, Allah'a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirilene Allah'tan korkarak inanırlar; Allah'ın âyetlerini birkaç paraya satmazlar. Onların mükâfaatı da Rableri kalındadır. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.
200- Ey inananlar, sabredin, direnip (düşmanlarınıza) üstün gelin. Cihada hazırlıklı, uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki, başarıya eresiniz. [466]
Sözlük
Seni aldatmasın.
Seslenilen, Allah Rasûlü'dür, ania seslenişashaba ve ümmetinedir.Kâfirlerin
ülkelerde dolaşması. Ticaret, ziraat, mal mülk, yemeiçme için ülkeleri
dolaşmaları. Az bir menfaat. Bu tasarrufları, birkaç sene istifade
edecekleriama sonunda bitecek az bir meta'dır. Onların varacakları yer
cehennemdir. Az bir istifadeden sonradönecekleri yer cehennemdir. Oraya girip,
ebedi kalacaklardır.Rablerinden ikram. M
müslümanların diyarına hücumdan alıkoymak için, sınır boylarını tutmaktır.Kurtulursunuz. Dünyada ve âhirette umduğuna erişip, korktuğundan emin olarak kazanırsınız.[468]
Açıklama
Allah-u Teâlâ, ümmetin hak dâvetçilerine, peygamberlerinin şahsında şunu yasaklıyor: Kâfirlerle putperestlerin ve fesatçıların kazanıp kâr etmesi; yemesi, içmesi, binmesi sizi aldatmasın. Hak yolda olduklarını veya Allah-u Teâlâ'nm onlardan razı olduğunu, kızmadığını sanmayın. Hayır, hayır. O ancak az bir dünyalıktır. Sonra en kötü sığmağa ve en şerli barınağa gelirler. Orası, girmek için şirkle, isyanlarla çoktan beri hazırlık yaptıkları cehennemdir. Orası, kendileri için hazırladıkları, ne kötü bir sonsuz cehennem yatağıdır. Şu iki ayetin anlamı budur: "İnkâr edenlerin öyle şehirlerde gezip dolaşması seni aldatmasın. Bu az bir geçimdir. Sonra gidecekleri yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası."[469]
198. ayet de şöyledir: "Fakat Rablerinden korkanlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler var. Orada ebedî kalıp, Allah tarafından ağırlanacaklardır. Allah yanında bulunanlar iyiler için daha hayırlıdır." Ayet bir eksiği güzelce tamamlamaktadır. Bir Önceki ayette kâfirlerin varacağı yer, ki varılacak yerlerin en kötüsü olan cehennemdir ve ne kötü yataktır, zikredilmekte; bu ayette de mü'minlerin varacağı yer, ki en hayırlı yerdir, zikredilmektedir: "Altlarından ırmaklar akan cennetler... Orada ebedi kalacaklar, Allah tarafından ağırlanacaklardır." Allah katında olan cennet ebedi nimetler, iman edip Allah'tan korkanlar için dünyadan ve dünyalıklardan daha hayırlıdır. Onların fakir ve güç geçiniyor olmaları, kâfirlerinse zengin ve eli bol olması zarar vermez.199. ayete gelelim; "Kitab ehlinden öyleleri vardır ki, [470]Allah'a inanırlar..."
Ayet, bazı münafıklara verilen ilâhi cevabı kapsar. Bu münafıklar, Rasûlüllah'la (s.a.v.) mü'minlerin, ölümünden sonra Necâşi'ye cenaze namazı kılmalarını ayıplamış!ardı. Şöyle ki, içlerinden bazıları: "Bakın, Muhammed'le ashabı, kendi diyarlarından başka bir diyarda ölmüş, kendi ümmetlerinden olmayan bk kâfirin cenaze namazım kılıyorlar!" demişlerdi. Onlar böylece Allah Rasûlü (s,a) ile ashabını ayıplamak istiyorlardı. Allah-u Teâlâ kendilerine şöyle cevap verdi: "Kitab ehli olan yahudi ve hrisuyanlardan öyleleri var ki, Allah'a ve ey mü'minler, size indirilene ve Tevrat'la İncil'de kendilerine indirilene Allah'tan korkarak inanırlar. O'na ibâdet ederek, boyun bükerek inanırlar. Diğer yahudi ve hristiyanlar gibi Allah'ın ayetlerini üç-beş kuruşa satmazlar. Diğerleri makamlarını, şöhretlerini ve maddi çıkarlarını korumak için Allah'ın kelâmını bozuyor, değiştiriyor ve ortaya çıkarılıp açıklanması gerekenleri gizliyorlardı. Bunlar, yahudilerden Abdullah b. Selâm, hristiyanlardan Necaşi Ashame ve ehl-i kitab'tan müslüman olan herkestir. İşte bunlar, ikram ve ni-metJendirilmeyi hak etmiş gerçek mü'minlerdir. Allah-u Teâlâ haklarında: "Onların mükâfatı da Rableri katındadır." buyuruyor. O mükâfatı onlara kıyamet günü tastamam verecektir. "Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir." Öyle ki, bütün yaratıkların hesabı dünya günleriyle yarım gün gibi bir anda görülür.
199. ayet böyledir.200. ve sonuncu ayete gelecek olursak: "Ey inananlar, sabredin, direnip (düşmanlarınıza) üstün gelin! Cihada hazırlıklı, uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki, başarıya eresiniz." Ayet, merhamet olunmuş bu ümmete ait şu değerli çağrıyı ve kıymetli öğüdü içermektedir: İbâdetlere, sıkıntılara ve belâlara sabretmelidir. Barış isteninceye veya galibiyetleri teslim edilinceye kadar düşmana karşı direnmelidir. Hudutlarında, savaşa kalkışmaya ve diyarlarına girmeye yeltenmesin diye düşmanı korkutacak savaş malzemesini hazırlamahdır. Kurtuluş ve başarıya sebep olacak tarzda Allah'tan korkmalıdır. Hikmetlere, hükümlere sahip Âl-i İmran suresi bu ilahi rahmetle tamamlanıyor.[471]
Sonuç
1- Mü'minler, kâfirlerin içinde bulundukları bolluk ve refaha aklanmamaları öğütlenerek uyarılıyor. Zira bunlar, Allah-u Teâlâ onlardan razı olduğu için değildir. Bunlar, sahibinin işi sıkı tutmasına ve güzel çalışmasına göre ortaya çıkan, Allah'ın kazanç ve çalışmaya dair kanunlarına göre elde edilen dünya metaından başka birşey değildir.
2- İnanıp Allah'tan korkanlar için Rableri katında hazırlanan dâimi nimetler dünyadan ve dünyalıklardan daha hayırlıdır.
3- Ehl-i kitab'ın mü'minleri şereflidir ve Kur'an onları cennetle müjdelemektedir. Bunların başında Abdullah b. Selam ve Necaşi Ashame gelmektedir.
4- Dünyada ve ahirette umulana erişip korkulandan emin olmak anlamındaki felahı elde etmek için sabır, düşmana karşı direnme, Allah'tan korkma ve murâbeta [472] farzdır.[473]
[1] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/368-369.
[2] Allah: Cenab-ı Hakk'ın özel ismidir. Anlamı: O'ndan başkasının ibadete layık olmadığı Hak İlah. Bu sebeple, Allah lafzını yukarıdaki tefsir metninde hak mabud, gerçek tapılacak, diye tefsir ettik.
[3] Beyne yedeyhi'nin anlamı, kendinden önce inmiş demektir. Kur'an'ın önündedirde Kur'an Önceki kitapların arkasındadır, manasına gelmektedir.
[4] Tevrat, kelimesinin anlamı hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür: Çakmağın çakmasından (vera) türetilmiştir, denirse, o zaman Tevrat, içindeki hidayet nurundan dolayı Tevrat olarak adlandırılmıştır. Yoksa İbranice (tura) kelimesinin arapçal aştın İm ışı ise, ura'nm anlamı, hidayettir. Öyle ya da böyle bu, yararsız bir bilgi ve zararsız bir cahilliktir.
[5] Yahudilerce İncil beş bölümdür: Tekvin, Hurûc, Lavın, Aded, Tesniyetü'l İşti.
[6] İncil'in "asıl, temel" anlamına geldiği söylenmiştir. Çünkü ilim ve hikmetlerin aslı, temelidir. Çoğulu "enacil"dir. Tevrat'ın çoğulu da "tevar"dır.
[7] Dört kitaba ortak olarak İncil denir. Yuhanna, Markos, Luka ve Barnaba incil-leri.
[8] Furkan'ı Kur'an diye tefsir ettik. Dayanağımız şu ayetidir: "Alemlere korkutan bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı indiren Allah'ın şanı çok yücedir." (Furkan, 25/48) Hakk'la batılın arasını açıkça ayırdığı için Furkan denmiştir.
[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/369-370.
[10] Bu hey'etin gelişi Hicret'in 2. yılındadır. Âmu'l-vufûd (Heyetler Senesi) deni-len 9. yılı değildir. Bu sebeple sûrenin baş tarafı son tarafından önce inmiştir. Sûrenin son ayetleri Uhud Gazvesi'nde inmiştir ki Hicret'in 3. yılı demektir.
[11] Allahu lâ ilahe illâ hüve'l-hayyu'l-kayyûm" âyetiyle, "Ve ilahukum ilahun vahid" ayetinde Allah'ın ism-i âzami vardır, denilmiştir.
[12] Furkan kelimesi bir önceki sayfadaki 7 no'lu dipnotta geçtiği gibi Kur'an'a denir. Ayrıca mucizeler gibi doğru yolu sapıklıktan ayıran her şeye ve muttaki mü'minde oluşan zararlıyla faydalıyı, yanlışla doğruyu ayıran nura (basiret) da "furkan" denir.
[13] Güzelliğini-çirkinliğini, siyahlığını-beyazlığını, sakatliğını-sağlamliğını, yaratan odur.
[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/371-372.
[15] Hristiyanların sapıklığı tam ve en kötü sapıklıktır. İnançlarına göre, öldürülmüş ve çarmıha gerilmişken İsa'nın ilah olması nasıl mantıklı olabilir?! Onun Meryem isminde bir kadının oğlu olduğunu kabul etmişlerken nasıl ilah olabilir? Acaba akılları başlarında değil midir?
[16] Müslim, Aişe'den (r.a.) aktarıyor: Rasûlüllah (s.a.v.): "Sana Kitab'i indiren O'dur."dan başlayıp "Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilirler."c kadar okudu. Sonra: "Müteşabih ayetleri yorumlamaya kalkışanları görürseniz, ki Allah burada onları söylüyor, onlardan sakının!" buyurdu.
[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/372-374.
[18] Abdullah oğlu Cabir (r.a.) aktarmıştır: "Kur'an'daki muhkem ayetler, yorumu bilinen, manası ve tefsiri anlaşılan ayetlerdir. Müteşabih ayetler ise, Allah'ın, sırf kendine has kıldığı ilminden, hiç kimsenin bilmeye yol bulamayacağı ayetlerdir.
[19] Mesela: Kıyametin ne zaman kopacağı, Ye'cüc ve Me'cüc'ün ve Deccal'ın ne zaman çıkacağı, İsa'nın ne zaman ineceği ve de sure başlarında yer alan "elif-lâm-mim" gibi tek başına yazılan harfler.
[20] Nisa Sûresi, 171.
[21] En'am Sûresi, 157
[22] Rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber'e (s.a.v.) "İlimde rasih olanlar" soruldu. "Eli iyilik yapan, doğru söyleyen ve istikamet sahibi ve ihlaslı olandır" buyurdu.
[23] Tirmizi'nin Hz. Hasan'dan rivayet ettiği bir hadise göre Ümmü Seleme'nin annesine (r.a.), Allah Rasulü'nün (s.a.), yanında en çok hangi duayı ettiği soruldu. O da: "En çok ettiği dua, Ya Mukaİiibe'İ-kulüb, sebbit kalbi alâ dinike (Ey kalpleri döndüren, kalbimi dininde sabit kıl) idi." dedi.
[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/374-375.
[25] Nisa Sûresi, 171
[26] En'am Sûresi, 57.
[27] Ebû Umâme, Şam Mescidi (Emevi Camii olmalı.) kapısına asılmış başlan görüp sorduğunda, Irak'tan getirilmiş Harici başlan olduğu söylendi. O zaman, üç defa: "İşte bunlar cehennem köpekleridir!" dedi. "Gök kubbe altında öldürülenlerin de en şerlileridir. -Yine üç defa- Ne mutlu onları Öldürenlere!" Sonra ağladı. "Niye ağlıyorsun?" denildi. Haricilere acıyarak: "Müslü-mandilar, İslam'dan çıktılar..." dedi. Sonra "Sana kitabı indiren O'dur" ayetini, "Bunu ancak akıl sahipleri düşüncbilir!"e kadar okudu.
[28] İbn Abbas'ın: "Tefsir dört çeşittir: 1- Hiç kimsenin anlamamakta mazur görülmediği tefsir. 2- Arapların dillerinden dolayı bildiği tefsir. 3- İlimde derinleşenlerin bileceği tefsir. 4- Allah'tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği tefsir" dediği aktarılmıştır. Hz. Aişe de (r.a.) böyle demiştir.
[29] Alimlerin çoğunluğu, ayetteki durak yerinin ve ma ya'lemu İlla'llah" olduğu görüşündedir. Buradan hareketle: "Müteşabİhi Allah'tan başkası bilmez; Allah, onu kullarından öte sırf kendine has kılmıştır" denir. Şöyle diyenler de vardır: "Allah'ın "ve'r-rasıhune fi'l-ilm" sözü "ve mâ ya'lemu te'vîlehü illa'l-lah"a bağlıdır." Şöyle de demişlerdir: "İlimde derinleşmiş olanlar, bazısını değilse de müteşabihin bir kısmını bilebilirler. Zaten: "Hepsi Rabbimiz katında-ndır." demeleri bunu göstermektedir. Yani bilebildiğimiz de bilemediğimiz de O'nun katındandır." İbn Abbas'ın: "Ben, müteşabihin yorumunu bilenlerdenim" dediğini de rivayet etmişlerdir.
[30] Ayetteki ve ma yezzekker'dan itibaren olan bölüm derin âlimlerin değil, Allah'ın kelâmıdır.
[31] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/375-377.
[32] Mürtedlerle (dinden çıkıp İslâm'a savaş açanlar)
savaşların olduğu günlerde Ebu Bekir Sıddık'ın,
[33] Ulema: Teşabih hakiki veya izafi (nispeten) olur. Hakikisi, anlaşılmasına yol olmayanıdır. Allah'ın: "Onun tevilini ancak Allah bilir" sözünden maksat budur. İzafiye gelince, başka bir delile ihtiyacından dolayı manası karışık olandır. Alim isterse anlamını bulur. Ve böylesi çoktur. Mesela: "Allah, günahların hepsini bağışlar" ayetinin anlamını "Şüphesiz ben, tevbe edenleri bağışlayanım," ayeti açıklamaktadır.
[34] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/377-378.
[35] Grup,cemaat.
[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/378-379.
[37] Gerçekten de Rasûlüllah (s.a.) yahudileri toplayıp: "Yahudiler! Allah'ın Bedir'de Kureyş'in başına gelenlerin bir benzerini sizin de başınıza getirmesinden sakının! Biliyorsunuz ben kitabınızda (vasfını) gördüğünüz ve Allah'ın size haber verdiği Peygamber ve Elçiyim." buyurdu.
[38] Çünkü müslümanların sayısı 314, müşriklersc 900'den fazlaydı.
[39] Müslümanlar, kâfirleri kendilerinin iki katı görüyorlardı, yani müslümanların iki katı sayıda... Azaltmanın anlamı budur. Kafirler 900 kişiyken Müslümanlar onları 600 kişi kadar görmüşlerdir. Söz konusu azaltma budur.
[40] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/379-380.
[41] Delili, Allah'ın: "Kim bir kötülük yaparsa cezasını görür." (Nisa Suresi) 4/ 110), "Başınıza gelen bir musibet kendi yapıp ettikleriniz sebebiyledir." (Şura Suresi, 42/30)
[42] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/380-381.
[43] Ömer (r.a.)dan. "İnsanlar için... süslendi." ayeti inince: "Bize onları süslü gös-
terdiği zaman, ya Rabbi, işte şu an bu andır!" dedi. Bunun üzerine Allah: "Size bunlardan daha hayırlısını bildireyim mi?" ayetini indirdi.
[44] Müslim'de geçer: Rasülüllah (s.a.v.) buyurur: "Cennet sevilmeyecek şeylerle kuşatılmıştır. Cehennemse iştiha duyulacak şeylerle kuşatılmıştır." Anlamı: Cennete ancak haramlara dalmaktan vazgeçmekle ulaşılır, cehennemden ise ancak terk edip, nefsi onlardan kesmekle kurtulunur
[45] Otlağa salınıvermiş atlar.
[46] Hem "ekmek" anlamına masdardır, hem de ekilen yere verilen isimdir.
[47] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/381-382.
[48] Allah, âyetini, gönülleri ebedî cennete bağlansın diye, kullarını gelip-geçici dünya mallarından zühd'e ve ahiret hazırlığı için gayrete özendirerek, şöyle bitiriyor: "Varılacak asıl güzel yer, Allah'ın katındadır." Konaklamaya değer asıl güzellikler yurdu, mutlu hoş komşuluk, Allah'ın yanındadır.
[49] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/382-383.
[50] Kehf Suresi, 7.
[51] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/383-384.
[52] Bunun delil, şu ayettir: "Muttakilere söz verilen cennetin durumu şudur: içinde bozulmayan sudan ırmaklar, tad. değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır " (Muham-med suresi, 47/15)
[53] Çünkü kendisinin zaruri ihtiyacı varken, çoluk çocuğu muhtaç durumdayken sa-
daka vermek uygun bir davranış değildir.
[54] Tercih edilen tevbe, Buhari'nin rivayet ettiği şu tevbedir. "Allah'ım, sen benim
Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum. Gücüm yettiğince sana verdiğim söze ve vaade bağlıyım. Yaptığım kötülüklerin şerrinden sana sığınırım. Bana verdiğin nimetleri kabul, günahımı itiraf ederim. Beni bağışla! Çünkü günahları senden başka hiç kimse bağışlayamaz. Kulun şöyle demesi de tercih edilmiştir: Senden başka ilah yoktur. Sen her türlü noksanlıktan uzaksın. Kötülük yaptım ve kendime zulmettim. Beni bağışla. Çünkü günahları senden başka hiç kimse bağışlayamaz."
Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/384-385.
[55] "Allah mü'min erkek ve kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kala-
cakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'ın rızası ise hepsinden daha büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur."
[56] Müslim rivayet etmiştir. Hz. Peygamber (s.a:v.) buyuruyor: "Cennetlikler cennete girince Allah onlara: İster misiniz, size daha fazla birşey vereyim? buyurur. Ey Rabbimiz, bundan daha güzel ne var ki? derler. O da bu benim nzamdır, diye buyurur.
[57] Delili, hadis imamlarının Ebu Hureyre'den rivayet
ettiği şu hadistir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor: "Allah azze ve
celle her
Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/385-386.
[58] Kurtubi'nin naklettiğine göre, Kelbi şöyle rivayet etmiştir; "Rasûlüllah (s.a.v.) peygamberliğini ilân edince, Şam hahamlarından iki haham kendisiyle görüşmeğe geldi. Şehri (Mekke veya Medine) görünce biri diğerine: "Bu şehir, ahir zamanda ortaya çıkacak peygemberin şehrine ne kadar da benziyor!.." dedi. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) huzuruna girince, onu sıfat ve özelliklerinden tanıdılar. Sonra: "Sen Muhammed misin?" dediler. "Evet" dedi. "Sen Ahmed misin?" dediler. Yine "Evet" dedi. "Sana bir "Şehadeti" soracağız, eğer haber verirsen (bilirsen) dinine inanır ve seni tasdik ederiz." dediler. Allah Rasûlü (s.a.v.) "Sorun!" dedi. "Bize, Allah'ın kitabındaki en büyük şehadeti bildir" dediler. Allah Teâlâ da Peygamberine "Şehidallahu ennehü..." ayetini indirdi." İlim sahiplerinin şahitliğinin, Allah'ın şehadetine benzetilip alâkalandırıl-masında ilim sahipleri için büyük bir şeref ve onur vardır. Hadislerde de: "Alimler, peygamberlerin mirasçılarıdırlar." ve "Alimler, Allah'ın kullan üzerine emirleridirler." buyurulmuştur.
[59] Gerçek din İslâm'dır, başkası değil.
[60] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/386-388.
[61] İslâm'ın dînî anlamı: Hakka inanıp, diliyle de söylemek, gereği olan ibadeti, ahlâkı ve ahkâmı yerine getirmektir. Böylece sonunda müslümamn bütün hayatı Allah Teala'nın kendisinden istediğine, yaratmaktaki maksadına ve arzuladığına uygun hale gelir.
[62] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/388-389.
[63] Şöyle rivayet olunmuştur: Kim "Şehidellahu" ayetini okuyunca, "Ben de Allah'ın şahitlik ettiği şeye şahidim" der ve bu şehadeti "Benim Allah'a bıraktığım emanetimdir" diyerek Allah'a emanet ederse, kıyamet günü böyle diyen kimse getirilir, sonra Allah (c.c): "Kulum benimle anlaşma yapmıştı, ben de anlaşmasını yerine en iyi getirenim. Kulumu Cennet'e koyun!" buyurur.
[64] Müslim rivayet etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor: "Vallahi, beni (ve peygamberliğimi) yahudi olsun, hıristiyan olsun bu ümmetten hiçbir kimse duymazlık edemez. Peygamber gönderildiğim şeylere iman etmeden de ölürse mutlaka cehennemliktir.
[65] Buhari'nin şu rivayeti bunu destekler: "Yahudi bir çocuk, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) abdest suyunu hazırlar, ayakkabılarını verirdi. Bir gün hastalandı. Hz. Peygamber de (s.a.v.) ziyaretine gitti. Allah Rasûlü (s.a.v.) çocuğa: "Lâ ilahe illallah, de!" buyurdu. Çocuk babasına baktı. Babası ses çıkarmadı. Rasûlüllah (s.a.v.) sözünü tekrarladı. Yine babasına baktı. Babası da: "Ona uy!" dedi. Çocuk, kelime-i şehadet getirdi. Allah Rasûlü {s.a.v.): "Çocuğu, benim sebep olmamla cehennemden çıkaran Allah'a hamd olsun!" diyerek çıktı."
[66] Muhammcd b. İshak rivayet ediyor: Necran heyeti, Allah Rasulü'nün (s.a.v.) Mesudine girince reisleri ve papazları konuştu. Rasûlüllah (s.a.v.) bu ikisine "Müslüman olun!" dedi. "Senden öncekine teslim olduk" dediler. Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle cevap verdi: "Yalan söylüyorsunuz! Allah'ın bir oğlu olduğunu iddia etmenizle, haç'a tapmanız sizi İslâm'dan alıkoydu." buyurdu."
[67] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/389-390.
[68] Al-i İmran 85.
[69] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/391-392.
[70] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/392.
[71] Sıla cümlelerindeki fiiller; "inkâr ediyor, öldürüyor," gibi geniş (şimdiki) zaman kipiyle gelmektedir. Bu, bir yönden o kötü durumu daha iyi vurgulamak için; diğer yönden de çağdaş yahudilerin niyetlerini açığa vurmak içindir. Gerçekten de yahudiler bir çok defa Hz. Peygamber'i (s.a.v.) öldürmeye kalkışmışlardır.
[72] Peygamberlerin Öldürülmesi zaten bir haksızlıktır. Bir de bunun haksız yere olduğu söylenerek suçun büyüklüğü pekiştiriliyor.
[73] İbn Ebi Hatim ve İbn Cerir (et-Taberi) rivayet
etmişlerdir. Ebu Ubeyde (r.a.) anlatıyor: "Ya Rasulallah, kıyamet günü
hangi insan en zor azaba çarptırılacaktır?" dedim. "Bir peygamberi
ya da iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir adamı öldüren kişi."
buyurdu. Sonra: "İnncllezine yekfurune..." ayetini okudu. Sonra:
"Ebu Ubeyde! İsrailoğulları, bir
[74] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/392-393.
[75] Kurtubi, Tefsirinde şu rivayeti zikretmiştir: "İçinde şu dört özelliği bulunan her yöre belâdan korunmuştur: 1- Zulmetmeyen yönetici, 2- Doğru yol üzere bir âlim, 3)İyiliği emredip kötülükten alıkoyan, ilim ve Kur'an Öğrenmekte hırslı yaşlılar, 4- İlk cahiliyye döneminde olduğu gibi, dikkat çekmek için yürürken kırıtmayan, açılıp saçılmayan tesettürlÜ kadınlar." İbn Mâce de Enes b. Malik'ten aktarıyor: "Ya Rasûlüllah, iyiliği emredip kötülükten men etmek ne zaman terk edilir?" diye soruldu. "Sizden Önceki ümmetler arasında ortaya çıkanlar sizin aranızda da ortaya çıktığı zaman." buyurdu. "Ya Rasûl-lültah, bizden önceki ümmetler arasında neler ortaya çıkmıştı ki?" dedik. "Otorite küçüklerinizde, fuhuş büyüklerinizde, ilim de rezillerinizde olur." buyurdu. Rezil diye, hayırsız adama denir.
[76] İbn Abbas aktarıyor: Bu ayet şu sebeple inmiştir: Allah Rasûlü (s.a.v.) Beyt-i Midras'taki (Yahudilerin Tevrat okuduğu mukaddes mekân) yahudilerin yanına girip, İslâm'a davet etti. "Sen hangi din üzeresin?" dediler. "İbrahim dini üzereyim" dedi. "İbrahim yahudi idi." dediler. Hz. Peygamber (s.a.v.): "Gelin Tevrat'a başvuralım, aramızda o hakem olsun!" dedi. Çekindiler, bu ayet indi.
[77] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/393-394.
[78] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/394-395.
[79] Nasiben kelimesinin "nekre" oluşu, azımsama içindir.
[80] Yani, İbrahim'in (a.s.) yahudi olmayışına dair. Çünkü daha önce de geçtiği gibiyahudiler İbrahim'in (a.s.) yahudi olduğunu iddia ediyorlardı.
[81] Ayet, Allah'ın yasasının hakemliğine başvurmaya çağrılan kimsenin buna icabet etmesinin ve kaçınmamasının -değilse imanı yaralanır- vacip olduğuna delildir.
[82] Onların iftiralarından biri de şudur: Allah, yahudilere azab etmeyeceğine" söz
vermiştir.
[83] Burada kastedilen, tasavvuf kisvesine bürünen sapıklardır.
[84] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/395-396.
[85] Nisa Suresi, 65
[86] Sad Suresi, 46
[87] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/396-397.
[88] İnsanın yararlandığı her şeye "rızık" denir. Cinsi ne olursa olsun -buğday, hurma et... v.s.- yiyeceklere ve insanın vücudunu ibadet edecek biçimde korumak için ihtiyaç duyduğu herşeye rızık adı verilir.
[89] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/397.
[90] Kurtubi, Nadr b. Şemuyil'in: "Allahümme, diyen kimse, Allah Teâlâ'ya bütün isimleriyle dua etmiştir." ve Hasan Basri'riin de, "Allahümme, sözü, duaları bir araya toplar." dediğini aktarır.
[91] Şer de O'nun elindedir.
[92] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/398-399.
[93] Ebu Nu'aym. Hilye tü'1-Evİİya'da kaydeder: "Muaz (b. Cebel) bir gün Cuma namazını Rasûlüllah'la (s.a.v.) beraber kılamadı. Allah Rasûlü (s.a.v.) onu cemaate gelmekten neyin alıkoyduğunu sordu. Muaz: "Yahudi Yuhanna'ya borcum vardı. Beni gözetleyerek kapımın önüne dikildi." dedi. Hz. Peygamber de (s.a.v.): "Rabbinin borcunu ödemesini ister misin?" diye sordu. Muaz: "Evet," dedi. "O zaman her gün "Kuli'llahumme malike'1-mülk..." ayetini "biğayri hisab"akadar oku; sonra: 'Dünyanın ve ahiretin Rahmanı ve Rahim'i;. dünyadan da ahiretten de dilediğine verir, dilediğine vermezsin. Benim de borcumu ödememi kolaylaştırır!' de. Dünya dolusu altın borcun olsa, Allah kolaylık nasip eder." buyurdu."
[94] Gerçekten de daha Rasûlüllah (s.a.v.) vefat etmeden neredeyse Arap Yanmada-
sı'nın tamamı müslüman olmuştu. Bir çeyrek asır geçmeden ümmetinin mülkü uzak doğuya ve uzak batıya ulaşmıştı. İran ve Bizans İmparatorlukları da bunlar arasındaydı.
[95] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/399-400.
[96] Yani "Allah'la bir dostluğu kalmaz" anlamfna "Fe-leyse min velayeti'İlah i ve hizbihi fi şey", demektir.
[97] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/400-401.
[98] Hatta müminlere zarara olmasa bile.Takıyye geçicidir ve devam ettirmek caiz değildir.Ancak hicretten aciz olunursa ne âlâ.
Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/401-402.
[99] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/402-403.
[100] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/403.
[101] Müslim, Ebû Hureyre'den (r.a) rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor: "Allah bir kulu sevince, Cebrail'i çağırır ve: "Ben filanı seviyorum, sen de sev!" der. O kulu Cebrail de sever. Sonra gökyüzünde şöyle ilan eder: "Allah, filanı seviyor; siz de sevin!" Onu gökyüzündekiler de severler. Sonra yeryüzünde onun için bir makbuliyet üstünlük oluşturulur... Bir kula Öfkelenince de, Cebrail'i çağırıp: "Ben falana öfkelenip lanet ediyorum, sen de et!" der. Ona Cebrail'de öfkelenip lanet eder. Sonra gökyüzündekiler arasında şöyle ilân eder: "Allah falana öfkelenip lanet ediyor, siz de edin!" Ona onlar da öfkelenip lanet eder. Sonra yeryüzünde onun (o kul) için bir öfke buğz edilir.
[102] Al-i fim-an Suresi, 32.
Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/403-404.
[103] Buradaki farzİyet iman karşılığıdır. Çünkü Allah'ı sevmemek küfürdür.
[104] Sevgi, sevilene itaat etmeyi gerektirir. Şair de şöyle der: "Sevgi gösterdiğin halde, ilaha isyan ediyorsun / Bu, vallahi kıyasta bedî'dir (harikul-âdeliktir) Şayet sevdiğin doğru olsaydı itaat ederdin/Seven sevdiğine elbette itaatkârdır."
[105] Adem'in seçilişi; kendisine vahyedilmesi, Allah'ın onu bizzat eliyle yaratması, ona ruhundan üfürmesi ve melekleri ona secde ettirmesiyle olmuştur. Nuh'un seçilişi; Allah'ın onu peygamber göndermesiyle, Tufan'dan sonra insan nesline baba yapmasıyla, Ömrünü uzatmasıyla ve bedduası üzerine zâlimleri helak et-mesiyledir. İbrahim ailesinin seçilişi, Allah'ın Peygamberliği İbrahim'den sonra da onlara vermesi ve öncekilerinin de, sonrakilerinin de övülmüşü ve efendisi Muhammed'Ie sona erdirmesiylcdir. Allah, İmran ailesini de seçmiştir ve Hanne, Meryem ve İsa onlardandır. Seçilişleri, yaşadıkları günlerde onlardan başka hiç kimsede olmayan olgunluklarladır.
[106] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/404-406.
[107] Hanne bint Makuda. Kocası, Hanne hamileyken Ölmüştür
[108] Yani, Allah'a ibadette sadece onun rızasını gözetmek.Mihrab.U) Mescide bitişik olan özel yer.Bu sana nereden geldi?
[109] Bugün imamın namaz kıldırmak için durduğu yere "mihrab" diyoruz. Hz. Mer-
yem'in mihrabı ise el-Aksa mescidinin kıble tarafında bulunan odacık diye tarif edebileceğimiz bir hücre idi.(Çev)
[110] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/406-407.
[111] Zürriyet, kelimesinin tekili de, çoğulu da çocuğa da, babaya da "zürriyyet" denebilir.
[112] Erkek çocuklarını Mescid-i Aksa'ya hizmet etmek üzere adamak adetine uyarak
kız çocuğunu Mescid-i Aksa'ya adamıştır.
[113] Razı oldu ve cömert bir insana hediye verilince kabul edip ödüllendirdiği gibi kabul etti.
[114] Meryem, meyvenin kendisine bilinen sebeplerden başka bir yolla ulaştığını, şerefine binaen önüne konuverdiğini, kendisini nzıklandıranın Allah (c.c) olduğunu söylemek istiyor.
[115] İbn Abbas'tan rivayet olunmuştur: Zekeriya, Meryem'e bir süt anne kiraladı ve tam iki yıl emzirdi.
[116] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/407-408.
[117] Al-i İmran Suresi, 44.
[118] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/408-410.
[119] Hemen orada, mihrabta. Harikuladelikleri gördüğü için uyandı. Çocuk isteyerek dua etti. Allah-u Teâlâ duasını kabu etti.
[120] Seyid'in dini tarifi, insanların dünyevi ve uhrevi hallerini düzeltmeye çalışan kimse, şeklindedir. Dayanağı: "Ben Ademoğullarının efendisiyim ama övünme yok." ile, Hz. Hasan hakkındaki: "Şu benim oğlum efendidir." hadisidir.
[121] Hasûr'un ne olduğu hususunda müfessirler bir çok şey söylemişlerdir. En uygunu, fuhşiyattan ve iftiradan korunmuş (masum) olmasıdır. Tabii bu, evlenip meşru ilişkide bulunarak çoluk çocuk sahibi olmaya engel değildir.
[122] Kısır anlamına gelen "âkir" kelimesi, Arapça'da sadece kadınlar için kullanıldığından "âkıra" şeklinde bir kalıbı yoktur.
[123] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/410.
[124] De ki: "fa" tertib içindir. Yani, duasının hemen peşinden Allah kabul buyurdu,demektir. Sebebiyye de olabilir.Yani, duası sebebiyle Allah ona bir oğul verdi,anlamına.
[125] Yahya, İbranice Yuhanna'nın arapçalaştırılmışıdır. Araplar muzari (şimdiki zaman)sigasıyle telaffuz etmişlerdir.
[126] Kurtubî, Ka'b'dan rivayet eder: Bir kimsenin zikri terketmesine izin verilseydi,
Zekeriya'ya verilirdi. Çünkü Allah ona çocuğu olacağının belirtisi
olarak insanlarla üç gün işaret dışında konuşamama alâmeti verdi ama zikirden
muaf tutmadı, aksine şu sözüyle emretti: "Rabbini çok zikret ve
[127] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/411.
[128] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/412-413.
[129] Sıddîka, Diye Lâkap Veriliş Sebebi, "Meryem'in Çocuk Müjdelenince, Zekeriya'nın (A.S) İstediği Gibi Alâmet İstemeyişidir Ve Allah-U Teâlâ'nın Şu Sözüyle Övmesidir" Denilmiştir: "O, Rabbinin Sözlerini Ve Kitaplarını Tasdik Etti Ve Gönülden İtaat Edenlerden Oldu." (Tahrim Sûresi, 12)
[130] Evzaîden Rivayet Edilmiştir: Allah Meryem'e Namazı Emredince, Ayaklan Şişip Kan Ve İrin Akıncaya Kadar Namaz Kıldı.
[131] Kalemlerini, Akan Ürdün Nehri'ne Atmışlardı. Bu Ayet, Kur'a Çekmenin Meşruluğunu Dile Getirmektedir. Kur'a Her Ne Kadar "Şer'u Men Kablena" (Bizden Önceki Ümmetlere Ait Bir Dini Uygulama) İse De, Rasûlüllah'm Dilinden Bize De Meşru Kılınmıştır. Çu Hadis De Delildir: "İnsanlar Ezan Okumaktaki Ve Birinci Saftaki (Fazileti, Sevabı) Bilselerdi De Sonra Kur'a Çekmekten Başka Bir Çözüm Yolu Bulamasalardı Kur'a Çekerlerdi."
[132] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/413.
[133] Kadınların peygamberliği konusunda ihtilaf vardır. Alimlerin çoğu, meleklerin hitabından ve Allah'ın kendisini seçtiğini bildirmesinden Meryem'in peygamber olduğu görüşünü tercih etmişlerdir.
[134] Daha sonra yapıldığı halde secde, rükudan önce anılmıştır. Çünkü secde şükre daha yatkındır ve makam da şükür makamıdır.
[135] Bunda kadının cemaatle namaz kılmasına delil vardır. Rasûlüllah da (s.a.v.) bunu şu gibi sözleriyle sünnet kılmıştır: "Allah'ın kadın kullarını Allah'ın mescidlerinden alıkoymayın!" Her ne kadar "rükn edenlerle rüku et..." emri cemaatle namazı gerektirmiyorsa da... Çünkü sadece rüku etmeye dair bir emirdir. Tek başına da rüku edebilir, başkalarıyla da...
[136] Kurtubi şöyle der: "Ona Zekeriyya kefil oldu" ayeti, küçük çocuğun veliliğine babaanne hariç teyzenin diğer yakınlardan daha çok hakkı olduğunu göstermektedir. Allah Rasûlü de (s.a.v.) Hamza'nın kızı Emetullaha Caterın bakmasına hükmetmişti. Çünkü teyzesi Cafer'le evli idi. Ve şöyle buyur- muştur- "Teyze kesinlikle anne konumundadır."
[137] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/414-415.
[138] Bir başka rivayette şöyle geçer: "Alemlerin kadınlarının en hayırlıları dörttür: İmran kızı Meryem, Firavun'un hanımı Asiye, Huveylıd kızı Hatice ve Rasûlüllah (s.a.v.) kızı Fatıma."
[139] Kurtubî şu kanaattedir: "Meryem, "rabbin kelimesi" derken, efendimin, yani, Cebrail'in kelimesi, demektedir." Bu, apaçık bir yanlıştır. Söylenmek istenen Rabb-i Teâlâ'dır. Zira Meryem, çocuğun doğuşuna neyin sebep olacağını bilmek isteyerek sormaktadır. Çünkü, alışılagelen sebepler (evlilik, erkek ile ilişki) meydana gelmemiştir. O halde nasıl çocuk olacaktır?
[140] Kelime'den, maksat, "ol" kelimesidir. İsa, özellikle "kelimetullah" olarak nitelenmiştir ki, bu kelime "ol" kelimesidir.
[141] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/415-416.
[142] İsa'ya Mesih lâkabının verilmesi hususunda anlaşmazlık çıkmıştır. Meşhur olan görüş, Mesih lâkabının Faruk, Melik ve Sıddik gibi bir şeref lâkabı olduğudur. İsa ismi Eyşu'un arapçalaştırılmışıdır.. Anlamı "efendi" demektir. Mesih, "mesh"ten mi türetilmiştir ve "masih" veya "memsuu" anlamına mı gelmektedir, konularında ciddi görüş ayrılıkları vardır.
[143] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/417.
[144] Olgunluk yaşı burada, annesine onun küçük yaşta ölmeyeceğine işaret etmek için söylenmiştir.
[145] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/417-418.
[146] Beşikte birden fazla çocuk konuşmuştur: Yusuf un (a.s) Şahidi olan çocukla Cüreyc'i kurtaran çocuk ve İsa'nın (a.s) beşikte konuşması bu türdendir. İsa (a.s) "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum, bana kitab verildi." demiştir. (Meryem Suresi, 30)
[147] "Rabbim benim nasıl çocuğum olabilir?" diye Hz. Meryem'in sorduğu gibi.
[148] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/418-419.
[149] Denildi ki: İsa'dan (a.s) kendilerine bir yarasa
yapmasını isteyenler yahudiler-dir. Çünkü yarasa yaratıkların en acayibidir. Et
ve kandan oluşmuş olması, tüysüz (kanatla) uçması, memeli hayvanlar gibi
yavrulaması, diğer kuşlar gibi yumurtlamaması, yavrularını emzirdiği sütü
olması, insan gibi gülmesi, kadın gibi hayız olması, gün ışığında ve
[150] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/419-420.
[151] "Size Rabbinizden bir mucize getirdim." ayetinde "mucizeler" getirmişken "bir mucize" diye geçmektedir. Çünkü cins isim olarak kullanılmıştır.
[152] Denilir ki İsa (a.s) onlara dört kimseyi diriltmiştir: 1) Nuh'un oğlu Şam'ı, 2) Kendisini tasdik eden Azer'i, 3) Kocakarının oğlunu . 4) Aşir'in oğlunu
[153] Allah'ın Musa zamanında onlara haram kıldığı şeyler, içyağı v.b.dir. Fakat bir zarurete bağlı aslen haram olanlar, onlara da helâl olmaz. Bunlar, hırsızlık, zina, faiz gibi şeylerdir. Zira bu tür şeyler onlara ebediyen helâl olmaz.
[154] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/420-421.
[155] Hikmet, şeref ve üstünlük olarak yeter. Dayanağı şu: "Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir." (Bakara/269) ayeti ve şu hadistir: "Allah'ın hikmet verdiği bir adam, hikmetle hükmedip, o hikmeti öğretir (buna da gıpta edilir)."
[156] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/421-423.
[157] Beş duyu organıyla bilip tanımaya "ihsas" denir.
[158] 12 (oniki) kişiydiler. Kalbinin temizliğinden ve ruhunun berraklığından dolayı peygambere yardım eden kimseye "havari" adı verilmiştir. Hadiste: "Her peygamberin bir havarisi vardır, benim havarimde Zübeyr (b. Avvâm)'dır." buyurulmuştur, "el-Haver" sözlük itibariyle, beyaz, "Havari" ise, beyaz ekmek, demektir.
[159] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/423.
[160] Ayetteki "ila" harfi cerri "ma'a" anlamınadir. Yani "Allah'la beraber kimler benim yardimcılanmdır?" Bu ayetin bir benzeri: "Yetimlerin mallarını kendi mallarınızla karıştırarak yemeyin!" ayetidir. Ya da "ila", kendi asli an-lamıyladır. O zaman da ayetin anlamı "Allah'a giden yolda kimler benim yardımcılarımdır?" olur.
[161] İsa (a.s).
[162] Damda veya duvarda bulunan oyuk, çatı çıkışı veya pencere.
[163] Bir çok âlimin ileri-geri görüşlerini çağrıştırmak istemedim. İsa (a.s) mele-kiit-ı â'lâ'ya diri olarak yükseltilmiştir ve bu dünyanın son günlerinde ininceyekadar orada tutulacaktır. Rasûlullah (s.a.v.) isa'nın (a.s.) bu dünyaya tekrar i-
Neceğini şüpheye mahal bırakmaksızın açıklamıştır. Allah Teâlâ yarattığı kâinat düzeninden istediğini değiştirmeye muktedirdir. O herşeye kadir değil midir? Elbette kadirdir. O halde müminler, İsa'nın diri olarak yükseltilip dünyanın sonunda ininceye kadar diri olarak cennette bırakılmasından niye şüphe etsinler ki?
[164] Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şöyle dua ettiği rivayet edilmiştir: "Ya Rabbî bana hayır ver kötülüklerden sakındır." Bilmek gerekir ki, Allah'ın fiilleri kulların fiillerine benzemez. Zira zatı, kulların zatına benzemez ki.
[165] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/423-425.
[166] Çünkü "Allah nazarında din İslâm'dır."
[167] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/425-426.
[168] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/427.
[169] Adem'le (a.s) İsa (a.s) arasındaki benzerlik bir husustadır: Her ikisinin de babasız ve sadece "ol" emriyle yaratılması.
[170] Hitab, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) yönelikse de, maksat şüphe eden insanlardır. O,
küfür demek olan en ufak şüpheden bile korunmuştur.
[171] Bunda, kızından olan torununa "oğul" deneceğine ve böyle adlandırılacağına de-lil vardır.
[172] Hz. Peygamber, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'e: "Ben dua edince, amin, deyin!" demişti.
[173] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/427-428.
[174] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/428-429.
[175] Benzerî şu ayettir: "Hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı rabler edindiler." (Tevbe Suresi, 31) Yani Allah'ın haram ve helâl kılmadığı hususlardaki haram ve helâl kılışlarını kabulde hahamlarla papazları Rab mevkiine koydular ve onlara da secde ettiler.
[176] Güzel şekliyle, ilmi esaslara dayalı olarak yapılan tartışma övülmüştür, verilmemiştir. Örneği şudur: "Bir adam Allah Rasûlü'ne gelip: "Ya Rasûlüllah, hanımım esmer bir çocuk doğurdu!" dedi. Allah Rasûlü de: "Develerin var mı?" diye sordu. "Evet." dedi. "Renkleri ne?" Adam: "Doru." dedi. "Aralarında boz renklisi var mı?" diye sordu. Adam: "Evet." dedi. "O nereden geldi?" buyurdu. Adam: "Belki bir ırka çekmiştir." deyince Rasulullah konuşmayı: "(Senin çocuğun da) belki (senin atalarından) bir ırka çekmiştir." diye noktaladı.
[177] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/430.
[178] Hz. Peygamber (s.a.v.) Bizans İmparatorlarına, bu ayetin muhtevasını içeren mektuplar göndermiştir. Hirakl'e şöyle yazmıştı: Bismillâhirrahmanirrahim.Allah'ın Rasûlü'nden (s.a.v.) : Bizans'ın ulusu Hirakl'e... Hidayete tâbi olana
selâm olsun. Ben seni İslâm çağrısıyla çağırıyorum. Müslüman ol, kurtuluşaer, Allah da sana iki kat sevap versin. Eğer arkanı dönersen, yönettiklerinin günahı da sanadır. "Ey ehl-i kitab, bizimle sizin aranızdaki eşit bir kelimeye gelin..."den "müslüman" lâfzına kadar yazdı.(Müslim)
[179] İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: Yahudi ilerigelenleri: "Vallahi ey Muhammed, sen bizim, İbrahim'in dininden olmaya senden ve başkalarından daha lâyık olduğumuzu biliyorsun. Zira İbrahim yahudi idi. Senin yaptığın hasetten başka birşey değildir!" dediler. Allah-u Teâlâ da, "İbrahim yahudi değildi..."den "Allah mü'minlerin dostudur." kısmına kadar indirdi.
[180] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/430-432.
[181] Kurtubi: Bu ayet, Muaz b. Cebel, Huzeyfe b. Yeman ve Ammar b. Yasir hakkında, Beni Nadir, Beni Kurayza ve Beni Kaynuka kabilelerinden bir grup yahudi kendilerini yahudiliğe davet ettiği zaman inmiştir. Ama sözü herkesedir.
[182] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/432-433.
[183] Saptırmak, burada da olduğu gibi bazan helak anlamına gelir.
[184] Bunlar, Medine yahudileri idi. Ama bugüne kadar müslümanları saptırmaya uğraşanların tümü için geçerlidir.
[185] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/433.
[186] "Allah'ın ayetleri" sözü, Allah Rasûlü Hz. Muhammed'in (s.a.v.) özelliklerini ve sıfatlarını kapsar. Hz. Peygamber (Muhammed)in (s.a.v.) elinde tecelli eden mucizeler de ayetlerdendir.
[187] İkinci defa "Ey ehl-i kitab" denmesi, onları yine azarlamak ve bâtıl üzere bulunuşlarını ortaya koymak içindir.
[188] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/433-434.
[189] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/434-435.
[190] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/435-436.
[191] "Veddet ta'ife" kelimesine gönderme vardır. Önceki "grup" müslümanları açıkça ve alenen saptırmak istemişti. Bu grup ise hile ve oyun metodlanyla kandırıp saptırmaya çabalamıştır.
[192] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/436-437.
[193] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/437-438.
[194] Bir adam, İbn Abbas'a: "BİZ bile bile ümmilerin tavuk ve koyun gibi mallarını
alıyoruz ve bunda bizim için sakınca yoktur, diyoruz." dedi. İbn Abbas da: "Bu, ehl-i kitab'm: "Ümmilere karşı bize bir sorumluluk yoktur." demeleri gibidir. Cizyeyi ödediler mi, gönül hoşluğuyla verdikleri hariç, malları size helâl olmaz." dedi.
[195] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/439.
[196] Halen ehl-i kitab arasında güvenilir ve hain kimseler vardır.
[197] Sünen müellifleri ve diğer hadis imamları, İbn Mes'ud'dan (r.a) rivayet etmişlerdir: Allah Rasûlü (s.a.v.): "Kim, müslüman bir adamın hakkını yemek için yalan yere yemin ederek anlaşırsa, Allah'la, Allah kendisine kızgın bir vaziyette iken karşılaşır." buyurmuştur.
[198] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/439-440.
[199] Ahmed bin Hambel rivayet etmiştir. Sahihlerde benzerleri de vardır. Hadis imamları Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) şöyle rivayet etmişlerdir: "Yemin ederek bir müslüman adamın hakkını gaspedene, hakkını ödeyinceye kadar Allah cehennemi hak, cenneti haram kılar." Bir adam: "Azıcık bir şeyse ya Rasûlüllah?" dedi. "Erak ağacından bir dal (bir misvak parçası) bile olsa!" buyurdu.
[200] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/440-441.
[201] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/441.
[202] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/441.
[203] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/442-443.
[204] Bir kişiye de, cemaate de "beşer" denebilir.
[205] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/443-444.
[206] Yahudiler, bir gün Allah Rasûlü'ne (s.a.v.): "Seni Rab edinmemizi mi istiyorsun ey Muhammed?" dediler. Allah-u Teâlâ da: "Hiçbir insana yakışmaz ki Allah ona kitab, hikmet ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kullar olun." desin." ayetini indirdi.
[207] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/444-445.
[208] İbn Abdilberr, Hz. Ali'den (r.a) aktarıyor: "Kim ilim öğrendi, ilmiyle amel etti ve öğrettiyse gökyüzü âleminde büyük olarak anılır." Bu söz Hz. İsa'dan (a.s) da rivayet edilmiştir.
[209] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/445.
[210] Allah'ın peygamberleri ve rasûlleri hakkında döneklik ve fasıklık mümkün değildir. Bu sebeple söz alınanlar, onların tabileri, ümmetleridir. "Misakun nebİyyin" (peygamberlerden söz alınması) diye, onlar ümmetlerine neye söz verdiklerini ulaştırdıkları için denmiştir. NitekinV'şahid olun!" lafzı bunu açıklıyor.
[211] Kelbi'den rivayet olunmuştur: Yahudi Ka'b b. Eşref ve etrafındakiler, hris-tiyanlarla anlaşmazlığa düşüp Hz. Peygamber'e (s.a.v.) başvurdular: "İbrahim'in dinine hangimiz daha lâyıkız?" dediler. "İki grup da onun dininden uzaktır." buyurdu. "Hükmüne razı olmayız, dinini de kabul etmeyiz!" dediler. Bunun üzerine: "Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar!" ayeti indi.
[212] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/445-446.
[213] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/446-447.
[214] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/447.
[215] İmam Ahmed (b. Hanbel), Ebû Hureyre'den (r.a) rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.v.) dedi ki: "Kıyamet günü ameller toplaşir. Namaz gelip: "Ya Rabbi, ben namazım," der. Allah: "Sen hayırlısın," buyurur. Sonra sadaka gelip: "Ya Rabbi, ben sadakayım," der. Allah: "Sen hayırlısın," buyurur. Sonra oruç gelip: 'Ya Rabbi, ben orucum," der. Allah: "Sen hayırlısın," buyurur. Sonra amellerin hepsi gelir. Allah tealada "Sen hayırlısın." buyurur. Sonra İslam gelip: "Ya Rabbi, sen Selâm'sın, bense İslâm'ım." der. Allah-u Teâlâ: "Sen hayırlısın. Bugün seninle alır, seninle veririm," buyurur... Allah-u Teâlâ Kitab'ında: "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır!" buyurdu." (Hadisi sadece Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.) Yani, İslâm'ın bütün emirleri hayırdır.
[216] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/448.
[217] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/448-449.
[218] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/449-450.
[219] İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet olunmuştur: "Bu ayet bir Ensari hakkında inmiştir. O müslüman oldu, sonra dinden çıktı ve müşrik oldu. Sonra kavmine, onun adına Allah Rasûlü'ne /s.a.v.): "Tevbe imkanı var mıdır?" diye sormaları için haber gönderdi. Kavmi gelip onun adına sordu. Allah-u Teâlâ da bu ayeti indirdi: "Allah... bir kavme nasıl hidayet nasip eder"den "Gafuru'r Rahîm"e kadar. Ayetin yahudileri ele alması daha uygundur. Tamamen onlara uymaktadır. Onlardan tevbe edeni de, etmeyeni de aynı şekilde kapsamaktadır.
[220] İbn Kesir ve Kurtubi rivayet etmiştir: "Cellas b. Süveyd'in kardeşi Haris b. Süveyd el-Ensari, müslüman olduktan sonra 12 (oniki) adamla beraber dinden çıkıp Mekke'ye sığındılar. Sonra Haris tevbe edip müslüman, hem de iyi bir müslüman oldu.
[221] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/450-451.
[222] Kurtubi burada bir soru sormuştur: "Allah zalim kavme hidayet nasip etmez." ayetinin zahiri, Allah'ın, müslüman olduktan sonra kafir olan kimseye hidayet nasip etmeyeceğine delildir. Ama zalimlerden çoğu zulümlerinden tevbe etmişlerdir (bu nasıl oluyor?)" Ve şöyle cevap vermiştir: "Hidayet nasip et-mez'in anlamı, kafirliklerinde ve zulümlerinde inada, İslam'ı kabul etmemeye devam ettikçe hidayet nasip etmez, demektir. Yok eğer İslam'ı kabul ve tevbe ederlerse, Allah onları buna muvaffak kılar."
[223] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/451-452.
[224] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/452..
[225] Kurtubi "... tevbeleri kabul edilmeyecektir..." ayetinden bir soru çıkarmaktadır. "Biliyoruz ki sahih bir hadiste geçtiği gibi, Allah-u Teâlâ can boğaza gelmedikçe kulun tövbesini kabul eder. Ve: "O'dur ki kullarından tevbeyi kabul eder ve kötülükleri bağışlar." (Şura, 25) buyururken, tevbeyi nasıl kabul etmez?" Kurtubi bu soruya üç tür cevap veriyor: 1- Ayette de geçtiği gibi ölüm anındaki tevbelerini kabul etmez: ... nihayet ölüm gelip çatınca, ben şimdi tev-be ettim... diyenlere... tcvbe yoktur." 2- Kabul edilecek tevbeleri kâfir olarak Ölmeden önceki tevbedir. Çünkü kâfir olmaları, amellerini sıfırlamıştır. 3-Kafirlikte ısrar halinde can boğazda iken ettikleri tevbe kabul olmaz.
[226] Buhari ve Müslim, Ebu Katâde vasıtasıyla Enes (b. Malik)'ten rivayet etmişlerdir: Hz. Peygamber (s.a.v.): "Kıyamet günü kâfir getirilip: "Ne dersin, dünya dolusu altının olsa fidye olarak verir miydin?" denilir. "Evet" der. "Yalan söylüyorsun. Bundan çok daha azı istendi de yapmadın!" denilir." buyurmuştur.
[227] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/452-453.
[228] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/453.
[229] Salih amele veya salih amelleri toplamaya ve sevabına "birr" denir. Buhari'de Hz. Peygamber (s.a.v.): "Doğru söyleyin! Çünkü doğru söz birr'e götürür, birr de cennete. Kişi doğru söylemeye ve doğruluğu aramaya durmadan devam ederse sonunda Allah katında "sıddik" yazılır. Yalandan kaçının!. Yalancılık, facirliğe (hakkı kaybetmeye, günaha) götürür, facirlik ise cehenneme. Kişi yalan söylemeye ve yalanı aramaya durmadan devam ederse, sonunda Allah katında "yalancı" yazılır.
[230] Sevdiğiniz şeylerden (Allah için) harcamadıkça..." ayeti inince, ashab en sevdikleri mallarını tasadduk etmeye (muhtaçlara vermeye) koşuşturdu. Hz. Ömer cariyelerinden en sevdiği cariyesini azad etti. Oğlu Abdullah kölesi Nafi'yi azad etti. Zeyd b. Harise sahip olduğu en güzel atını tasadduk etti. Ebu Taiha hurmalığını (Beyruha) tasadduk etti. İşte bu, sahabenin ince anlayışını ve Allah katında en hayırlı ve ecri en büyük şeye nasıl koştuğunu göstermektedir. Allah onlardan razı olup, bizi de onları sevmekten ve (cennette) onlara komşu olmaktan mahrum etmesin.
[231] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/454.
[232] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/454-455.
[233] Makam-i İbrahim, ayetlerdendir, (ibretli delillerdendir). Çünkü İbrahim'in ayaklarının izi makamda-ki bir kayadır- durmaktadır.
[234] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/455-456.
[235] Rivayetlerin çoğunluğu Yakub'un hastalığının siyatik olduğuna dairdir. En sevdiği yiyecek ve içeceği terk etmeyi adaması, şer'i değil içtihadi idi. (Yani kendi kendine düşünüp karar vermişti, vahiy v.s. gelmemişti.) Bu, mubahtır. Kul, ne zaman isterse, özellikle O'na yaklaşmak ve meselâ bir hastalıktan şifa bulmak gibi bir ihtiyacını gidermek amacıyla Allah için yaptığında, bir mubahı terk etme hakkına sahiptir.
[236] İbn Mace, Sünen'de, Enes b. Malik'ten rivayet eder: "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) şöyle dediğini duydum: "Siyatiğin şifası, bir koyun eritilip üç parçaya ayrılır. Sonra, aç karna içilecek suyun üstüne (bu eritilmiş iç yağı) içilir." Bunu, yüzden fazla hastaya tarif ettim, Allah'ın İzniyle İyileşti."
[237] En'am Suresi, 146.Müslim rivayet eder: Ebû Zer el-Gifârî (r.a) anlatıyor: "Allah Rasûlü'ne (s.a.v.), dünyada kurulmuş iik mabedi sordum. "Kabe'dir" buyurdu. "Sonra hangisi?" dedim. "Mescid-i Aksa" buyurdu. "Aralarında kaç yıl vardır?" dedim. "Kırk yıl. Sonra dünyanın tamamı sana mescid kılındı. Nerede namaz vakti girerse (orada) namaz kıl!" buyurdu.
[238] Nisa Suresi, 160.
[239] Kurtubi, Mücahid'den aktarıyor: "Müslümanlarla yahudiler birbirlerine karşı öğündüler. Yahudiler: "Mescid-i Aksa, Kabe'den üstün ve yücedir. Çünkü peygamberlerin mukaddes toprak(Iar)daki hicret yeridir." dediler. Müslümanlar da: "Kabe daha üstündür." dediler. Allah-u Teâlâ, "İnsanlara (mabed) olarak..." ayetini indirdi.
[240] İnşa anlamında haberdir. Anlamı ise: Kim oraya girerse ona güven verin, demektir. Bazı müfessirler böyle demiştir. Haberdir veya "inşa anlamında haberdir" görüşleri arasında çelişki yoktur. Zira Kabe, Allah'ın araplann kalbine koyduğu hürmet hissi sayesinde, cahiliyye döneminde asırlarca güvendeydi. Allah, barbarları Mekke'den def ederken, Mescid-i Aksa'ya saldıran barbarlar, orayı bir çok defa tahrib etmişlerdi.
[241] Birçok senedle gelen bir hadiste, Hz. Peygamber (s.a.v.)'e, "Yoluna gücü yeten"
ayetindeki "yol" sorulmuş, o da: "Yiyecek, içecek ve binit" buyurmuştur. Mesele bundan ibarettir.
[242] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/456-457.
[243] Para bol, yol güvenli olduğunda, engel de bulunmadığında haccın fevri (derhal,
hemen, ilk hac mevsiminde) olmasını gösteren delillerden birisi de Allah Rasûlü'nün (s.a.v,) şu hadisidir: "Haccetmekte acele ediniz. Çünkü hiçbiriniz neye maruz kalacağını (başına ne geleceğini) bilemez." (Bu hadisi, Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.
Acele etmekle emrolunduk durduk. Fevrilik en gerekli, acele etmemek ise en uzak ihtimaldir. En iyisini Allah bilir.
[244] (Farz olan) haccın hayatta bir defa olduğunda görüşbirliği vardır. Dayanağı, Rasûlüllah'ın (s.a.v.) şu hadisidir: "Hayır. Eğer "evet" deseydim, farz olurdu." Çünkü birisi şöyle sormuş: ""Her sene mi ya Rasûllüllah?" Soru, "Kabe'yi haccetmek insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır." ayeti indiğinde sorulmuştu. Allah-u Teâlâ'nın hitabiyla pekiştirilmişken, farz oluşunu pekiştiren sözlerden biri de, Hz. Ömer'in (r.a.) şu sözüdür: "Haccetmeye gücü yetip de haccetmeyen kimse, yahudi veya hristiyan olarak ölsün, bîrdir." Yani, haccın far-ziyetini inkâr ettiğinde. (İbn Kesir rivayet eder. İsnadı sahihdir.)
[245] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/457-459.
[246] Bu şunu gösteriyor: Kitab ehli, Allah'ın ilminin kapsayıcıhğına, O'na yeryüzünde de gökyüzünde hiçbir şeyin gizli kalmayacağına iman ediyordu. Onun için daha şiddetli azarlandılar.
[247] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/460-461.
[248] İbn İshak, "Ey kitab ehli..." ayetinin iniş sebebi hakkında aktarır: "Yahudi Şem-mas b. Kays, Evsli ve Hazredi bir grubu dostane bir şekilde gördü. Kızdı. Bir yahudiye aralarına oturup Bu'as savaşından söz etmesini emretti. O da öyle yaptı. Aralarında, onları savaşmak için Harre mevkiine çıkaracak bir anlaşmazlık çıktı. Rasûlüllah (s.a.v.) bunu duyup yanlarına geldi ve onları şöyle yatıştırdı: "Ben aranızda iken cahiliyye iddiasıyla mı?" Silah bırakıp ağlaşarak kucaklaşıncaya ve bunun bir yahudinin -Allah lanet etsin onlara- tuzağı ve kandırmacası olduğunu anlayıncaya kadar nasihat etti. Ve Allah Teâlâ bu ayetle bir önceki ayeti indirdi.
[249] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/461.
[250] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/462.
[251] Dediler ki: Bu grup, Evs ve Hazrec arasındaki fitne çıkaran yahudi Şemmas ve ashabıdır. Ayet özellikle onlar hakkında inmişse de hükmü geneldir. Allah düşmanı yahudi ve hıristiyanlara itaat etmek, İslam ümmetinin tahrip sebebi olmuştur ve olmaya devam etmektedir.
[252] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/462-463.
[253] Bu ümmetin günahlardan ve düşmekten korunması şu iki şeydedir: Kitap ve Sünnet. İslâm milleti ne zaman bunlara yapışırsa, bütün yeryüzü halkı tuzak kursa bile ne sapıtır, ne düşer. Bunlardan ne zaman yüz çevirirse, bütün yeryüzü halkı yardım etse bile düşer ve rezil olur.
[254] Allah Teâlâ'nın mü'minlere ikram ettiğini gösteren şeylerden biri de, onlara doğrudan doğruya "Ey İman edenler..." diye seslenmesidir. Halbuki ehl-i kit-ab'dan hoşlanmadığını ve kızdığım hissettirerek onlara Rasûlü'nün seslenmesini emretmiştir.
[255] Allah'tan O'na yaraşır biçimde korkmak şöyle olur: İtaat edip isyan etmemek, şükredip nankörlük etmemek, hatırlayıp unutmamak... "O halde Allah'tan gücünüz yettiği kadar korkun..." (Teğabun Sûresi 16) ayeti takvayı tahsis etmiştir.
[256] Ayette dinde ayrılıp, zıtlaşma, gruplaşma haramhğı belirtiliyor. Tefrikaya düşenleri helaka ve hüsrana götürdüğünden her ikisi de haram kılınmıştır. İslam düşmanları bunu İslâm milletini tefrikaya düşürmek için çalışmaktadır. Mezheplere ve gruplara, sonra devletçiklere ve bölgelere ayırmışlardır. Ondan sonra da rezil ve perişan etmişlerdir.
[257] Bu da başka bir nimettir: Dünyada ve ahirette olgunluklarını ve mutluluklarını tamamlamak için hükümleri, yasaları, âdabı, vaazları ve ibretleriyle Kur'an'ın ayetlerinin sürekli, peşpeşe inmesi. Allah'a hamd olsun.
[258] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/464-466
[259] Müslim'in rivayet ettiği sahih bir hadiste geçer: "Allah sizden üç şeye razı olur, üç şeyden de nefret eder: O'na hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmenizden, tefrikaya düşmeden toptan Allah'ın İpine sarılmanızdan ve Allah'ın başınıza yönetici takdir ettiği kimseye öğüt vermenizden hoşlanır. Korkaklık göstermenizden ve amellerinizi zayi etmenizden nefret eder.
[260] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/466-468.
[261] Bunlar "haruriyye"dir, "bu ümmetin bid'atçileridir" denilmiştir. Yahudi ve hıristiyan oluşları ise tercih edilmiştir, doğrudur. Müfessirlerin çoğunluğu bu görüştedir.
[262] Muttaki mü'minlerin yüzleri ağarır, nefsine uyan kâfirler ile bid'atçilerin yüzü de kararır.
[263] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/468.
[264] "Min" bir grup ve bâzılık içindir. Ayeti buna göre tefsir ettik. Bütün ümmetin değil, "bir grubun bulunması, dedik. Çünkü iyiliği emredip kötülükten alıkoyan kimseler için ilim gereklidir. İlim ise herkeste bulunmaz. Bu sebeple emr-i maruf nehy-i münker farz-ı kifayedir.
[265] Allah-u Teâlâ tefrikayı ve ayrılığa düşmeyi yasaklamıştı. Yasakladığı şey vuku buldu ve Allah Rasûlü'nün haber verdiği şu şey gerçekleşti: "Yahudiler 71 (yetmişbir) veya 72 (yetmişiki) fırkaya ayrılmıştır. Hıristiyanlar da öyle.Ümmetim ise 73 (yelmişüç) fırkaya ayrılır." (Tirmizi rivayet etmiştir ve "sahih hadistir" demiştir.) Gerçekten 6 (altı) fırka kurulmuştur: Harûriyye, Kaderiyye, Cehmiyye, Mürci'e, Rafızi ve Cebriyye. Bu fırkalardan her biri 12 (oniki) fırkaya ayrılmıştır ve 72 (yetmişiki) fırka olmuştur. Ehl-i sünnet ve'l-cemaatten gayrı olan bu fırkaların hepsi cehennemliktir.
[266] İbn Kasım, Mâlik'ten konu hususunda şöyle rivayet eder. O, şöyle demiş: "Allah'ın Kiîabı'nda kendi arzularına (nefis) uyan ihtilaf ehline dair bu âyetten daha şiddetli bir âyet yoktur: "O gün bâzı yüzler..." Malik şöyle demiştir: Bu Hayet sadece ehl-i kıble hakkındadır. Delili, Allah'ın: ".. imanınızdan sonra kâfir mi oldunuz?" sözüdür.
[267] Tilavet, kıraat gibidir. Ancak kıraat, genelde yazılmış bir sözü okumak demektir. Tilâvet ise, bir sözü lafzıyla tebliğ etmek için sadece kelimenin hikâye edilmesinden ibarettir.
[268] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/469-470.
[269] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/470-472.
[270] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/472.
[271] Bu ayet, "Rabbin "Elbette tâ kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü yapacak kimseler gönderecektir." diye ilân etmişti." ayetinin genel anlamını özele indirgemiştir. Yani Müslüman olmaları durumunda bu azaptan kurtulurlar.
[272] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/473-474.
[273] Buradan hareketle, sahabe döneminin onlardan sonraki kimselerin döneminden
daha üstün olduğunu söylüyoruz. Bu, hayirlılığın oluştuğu sıfatların gerçekleşmesine göredir. Buna şu sahih hadis delildir: "En hayırlı dönem, benim dönemim, sonra daha sonrakilerin, sonra daha sonrakilerin (dönemidir)." bu ümmetin tamamının hayırlı olduğunda ihtilaf yoktur. Özellikle hayırlı olanlar ise, şu üç sıfatı geliştirenlerdir: İyiliği emredip kötülükten sakındırmak, her zaman ve mekanda tam iman etmek.
[274] Bunu Hz. Ömer'in, hac'ta söylediği şu söz açıklar. İnsanlar arasında tebliğciler görmüştü de şu "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz..." âyetini okuduktan sonra "Bu ümmet içinde olmak kimi sevindirirse, Allah'ın ayetteki şartını yerine getirsin." dedi.
[275] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/474-475.
[276] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/475.
[277] Bazı müfessirler, sözün "bir değildirler" de bittiği görüşündedirler. Yani Müslümanlarla, Kitab ehli bir değildir. Sonra yeni cümleye başlamış ve "Kitab ehlinden..." diye devam etmiştir.
[278] Maksat, Abdullah b. Selam, kardeşi, halası ve Sa'ye yahut Sen'a b. Garid, Sa'lebe
b. Sa'ye, Eed el-Kurazi ve bugüne kadar İslam dünyasında Müslümanlar arasında Müslüman olup İsiam'ı güzelce yaşayanlardır.
[279] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/475-476.
[280] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/476-477.
[281] es-Sırr, ses anlamındaki "sarir"den alınmadır. Hadiste: "Allah Rasulü (s.a) çok soğuk rüzgarın öldürdüğü çekirgeleri yemeyi yasakladı." diye geçer.
[282] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/477.
[283] Bâtıla, şerre ve fesada harcama yapan bu kimselere zulmetmeyi, Allah kendisine yakıştırmamaktadır. Bu harcamalarından hiç hayır ve iyilik elde edemediklerini ve harcamalarının kötülük ve bozukluğundan kendi kendilerine zulmettiklerini ortaya koymaktadır.
[284] Batıla, şerre ve fesada harcama yapan bu kimselere Allah zulmetmediğini, bu harcamalarından hiç hay.r, iyilik elde edemediklerini ve harcamalarının kötülük ve bozukluğundan kendi kendilerine zulmettiklerim haber vermektedir.
[285] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/478.
[286] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/479-480.
[287] Biiâneten, asıl olarak elbise astarı demektir. Burada "sırdaş" anlamınadır. Buha-ri, bunu hadislerin başlığında yer alan bir hadis olarak rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (s.a) buyuruyor: "Allah hiçbir peygamber göndermemiş ve hiçbir halifeyi halife etmemiştir ki iki sırdaşı olmasın. Bir sırdaş, iyiliği emredip ona teşvik eder, bir sırdaş da kötülüğü emredip ona kışkırtır. Allah'ın koruduğu kimse korunmuştur.
[288] el-Habel: Bozulma. Hadiste 'Kanı akan veya organını işlemez duruma getiren bir yara alan." diye geçer. Raculün habel: Aşk. aklını başından almış adam, kara sevdaya tutulmuş.
[289] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/480-481.
[290] Hz. Ömer'e (r.a) "Şurada Hire hristiyanlarından bir adam var. Ondan daha iyi konuşan ve kalemle daha güzel yazan bir kimse de yok. Sana kâtip olsun mu?" dediler. "Mü'minlerden başkasını sırdaş etnmem." dedi. Ebu Musa el-Eş'ari, Ömer'e hristiyan bir muhasip getirdi de Ömer Ebu Musa'yı azarlayıp: "Allah onları uzaklaştırmışken yaklaştırmayın; alçaltmışken değer vermeyin, hain demişken güvenmeyin!" dedi.
[291] Ulema, bu ayeti düşmanın düşmanı aleyhine şahitliğinin doğru olmayacağına delil getirmiştir. Adil davranamıyacağı, şüphesi olduğu içindir. Adil olsa kim olursa olsun şahitliği kabul edilir.
[292] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/481-483.
[293] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/483-484.
[294] Bu olay Hicretin 3. yılında ve Şevval ayın 12'sine rastlıyordu. "Hz. Peygamber (s.a) bir rüya gördü. Rüyasında kılıcında bir gedik, uğruna kesilmiş bir kurban gördü. Ayrıca elini sağlam bir zırha soktuğunu da gördü. Rüyayi, ashabından bır^grubun şehid edileceğine, ehl,i beytinden bir adamın da şehitlerden olacağına ve sağlam zırhın ise Medine olduğuna yordu." Uhud savaşında müslümanlarm karşılaştıkları olaylar daha önce Peygamber Efendimizin görmüş olduğu bu rüyaya tıpatıp uygun olarak ortaya çıkmıştır.
[295] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/484-485.
[296] Allah Rasulü (s.a) Medine'den 100 (bin) kişiyle çıktı. Yolculuğu sırasında İbn Übeyy 300 (üçyüz) kişiyle geri döndü. Kızarak dönmüştü. Çünkü düşmanla Medine dışında savaşmamak fikrindeydi, bu hususta dediği olmayınca kızdı. Onun dönüşü, Hariseoğulları ile Selemcoğullarının dönmeye niyetlenmesine sebep oldu.
[297] Buhari, Cabir bin Abdullah'dan (r.a.) rivayet eder: Hakkımızda "Sizden iki grup korkup bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların dostudur, ayeti; indi. Hariseoğullan ile Selemeoğulları olan o iki grup bizdik.
[298] Allah Rasulü'ne (s.a) atıp yüzünü yaran İbn Kami'e -Allah, lanet etsin- idi. Rasulullah'm (s.a) dudağını kanatıp küçük azı dişini kıran Sa'd b. Ebi Vakkas'ın kardeşi Utbe b. Ebi Vakkas idi.
[299] Hz. Hamza'yı Vahşi öldürdü. Onu Hamza'yi Öldürmeye kışkırtan kişi Hind b. Utbe idi ve şöyle diyordu: 'Ey Ebu Düşme, derdime derman ol, derdine derman olmarm iste! (Yani Hamza'yı öldür azad etmemi iste!"
[300] Bedir Savaşı Hicretin ikinci yılında Ramazanın onyedisi, Cuma günü oldu. Ora-
daki düşman ordusu dokuzyüz ila bin kişi arasındaydı. Müslüman ordusu ise üçyüzondört kişiydi. Bedir Savaşı, Rasulullah'm (s.a) savaştığı ilk savaştı.
[301] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/485-486.
[302] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/486-487.
[303] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/488.
[304] Mücahid ve İkrime v.d. müfessirler, "... mü'minlere diyordun..." ayetinin Uhud Savaşı'nda olduğu kanaatine varmıştır. Allah, onlara meleklerle takviye etmeyi, sabır ve takvayı şart koşarak vadetmişti. Bilindiği üzre bazı mü'minlerde gevşeme olunca Allah da, sözkonusu sayıda melekle takviye etmedi. Bizim tefsirimiz gerçeğe daha uygundur. En iyisini Allah bilir.
[305] Kürz'ün adamları olan müşrikler.
[306] Enfal suresi, 8/9.
[307] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/488-489.
[308] İbn Cerir v.b. müfessirlerin kavlinden tercih edilen budur.
[309] Allah'ın "nişanlı" sözü, bunu gösterir. Çünkü savaşçı kahraman, kendi başına veya atının başına renkli bir tüy takar. Bu tüy, aman bana ok atmasın diye düşmanı tarafından tanınmaktan korkmadığına işarettir.
esirgeyendir.
[310] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/489-491.
[311] Bugün bankaların uyguladığı faiz, cahiliyye faizinden daha şerlidir. Çünkü cahiliyye Arabi, bir vakte dek kardeşine bir şey satıyor, o da vakit gelip imkan bulamayınca "Süre tdanı ve alacağını artır!" diyordu. Bankalarsa, belli bir vakte kadar parayla parayı kaydettikleri peşin faizle satıyorlar.
[312] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/491-492.
[313] Müslim rivayet eder: "Rasülullah'ın {s.a) küçük azı dişi kırılınca ve başı yarılarak kan akmaya başlayıp beddua ederek "Peygamberinin başını yaran, azı dişini kıran bir toplum nasıl felah bulur?" deyince, Allah-u Teâlâ "Sana o işten hiçbir şey düşmez..." ayetini indirdi.
[314] Ayet "Allah onların tevbeierini kabul edinceye kadar..." ibaresiyle Rasulul-lah'ı (s.a) Müslüman olmaları için duaya teşvik edince RasûİüIlah "Allah'ım, kavmimi bağışla. Onlar bilmiyorlar." dedi. Müslim, İbn Mcs'ud'dan rivayet ediyor: "Sanki ben Rasulullah'i, peygamberlerden bir peygamberi anlatırken görür gibiyim. Kavmi o peygamberi yaralamış, o da yüzündeki kanı silerek "Allah'ım, kavmimi bağışlar zira onlar bilmiyorlar." diyor."
[315] Borçlu tüccar böyle söylüyordu. Alacaklı tüccar ise "Ödüyor musun yoksa artirayim mı?" diye soruyordu.
kavuşacaklarına söz verdi: "Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz." Allah'ın azabından kurtularak ve sevabı, yani Cenneti kazanarak kurtuluşa ermek için Allah'tan korkun!
[316] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/492-493.
[317] Buhari, Sahih'te, ayrıca diğer hadis imamları da rivayet etmişlerdir: Yanm hurmayla bile olsa, cehennemden korunun!" Yani, kişi hayır yapmak istediğinde hiçbir şeye gücü yetmese bile, en küçük bir hayrı dahi küçümsemeden yapmalıdır.
[318] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/493-494.
[319] Kurtubi, burada bir konuya değinir: Kim, kendini bir günahı işlemeye alıştı-rırsa, herhangi bir acizlikten dolayı yapamasa da, fiilinde ısrarlı olduğundan hesaba çekilir. "Kendilerince yoksula vermemeye güçleri yetmiş gibi erkenden gittiler." ayetini de delil getirmiştir. Yani, fakirlere hiçbir şey vermeksizin meyvalarım toplamaya niyetlenmiş bahçe sahipleri böyle yapmışlardır.
[320] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/495-496.
[321] Yüksekliği değil genişliği söylenmiştir. Çünkü yükseklik genişlik hakkında bir kanaat vermezse de genişlik yükseklik hakkında bir kanaat verir. Herşeyin Yüksekliği genişliğine göredir. Kat kat gökyüzü toplanabilse ve kat kat yeryüzü birbirine eklencbilse, işte cennetin genişliği o kadar olur, sahabe ve tabiinin tefsiri budur. Zühri: "Yüksekliğini Allah'tan başka kimse bilmez." demiştir.
[322] Öfkesini tutmak hakkında birçok hadis vardır. Mesela: "Güçlü kimse, güreşte rakibini yenen değil, öfke anında kendine sahip olandır."
[323] Affetmek hakkında da hadisler vardır: "Adına cennette köşkler dikilmesine ve derecesinin yükseltilmesine sevinen kimse, kendisine haksızlık yapanı affetsin, vermeyene versin, ilişkisini kesen akrabasıyla v.s. ilişki kursun." Hâkim rivayet edip "sahihtir" demiştir. "Üç şeye yemin ederim: Mal, sadaka vermekten eksilmez; Allah, kulunun başkalarını bağışlamasıyla ancak değerini artırır; ve Allah rızası için tevazu (alçakgöniillük) yapanı Allah yükseltir.
[324] Kim tevbe ederse, Allah tevbesini kabul eder. Mücahid'den böyle rivayet olun-
muştur. Bu ayeti tefsir edişimizle ve "Günde yetmiş defa işlese de, istiğfar eden kimse günahta ısrar etmiş olmaz!" hadisiyle çelişmez.
[325] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/496-497.
[326] Hz. Peygamber'e (s.a.v.): "Cennet'in genişliği
gökler ve yer kadarsa cehennem nerededir?" diye soruldu. "Allah,
Allah... Gündüz gelince
[327] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/497-499.
[328] Sünnet, yol demektir.
[329] "İnsanlar arasında çevirip duruyoruz." Yani rahatlığı, endişeyi, sağlığı, hastalığı, fakirliği, zaferi, hezimeti ve hamle yapmayı. Şâirin dediği gibi; "Bir gün bize, bir gün size... Bir gün kötü oluruz, bir gün seviniriz."
[330] Allah yolunda öldürülen. Cennette hazır olduğu ve şehit olmasıyla cennet nimetlerini gördüğü için şehid denmiştir. Şehid, öldürülürken sadece insanın yaralanmaktan duyduğu acıyı duyar; bu, bir ikramdır.
[331] İbn Kesir, "... kâfirleri mahv etsin diye..." ifadesini şöyle yorumlar: Zafer kazanırlarsa, taşkınlık yapıp böbürlenirler de, bu, yakıp yıkmalarına ve tahrip etmelerine, mahv ve yok olmalarına sebep olur.
[332] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/499-500.
[333] Gezin, düşünün, anlayın!
[334] Diğer iki muhacir ise, Rasûlüllah'ın (s.a.v.) halasının oğlu Abdullah b. Cahş ve Osman b. Şemmas idi.
[335] Arap Yarımadası dışında, sahabenin (r. a.) doğuda-batıda fethettiği kadarını, kendilerinden sonra ne tâbiûn, ne de başkaları fethedebilmiştir. Bu durum, Allah Teâlâ'nın onlara olan şu sözünü yerine getirmesinden başka birşey değildir: "Siz üstünsünüz..."
[336] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/500-501.
[337] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/501.
[338] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/7-8.
[339] Allah, onları da bunları da ilmi ile önceden biliyordu. Buradaki bilme şudur: Ben, kimin cihad edeceğini, kimin etmeyeceğini size de göstereyim de açık seçik bilesiniz, demektir. Cezalandırma, insanların açıkça gördüğüne göre olur da ondan.
[340] Rasûlüllah (s.a.v.) Pazartesi günü, hicret ederek Medine'ye girdiği saatte, yani
kaba kuşluk vakti vefat etti. Salı'yı Çarşamba'ya bağlayan gecenin akşamında defnedildi. Enes anlatır: Rasûlüllah (s.a.v.) Medine'ye girdiği gün Medine'nin her tarafını aydınlatmıştı. Vefat ettiği günde her tarafını kararttı. Kalplerimiz bizi ayıplayana, yetti arlık deyinceye kadar Rasûlüllah'ı (s.a.v.) defnetmek için eîrrnizi kımıldatmadık.
[341] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/8.
[342] Onlardan sözünü tutup şehid oluncaya kadar savaşanlar da vardı. Enes b. Ma-
lik'in amcası Enes b. Nadr gibi. îbn Nadr, müslümanların dağıldığını görünce: "Allah'ım, şunlarm yaptıklarından sana sığınırım!" dedi. Sonra: "Cennetin kokusunu alıyorum!" diyerek savaşa tutuştu. Şehid olunca, üzerinde 80'denfazla darbe izi sayıldı.
[343] Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) ruhu alınınca, Ömer kalkıp: "Peygamber ölmemiştir. Ve çeşitli kavimlerin elini ayağını kesinceye kadar da ölmeyecektir!" diye bağırmaya başladı. Ebûbekir gelip Rasûlüllah'ın (s.a.v.) yanma girdi. Örtüyü açtı, gözlerinin arasından (alnından) öptü. Sonra çıktı ve Ömer'in dediğini duydu. Minbere çıkıp: "Kim, Muhammed'c tapıyordu ise, Muhammed ölmüştür; kim de Allah'a tapıyordu ise Allah diridir, ölmez!" dedi. "Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir." ayetini okudu. Ömer'in de aklı başına geldi ve peygamberinin öldüğünü kabul edip, ağladı.
[344] Buradaki özel kitaptan maksat, Lcvh-i Mahfuz'dur. O kitapta Allah-u Teâlâ o-lacak olan herşeyi yazmıştır.
[345] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/9-10.
[346] Denilse ki, Peygamber Efendimiz: "Ölülerinizin defnedilmesinden acele edin, geciktirmeyin." buyurduğu halde kendisinin defnedilmesi niçin iki gün gecikti?
Cevap: İki önemli nedenden dolayı gecikmiştir. Birincisi, Peygamber Efendimizin nereye defnedileceği konusu açıklık kazanmamıştı. İkincisi ise, Peygamber Efendimizden sonra halifeliğe kimin geleceği henüz belli olmamıştı.
[347] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/10-12.
[348] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/12.
[349] Müslim rivayet eder. Ebu Musa el-Eş'ari (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v.) şu dua ile dua ederdi: "Allah'ım, hatâmı, cehaletimi ve işimde taşkınlığımı ve benden (sadece) senin bildiklerini (kusur, suç v.s) bağışla!" Bu ona ait büyük bir tevazu duasıdır.
[350] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/12-13.
[351] Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sıkıldığında namaza durması bunu gösterir. Çünkü namaz, en büyük zikirdir.
[352] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/13-14.
[353] Zâlimler sözü müşrikleri, münafıkları ve yahudileri kapsar.
Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/15.
[354] Âyet şu olaya değiniyor: Ebû Süfyan, Uhud'dan ayrıldıktan sonra Medine'ye yönelmeyi düşündü. Ancak Allah (c.c) gönlüne bir korku salarak bozguna uğrattı. O da Mekke'ye döndü. Tabii bu, aynı zamanda mü'minler için bir müjdedir. Rablerine ne zaman itaat iie sebat ederlerse düşmanlarının kalbine korku salacaktır. Allah Rasûlü de (s.a.v.) zâten: "Düşmanımın kalbine bir aylık mesafeden korku salınmakla yardım olundum." buyurur.
[355] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/15-16.
[356] Zorlanma (tehdit) hâlinde ise, gönlüyle nefret etmek, hem onlardan, hem de yaptıklarından razı olmayarak içinden kızmak şartıyla, işkenceye dayanamayanın onlara kendinden istediklerini söylemesine veya yapmasına izin verilmiştir.
[357] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/16-18.
[358] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/18.
[359] Âyette, başlarına gelenlere dâir bir teselli vardır ve Allah'ın yardımının devam edeceğini göstermektedir.
[360] Müşrikler savaşın başında hezimete uğradılar; hatta esir edilmekten korkan kadınlarının, eteklerini toplayarak dağın tepesine kaçtıkları görüldü. Aralarında Ebu Süfyan'ın hanımı Hind de vardı.
[361] Dünyayı islemek, tek başına suç değildir. Ama bunda RasûlüIIah'a (s.a.v.) itaati
terk etmek gibi şeyler de olduğu için isyan ve günah olarak değerlendirilmiştir. Bugün için dünyalık isteyen, helâlinden istiyorsa, isteği bir farzı zedelemiyorsa ve kendisini haram işlemeye götürmüyorsa, günahkâr da olmaz, ayıplanmaz da...
[362] Savaş bitince, Allah Rasûlü (s.a.v.) bazı sanabil eriyle Uhud eteklerinde bir kayanın üstüne oturmuştu. Ebu Süfyan gelip bir tepenin üstüne çıktı ve: "Muhammed aranızda mı?" dedi. Rasûlüllah (s.a.v.) ashabına: "Cevap vermeyin!" buyurdu. Sonra: "Ebû Kuhafe'nin oğlu aranızda mı (Ebu Bekir)?" dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) yine: "Cevap vermeyin!" buyurdu. Sonra: "Ömer aranızda mı?" dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) yine: "Cevap vermeyin!" buyurdu. Ondan sonra Ebu Süfyan, adamlarına dönüp: "Haberiniz olsun, işte bunlar (sorduklarımın hepsi) öldürülmüştür!" dedi. Hz. Ömer, ona :"Yalan söylüyorsun ey Allah'ın düşmanı! Şüphesiz Allah, seni perişan edeceği kimseleri sağ bıraktı!" dedi. Ebû Süfyan iki defa: "En büyük Hubel de!" dedi. Rasûlüllah'ın (s.a.v.) emriyle şöyle cevap verdiler: "En büyük Allah!" "Bizim Uz-za'mız var, sizin Uzza'nız yok." deyince de yine Rasûlüllah'in (s.a.v.) emriyle: "Allah, bizim Mcvlâmızdır, sizinse M evlânız yok!" dediler.
[363] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/18-21.
[364] Ayrılığın her türü kötüdür. Savaş alanında olanı ise en kötüsüdür. Bunun için Allah: "Ey inananlar, bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz. / Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin, birbi-rinizle çekişmeyin! Yoksa korkuya kapılırsınız, devletiniz gider...(Enfal Suresi, 45-46)
[365] Göstergesi, müslümanların bugünkü ve dünkü halleridir. Dininden yüz çevirerek, hükümlerini ihmal ederek, mezhep taassubu yaparak, bölünmeye ve ayrılığa razı olarak Allah ve Rasûlü'nden yüz çevirdiler de .başlarına gelen geldi.
[366] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/21-23.
[367] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/23-24.
[368] Ebû Talha, Zübeyr ve Enes anlatmıştır: "Bizi bir uyku kapladı ki, birilerimizin elinden kılıcı düşüyordu da, eğilip yerden alıyordu."
[369] Çünkü münafıklar kadere inanmıyorlardı; mutlaka kurtulmak istiyorlardı ve ganimeti kaçırdıkları için çok üzülüyorlardı. Bütün bunlar endişe ve gammı gerektiren şeylerdir.
[370] Bize bir söz hakkı lanınsaydi da dediğimize itibar edilseydi.
[371] Tabii tedbir almak, bizden istenen bir şeydir. Allah:
"Ey iman edenler, (uyanık bulunup) korunma tedbirlerini alın!" (N
[372] Bu âyette, bozgunun gizli sebebi açıklanıyor: Rasulullah'ın (s.a) emrine aykın davranmak.
[373] İstezelle; ayaklarını kaydırmak istedi, anlamına gelirse de, burada "günaha itip
düşürdü" anlamınadırNSin ve ta ise, istedi anlamına taleb için değil, pekiştirmek için gelmiştir.
saba çekmemiştir. Allah, Gafûr'dur, Halîm'dir.
[374] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/24-26.
[375] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/26-27.
[376] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/27.
[377] İçlerinden bir grubu azarladıktan sonra, Allah'ın hem firar edenleri hem de etmeyenleri kapsayacak şekilde "mü'minler" diye hİtab etmesi iltifattır.
[378] Allah, onlara şunu bildirdi: İster kendiliklerinden ölsünler, isterse düşman tarafından öldürülsünler, dönüşleri Allah'adır ve kendilerini, Allah, yolunda savaştıklarından ve sefere çıktıklarından dolayı ödüllendirecektir.
[379] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/27-28.
[380] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/28-29.
[381] Buhari'nin rivayetinde yer aldığı şekliyle, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Tevrat'ta kayıtlı özelliği şu idi: "O katı, sert değildir. Çarşılarda bağıra çağıra konuşmaz." Katı kalpli demek, şefkati az, merhameti kıt demektir.
[382] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/29-30.
[383] Hz. Peygamber (s.a.v.) Uhud'da kaçanlara sert bir tavır takınmamış, yumuşak davranmıştı. Allah-u Teâlâ, bunun kendisinin Rasûlü'nü muvaffak kılmasıyla olduğunu bildiriyor.
[384] Savaşta geri döndükleri için utandıklarından, ihtişam ve heybetinden irkildik-lerinden sana yaklaşamıyorlar. Sahabe böyle idi.
[385] Burada bir sıralama var ki amaç şudur: İlk olarak onlarla aranda olan biteni affet, ikinci olarak Rabbleriyle aralarında olup biten için bağışlanmalarını dile. Sonra yapacağın işlerde onlarla istişare et.
[386] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/30.
[387] Şûra (danışma), şeriatın kaidelerinden ve önemli hükümlerindendir. Din ehli ve âlimlerle istişare etmeyenin azli (görevden alınması) farzdır. "İstişare eden pişman olmaz, kendi görüşünü beğenen şaşırır." denmiştir. Allah Rasulû de (s.a)İstişare eden pişman olmaz, istihare eden yanılmaz, tutumlu davranan fakir olmaz." buyurmuştur.
[388] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/30-32.
[389] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/32.
[390] "Yesullc" Hafs'ın, "yuğalle" ise Nafi'in kıraatidir.
[391] Müslim, Ebu Hureyre'dcn aktarıyor: "Rasûlüllah (s.a.v.) bir gün kalkıp, ganimetten çalmayı anlattı. Öyle önem verdi, öyle büyüttü ki... Sonra: "Sakın ha birinizin, kıyamet günü boynunda böğüren bir deve ile geldiğim görmeyeyim. Bana: Ey Allah'ın Rasûlü, bana yardım et! der. Ben de: Senin için hiçbir şey yapamam. Sana haber vermiştim, derim." buyurdu. Sonra kısrağı, koyunu ve yamalık kumaş parçasını da saydı."
[392] Cehennemlikler değişik derecede, cennetlikler de değişik derecededirler.
[393] Hz. Aişe (r.a): Bu, Araplara hastır. "İçlerinden" kelimesinden anlaşılan Arap ırkıdır derken, bazı müfessirler bunun her mü'mini kapsadığını, "içinizden" derken insanlığın kastedildiğini söylerler.
[394] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/32-34.
[395] Defili, Hz. Peygamberin (s.a.v.), Hayber Savaşında şal çalan kimse hakkındaki
şu hadisidir: "Vallahi, Hayber savaşı'nda daha paylaştırılmadan ganimet malları arasından çalman şal, çalan kimsenin üstünde ateş olup alev-alev tutuşacak.' Bu tehdidi duyan bir sahabi, Allah Rasûlü'nc (s.a.v.) bir veya iki terlik kayışı getirince, Rasûlüllah (s.a.v.): "Cehennemden bir veya iki kayış!.." buyurdu. (Malik, Muvatta)
[396] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/34-35.
[397] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/35-36.
[398] Esir almak da düşmana zarar sayılır. Çünkü, esir alan onu savaştan etmiştir. Bu sebeple Allah: "Halbuki siz iki kat zarar vermiştiniz..." buyurmuştur.
[399] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/36-37.
[400] İmtihan iki aşamalıdır, a) Günahlardan dolayı, b) Derecelerin yükselmesi.
[401] "Korunma tedbirlerinizi alın!" (N
[402] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/37-38.
[403] Ebu Davud. sahih sencdle aktarır. İbn Abbas anlatıyor: Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kardeşleriniz Uhud'da şehid edilince, Allah ruhlarını cennetşj- ırmaklarından içen, meyvalarindan yiyen, Arş'm gölgeliğine asılı altın kandil-lere konan yeşil kuşların kursağına koydu. Tatlı yiyimi, hoş içimi ve güzel makamı görünce: Cihaddan geri durmamaları, savaş sırasında yılgınlık gösler-Si memeleri için kardeşlerimize, cennette rızıklandınlmakta olan diriler olduğumuzu kim haber verir?" dediler. Allah -sübhanehu-: "Ben haber veririm!" buyurdu ve "Sanma ki..." ayetini indirdi."
[404] Şehid'in faziletine dair şu haberler gelmiştir: Allah-u Teâlâ. borcu hariç.
işlediği her günahı bağışlar. Delili şu hadistir: "Allah yolunda öldürü!cn(in ölümü), borç hariç herşeye keffaret olur. Cebrail (a.s) az önce bana böyle söyledi."
[405] Tirmizi rivayet edip "sahihtir" demiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyur-
muştur: "Şehid'in Allah katında altı özelliği vardır: 1) Bağışlar, 2) Ccn-net'teki yerini görür, 3) Kabir azabından korunur, 4) "O en büyük korku"dan emin olur. 5) Başına dünyadan ve dünyada bulunanlardan daha hayırlı yakuttan bir vakar tacı giydirilir, 6) Yelmişiki huri ile evlendirilir ve akrabasından yetmişine şefa'at eder." (Ehbiya Suresi, 103).
[406] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/38.
[407] Kâfirlerle müslümanlar arasındaki bir savaşta şehid olan kişi, Buhari'deki hadisle geçtiği gibi ne yıkanır, ne de cenaze namazı kılınır. Hadis şudur: "Onları kanlarıyla defnedin!" Yani Uhud şehidlerini... Hz. Peygamber (s.a.v.) onları yıkamamiştır da... Yıkanmayiş hikmetlerinden biri de, kanlarının kıyamet günü misk kokusu gibi gelmesidir.
[408] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/39.
[409] "... çağrısına uyanlar..." âyeti Eşheloğulları'ndan iki kişi hakkında inmiştir. Çokça yaralanmışlar (ama yine de), birisi arkadaşına dayanarak Rasûlüllah'la (s.a.v.) beraber HamrâuSescd'e kadar gitmişlerdi.
[410] Sahih isimli hadis kitaplarını tasnif edenler rivayet etmiştir. Urve b. Zübeyr anlatıyor: Mü'minlcrin annesi Hz. Aişe (r.a), Urve'yc şöyle demiş: "Senin babaların, yara aldıktan sonra, yine Allah'ın ve Rasûlü'nün çağrısına uyan-lar'dandır. Hz. Aişe babaların, sözüyle Zübeyr ile Ebııbekir'i kastediyordu. Çünkü Hz. Ebubekir, Urve'nin anne tarafından dedesi idi, Zübeyr de babası.
[411] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/39-41.
[412] Çünkü, Huzâ'a kabilesi. Rasûlüllah'ın (s.a.v.) müttefiki ve sırdaşı idi.
[413] Buhari, İbn Abbas'tan rivayet eder: Allah-u Teâlâ'ntn, "Onlar ki halk kendüc-rinc"den başlayıp "O ne iyi vckildir"e kadarki ayetindeki sözü, İbrahim Halil (a.s) ateşe atıldığında söylemiş; Hz. Muhammed de (s.a.v), kendilerine, "insanlar sizin için ordu topladı!" dendiğinde söylemiştir.
[414] İmanlarını artıran şey, insanların "insanlar sizin için (çarpışmak üzere) ordu topladı" demeleridir. İman artar ve eksilir mi? Bu konudaki ihtilaf eskilere dayanır. Kitab ve sünnet delillerine dayanan görüş, imanın güçlenip zayıfladığı şeklindeki görüştür. İman güçlendiğinde, iyilikleri işleyip kötülükleri bırakmak suretiyle mü'minin itaatteki ameli artar. Zayıfladığında ise, Salih ameli azalıp, kötü ameli artar. İmanın güçlü ve zayıf oluşunu, ona ilişkin iki şey, üaal ve isyan gösterir.
[415] "Dostlarından korkutuyor"un anlamı, şeytan mü'minieri kendi dostlarıyla, yani müşriklerle korkutuyor, demektir. Bunu, Ebû Süfyan'ın, köklerini kazımak ve silip süpürmek için tekrar üzerlerine yürümeye karar verdiğini söyleyerek mü'minleri korkutması İçin (Ebû Süfyan'm) kiraladığı Naim b. Mes'ud'un diliyle yapmıştır.
[416] Allah'ı an korkmayı, Allah emretmiştir ve her mü'mine farzdır. Aslı şudur: Kulun azab olunmaktan korktuğu şeyi terk etmesidir. Denilmiştir ki: Allah'tan korkan, ağlayıp gözlerini silen değil, ama ancak azab olunmaktan korktuğu şeyleri terkederhkimsedir.
[417] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/41.
[418] Şeytan cinlerden ve insanlardan olur. Cinlerdense, korkutması vesvese vasıtasıyla olur. İnsan şeytaniardansa, onun korkutması da nasihat (Öğüt) gibi gözüken, aslında hile ve aldatmaca olan lafla olur.
[419] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/41-44.
[420] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/44-45.
[421] Nafi, "Lâ yahzunuhumul fezul ekber" (Enbiya/103) deki âyet hariç, Kur'an'da-kileri hep "yuhzinu" okumuştur. Alimlerin çoğunluğu ise hep "yahzunu" okumuşlardır. Kâfirlikte yarışanlar münafıklardır, yahut, Kureyş kâfirleridir, veya, yahudilerdir, şeklinde söylenmiştir. Lafız, bunların tamamını kapsar. Çünkü bu üç gruburKtamamı yardım ederek, kâfirlikte ve kâfirlikle amel ederek küfürde yarışıyordu.
[422] "Allah'a hiçbir zarar veremezler." Ne zâtına, ne dînine, ne mülküne, ne gücüne ve ne de Peygamberine... Müslim'in rivayel ettiği kudsi hadiste geçer: "Kullarım! Bana zarar verme gücünüz yok ki zarar veresiniz... Fayda verecek gücünüzde yok ki fayda veresiniz!.."
[423] "Allah'a hiçbir zarar veremezler..." lâfzını pekiştirip vurgulamak için tekrarladı ki. münafıklar ve kâfirler Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) ve düveline herhangi bir zarar verebileceklerinden umudu kessinler... Ayetteki "şey'en" kelimesinin anlamı, Allah'a ne az, ne de çok hiçbir zarar veremeyeceklerdir, şeklindedir.
[424] İmlâyı, yani mühlet vermeyi, uzun ömür ve bol nzık olarak tefsir etmişlerdir. İhmal etmeyip süre tanıyarak cezalandırmakta acele etmeme şeklinde izah etmişlerdir.
[425] Delili, İbn Mes'ud'un (r.a) şu sözüdür: İyi veya kötü hiçbir kimse yoktur ki ölüm onun için daha hayırlı olmasın. Çünkü iyi kimse ise, Allah-u Teâlâ "Allah katında olanlar, iyiler için daha hayırlıdır." buyurmuştur. (AI-i Tmran Sûresi, 198), kötü kimse ise: "Onlara süre veriyoruz ki günahlarını artırsınlar" (178. ayet) buyurmuştur. Erken ölen şahıs böylece fazla günah işlememiş olur.
[426] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/45.
[427] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/45-46.
[428] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/47-48.
[429] Rivayet olunur ki bu ayet, mü'minlerin mü'minle münafığı birbirinden ayıracak bir belirti istemeleri üzerine inmiştir. Allah-u Teâlâ şöyle cevap vermiştir: Jvlü'minleri, bulundukları hal üzre, münafıklarla karışık vaziyette bırakmak O'nun şanından değildir. Allah, yapmakla veya yapmamakla mü'minin münafıktan ayrılacağı yasalar ve yükümlülükler indirecektir.
[430] İtibar, gaybı bilmek değil, cehennemden kurtulup cenneti kazanmaktır. Buna göre, gaybı bilmeyi islemekten vazgeçip kurtuluşunuzu ve mutluluğunuzu gerçekleştirecek şeylere yönelin.
[431] Buhari, Ebû Hureyre'den (r.a) rivayet etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.): "Kim ki, Allah kendisine mal ihsan eder de zekâtını vermezse, (malı) onun için gözleri üstünde iki siyah benek bulunan kel bir yılana dönüştürülür de kıyamet günü kendisine dolanıp, çene kemiklerini -yâni avurtlarını- ısırır; sonra: "Ben senin malınım! ben senin hazînenim!" der." buyurdu. Sonra "Cimrilik edenler zannetmesinler ki..." âyetini okudu.
[432] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/48.
[433] "Altın ve gümüşü yığıp da, onları Allah yolunda sarfctmeyenler var ya. işte onlara acı bir azabı müclele! O gün cehennem ateşinde bunların üzeri ısıtılıp pullanır. Bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır. "İşte nefisleriniz için yığdıklarınız. Yığdıklarınızı tadın!" (denir.)" (Tevbe/34-35).
[434] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/48-49.
[435] Alev'e "harik" denir. ÇÖnkü ateş, alevi de başkasını da kapsar.
[436] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/49-51.
[437] Bakara Sûresi, 145.
[438] İsrailoğullarmın dershanesi.
[439] Peygamberleri. "Niye peygamberleri öldürdünüz?" diye haklarında âyet inen kimselerin kendileri değil, ataları öldürmüştü. Ama bunlar, alalarına ve yaptıklarına razı olmuşlardır.Onlar da peygamberleri öldürenler gibidirler. Çünkü bu isyana, günaha razı olmuşlardır. Anlatılır ki, bir adam Şa'bi'nin yanında Hz. Osman'ın öldürülmesini övdü. Şa'bi ona: "Sen de Osman'ın canına (öldürülmesine) ortak oldun!" dedi. Onun öldürülmesine razı olmasını öldürme saydı.
[440] Kurtubi, Kelbi'den rivayet eder: Bu âyet, Ka'b b. Eşref, Malik b. Sayf, Vehb Yahuda ve Finhas b. Azriya'ya cevap olarak inmiştir. Hz. Peygambere (s.a.v.)gelip: "Allah'ın seni bize peygamber gönderdiğini mi iddia ediyorsun? Halbuki O. bize bir Kilab indirmiştir. Orada bize, Allah tarafından gönderildiğini söyleyen bir peygambere ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe inanmamıza and verdi. Bunu yaparsan seni tasdik ederiz." dediler. Allah da bu âyeti indirdi.
[441] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/51.
[442] Eğer Tevrat'la böyle bir hüküm bulunduğuna dâir iddiaları doğru ise, İsa (a.s.) ve Muhammed (s.a.v.) bundan müstesnadır veya bu hüküm İncil'de nesh edilmiştir. Ama Allah-u Tcâlâ'nın cevabı daha fazla delile ihtiyaç bırakmamakladır. Tartışmayı kesip atacak, kesin bir cevaptır. Tevrat metni şöyledir: "Sonunda size İsa ve Muhammed gelecektir. Geldiklerinde, onlara kurbansız îman
edin!"
[443] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/52-53.
[444] Meta'ul-ğurur ,şöyle açıklanıyor: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki: "Vallahi, ahirette dünya sadece birinizin parmağını denize daldırması gibidir.Baksın bakalım ne kadar almış!.." Mela: istifade edilip sonra yok olan şeydir. !Gurura, yani aldanmaya izafeti, daha da s ak in il mas mı gerektirir. Onun için Katade, dünya terkedilmiş bir metadır, sahiplenenleri de helak etmesinden şüphe edilir, demiştir.
[445] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/53-55.
[446] Ölüm halindeki Müslümana şunlar yapılır: Lâ ilahe illallah, demesi telkin e-dilir. Ölüm sarhoşluğunu hafifletmek için Yasin Sûresi okunur. Delili: "Hiçbir ölü yoktur ki yanında Yasin okunsun da ona ölüm kolaylaştınlınasın..." hadisiyle, Ebu Davud'un rivayet ettiği: "Ölülerinizde Yasin okuyun!" hadisidir. Ölünün gözleri kapatılır, yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve müslüman mezarlığına gömülür. Toprağa vermekte ve cenazeyi götürürken acele edilir. Delili: "Cenazeyi götürmekte acele edin. İyi bir kişiyse hayırdır, o kişiyi hayra ulaştırın; değilse serdir, omuzlarınızdan atın!" hadisidir.
[447] İbn Übeyy, Allah Rasûlü'ne (s.a.v.): "Yoluna git de meclisimize (sohbetimize) sıkımı verme!" demişti. Ka'b b. Eşref müslümanlara söven, kâfirleri kışkırtan kasideler söylüyordu. Hatta mü'mine hanımlara gazeller düzüyordu. Onun için Allah Rasûlü (s.a.v.) suikast tertib edilmesine izin verdi. Mu-hammed b. Mesleme ve arkadaşları da (r.a) onu bir suikastle öldürdüler.
[448] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/55-56.
[449] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/56-57.
[450] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/57-58.
[451] Bulıari ve diğer hadis imamları Ebû Sa'id el-Hudri'den rivayet etmişlerdir: Münafıklardan bâzıları, Allah Rasûiü (s.a.v.) savaşa çıktığında, geri duruyor ve Rasûlüllah'ın (s.a.v.) emrine aykırı hareket ederek savaşa gitmeyişlerinc seviniyorlardı. Allah Rasûiü (s.a.v.) savaştan dönünce, mazeret belirtiyor, yemin billah ediyor ve yapmadıkları ile övünmek istiyorlardı. Bu âyet indi. Şu, hadis iniş sebebini açıklamaktadır: "Mervan, şunu sorsun diye bir adamını İbn Abbas'a göndermişti: "İçimizden birisi yaptığına sevinip yapmadığı ile övülmeyi isteyerek azabı hak etse hepimiz azab olunur muyuz?" İbn Abbas şöyle dedi: "Size ne oluyor yahu? Bu, ancak kitap verilenler hakkında inmiştir." Sonra: "Allah kendilerine kitab verilenlerden..." kısmından, "Onlar için acı bir azap vardir"a kadar iki ayeti okudu."
[452] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/58-59.
[453] Muhammed b. Ka'b şöyle der: "Bir âlimin ilmine rağmen, cahilinse cahilliğine
rağmen susması helâl değildir. Allah-u Teâlâ: "Allah, kendilerine kitab verilenlerden söz aldı..." Ve: "Bilmiyorsanız bilenlere sorun!.." (NahI Suresi, 43) buyurmuştur." Hz. Ali de (r.a) şöyle der: "Allah âlimleri Öğretmedikleri için ayıplamadikça, başlarına kakmadıkça, cahilleri öğrenmedikleri için ayıplayıp,
başlarına kakmaz."
[454] Delili, değişik senetlerle gelen şu hadistir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurur: "Kime bir ilim sorulur da gizlerse, kıyamet günü ateşten bir gemle gemlenir." Yine Buhari'nin şu hadisidir: "Kim bir ilmi gizlerse. Allah onu kıyamet günü ateşten bir gemle gemler."
[455] Çöküş, akidesinin ve ahlâkının bozuluşu, yoldan sapış çağlarında mecûsi, yahu-di ve hristiyanlarm hilesi sonucunda müslümanların liderlerinden çoğunun durumu böyledir.
[456] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/59-61.
[457] Hz. Pcyganıbcr'e (s.a.v.) "SubhancllarTın anlamı sorulduğunda: "Allah'ın kötülükten tenzih edilmesidir." buyurmuştur.
[458] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/61-62.
[459] Hz. Peygamberin (s.a.v.)
[460] Bunun dayanağı, Buhari'deki, Hz. Aişe'dcn nakledilen şu sözdür: "Allah Rasû-lü (s.a.v.) her hâlinde Allah'ı zikrederdi." Bundan tuvaletle küçük ve büyük abdest bozma durumunun istisna edilmesi edeptendir.
[461] Göklerin ve yerin yaratılışına; kıyamet, âhircL ceza ve âlemin durumlarına dairoldukça, tefekkür övülmüştür. Allah'ın zatında tefekkür yasaklanmıştır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.): "Mahlûkat hakkında düşünün. Yaradan (Allah) hakkında düşünmeyin. Zira O'nu hakkıyla takdir edemezsiniz!" buyurur.
[462] Muhammed (s.a.v.)--. îbn Mes'ud, İbn Abbas ve çoğu müfessir böyle söylemiş-
tir. Katade ve bazısı, "Kur'an," demişlerdir. Hepsi doğru söylüyor. Hem Kur'an, hem de Rasûlüllah (s.a.v.) bugüne kadar davet edegclmişlir.
[463] Niye, "Bizi iyi olarak öldür," demediler? Büyüklcnmcyerck ve Rablerine karşı tevazu göstererek, O'na kavuşmayı sevdiklerinden Rab'lerine ulaşmaya, O'nun katında melekül-u â'lâ'da peygamberlerle, sıddıklarla, şchidlerle ve salihlerle yaşamaya rağbet ederek: "Bizi iyilerle Öldür!" dediler.
[464] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/62-64.
[465] Buhari ve Müslim aktarır: İbn Abbas, bir
[466] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/64-66.
[467] Emredilen sabır üç yerdedir: 1- İtâalte sabır, 2- İsyanları yapmamada sabır, 3-Belâlara sabır. Korkmadan, kızmadan ama razı ve teslim olarak...
[468] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/66-67.
[469] Bu ayetin iniş sebebi hakkında rivayet olunmuştur: Müslümanlardan bazıları:"Biz açlıktan ölüyorken, şu kâfirlerin ticaretleri, malları ve ülke seyahatleri var..." dediler de hemen ayet indi.
[470] Buhari ve Müslim'de yer alır. Nccâşi ölünce, Hz. Peygamber (s.a.v.) ölümünü ashabına haber verdi ve: "Habeşistan'daki bir kardeşiniz ölmüştür. Cenaze namazını kılın!" buyurdu. Musalla'ya çıktı, onlara saf tutturup Necâşi'nin gıyabında cenaze namazını kıldı. Enes b. Malik'ten birçok hadis imamı rivayet etmiştir: Necâşi vefat edince Allah Rasûlü (s.a.v.): "Kardeşinize istiğfar dileyin." buyurdu. Bazıları: "(Rasûlüllah) bize Habeş ülkesinde bir acem kâfirine istiğfar dilememizi emrediyor." dediler de hemen: "Ehl-i Kitab'tan öyleleri vardır ki..." ayeti indi.
[471] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/67-69.
[472] Murâbeta: Kâfir düşmanın baskınlarından korumak için
müsiümanlann sınır boylarında nöbet beklemesi demektir. Nöbet beklemenin
fazileti büyüktür. Pek çok hadis vardır. İkisini zikretmekle yetiniyoruz.
Buhari rivayet eder: "Allah yolunda bir günlük nöbet, dünyadan ve
içindekilerden daha hayırlıdır." Müslim rivayet eder: "Bir gün bir
[473] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 2/69.
İslami Okul Okulların En Önemlisi